Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Hayrettin Karaman - Yeni Şafak Hilmi Altın
Kutlu Doğum
1209 Okunma, 20 Yorum

Hayrettin Karaman, hkaraman@yenisafak.com.tr, 26 Şubat 2010 Cuma

 

Kutlu Doğum

O ilk yaradılandı ve son Peygamber "Gizli hazine bilinmek istedi" diyor, diyenler Bir bilen gerekiyor ki, bilsin ve görsün

….

Ezeli irade hem hakikati hem de cemali
Yaratılmışlar için mukadder olan kemali
Adına Muhammed dediği bir Hazret-i İnsan'da yaratmış
Bir kendi var iken, başka şey yok iken
İlk yaratılan ve Son Peygamber
Şimdi 1484 yaşında dünya hesabıyla
Daha dün yaşayıp ölenlerin yasları tutuldu
Birkaç zaman ve sonra unutuldu
Ama O, 1484 yıldır içimizde
Duamızda, önümüzde, sevincimiz ve kederimizde
Doğru yolu O'nun rehberliğinde buluyoruz
O'nu örnek alabildiğimiz kadar adam oluyoruz

Allah O'na bildirdi hakikati O da bize
Allah O'na gösterdi güzeli O da bize
Allah O'nu sevdi O da Allah'ı
Ve sevmeyi, sevilmeyi O'ndan öğrendik
O'nu sevdik, O'nda sevdik, O'nunla sevdik

11 Rebîülevvel 1431

Yazının tamamı için bakınız: http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=21083&y=HayrettinKaraman

 

YORUM:

Ben olsam bu konuyla ilgili başlığı “Kutlu Doğumlar (as.) ve Muhammed (sav))” veya “Kutlu peygamberler ve Muhammed peygamber” şeklinde belirlerdim.

 

Kur’an’da peygamberlerden bahsederken; eski vahyin üstüne yeni vahiy gönderilen peygamberler, kitap verilen peygamberler,  önceki bilgileri anlatmak ve uygulamakla gönderilen peygamberler, Ulul azm peygamberler gibi özelliklerine göre gruplamalar yapıldığı görülür. Bu gruplamalarda temel nokta hiçbirinin diğerinden farklı tutulmamasıdır.  Birinin iyi biri kötü şeklinde bölünmemesidir. Her biri ‘kendisine vahiy bildirildiğini” söylemektedir.

 

Kur’an, insanlara resuller/elçiler gönderildiğini, bunlardan bir kısmının bize anlatıldığını bir kısmının ise anlatılmadığını belirtmektedir (40/78).

 

Kur’an’da Muhammed’den dört yerde doğrudan ismi ile (“Muhammed”) bahsedilir. 

 

3/144:  Muhammed elçiden başkası değildir. Kendisinden önce elçiler geçmiştir.

 

33/40:Muhammed, adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir ve ancak, Allah’ın elçisi ve ulakların sonuncusudur.

           

47/2:İnanmış ve uygun işler yapmış ve yetiştiricilerinden gerçek olarak Muhammed’e indirilene inanmış kimselerden onların kötülüklerini kapatmış ve bozukluklarını düzeltmiştir.

           

48/29: Muhammed Allah’ın elçisidir. Birlikte olan kimseler kapatanlara katı ve aralarında yumuşaktırlar. Onları kapanmış olarak eğildiklerini görürsün. Allah’tan artışı ve beğeni aramaktadırlar. Damgaları, kapanışların izlerinden dolayı yüzlerindedir. Bu Tevrat’taki öyküleridir ve İncil’deki öyküleridir. Sürümünü çıkaran ekin gibidir. Onu yüklemiş, kalınlaştı, dal üzerine yerleşmiş, ekicileri onlara imrendirsin diye tarımcıları sevindirmiştir. Allah, onlardan inanmış ve uygun işler işlemiş kimselere örtmeyi ve büyük karşılık söz vermiştir.

          

Bunun dışındaki yerlerde yönlendirme, zamir ile Muhammed’e işaret vardır.

 

Kur’an’da Allah’ın elçisi Muhammed konusunda doğrudan veya dolaylı ayetlerin anlaşılmasında zamanla bazı büyük yanlışlara düşüldüğü ve bu yanlışların da zamanla farklı toplumlarda farklı şekillerde uygulanarak yaygınlaştığı görülür.

 

İlk yanlış Muhammed’i diğer peygamberlerden ayırma yanlışlığıdır. Kur’an’da onlarca yerde peygamberler arasında ayırım yapılmaması gerektiği belirtilmektedir.

 

Örneğin;

2/136:“Allah’a  ve bize indirilene ve İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, , Yakub’a ve Esbat’a (/Sıbtlara) indirilene ve Musa’ya, İsa’ya verilenlere ve yetiştiricilerinden ulaklara verilenlere inandık. Onlardan biri arasında ayırım yapmayız. Ve biz ona barışığız” söylediler. Bu konuda 3/84 ayetine ve benzer kanıtlara bakılabilir.

