Suriye’nin Geleceği
823 Okunma, 3 Yorum
Mahir Kaynak - Star
Süleyman Karagülle

07/09/2013

-Suriye’yi devlet yapan sermaye idi. Rusya’daki uygulama sonucu sermaye etkisiz hale getirildi.

-1973 de MSP-CHP koalisyonu oluştu. Humeyni solcularla ittifak yaparak devrim yaptı. Gorbaçov sosyalizmi din düşmanlığından çıkardı.  Rejimler dengesi yıkıldı. İslam ülkeleri İslamlaşmaya başladı. Suriye direniyor.

 

-Suriye’deki olanların Esed’la sınırlı tutulması yanlıştı. Plandaki geleceğe ve palanın gerçekleşmesine bakmak gerekir.

-Sermaye üçüncü Cihan savaşını çıkarmak istiyor. Türkiye ile İran’ı, ABD ile Rusya ile kapıştırmak amacıyla Suriye olayları oluyor.

 

-1991’deki tahminim Irak bölünecek kuzey Türkiye’nin, güney İran’a yakın olacak. Suriye tasfiye edilecek ABD’nin etkisinde olacak.

-Gelecekte ulus devletler olacak. Bir devletin nüfusu 30 ile 100 milyon arasında olacak. Arabistan ve Yemen birleşecek. Irakla körfez devletleri birleşecek. Suriye ve Lübnan birleşecek. Ürdün devlet olmaktan çıkıp bölüşülecek.  Türkiye nüfusu yüz milyonu aşınca ikiye ayrışacak. Kafkasya’nın üç devleti birleşecek. Orta Asya devletleri birleşecek. Rusya, Çin, Hindistan, ABD Avrupa birliğine benzer devletlerden oluşacak.

 

- Önce din siyasi hedefleri kullanacak sonra devletler insanlık ilkelerine dayanacak.

-Gelecekte ulus devletler olacak. Hakemlerden oluşan yargının denetiminde barış içinde yaşayacaklar. Savaş hakem kararlarını kabul etmeyen devletlere karşı, kuruluşlara karşı yapılacak.

 

- Suriye’de Baas rejimini ABD kurdu. Türkiye’ye bu rejimi askerler önledi.

-Suriye’deki Baas rejimini sermaye ABD’ye kurdurdu. Türkiye’de de benzer bir rejim getirilmek istendi. Askerlerin yüksek siyaseti ile o günler geride kaldı.

 

- Dünya iki bloğa ayrılmış, göstermelik çatışma ile denge kuruluyordu. Çin ve AB hesapta olmadan yeni güç oluşturdular.

-Avrupa birliği barış yoluyla oluşmakta olan bir birlikti. Önü açıktır. Türkiye istiklal savaşını böyle yaptı.  Rusya sosyalizmi bıraktı, Adil Düzen’i kabul etmeye en müsait ülkedir. Arkasından Çin gelir.  

 

-Sovyetler tasfiye edilince Rusya tehdit olmaktan çıktı, normal devlet oldu.

-Sovyetlerin yıkılmasından sermaye çok rahatsız oldu. Yeni denge aramaktadır. Müslümanları kışkırtıp huzursuzluklar oluşturma sonra Çin ve Rusya’yı bir kefeye, AB ve ABD’yi de başka kefeye koyarak savaş dengesini sürdürme amacındadır. Başaramayacaktır.

 

-Esed iyi siyaset yaptı. Kimyasal silahı önlemeliydi.

-Devlet devletse isyan eden halkına karşı her türlü silahı kullanabilir. Rusya da Kafkaslarda böyle silah kullandı. Uluslararası kurallar uluslararası geçerlidir. İç düzeni sağlamada kurallar ulusal kanunlardır.

 

NOT: Yazıda yer alan italik ifadeler Süleyman Karagülle’ye aittir.

 

YORUM:

 

Suriye’nin Geleceği

Mahir Bey Suriye’nin geleceği sorusunu sordu ama cevaplayamadı. Bugünkü savaş sermaye ile etkin devletler arasındadır. Sermeye etkin devletlere karşı mağlup olacak. Ama etkin devletler askeri üstünlüklerini kaybedeceklerdir.

