Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ruşen Çakır - Vatan Tayibet Erzen
Gülen’in Öcalan’a cevabı ne olabilir?
1380 Okunma, 33 Yorum

Ruşen Çakır - rcakir@gazetevatan.com

 

10.12.2010

 

Dünkü yazımızda, Abdullah Öcalan’ın Pazartesi günü avukatları aracılığıyla verdiği mesajların en önemlilerinin Fethullah Gülen ve onun hareketi üzerine olduğunu söylemiş ve buradan hareketle “Öcalan’dan Gülen’e zeytin dalı” başlığını kullanmıştım. Öcalan’ın son çıkışının, PKK çizgisinde ciddi bir stratejik değişiklik anlamına geldiği açıktır. Ancak bu hamlenin gerçek hayatta nasıl bir karşılık bulacağını anlamak için Gülen ve hareketinin Öcalan’a ve onun çağrılarına ne tür tepkiler vereceklerini görmemiz gerekiyor.

Eldeki verilerle bu konuda birtakım tahminlerde bulunmadan önce bir noktaya açıklık getirmek gerekiyor: Öcalan’ın avukatları Pazar günü Yalova’da Zaman Gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce ile bir araya geldiler ve bir gün sonra onun görüşlerini Öcalan’a aktardılar. PKK Lideri de Gülerce’nin sözlerini vesile ederek Gülen hareketi üzerine değerlendirmelerini ve onlara yönelik çağrılarını sıraladı. Dün Gülerce gazetesinde bu süreci anlatırken, kendisine “Gülen hareketinin sözcüsü” nitelemesinin yakıştırılmasından duyduğu rahatsızlığı belirtti ve şöyle yazdı: “Sanki kendisine bir mesaj iletilmiş, o da bu mesaja cevap vermiş gibi yanlış anlamalara neden olabilecek bir algı doğabilir.”

Gerçekten de Gülerce, söz konusu hareketin genel kamuoyunun bilip izlediği isimlerin en başlarında yer almakla birlikte, benim bildiğim kadarıyla “sözcü” filan değildir. Aynı şekilde onun avukatlarla görüşmesinde, Gülen hareketi değil de kendi adına konuşmuş olduğunu rahatlıkla kestirebiliriz. Fakat onun hareket içindeki konumu nedeniyle, “kişisel” görüşlerinin, kendisi istemese bile belli bir “temsiliyet”i içerdiği de muhakkaktır. Bununla birlikte Öcalan’ın Gülen hareketi hakkındaki değerlendirmesini sadece Gülerce’nin sözlerinden hareketle geliştirdiğini düşünmek aldatıcı olacaktır.

Şunu söylemeye çalışıyorum: Öcalan’ın bir süredir Gülen cemaatine barış eli uzatmayı tasarlamakta ve Gülerce görüşmesinden bu bağlamda istifade etmiş olduğunu düşünmemiz için pek çok nedenimiz var. Ama bunları şimdilik bir kenara bırakalım ve Gülen ve hareketinin muhtemel tepkileri üzerine kafa yoralım.

Gülen hareketinin gerçekçiliği

Öncelikle, Gülen ve onun yakın çevresi (hatta cemaatle organik bağı olan belki de herkes) Öcalan’ın kendileri hakkında söylediklerini çok önemsemiş olmalılar. Muhtemelen onun mesajlarının birdenbire medyaya düşmesinden ve bazı yayın organlarıyla benim gibi bazı gazeteciler tarafından fazlasıyla öne çıkartılmasından rahatsız da olmuşlardır. Çünkü esas olarak PKK’yı “terörist”, Öcalan’ı da “teröristbaşı” olarak algılayan bir kitleye hitap eden, gücünü en çok onlardan alan bir hareketten söz ediyoruz. Dolayısıyla Öcalan’ın kendileri hakkında olumlu sözler sarf etmesi, daha da ileri giderek hem Türkiye, hem de Ortadoğu’da müttefik olmaya çağırması, bu hareketin yönetici ve fertlerini birçok alanda zor durumda bırakabilir.