 

2/286: Elçi, yetiştiricisinden kendisine indirilene inandı. İnananlar da. Hepsi Allah’a, meleklerine, yazıtlarına ve elçilerine inandı. Elçilerinden birini ayırmayız. “ve işittik ve uyduk, örtmeni yetiştiricimiz. Dönüş sanadır” söylediler.

 

Bütün bu açık net ifadelere rağmen, insanlardaki ayırımcılık özelliği bazen aşırlığa kaçmaktadır. Bu aşırılıklar Allah’ın seçtiği ve görevlendirdiği elçiler içinde “en büyük peygamber bizim peygamber”, “kainat onun için yaratıldı” gibi uç aşırılıklara kadar götürülmektedir. Peygamberin davranışlarını, söylemlerini olduğunun üstünde, doğrunun çok ötesinde gösterme çabaları genelde bir takım çıkar çevrelerinin farklı amaçlar için uydurma anlatımı ve tanıtımlarından oluşur. İnsanların sevgi, saygı duyguları kullanılır. Özellikle, tasavvuf, edebiyat, şiir çevreleri ve anlatımlarında çok yaygındır. Bu aşırı anlatımlar belli bir ivmeden sonra önüne geçilemez bir hal alır. Diğer alanları kendi cazibesine katar, hayal dünyasında, hevesler aleminde uçar, uçurur gider.

 

İkinci yanlış: Kutsal kitap nedir, insanların yazdığı kitaplardan ne farkı var gibi  temel konuları araştırmadan, bilmeden, bilim olarak bunun üzerine eğilmeden önüne gelen herhangi bir alanda Muhammed peygamberi veya başka bir peygamberi yermeye çabalamaktır. Genelde içi boş yanlış anlatım ve tanıtımları dayanak alarak onun üzerine sahte görüler bina edilir. Daha sonra da bu sahte görüşler eleştirilir.

 

Son dönemlerde özellikle bazı çevrelerin “kutlu doğum” etkinliklere çokça önem vermesi hem aşırı yüceltmeye hem de aşırı yerilecek dayanakları oluşturmuştur.

 

Baz çevreler önceleri doğru yanlış demeden, konuyu doğru araştırmadan İsa peygamberin doğum gününü kutlamayı haram sayıyorlardı. Yılbaşını kutlayanları sanki yetki kendilerinde imiş gibi dinden çıkarttılar. Hıristiyanlığa, İsa’ya inanları var güçleri ile dışladılar. Bir taraftan da doğum günü kutlamalarına karşı çıktılar. Doğum günü kutlayan çocukları dışladılar, doğum günü kutlayan aileleri hafif saydılar. Sonraları baktılar ki bu iş moda oluyor ve oldu, kendi çocuklarına kadar doğum günü kutlaması modası girdi. Bu sefer de direksiyonu başka tarafa kıvırdılar. Muhammed’in doğum günü kutlaması neredeyse ibadet haline getirildi, mevlit okumalar, doğum kutlamaları “kutlu doğum” halkın uygulaması ötesinde öncelikli törenler sıralamasında ve protokolde yerini aldı.  Adeta Hıristiyanların İsa’sı varsa bizim de Muhammed’imiz var, o daha büyük, onunkini daha iyi kutlayalım uyanıklığına dönüştü. Dahası çocukların doğum günlerinde mevlitler okumak moda oldu. Halkın önemli bir kısmı Peygamberin hayatını mübalağa ile anlatan şiiri kutsal metin diye okuyordu, peygamberin doğum gününde de resmen okumaya başladı. Bir oyana bir buyana ani direksiyon kıvırmalar halkın başını döndürdü.

 

İnsanın hayvandan farkı çevreye çabuk uyum sağlamasıdır. Bu iklim şartlarına karşı geliştirdiği elbise ile farklı çevrelerde hemen yaşamaya başlamasında olduğu gibi fikir alanında da böyledir. Bir konu istismar edilmeye görsün. Onun cılkını çıkarmasını bilir, ondan yararlanmasını, hatta bunun üzerine bir sömürü ekonomisini kurmasını da bilir ve becerir.

 

Kur’an’da doğumları ayrı bir özellik arz eden insanların olduğu anlatılır. Kur’an bunlara farklı örnekler verir. Örneğin, Meryem’in İsa’yı doğurmasına gönderme yapar ve  “doğduğu gün, öleceği gün, dirileceği güne selam” ifadesini kullanır. İsa’nın doğumunun önemli bir olay (ayet, başlangıç noktası, dönüm noktası) olduğunu anlatır. (19/33). Bu konuda ikinci örnek olarak Zekeriya peygamberin ve karısının çok yaşlı oldukları ve çocukları olmayacakları bir dönemde çocuk sahibi olmalarını örnek verir. Yahya’nın doğumu da bu açıdan önemli bir dönüm noktası kabul edilmiş ve “doğduğu, öleceği, diri olarak kaldırılacağı gün selam”  yapılmıştır. (19/15)

 

Bu ayetlere dayanılarak bu günlerin özellikle kutlanılması gerektiği sonucuna varılabilir. Bugün İsa peygamberin doğum günü ütün insanlığa gerçekten ayet olmuştur. Yılların hesabı bu takvime dayandırılarak yapılmaktadır. Doğumu kutlanmaktadır. Bana göre kutlama şekillerinde birçok yanlış uygulama vardır. Bununla birlikte yılın muhasebesini yapmak gibi doğru uygulamalar da yaygınlaşmıştır ve resmileşmiştir. Yahya peygamber konusundaki anlamlandırmamda henüz yeterli bilgiye ulaşamadığım için yorum yapmayacağım.

