Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ahmet Yücel
SALİH BABA DİVANI'NDA ŞERİAT, TARİKAT, RABITA
27.11.2016
3236 Okunma, 0 Yorum

       SALİH BABA DİVANI'NDA ŞERİAT, TARİKAT, RABITA, SÜNNET KAVRAMLARI

ŞERÎ'AT : Şer', kanun kelimesinin karşılığıdır. İlâhî kanunlar olarak da kullanılır. Şerîat ise, doğru yol, uyulması gereken usuller, Allah'ın emir ve yasaklarının tamamını kavrayan ve aslını Kur'an ve hadislerin teşkil ettiği kanunlar manzumesi demektir. (Edille-i Erba'a) veya (Usul-ü Erbaa) denilen ve kitap, sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha ile bilinen şer'î hükümlerin tamamına şerîat denilir. İlmî mânâsı ise (Kulluğa meylederek emir tutmak) şeklinde tarif edilip; Peygamberimizin amele ait olarak getirdiği ve dış âzâ ile işlenilmesi icabeden hükümler şeklinde de izahı yapılmıştır. İtikada, inanca ait hükümlere din adı verilmiştir. Şerîat su alınan yere (çeşme başı gibi) denir. Bedenin hayatına sebep olan su alınacak yere şerîat denildiği gibi, rûhun gıdası olan ve hayatının sebebi bulunan can kaynağına da şerîat denilmiştir. Şerîata, halkın kendisine itaatı bakımından din, halkın kendisinin etrafına (çeşme başı gibi) toplanması sebebiyle de millet dahi denilmiştir.

Şerîat, müslümanın iradesine tâbi olan gizli ve açık bütün hayatında tatbik etmesi zaruri olan ve Peygamber tarafından Allah'ın emir ve vahiyleri sûretinde alınan bir hükümler demetidir. Bu demetin emirlerine uyana (saîd), (ebrâr), (sâlih), (müttekî) gibi yüksek sıfatlar verildiği gibi, uymayanlara da (fâsık), (bâgi), (şakî), (şerir) gibi kötü ve alçak sıfatlar verilir. Şerîatın emrini yapmayanın emri tutulmaz. Ona uyulmaz. Şerîatın emrini yapan temiz ve sevab sahibi, tutmayan ise günahkâr, fâsık ve fâcir olur. Tarîkat ve maneviyat, şerîat zemini üzerinde durur. Bu zemin bozulunca, hiçbir şey kalmaz. Bunun için (Şerîatsız olan bir kimse havada uçsa bile hemen vur düşür; sinek ve haşarat ondan iyidir) demişlerdir. Mürîdin şerîatsızı yük ve azap, şerîatsız mürşîd ise zındıktır. Bu sebeple, (Tasavvufsuz şerîat fıska götürür, şerîatsız tasavvuf da zındıklığa götür) sözü meşhur olmuştur.

Şerîat üç kısımdır: İlim, amel ve ihlâs.. İlim ve amel ise ihlâsın kazanılmasını temin için âlet hükmündedir. İlim ve ameli zâhir âlimleri bildirirler. İhlâsı kazanmak için ise, şerîata uyup fiil ve ameli şerîat olmuş bir bâtın âlimi şarttır.

Şerîat dışına çıkan tarîkatların sonu ise, silinip ortadan kaybolmaktır. Nitekim, şerîattan yavaş yavaş ayrılarak neticede şerîat düşmanlığına saplanan Bektaşî tarîkatı ile, fıska meyletmesi sebebiyle şerîat dışına atılan Mevlevî tarîkatı, bugün tamamen tarîkat defterinden çizilmiştir. Nakşî tarîkatının dışındakiler, az çok bid'atlarla gölgelendiğinden, Mehdî Hazretleri, onların tamamını kaldırıp Nakşî tarîkatından başkasına izin vermeyecektir.

Mürîdin bütün ameli şerîat terazisinde tartılacak, ona uygun olan amel işlenecek, uygun olmayanlar da işlenmeyecektir. Yanılarak işlenen şerîatsız bir fiil olursa, tevbe ve nedametle birlikte bir haksızlık da varsa giderilip helâl-laşılacaktır.