Birleşmiş Milletler İnsanlık adı altında değişecek. Birleşmiş milletlerin parlamentosu olacak. Bu parlamento dünyadaki, barışçı devletlerdeki üniversitelerin rektörleri tarafından atanan ilim adamları oluşturacaktır. Rektörler halkın biatı ile rektör olacaklardır. İlmi dayanışma ortaklıklarının sorumlularıdır.

 

İnsanlık parlamentosu, insanlığa ait yasaları oluşturacaktır.Bu yasalar insanlığa ait yerlerde uygulanacaktır. Ulusların ülkelerinde geçerli olmayacaktır. Yeryüzü; Güney Amerika, Kuzey Amerika, Afrika, Avrupa, Çin, Hindistan ve Avustralya ve Adalar olmak üzere 7 topluluğa ayrılacaktır. Bunlar Avrupa Birliği’ne değil, Avrupa Topluluğu’na benzeyen topluluklar oluşturacaklardır.

 

Türkiye ve Suriye’nin bulunduğu orta doğunun kaderi belli değildir. İki çözüm vardır.

1- Türkiye, İran, Arabistan, Rusya, Irak ve Suriye, İsrail ülkelerinin katıldığı bu gruba Sibirya ve Orta Asya da dâhil olacaktır, sekizinci topluluk oluşacaktır.

2-Yahut Ural Dağları, Hazar Denizi, Gürcistan ile bölünmüş merkezi İstanbul olan Avrupa oluşacaktır.

Burada kritik rolü oynayacak Rusya’dır. Rusya Sibirya’yı bırakmak istemezse  İran ve Türkiye ile anlaşarak bir Ortadoğu topluluğu kurabilir.

3- Durum nasıl olursa olsun, Irak ayrı bir ulus olarak devlet olmaya devam edecektir. Suriye ayrı devlet olarak varlığını sürdürecektir.

4- Mekke insanlığın manevi merkezi olacak. İnsanlık Üniversitesi orada kurulacak. İstanbul ise ekonomik merkez olacaktır. Türkiye hükmeden devlet olmayacak, Adil Düğen örneği bir devlet olacaktır.

Suriye Arapça konuşacak, bir İslam devleti olacak. İşler bağımsız olacaktır. Esed’in gitmesi veya gitmemesi şartı yoktur.

1960’larda Akevleri kurduğumuz zaman hedefimiz bir sitede İslami hayatı yaşamak idi. Beklemediğimiz olaylar oldu.

1) Arsayı zor alabilirsiniz derlerken, bir ay içinde kooperatifi kurduk, arsayı aldık.

2) Nurcular ve Süleymancılar destekledi. Birden büyümeye başladık.

3) Milli görüş partisini kurduk.

4) Bu gün dünyada okulları ile süper organizasyon yapanlar Akevler’den çıkmıştır. Anayasa ile iktidar olan Milli Görüş Akevler’den çıkmıştır. Adil Düzen Akevlerde hazırlanmıştır. Şimdi, Adil Düzen’e göre anayasa çalışmalarını yapmaktayız.

Çok yakında, Türkiye’de Adil Düzen’i benimseyen bir parti iktidar olacak ve çok yakında insanlık Adil Düzen anayasasını fevc fevc kabul edecek.  Suriye sorunu böyle çözülecektir. Arap baharı böyle çözülecektir.

 

 

