Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mehmet Niyazi - Zaman Abdurrahman Erol
Leylak Mevsimi'nin hatırlattıkları
530 Okunma, 0 Yorum

08.03.2010

Görmezlikten gelinmiş yazarlarımızdan rahmetli Safiye Erol'un hikâyeleri bugünlerde Kubbealtı Yayınevi tarafından toplanıp 'Leylak Mevsimi' adıyla yayınlandı. Kitap, adını içindeki bir hikâyeden almış; daha önce de çeşitli gazete ve dergilerdeki makalelerini Sayın Halil Açıkgöz bir kitapta toplamıştı. Makaleleri onun her şeyden evvel bir düşünce insanı olduğunu göstermektedir.

Safiye Erol, gözyaşlarıyla yoğrulmuş bir ailenin çocuğudur. Dünyanın en büyük soykırımı on dokuzuncu yüzyılda başlayan, günümüze kadar devam eden, Balkanlar'da Müslümanlara, bilhassa Türklere karşı yapılmıştır. Omurgamızın kırıldığı 1877-78 savaşından sonra bu katliam alabildiğine hoyratlaşmıştı. Avrupa'da kimileri; "Biraz insaf, yarın iş dönüp intikam devri başlarsa kim ne diyebilir?" uyarısında bulunurken ünlü Renan haykırıyordu: "Öldürün! Tarihleri yazılmamış, hafızaları teşekkül etmemiştir; unuturlar."

Acılar kadar insanı hiçbir şeyin motive etmediğini, ondan öğrenilenlerin kesinlikle unutulmadığını Renan gözden kaçırıyordu. Bu muzdariplerden olan Safiye Erol, henüz on beş yaşındayken zekâsı, çalışkanlığı ile dikkatleri çeker, Türk-Alman Derneği tarafından öğrenim için Almanya'ya gönderilir. Lübeck'te liseyi bitirir. 1918-21 arası Almanya çok karışıktır; o dönemi ülkemizde geçiren Safiye Erol, tekrar Almanya'ya gider. Marburg şehrinde felsefe tahsiline başlar.

Marburg, kendisini bilime vermek için gerçekten bir üniversite şehridir. 1970 yılında elli bin civarındaki nüfusunun yarısından fazlası üniversite öğrencisiydi. Binaları eski, yolları kaldırım taşı döşeliydi. İkinci Dünya Savaşı'nda stratejik önemi bulunmadığından bombalanmamıştı. Sadece şehrin kenarında inşa edilmiş üniversiteye ait binalar yeniydi. Adeta modern Almanya'nın içinde unutulmuş bir şehircikti. Akşam oldu mu caddelerden el ayak çekilirdi.

Gurbet, insanın kendisiyle boy ölçüştüğü yerdir. Burs gibi düzenli bir geliri de yoksa, yalnızlığa bir de endişe eklenir. Sırtını dayayacağı bir insan dünyalara değer. Tanıştığı dost, bir başka dosttur; gönül ilişkisini yalnızlık kamçılar.

Arkadaşı olan Hintli genç, "Memleketimin bana, benim de sana ihtiyacım var. Haydi Hindistan'a gidelim." der. Uzun zamandan beri böyle bir teklifi bekleyen Safiye; "Hayır, memleketimin de bana ihtiyacı var, benim memleketime gidelim." cevabını verir. Yazıldığına göre ayrılmak zorunda kalırlar. Ayrılmak o kadar kolay olmasa gerek. Hiçbir mantık kalbe hükmedemez; çünkü o çocuk gibi başına buyruktur. Neylersin ki ceddinin mezarları, annenin nemli bakışları, kardeşler gözlerde canlanır. Ya bunları ya da kendisini kurban edecektir. Kendisini seven başkasını sevemez; ancak diğergamlar sever. Bunlar kurban olmak için boyunlarını giyotine uzatırlar.

Kalp, geç beller ama hiç unutmaz; ancak sırdaşına derdini dökerse biraz ferahlar. Yazarların sırdaşı okuyucularıdır. Safiye Erol da 'Ciğer Delen' adındaki nefis romanını yazdı. Edebiyat tarihinden haberdar olanlar, güçlü eserlerin kurgulardan değil, hayattan kuvvet aldıklarını bilirler.

Safiye Erol sadece duygulu değil, duygularını ifade edebilecek dile ve idrake de sahipti. Buna "Kadıköyü'nün Romanı" ve "Ülker Fırtınası" adındaki eserlerinde de şahit oluyoruz. Milletçe zenginleşmemize rağmen insani faaliyetlerimize malzeme teşkil edebilecek pek çok özelliğimizi kaybediyoruz. Kültür unsurlarını üretebilmek, insani faaliyetleri tetikleyecek hassalara bağlıdır. İnsani faaliyetlerde mesafe alamayan milletler maddi zenginliklerini koruyamayacakları gibi zamanla üretim aracına, yani kol kuvvetine dönüşür, kültür üreten milletlerde erirler. Tarihe gömülen milletlerin pek çoğu kılıçtan geçirilmemiş, kültür üretme hassalarını, metafizik derinliklerini yitirdiklerinden silinmişlerdir. Bilhassa makalelerini okuyunca, Safiye Erol'un bizi bekleyen tehlikeleri gördüğü açıkça anlaşılıyor. Bu da ona acı veriyordu. Ancak acıların insanı böyle eserlere imza atabilirdi.

 

Abdurrahman Erol



YorumYap

Sayı: 39 | Tarih: 7.3.2010
Nihal Bengisu Karaca
Provokasyon sarmış dört bir yanımı...
1783 Okunma
36 Yorum
Hakan Kandal
Yılmaz Özdil
Her şey vatan için!
716 Okunma
Leyla Okta
Mahir Kaynak
Tescilli cahil
643 Okunma
Süleyman Karagülle
Zülfü Livaneli
Ermeni oylaması
620 Okunma
Ali Bülent Dilek
Hayrettin Karaman
Kadınlara şiddet
611 Okunma
Hilmi Altın
Mehmet Şevket Eygi
Kimliğim ve medeniyetim
610 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ebubekir Sifil
Mescid-i Aksa ve Dinler Bahçesi
587 Okunma
7 Yorum
Zafer Kafkas
Toktamış Ateş
Oybirliği...
586 Okunma
1 Yorum
Osman Eskicioğlu
Ahmet Hakan
Olası referandum oyumu açıklıyorum
576 Okunma
9 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Bu yasak bitsin artık!
562 Okunma
Tayibet Erzen
Dücane Cündioğlu
Sanat ve Devlet
561 Okunma
1 Yorum
Abdülkadir Altınhan
Can Ataklı
Eşitlik biri düşünce aklımıza geliyor
559 Okunma
Mesut Karaaytu
Mehmet Altan
Otoriter ve totaliter ruh her yanda
537 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Fehmi Koru
Model ortaklık sınanırken
536 Okunma
Ahmet Kirtekin
Mehmet Niyazi
Leylak Mevsimi'nin hatırlattıkları
530 Okunma
Abdurrahman Erol
Bekir Berat Özipek
Ahlaksız bir teklifin yıldönümü
522 Okunma
1 Yorum
Bünyamin Demir
Nazlı Ilıcak
CHP ve kara çarşaf
512 Okunma
2 Yorum
Fatma Karuç
Ali Bulaç
CHP Korkusu
477 Okunma
Ahmet Yasir Erol
Reşat Nuri Erol
Kapitalizmin dini imanı para
455 Okunma
Ilker Ardic
Oktay Ekşi
Demokratlarımız
385 Okunma
Vahap Alma