Şerîatta ef'âli mükellefin denilen ve âkîl ve bâliğ olan müslümanın bilmesi gereken hususlar farz, vâcip, sünnet, müstehab, helal, mübah, mekrûh, haram, sahîh, müfsid ve bâtıl gibi kısımlara ayrılır. Dinimizin de dört kısım emri vardır ki bunlara uymak lâzımdır.

1- İnançta sıhhat - (Her hususta ehl-i sünnet itikadına uygun olmak)

2- Kasıtta sadakat - (Bütün ibadetlerde ihlâs ve doğruluk demektir)

3- Haddi muhafaza - (Din hudutlarını aşmayıp yasakların tümünden çekinmek)

4- Ahde ve'fa - (Bütün ilahi emirlere uymaktır)

(Nakşî tarîkatı, şerîat temelinde yükselen râbıta, sohbet ve hatme sütunları üzerinde kurulan benzersiz bir saraydır. Bu sarayın süsü de, muhabbet, ihlâs, edeb ve teslimiyet çiçekleridir.) Paşa Hazretlerinin sohbet ıtrından.  

TARÎK - TARÎKAT : Yol demektir. Tutulan, uyulan yol, bir mürşîdin usûlüne uyup onun manevi yoluna girerek Allah'a ulaşma azminin adıdır. (Turuk) tarîkatlar demek olup tarikin çoğuludur. (Turuk-u âliye) şeklinde yüksek tarî-katlar mânâsında kullanılır. Paşa Hazretlerinin (Tarîkat hem farz, hem vacip hem de sünnet-i müekkededir. Ce-nâb-ı Hakk'ın Habibine emridir. Habîbi de Sahabe Efendilerimize emir buyurmuş onları bu yolda yetiştirip irşad etmiştir.) şeklindeki sohbetleri mâlumdur. Peygamberimiz ilk defa hicret esnasında saklandıkları mağarada Hz. Ebubekir Sıddık'a gizli zikri ve rûhani tarîkatı emir buyurmuştur. Hz. Ömer ve Hz. Osman'a da ayrı ayrı zikirler ve usuller tarif ve telkin edilmiş ise de, onlar, hilâfetlerinde ken-dilerine emredilen tarîkatların zorluğundan bunları değil Hz. Ebûbekir'in yolunu tâ'lim edip onun usulü ile irşadda bulunmuşlardır. Bu sebeple de Hz. Faruk ve Hz. Zinnû-reyn'in tarîkatları devam etmemiştir. Hz. Ali Efendimiz halife olunca, kendisinden önceki halifelere uyanları Hz. Ebubekir yolundan irşad etmiş, yeniden kendisine bağlananlara da, kendine emredilen usul ve yolda yani cehrî zikir ve nefsani usulde hizmet emir buyurmuştur. Kuruluşları askerî sistemde olan rûhani tarîkatlar dört veya beş ana kolla devam etmiş, kuruluşu mülkî sisteme uygun bulunan nefsani tarîkatler ise yedi veya bir rivayette sekiz kolla ilerlemiştir. İnsanların zevk, anlayış ve mizaçlarına göre hizmet ve ilerlemelerinde kolaylık olması hikmetinden, rûha-ni ve nefsani tarîkatların tamamı, oniki imamın kadem ve mizacına uygun olarak oniki çeşit olarak lütfedilmiştir. Bu oniki çeşit tarîkatın kendilerine nisbet edildiği oniki imama -ıstılahda- Pîr denilmiş, sonradan pîr tabiri her mürşîd için kullanılmıştır. Rûhani tarîkatların netice irşadı Nakşî tariki usulünden, nefsani tarîkatların irşadı da Kâdiri tarîkatının usulünden yapıldığından, aslında iki tarîkat var demektir.

Zaman ilerleyip insanların mizaçları dalgalanmaya başladığından -zâhirdeki değişikliklere uygun bir halde- bu oniki tarîkatın her birinden kollar ayrılmış ve bu kollar da pek çok şubelere bölünmüştür. Her kol ve şubenin usulü ayrı olup cümlesi de hakdır, vâsıl edicidir.

