Lütfi Hocaoğlu
Mukayeseli Tefsir 9
Nasr Suresi Tefsiri
14.12.2023
529 Okunma, 0 Yorum

 

 

NASR SURESİ

MUKAYESELİ TEFSİRİ

 

 

 

M. Lütfi Hocaoğlu

 

 

 

 

Editör: Tayibet ERZEN

 

 

 

 

 

سورة النصر

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ (1) وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا (2) فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا (3)

 

“Yaşatan, çalıştıran Allah’ın doğa ve sosyal kanunlarıyla;

Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde ve insanları Allah’ın düzenine fevc fevc girerken gördüğünde seni eğitenin değerinin yardımıyla yay ve O’ndan bağışlanma iste. Muhakkak ki O tevbeleri çokça kabul edendir.”

 

Sure Hakkında

Adı

Nasr

Anlamı

Yardım

Sınıfı

Medeni

Nüzul Sırası

114

Sure No

110

Ayet sayısı

3

Kelime sayısı

19

Harf sayısı

76

 

Bu sure iki cümleden oluşmaktadır:

Birinci cümle: إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ

Cevap cümlesi

Şart cümlesi

Ma'tûf
Emir fiil cümlesi

Atıf
harfi

Ma'tûfun aleyh
Emir fiil cümlesi

Fâ-u
cevabiyye

Ma'tûf
Fiil cümlesi

Atıf
harfi

Ma'tûfun aleyh
Fiil cümlesi

Şart
edatı

اسْتَغْفِرْهُ

وَ

سَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ

فَ

رَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا

وَ

جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ

إِذَا

 

İkinci cümle: إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا

Mensuh isim cümlesi

Haberi
Mensuh isim cümlesi

İsmi

İnne

Haberi

İsmi

Kâne

تَوَّابًا

هُوَ

كَانَ

هُ

إِنَّ

 

 

إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ (1)

“Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde”

Şart cümlesi (Fiil cümlesi)

Fâil

Fiil

Şart edatı

Ma'tûf

Atıf harfi

Ma'tûfun aleyh

Muzâfun ileyh

Muzâf

الْفَتْحُ

وَ

اللَّهِ

نَصْرُ

جَاءَ

إِذَا

 

إِذَا

Şart edatıdır. Her zaman gelecek zamanı gösterir. Kendisini takip eden fiil mazi ise gelecek zamanda fiil gerçekleştikten sonrasını, muzari ise fiilin gerçekleştiği sırada şartın gerçekleştiğini ifade eder.

إِذَا ile إِنْ şart edatının farkı vardır. إِذَا’da kesinlik vardır. Şart gerçekleşecektir. إِنْ’de ise kesinlik yoktur. Şart gerçekleşebilir de gerçekleşmeyebilir de.

Şart edatlarının kullanımı:

1.Mekanda şart (الشَّرطُ فِي الْمَكَانِ): حَيْثُ ve أَيْنَ şart edatları ile sağlanır.

2.Eşyada şart (الشَّرطُ فِي الْأَشْيَاءِ): مَا şart edatı ile sağlanır.

3.Nefiste şart (الشَّرطُ فِي الْأَنْفُسِ): مَنْ şart edatı ile sağlanır.

4.Ta’lîk (التَّعْلِيقُ): Alaka kurmak için gelir. Fiili takyîd ederler. Şu şart edatları ile sağlanır:

a.İn (إِنْ): Gelecekte şart ifade eder. Gerçekleşmeme ihtimali gerçekleşme ihtimalinden fazladır.

b.İzâ (إِذَا): Gelecekte şart ifade eder. Gerçekleşme ihtimali gerçekleşmeme ihtimalinden fazladır. Kesine yakındır ya da kesindir.

c.Lev (لَوْ): Geçmişte şart ifade eder. Gerçekleşmemiş bir olay gerçekleşseydi ne olacağını anlatmak içindir.

d.Levla (لَوْلاَ): Geçmişte şart ifade eder. Gerçekleşmiş bir olay gerçekleşmeseydi ne olacağını anlatmak içindir.

جَاءَ

جَاءَ: ‘Geldi’ demektir. Mazi fiildir. إِذَا’dan sonra geldiği için gelecek zamanı ifade eder. جَاءَ fiili أَتَى’dan farklıdır. O da ‘gelmek’ manasındadır ancak جَاءَ’de sadece gelme anlatılmış olur. تَى’da ise geldikten sonraki etkileşim de anlatılmış olur. أَحْمَدُ جَاءَنِي denirse ‘Ahmet bana geldi.’ demektir ama Ahmet’in benimle etkileşimi olup olmadığı belli değildir. Ama أَحْمَدُ أَتَانِي derseniz ‘Ahmet bana geldi.’ demektir ve gelmesinin sebebi olan etkileşim gerçekleşmiştir. Cümlede bu fiilin mef’ûlü yoktur. Gelinen kimse hazf edilmiştir.

 

نَصْرُ

نَصْرُ: ‘Yardım’ demektir.

عَوْن genel işlerde yardım iken نُصْرَة tehlike, sıkıntı, savaş hallerinde kişiyi bu durumlardan kurtarmak için yapılan yardımdır.

وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ بِبَدْرٍ وَأَنْتُمْ أَذِلَّةٌ

“Siz zeliller iken Allah size Bedir’de yardım etmişti.” (Ali İmran 3/123)

(Savaşta yardım)

فَقَدْ نَصَرَهُ اللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ

“Küfredenler ikinin ikincisi olarak onu çıkardığında Allah ona yardım etmişti.” (Tevbe 9/40)

(Tehlike durumunda yardım)

إِنْ يَنْصُرْكُمُ اللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ

“Allah size yardım ederse size galip gelecek yoktur.” (Ali İmran 3/160)

(Savaşta yardım)

Yardım anlamına gelen diğer kelimeler:

عَوْن

Genel yardım demektir. Orta yaşta olan ineğe ve ata عَوَان denmesi de muhtemelen yardım etme güçlerinin en yüksek olduğu dönemde olmalarındandır. Etimolojik olarak عن kökünden gelmesi en muhtemeldir. ع göz, ن filizlenmiş tohum demektir. Tohumun dışarı çıkmasının gözle görünür olması demekle ortaya çıkanları ifade eder. Ortadaki و süreçle ilgilidir. Gözle görünür olanların bağ kurma sürecinden dolayı güç oluşturmayı ve sonuçta yardımı ifade eder.

İstif’âl bâbına geçmesiyle talep etkisi ortaya çıkmıştır. ‘Yardım istemek’ anlamına gelmiştir.

 

إِمْدَاد

م harfi köklerin başına gelince mekan ve zaman manası kazandırabilir. د ise hareketi ifade eder. İki kök bir araya gelince mekânda ve zamanda uzamayı ifade eder.

Sülasi olarak mekânda ve zamanda uzama iken if’âl bâbında bir şeyi veya şeyleri uzatarak yardım etmektir. İhtiyaç halinde yapılan yardımdır. Yardım olarak uzatılan cümlede بِ harf-i ceri ile geçer.

وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ (132) أَمَدَّكُمْ بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ (133) وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (134)

“Size bildiklerinizle yardım edene sığının. Size yararlı hayvanlarla, oğullarla, bahçelerle ve pınarlarla yardım etti.” (Şuara 26/132-133)

Burada yardım olarak en’âm, oğullar, bahçeler ve pınarlar kullanılmıştır.

 

اسْتِغَاث

إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُرْدِفِينَ

“Hani rabbinizden yardım istediğinizde size ‘Size ard arda bin melek ile yardım edenim’ diye cevap vermişti.” (Enfal 8/9)

Bu ayette yardım isteme istiğase ile olurken yardım etme imdad ile olmaktadır.

غَيْث kuraklık durumunda beklenen yağmur demektir. Susuzluğun zirvesinde su istemek demektir. Buradan istiğase en sıkıntılı anda yardım istemek demektir.

Yukarıdaki ayette savaşı artık kaybetmek neredeyse kesinleşmişken bu en sıkıntılı durumda yardım istenmiştir.

اسْتِصْرَاخ

Şiddetli çığlık demektir. Sesle yardım istemektir.

 

وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلَى حِينِ غَفْلَةٍ مِنْ أَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هَذَا مِنْ شِيعَتِهِ وَهَذَا مِنْ عَدُوِّهِ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذِي مِنْ شِيعَتِهِ عَلَى الَّذِي مِنْ عَدُوِّهِ فَوَكَزَهُ مُوسَى فَقَضَى عَلَيْهِ قَالَ هَذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبِينٌ (15) قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَغَفَرَ لَهُ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ (16) قَالَ رَبِّ بِمَا أَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ أَكُونَ ظَهِيرًا لِلْمُجْرِمِينَ (17) فَأَصْبَحَ فِي الْمَدِينَةِ خَائِفًا يَتَرَقَّبُ فَإِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْأَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُ قَالَ لَهُ مُوسَى إِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُبِينٌ (18)

“Dedi ki ‘Rabbim, gerçek şu ki, ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla.’. Böylece (Allah) onu bağışladı. Hiç şüphe yok O, bağışlayandır, esirgeyendir. Dedi ki ‘Rabbim, bana verdiğin nimetler adına, artık suçlu-günahkârlara destekçi olmayacağım.’ Şehirde korku içinde (çevreyi) gözetleyerek sabahladı. Derken, dün kendisinden yardım isteyen kişi, kendisine yardım için bağırıyor. Musa ona dedi ki ‘Sen gerçekten açıkça bir azgınsın.’”

(Kasas 28/16-18)

Bu ayetlerde Musa’dan yardım isteyen ilk başta istiğase ile yardım istemiştir (15. ayet). Yani kaybetmesi kesin olan bir durumda yardım istemiştir. Ertesi günü anlatan ayette ise “Dün istinsar etti” denmiştir. Bu da tehlike anındaki yardımı ifade etmiştir. Yani hem istiğase hem de istinsar durumu geçerlidir. Sabahki durumdaki yardımı ise isrisrâh ile istemiştir. Sesle yardım istediğini ifade etmektedir.

 

KELİME

KÖK

ANLAM

اسْتِعَانَة

عون

Yardım istemek

اسْتِغَاث

غيث

En kötü durumda, kaybedilmesi kesin olan bir durumda yardım istemek

اسْتِنْصَار

نصر

Tehlike, savaş, kavga sırasında yardım istemek

اسْتِصْرَاخ

صرخ

Sesle yardım istemek

 

GEÇİŞ

MANA

AÇIKLAMA

قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ

Dedi ki “Rabbim beni yalanlamalarına karşın bana yardım et.”.

(Müminun 23/26)

Nuh Peygamberin Allah’tan yardım istemesi

 

قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ

Dedi ki “Rabbim müfsit kavme karşı bana yardım et.”

