Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mehmet Niyazi - Zaman Abdurrahman Erol
Sanat ve insanî özellikler
740 Okunma, 0 Yorum

 

01.03.2010

Bir sanat ürünü olaylarla değil, insani özelliklerle dokunmalıdır. Hayatımızdaki olaylar zamanla, kullandığımız eşyalarla, ekonomik düzeyle yakından ilgilidir.

Mesela son dönemlerde ülkemizde köy romanları revaçta idi; ama artık o köyler yok; o günün şartlarına göre oralarda geçen olaylar da hayattan silindi; tabii olarak bunlara oturan romanlar, hikâyeler de kayboldu. Halbuki o olaylar ikinci planda kalıp insanî özellikler öne çıkarılarak işlenseydi, o eserler günümüzde, gelecekte de yaşarlardı. Hem de anlattıkları, o dönemleri araştıran tarihçiler, sosyologlar için değeri biçilmeyen kaynak olurlardı; tıpkı Balzac'ın Fransızlara dair eserleri gibi.

İki bin beş yüz yıl önce yaşamış Sokrates'in insan olması itibarıyla hırslı, kıskanç, cimri, cömert olması tabiidir. İnsanî vasıflar her zaman hükmünü icra edeceği için günümüzde ve gelecekte de insanlar bu vasıfları paylaşabilirler. Eserler bu vasıflarla örülseler, arka planda kalan olayların eskimeleri önemli olmaz. Shakespeare, Cezar'ı yazdı; artık Roma İmparatorluğu'nun yeryüzünde bulunmaması, eserini gündemden düşürmedi; çünkü Cezar'ı Cezar yapan vasıflar bugün ve yarın da insanlığın gündeminde olacaktır. Pek çok Roma imparatoru gelip geçti; ama Cezar'ı günümüzde yaşatan, sahip bulunduğu insanî vasıflardır. Onlarla örülen eserin insanlıkla beraber yaşaması normal değil mi?

İnsan, metafiziği olan bir varlıktır. Niçin yaratıldım? Evrendeki yerim ve önemim nedir? Ömrümü hangi yolda tüketirsem, yaradılışımın sırrına daha uygun hareket etmiş olurum? Beni sorumlu kılan eylemlerimdeki kudretim ne kadardır?.. Bu ve benzeri sorulara zihnimizde cevap bulduğumuz zaman rahat ve huzura kavuşacağımıza inanırız. Bu yüzden insanı anlamakta ilmî bilgiye olduğu kadar sanatçının sezgisine de muhtacız. İşte sanat eseri, insan denen muammanın sır dünyasına bir aydınlık düşürüyorsa, o sır insanda yaşadığı sürece, sanat eseri de canlı kalır.

Sanatta insanı tanıtmaya en elverişli formlar roman ve hikâyedir. Bunlardan insan hakkında aldığımız bilgi, ilmî çalışmalardan edindiğimiz bilgiden hiçbir zaman daha az olmamıştır. Sanatın bu iki dalı, ilmin kuru kalıplarına uygun bir şekilde araştırmaya değil, insanın fiil ve tavırlarını yorumlamaya sebep olan sezgiye dayanır. Analiz edilen insanî vasıflar diğer kişileri ilgilendirdiği için o sanat eserini okumak ihtiyacı duyulur.

Bir sanat eseri ne eskiye çakılıp kalmalı ne de şimdinin ihtirasıyla geçmişe sırt dönmelidir; geleceği kucaklamayı da ihmal etmemelidir. İyi bir sanat ürünü, sahip olduğu öz ve biçimiyle çağını aksettirirken gelenekten de kopmamalıdır. Bir sanatkâr ne kadar yetenekli olursa olsun, mevcut birikimden yararlanmıyorsa, ilkel bir cemiyette gözünü açmış gibidir. İşin alfabesinden başlayanla, binlerce yıllık birikimin üstüne bir tuğla koymak durumunda bulunanı mukayese etmek mümkün müdür? Tabii gelenekten yararlanacağım diye körü körüne öncekileri aynen taklit etmek de anlamsızdır; ürünü sanat eseri olmaktan çıkarır. Onlardan yararlanırken, eserine kimlik kazandıran ayırıcı vasıflara bir sanatkâr dikkat etmelidir. Aksi takdirde o eseri niçin kaleme aldığının anlamı kalmadığı gibi, okumak isteyen de bir sebep bulamaz.