Tarîkatlar tatbik ettikleri usul bakımından yani rûh ve nefis yollarından olduğu gibi açık ve gizli zikir yapma bakımından da sınıflamaya tâbi tutulup ona göre isimlendirilirler. Rûhani tarîkat, nefsani tarîkat, hafî tarîkat, cehrî tarîkat gibi. Bunun dışında tatbik edilen amel bakımından da üç ayrı guruba ayrılırlar:

1- İbadet yolu ile gidenler,

2- Riyazet yolu ile gidenler,

3- Muhabbet yolundan gidenler.

Bunların hepsi neticede muhabbet yoluna ulaşıp o muhabbetin cezbesiyle vâsıl olacaklardır... Hepsi hak yoldur, ulaştırıcıdır.

Bütün tarîkatların gayesi, şerîatı lâyıkıyla icra edip gizli ve açık her hâl ve zamanda onu yaşamak ve sünnetlere uymaktır. Bu ikisinin dışında tarîkat olmaz. Bu sebeple (Tarîkat mektebinin dersi şerîattır) denilmiştir. Şerîatsız tarîkat zındıklıktır. Büyükler bütün tarîkatlar için dört temel ve esas vardır, bu esasın dışındakiler tarîkatın da dışındadır demişlerdir:

1- Cenâb-ı Hakk'a sıdk u sadakatla yönelip sünnet-i Muhammediyeye tamamiyle uymak,

2- İtikadı, ehl-i sünnet itikadına uygun hâle getirmek. Ehl-i sünnet dışındaki itikatlardan velî olmayacağını bilmektir. (Meşayih itikadı ancak ehli sünnet itikadıdır, aksi mümkün değildir.)

3- Cenâb-ı Hakk'a ubûdiyete, kulluğa devam etmek ve âgâh olup mahviyet kazanmak,

4- Bütün saadetlerin sonu olan muhabbet zevkine ulaşıp cezbe-i ilâhîyeye kavuşmaktır. Dikkat edilirse, bu dört şart her şartı toplamış bir hülâsadan ibarettir. Cenâb-ı Hakk'a dört merhale ile ulaşılır: 1- Şerîat, 2- Tarîkat, 3- Hakîkat, 4- Marifetullah... Marifetullaha, şerîata uyup tarî-katta makbul olduktan sonra hakîkat âleminden geçerek varılır. Tarîkat bu ulvî memuriyetin mektebinin adıdır. Tarîkat mektebinin hocası Mürşîd-i Kâmil, Resûlullah Efendimiz ve bizzât Cenâb-ı Hak'tır. Böyle bir hocalar gurubunun okutacağı ilim ile vereceği terbiye ve ulaştıracağı memuriyetleri idraki olanlar sezebilir.

Tarîkat, Cenâb-ı Hakk'ın emri, Resûlünün sünneti ve Sahâbelerle âriflerin mektebi olduğundan, kıyamete kadar hükmü bâkî ve usûlü geçerlidir. Ona severek uyan hak yolun makbulü, îman zıddiyetinden düşmanlık edenler zâlim, cehaleti hevâ ile veya zâhir halifeleri elindeki bir zümre ve guruba bağlılığın tabii neticesi olan asabiyetle veyahutta bağlılık iddia ettiği zâtın beyanını yanlış anlayan, bozan veya değiştirenlere aldanan sâdık cahiller ise mahcup kimselerdir... Allah onları ıslâh etsin.

RÂBITA : Lügatta bağlanmak, bağlamak ve kuvvetlendirmek demektir. Vuslat şartlarından sayılmıştır. Her tarîkatta varsa da Nakşî tarîkatı râbıta üzerine bina edilmiştir. Üç kısımdır. 1- Râbıta-i Mevt'tir. Günahkâr bir insanın ölüm anındaki can çekişmesini, yıkanıp kabre konulduktan sonra, sual meleklerinin şiddetini, kabir azâb ve sıkması ile dirilip kıyamet azaplarına uğramasını tefekkür etmektir. 2- Huzur râbıtasıdır ki, murâkabe ve müşâhade yapmaktır. 3- Râbıta-i mürşîtir. Abdülhâlık Gücdüvaâni Hazretlerine kadar Resullah Efendimize yapılırken, mürî-danın tâkat ve tahammülü kalmadığından Peygamberimizin emri ile mürşîdlere yapılmaya başlanılan hayal ve cemâl râbıtasıdır.