(Ankebut 29/30)

Lût Peygamberin Allah’tan yardım istemesi

قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُوا آلِهَتَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ

Dediler ki “Eğer yapabiliyorsanız onu yakın ve ilahlarınıza yardım edin.”. (Enbiya 21/68)

İbrahim Peygamberi ilahlarına yardım için yakmaları söyleniyor.

وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ بِبَدْرٍ وَأَنْتُمْ أَذِلَّةٌ

Siz ast haldeyken rabbiniz size Bedir’de yardım etti.

(Ali İmran 3/123)

Bedir’de savaş sırasında yardım

إِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ

Eğer ona yardım etmezseniz, küfredenler onu çıkarınca Allah ikinin ikincisi olarak ona yardım etmiştir.

(Tevbe 9/40)

Peygamber ve Ebu Bekir mağarada iken Allah’ın yardımı

 

Bu ayetlerde de görüyoruz ki نَصْرُ sıradan işlerdeki yardım değildir. Sıkıntılı durumlarda, düşmana karşı olan durumlarda kuvvetle yapılan yardımdır. عَوْن ise genel yardımdır. Bütün yardımları kapsar.

 

اللَّهِ

اللَّهِ: Allah demektir. Alemlerin rabbinin özel ismidir.

Kökün Etimolojisi:

ا harfinin orijinal piktografik yazısı öküz başı olup, bir hayvanın yaptığı işteki güç ve kuvveti temsil eder. Bu piktografik yazı aynı zamanda şef veya diğer liderleri de temsil eder. İki öküz bir pulluğu çekmek için bağlandığında biri diğerine öncülük eder. Bir boyda, kabile veya ailede şef veya baba daha büyük olarak görülür ve diğerlerini lider veya öğretmen olarak boyunduruğu altına alır.

Bu harfin modern ismi Yunancada alfa, Arapçada elif’dir. Bu kökün çeşitli manaları vardır; iki öküz, boyunduruk ve öğretmek. Bu anlamların her biri piktografik yazısı ile ilişkilidir. Alef kökü () ana kök olan ()’in alt kökü olup, güç, kuvvet ve şef manasında olup muhtemelen piktografik yazısının orijinal ismidir.

Çobanın sopasıdır ve otoriteyi temsil eder. Bu iki resmin bir arada olması ‘güçlü otorite’yi temsil eder. Şef veya baba güçlü otoritedir.  Aynı zamanda boyundurukta olan öküz olarak da anlaşılabilir. Birçok yakın doğu kültürü tanrı ’a ibadet eder, sıklıkla ‘el’ olarak telaffuz edilir ve heykel ve oymacılıkta boğa olarak resmedilir.  kelimesi İbrani İncilinde genellikle Allah veya diğer tanrılar için kullanılır.

Buna göre ال Arapçadan önce semitik dillerde tanrı demektir. Arapçada ه harfi eklenerek إِلَه şeklinde kullanılmıştır. Buradaki ه harfinin orijinal piktografisi h, ayakta durmuş iki kolunu yukarı kaldırmış bir adamdır. Modern İbranicede ve orijinal olarak bu harfin adı hey’dir. İbranicede hey, büyük bir görüntüye bakar gibi seyretmek manasına gelir.

ه aynı zamanda nefes almak ve iç çekmek manalarına da gelir, büyük bir görüntüye bakınca iç çekmek gibi. Harfin anlamları; seyretmek, bakmak, nefes almak, iç çekmek, açığa vurmak veya büyük bir görüşe dikkat çekince onu açığa vurma manasında vahiydir(ilham).

Modern İbranicede bu harfin sesi h’dir. Orijinal olarak bu harf sessiz olarak çifttir, eh şeklinde. Yunanlılar bu harfi epsilon olarak kabul ettiler.

Bu harf yaygın olarak the (belirlilik ifade eder) manasında bir ön ek olarak kullanılır, ha’arets yani yer kelimesinde olduğu gibi.

وَ

وَ: Atıf harfidir.

الْفَتْحُ

الْفَتْحُ: ‘Açmak’ demektir. Türkçede ‘fetih’ savaşta kazanmak ve bir yeri almak anlamında kullanılmaktadır.

 

GEÇİŞ

MANA

AÇIKLAMA

رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ (89) وَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْبًا إِنَّكُمْ إِذًا لَخَاسِرُونَ (90)

Rabbimiz bizimle kavmimizin arasını hak ile aç. Sen açanların en hayırlısısın. Ve ileri gelenler kavminden kafir olanlara dedi ki “Eğer Şuayb’a uyarsanız, şüphesiz o zaman zarar edenler olursunuz.”.

(Araf 7/9-90)

Burada Şuayb kavmiyle iman edenlerin arasının fethedilmesini Allah’tan istiyor ve Allah’ın fatihlerin en hayırlısı olduğunu söylüyor.

 

وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ

Ve O’nun indindedir gaybın anahtarları ve onu O’ndan başkası bilmez.

 (Enam 6/59)

Gaybın anahtarları (açma araçları) kavramı bu ayette geçiyor.

 

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَلَكِنْ كَذَّبُوا فَأَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ (96)

Eğer kasaba ehli iman etseler ve sığınsalardı onlara göklerden ve yerden bereketler açardık velakin yalanladılar ve onları yaptıkları sebebiyle aldık (helak ettik).

(Araf 7/96)

Sema ve arzdan bereketlerin açılması.

