Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Reşat Nuri Erol - Milli Gazete Ilker Ardic
Tarımda faiz, icra ve iflas
777 Okunma, 4 Yorum

Egeliler Manisa'yı, Manisa'daki "Gediz Ovası"nı iyi bilir; İzmirli bir Egeli olarak ben de bu bölgeyi iyi bilirim... Bundan önceki dört yazımda 'iktisat stratejisi' dedim, 'tarım stratejisi' dedim; genel olarak ekonomi, toprak, tarım planlamasının gerekliliği ve özel olarak bütün bunların olmazsa olmaz şartı olarak "Adil Ekonomik Düzen"in mutlak ve elzem olduğu üzerinde durdum... Bugün, işte o anlattıklarım yapılmadığında neler olabileceğini, Manisa'nın "Gediz Ovası"nda çiftçilerin başına gelen önemli olumsuz örneklerle anlatacağım...

Bu münbit ovamızdaki Saruhanlı'dan bir değil tam 16 bin çığlık, 16 bin feryat yükseliyor!.. Manisa Saruhanlı'da kayıtlı 17 bin ÇİFTÇİMİZ ve bunların tam 16 BİN İCRA DOSYASI var!.. Faizli krediler, borç batağı, icralar, iflaslar ve intiharlar!..

Durumu özetleyelim: Manisa Saruhanlı'da toplam 460 bin dönüm arazi ekiliyor... Bu arazinin yaklaşık 350 bin dönümü ipotek altında... 17 bin kayıtlı çiftçi, 2009 yılı içinde ektikleri üründen toplam 221 milyon TL gelir elde etti... Saruhanlı'nın yüzde 75'i ipotekli!..

Peki bu çiftçilerin "faizli/icralı/ipotekli kredi borcu" ne kadar?

17 bin çiftçinin neredeyse tamamının icra dosyası bulunuyor. Saruhanlı'da 4 icra dairesinde dosya sayısı 16 bin!.. Çiftçilerin toplam borcu ise 350 milyon TL'yi buluyor!..

Sadece Saruhanlı'da yaklaşık 16 bin İCRA DOSYASI işlem sırası beklerken, çiftçilerin borcu 350 milyon TL'yi geçti; her çiftçi en az 20 bin TL borçlu!..


Saruhanlı'da neredeyse ipoteksiz tarla yok... Binlerce dönüm arazi ve binlerce traktör ipotek altında... Çiftçiler milyonlarca liraya ulaşan banka kredilerini ödeyemiyor... Ortaya çıkan tablo vahim... Son 10 yıl içinde yaşanan tarım politikaları sebebiyle çiftçinin durumu perişan... Bankalardan, Tarım Kredi Kooperatifi'nden ve Esnaf Kefalet Odası'ndan alınan faizli krediler ödenemez hâle gelmiş... Ve sonunda ortaya tarımın sürüklendiği uçurumu gözler önüne seren tablo çıkmış... Faiz, icra, iflas ve sistemin intikamı...

45 yaşındaki çiftçi Nedim'in hikayesi, Gediz Ovası'ndaki acı tablonun küçük bir örneği. 300 dönüm arazisi icrada. Anlatıyor: "Her yıl kurtarmak için daha fazla ektim ama daha da kötü oldu. Şimdi borcum 300 bin TL'yi geçti. Her gün jandarmadan kaçıyorum. Bazen intihar etmeyi düşünüyorum ama çocuklarım aklıma geliyor, vazgeçiyorum..."

Ana sebep ne? Prof. Dr. Tayfun Özkaya durumu şöyle açıklıyor: Özelleştirme, güya serbestleştirme bu duruma yol açıyor. 1980'den sonra uygulanan tarım politikaları çiftçinin aleyhine işledi. 1990'dan sonra da Şeker Yasası, Tohum Yasası, Tütün Yasası gibi yasaların yürürlüğe girmesi, özelleştirmelerin yapılması ile durum daha da kötüleşerek bugünkü sonuçları doğurdu. Son olarak TEKEL de özelleştirildi. Uygulanan sistemlerle çiftçi büyük firmalara bağımlı hâle getirildi.