Mürîd, mürşîdini iki kaşı hizasında hayal ederek, mânevî huzurunda durup feyzine âmâde olmaktır. Bu râbıtanın devamında feyiz çok fazla olacağından, vuslat yolu, nübüvvet yolu sayılmıştır. Mürîdin râbıtaya devamı hâlinde, kabiliyeti nisbetinde, mürşîdinin hâli kendisine intikal eder. Râbıtanın aslı mürşîdden gaflet etmemek, kemâli de ihlâs ile teslimiyetle devam etmektir. Yeni müritler için tek melce ve tek başına Hakk'a ulaştırıcı bir vasıtadır. Zikir her ne kadar yüksek ve yüce ise de, râbıtasız ulaştırıcı değildir. Fakat zikirsiz râbıta ulaştırıcıdır. (Biz kötülükler çukurundayız; Rabbim ise mukaddes ve yüksek makamdadır. Elbette aramızda bir vasıta münasip olur ki, uyma sebebiyle onun feyzinden istifade etmiş olalım) diye şiirlerle ifade edilmiştir.

(Hadîka-i Nediye)'de deniyor ki: Râbıta, Cenâb-ı Hakk'a vuslat için başlı başına bir yoldur. Kâlbi müşahede makamına vâsıl olan bir mürşîde rabttan ibarettir. Mürşîd oluk gibidir. Allah'ın feyzi, büyük deniz gibi olan mürşîd-den râbıta eden mürîdin kâlbine akar.

(Fetâvâ-i Ömeriyye)'den hülâsa edilen şudur: Râbı-tayı isbat hakkında bir çok değerli ulemânın müstakil risaleleri vardır. Fasih-i Bağdâdî'nin, Molla Câmî'nin, İmâm-ı Hâdimi'nin, Abdülganiy-yi Nablusî'nin, Edirne Müftüsü Muhammed Fevzi'nin ve Şeyh Hâlid-i Bağdâdî'nin risaleleri bunların bir kısmını teşkil eder.

Fenâfi'r-resul olan Abdullah İbni Abbas'ın teyzesinin evinde, baktığı aynada Hz. Resûl'ün sûret-i cemâlini gördüğü sabittir. Buhâri Şerîfte zikir bahsinde râbıtaya işaret eden hadîsler mevcuttur. Bunların en dikkate değer olan Hz. Sıddık'ın tuvalette bile Resûlün hayâli ile olduğunu ve bunu edep dışı sayarak Resûlullah'a arzetmesi üzerine, bu hâle devam etmesi ile nerede olursa olsun edeb harici olmayacağı müjdesini almasıdır.

Tâcü'l-Ârus, Avârif-i Maarif ve İhyâ-u Ulûmiddin gibi çok muteber kitaplarla Mektûbat-ı İmam-ı Rabbâni gibi ikinci bin yılın yenileyicisinin kitabında da teferruatiyle mevcuttur. Bu husustaki tafsilâtın en mükemmeli, Hâlid-i Bağdâdî Hazretlerinin Râbıta Risalesi'ndedir.

Râbıtayı inkâr edenlerin îmanlarını tazelemeleri gerektiği, Fetâvâ-i Ömeriyye, Rûhu'l-Beyan, Şifâ-i Şerif, Meşârik Şerhi Mebârik kitablarında izah edilmektedir.

(Cenâb-ı Hakk'a vesile talep ediniz) ve (Sâdıklarla beraber olunuz) âyetlerinin tefsirinde, râbıtaya işaret edilmiştir, deniliyor.

