Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Dücane Cündioğlu - Yeni Şafak Abdülkadir Altınhan
Sanat ve Devlet
561 Okunma, 1 Yorum

  Normal 0 21 false false false TR X-NONE AR-SA

                                                  Sanat ve Devlet



Bir sohbet meclisi... Halktan, alelâde insanlar... ve içlerinde de bir derviş, öylece oturmuşlar, kendi aralarında konuşuyorlarmış.

Derken, devlet ricalinden bir zat-ı muhterem, birdenbire meclise dahil oluvermiş. Pek tabii ki o anda hemen herkes ayağa kalkıp hürmet göstermiş kendisine!

Lâkin, bir tek derviş müstesna. Sadece o kalkmamış yerinden. Orada öylece oturmaya devam etmiş.

Rical-i devletten olan zat, dervişin bu saygısızca hareketine çok sinirlenmiş ve biraz da hışımla, "Sizler, hem Kur'an'da, "Allah'a, Rasûlüne ve yöneticilerinize itaat edin/bağlılık gösterin!" ayetini okuyup duruyorsunuz, hem de yanınıza bir yönetici geldiğinde ona saygı göstermek için ayağa bile kalkmıyorsunuz! Ey müslüman, bu ne yaman çelişkidir!" diye kınar dervişi, tam da rakibini en hassas yerinden yakaladığı zannıyla..

Derviş ise hiç istifini bozmaz ve zat-ı devletlilerine şu cevabı verir:

— "Efendim, biz o ayeti okurken Allah adını telâffuz eder etmez öyle bir hayrete düştük, öyle bir zevke daldık, öyle kendimizden geçtik ki 'rasûlü'ne bile sıra gelmedi, nerde kaldı yöneticiler?!"

Şems-i Tebrizî'nin anlattığı bir kıssadır; tefekkür etmek yetmez bu yüzden, biraz da zevk etmek gerek!

* * *

Bir sanatçı sanatına, bir düşünür düşüncelerine, herhangibir siyasî iradenin müdahalesini hoş görebilir mi?

Aslâ!

Düşünür veya sanatçı, kendi istiklâlini korumak adına değil sadece, bilâkis düşüncenin ve sanatın haysiyetini korumak maksadıyla da böylesi bir müdahaleyi hoş karşılamaz. Karşılayamaz.

Bu nedenledir ki düşünce veya sanat adamları, ehl-i siyasetin sadece olumsuz değil, olumlu desteklerinden de uzak durmayı bilmelidir.

Aksi takdirde, ehl-i siyasetin, verdiği bu desteğin bedelini düşüncenin ve sanatın kendisinden tahsil edeceği aslâ unutulmamalıdır.

Alınan destekler, ister istemez, bir süre sonra düşüncenin ve sanatın namusu paymâl edilerek ödenir.

Tıpkı ehl-i hikmetin dediği gibi: Sultana yaklaşma, yanarsın! (Kurb-i sultan âteş-i suzan!)

* * *

Sanat aracılığıyla bazıları mesaj vermeye, bazıları telkin ve tebliğ etmeye çalışıyor. İdeolojik sanatın vasf-ı mümeyyizi bu işte: Mesaj vermek!

Kime? Herkese. Dosta ve düşmana. Hem de topluca. Bir taşla bir sürü kuş.

İdeolojik sanat, özel mesajları olan bir etkinlik türü. Daha baştan tebliğ ve telkin amaçlı. Seçme hakkı vermez, yönlendirir. Baskılar, baskılandırır. "Bak, ben böyle düşünüyorum veya hissediyorum!" demekle yetinmez, bilâkis "Sen de böyle düşüneceksin veya böyle hissedeceksin!" demeyi marifet sayar.

Mesajı vardır, ve bu mesaj bellidir. Kişisel değil, bireysel hiç değil, toplu bir mesajdır bu! Bir toplumun değil, bir topluluğun mesajı.

Muayyen bir duygu ve düşünceyi muhatablara tebliğ ve telkin. Bir tür propaganda. Sanat da bu telkin ve tebliğin fiyakalı aracı.

Siyasetin düşünceye ve sanata ilgisi, düşüncenin ve sanatın kendisinden dolayı değildir; aksine düşünce ve sanatın gücünü propagandaya elverişli bulmasındandır.

Düşünce ve sanatı siyasetin hizmetine sunanların amacı da düşüncenin veya sanatın kendisi değildir; bu güç aracılığıyla elde edilecek olan çıkar ve menfaatlerdir.