 

 

Şimdi klasik İslam görüşünde olan Müslümanlara sormak lazım, peygamberin giydiğini giymeye çalışan v.s bu tarzınız, yönteminiz, uygulamanız doğru ise peygamberin doğum günü kutlamasını peygamber ve arkadaşlarından hangisinden örnek aldınız?

Doğum günü kutlaması için kanıtlarınız var idiyse önceleri neredeydiniz, ne zaman bu adet oluştu?

 

Doğum günü kutlaması yanlış idiyse niye İsa peygamberin doğum günü, yılbaşı kutlamalarını haram saydınız, dua okuyarak kutlayanları, toplanıp bir arada tören düzenleyenleri dışladınız?

 

Doğru değil idiyse Muhammed’in doğum günü kutlamasını niye yapıyoruz?

 

Doğum günü kutlamak doğrun ise halkın kendi doğum günlerini kutlamalarına bu kadar eziyet niye çektirdiniz, çektiriyorsunuz?

 

Yoksa insanlar kutlu varlıklar değiller mi?

Doğumları önemli değil mi?

 

Bütün bunların ötesinde iki sorum daha var.

Muhammed sav mi vahiy alıyor, vahiy alma onun kabiliyeti mi yoksa vahyi Allah mı ona bildiriyor? Peygamberlerin ilahlaştırılmaması, Kur’an’dan ve güvenilir hadislerden tanıtılması gerekmektedir. Bunu her doğum gününe hapsetmek ve sonra da doğum gününde vahye, ilme aykırı teranelerle geçiştirmek yanlıştır.

 

Allah Muhammed’i peygamber olarak seçmiştir. Ama Muhammed insanüstü bir varlık değildir. Ayı yardığını, parmaklarından su akıttığını, doğumunda olmayan olayların gerçekleştiğini v.b gibi peygamberde olmayan özellikleri Muhammed’e (sav) atfetmek Hıristiyanların İsa’yı abartmaları gibi abartma yönünde atılmış adımlardır.  Yanlış yoldur. Muhammed’e ve Kur’an’a ait gerçekleri gizlemek ve insanlara duyurulması gereken ilim, ahlak, sosyal, ekonomik söylem ve uygulamalarını arka plana itmek için atılan adımlardır.

 

14/11: Resulleri onlara biz misliniz bir beşerden başkası değiliz, Yalnız, Allah abdlerinden meşieti olana minnet eder. Allah’ın izni olmadan size bir sultan ile etvet etmemiz bize mümkün değildir.  Müminler Allah’a tevekkül etsinler dediler.

(Elçileri onlara biz bezeriniz bir kişiden başkası değiliz. Allah kullarından dileyeni ödüllendirir. Allah’ın oluru olmadan size bir etkin ile gelmemiz biz olamaz. İnananlar Allah’a dayansınlar.)

 

41/6: Ben ancak misliniz bir beşerim, bana ilahınız yalnız vahid olan ilahtır diye vahy olunuyor. O’na istikamet ediniz ve O’na istiğfar ediniz diye kavlet. Ahirete kafir olarak zekatı ita etmeyen kimseler olan müşriklere veyl.

 

(Ben ancak benzeriniz bir kişiyim, bana tanrınız yalnız bir olan tanrıdır diye bildiriliyor. O’na doğru yöneliniz ve O’ndan örtmesini isteyiniz, diye söyle. Öteye kapatan olarak vergiyi vermeyen kimseler olan ortakçılara vay)

 

18/110: Ben sizin gibi bir beşerim. Tanrınızın bir tek tanrı olduğu bana vahyolunuyor. Kim rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa iyi iş yapsın ve rabbine ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.

Peygamber Muhammed’in kutlu doğumu kadar, peygamberin insanlığa rahmet oluşu, Kur’an indirilişi, Hicretin önemi, Kur’an’ın sosyal –ekonomik konularda insanlığa nasıl rahmet olduğu, cahiliye Arap toplumunu nasıl dönemin en iyi ve başarılı toplumu haline getirdiği kutlamalarının da yaygınlaştırılması,

Peygamber Muhammed’in ve bütün peygamberlerin, Kur’an’ın, Kutsal kitapların bilimle anlaşılması için kutlu günler dileği ile…

 

 

Hilmi Altın

Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
05.03.2010
09:05

İlgi ve bilgileriniz için sağolun,

Kur’an evrenin ve içindekilerin yaratılış, işleyiş kurallarını örneklerini anlatan bir kitaptır. Evreni, kimin yarattığını, nasıl işlediğini, nasıl yaşamlar önerdiğini vahiy ve akıl ile anlarız. Akıllar evreni, içindekileri v.s vahyi anlar. Bunu farklı yöntemlerle yapar. Deney yapar, tecrubeleren yararlanır.