Paşa Hazretleri, (Âl-i İmran Sûresinin en sonuncu âyetinin râbıta âyeti olduğunu beyan eder ve râbıta bizim tarikin dört usulünden biridir. Huzur mürîdinin bozulma ihtimali olur da râbıta mürîdi bozulmaz, çünki râbıta mürîdini mürşîd-i kâmil kendi velâyetine almıştır.) buyururdu.

Sâlih Baba Divanı Râbıta-i Nakş-î Hayâlî adını taşımakta ve baştan sona kadar râbıtadan ibaret bulunmaktadır. Râbıta, mürşîdi hatırdan çıkarmamak, gaflete düşmemek olduğundan, herhalde ve her zaman yapılacağı gibi, resmi dersin dışında sonsuz şekilde de yapılır. Efdali emredilen şekildir.

SÜNNET : Peygamberimizin  işlediği, işleyiniz dediği veyahutta bir müslümanın işlediğini gördüğünde sükût ettiği şeylerdir.

"Bak hadîste dedi o Fahr-i Cihan

Sünnetimdir ümmete dârü'l-eman"

İmâm-ı Gazâli (Bizim bu ilmimiz kitap ve sünnetle kayıtlıdır) demiştir. İmâm-ı Şa'rânî İmâm-ı Şâzeli'den naklen diyor ki (Eğer keşif, kitap ve sünnete muhalif olursa keşfi terkedip kitap ve sünnetle amel etmek icab eder. Zira ismet şerîata mahsustur. Hususiyle şerîat terazisinde tartılmadıkça keşif ile amel caiz değildir, diye kavm (sofiye topluluğu) ittifak ettiler.) Bazı tasavvuf ehli tarîkatın aslını şu yedi şarta bağlamışlardır: 1- Kitaba sarılmak, 2- Sünnete uymak, 3- Helâl yemek, 4- Halka ezâ vermemek, 5- Yasaklardan kaçmak, 6- Tevbeye devam etmek, 7- Cenâb-ı Hakk'a ve kullara ait olan bütün hakları eda etmek...

143

Bir anda eyledi irşad Sâlih'i

Edip benliğindin azad Sâlih'i

Kılıp rabıtayla mu'tad Sâlih'i                                          

Dil şehrin ravza-i cinan eyledi    

Şerîat, tarîkat, hakîkat ve ma'rifetin gayesi, meyvesi istikâmet sahibi olmaktır. Peygamberimiz (Kulun kâlbi müstakim olmadıkça, îmânı müstakim olmaz, lisanı müstakim olmadıkça kâlbi müstakim olmaz) buyurmuştur. Şair :

"Müstakim ol Hazret-i Allah utandırmaz seni" demiştir.

122

 Bedensiz bir güzel gördüm efendim

İlikten damardan kandan içeru

Cânân illerinden sordum efendim

Bir cân vardır gizli cândan içeru

 

Niceleri vardır hicrân gölünde

Çok Mansurlar vardır zülfün telinde

Hakîkat şehrinde cânân ilinde

Bülbüller var o gülşandan içeru

 

"Kün fekân" emriyle döner bir dolâb

Öğüdür âlemi misl-i âsiyâb 

İnceden incedir olunmaz hisâb

Çok hikmet var "Kün fekân" dan içeru

 

Geçmeyenler bilmez çarh-ı çenberi

İçmeyenler bilmez âb-ı Kevseri

Bir gece Pîrimden aldım haberi

Mekân vardır lâ-mekândan içeru

 

Gül bülbülü gördü çıktı kabından

Bülbüller uyandı kalktı hâbından    

Pervâneler geçti âteş bâbından         

Azm eyledi gülistândan içeru

 

Bu ne ayrılıktır bu ne iftirâk

Benlik irâdesin elinden bırak

Her neye bakarsan Hak gözüyle bak

Gör neler var bu ekvândan içeru       

 

Pîr-i Sâmî gibi bâtın sultânı

Ârif-i billahtır yoktur akrânı

Reşâdet bâbından açmış meydânı   

Çok merdân var o meydândan içeru

 

Sâlih  ne yatarsın uyan dediler

Sıdk ile Allah'a dayan dediler

Hak gizli değildir ayân dediler           

Çok ihsân var bu ihsândan içeru

Zaman zaman basında tartışılmakta olan bir konuda, bazı terimlerin tasavvuf gözüyle açıklaması olsun niyetiyle paylaşıyorum.

