Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Tek boyutlu siyaset
599 Okunma, 1 Yorum

24 Kasım 2009

Yeni siyasi partiler kuruluyor ama bunlar hakkında medyaya yansıyan birkaç ilginç ya da aykırı sözün dışında bir şey bilmiyoruz. Meclisteki siyasi partilerden muhalif olanlar açılımlara karşı çıkıyor ama problemin çözümüne yönelik herhangi bir plana sahip görünmüyorlar. Muhalefetin kolay yolunun başbakanın cümlelerini alıp onun tersini söylemekten ibaret olduğu gözleniyor.

Oysa dünyada yeni bir yapılanmaya gidiliyor ve ülkemiz bundan etkileniyor. Hatta yaşadıklarımızın bunun bir yansıması olduğu bile söylenebilir. Şu anda dünya politikasının temelini yeni yapılanmanın ekonomik yönü oluşturuyor. Obama’nın Çin ziyaretinde asıl konu bu ülkenin dünya üzerindeki konumunun, özellikle ekonomik açıdan, ne olacağının belirlenmesine yönelik olduğu gözleniyor. ABD geçen yıl 800 milyara ulaşan dış ticaret açığının 250 milyarlık bölümünün Çin ile olan ticaretinden kaynaklanması bir soruna dönüşmüş durumda. Çünkü ABD dış ticaret açığını azaltmak ve 13 trilyon doları bulan dış borçlarının yükünden kurtulamasa bile bunu hafifletmek istiyor. Doların değer kaybetmesi ABD’nin dış borçlarının satın alma değerini yarıya yakın azaltsa bile Çin’in parasının değerini düşürmek istememesi nedeniyle en büyük alacaklısı olan Çin’in alacaklarının değerini sadece yüzde yirmi düşürmüş durumda.

Yeni düzende ABD, parasının değeri düştüğü için, daha az mal ithal edecek buna karşılık ihracatı artacak. Böylece içerdeki işsizlik oranın azalması da sağlanacak. Bu durum Çin için kabul edilemez sorunlar yaratıyor. İhracata dayalı bir ekonomiye sahip olan, daha doğrusu buna yönlendirildiği, gelişmesini ihracatın artması üzerine inşa ettiği için ciddi bir daralma yaşaması, bunun iç huzursuzluklara neden olması söz konusu.

Bunları söylememin nedeni politikanın tek boyutlu olmadığını, özellikle günümüzde, ekonomik yapı ve politikaların ön planda olduğunu ifade etmektir. Sorunun Türkiye için anlamı ihracata dayalı bir ekonomik modeli benimseyen ülkemizin yeni duruma nasıl ayak uyduracağının tartışılmamasının yeni sorunlar yaratacağıdır.

Türkiye’deki tartışmaların odak noktası darbe ve demokrasi arasında bir tercih yapmak zorunda olduğumuz ve en önemli sorunun bu olduğudur. Bu tartışma her gün yeni bir belgenin ortaya çıkmasıyla alevleniyor ve her şeyin üstünü örtüyor. Halk taraflardan birinin yanında olma tercihi ile karşı karşıya kalıyor. Bunun biraz kasıtlı olarak abartıldığını ve bizi gerçek sorunları tartışmaktan uzaklaştırdığı gözlemleniyor.

Şunların tartışılması gerektiğini düşünüyorum: Yeni düzende Avrupa’nın yeri ve rolü ne olacaktır? Türkiye AB ile bütünleşecek mi yoksa onu sınırlayan bir aktör mü olacak? Alternatif enerji kaynaklarının gelişmesi ve özellikle otomotiv endüstrisindeki yenilikler petrole olan ihtiyacı azaltacak mı? Türkiye bölgede etkin rol oynarken zengin ülkelerle mi yoksa zenginliği sona erenlerle mi bir araya gelecek? Silahlı kuvvetlere yönelik kampanyalar onu yıpratmayı mı hedefliyor yoksa ordunu önemi daha da artacak ama şu anda yapılanlar onun ideolojisini yeni yapıya uygun hale getirmek amacını mı taşıyor?

Yorum

Sömürü tekel sermayesi üniversiteleri ve medyayı tekeline almıştır. Üniversite çalışacak ilmin verilerini üretecek. Ama onu kedisi değerlendirmeyecek. Onu Sermayenin emrine verecektir.  Sermaye onu kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirecek ve medyaya sunacak. Medya da bunun dışında bir yorumu yapmayacak hatta haberleri bile yayınlamayacaktır. Bunun için her ülkede görevli yazarlar vardır. Sunucular vardır. Önce onlar yorumlarlar diğer bütün yazarlar onların yorumlarını sunarlar. Eğer bir profesör kendisi yorum yaparsa dışlanır ve etkisiz hale getirilir. Bir takım şantajlarla üniversiteden uzaklaştırılır. Doçent yapılmaz. Doktora verilmez. Eğer bu yazar ve sunucu ise hemen işine son verilir. İşine son verilmezse o yayın organının kaynakları kesilir yahut  savcılar ve polisler ihbar yoluyla harekete geçirilir, çökertilir.