İlimle bugün herşeyi bilemeyebiliriz. Kur’an’ı da tam anlamayabilriz. Bu Kur’an’ın bilimle anlaşılması gerektiği tezini ortadan kaldırmadığı gibi ileride daha iyi anlaşılamayacağı anlamına da gelmez. Kur’an’dan anladıklarımız peygamberlerden aktarılma bilgilerdir. Bunları da ilimle belirleyebiliriz. Ya da önceki dönemlerdeki kutsal kitaplardan kalma bilgilerdir, onları da ilimle bilebiliriz. İlimle anlayamadığımızı ne ile anlayacağız. Peygamberlik bitti artık vahiy de peygamber de gelmeyecek. Kur’an böyle söylüyor. Allah’ın resulu Muhammed, "Peygaberlerin yerini bilim adamları alacak" demiş, gerçekten de bilim adamları peygamberlerin yerini aldı. Gerçekleri onlardan öğreniyoruz. Bütün bilim adamları bir konuda anlaşmaya varmışlarsa bu da insanlık için vahiy gibidir. Örneğin ay dünyadan küçüktür gibi... Bugün anladıklarımızın önemli bir kısmı alimlerin anladıklarına dayanır.Her geçen gün daha iyi anlıyoruz. Bir de bireysel anlama yöntemleri vardır. Bu da kişinin kendisini ve ona inananları bağlar.

İslam düzen anlayışı müslüman inancında olanların düzen anlayışı demek değildir. İslam düzen anlayışı bütün inançlara eşit yakınlıkta (laik), bütün insanların katılımı ile oluşan (demokratik), sosyal (insanların standart yaşamları için gerekli altyapıyı sağlayan), çalışmalarının karşılıklarını ve karını alabildiği (liberal), yansız, etkin, saygın hekemliğe dayalı (yargı da da demokrasiyi kuran ve yaşatan) bir hukuk (inanç değil düzen ilkelerine göre kurulmuş) yerinden yönetime dayalı kişiden devlete ve insanlığa örgütlenmiş düzen seçenekleri ile oluşmuş tekelci olmayan bir düzen anlayışını benimser.

İnanç ile düzen arasındaki ayırımı, Allah’ın rasulu Muhmmed şöyle açıklamıştır. İçinizden öyle kimseler vardır ki bana gelir, kendisini çok iyi savunur, bende onun lehinde karar veririm. Ama o gerçekte haksız olabilir. Hukukun ilkeleri farklıdır, inancın ilkeleri farklıdır. Bir kimse mahkemede yalan söyleyebilr kendisini yalanlarla savunur veya birini mahküm ettirebilir. Hatta çok iinançlı veya inançsız da olabilir/gözükebilir. Mahkemde onun inancına bakılmaz. Yaptıklarında haklı veya haksız olduğuna bakılır. Ama inanç açısından baktığınızda bu adam ahlaksızdır. Gerçekte cezasını alacaktır.

İnanç ilkeleri ile düzen ilkeleri birbiri ile farklıdır. Düzen ilkekeri dünyada ceza veya mükafat haklı veya haksız olma ölçülerine dayanır. İnanç ilkeleri ahlak alanındadır. Yaratıcıya, ahiret hayatına, iç dünyasına yöneliktir. Yapılan yanlışların cezası hukuki değildir. dua etmedi diye kimseye ceza veremezsiniz.

Faizin inanç olarak günah, kötü olması başka bir şeydir. Faizin ekonomik olarak zararlı olması başka bir şeydir. Fayda zarar ölçütü ekonomik bir ölçüttür. Faizin ahlaksızlık olarak görülmesi ise inanç ölçütüdür. İnanç insanın ruh dünyasına yöneliktir. İnançlar iyi insan yetiştirmeyi, hukuken yakalanmayacak olsa da, kimse görmeyecek olsa da kötü insan olmamayı öğretir. İnançlardaki ibadetler iyi insan olmak içindir. Yaratıcıya iyi kul olmak içindir.