Salih Baba Divanı isimli eserden konu ile ilgili terimleri merak edip okumak isteyen okuyucular, internet üzerinden eseri indirmek suretiyle okuyabilirler. Salih Baba Divanı'nı kitap olarak tükenmiş olduğu için bulamadım. İnşallah tekrar kitap olarak basıldığında alıp okuma şansımız olacaktır.

Allah'a emanet olunuz. Selamlar.

 




YorumYap

Çok Okunan Makaleler
Ahmet Yücel
YUNUS SURESİ 62-63-64. AYETLER VE TEFSİRİ
19.2.2016 12785 Okunma
Ahmet Yücel
TARİKATLAR İKİYE AYRILIR
22.2.2016 10937 Okunma
Ahmet Yücel
DÜŞMANIMI BİLSEM
17.2.2016 5002 Okunma
8 Yorum 22.02.2016 23:54
Ahmet Yücel
MÜSLÜMANI TEKFİR ETME HASTALIĞI
21.3.2016 4240 Okunma
1 Yorum 21.03.2016 23:04
Ahmet Yücel
BAŞBAKANIMIZ SAYIN DAVUTOĞLU'NA ARZ EDİYORUM
28.2.2016 4190 Okunma
Ahmet Yücel
ALLAH DOSTLARI, TARİKAT/TASAVVUF
18.2.2016 3978 Okunma
Ahmet Yücel
GÜLDEN BÜLBÜLLERE KİTABINDAN PAYLAŞIMLAR
2.3.2016 3966 Okunma
1 Yorum 02.03.2016 00:52
Ahmet Yücel
BU VATAN SAHİPSİZ DEĞİL
17.7.2016 3929 Okunma
1 Yorum 17.07.2016 03:38
Ahmet Yücel
ÇEŞİTLİ KONULAR
29.4.2016 3892 Okunma
3 Yorum 01.05.2016 01:14
Ahmet Yücel
BİR HADİS VE DÜNYANIN GİDİŞATI
5.5.2017 3884 Okunma
5 Yorum 06.05.2017 02:29
Ahmet Yücel
GÜLÜMSEYEN GELECEK
4.3.2016 3608 Okunma
Ahmet Yücel
İSLAMİ HABER SİTELERİ - ELEŞTİRİ
19.11.2016 3606 Okunma
4 Yorum 22.11.2016 14:57
Ahmet Yücel
TASAVVUF İLE İLGİLİ
28.2.2016 3585 Okunma
Ahmet Yücel
İLİM BİR NOKTA İDİ, CAHİLLER ÇOĞALTTI
3.6.2017 3471 Okunma
1 Yorum 03.06.2017 19:24
Ahmet Yücel
Tarîkat, Peygamber Efendimizin yolu
17.8.2016 3423 Okunma
Ahmet Yücel
RAZI OLAMADIĞIM İKİ ŞEY
4.3.2016 3416 Okunma
Ahmet Yücel
15 TEMMUZ 2016
6.8.2016 3361 Okunma
Ahmet Yücel
ŞERİAT TERAZİSİ İLE ÖLÇEN YOLUNU ŞAŞIRMAZ.
9.9.2016 3322 Okunma
Ahmet Yücel
ŞEHİTLİK
10.4.2016 3270 Okunma
Ahmet Yücel
EN BEREKETLİ FETİH
1.1.2017 3260 Okunma
Ahmet Yücel
SALİH BABA DİVANI'NDA ŞERİAT, TARİKAT, RABITA
27.11.2016 3236 Okunma
Ahmet Yücel
MÜSLÜMAN MÜSLÜMANI İNCİTMEZ.
11.7.2016 3229 Okunma
Ahmet Yücel
HUZURLU YARINLARA YÜRÜYÜŞÜMÜZÜ ENGELLEYEMEZLER.
1.7.2016 3212 Okunma
Ahmet Yücel
FAİZSİZ BANKACILIK diye bir derdimiz olmalı.
20.2.2017 3114 Okunma
1 Yorum 23.02.2017 16:41
Ahmet Yücel
