Lütfi Hocaoğlu
Mukayeseli Tefsir 13
Duha Suresi Tefsiri
18.04.2025
2495 Okunma, 0 Yorum

 

 

duha SURESİ

     

 

 

M. Lütfi Hocaoğlu

 

 

 

 

Editör: Tayibet ERZEN

 

 

 

www.akevler.org

 

سورة الضحى

وَالضُّحَى (1) وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى (2) مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى (3) وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْأُولَى (4) وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى (5) أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى (6) وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى (7) وَوَجَدَكَ عَائِلًا فَأَغْنَى (8) فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ (9) وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ (10) وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ (11)

“Yaşatan, çalıştıran Allah’ın doğa ve sosyal kanunlarıyla;

Duhaya ve durgunlaştığı zaman geceye yemin olsun ki Rabbin seni kendi haline bırakmadı ve uzakta durmadı ve senin için sonraki öncekinden hayırlıdır ve ileride rabbin sana verip kullandıracak sen de razı olacaksın. Seni yetim buldu da barındırmadı mı, seni hedeften sapan olarak buldu da rehberlik etmedi mi ve seni darlığa düşmüş buldu da zenginleştirmedi mi? Yetime gelince baskı kurma, dilenene gelince onu uzak tutucu davranışlarda bulunma, rabbinin nimetine gelince, anlat.”

 

 

Sure Hakkında

Adı

Duha

Anlamı

Isı enerjisi veya güneş doğduktan sonraki zaman

Sınıfı

Mekki

Nüzul Sırası

11

Sure No

93

Ayet sayısı

11

Kelime sayısı

40

Harf sayısı

164

 

Sure temelde 2 bölümden oluşmaktadır.

2. Bölüm

1. Bölüm

Ma’tûf

Ma’tûfun aleyh

Cevap

Yemin

فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى وَوَجَدَكَ عَائِلًا فَأَغْنَى

مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْأُولَى وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى

وَالضُّحَى وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى

 

1. Bölüm yemin

وَالضُّحَى وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى

 

1. Bölüm yeminin cevabı

وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى

وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْأُولَى

مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى

 

2. Bölüm Ma’tûfun aleyh

وَوَجَدَكَ عَائِلًا فَأَغْنَى

وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى

أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى

 

Burada üç cümle tek soru harfiyle (أَ) gelmiş olabilir.

وَوَجَدَكَ عَائِلًا فَأَغْنَى

وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى

لَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى

أَ

 

Ancak bu durumda ilk cümle olumsuz cümle iken ikinci ve üçüncü cümleler olumlu cümledir. Bu durumda üç soru cümlesi olur. Başa gelen hemze ikrâr hemzesi olduğu için olumsuz cümleyi olumlu manaya getirir. Örneğin dövdüğün bir adama “Seni dövmedim mi?” demek gibidir. Bu durumda birinci cümlenin anlamı doğru olur. İkinci ve üçüncü cümle olumlu cümle olduğu için olumsuz manaya döner ve mana yanlış olur.

1.Soru: Seni yetim bulmadı da mı barındırdı? (İkrar olarak mana doğru olur)

2.Soru: Seni dalalette bulup da mı hidayet etti? (İnkâr olarak mana yanlış olur)

3.Soru: Seni âil bulup da mı iğna etti? (İnkâr olarak mana yanlış olur)

Bu nedenle buradaki soru hemzesi yalnızca ilk cümle içindir. İkinci ve üçüncü cümleyi etkilemez.

İlk cümle inşa cümlesi olup (soru cümlesi) ikinci ve üçüncü cümle haber cümlesidir. Burada en önemli olan inşa cümlesidir. Soru hemzesi gelmiştir. Amacı soru değildir. İkrar içindir. Karşı tarafa durumunu kabul ettirmek için gelmiştir.