Bununla birlikte Türkiye’nin en gerçekçi ve değişime açık hareketin söz ediyoruz. Aksi takdirde 28 Şubat sürecinde generaller tarafından “ipi çekilen” bu cemaat o badireleri atlatıp askerin alanının

Devamı için TIKLAYINIZ.

 

Yorum:

Neyin Peşindesiniz?

Büyük bir kitleye hitap eden Gülen cemaatinin siyasi partiler için her zaman oy potansiyeli demek olduğunu, aslında açıkça söylemeseler de siyasilerin onların duruşlarını önemsediklerini biliyoruz. Gülen cemaatinin ülke siyasetini belirlemedeki etkinliği bu kadar göz önündeyken siyasilerin bu tutumu gayet normaldir. Ancak kabul etmek gerekir ki Öcalan’ın çıkışı hayli risklidir. İlk akla gelen cemaatten yeşil ışık görmeden ittifak teklifi yapmanın, yapan Öcalan da olsa normal olmadığıdır. Geri planda hemen düşünürüz ki, bu adamlar oturdu, konuştu ve sonunda çözüm adına birlikte bir şeyler yapmaya karar verdi. Nasıl fikir?

Bence saçma. Saçma, çünkü cemaat asıl sorun olan adalet sorununun bir parçası değil, hiçbir zaman da olmadı. Gelelim sanal soruna yani ayırımcılığa, bununla da ilgisi yok. Cemaatin kendine has bir metodu var ve bunun herhangi bir parametresinin ırka dayalı olduğunu düşünmüyorum. Hemen yurtdışındaki eğitim projeleri ve Türkleştirme zannedilen politikaları akla gelecektir ki, dediğim gibi bunun bir zan olduğunu aslında amacın Türkiyelileştirmek olduğunu yani politikanın ırk değil, kültür endeksli olduğunu düşünüyorum.

Acaba Öcalan açıkça ifade etmek gerekirse şunu demek istiyor olabilir mi? ”Gerek doğuda, gerek ülkenin diğer bölgelerinde oturan Kürt vatandaşların devlete olan negatif tutumlarının düzelmesinde, insanların birbirlerine olan düşmanca tutumlarının yumuşamasında, yıllardır bizim silahla yapmaya çalıştığımız ancak yıkımdan başka sonuç doğurmayan politikamızın düzelmesinde, sizin tüm dünyaya yayılmış insan endeksli derin hoşgörü ve İslam sevgisiyle büyüyen yayılmacı politikanızdan ve onun nimetlerinden faydalanabilir miyiz?”

Soru buysa, cevaptan önceki soru şu olmalı:

”Derdiniz insan hayatı olmadığına göre, NEYİN PEŞİNDESİNİZ?”

“Ülkede dağa çıkartacak, canlı bomba yapacak, hayatını karartacak insan bırakmadığınıza göre,  NEYİN PEŞİNDESİNİZ?”

Bana öyle geliyor ki, ülkeye bu kadar çok zarar vermiş bir isimle adının aynı cümlede barış için bile olsa zikredilmesi Gülen’i ancak rahatsız etmiştir.

Diğer ihtimaller üzerinde düşünelim…

Öcalan’ın cemaatin potansiyelini Türkiye için değil de Ortadoğu için kullanmak istiyor olabileceği bana daha sağlam bir sebepmiş gibi görünüyor.

 

 

 

Tayibet Erzen

Yorumcu 
Yorum 
Lütfi Hocaoğlu
16.12.2010
08:56

Usul-u fıkıhta iki kural vardır.

Hâss ifadeler takyid edilir.

Yani sayısı belirli olanların sayısı değiştirilemez, sadece belirli sıfatlarla kayıt altına alınırlar.

Umumi ifadeler tahsis edilir.

Yani sayısı belirsiz olarak tüm fertleri kapsayan ifadeler belirli sıfatlarla kayıt altına alınamazlar. Sadece belirli bir kısmı tahsis edilebilir ve kapsamı azaltılır. Buna da muhassıs denir.