Kurulan partiler için de durum budur. Eğer sadece karşı tarafın yöneticileri kötülenecekse buna izin verilir. Böylece ülkenin bölünmesine parçalanmasına hizmet edecekleri için makbul parti olur. Onlar değişik yollardan finanse edilir. Gelir partiye üye olurlar ve size sıkıntılı günlerde yardımcı olurlar. Eğer fikir partisi iseniz ciddi iseniz o zaman hemen desteklerini keserler. Siz kira ödeyemez olursunuz. Size yardım edenleri de tehdit ederler.  Yine de sonuç alamadılarsa o zaman savcılığa iftira ile dolu şikayet dilekçesi gider. MİT de bunları destekler. Çünkü ortak çalıştığı CIA ve MOSAT böyle istemektedir. Mahkemelere gidersin. Sonunda beraat etsen bile her gün karakollarda savcılıklarda mahkemelerde sürünürsün. Size iftira edeni şikayet edersiniz. Mahkeme, son günde karar verecektir. Fotör   şapkalı MİT in görevlendirdiği avukat gelir, Hakim  onu tanımaktadır. İpe sapa gelmeyecek savunma yapar. Hakim mecburdur. Onun dediğini yapacaktır. Onu beraat ettirecektir.

Biz bunları hep yaşadık. 2002 seçimlerinden önce bu böyle idi bugün ise bu mekanizma çökmüştür. Öncelikle MİT, artık CIA nın MOSAT ın emrinde değildir. ABD de artık CIA sermayenin emrinde değildir.

Biz kırk senelik mücadelemizin sonunda Dünya’yı ve Türkiye’yi değiştirdik. Allah dualarımızı kabul etti. Ne yazık ki arkadaşlarımız hala o günleri yaşıyor. Bu imkanlardan yararlanamıyorlar. Hala eski hal varmış gibi davranıyorlar. Hala particilikte fikirler üretemiyorlar.

 

Tek boyutlu siyaset

24 Kasım 2009

Yazının özeti

Eski ve yeni partilerin programları yok. Oysa her şey değişiyor. Çin, ABD görüşmeleri bu yönde,  Doların değeri düşürülüyor. İthalat azalıyor, ihracat çoğalıyor. Borç hafifliyor. Ama sorunları beraber getiriyor. Dolara endeksli TL de ise ihracat azalacak, ithalat çoğalacaktır. Borç yükü azalabilir. Bunu tartışacağımıza darbe ve demokrasiyi tartışıyoruz. AB’nin geleceği, orta doğunun geleceği, petrol ve enerji ve benzeri sorunlar ve Türkiye’nin rolü tartışılmalıdır.

Yorumun özeti

Partileri halk kurar. Biraz sonra yönetimler ya güçlü partilere satılırlar. Sadece kendi çıkarları için partilerin tabelasını korurlar gayeleri diğer partilere oy biriktirme. Yahut parti başarılı olursa tekel sermayeye satılırlar.  Görevleri Türkiye’de fikir partilerinin oluşmasını önlemektir. Bu çemberi Erbakan delmiştir. Ama sonunda o da tekel sermayesine teslim olmuş ve Adil Düzenden vazgeçmişti. Şimdi ise Erbakan Adil Düzen diye yırtınmaktadır. AKP nin ve Saadet Partisinin işi ise Erbakan’ın sesini boğmaktan ibaret oluyor. Çözülecek. Adil Düzen partisi kurulacak. Tavizsiz bir parti bu sorunu çözecek.

 

Yaprak dökümü

1 Aralık 2009 Salı

Yazının özeti

Eskiden müdahaleyi hazırlayanlar belli değildi yapanlar belli idi şimdi hazırlayanlar belli yapacaklar belli değil. Olanlar yaprak dökümü mü yoksa sermayenin çürümeğe başlaması mı? AB’yi ve Çin’i durduracak tek güç Türkiye’dir. Türk ordusu güçlenecek ancak siyaseti değişecektir. Ekonomi zor çözülecek. İmkanlar sonsuz olacak. Eksiğimiz yenilikleri üretecek düşüncelerimizin olmayışıdır.

Yorumun özeti

Eskiden darbeleri batı hazırlıyordu. Ordu karşı hareketle darbeleri müdahalelere dönüştürüyordu. Şimdi eski kadro alışkanlığı sebebiyle hazırlıyor. Uygulayacak yok.  Sermaye çürüyor. Ama yeniden filizlenebilir. Yaprak dökümü değildir. Sorun AB veya Çin değildir. Sorun sömürücü sermaye tekelidir. Ya sermaye faiz ve sömürüden vazgeçerek yaşayacak. Ya da kökünden kuruyacak. Ordu seçilenlerin çilesine katlandıkça güçlenir. Yönetimde ve ekonomide tek çözüm Adil Düzendir. Adil Düzen çalışanlarına kulak vermezseniz sizin yeni düşünceniz oluşamaz.