Birinci cümlenin ikrâr olarak gelmesi yetimliğin anne babasızlık olmadığını göstermektedir. Eğer gerçekten anne babasız yetimlik olsaydı ikrara gerek yoktu. Böyle bir yetimlik gayet açıktır. Buradaki yetimlik kimsesizlik anlamındadır. İkrar ettirilme sebebi ise kişinin kimsesiz olduğunu tam olarak kavramamasıdır. Kalabalık içinde desteği olmayan kimse demektir. Zaten arkadan gelen آوَى fiili sonradan korunduğunu, desteklendiğini göstermektedir.

Arkadan gelen iki cümlede ise ikrara gerek yoktur. Çünkü dalalette olup hidayet edildiği ve ail olup iğa edildiği çok açıktır.

Bu üç cümle Peygamber’i ilgilendirirken Peygamber gibi Allah yolunda işe yalnız başına başlayan herkesi de ilgilendirir. Herkes Allah yolunda bir işe başladığında yetimdir yani yalnızdır. Allah onu koruma altına alır. Dalalettedir, ne yapacağını bilemez, Allah ona yol gösterir. Başlangıçta zengin değildir, maddi gücü yoktur, Allah ona maddi gücü de verir. Bu üç cümle Allah yolunda işe başlayan bütün müminler için bir vaaddir.

 

2. Bölüm Ma’tûf

وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ

فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ

Bu üç cümle önceki üç cümleye فَ ile bağlanmıştır. Yani önceki üç cümle ile bu üç cümle arasında sebep sonuç ilişkisi vardır.

İkinci bölümün ilk kısmında 3 durumdan bahsetmektedir:

  1. Yetim olma (Desteksiz ve korumasız olan)
  2. Dalalette olma (Ne yapacağını bilmemek)
  3. Ail olma (İhtiyaç sahibi olmak)

Allah üç cümlede mümine verdiği üç nimete karşılık burada üç görevi yapmasını istemektedir.

  1. Yetime baskınlık kurma
  2. Dilenene uzak tutucu davranışlarda bulunma
  3. Rabbinin nimetini anlat

Sureye genel bir bakış attıktan sonra detaylı inceleyebiliriz.

 

وَالضُّحَى (1)

“Duhaya yemin olsun ki”

وَالضُّحَى

وَ : Yemin vavıdır, harfi cerrdir.

الضُّحَى : “Kuşluk vakti” manasına gelse de etimolojik olarak incelediğimizde kelimenin daha geniş manalar içerdiğini görüyoruz.

Kökün Etimolojisi:

ض: Katlanma (Azalma-artma), ح: Hararet (Sıcaklık), ي: El (Fonksiyon)

Hararetin artıp azalması ile fonksiyonların gerçekleşmesini sağlayan manasında “ısı enerjisi” demektir.

Aşağıdaki tablolarda kelimenin geçtiği bazı ayetlerden örnekler verilmiştir.

GEÇİŞ

MANA

AÇIKLAMA

فَقُلْنَا يَاآدَمُ إِنَّ هَذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقَى (117) إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَى (118) وَأَنَّكَ لَا تَظْمَأُ فِيهَا وَلَا تَضْحَى (119)

Dedik ki: Ey Adem, muhakkak ki bu ikinizi cennetten çıkaracağı için ve senin de üzülmen sebebiyle sana ve eşine düşmandır. Sana orada acıkma ve çıplak olma yoktur. Sen orada kesinlikle susamazsın ve ısınmazsın.

(Taha 20/117-119)

Burada Adem’e Cennette dört durum anlatılmaktadır:

Aç kalmazsın

Açıkta kalmazsın

Susuz kalmazsın

Isıya maruz kalmazsın

أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاءُ بَنَاهَا (27) رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا (28) وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا (29)

Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü mü? Onu bina etmiştir. Boyunu yükseltmiş ve ona bir şekil vermiştir. Gecesini karanlık yapmış, ısısını ortaya çıkarmıştır.