Bakara 62’de iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler mübteda olarak gelmekte, sonra gelen cümle bunları anlatmakta ve bu cümlede men amene billahi ve-l yevmi-l ahiri ve amile salihen demektedir. Yani Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih amel işleyen herkes denmektedir. Burada men gelmesi önemlidir. Çünkü umumi bir ifadedir. Umumi ifadeler sıfatlarla kayıt altına alınamazlar. Yani bunu yapan hıristiyan şöyle olmalı veya böyle olmalı denemez. Sadece tahsis edilebilir. Bu da başka ayetlerden anladığımız şirk koşanlar, küfredenler, münafıklar, kalplerinde hastalık olanlar şeklindeki kötü grupların bu umum ifadeden ayrılmasıdır. Yani umum ifadenin kapsamının daraltılmasıdır.

Bakara suresi 4., 5. ayetler bu ifadeyi tahsis etmemektedir. Çünkü oradaki ifade iflah olanlardır. Bakara 62’de ise korku olmayanlar ve hüzünlenmeyenlerdir. Burada yapılan takyid etmeye çalışmaktır ki bu sonuca bu şekilde varma usul kaidelerine aykırıdır. Zaten umum ifadenin sayısı (kapsamı) azaltılır. Umum ifade hepten yok sayılamaz. Bu ise kapsamını sıfırlamak, buradaki ayeti yok saymak anlamına gelir. Ancak kişi ben bu şekilde içtihat yapıyorum derse onu ilgilendirir. Saygı duyarız.

Zaten kimin cennette kimin cehennemde olacağı ile bu kadar çok ilgilenmek doğru mudur? Allah’ın cenneti geniştir. İstediğini koyar.

Lütfi Hocaoğlu
16.12.2010
12:26

Zafer Kafkas’ın sorusu üzerine Süleyman Hocamla görüştüm ve evliya kelimesinin terminolojik karşılığının dayanışma ortaklığı olduğunu öğrendim. Zaten 2005 yılında 308. seminerde evliya kelimesinin dayanışma ortaklığı anlamında kullanıldığını da gördük. İlgilenenler bakabilir.

Reşat Nuri Erol
17.12.2010
05:18

PUTİN: ’Katoliklere değil, İslam’a yakınız’

Rusya Başbakanı Vladimir Putin, bir TV programında soruları yanıtlarken, başkent Moskova’ya cami yapma sözü verdi

Putin, “Biz Doğulu Hıristiyanlarız: Ortodoksuz. Bazı bilimadamları Doğu Hıristiyanların birçok ilkesinin İslam’a daha yakın olduğunu söylüyorlar. Katoliklere daha uzağız“ dedi. Putin, ayrıca “Moskova’da bir cami inşaatı planlanıyor. Ve yapılacak” diye konuştu. Ekim ayında, Moskova’daki 4 caminin yetersiz olduğunu söyleyen Müslümanlar protesto amacıyla sokaklarda namaz kılmıştı.

Sayfa: 4 / 4 (33 Yorum)Prev123[4]Next


YorumYap

Sayı: 79 | Tarih: 12.12.2010
Ruşen Çakır
Gülen’in Öcalan’a cevabı ne olabilir?
1380 Okunma
33 Yorum
Tayibet Erzen
Ebubekir Sifil
Propaganda Çağı
695 Okunma
Zafer Kafkas
Mehmet Şevket Eygi
Ah Eski İstanbul!
583 Okunma
1 Yorum
Emine Hocaoğlu
Mahir Kaynak
Strateji belirlemek
557 Okunma
3 Yorum
Süleyman Karagülle
Ruhat Mengi
Baykal'ın Ani 'Çarşaf' Aşkı
516 Okunma
Vahap Alma
Zülfü Livaneli
Utanç
502 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ahmet Hakan
Burhan Kuzu'ya açık mektup
492 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Nihal Bengisu Karaca
Wikileaks'ten sonra hayat var mı?
480 Okunma
Hakan Kandal
Ahmet Altan
WIKILEAKS...
467 Okunma
Özer Ataç
Fikret Bila
Delege ne derse o olur
461 Okunma
Harun Özdemir