Süleyman Karagülle


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
10.09.2013
08:41

Kuzuluk Buluşması Sonuç Bildirgesi HAYRETTİN KARAMAN,

Yeni Şafak, 7-8.09.2013 İki yazıda bütününü vereceğim bu bildirgede Anadolu Platformu kendini de tanıtmış oluyor. - 21. Yüzyıl'ın ilk çeyreğinde değişen bir dünya ve değişen bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Bu büyük değişime hep birlikte şahitlik etmekteyiz. - Bir kriz ve kaos döneminden geçmekteyiz. 20. Yüzyıl'ın başında emperyalist devletler tarafından açılan parantez kapanmaktadır. İslam dünyasını parçalayan, bölen ve Müslümanları birbirine düşman kılan Sykes-Picot Sözleşmesi'ne dayanan düzen miadını tamamlamış görünmektedir. Coğrafyamıza kondurulan gayrimeşru gecekondu devletlerde yaşanan diriliş, direniş ve devrim hareketleri, emperyalist güçleri ve kukla rejimleri derinden etkilemekte ve insanlığa yeni bir dirilişi muştulamaktadır. Bu devrimlere 'Batı'nın ya da ABD'nin oyunudur' demek, tarihsel süreci doğru okuyamamak ve bu güçleri kadir-i mutlak görmek anlamına gelmektedir. Unutmamak gerekir ki büyük güçler(!) engelleyemedikleri değişimleri yönlendirmeye çalışırlar. Yaşanan da budur. Bu dönemde yaşayabileceğimiz kısa vadeli başarısızlıklar uzun süreli hedeflerimize ulaşmamızı engelleyemeyecektir. - Bu değişim süreci bilinç ve basiret üzerine bina edilmiş mücadelelerden geçecektir. Ortaya çıkan bir gerçek var: Batı merkezli dünya sistemi insanlığa refah ve fayda değil; kaos ve zulüm getirmiştir. - Modern devletler sahip oldukları imkânları -daha özelde medya ve iletişim aygıtlarını- bir savaş aracı olarak kullanmaktadır. Bu yöntemlerle yeni zihin kodlarımız oluşturulmaya çalışılmakta travmatik bir yenilgi psikolojisine sürüklenmemiz istenilmektedir. - 20. Yüzyıl'da dizayn edilen yönetimler çatırdamakta, Hakk ve halktan uzak iktidarlar devrilmektedir. Aslında yaşadığımız bu kriz, siyasi olmakla birlikte daha çok düşünsel bir krizdir. Bu krizin çözümünü farklı yapı ve odaklarda değil; kendi değerlerimiz ve topraklarımızda aramalıyız. - Artık yeni bir ihya ve inşa dönemindeyiz. Değişim kaçınılmazdır ve değişim; yıkım değil yeni bir başlangıçtır. Tarihteki en büyük değişim ve gelişim süreçleri büyük kaosların, acı ve gözyaşlarının ardından yaşanmıştır. Bu süreç yeni çözümleri de bünyesinde barındırmaktadır. Unutulmamalıdır ki değişim zordur ve bedel ister. Değişimin öncüsü olmak en çok Müslümanlara yaraşır. - Toplumsal iradeye dayanmayan hiçbir değişim meşru değildir. Elçiler, mesajlarını gönderildikleri toplumun diliyle ulaştırmışlardır. Bize düşen ise sözümüzü söyleyeceğimiz topluma o toplumun diliyle gitmek ve onlarla iletişimimizi kuvvetlendirmektir. - Ezilen, zulüm gören bir milletin haklarına kavuşması için mücadele etmek, inanç değerlerimizin bizlere yüklediği bir sorumluluktur. Kuru diplomasinin dilini kullanan değil gönülden gönüle konuşan Müslümanlar çözümün merkezi olmalıdır. - Bugünü anlamak için geçmişe bakmalıyız. Çünkü geçmişe bakarak anlar, geleceğe bakarak yaşarız. Eski ve yeniyi çatıştırmadan, yeni sorunlara yeni çözümler önererek hikmet eksenli hareket etmeliyiz. Büyük ve küresel düşünmeliyiz. Geleceğe yönelik tasavvuru olmayanlar bugünü dönüştüremez, geleceği de şekillendiremez. - Değişmez olan ilkelerdir. İnsanlar ve kurdukları sistemler geçicidir. Bu anlamda bugün insanlığı kuşatan kapitalizm, siyasal alanda dayatılan demokrasi ve ulus devlet anlayışı yerine daha adil çözümler sunabiliriz. Geçmişte Müslüman toplumlar insanlığı adalet ve merhamet iklimiyle