 

إِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ وَإِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَإِنْ تَعُودُوا نَعُدْ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْئًا وَلَوْ كَثُرَتْ وَأَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ (19)

Eğer fetih istiyorsanız, size fetih gelmiştir. Eğer son verirseniz o sizin için daha hayırlıdır. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsalar da çocuklarınız size katkı sağlamaz ve Allah müminlerle beraberdir.

(Enfal 8/19)

Fethi istemek ve fethin gelmesi.

 

وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ إِلَيْهِمْ

Metalarını açtıklarında paralarının onlara geri verildiğini gördüler.

(Yusuf 12/65)

Metaların açılması.

 

وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْأَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْ ذَلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ (14) وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ (15)

Sizi onlardan sonra arzda kesinlikle yerleştireceğiz. Bu makamımdan korkanlar ve tehdidimden korkanlar içindir. Fetih istediler ve zorba inatçıların hepsi heba oldu.

(İbrahim 14/14-15)

Resullerin fetih istemesi ve her cabbar inatçının haybeye gitmesi. Burada Nuh kavmi, Semud, Ad ve onlardan sonra gelenler dediği için burada istenen fetih savaşla elde edilen fetih değildir.

 

وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنَ السَّمَاءِ فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ (14) لَقَالُوا إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ (15)

Eğer onlara gökten bir kapı açsak ve oradan çıkmaya koyulsalar “Gözlerimiz sarhoş edildi, biz büyülenmiş bir kavim olduk.” derler.

(Hicr 15/14-15

Semadan geçit açılması vardır. Geçidin içinde yükseliyorlar. Bâb kelimesini kapı anlamı karşılamaz. Kapı da bir bâbdır ama tüm bâblar kapı değildir. Bâb geçit demektir. Bir ortamdan ya da bir durumdan başka bir duruma geçmeyi sağlayan yapılar bâbdır.

فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ (118)

Benimle onların arasını aç ve beni ve müminlerden benimle beraber olanları kurtar.

(Şuara 26/118)

Nuh Peygamber kendisiyle kavminin arasının açılmasını istiyor. Uzaklaştır deseydi birisi gitse de olurdu. Feth yani açma dediği için hem kendisinin hem de kavminin bulunduğu yerden uzaklaşmasını istiyor.

قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ (26)

De ki: Rabbimiz aramızı birleştirir sonra aramızı hak ile açar ve O açandır bilendir.

(Sebe 34/26)

Aranın cem olması demek aranın tam olarak kapanmaması, arada boşluk olması demektir. Aranın fetholması da zaten arada boşluk varken aranın daha da açılması demektir.

 

 

مَا يَفْتَحِ اللَّهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِهِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (2)

Allah insana rahmetten ne açarsa onu tutacak yoktur. Her ne tutarsa ondan sonra onu salan da yoktur. O azizdir hakimdir.

(Fatır 35/2)

Rahmeti açmak.

 

هَذَا ذِكْرٌ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَآبٍ (49) جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْأَبْوَابُ (50)

Zikr budur: Muttakilerin varış yeri olan kapıları onlara açılmış Adn cennetleri ne güzeldir.

(Sad 38/50)

Adn’ın açılmış bahçeleri denmektedir. Bu bahçelere geçmek için geçitler olduğu anlaşılmaktadır. Cennetlerde kapılar açık duruyor (ism-i mef’ûl) ve Adn bahçeleri çok sayıdadır (tef’îl bâbı).

 

وَسِيقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ زُمَرًا حَتَّى إِذَا جَاءُوهَا فُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُوا بَلَى وَلَكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِرِينَ (71)

Küfredenler cehenneme grup grup sevk edildiler. Oraya geldiklerinde, kapıları açıldı. Oranın yöneticileri onlara dedi ki “Size içinizden rabbinizin ayetlerini size aktaracak ve bu kavuşma gününüz hakkında sizi uyaracak elçiler gelmedi mi?” Onlar “Evet” dedi Velakin azabın kelimesi kafirlere hak oldu.

(Zümer 39/71)

Cehennemde kâfirler için geçitler vardır ve geçitler açılıyor. Burada geçitler kapalıdır ve ilk defa içeri girecekler gelince açılıyor.

 

وَسِيقَ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ إِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًا حَتَّى إِذَا جَاءُوهَا وَفُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ (73)

Rablerine ittika edenler cennete grup grup sevk edildiler. Oraya geldiler ve oranın kapıları açıldı. Oranın yöneticileri onlara dedi ki “Selam üzerinize olsun. Hoş geldiniz, oraya kalıcı olarak giriniz.”

(Zümer 39/73)

Cennete de girenler için kapı açılıyor. Burada da ilk defa içeri girecekler için geçitler açılıyor.

 

 

 

إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا (1) لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا (2) وَيَنْصُرَكَ اللَّهُ نَصْرًا عَزِيزًا (3)

Muhakkak ki Allah’ın senin geçmiş ve gelecek suçlarını bağışlaması ve üzerine olan rahmetini tamamlaması ve seni doğru yola iletmesi ve Allah’ın sana öyle bir yardımla yardım etmesi için sana açık bir fetih açtık.

(Fetih 48/1-3)

Burada fetih مُبِينًا sıfatıyladır. Mübin açıklayan (tadiye) veya açık olan (sayruret) demektir. “Senin için açtık” diyor. Açmanın gerekçesi dört adettir: Mağfiret, nimeti tamamlamak, müstakim sırata rehberlik etmek, büyük bir yardımla yardım etmek. Gerekçeler fetihten sonradır. Yani önce açma var, sonra bu dört gerekçe gerçekleşecek. Bu nedenle zafer değildir, sonuca götüren açılmalardır.

لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنْزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا (18) وَمَغَانِمَ كَثِيرَةً يَأْخُذُونَهَا وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا (19)

Ağacın altında sana biat ettiklerinde Allah müminlerden razı oldu, kalplerinde olanı bildi, onlara sakinlik indirdi, onlara yakın bir fetih ve alacakları çokça ganimet isabet ettirdi. Allah azizdir hakimdir.

(Fetih 48/18-19)

Bu ayetlerde fetih yenme, ele geçirme değil, yenmenin sonucunda gerçekleşecek olan durumdur.

 

وَمَا لَكُمْ أَلَّا تُنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا يَسْتَوِي مِنْكُمْ مَنْ أَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ أُولَئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذِينَ أَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلًّا وَعَدَ اللَّهُ الْحُسْنَى وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ (10)

Size ne oluyor da göklerin ve yerin mirası Allah’a ait olduğu halde Allah yolunda infak etmiyorsunuz. Sizden fetihten önce infak edenler ve savaşanlar bir olmaz. Onlar derece olarak sonra infak edenlerden ve savaşanlardan daha üstündür. Ve hepsine Allah en iyisini vaat etmiştir ve Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

(Hadid 57/10)

Fetih kapalılık durumundan açılma durumuna geçişi yani açılımı ifade eder. Fetih ile her şey İslam düzenine açık hale geliyor. Fetih işte bu noktadır.

 

 

Allah’ın yardımı ve fethin gelmesi, Allah’ın dinine girmek için olan geçidin açılmasıdır. İnsanlar o geçitten Allah’ın dinine girerler. Düzeni kurmak için yolun açılması, ortamın oluşmasıdır.

 

وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا (2)

“...Ve insanları Allah’ın düzenine fevc fevc girerken gördüğünde…

وَ

وَ: Atıf harfidir. إِذَا’nın muzafun ileyhi olan ilk cümle (جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ) ile ikinci cümleyi (رَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا) birbirine atfeder.

رَأَيْتَ

رَأَيْتَ: ‘Gördün’ demektir ama gözle görmek şartı yoktur. Eğer gözle görme olsaydı أَبْصَرْتَ şeklinde gelirdi.

Rey(رءي) ile basar(بصر) arasındaki farkın bilinmesi gerekir. Basarda beynin oksipital bölgesine göz vasıtasıyla gelen ışık sinyalleri ulaşır ve görme gerçekleşir. Reyde ise görme gözle görmeyi kapsayabileceği gibi göz olmadan da beyinle görme ifade edilir. Bu nedenle rüya kelimesi de bu kökten gelir. Rey kelimesi görüşü de ifade eder. Oy anlamında da kullanılmasının sebebi budur.

 

النَّاسَ

النَّاسَ: İnsanlar demektir. Hangi insanlar? Sonrasından Allah’ın dinine girmemiş olan insanlar olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle harf-i tarifle marifedir.

Kökün Etimolojisi:

Alef (ء) harfinin piktografisi öküz başı olup güç, kuvvet ve zorluğu ifade eder.

Nun (ن) çıkan tohum olup yeni bir nesil fikrini temsil eder. Tohumun toprak altında gizli olması sebebiyle üstü kapalı olmayı ve saklanmayı ifade eder. Bu şekliyle kişinin huyunu temsil eder. Huy tohumun toprak altında gizli olması gibi kişinin içinde gizlidir. Nasıl tohum filizlenip dışarı çıkıyorsa, kişinin huyu da davranışları ile ortaya çıkar. Buna ilaveten devamlılık anlamı içeren bu harf süreklilik, kalıcılık manalarına gelir. Aynı zamanda huy nesilden nesile geçtiğinden dolayı bu harfle ilişkilidir. Bu nedenle ن harfi içeride gizli durup dışarıya çıkma potansiyelini ve dışarıya çıkışı ifade eder.

Sin (س) ‘diş’ demektir. Harfin; diş, keskin ve baskı manaları vardır (bu manalar dişin çiğneme sırasındaki işlevleridir). Aynı zamanda iki, tekrar, her ikisi ve ikinci manaları da vardır. Dişlerin dizili olmasından dolayı diziyi de ifade eder.

Harfleri bir araya getirdiğimizde; ortaya çıkan, kalıcı, güçlü dizi manasında insan türünü ifade eder.

 

 

 

Kur’an’da ءنس kökü ile geçen ve meallerin neredeyse tamamında ‘insan’ olarak çevrilen kelimelerin aralarında farklar olduğu muhakkaktır. Biz bu farkları aşağıda yer alan tabloda göstermeye çalıştık.

 

İsm-i cem-i cins: Kelime hem topluluğu hem de cinsi bildirir. Eğer bu kelime ile ilgili zamir, işaret ismi ya da fiil müzekker ise cinsi, müennes ise topluluğu bildirir. Bu kelimenin sonuna يّ veya ة getirilirse kelimenin müfredi elde edilir. Bu tekil kelime tekrar çoğullaştırılabilir. Şimdi bu kuralı ayetler üzerinden tekrar gözden geçirelim.

 

وَأَنَّا ظَنَنَّا أَنْ لَنْ تَقُولَ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا

“İnsan ve cin topluluğunun Allah’a yalan söylemeyeceğini zannettik.” (Cin, 72/5)

 

الْإِنْسُ وَالْجِنُّ fâilken cümlenin fiili تَقُولَ şeklinde müennes gelmiştir. Bu ayette bu nedenle insan ve cin cinsini değil, topluluklarını ifade etmektedir.