Yararlanmak, mutlaka yararlanılan eserlerden daha güzelini gün ışığına çıkartmayı gerektirmez; Homer, Hafız, Shakespeare gibi büyük sanatkârlar kuyruklu yıldızlar gibidir; benzerleri bir daha aynı toplumda bile görünmemiştir. Fakat onları okuyan ile okumayan sanatkârların arasındaki fark, bu engin ruhların önemini bize anlatmaktadır. Bir sanatkârın bunlardan esinlenmesi, insanlığın ruhunu okşayan bir ürünü ortaya koymasını kolaylaştırır.

Anlatıya dayalı sanatkârın ilmikleri kelimelerdir. Sanat eseri dokunurken kelimelerin sadece anlamına değil, musikisine, çağrışımlarına da dikkat edilmelidir. Musiki ve çağrışımlar anlamı güçlendirirken, sanatın özünü de renklendirip zenginleştirir; varlığına lezzet katar. İnsanî bir fenomen olan lezzet yoksa, o eseri okumanın anlamı kalır mı?

 

Abdurrahman Erol



YorumYap

Sayı: 38 | Tarih: 28.2.2010
Ebubekir Sifil
Kandil Uydurmacası
7855 Okunma
3 Yorum
Zafer Kafkas
Hayrettin Karaman
Kutlu Doğum
1270 Okunma
20 Yorum
Hilmi Altın
Reşat Nuri Erol
'Kusura bakma IMFFAİZciğim'
939 Okunma
Ilker Ardic
Dücane Cündioğlu
Kendiniz olmasaydınız ne olurdunuz?
862 Okunma
Abdülkadir Altınhan
Can Ataklı
Paşa’ya eteklik giydirenler şimdi demokrasi kahram
848 Okunma
Mesut Karaaytu
Ahmet Hakan
Türk Ordusu'na çağrı
844 Okunma
5 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Ahmet Altan
Röntgen
838 Okunma
1 Yorum
Özer Ataç
Nihal Bengisu Karaca
Rövanşizmin panzehiri başörtüsü yasaklarını kaldır
837 Okunma
Hakan Kandal
Bekir Berat Özipek
KCK Operasyonları neyin önünü açtı?
829 Okunma
Bünyamin Demir
Ümit Zileli
Hüsnü Mahalli - İç ve dış politika
826 Okunma
Osman Köse
Mehmet Şevket Eygi
Ilımlı İslâm, Ilımlı Müslüman...
807 Okunma
4 Yorum
Emine Hocaoğlu
Ali Bulaç
Anayasa ve Kodları
795 Okunma
Ahmet Yasir Erol
Fikret Bila
İnsani boyut aşılırsa iş değişir
788 Okunma
Harun Özdemir
Mehmet Altan
Sıra 27 Nisan Muhtırasına mı Geliyor
786 Okunma
3 Yorum
Mehmet Hikmetumut
Ruşen Çakır
Düne bakmaktan yarını unuttuk
765 Okunma
Tayibet Erzen
Nazlı Ilıcak
Mevlana'dan
757 Okunma
1 Yorum
Fatma Karuç
Zülfü Livaneli
İki Türkiye Cumhuriyeti
742 Okunma
Ali Bülent Dilek
Mehmet Niyazi
Sanat ve insanî özellikler
740 Okunma
Abdurrahman Erol
Mahir Kaynak
Operasyon boyutu
735 Okunma
3 Yorum
Süleyman Karagülle
Toktamış Ateş
Yeni üniversiteler
717 Okunma
Osman Eskicioğlu
Fehmi Koru
Çakallar bizden değildir!
695 Okunma
Ahmet Kirtekin