buluşturmuşlardı. Bugün de bu buluşmayı yeniden sağlayabilirler. - Bütün insanlığın kurtuluşu olmayan hiçbir şey, bizim de kurtuluşumuz olmayacaktır. Bu çerçevede nebevi misyon başkasının dertleriyle dertlenebilmektir. İslam'ın sabitelerinden sapmadan yenilikleri takip etmeli ve değişimin öncüsü olabilmeliyiz. İslam'ın en önemli değişmezlerinden biri de 'sürekli hareket' halinde olmaktır. Kuzuluk Buluşması Sonuç Bildirgesi (2) Din ilahidir, değişmez. Dini yorum ise içtihada bağlıdır ve değişkendir. Bu anlamda dinin kendisi ile dini yorumu birbirinden ayırt etmeliyiz. İslam'ın tabiiliğini bozan, aşırıya kaçan siyasal bir dilin kullanımı doğru değildir. Müslümanlar farklı dini anlayış ve yorumlara sahip olabilirler. Bu, ümmetin birliğine halel getirmez. İslam dünyasının birliğini yeniden tesis edebiliriz. Bunun için kapsayıcı ve çağdaş bir sisteme ihtiyaç vardır. Dünyanın neresinde olursa olsun kendisini İslam ailesinden sayanlar, birbirinin düşmanı değil kardeşleridir. Müslümanlar olarak bu hedefi hemen gerçekleştiremezsek de görece iyiye sahip çıkmalıyız. Başarı odaklı değil istikamet üzere olmalı, kardeşlik hukukuna riayet etmeliyiz. İslam ümmetinin yeniden inşasında ve ulusal-küresel zulüm sistemlerinin sona erdirilmesinde 'Yeni Türkiye' stratejik bir konumda bulunmaktadır. 2007'den itibaren yaşadığımız süreç Yeni Türkiye'nin böyle bir ufka sahip olduğunu göstermiştir. Bu durum aynı zamanda Türkiye'yi küresel güçlerin hedefi haline de getirmiştir. Gezi Parkı olayları bu emperyalist saldırılardan biridir ve bu türden girişimlerin devam edeceği de anlaşılmaktadır. İnandığı değerler üzerinde yürüyecek olan Yeni Türkiye'de, gençler ve kadınlar büyük rol alacaktır. Kadınları ve gençleri ihmal eden hiçbir tutum ve hareket başarıya ulaşamaz. Dünyayı değiştirme ufkuna sahip olan herkes gençtir. Gençlik bir dönemin adı değil bizi geleceğe taşıyacak bir ruhtur. Kendine güvenen, araştıran, üreten, duyarlı, inançlı, zaman ve mekâna yön verme gücünü hisseden örgütlü bir gençlik yeni Türkiye'nin en büyük sermayesidir. Örgütlü değilseniz özgür değilsiniz, sadece kalabalıksınız. Özgürlüğümüzün teminatı örgütlülüğümüzdür. Denetim ve disiplin toplumundan çıkıp özgürlük toplumuna geçmek gerekir. 21. Yüzyıl'ın ihtiyacı özgür toplumlardır. Özgürlüğünü İslam'dan almayanlar merhametli olamazlar. Bu yüzden Yeni Türkiye'yi inşa edenler adalet ve merhameti merkeze almalıdırlar. Bu adalet ve merhamet ikliminin oluşmasında sivil kuruluşlara büyük sorumluluklar düşmektedir. Sivil yapılar, içinde yaşadığı topluma can verdikçe yaşayabilir. Gelinen süreci daha ileri taşımak için, farklılıklar içinde bir arada yaşama konusunda sivil hareketlere önemli görevler düşmektedir. Bir sivil hareket olan Anadolu Platformu kadim, modernite, küreselleşme süreçlerinden geçen bu tarihi misyonun icrasında hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış ve kaçınmayacaktır. Sekizincisini gerçekleştirdiğimiz Anadolu Buluşması bu sorumluluğun ve inancın göstergesidir. Çağın idrakini doğru okuyarak daima İslam'ın sabiteleri üzerinden bir yenilenme hali içerisinde olan Anadolu Platformu, Yeni Türkiye'nin inşasında sorumluluk almaktan kaçınmayacaktır. Toplumsal ve siyasal sorunların çözümünde aktif rol alacak, hayatın içinden alimler, entelektüeller, liderler için bir ocak olmaya devam edecektir. Hedefimiz göz aydınlığı, yüz akı olan yeni nesillerin inşası ve tüm arzın imarıdır. Mücadelemiz onur, erdem ve adalet mücadelesi olacaktır. Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu.

