Hakikatin izi,"akleden kalp'te"gizli
1029 Okunma, 0 Yorum
Yusuf Kaplan - Yeni Şafak
Ali Bülent Dilek

Hakikatin izi, 'akleden kalp'te gizli

YUSUF KAPLAN

01.EKİM.2012

'Her arayan bulamaz' demişti, büyük düşünür Nietzsche; -tıpkı İbn Arabî, tıpkı Gazâlî, tıpkı Bediüzzaman gibi-.

Ne demek istemişti acaba, insanlığın vicdanı bu büyük put kırıcı?

BULANLAR, ARAYANLAR MIDIR?

Bu sorunun izini şöyle bir soruyla sürebiliriz: Peki, 'bulanlar, arayanlar' mıdır? Bu soruya, bir çırpıda 'evet' ya da 'hayır' diye cevap vermek, pek o kadar kolay değil; kolaycılık olur bu.

Bunun en sarsıcı göstergesi, bizatihî Nietzsche'nin kendi 'arayış serüveni': Nietzsche, 'aradı'; üstelik de insanlığın varoluş yükünü omuzlarında hissederek aradı: Belli başlı bütün insanlık tecrübelerini adım adım taradı ama 'bulamadı'.

Nietzsche, tek şeyi 'bulmuştu': Bulamayacağını bulmak olmuştu bu. Galiba o yüzden, 'her arayan bulamaz' demişti üstad.

* * *

 

İKİ SÜTUN: GREKLERİN 'ESTETİK'İ VE YAHUDİLİĞİN 'ETİK'İ

O hâlde soru şu: Peki, Nietzsche, 'bulamayacağını bulma'nın ötesinde niçin başka bir yere gidememişti? Gidememişti; zira Nietzsche, 'bulunduğu yer'i terk edememişti.

'Bulunduğu yer', neresiydi Nietzsche'nin? Grek tecrübesinin ve Yahudiliğin temellerini attığı Batı uygarlığı'ydı.

Batı uygarlığı, iki sütun üzerinde/n yükselmişti: Greklerin diktiği estetik sütunu'yla, Yahudiliğin bina ettiği etik sütunu.

* * *

NIETZSCHE'NİN TRAJEDİSİ: BULUNDUĞU YER'İ TERKEDEMEMESİ

Nietzsche'nin trajedisi şuydu: Nietzsche, bir yandan, Socrates-sonrası Grekleri, aklı merkeze yerleştirdikleri için yerden yere vuruyordu; ama öte yandan da, geç dönem Grek düşüncesinin de anakaynağını oluşturan Socrates-öncesi dönemin, -özellikle de trajedi formunda şekillenen estetiğin - dünyasında/n bir 'çıkış yolu' bulunabileceğini umuyordu.

O yüzden, modernliğe ilişkin muazzam bir eleştiri geliştiren Nietzsche, modernliğin, akıl-merkezci aşırılıklarının ve felâketlerinin üstesinden sadece 'estetik'le gelinebileceğine hükmetmiş ve 'ahlâkımız, felsefemiz, dekadansın / 'çözülme'nin türlü görünümlerine dönüştü: Karşı-devrim, sanattır' demişti!

Nietzsche'nin, önümüzü açacak esaslı bir 'şey' bulamamasının nedeni, 'bulunduğu yer'i, kıyasıya eleştirmesine rağmen terk edemediğini fark edememesiydi.

* * *

NIETZSCHE'NİN GÖREMEDİĞİ ŞEY

Oysa Nietzsche'nin göremediği şey şuydu: Erken dönem Greklerinin estetik'i de, geç dönem Greklerinin akıl'ı da, esas itibariyle, 'insan-merkezci', insanı tanrılaştıran pagan bir 'dünya' algısının iki farklı yansıması'ydı.

O yüzden, Nietzsche, modernliğin, yaşadığı felsefî tıkanmadan çıkış yolunu, farklı dünyalara, farklı bakış açılarına açılmak anlamındaki 'nihilizm'de (perspektivalizm'de) aradı ama ardından da, hem 'nihilizm, insanlığı, önümüzdeki iki yüzyıl içinde büyük bir felâketin eşiğine sürükleyebilir,' dedi; hem de, '[Dünyaya] söyleyebileceğimiz tek yeni şey, yeni bir şey söylemeyeceğimiz gerçeği.'

* * *

 

FOUCAULT: PARADİGMA, İRAN DEVRİMİ VE ÖTESİ

Nietzsche'nin izinden giden şakirdi Foucault, Nietzsche'nin trajedisinin nerede gizli olduğunu az çok görmüş ve 'yeni bir şey söylenecekse, bu ancak hâkim paradigmanın dışına çıkmakla mümkün olabilir' demişti.

Hatta söylediği şeyi bizzat denemişti de: İran devrimi olduğunda, 'ruhsuzlaşan dünyamıza ruh üfleyebilecek yeni bir şey var' diyerek soluğu Tahran'da almıştı.

Foucault, daha sonraları, İran devriminde aradığını bulamadığını söyleyecek ve hayal kırıklığı yaşadığını itiraf edecekti.