Düzen de bütün inanışlara yer vardır. Düzenin ilkelerinin düzen ölçütlerne göre olmaı önemlidir. Kur’an yalnızca inanç kitabı değildir. Kur’an aynı zamanda ilim, hukuki, ekonomik, idari yönleri olan kitaptır. Fakat her alanda kendi ilkeleri ile anlaşılmalıdır, değerlendirilmeldir. Ekonomik bir yorum yaparken bu inanç kıtabıdır, faiz Kur’an’da inanç olarak haramdır, faiz alanlar günahkardır ve hukuken cazalandırılması gerekir’ cümlesi inancı düzenle karıştırmaktır. Düzen açısından bu cümle ekonomik alanda inanç ölçütleri ile karar içerdiğinden teoratiktir, suçtur. Bununla birlikte ’faiz ekonomik olarak zararlıdır, paranın para kazanmasıdır, emeksiz ve haksız kazançtır, başkalarının hakkını yemektir, ekonomide dengeleri bozar, tekel sermeyeye neden olur, sömürü düzenidir’ gibi ekonomik ölçütler kullanmak suç değildir. Hırsızlığın günah olması inanç söylemdir. Hırsızlığın suç olması düzen söylemidir. zinanın ahirette cezasının büyük olacağı, ahlaksızlık olduğu inanç söylemidir. Zinanın insan neslini bozduğu v.b nedenlerle suç olduğu başka bir hukuk söyulemdir. Benim inancıma göre Kur’an’da zina haram kılınmıştır onun için zina suçtur ve cezası şudur demek inanç söylemidir. Bir konunun Kur’an’da olması onun dini olduğu anlamına gelmez. Kur’an’dan dini olarak yararlanabilrsiniz. Ama bu inancınızın ilkeleri olur. Düzen olarak her yerden yararlanabilirsiniz. Hırsızlığın haksızlık olduğu ve cezalandırılması gerektiğini Kur’an’dan düzen ilkeleri, hukuk ilkeleri, tekniği ile yararlanabilirsiniz. Kur’an ile Kur’an’dan anlaşılanlar farklı şeylerdir. Kur’an’da benim anladığım prensipler tartışılmaz derseniz ve bu ifade ile de tek tip düzen kurmaya, başkalarını bağlayıcı yönetim kurmaya kalkarsanız bu inanç yani teokrasi düzeni olur. Bir kitaptan yararlanmak suç değildir, suç inanç ilkelerini düzen ilkeleriyle karıştırmaktır.

Bunları merkezi yönetim anlayışında çözmek mümkün değildir. Çünkü seçenek yoktur. Seçeneğin olmadığı düzenler totaliter düzenler olduğu için ayırımlar yapmak zordur.

Osmanlı devleti kısmen teokratik, yarı krallık (padişahlık) düzendir. Düzenle inanç karıştırılamaz. Düzen içindeki inançlarda ayırım yapamaz. Osmanlı yönetimi krallık düzenleri içinde iyilerine örnek olarak verilebilir ama bu osmanlı düzeninin krallık ve haksız düzen olduğunu ortadan kaldırmaz. Krallık düzenlerinde de iyi kralların olduğu, gevşek krallık sistemlerinin olduğu ve hatta insanlığın krallıkla yönetilen model seviyesinde olduğu dönemler yönetimler de vardır. O dönemde o yönetimler gerekli de olmuş olabilir. Ama bu krallığın doğru bir düzen olduğunu asla göstermez. İnsanlık bir insan gibidir. Belli aşamalardan geçmektedir. Çocukluk dönemini geçmiştir.

Medine devleti ise düzen ilkelerine göre kurulmuştur. Yalnız o dönemde inaç ve düzen ayırımı henüz olgunluğunu tamamlamamıştır. Yada daha doğru bir anlatımla, o dönemdeki olaylar anlatılırken düzen ile inanç anlatımları düzgün anlaşılamamaktadır. Yahudi veya Hıristiyan inancı ile o inancı benimseyen insanların düzen olarak başka bir düzeni seçmeleri ayırımı yeni bir anlayış olduğu için halk tarafından iyi anlaşılamamıştır.

Yönetimde Müslüman olmayanın görev almaması ifadesi de teokratiktir. Böyle bir anlayış Kur’an’ın inanç anlayışına, düzen anlayışına ve günümüz düzen anlayışına da ters düşer. Ayrıca müslüman demek Adem’den beri bütün inançları bemimsemiş veya onlardan birini yaşayan kimse demektir. Emaneti ehline verme ayetne ve ilkelerine de aykırıdır.

zkafkas
05.03.2010
09:48

Allah razı olsun.Söylediklerinizin hepsine katılıyorum.Söylemek istediğim ,sormak istediğim şu aslında. Ben Müslümanım ve inancımda faiz yasaklanmış,zina yasaklanmış. Cari düzende ise bunlar meşru görülmekte ve benim bu kötülüklerden kaçınabilmem sistemden dolayı zor.Bu noktada inancım gereği kötülükleri ortadan kaldırma ,iyilikleri yayma emri mucibince çalışmam tekoratik bir davranış mı? Ben bu hareket tarzımı inancıma dayandırıyorum çünkü.