(Naziat 79/27-29)

 

Bu ayette semanın duhasını çıkarttı denmektedir. Semanın ısı enerjisini çıkartması olarak ifade edebiliriz.

 

وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا (1)

Güneş'e ve onun ısısına yemin olsun. (Şems 91/1)

Bu ayette Güneş’e ve onun ısısına yemin edilmektedir.

 

أَفَأَمِنَ أَهْلُ الْقُرَى أَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا بَيَاتًا وَهُمْ نَائِمُونَ (97) أَوَأَمِنَ أَهْلُ الْقُرَى أَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ (98)

Kasabaların halkı; kendileri geceleyin uyurlarken, azabımızın onlara gelmesinden emin mi oldular? Yoksa kasabaların halkı; gündüz oyalanırken azabımızın onlara gelmesinden emin mi oldular?

(Araf 7/97-98)

Burada Duha beyat’ın karşılığında kullanılmıştır. بَيَاتًا zarfının uyku ile ilişkisi, duha zarfının ise oyalanma ile ilişkisi bildirilmiştir. بَيَاتًا beyt yani ev kökünden gelir. Evde uyunulan zamanı içerir. Evde geçirilen zamanı ifade eder. ضُحًى ise gündüz oyalanılan zamanı içerir. Kuşluk vaktidir. Sabah güneş doğduktan sonraki zamanı içerir. Isınmanın başlaması ile bağlantılıdır.

 

وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى (2)

“Ve durgunlaştığı zaman geceye”

وَاللَّيْلِ

وَ : Atıf harfidir, “ve” demektir.

اللَّيْلِ : لَيْل kelimesi ism-i cem-i cinstir. Sonuna ة gelmediği zaman hem cins manasındadır hem de çoğul manadadır. Ya gece cinsini ifade eder ya da geceleri ifade eder. Sonuna ة geldiği zaman tek bir geceyi ifade eder.

 

Kökün Etimolojisi:

ل çobanın sopasıdır; itme ve çekme manasına gelir. ي el demektir; fonksiyonu, işi ifade eder. Ortada olan ي baştaki ل ile güneşi çekme hareketini yapar, sondaki ل ile güneşi itme hareketini yapar.

 

Güneş’e verilen bu manadan sonra Kur’an’da ; لَيْل, نَهَار,شَمْس , قَمَر,فَلَك , تَسْبِيح ve إِلَاج kelimelerinin bir arada geçtiği Lokman ve Enbiya surelerine bakarak bazı astronomik kavramları da öğrenmiş olacağız. Her biri derin manalar içerse de bu tefsirin konusu olmadığından detaylı inceleyemeyeceğiz.

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى

“Allah’ın geceyi gündüze, gündüzü de geceye soktuğunu görmedin mi? Güneşi ve ayı boyun eğdirdi. Hepsi bir süreye kadar akar.” (Lokman 31/29)

 

وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

“O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Hepsi bir yörüngede yüzer”. (Enbiya 21/33)

 

إِيلَاج

KÖK

BAB

MANA

BENZER KÖKLER

ولج

Sülasi 2.bab

Girmek (وُلُوج)

دُخُول

نُفُوذ

وَلَجَ- يَلِجُ

İf’al Babı

Sokmak (إِيلَاج)

سُلُوك

قَذْف

أَوْلَجَ- يُولِجُ

Etimoloji

و : Bağlantı kurmak ل : Yaklaşmak ج : Toplanmak

Bir şeyle bağlantı kurarak yaklaşmak ve orada toplanmak.

Lügat

وُلُوج: Bir ortamdan başka bir ortama dar bir geçitten geçerek ulaşmak.