Reşat Nuri Erol
12.09.2013
07:30

önceki H.Karaman yazılarının devamı...

Anadolu'dan ümmete giden yolda Platform HAYRETTİN KARAMAN

Yeni Şafak, 12.09.2013

Anadolu Eğitim ve Davet Platformu, içlerinde benim ümit bağladığım ve takdir ettiğim Ensar, ÖNDER, İlim Yayma gibilerin de bulunduğu birçok kuruluş ile iş ve gönül birliği içinde çalışıyor. Zihniyet, ilke ve temel görüşlerini iki önemli temsilcilerinin yazılarından aktaracağım. Bu nakiller bize Platform'un niçin ve nasıl farklı olduğunu ve ümmete giden yolu açmada etkili olabileceğini gösterecektir. 'Platform'un Hocası' dediğim Sayın Ramazan Kayan bilgi yönünden iyi yetişmiş, İslâmî kişilik yönünden örnek bir zat. Kitapları içinde kırka yakın baskısı yapılanı var. 'Nebevî Bir Eylem: Davet' isimli kitabında diyor ki: 'Günümüzde İslâmî yapıların davet çalışmalarında farklı önceliklere sahip olmaları bir yere kadar anlaşılabilir… 'İman hakikatleri', 'nefis tezkiyesi', 'direniş bilinci', 'cihad ruhu', 'tevhid ve şirk', 'İslam ahlakı', 'İslam devleti', 'siyasal İslam', 'toplumsal değişim', 'İslami eğitim ve terbiye', 'özgürlük arayışı' vs. konular ekseninde kümelenen davet ve irşad çalışmaları İslam'ın bütünselliği içinde yürütülmediği zaman süreç içinde parça merkezli kemikleşmelere ve kopuşlara neden olmaktadır… Müslümanların var olan enerjileri bu defa birbirine karşı kullanılmaktadır. Anlaşılan o ki, yeni açılımlar için öncelikle kendimizi, özelimizi aşmak lazım… Dünya bizden ibaret değil… Tek doğru da bizimki değil… Bizim doğrumuz da doğrulardan bir doğrudur… Önemli olan, kalkışta önceliklerimiz farklı olsa da ortak hedefe yürüyebilmektir.' (s.210) Platform'un önemli fikir işçilerinden ve koordinasyon başkanı Turgay Aldemir diyor ki: 'İnsanlık diye bir dert ve ıstırabımız olduğu için yüreklerimiz bizi bugün buraya taşıdı. Tebliğ ve davet biz Müslümanların öncelikli vazifesidir. Yapılan işlerin tüm amacı insanları fıtratlarıyla buluşturmaktır… İslam ümmetinin hayırlı vasfı her dönem vasat olmaktır… Aşırı uçlardan ve kutuplardan uzak durmalıyız… Yöntem olmadan hedef olmaz. Bir yürüyüşün kararlılığı ilk adımlarında gizlidir. Bir medeniyetin gücü ise değerlerinde saklıdır. Bu anlamda temel değerlerimiz tevhîd, adalet, özgürlük, meşveret, merhamet, ahlak ve onurdur… Merhum Nureddin Topçu'nun ifadesiyle 'yarınki Türkiye'nin kurucuları yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına geçit vererek sabırlı, azimli ve gösterişsiz, nümayişsiz çalışan ruh cephesinin maden işçileridir…' 'Tevhîdin gereği olarak insanları birleştirici çalışmalar yapmalıyız. Özellikle İslam dünyası için gittikçe büyüyen iki büyük tehlike ile hızla yüzleşmeye doğru gidiyoruz: Milliyetçilik ve mezhepçilik; bu iki unsuru bertaraf edecek olan (şey ise), sözde kalmayan ümmetçilik ve karşılığı olan İslam kardeşliğini ihyadır. Milliyetçilik laikliğin İslam dünyasında Truva atıdır. Mezhepçilik fitnesine karşı 'mezhebi din haline getirmeyen' bir anlayışı güçlendirmeliyiz… Mücadelede birlikte olmasak da dinde kardeş olduğumuzu unutmamamız gerekir. Evet biz bir teşkilatta birlikteyiz, fakat bilmeliyiz ki, beraber olmadığımız ancak dinde kardeş olduğumuz milyonlarca kardeşimiz var. Dinde kardeş olmasak da insanlık ortak paydamız olan milyarlarca insanın olduğu bilinciyle meselelerimize yaklaşmamız gerekiyor. Elimizle ürettiğimiz çalışma modelleri yeniliğe ve dönüşüme, yenilenmeye açık olmalı. İctihadi olan yöntem ve fikirleri mutlaklaştırmadan her daim yenilemeliyiz. Bu buluşma ortamları bizi geleceğe taşımalı, sürekli kendimizi yenilemeliyiz.' Anadolu Eğitim ve Davet Platformu'nu yeterince tanıttım. Merak edilen diğer konular ve canlı takip için sitelerine da bakmak gerekir. Türkiye'de, hatta İslam dünyasında yaşayan ve davet hedefi bütün insanlığı kucaklayan ümmetçi müminleri, bu platforma katkı sağlamaya davet ediyorum. Bir grup içinde vazifenin bir parçası ile meşgul olmak bu katkıya engel olmamalıdır.