* * *

Türkçe'de yayımlanan estetik kitaplarının çoğu, aslında 'Marksist Estetik' üzerinedir. Sanatın teorisini sosyal gerçekliğe dayanarak açıklamaya çalışan bu çizginin ideolojik ısrarcılığı, karşıtlarından çok, bu ısrarın yandaşlarına zarar vermiştir. Toplumsal diyalektiğin ilerici kutbu olan işçi sınıfının sanatsal duyarlılığından dem vuran, burjuva sanatının güya uçuşlarını (!) hafife alan, çoğu derinlikten uzak, naif metinlerdir bunlar. Gerçekçidir. Toplumcudur. Telkincidir. Ama hepsi bu kadar!

90'lı yılların o kişiliksiz, omurgasız, bayağı ürünleriyle piyasanın dolmasına neden olan, gerçekte bu ideolojik sanat yorumudur.

30'lu, 40'lı yıllardaki devlet baskısı nasıl arabesk curcunasını ortaya çıkardıysa, işçi sınıfının gerçekçiliği lâflarını ağızlarından düşürmeyen sol intelijensiya da tam karşıtını yarattı: devrimden ümidini kesmiş, ütopyası kalmamış lümpen sanatını. O Cihangirâne gevşekliği.

(Haksızlık etmemek için belirtmeliyim ki Türk solu, kendini toparlıyor. En azından sanatı, hiç değilse sanatın teorisi alanında daha ciddiye alıyor.)

* * *

Sağ estetik olmaz. İşin bu tarafını geçelim. "Dinî estetik"e gelince, ülkemizde bu terkibin sadece lafzı değil, kavramı da yok ne yazık ki.

Olamaz mıydı? Olabilirdi. O zaman bizler de dinî estetik yorumlarını gönül rahatlığıyla hem temaşa, hem tahlil edebilirdik; yani hem yapabilir, hem de üzerine düşünebilirdik.

Ne var ki siyaset bir türlü izin vermiyor: hem lâ-dinî siyaset, hem dindar siyaset!

Ya köstekliyorlar, ya destekliyorlar. İki hâlde de düşüncenin ve sanatın kendine has eserler sunmasını engelliyorlar. Neticede, ortaya çıkan olumlu veya olumsuz bir tebliğ ve telkin edebiyatından başka bir şey değil.

Bir kompleks edebiyatı. Bu yüzden de bir tebliğ ve telkin edebiyatı!

* * *

Kısaca, bu ülkede düşünce ve sanatın devlet adamlarına ihtiyacı var, devletin adamlarına değil!

Eh tabii ki biraz da haysiyet sahibi düşünür ve sanatçıya. VE fakat kesinlikle tac ile hırkaya değil.

                                                 *******

Yorum:

         Kurb-u Sultan Ateş-i Sûzanmıdır  Aceb ?

 İnsan; biyolojik olduğu kadar psikolojik bir varlıktır da. Ve mekanın içinde zamanı yaşar bu fakir insanoğlu. Bir iş içinde ihtiyaç duyar, madde ve güce. İşte bunların hepsi aslında mevcuttur kendi iç bünyesinde. Bir özden başlar her şey his, fikir, irade ve ünsiyetle başlar medeniyet çünkü insan bu taşıdıklarını ifadelendirmeye ihtiyaç duyar.

   Tam bu noktada ortaya aradıklarımız çıkar ey kâri nedir onlar bilir misin?

 Bu garip ifadelendirmeler şudur ey kâri: sanat hislerin, dil fikirlerin, teknik iradenin, hukuk ise ünsiyetin ifade aracıdır. Peki bu ifadeler bir kültür olabilir mi? Orası benim katımda mechuldur. Lakin bu zübdelerin bir de içtimâileşmiş şekli vardır ki onlarda; Din, İlim, Ekonomi ve Siyasettir.

   Tarih ise bu kutubların öne çıkması ve bunun aksine denge halinde olması ile örülmüş çift kutuplu bir medeniyetler silsilesine sahiptir. Ve bugün ise Avrupa son olarak ekonomik gücü ön plana çıkarmış bunu da siyasetle etkili hale çevirmiş ve halka da din/sanat yoluyla halka kabul ettirmeye çalışmıştır aslında bu olay hadîs bir olay değil kadîm bir olaydır. Her güce dayalı uygarlık bunu kendine esas kıllmıştır. Nitekim 60’lı yılların Müslümanları da bu kuvvetlere sahip olalım demişler ve yola çıkmışlardır. Büyük bir kısmıyla da başarılı olunmuştur televizyonları olmuş, siyasi partileri olmuş, bankaları olmuş ama bugün sonuç hüsran olmuş yaptığımız her şey bir rüya olmuştur. Çünkü biz de fakir olan halkın adaleti getirmesini değil gücü ele almasını istemişizdir. Sonuç ise bizi onlardan farksız kılmış ve abdestli kapitalist eylemiştir. Kısaca kurb-u sultanın ateş-i sûzan olduğunun canlı aktörleri olmuşuzdur.