Evet Hz.Ademden beri Allahın gönderdiği tüm dinler islam ve inananlarda müslümandır. O zaman islamı bozan ve yeni bir inanç ve ibadet sistemi oluşturan hristiyan ve yahudilere müslüman diyemeyiz.

zkafkas
05.03.2010
09:58

Özür dilerim şunu da eklemek istiyorum.Misalen Hırsızlığın cezası inancımızda şartlar oluşmuşsa suçlunun kolunun kesilmesidir. Hukuki olarak koyulan kural bu. Kuran ehli olarak bu cezadan başka bir cezayı kabul etmek ya da genel bir ifadeyle islam inancına mensup birinin başka bir hukuk sistemini kabul etmesi doğru mudur? Buna şirk diyebilir miyiz?

Reşat Nuri Erol
05.03.2010
17:07

Malum sebepten, bir müddetten beri sadece YORUMLARa bakmıyordum...

Yazını geç gördüm; tek kelimeyle "HARİKA" olmuş...

Lütfi’nin dediği gibi bir solukta okudum...

Teşekkürler; Allah razı olsun...

RNE

Süleyman Karagülle
05.03.2010
20:24

Bazı sorunların açığa kavuşturulması gerekmektedir.

1- Hiçbir içtihat başkalarına delil olamaz. Kimse başkasının içtihadın delil gösteremez. Sadece içtihat yapamayanlar içtihatları ile seçtikler müçtehitlerin içtihatlarını amelde taklit edebilirler. Mukallitler taklit ettikleri müçtehidi içtihatlarını savunamazlar. Savunacaklarsa kendileri dört delilden bir delil getirmelidirler. Herkesi bağlaya sadece icmalardır. İmanda ancak icmalara uyulabilir. Ölmüş birinin fikirlerini tartışmak doğru değildir. Ancak onu benimseyen kimse ile tartışılabilir. Ölenlerin metinleri ile savunmayı doğru bulmuyorum. Benimseyenler kendi fikirleri olarak bizimle tartışmalıdırlar.

2- Kur’an a kadar peygamberlere mucize verilmiştir. Getirdikleri kitaplara, peygambere mucizeleri ile iman edilmiştir. Kur’an ise kendisi mucizedir. Hz Muhammed’e resullüğüne Kur’an ile iman edilmiştir. Çünkü peygamberlerin mucizeleri kendi hayatları ve çağları ile ilgilidir. Bin sene evvel gösterilen bir mucize bugün mucize değildir. Ona inanmamız için bu gün mucizesini gösteren birine ihtiyacımız vardır. Kur’an ın hükümleri ve daveti kıyamete kadar devam edebilmesi için mucizesi de devamlı olmalıdır. Bunun için mucize peygambere değil kitaba verilmiştir.

3- Hz Muhammed’in kendi çağdaşlarına gösterdiği Kur’an dışı mucizeler olabilir. Çünkü Kur’an ın mucizeleri o zaman şimdiki kadar açık ve ispatlanmış değildir. Hadislerde imana medar olacak derecede mütevatir mucize rivayetleri yoktur. İsteyenler manevi tevatürü, sükuti tevatürleri, meşhurları, hatta vahit haberleri kendilerine delil kabul edip inanabilirler. Ama başkalarını inanmaya zorlayamazlar. Bediiuzzaman bunu yapmıştır.

4- Bir hadisin imana dayanak olması için onun lafsı tevatürle bize gelmiş olması ve o sözlerin o manaya geldiğine dair günümüzde icma olması gerekir. İmana medar olan sadece sahabelerin kavli ve fiili icmalarıdır. Tebaaların icmasında iman caiz, amel vaciptir. Tebe-i tabinin icmalarında iman caiz değildir. Diğer icmalarında amel caizdir vacip değildir. Ondan sonraki icmalarla ne iman ne de amel caizdir. Sadece günümüzün icmaları ile amel etmemiz vaciptir. Tartışmaların bu esaslar içinde yapılması gerektiği görüşündeyim. Cümlenizden Allah razı olsun.

Reşat Nuri Erol
06.03.2010
00:09

Diyanet’e,

Yıllardır Akevler olarak başta diyanet ve bütün diğer bilimsel çevrelere Kur’an üzerindeki çalışmaların artırılması gerektiği ifade edilmekteydi. Diyanet’in 2010 yılını Kur’an yılı ilan etmesi büyük bir ilerlemedir. Buna ek olarak, Kur’an yılı çalışmalarında, Kur’an’ın insanlığın kitabı olduğu, ilim çevrelerinin tümünün çalışmalarınınn değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Kur’an yılı çalışmalarında tekel mantığı ile yalnızca diyanetteki bazı kimselere, ayıklanmış bazı üniversitelerdeki bazı bilim adamlarına ve kişilere sürekli benzer fikirlere yer vermek yerine kişilerden başlayarak, apartman, sokak, site, mahalle, köy-semt, ilçe, il, bölge, devlet ve uluslararası seviyede insanlık Kur’an çalışması başlatılmasını öneriyorum.