Kur’an’da geçen وَلِيجَةً (sırdaş) kelimesi için Arapçada şöyle bir kullanım var: فُلَانٌ وَلِيجَةٌ فِي الْقَوْمِ

Araplar bu söylemi, kavimlerine onlardan olmayan biri veya bir şey geldiğinde söylerlermiş. وُلُوج kelimesini دُخُول ve نُفُوذ‘dan ayıran da yabancı bir ortama katılım gerçekleşmesidir.

Arapçada دُخُول ile خُرُوجzıt anlamlı kullanılırlar. Ancak Kur’an وُلُوج’un karşıtı olarak da خُرُوج‘u kullanmıştır. Araplarda رَجُلٌ خُرَجَةٌ وُلَجَةٌ diye bir kullanım varmış. Anlamı ‘bir yere girmesi ve bir yerden çıkması çok olan adam’. Buradan yola çıkarak خُرُوج ‘çıkmak’ manasının genel ifadesidir. دُخُول de ‘girmek’ manasının genel ifadesidir. وُلُوج دُخُول un hiponimidir yani alt kümesidir. دُخُول ‘girmek’ manasının genel ifadesi olarak وُلُوج un hipernimidir, وُلُوج ve نُفُوذ ise hiponimdir.

نُفُوذ : ok, kendisine atılan hayvanı delip geçti manasında kullanılıyor. Daha etkin bir geçiş söz konusu. Bir giriş kapısı olmadan girişi ifade eder.

 

الْقَمَرُ

Ay demektir. قمر kökünden gelmiştir. Dördüncü babdan mastar olarak saf beyaz olmadan bulanıklık içerecek bir şekilde parlak beyaz olmak manasındadır. Bu manadan bulanıklık içererek parlak beyaz olmasından dolayı ıstılahi olarak “ay” anlamında camid isimdir. Erildir. Dünyanın uydusuna ilaveten güneşlerinin ışınlarını yansıtan bütün gezegenlerin uyduları bu isimle adlandırılabilir.

القُمْرَة ve أَقْمَرُ/قَمْرَآءُ: İçinde bulanıklık içeren beyaz renk veya yeşile çalan beyaz renk demektir.

 

Kökün Etimolojisi:

ق: Yoğunlaşma, م: Toplanma, ر: Tekrar

قَمَر kelimesi Kuran’da 27 defa geçmektedir. 26’sında ال harf-i tarifi ile marife olarak gelirken bir tanesinde tenvinle nekre olarak gelmektedir. Gökteki ay için kullanıldığında mutlaka ال harf-i tarifi ile gelmesi gerekmektedir. Bir kere nekre gelmesi ile bu kelimenin yalnızca gökteki ay için kullanılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum en az bir tane daha başka bir manasının olmasını zorunlu kılmaktadır.

تَبَارَكَ الَّذِي جَعَلَ فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُنِيرًا

“Semada burçlar kılan ve onun içinde kandil ve münir kamer kılan tebârük etti.”

 (Furkan 25/61)

Burada قَمَرًا nekredir. Semanın içinde olduğu ifade edilmiştir. Bu ayette güneşten bahsedilmemiş sadece “bir kandil (lamba) ve nurlandıran bir kamer kıldı” denmektedir.

أَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللَّهُ سَبْعَ سَمَوَاتٍ طِبَاقًا (15) وَجَعَلَ الْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا (16)

“Rabbinin yedi göğü tabaka halinde nasıl yarattığını ve ayı onların içine ışık kıldığını ve güneşi kandil kıldığını görmedin mi?” (Nuh 71/15-16)

Bu ayetlerde tabakalar halinde olan yedi semanın Allah tarafından yaratıldığından bahsettikten sonra kamerin o yedi tabaka halindeki sema içinde nur kılındığı, şemsin de lamba kılındığı söylenmektedir.

Burada kamerin 7 tabakanın hangisinde olduğu belirli değildir. فِي ile gelmektedir. Ya da kamer cinsini ifade etmekte ve yedi tabakanın hepsinde olabileceği belirtilmektedir. Bu özelliği elektronun özelliğine benzemektedir.