* * *

 

KANADI KIRIK DAHİ: NIETZSCHE

Salt aklın, hâkim / Batılı paradigmayı, aklamakla ve dolayısıyla insanın düşünme ve varoluş serüvenini dondurmakla sonuçlanabileceğini görmüştü Nietzsche; ama çıkış yolunun sanat'ta olduğunu düşünmüştü. Sanatta yani hayal dünyasının sınır tanımayan kanatlarında uçmakta...

....................................................

* * *

 

MÜLK ALEMİNE HAPSOLMAK VE METAFİZİK FELAKET

Oysa asıl mesele şuydu: Aklın dünyası da, sanatın dünyası da, insan-merkezci, dolayısıyla sadece mülk âleminde varolan dünyalardı. İnsanın kanatlarını kıran, ses perdelerini yırtan, derûnî ses'ini boğan dünyalar...

Eğer Nietzsche, melekût âlemine açılabilseydi, o zaman insan-merkezci, insanı tanrılaştıran ama sonuçta insanı körleştiren, hayatı bitiren, hakikati perdeleyen, bizi bugün geldiğimiz noktada estetize yok oluş biçimlerinin eşiğine iten hız'ın ve haz'ın dünyasına hapsederek düşünme melekelerimizi iptal eden, kısacası insanı, Tanrı'yı, tabiatı hayatımızdan 'silen' metafizik felâketi görebilirdi.

* * *

 

KALP: HAKİKATİN ÖZYURDU

Bu tefekkür yolculuğunda geldiğimiz nokta şu: Hakikatin izi, ancak 'akleden kalp'le sürülebilir.

'Akleden kalp'ten yoksun bir dünyada, sanat üzerinden açıldığı 'uçsuz bucaksız' hayal dünyası, insanı, hayaletlerin eşiğine fırlatır sadece.

Hakikatin özü, kalpte gizlidir; akıl'da değil. Akıl, sadece bir âlettir.

* * *

 

AKIL DURDURUR, KALP AÇAR

Sadece ölçme-biçme'ye (ratio/n) yarayan akıl, hakikati, tecrit eder, izini siler, parçalar; insanı, bütün'den / öz'den koparır, 'araçsal akıl'a dönüşerek yüzey'e, araçların hükümranlığına mahkûm eder bütün varlığı.

Sonuçta, akıl, kendisini yörünge olarak tayin eder, insanın, kalbini durdurur, yörüngesini yitirmesine neden olur. Bu da -20. yüzyılda yaşanan büyük, ürpertici savaşlarda gözlendiği gibi- insanı sadece felâketlerin eşiğine sürükler.

* * *

 

KALPSİZ AKIL DÜŞÜNEMEZ, DÜŞÜRÜR

Hakikatte, yörünge tayin edici 'yer', kalptir: Akıl, melekût âlemine bakan, melekût âleminden mülk âlemi'ne akan bütün 'sesler'e açık 'ses telleri'ne ayarlı kalbe ulaşabildiği zaman, yörüngesine oturur ve insan ancak o zaman 'akleden kalbin'in marifetleriyle bütün dünyalarda varedici, kanatlandırıcı, bütün varlığa ruh üfleyici bir yolculuğa çıkabilir.

Kalple irtibatını yitiren akıl, hem kendi yörüngesini yitirir, hem de insanın hakikatin izini sürme ve düşünme yetilerini bitirir. Kalbin rehberliğinden yoksun bir akıl, düşünemez; insanı, sadece büyük felâketlerin 'çukur'una düşürür.

Sözün özü: Hakikatin izi, 'akleden kalp'te gizlidir ve insanın Arşimet noktası, 'akleden kalbi'dir: 'Akleden kalbi'nin izini süremeyeler ve yitirenler, hakikati, niçin yitirdiklerini de, nasıl bitirdiklerini de, nerede ve nasıl arayabileceklerini de bilemezler...

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/YusufKaplan/hakikatin-izi-akleden-kalpte-gizli/34272

YORUM;

KUR’AN’DA KALP,KURAN’DA KALP!

İmamı Gazali AKIL VE KALB’in aynı şey olduğunu söylüyor.

İhyaı ulumiddin kıtabının ilgili bölümünde.

Demek ki o zamanlarda da akıl ve kalbin ayrı mı aynı mı olduğu

tartışmaları varmış.

Ben ce de anlamanın temel tartışması bu olmalı.

Ayrıca ruh da aynı manadadır diyor İmamı Gazali(r.ah) .

O zaman Rabbimizin  korumasındaki tek kitap olan Kur’an’ı kerimde bu konuyu

iyice araştırmalı.

Kesin ilim seviyesine ulaştırmalı.