Reşat Nuri Erol
12.09.2013
07:46

10 yıllık sır anlaşma ortaya çıktı Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve ABD'li meslektaşı Colin Powell arasındaki gizli görüşmenin tutanaklarına ulaşıldı.

İNTERNET HABER - Gül ile Powell’ın imzaladığı anlaşma şunları içeriyor: İncirlik’teki hastanenin ve diğer Türk askeri hastanelerinin yaralanan ABD askerleri için kullanılması. Kuzey Gözetleme Arama ve Kurtarma Operasyonu kapsamında Türkiye’de olan varlıkların Irak’a yeniden intikali. ABD güçleri için gerekli malzemelerin Türkiye’den Irak’a teslimatı. 1 Mart tezkeresi reddedildikten sonra Dışişleri Bakanı Gül ile ABD'li mevkidaşı Povvell'ın imzaladığı anlaşma birçok iddiaya konu olmuştu. O görüşmenin tutanaklarına ve anlaşmaya Milliyet ulaştı. Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila, o anlaşmanın detaylarını köşesine taşıdı. Tutanaklarda Powell’ın talepleri ile Gül’ün tespit, uyarı ve talepleri yer alıyor. Gül ise tezkerenin geçmemesiyle ilgili "Bu başarısızlıkta iki tarafın da hatalı olduğunu düşünüyorum" dedi ve sonuçta bunun Türkiye'deki demokrasinin sonucu olarak görülmesi gerektiğini söyledi. ABD basınının Türkiye'yi küçük düşürücü hareketlerine de sitem eden Gül, Musul-Kerkük'ün güvenliği ile peşmergelere karşı dikkatli olunması uyarısı yaptı. Türkiye'nin onayladığı ABD talepleri şöyle: a) İncirlik Hava Üssü’ndeki hastanenin ve Diyarbakır’daki gibi bütün diğer Türk askeri hastanelerinin Irak’ta yaralanan ve buradan tahliye edilen Amerikan askerleri için kullanılması b) Kuzey Gözetleme Arama ve Kurtarma Operasyonu (ONW-SAR) kapsamında Türkiye’de olan varlıkların Irak’a yeniden intikali c) Ticari tedarik güzergahı yaratılarak Amerikan güçleri için gerekli lojistik malzemelerin Türkiye’den Irak’a teslimatı A ve b maddelerinde belirtilenlere uygulanacak yöntem Türk Genelkurmayı ile tartışılmalı ve karara varılmalı. C maddesinin uygulanması için gerekli olan prensipler ilişikte yer almaktadır. Bakanlık Büyükelçilik’ten ilişikteki prensiplerin ilgili Amerikalı yetkililerin dikkatine sunmasını ve harfi harfine uymalarının sağlanmasını istemektedir. Büyükelçilik’ten bu notanın ve ilişiktekilerin onaylandığına dair bir nota gelmesinden memnuniyet duyulacaktır. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, ABD Büyükelçiliği’ne en yüksek derin saygılarını iletmektedir.





Sayı: 221 | Tarih: 8.09.2013
Yusuf Kaplan
İlahiyatlardan felsefe derslerinin kaldırılması
Felsefe,selefilik ve Mısır
1137 Okunma
Ali Bülent Dilek
Mehmet Barlas
Gerçekten Beşar barışı ve Tayyip savaşı mı simgel
Önce Demokrasi
1093 Okunma
Tayibet Erzen
Ahmet Hakan
Bir inanmış adam
Faizli düzenin Müslüman köleleri
852 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Mahir Kaynak
Suriye’nin Geleceği
Suriye’nin Geleceği
823 Okunma
3 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Şevket Eygi
Sahte ve Şeytanî Tesettür Konusunda
Günümüzde Normal
786 Okunma
Emine Hocaoğlu
Hüseyin Gülerce
Yapamadık,yaptırmadılar.
Yapmak elimizde.
743 Okunma
Zafer Kafkas