 

قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ إِنَّـهُمْ كَانُوا خَاسِرِينَ

“Onlardan önce cin ve insan topluluğundan geçenler oldu. Onlar kaybedenler oldular.” (Fussilet, 41/25)

Bu ayette de fiil خَلَتْ şeklinde müennes gelmiş ve cins değil, topluluk olduğunu göstermiştir. Buna ilaveten sonrasındaإِنَّـهُمْ şeklinde gelenهُمْ ise bu kuralın topluluğu gösterdiğinin delilidir.

 

لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ

“Onlardan önce onlara(kadınlara) ne bir insan ne de cin türü temas etmiştir.” (Rahman, 55/74)

Bu ayette ise يَطْمِثْ müzekker fiili getirilerek bunların topluluk değil tür olduğunu göstermiştir.

 

Bu şekliyle bu kelimenin ism-i cem-i cins olduğu anlaşılmaktadır.

Bu kelime sonuna يّ gelerek müfredleşir. Bu şekliyle إِنْسِيّ ins cinsinden bir varlığın adı olur ve nekre çoğulu da أُنَاس dır. Marife çoğulu aslında الْأُنَاس dır ancak çok kullanılınca hemze düşmüş ve النَّاس şekline dönüşmüştür. Tablo-1’de bunlar gösterilmiştir.

 

 

Camid isim müfred

Camid isim cem

İsm-i cem-i cins

İsm-i cem-i cinsten müfred

İsm-i cem-i cins müfredden cem

Nekre

إِنْسَان

أَنَاسِيّ

إِنْس

إِنْسِيّ

أُنَاس

Marife

الْإِنْسَان

-

الْإِنْس

-

النَّاس

 

إِنْس kelimesi وَحْش kelimesinin zıttı olarak kullanılır. Okun okçuya yakın olan ucuna إِنْس, sivri ucuna ise وَحْش denir. إِنْس insana yakınlıkla ilişkilendirildiği için sosyal insanı ifade eder.

إِنْسَان kelimesi ise insanın türsel özellikleri, yaradılışsal özellikleriyle ilgilidir. Biyolojik insanı ifade eder. Eğer kastedilen Homo Sapiens ise الْإِنْسَان şeklinde gelir. Eğer kastedilen başka bir insan türü ise nekre olarak إِنْسَان şeklinde gelir. Nekre gelişin çoğulu olan أَنَاسِيّ ise biyolojik insan türlerini ifade eder.

 

يَدْخُلُونَ

يَدْخُلُونَ: ‘Girerler’ demektir. Faili cem vâvıdır, insanlara racidir.

Kökün Etimolojisi:

Hhet harfinin anlamı dışarı’dır, piktografisi duvar’dır. Duvarın içerde oturanları dış etkilerden koruması ve ortamı ayırarak farklı bir bölme oluşturması gibi manalara gelmektedir.

Lamed harfi ise çobanın sopası demektir. Yönelme, ona doğru ilerleme, uzama manalarına gelir. Hedefe doğru yönelme manasındadır. Çobanın sopasını iterek veya çekerek koyunları kontrol etmesi, yaklaşma veya uzaklaşma olarak değerlendirilebilir.

Burada خ harfinin duvar, çit manası vardır. ل harfinin ise yönelme manası vardır. Birden fazla parçanın birbirine yönelerek bir çit gibi olması aralarında ise aralığın kalması anlamındadır. Makayisu-l Luga (يتقارب فروعُه، ومرجعُ ذلك إمَّا إلى دِقَّةٍ أو فُرْجة). Bu şekliyle aralığı ifade etmektedir. Hilal ‘aralık’ demektir. Buna ilaveten çitlerin her biri bir insan gibi düşünüldüğünde aralarında sadece küçük bir aralık bulunan kimseler olarak dost anlamındadır.

Burada duvarın oluşması, çoban sopasının ise belli bir yöne yönelme, o yönde güç kullanma etkileri birleşerek birden fazla öğenin duvarı aralarında yarık kalacak şekilde oluşturması durumu vardır.

خل aralık demektir. Başına gelenد sebebi ya da başlangıcı bildirir. د kapı demektir. Giriş noktasını ifade eder. Giriş noktasının aralık kalmasından ‘girmek’ anlamına gelir.

 

فِي

فِي: İçinde, içi demektir. Harf-i cerdir.

دِينِ

دِينِ: Din, düzen demektir. Uyulması gereken kurallar bütünüdür.

Peki ‘düzen’ manası verdiğimiz din kelimesi hangi kelimelere muzaf olarak geliyor?

 

GEÇİŞ

MANA

AÇIKLAMA

أَفَغَيْرَ دِينِ اللَّهِ يَبْغُونَ

Allah’ın dininden gayrısını mı arıyorsunuz?

(Ali İmran 3/83)

Kuran “İslam dini” ifadesini kullanmaz. “Allah’ın dini” ifadesini kullanır. Din olarak İslam ibaresini kullanır.

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ

Kim din olarak islamdan başkasını ararsa, ondan asla kabul edilmeyecektir.

(Ali İmran 3/85)

Bu ayette de “islam dini” değil “din olarak islam” ifadesi görülmektedir. İslam marife, din nekredir.

مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِي دِينِ الْمَلِكِ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ

Allah’ın dilemesi başka, melikin dininde kardeşini alıkoyması olmazdı.

(Yusuf 12/76)

Bu ayette “melikin dini” ifadesi geçiyor. Bu durumda kuralları koyan meliktir.