  Peki çözüm ne ey kâri biz ne diyoruz?

Biz diyoruz ki;  evet bunlara sahip olmalıyız ama nasıl neyle ilk olarak nereden yola çıkmalıyız?

Yola, ilimden çıkmalıyız ey kâri; ilim ile bu güçlerin adil prensiplerini ve adaletli paylaşımını sağlayacak hükümler üretip uygulamalıyız. Ancak ilmin prensibi, ekonominin üretimi ve siyasetin paylaştırması ardından dinin kontrolüyle seraptan çıkıp çöldeki o yeşil vahalara ulaşabiliriz ey kâri. Belki çok acı çekeceğiz bu uğurda. Belki bunu biz getiremeyeceğiz ama getirenlere basamak taşı olacağız ey kâri  bu yetmez mi?

Önce ne yapmalısın ey kâri bilir misin?

Eğer sanatçıysan bu’du sultan ol kurbu sultan değil

Eğer tüccarsan hakkı gözet hissi değil

Eğer siyasiysen emrolunduğun gibi dosdoğru ol hak yolda

Eğer ilim adamıysan tanımını yap ve ispatını sun ey kâri . . .

Şimdi NE’sin  kararını ver ve yola çık yol açık …

ey kâri belki bunlar sana basit gelebilir ve bununla mı diyebilirsin ama unutma ki; bir çiçekle bahar gelmez ama her bahar bir çiçekle başlar

                                                             ves'selam

 

Abdülkadir Altınhan

Yorumcu 
Yorum 
faani
11.03.2010
01:21

ben fâni olamıyorum da bu yorumcu kâri diyebiliyor, bunu protesto ediyorum. bu biiirr! sn. yorumcu eski kelimeleri kullanıyor okuyan yaşlı sanır ama değil, belli, çünkü imlası çok bozuk; kutub alt satıra inince kutup oluyor bu ikiii! delerdalar nasıl yazılıyor hiç dikkat etmiyor bu üüüüüç! [ç’e uzamıyor :)] yazarı bırakın ama yorumcuyu yorumlayacak birisine ihtiyaç var galiba bu dööört! [t’e de uzamıyor :(] o yorumcu ben değilim, bunu da sırf ş’e uzuyor diye yazmadım bu da beeeşşş! :)



YorumYap

Sayı: 39 | Tarih: 7.3.2010
Nihal Bengisu Karaca
Provokasyon sarmış dört bir yanımı...
1783 Okunma
36 Yorum
Hakan Kandal
Yılmaz Özdil
Her şey vatan için!
716 Okunma
Leyla Okta
Mahir Kaynak
Tescilli cahil
643 Okunma
Süleyman Karagülle
Zülfü Livaneli
Ermeni oylaması
620 Okunma
Ali Bülent Dilek
Hayrettin Karaman
Kadınlara şiddet
611 Okunma
Hilmi Altın
Mehmet Şevket Eygi
Kimliğim ve medeniyetim
610 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ebubekir Sifil
Mescid-i Aksa ve Dinler Bahçesi
587 Okunma
7 Yorum
Zafer Kafkas
Toktamış Ateş
Oybirliği...
586 Okunma
1 Yorum
Osman Eskicioğlu
Ahmet Hakan
Olası referandum oyumu açıklıyorum
576 Okunma
9 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Bu yasak bitsin artık!
562 Okunma
Tayibet Erzen
Dücane Cündioğlu
Sanat ve Devlet
561 Okunma
1 Yorum
Abdülkadir Altınhan
Can Ataklı
Eşitlik biri düşünce aklımıza geliyor
559 Okunma
Mesut Karaaytu
Mehmet Altan
Otoriter ve totaliter ruh her yanda
537 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Fehmi Koru
Model ortaklık sınanırken
536 Okunma
Ahmet Kirtekin
Mehmet Niyazi
Leylak Mevsimi'nin hatırlattıkları
529 Okunma
Abdurrahman Erol
Bekir Berat Özipek
Ahlaksız bir teklifin yıldönümü
522 Okunma
1 Yorum
Bünyamin Demir
Nazlı Ilıcak
CHP ve kara çarşaf
512 Okunma
2 Yorum
Fatma Karuç
Ali Bulaç
CHP Korkusu
477 Okunma
Ahmet Yasir Erol
Reşat Nuri Erol
Kapitalizmin dini imanı para
455 Okunma
Ilker Ardic
Oktay Ekşi
Demokratlarımız
385 Okunma
Vahap Alma