Sonuç: Sömürüye dayalı bu "faizli sistem"de çiftçi ürettiği ürünü satabilmek için zamanla otomatik olarak büyük firmalara bağımlı hâle geliyor... Özel bankalar, şu anda tarım kesimine yüzde 30 gibi yüksek faizler uyguluyor... Diğerleri bir yana, Ziraat Bankası bile, kredi vermek için 20 dekar toprağı şart koşuyor; yani 20 dekarın altında toprağı olan çiftçi, çiftçi sayılmıyor ve kredi verilmiyor; "faizsiz kredi" hiç verilmiyor...

Türkiye'de tarım bitiyor, çiftçilik bitiyor; toprak intikam alıyor!..

Çiftçiler ödeme zorluğu çektiğinden, ödemelerini yapabilmek için tarlalarını satışa çıkarıyor ve satıyor... Sonra şehirlere göç ediyor... Geçtiğimiz yıl 1500 çiftçi, çiftçiliği bırakıp büyük şehirlere göçmüş... Böyle giderse, 10-15 yıl sonra büyük şehirlerde nüfus daha da artacak, köyler boşalacak... Sonuçta, Türkiye'de tarım ve çiftçiliğin gün geçtikçe azalarak bitmesi riski ile karşı karşıyayız!..

Faiz, icra, iflas ve "zalim düzen"in intikamı, toprağın intikamı!..

 

yorum : Dünyada ve Türkiyede bir sömürü sistemi olan faiz'in devam etmesi halinde günden güne insanların daha da mağdur olacağı ve çok küçük bir kitlenin mutlu olacağı muhakkaktır.ALLAH'ın KURAN da faizi haram kılma sebebi de budur.Faiz sistemi Dünyadan kalktığı gün insanların daha mutlu daha rahat olacağı kesindir. ALLAH herkeze Adil Düzende yaşamayı nasip etsin.

 

Ilker Ardic

Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
26.04.2010
00:15

Yazaımın başında işaret ettiğim üzere, aşağıda başlıklarını yazacağım dört yazım/makalem okunursa, bu yazı ile olan bütünlük tamamlanmış olur.

(İlgili makaleler bu haftaki 558’inci Seminerler dergisinde.)

-İktisat stratejisi

-Toprak, tarım ve ‘tarım stratejisi’

-Toprak/tarım stratejisi ve “ADİL DÜZEN”

-Strateji ve planlamaya devam…

Reşat Nuri Erol
29.04.2010
00:15

Bir müddet YORUM yazmayacağım, ama İKTİBASLAR yapacağım...

Bugün, yakın arkadaşım ve Arabistan’daki gurbet yoldaşım Hayri Kırbaşoğlu’ndan BİR İKTİBAS: Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, ‘Ahir Zaman İlmihali’ni niçin yazdığını anlattı

MEYDAN OKUYAN İLMİHAL

28 NİSAN 2010ÇAR

Prof. Hayri Kırbaşoğlu diyor ki: “Şu anda İslâm dünyası işgal altında olmasaydı, bu kadar zulüm ve sömürü olmasaydı, YERYÜZÜNDE ADİL BİR DÜZEN OLSAYDI, bu ilmihali başka türlü yazardım… Bu ilmihal Batı dünyasının kapitalist sistemine karşı bir meydan okumadır…”

Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, önümüzdeki günlerde çok ses getirecek bir İslam ilmihali kaleme aldı. Kendisinin ’El emrü bil maruf ve cihat’ diye iki kelimede özetlediği ’Ahir Zaman İlmihali’, bugüne kadar yazılan ilmihallerden birçok farklılık içeriyor.

Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, önümüzdeki günlerde çok ses getirecek bir İslam ilmihali kaleme aldı. Kendisinin ’El emrü bil maruf ve cihat’ diye iki kelimede özetlediği ’Ahir Zaman İlmihali’, bugüne kadar yazılan ilmihallerden birçok farklılık içeriyor. Eserini ’Vahşi batının, abdestli, namazlı ve dış dünyaya karışmayan Müslümanlık anlayışına meydana okuma’ olarak nitelendiren Kırbaşoğlu, yazma gerekçesini ise ’İmparatorluk dönemindeki şartlar ile bugün işgaller, katliamlar ve zulüm altında olan İslam dünyasının öncelikleri değişti’ diye özetledi.

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, her zaman yeni bir ilmihal yazılması gerekliliğine inandığını söyledi. Gazetemize Yayınevi Yayınlarından piyasa çıkan ilmihali yazmasının iki temel sebebi olduğunu anlatan Kırbaşoğlu "Birincisi, önce bir yazımda ardından bir televizyon programında, mevcut ilmihallerin 21. yüzyılda yaşanabilir ve sürdürülebilir bir Müslümanlık açısından son derece yetersiz olduğunu dile getirdim. Bunun üzerine, ilahiyatçılar siz hep eleştirirsiniz ama ortaya bir şey koymazsınız diye tepkiler aldım. Bunun üzerine de yeni bir ilmihal yazacağım diye taahhüt ettim. Ve 6-7 sene önce verdiğim bu sözün arkasında durdum" diye konuştu...

(Devamını merak edenlere; Millî Gazete’de, 28.04.2010)

Reşat Nuri Erol
29.04.2010
12:23

Bugün, "ADİL DÜZEN" ile ilgili bir tesbit YORUM daha:

mesud akgül / 2010-04-29 11:10:01 BİLİNMEYEN YAKIN TARİHİN GERÇEKLERİ-12

budur. Bu amaç bilindiği içindir ki kurucu iradeyi temsil eden Sabetayist Toplum oligarşisi kalıntıları, İsrail, ABD’deki Yahudi Lobisi ve Avrupa Birliği içindeki Siyonist unsurlar buna şiddetle karşı çıkıyorlar. Ancak her halükârda yadsınamaz gerçeklik şu ki kurucu irade tarafından oluşturulan şu hile rejimi ve köle düzeni A’dan Z’ye kadar değiştirilip yerine " A D İ L D Ü Z E N " kuruluyor. Bunda herhangi bir şüphe söz konusu değil.

mesud akgül / 2010-04-29 11:09:33 BİLİNMEYEN YAKIN TARİHİN GERÇEKLERİ-11

28 Şubat post modern darbe süreci başlatıldı. Ancak bu süreç de 12 Eylül gibi kontrol altına alınarak tersyüz edildi ve bugünkü duruma öyle gelindi. Şimdi ise bu tasfiye kadrolar bazında Ergenekon Davası sürecinde hızlandırılırken; AKP iktidarı aracılığıyla da hukuki süreç tamamlanarak Millî Görüş’ün temsil ettiği millî irade hâkim kılınmaya, " A D İ L D Ü Z E N " kurulmaya ve "Yeniden Büyük Lider Türkiye" projesi hayata geçirilmeye çalışılıyor. Şu anda yapılmakta olan anayasa değişikliğinin asıl amacı

mesud akgül / 2010-04-29 11:08:57 BİLİNMEYEN YAKIN TARİHİN GERÇEKLERİ-10

işbirliği içine girdi. Bu süreçte iki dönem tek başına iktidar olan ANAP’tan sonra Erbakan Liderliğindeki Refah Partisi atağa geçip birinci parti olurken Demirel ve Ecevit’in partileri çökertilip gerilerde kalmaya mahkûm edildi. Böylece kontrolden çıkan 12 Eylül 1980 Darbe sürecini sona erdirmek, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde 12 Mart Muhtırasından beri varlığı süregelip giderek güçlenen oluşumu ve ERBAKAN ile Millî Görüş’ü artık tamamen yok edip ortadan kaldırmak için bu kez