Allah’ın dini ifadesinde kuralları Allah koyuyor demektir.

وَلَا يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ

Ve hakkın dinini düzen olarak kabul etmediler.

(Tevbe 9/29)

Hak demek; gerçek, geçerli, gerçeklik, geçerlilik demektir. Kurallar gerçekçi ve geçerli olmalıdır. Kime göre geçerli olmalıdır? Allah’a göre geçerli olmalıdır. Allah’a göre geçersiz olan batıldır.

يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ دِينِكُمْ

Küfredenler dininizden ümit kestiler.

(Maide 5/3)

Bu ayette kafirlerin sizin düzeninizden ümidini kestiğini söylüyor.

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ

Bugün size dininizi tamamladım.

(Maide 5/3)

Buna göre dinin yani kuralların tamamı Allah’ın kuralları olunca tamamlanmış oluyor.

فَاعْبُدِ اللَّهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ

Allah’a onun için dini saflaştıran olarak ibadet et.

(Zümer 39/2)

Din yani kurallar bütünü içinde Allah’a ait olmayan kuralların çıkarılması saflaştırılması demektir. Allah’a ait olup henüz dinin yani kuralların içinde olmayan kuralların eklenmesi de tamamlanması demektir.

Kafirlerin dini demek Allah’ı görmezden gelerek kuralları koyanların düzeni demektir. Bunlar Allah’ı biliyorlar, Alemlerin rabbi olduğunu biliyorlar ama O yokmuş, O “Kuralları benim istediğim gibi koyun.” dememiş gibi kurallar koyuyorlar.

Burada konuşanın dininin “Allah’ın dini” olduğu anlaşılmaktadır.

لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ

Dinde hiçbir zorlama yoktur. (Bakara 2/256)

Bu ayette de hukuk düzeni içinde hiçbir kerh olmadığı söylenmektedir. Allah’ın dininde kimse istemeye istemeye hoşlanmadığı bir şeyi yapmaya zorlanmaz.

 

Sonuç olarak söyleyebiliriz ki; Din kelimesi mana değişikliğine uğramıştır. Günümüzde sosyolojik manada kullanılan din kelimesi ile Kuran’da geçen din kelimesi farklı anlamlardadır.

Günümüzde din kelimesi “inanç” anlamındadır. Hıristiyanlık dini, Yahudilik dini, İslam dini şeklinde kullanılmaktadır. Kuran’da Hıristiyanlık dini ve Yahudilik dini ifadesi geçmediği gibi İslam dini ifadesi de geçmez, “din olarak İslam” ifadesi geçer. Din kelimesi Kuran’da düzen (hukuk düzeni) anlamındadır.

Sözlüklerde de din kelimesi inanç anlamında değildir.

  • Makayisu- Luga (İbn Fâris, ö.1004) bu kelimenin manasının الانقياد والذُّل den geldiğini söylüyor. Yani uysallık ve ast olmak.

(دين)  الدال والياء والنون أصلٌ واحد إليه يرجع فروعُه كلُّها. وهو جنسٌ من الانقياد والذُّل. فالدِّين: الطاعة، يقال دان لـه يَدِين دِيناً، إذا أصْحَبَ وانقاد وطَاعَ. وقومٌ دِينٌ، أي مُطِيعون منقادون. والمَدِينة كأنّها مَفْعلة، سمّيت بذلك لأنّها تقام فيها طاعةُ ذَوِي الأمر.

  • “İnkıyad ve zülden bir cinstir” diyor. Yani uysallık ve ast olmanın bir cinsidir. Din, itaattir. Denilir ki “ona deyn etti, deyn eder ve dinen”. “Arkadaş olduğu, uysal olduğu ve itaat ettiği zaman” denilir.
  • Kavmun dinun ifadesi de “uysallıkla itaat edenler” demektir.
  • Medine, onun içinde emir sahiplerine itaatin kıyam etmesinden dolayı bu şekilde isimlendirilir.

دِين düzen demektir. Talimatlara, emirlere ve kurallara uysallıkla itaat etmek manasındadır. دين kökünden ikinci babdan mastardır. Bu mastar manasından aynı kelime uysallıkla itaat edilen talimatlar, emirler ve kurallar bütünüdür, hukuk düzenidir.

 

Kökün Etimolojisi:

  • د (kapı), ي (el) ve ن (filiz) harflerinden oluşur.
  • د harfinin temel manası kapıdır ancak onunla ilişkili başka birçok anlamı da vardır. İleri ve geri hareket anlamına gelir, çadırdan veya kapıdan içeri girip, geri çıkmak gibi. Bu da harfe “hareket” manası kazandırır.
  • ي harfinin piktografisi bir kol ve eldir. Anlamı; çalışmak, yapmak ve fırlatmaktır, elin işlevlerinde olduğu gibi. Bir nevi “fonksiyon” demektir.
  • ن harfinin antik piktografisi çıkan bir tohum olup yeni bir nesil fikrini temsil eder. Buradan “devamlı” ve “kalıcı” anlamaları da kazanır.

