Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Nihal Bengisu Karaca - HaberTürk Hakan Kandal
'Kozmik oda' değil 'levh-i mahfuz' mübarek...
792 Okunma, 3 Yorum

30.12.2009 18:50:25

İÇİNDE bulunduğumuz günlerde hiçbir şey Seferberlik Tetkik Kurulu'ndaki aramalardan daha ilgi çekici değil. Olayın bizzat kendisi, hâkim eliyle bu "kozmik" odaların aranıyor ve taranıyor olması, kimselerin ayak basamadığı bu "sırlar odası"na "yargı"nın girebilmiş olması başlı başına "mucizevi" bir olay mahiyeti taşımakta. Fakat "mucize" kelimesinin olumlu çağrışımlarını değil bir sınır aşımıyla, tabuları yıkmak, değerleri görmezden gelmekle eş tutulmakta. Devletin "yatak odası"na girilmesinden bahis, bu cihetle önemli. http://www.haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=6917

Yorum:

Levhi mahfuzu olmayan devlet devlet olamaz.

Bir ülkenin sadece devlet başkanının, meclis başkanının, başbakanının ve genelkurmay başkanının bilebileceği devlet sırlarının olması kadar doğal ne olabilir ki? Fatih Sultan Mehmet ne yapacağımı sakalım öğrense sakalımı keserim diyecek kadar gizliliğe önem vermiş ve karşı istihbaratı etkisiz hale getirmiştir. Fatih Sultan Mehmet bu anlamda hem devlet hem de derin devletin kendisi olmuştur. Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin derin devleti-derin gücü Türk ordusudur. Sivil otorite fonksiyonlarını yerine getirmediği için bu gücün aktif bir parçası durumunda değildir. Devlet başkanı ise sivil olduğu için Mustafa Kemal gibi orduyu kendisine bağlayamamıştır. Ülkemizde devlet-derin devlet uyumunu ancak asker kökenli cumhurbaşkanı ile sağlayabiliriz. O zaman ülkenin yargısı içindeki bazı gruplar derin gücün 4’lü oluşumuna dışarıdan güdümlü operasyonlar yapamaz. Derin devlet-güç ülkenin kendi güvenliği için sorumluluk üstlenmiş iradedir. Bugün dünyanın derin gücü küresel finans baronlarının kullandığı ekonomik ve fiziksel enstrümanlarıdır. Siz ya küresel derin gücün güdümüne girer ya da kendi ulusal derin gücünüzü kurarsınız.

Devletin levhi mahfuzunu ifşa etmek affedilemez.

Derin gücü devletin kendisi oluşturur. Eşgüdüm içinde çalışmak zorundadır. Derin gücün başındaki kişi cumhurbaşkanıdır. Kendisi dahi levhi mahfuzu ifşa edemez. Devlet sırrını ülkeye zarar verecek şekilde deklare edemez. Durum böyle iken ülkemizde devletin kaderini ilgilendiren ve gizliliği gerektiren bilgileri ertesi gün gazetelerde çarşaf çarşaf okuyabilirsiniz. Medya ülkenin ayağına sıkmaktadır. Dur diyen de yoktur. Medya dış güçler tarafından kendisine servis edilen bazı bilgileri gündeme almaktadır. Bu ciddiyetsizlik derin gücü oluşturması beklenen sivil otoritenin bazı yetkilileri tarafından da yapılabilmektedir. Ülkemizde ciddi anlamda  devlet adamı kıtlığının yaşandığı bir değerlendirme değil saptamadır.  Bugün Türkiye’de sivil otorite derin devlet içindeki sorumluluğunu yerine getirmediği için tüm baskı ordu üzerindedir. Bu yanlıştır. Çünkü asker uzun vadede düşünmeye alışkın değildir. Uzun vadeli planlar yapmak sivillerin işidir. Özellikle de asker kökenli sivil cumhurbaşkanının önemi burada ön plana çıkmaktadır.

Devletin levhi mahfuzu yargı kapsamı dışındadır.

Ülkenin derin gücünü oluşturan birimler Cumhurbaşkanının emrinde alınan kararlarda yargı denetimi dışındadırlar. Daha doğrusu yargıyı denetim yapan bir kurum olmaktan ziyade açılan davalarda karar mercii olarak düşünürsek, yargı derin güce karşı dava açamaz. Derin gücün aldığı kararlar sonucunda bazı zararlar olmuşsa bu zararlar tazmin edilir. Bu zararların tazmininde yargı kararları belirleyici olur ama yargı derin güce karşı bu kararlardan dolayı suç isnat edemez. Savaşın olduğu yerde hukuk olmaz.

 

Patron Cumhurbaşkanıdır

Cumhurbaşkanı levhi mahfuzun tüm bilgilerini diğer birimlerle paylaşmak zorunda değildir. Fatih gibi sadece kendisi bilir. Ya da ne yapacağı konusunda renk vermek zorunda değildir. Ama diğer birimlerle istişare yapmak zorundadır. Kararını verir ama herkesin görüşünü aldıktan sonra.