REFERANDUM VE UÇAN YALANLAR
2.4.2017 3063 Okunma
8 Yorum 11.04.2017 01:12
Ahmet Yücel
Sayın Temel Karamollaoğlu hocamıza mektup
3.3.2017 3060 Okunma
Ahmet Yücel
SAADET PARTİSİ NEREYE?
4.3.2018 3021 Okunma
5 Yorum 15.03.2018 22:46
Ahmet Yücel
MİLLİGAZETE.COM.TR EDİTÖRÜNE küçük bir tavsiye.
8.8.2017 2750 Okunma
4 Yorum 19.08.2017 16:23
Ahmet Yücel
BABAM SENİ KANDIRIR
12.11.2017 2662 Okunma
3 Yorum 13.11.2017 17:38
Ahmet Yücel
DECCAL’E
7.12.2017 2591 Okunma
3 Yorum 07.12.2017 09:26
Ahmet Yücel
FAİZSİZBANKACILIK.COM.TR
10.6.2017 2573 Okunma
1 Yorum 11.06.2017 01:16
Ahmet Yücel
GECENİN KADRİNİ BİLMEK - KARDEŞLİĞİMİZ
28.5.2017 2497 Okunma
2 Yorum 28.05.2017 20:05
Ahmet Yücel
ADİL DÜZEN VE MÜSLÜMANLAR
26.7.2017 2445 Okunma
1 Yorum 26.07.2017 17:18
Ahmet Yücel
Senden gelene razıyım ya Rabbi.
22.6.2018 2399 Okunma
6 Yorum 23.06.2018 19:28
Ahmet Yücel
YENİ GÜNDEMLERE YELKEN AÇARKEN
18.4.2017 2372 Okunma
Ahmet Yücel
FAİZ BELASINDAN KURTULMAK
1.4.2018 2317 Okunma
2 Yorum 02.04.2018 12:31
Ahmet Yücel
SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZA SAYGILARIMLA ARZ EDİYORUM.
2.7.2018 2240 Okunma
2 Yorum 10.07.2018 04:28
Ahmet Yücel
ADİL DÜZEN NE ZAMAN, NASIL GELECEK, BİZİM HİZMETİMİZ NE
19.9.2017 2169 Okunma
2 Yorum 19.09.2017 09:17
Ahmet Yücel
GELECEK SEÇİMLER
15.4.2018 2134 Okunma
3 Yorum 21.04.2018 21:54
Ahmet Yücel
''25 Haziranda hepinizi sürmez isem namerdim!'' diyor.
24.6.2018 2079 Okunma
2 Yorum 29.06.2018 16:42
Ahmet Yücel
Dünya nereye gidiyor? BİR YORUM
8.10.2017 1965 Okunma
Ahmet Yücel
RECEP EROL KARDEŞİMİZE
22.10.2017 1905 Okunma
Ahmet Yücel
CEDDİMİZ OSMANLI
16.8.2017 1848 Okunma
Ahmet Yücel
KARAGÜLLE HOCAMIZA
29.10.2017 1847 Okunma
Ahmet Yücel
YASİN KILAR KARDEŞİMİZE
28.8.2018 1830 Okunma
4 Yorum 31.08.2018 00:30
Ahmet Yücel
SALİH BABA DİVANI'NDAN
7.12.2017 1770 Okunma
Ahmet Yücel
Sizi Seviyoruz başkanım ama ulaşmak zor gibi...
1.9.2018 1740 Okunma
1 Yorum 02.09.2018 18:48
Ahmet Yücel
MEZHEPLER, GÜNCELLEME, SEFERİLİKTE NAMAZ
10.3.2018 1705 Okunma
Ahmet Yücel
CEDDİMİZ OSMANLI - 2
19.8.2017 1694 Okunma
Ahmet Yücel
DUALAR, AZİM VE SABIRLA GELEN BAŞARI.
11.7.2018 1647 Okunma
6 Yorum 12.07.2018 13:53
Prev[1]2Next