Bakalım;

“.Akıl da İlim Kitabı'nda bahsettiğimiz gibi çeşitli mânâlarda müşterek kullanılmaktadır. Bizim gayemizle ilgili olan, o mânâların sadece ikisidir.
1.Akıl bazen emirlerin hakikatini bilmek mânâsında kullanılır. O zaman, merkezi kalp olan ilim sıfatından ibaret olur.
2.Akıl bazen zikredilir, kendisinden ilimleri idrâk eden şey
kasdedilir. O vakit kalbin kendisi demektir. Kalpten gayem; o lâtifedir. Bizler biliyoruz ki, nefsinde varlığı olan her âlim, kendi nefsiyle kâim olan bir asıl ve esastır. İlim de o asıldan bir sıfattır.
Sıfat ise, mevsufun gayrisidir, aynısı değildir. Akıl 'dan bazen
âlimin sıfatı kastolunur. Bazen de idrâkin mahalli; yani idrâk
olunan kastedilir ve bu ikinci mânâ, Hz. Peygamberin şu hadîs-i
şerifiyle kastolunan mânâdır:

Allah Teâlâ'nın ilk yarattığı şey akıldır.
Çünkü ilim araz'dır. İlk yaratılmış olması tasavvur olunamaz. Elbette onun kâim olacağı yer ondan önce veya onunla beraber yaratılmalıdır. Çünkü ilme hitâb etmek mümkün değildir. Haberde varid olmuştur ki, Allah Teâlâ ilk yarattığı akla şöyle dedi: 'Gel! O da geldi. Sonra ona 'Git!' dedi ve o da gitti. Madem ki durum budur, öyleyse bu isimlerin mânâları mevcuttur. O mânâlar ise şunlardır: Cismânî kalp, cismanî ruh, şehvanî nefis ve ilimler...
İşte bunlar dört mânâdır. Bahsi geçen dört lâfız, bu mânâlarda kullanılırlar. Bir de bu kelimelerin beşinci ve ortak bir mânâsıvardır ki o da şudur:

İnsanoğlunun bilici ve idrâk edici lâtifesidir. Bu bakımdan mânâlar beş, lâfızlar dörttür ve her lâfız iki mânâda kullanılır. Âlimlerin çoğuna, bu lâfızların ihtilâfı ve değişik mânâlarda kullanılması karanlık görünmüştür. Bunun için de onların hâtırat hakkında konuşup, 'Bu akl'ın hâtırıdır. Bu ruh'un hâtırıdır. Şu kalb'in, şu da nefs'in hatırıdır!' dediklerini görürsün!
Düşünmeyen kimseler, bu isimlerin mânâları arasındaki farkları idrâk etmemektedirler. İşte bu karanlık kalan cepheden perdeyi kaldırmak için, biz bu isimlerin açıklamasını yaptık. Kur'an ve Sünnet'te kalp lâfzı vârid olduğu zaman, ondan gaye; insanoğlunun anlayan ve şeylerin hakikâtini bilen tarafı kasdedilir. Bazen göğüste bulunan kalpten kinâye olur. Çünkü o lâtife ile kalbin cismi arasında özel bir alâka ve irtibat vardır. Zira kalp, her ne kadar bedenin diğer parçalarıyla alâkalı ve bütün beden mânâsında kullanılıyorsa da, yine de göğüsteki cismanî kalp vasıtasıyla alâkalıdır. Bu bakımdan onun ilk ilgisi kalpledir. Sanki cismanî kalp, onun yeri, memleketi, âlemi ve merkebidir ve bunun içindir ki Sehl et-Tüsterî kalbi arşa, göğsü kürsiye benzeterek şöyle demiştir:

'Kalp arştır, göğüs kürsüdür'. Sakın zannedilmesin ki Sehl et-Tüsteri kalbi Allah'ın arşı, göğsü de Allah'ın kürsüsü ola-rak görüyor! Zira böyle olması muhaldir. Aksine Sehl et-Tüsterî şunu kastediyor: Kalp, Allah'ın memleketi ve tasarruf yeridir. Allah'ın tedbîr ve tasarruf için birinci mecraıdır. Bu bakımdan kalp ile göğsün, tedbîre nisbeti, tıpkı arş ve kürsünün Allah'a nisbeti gibidirler ve bu teşbih de ancak bazı yönlerden doğru olabilir ki o yönleri açıklamak da bizim gayemize uygun değildir. Bu bakımdan biz onu açıklamaktan vazgeçiyoruz.”İHYA-KALBİN ACAYİP HALLER”

 

 

 

 

 

 

Ali Bülent Dilek






Sayı: 173 | Tarih: 7.10.2012
Emre Kongar
Sandalyeler Nasıl Paylaşılacak, Suriye Krizi Bunu
Sermaye’nin Yönetme Tarzı
1718 Okunma
21 Yorum
Süleyman Karagülle
Yusuf Kaplan
Hakikatin izi,"akleden kalp'te"gizli
Kur'an'da kalp,kuran'da kalp!
1029 Okunma
Ali Bülent Dilek
Mehmet Barlas
Toplumun yapım gücü en yüksek kesimi hangisidir?
Yaptırım Gücü
971 Okunma
Tayibet Erzen
Ahmet Hakan
Vakur bir tepki örneği
Onları bırak
969 Okunma
2 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
İslam Mektebi Böyle Olur
Eğitimde Serbestlik
900 Okunma
Emine Hocaoğlu