Oysa şimdi medya ve yargının içindeki bir grup ve sivil otoritenin içindeki bazı gruplar levhi mahfuzun ifşası için orduya tavır almış durumdalar. Bu dengesiz ve tehlikeli bir durumdur. Ordu ülkenin geleceğini düşünme konusunda tek başına kalmaya zorlanmıştır. Ve bunu uzun vadede yapabilmesi mümkün değildir. Ülkenin derin gücü cumhurbaşkanının patronluğunda sivil-askeri güçlerin dengesi ile mümkündür. Derin gücün başarısı devletin başarısı olur.

Türk Ordusu ve Adil Düzen

Bugün ülkemiz en azından günü kurtarmaya çalışıp zaman kazanmak isteyen Türk ordusu ile geleceği mahvetmeye çalışan sivil gruplar arasındaki savaşa sahne olmaktadır. 2010 bu savaşın en şiddetli savaş sahnelerinin olduğu bir yıl olmayacak ama enerjisini boşaltmak zorunda kalacak olan sosyal depremlere de iyice yaklaşılmış bir yıl olacak. Tarihin en şerefli ordusu olan Türk ordusunun günümüzdeki temsilcisi olan silahlı kuvvetlere buradan seslenmek istiyorum. Eğer Adil Düzen’e kulak vermezseniz olacaklardan sizler de sorumlu olursunuz. Tek başınıza asker mantığı ile ülkeyi sosyal tufanlardan koruyamazsınız. Müspet ilmin günümüzdeki tek temsilcisi olan Adil Düzen’e kulak vermelisiniz. Bu ülke yıkılsa bile Türk milleti ve ordusu yeni bir devleti yine kurar. Ama Türk ordusu gelecek bin yılın düzeni olan Adil düzene hiç kulak vermezse bunu nasıl açıklayabilir? Cesur olun ve yüzünüzü mütareke medyasından Adil Düzen’e çevirin.

 

 

 

 

Hakan Kandal

Yorumcu 
Yorum 
Hakan Kandal
05.01.2010
20:02

kötü bi yorum

Süleyman Karagülle
05.01.2010
20:33

Cengiz demirciye

Dergimz iyi telifçi yazrlar bekliyor. Başarılar

Reşat Nuri Erol
08.01.2010
08:55

Muhterem Cengiz Kardeşim;

Uzaklardan, Orta Asya’dan, hariçten çok güzel gazeller, idrak edip anlamakta zorlandığımız derin makaleler gönderiyorsun...

Teşekkürler...

Bu arada Üstadımızın işaret buyurduğu üzere, Allah’ın biz gibi basit beşer kullarının anlayacağı şekilde YORUMLAR yapmanı da bekliyoruz;

BİR YAZAR seç de yorumlarından da istifade edelim...

Selam, sevgi ve dualarımla...

RNE



YorumYap

Sayı: 30 | Tarih: 3.1.2010
Bekir Berat Özipek
Kırmızı ibikli horozun katilini bulun
1667 Okunma
Bünyamin Demir
Ahmet Hakan
Orhan Pamuk'a bilgilendirme mektubu
1285 Okunma
11 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Abdülkadir Özkan
Değişen sadece takvim yaprakları
1123 Okunma
Özgül Ertuğrul
Hayrettin Karaman
İslami Düzen
936 Okunma
2 Yorum
Hilmi Altın
Can Ataklı
Yılbaşı için özür mektubu
914 Okunma
Mesut Karaaytu
Gülay Göktürk
Hukuk kontrgerillanın karargâhında
866 Okunma
Adem Çevik
Toktamış Ateş
Eylemlerin amacı
816 Okunma
Osman Eskicioğlu
Nihal Bengisu Karaca
'Kozmik oda' değil 'levh-i mahfuz' mübarek...
792 Okunma
3 Yorum
Hakan Kandal
Yılmaz Özdil
Kozmik odadan ne çıkar?
785 Okunma
Leyla Okta
Zülfü Livaneli
Yeni yıl
760 Okunma
Ali Bülent Dilek
Hakan Albayrak
Ekseni kayanlara geçmiş olsun
750 Okunma
1 Yorum
Veysel İpekçi
Mehmet Altan
Müslüman retçiye işkence duyurusu...
746 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Ebubekir Sifil
İslam Meselesi
733 Okunma
Zafer Kafkas
Nazlı Ilıcak
Yargıtay dinlendi mi?
733 Okunma
Fatma Karuç
Fehmi Koru
Maalesef bu hale geldik...
723 Okunma
Ahmet Kirtekin
Mahir Kaynak
Devrim İçinde Devrim
720 Okunma
1 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Şevket Eygi
İslâm Mektepleri
717 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Sivil 28 Şubat süreci sürüyor
716 Okunma
Tayibet Erzen
Mehmet Niyazi
Mızrak çuvala sığmıyor
710 Okunma
Abdurrahman Erol
Cengiz Çandar
1041'den 2010'a: Askeri darbe ve muhtıralar geride
709 Okunma
Ekrem Fildişi
Reşat Nuri Erol
Türkiye ve sermaye
705 Okunma
Ilker Ardic
Oktay Ekşi
Bir Dönemin Sonu
702 Okunma
Vahap Alma