mesud akgül / 2010-04-29 11:08:29 BİLİNMEYEN YAKIN TARİHİN GERÇEKLERİ-9

Ayrıca dönemin medyası, sendikalar, sivil toplum kuruluşları, ünlü köşe yazarları da 12 Eylül darbesini desteklediler. Açıkça E R B A K A N ve "Millî Selamet Partisi" tasfiye edilip meydan Demirel-Ecevit ikilisine bırakılacak diye yazıyorlardı. O dönemin basın arşivleri incelendiğinde bütün bunlar açıkça görülür. Ancak 12 Eylül Darbe yönetimi, ABD’de hazırlanan plan gereği 12 Mart Muhtırasını veren oluşumun kökünü kazıyıp E R B A K A N ve M i l l î G ö r ü ş’ü siyaset arenasından tasfiye etmek yerine aksine

mesud akgül / 2010-04-29 11:07:59 BİLİNMEYEN YAKIN TARİHİN GERÇEKLERİ-8

Cumhurbaşkanı seçilmesi tehlikeli bulunuyordu. E R B A K A N ve M i l l î S e l a m e t P a r t i s i ’nin demokratik yoldan tasfiyesinin ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde örgütlenen 12 Mart Muhtırasını verdiren oluşumun kökünün kazınmasının mümkün olmadığını gören Sabetayist Oligarşi ABD işbirliğinde 12 Eylül 1980 Askeri Darbesini planladı. Muhsin Batur’un Cumhurbaşkanı seçilmesini aylar süren seçim turlarında oy vermeyerek engelleyen Ecevit-Demirel ikilisi ABD tarafından yapılan darbe planından muhakkak ki haberli olmalıydı

mesud akgül / 2010-04-29 11:07:23 BİLİNMEYEN YAKIN TARİHİN GERÇEKLERİ-7

Muhsin Batur CHP milletvekili olarak Ecevit tarafından Cumhurbaşkanı adayı gösterildi. Ancak Ecevit’e yakın CHP’liler oy vermeyerek seçilmesini engellediler. Çünkü 12 Mart sürecinde kapatılan Millî Nizam Partisi yerine M i l l î S e l a m e t P a r t i s i ’ni kurması için o sıralar İsviçre’de bulunan ERBAKAN’ı davet edip Adalet Partisi’nin tek başına iktidar olmasını önlemişti. Yani 12 Mart muhtırasında imzası bulunan Org. Muhsin Batur ile E R B A K A N arasında bir derin ilişki olduğu için

Reşat Nuri Erol
30.04.2010
11:50

Bugünkü Millî Gazete’den (30.4.2010), ESAM’da Prof. ARİF ERSOY’un yönettiği, ALİ BULAÇ2ın "MİİLÎ GÖRÜŞ’TEN MUHAFAZAKAR DEMOKRASİYE" konferansı haberinden bir bölüm:

Millî Görüş Anadolu’nun hareketidir

"Millî Görüş Hareketi, merkez sağ ve merkez solun yanında Anadolu toplumunun kendisine yer bulduğu bir hareket oldu. Milli Görüş ne solcu, ne de sağcı, toplum merkezli bir hareket olmuştur" diyen Yazar Ali Bulaç, Millî Görüş Hareketi’nin değerlere dayalı olduğundan söz etti. Bulaç, "Millî Görüş partileri, nasıl İslamcılık bu topraklara ve bu tarihe özgü bir siyasi hareket ise bu partiler de bu toprağa aittir. Sınıfa dair değil, değere dair siyasettir. Bütün değerleri içine alır. Örneğin adalet konusunda herkese aynıdır. Adaleti temsil ettiğin zaman Türkiye partisi oluyorsun. Bu ise siyasetin konseptinin kökten değişmesi anlamı taşıyordu. İşte 28 Şubat’ın Refah Partisi’ni hedef tahtasına koymasının sebebi buydu. Millî Görüş partileri bağımsız bir dış politikayı amaçlıyordu. Millî Görüş partileri net bir kimlik tanımı yapıyordu. ’Biz Müslümanız, Osmanlıyız, doğuluyuz’ diyorlardı. Refah Partisi durdurulmasa idi, bu gün iktidardı. Bunun farkına varanlar içerdekiler değil, büyük güçlerdi" diye konuştu.