Ayrıca sadece tarikat, cemaat ve ilahiyat fakülteleri üyeleri değil tüm bilim dallarında bilim adalarının çalışmalarına açmayı ööneriyorum, bu arada bizde insanız, bizim de Kur’an ile ilgili çalışmalarımız var. Diyanet memur mantığını aşsın, bütün imamları bu konuda sekreteya olarak görevlendirsin. Her fikirden insanın Kur’an’ı anlama yorumlama hakkı olduğunu bilerek çalışmalar dileğiyle,

Reşat Nuri Erol
06.03.2010
00:36

zkafkas’a,

Misalen Hırsızlığın cezası inancımızda şartlar oluşmuşsa suçlunun kolunun kesilmesidir. Hukuki olarak koyulan kural bu. Kuran ehli olarak bu cezadan başka bir cezayı kabul etmek ya da genel bir ifadeyle islam inancına mensup birinin başka bir hukuk sistemini kabul etmesi doğru mudur? Buna şirk diyebilir miyiz? diyorsunuz.

Bana göre bu soruda iki sorun var.

1-İslam inancı ile islam düzeni karıştırılmaktadır. Çünkü "hırsızlığın cezası inancımızda şartlar oluşmuşsa kolunun kesilmesidir" diyorsunuz burada inancımızda ifadesi inanç alanında, inanç konusu düzen konusu ile karıştırılmıştır. İnanç bakımından hukuki ceza verilemez. Ayrıca kim hırsızdır. Hırsızlığa hukuki ceza hukukuk ve yargının konusudur. İnancın konusu değildir.

2- İslam düzeni tekelci düzen değildir. Her semt-Bucak ölçeğinde yerinden yönetimlerin olduğu modelleri önerir. İcma edilmedikçe de önerinin devreye konulmasını önermez. Merkezi yönetimde bunun karşılığı meclisin-yasama organın bu konuda bu cezayı belirlemesidir. Yerel yönetimlerde ise sizin seçtiğiniz veya oluşturduğunuz bucakta hırsızlığın cezasının kol kesme olmasını bucak meclisi oy birliği ile kabul etmişse yani böyle bir anlaşmaya herkes katılmışsa ve verilen cezaya razı olmayanlara bucaktan göçetme/ayrılma hakkı vermişseniz ve de bu konudaki sorunlarda demokratik yargılama yani hakemlikle çözüm modelini devreye koymuşsanız gelişmiş hukuk ve insan hakları anlayışına göre suç olmaz. Çünkü kol kesmeyi kabul etmeyene o bucaktan ayrılma hakkı verilmiştir. Yani kol kesme o sadece bucakta kalmayı ve cezayı çekmeyi kabul edenlere konmuştur. Hırsızlığın cezasını ayrıldığı bucağa gittiği bucak karşılık olarak öder. Her bucakta hırsızlığın ve cezasının ne olduğunu farklı farklıdır. Bu durum bu durum mevcut hukukta sorunludur ve bazı nedenlere dayanılarak suç sayılmaktadır. En önemli nedeni inanç söylemi olmasıdır. bir ülkede bir cezanın hırsızlığa kol kesme cezasının verilebilmesi için "hırsızlığa kol kesme cezası verilmemez" şeklinde bir icamanın olmaması gerekir. Bu konularda çok düşünmek ve çalışmak lazımdır. Günümüzde henüz bu konularda yeterli çalışmalar yoktur. Önerilerin tartışılması ve geliştirilmesi gerekir. İnsan haklarınu suçluların ve haksız insanların diğer haklı insanları ezdiği düzene dönüştürmek ne kadar yanlışsa, bir kişinin ya da bir grubun bir konudaki belirlediği cezayı onu benimsemeyn tüm halka uygulamaya kalkmak da o kadar yanlıştır.

zkafkas
06.03.2010
13:35

Kuran aynı zamanda inanç kitabıdır da diyoruz. Kuranla ne gelmişse uygulanmasının doğru olduğu kanaatindeyim bu benim inancım. Yani hırsızın kolu kesilmeli diyorsa en uygun ceza budur diye düşünürüm.Bu Kuranın düzenle ilgili emirlerinden biridir. Kuran ehli olarak buna inanıyorum. Ama bu cezanın herkese uygulanmasını,bunu herkesin kabul etmesini istemiyorum. Benim gibi inancının gereği olarak görenler bu düzeni benimseyebilir. Kurana inandığını söyleyip Kuran dışında bir hukuk sisteminin kabul edilmesini doğru bulmuyorum. Lakin herkese dayatılmaması ve uygulamak zorunda bırakılmaması gerekir.Zaten bucak sistemi olacağı için sorun yaşanmıyacaktır.