د kapı demektir. İleri geri hareket anlamına gelir. ن tohum demektir. Nesli ifade eder ve ardışıklıkla beraber devamlılığı gösterir. İkisi bir arada دن ardışık şekillerde ileri geri hareketi ifade eder. Bu şekliyle birbirlerine gitme gelmeyi, yaklaşmayı gösterir. Ortaya gelen ي el demektir. Fonksiyonu ifade eder. İleri geri gitme, yaklaşma sürecinin bir fonksiyon olduğunu gösterir. Bu şekliyle üçü bir arada دين “kişiler arasında meydana gelen fonksiyonel hareketler” anlamına gelir. Burada fonksiyon bu hareketlerin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesini sağlayan kurallar bütünüdür. Kişiler arasındaki ilişkilerde uyulması gereken kurallardır. Bu şekliyle din demektir. Kurallara dayanan mal hareketleri, borçlanma da deyn demektir.

 

اللَّهِ

اللَّهِ: Allah demektir. Alemlerin rabbinin özel ismidir.

دِينِ اللَّهِ: Allah’ın dini, Allah’ın düzeni demektir. Kuran’da İslam dini ifadesi yoktur, Allah’ın dini ifadesi vardır. Din kelimesi kime izafe edilmişse yani kimin dini ise onun kuralları geçerlidir. Allah’ın dini demek Allah’ın kurallarının geçerli olduğu düzen demektir. Kuran’da Yusuf suresinde ‘melikin dini’ denmektedir. Melikin kurallarının geçerli olduğu düzendir. ‘Kafirlerin dini’ ifadesi de vardır. Kâfirlerin kurallarının geçerli olduğu düzendir. Bunun dışında o düzene mensup olan kimseye de din izafe edilebilir. Benim dinim diyerek mensup olduğunuz düzeni kastedersiniz.

أَفْوَاجًا

أَفْوَاجًا: Fevcler demektir. فَوْج bir mekândan başka bir mekâna birlikte hareket ederek giden insan topluluğu demektir.

Kökün Etimolojisi:

ف ayrılma, ج yürüme demektir. İkisi bir arada ayrılıp yürüme demektir. Ortaya gelen و birleşme demektir, süreci ifade eder. Birleşik bir şekilde ‘bir yerden ayrılıp yürüyenler’ manasındadır.

رَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا: İnsanları Allah’ın dinine fevc fevc giriyor halde gördün demektir.

إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا: “Allah’ın yardımı ve açılış geldiği ve insanları Allah’ın dinine fevc fevc giriyor halde gördüğünde” demektir. Şart cümlesidir. إِذَا ile geldiği için gerçekleşecek demektir.

 

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا (3)

“...Seni eğitenin değerinin yardımıyla yay ve O’ndan bağışlanma iste. Muhakkak ki O tevbeleri çokça kabul edendir.”

فَ

إِذَا şart cümlesinin cevap cümlesinin başına gelen fa-û cevabiyyedir.

Cevâp cümlesinin başına fâ-u cevabiyye (فَ) gelmemesi:

  1. Cevap fiili olumlu muzari ise
  2. Cevap fiili لَا ile olumsuz muzari ise: Muzari fiilin başına gelenلَا muzari fiilin cezm edilmesini engellemez. Bu nedenle şart edatı muzariyi cezm ettiyse başına fâ-u cevabiyye gelmez.
  3. Cevap fiili başında قَدْ bulunmayan mazi fiilse  
  4. Cevap fiili لَمْ ile olumsuz ise

Burada cevap fiili emir fiil olduğu için cevap cümlesinin başında fâ-u cevabiyye (فَ) gelmiştir.

سَبِّحْ

سبح hareket etmek manasına gelse de bu hareket bir ortamdaki harekettir ve yönlerden bağımsızdır. Kur’an’da bu anlamda فَلَك kelimesi ile 2 kez geçmektedir.

Kökün Etimolojisi:

KÖK

BAB

MANA

سبح

Sülasi 3.bab

Hareket etmek, boş olmak (سَبْح)

Yüzmek (سِبَاحَة)

سَبَحَ- يَسْبَحُ

Tef’il Babı

Tesbih etmek (تَسْبِيح)

سَبَّحَ- يُسَبِّحُ

Etimoloji

س : Kesmek, dizi, düzen ب : İçerde olma ح : Hareket etme

Seri şekilde bir şeyin içinde hareket etmek.

Lügat

سبح kökü temelde iki manaya gelir. Biri, bir çeşit ibadettir diğeri ise bir çeşit harekettir. Bu harekette çabayla uzaklaşma vardır. Yüzme manası da vardır. Ancak bu yüzme suya dalmadan su yüzeyinde yüzme manasındadır. Dalarak yüzmek عَوْم demektir. Ayrıca toprağı kazarak veya eşerek ilerleme demektir.

سَوَابِح: Filo atlarına denir. Bu atlar çok hızlı koştuklarından ön ayakları, yüzen adamın ileri atılan kollarına benzetilmiştir.

سَبَحَ فِي الْكَلَامِ : Biri çok konuştu manasına gelir. Buradan yola çıkarak tesbih derken Allah’ı çokça anmak manası tef’il babının da etkisiyle buradan mı geldi diye düşünülebilir.

سُبْحَانَ Kelimesi Kur’an’da Allah’ı tenzih etmek ve bir çok şeyden berî göstermek için kullanılıyor. Buradaki سبح‘nin hızla uzaklaşma manasından yola çıkılarak Allah’ın her şeyden uzak olduğu böylece ta’zim edilmiş olabilir.

سبح kökü İbranicede esir almak yani bir yerde zorla alıkoymak manasındadır. Diğer bir deyişle birini kısıtlı bir mekân içinde harekete zorlamak, daha doğrusu hareketini baskılamak demektir. Burada (İbranicede)س baskı, ب içerde, ح ise hareket demektir. İçerde (sınırlı bir alanda) baskı altında hareket edebilmek demektir.