Ak Parti’nin kuruluş sürecinden de söz eden Bulaç, "Ak Parti temel anlayış olarak, ’Biz Erbakan’ın düşüncesi ile iktidar olamayız. Olsak da kalamayız. Dolayısıyla bunu değiştirmemiz gerekir. Nasıl yapacağız, diğerleri ile uzlaşarak. Üç büyük aktörle uzlaşacağız. İçerde büyük sermaye, bürokrasi, büyük güçler ile uzlaşacağız. Bunlar ile uzlaşırsak iktidarda kalırız’ Bu temel doktrini idi. İslamcı bir çizgi veremeyiz. Bu içerde de dışarıda da kabul edilemez. Muhafazakar demokrasi kimliğini belirlediler. 2002’den bu yana ne oldu diye bakacak olursak; özgürlükler, azınlıklar, dindar camianın sorunlarında çözüm oldu mu, olmadı. Ekonomik ve sosyal alanda bir değişme olmadı. Toplum bu süreçte giderek çürümeye başladı" diye de eleştirdi.



YorumYap

Sayı: 46 | Tarih: 25.4.2010
Can Ataklı
Başkanlık sistemi ile federal devlete geçiş
3987 Okunma
Mesut Karaaytu
Ebubekir Sifil
İslami Kristoloji
1256 Okunma
16 Yorum
Zafer Kafkas
Ali Bulaç
Kerim devlet
781 Okunma
2 Yorum
Ahmet Yasir Erol
Reşat Nuri Erol
Tarımda faiz, icra ve iflas
777 Okunma
4 Yorum
Ilker Ardic
Ahmet Hakan
Çarpıt babam çarpıt
722 Okunma
9 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Nazlı Ilıcak
AK Parti yalnız kaldı
701 Okunma
5 Yorum
Fatma Karuç
Dücane Cündioğlu
Ahlaklı ama Edepsiz
687 Okunma
Abdülkadir Altınhan
Rahmi Turan
Bize uymayan bir sistem
683 Okunma
Serdar Turan
Nihal Bengisu Karaca
Tam demokrasi mi postmodern padişahlık mı?
680 Okunma
2 Yorum
Hakan Kandal
Oktay Ekşi
Sistemin Fazileti
680 Okunma
2 Yorum
Vahap Alma
Mehmet Şevket Eygi
Başörtüsü Düşmanlarına On Bir Tokat
665 Okunma
Emine Hocaoğlu
Mehmet Altan
Dışişleri soykırımına nasıl bakar?
665 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Toktamış Ateş
İlk Meclis'ten portreler
655 Okunma
Osman Eskicioğlu
Ruşen Çakır
İki yumruk: Benzerlik ve farklılıklar
653 Okunma
Tayibet Erzen
Mahir Kaynak
Başka bir Yöntem
648 Okunma
Süleyman Karagülle
Mümtazer Türköne
Savaştan barış çıkartmak
641 Okunma
1 Yorum
Arif Ersoy
Fehmi Koru
Batılı değerler: Çifte standart ve dinî ayrımcılık
626 Okunma
Ahmet Kirtekin
Zülfü Livaneli
Grass’ın İstanbul’u...
583 Okunma
Ali Bülent Dilek