Reşat Nuri Erol
06.03.2010
20:14

zkafkas’a selam

Bilgileriniz için sağolun,

Konuyu ben de kedime göre açıklayayayım,

Kur’an’a düzen açısından bakıldığında herkesin düzeninin o düzeni kabul edenlere ait olduğu belirtilmektedir. Yani herkes (her hangi bir düzeni benimseyen "sizin düzeniniz size benim düzenim bana" diye sözleşme yapılmasını öneriyor. Tekelci, baskıcı düzen anlayışı insanların iradelerini yokettiği, seçenek bırakmadığı için yanlıştır, adil değildir. Hukuk açısından bakıldığığnda Kur’an hukuku, yalnızca müslümanların ya da müslümanlardan bir grubun, mezhebin, cemaatin ya da bir görüş grubunun hukuku değildir. Herkesin kendi hukuku ve diğer hukuklarla ettiklerinde oluşacak hukuktur. Günümüzde insanlık bunları akılla yavaş yavaş düşe kalka bulmaktadır. Kur’an hukukunda şu vardır diyebilmek için herkesin o konuyu öyle anlaması lazımdır. Aksi taktirde icma oluşmadığı için Kur’an’dan bir grubun anladığı hukuk olur. O grubu bağlar.

Günümüzde sorunlardan biri de yeni dönemde kavramların henüz tanımlarının netleşmemesi, kavram tanımlarında henüz uzlaşma sağlanmamasıdır. Aynı kavramı farklı kişiler farklı anlamlarda kullanıyorlar. Hükümdeki farklılık genelde kavrama verilen farklı anlamdan kaynaklanıyor. Kur’an hukuku deyince bazı kimseler "Kur’an’ın bütün düzenleri/her hukuku muteber saydığı konusundaki düzen anlayışını /ayetleri değerlendirmeye almıyor. İnsnalığın Kur’an hukuku deyince Kur’an’dan kendisi aiçin kendi anladığı hukuku kastedebiliyor. Kişinin hukuku, aşiretinin/ apartmanın hukuku, semtinin/bucağının hukuku, devletinin hukuku, insanlığın hukuku o ölçekteki birimi bağlar. Başka bir açıdan veya klasik söylemle bakıldıında kişinin hukuku, hukuk alt seviyede mezhebinin hukuku (örneğin Hanefi hukuku, üst seviyede mezhebinin hukuku (Örneğin Sünnilerin hukuku, Düzenlerinin hukuku (İslam, insnalığın hukuku gibi hangi alanda ise o alandakileri bağlar. Sizin de dediğiniz gibi Bucak ölçeğinde olgunlaşmış hukuk oluşumlarına izin verdiğinizde sorun zaten önemli ölçüde çözülmüş oluyor vesselam..

zkafkas
07.03.2010
12:47

Allah razı olsun Hilmi Bey çok faydalı oldu benim için.

Sayfa: 2 / 2 (20 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 38 | Tarih: 28.2.2010
Ebubekir Sifil
Kandil Uydurmacası
7634 Okunma
3 Yorum
Zafer Kafkas
Hayrettin Karaman
Kutlu Doğum
1209 Okunma
20 Yorum
Hilmi Altın
Reşat Nuri Erol
'Kusura bakma IMFFAİZciğim'
890 Okunma
Ilker Ardic
Dücane Cündioğlu
Kendiniz olmasaydınız ne olurdunuz?
816 Okunma
Abdülkadir Altınhan
Can Ataklı
Paşa’ya eteklik giydirenler şimdi demokrasi kahram
803 Okunma
Mesut Karaaytu
Ahmet Altan
Röntgen
794 Okunma
1 Yorum
Özer Ataç
Nihal Bengisu Karaca
Rövanşizmin panzehiri başörtüsü yasaklarını kaldır
791 Okunma
Hakan Kandal
Bekir Berat Özipek
KCK Operasyonları neyin önünü açtı?
784 Okunma
Bünyamin Demir
Ahmet Hakan
Türk Ordusu'na çağrı
768 Okunma
5 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Ümit Zileli
Hüsnü Mahalli - İç ve dış politika
765 Okunma
Osman Köse
Mehmet Şevket Eygi
Ilımlı İslâm, Ilımlı Müslüman...
762 Okunma
4 Yorum
Emine Hocaoğlu
Ali Bulaç
Anayasa ve Kodları
751 Okunma
Ahmet Yasir Erol
Fikret Bila
İnsani boyut aşılırsa iş değişir
742 Okunma
Harun Özdemir
Mehmet Altan
Sıra 27 Nisan Muhtırasına mı Geliyor
737 Okunma
3 Yorum
Mehmet Hikmetumut
Nazlı Ilıcak
Mevlana'dan
717 Okunma
1 Yorum
Fatma Karuç
Ruşen Çakır
Düne bakmaktan yarını unuttuk
711 Okunma
Tayibet Erzen
Mahir Kaynak
Operasyon boyutu
690 Okunma
3 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Niyazi
Sanat ve insanî özellikler
688 Okunma
Abdurrahman Erol
Zülfü Livaneli
İki Türkiye Cumhuriyeti
686 Okunma
Ali Bülent Dilek
Toktamış Ateş
Yeni üniversiteler
664 Okunma
Osman Eskicioğlu
Fehmi Koru
Çakallar bizden değildir!
652 Okunma
Ahmet Kirtekin