 

Derin çöküş

29 Kasım 2009 Pazar

Yazının özeti

Derin Devlet ayağa düştü. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Kulelerin yıkılmasının tekel sermaye ile ulusal sermayenin savaşı olduğunu yazmıştım. Ülkemiz hala eski anlayış içinde. Düzen her şeyin para ile düzenlendiği bir düzendi,.. Para düzeni sanaldı ve reel ekonomiye bir şey olmaz demiştim. Söylediklerim gidişi gösterir. Tam gerçekleşemez. Darbecilik ve acemi aktörler yenileceklerdir.

Yorumun özeti

Derin devlet olmaz. Derin yönetim olur. Asker devlet başkanı Genel Kurmay başkanı ve Başbakan devletin sırlarına vakıf olur. Kararlar alırlar. Bu gizilidir. Bunun dışında bir güç devletle ilgili karar almağa başlarsa şirk olur. Devlet çöker. Sermaye tekeli ve halk girişimciliği savaş halindedir. Zafer halk girişimine doğrudur.  Tekel ekonomide her şey paranın olur. Para karşılıksızdır. Halk ekonomisinde para halktaki reel karşılıklar karşılığıdır. Para her şeyin gerçek karşılığıdır.  Darbeciler acemi değildir. Batı Türk ordusunu bölmek ve birbirleriyle savaştırmak için planlamıştır. Türk ordusu da bölünmemek için karşı oyun oynamaktadır. Sonunda ordumuz galip gelecek ve bölünmeyecektir. Ümidindeyiz.

 

Bayram ve sonrası

28 Kasım 2009 Cumartesi

Yazının özeti

Bayramlar inançlarımızın sonucudur. Dayandığı mesnet ihtiyaçlarımızdır. Kimi ihtiyaç biyolojik ihtiyaçtır. Kimi ise sosyolojik ihtiyaçtır. Topluluklarda geri kalmamak için. Ülkelerin zenginliği ürünlerin değer toplamı ile ölçülmektedir. 70 ler de tez yaptım. Biyolojik ihtiyaçlara daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğini savundum. İşsizlik yeni ihtiyaçların icadıyla sağlanmaktadır diyordum. Bugün yapı değişmiştir. Devlet yönlendirecek ama ihtiyaçları halk tespit edecektir. Biyolojik ihtiyaçlar karşılandıktan sonra sosyal ihtiyaçlara geçilecek. Zenginlerin prestij harcamaları halkın iş bulmasına yarar.

Yorumun özeti

İnsanlar önce karınlarını doyururlar. Sonra giysilerini karşılarlar. Sonra barınaklarını yaparlar ve seyahatlerini düzenlerler. Bu arada mesleki, dini, ilmi ve siyasi eğitimlerine ihtiyaçları vardır. Biyolojik ihtiyaçlarından sonra sosyal ihtiyaçlar ortaya çıkar. Ekonomi arz ve talep kanunları ile dengelenir. Ekonomiyi, dolaysıyla hayatı felce uğratan faizin oluşturduğu tekel düzenidir. Arz ve talep kanunları ortadan kalkınca ihtiyaçlar belirlenemez ve düzen tekellerin keyfine kalır.

  

İstihbaratın yeni yüzü

22 Kasım 2009 Pazar

Yazının özeti

Devleşmiş istihbaratın neyi istihbar edeceği belli değil. Irakta istihbarat görevini yapamıyor değil yapmıyor. Bugün istihbarat teknik takiplere dayanır. Örgüt ne yapıyor bilinmiyor. Bugün istihbaratın görevi siyasi partileri yönlendirmektir. Darbeler, aracı sivil kuruluşlarca hazırlanır. Şimdi doğrudan hazırlanmışlar neden? Silahlar eskinin aksine ordu menşeli. Neden yer altında gizlenmiştir? Sorular darbe hazırlığı olmadığı anlamına gelmez. Ama soruların istihbarat açısından değerlendirilmesi gerekir.

Yorumun özeti

Eskiden sermaye bir yandan istihbarat örgütünü kurar diğer yandan mafya ile bu örgütü denetim altına alırdı. İki tarafını da kendisi finanse ederdi. Zamanla yer altında bu iki gizli örgüt anlaştı, dünyayı kendileri yönetmeye kalkıştı. Sermaye ne gizli istihbaratı, ne de mafyayı yola getiremedi. Bu gün ki çıkmaz sermayenin gizli istihbarat ile gizili mafyaya hakim olamayışından doğmaktadır. Bunları ordu deşifre ediyor. Sonunda bir af çıkarılacak bu iş sona erecektir. Gizli, istihbarat ile gizili mafya tasfiye dilecek.

 

Dış güçler

21 Kasım 2009 Cumartesi

Yazının özeti

Her olayı dış güçlere yükleyip analizler, tahliller yapılmaktadır. Yahut belli güçlerin belli siyasetleri analiz edilmektedir. Birinci yol yanlıştır. Çatışanların ikisini de o kontrol eder. Başka bir hata ise olmayan bir tehlike olmuş gösterilir. Halk meşgul edilir. Güç oralarda harcanır. Hedef saptırılır. Dışarıdan kimler Türkiye’de çatışmakta olduğunu bilmek gerek. Bloklar arsı çatışma suni idi. Bloklar kalkınca suni düşman, terör veya Afganistan gibi küçük devletler bulundu. Yeni denge tekel ve ulus arasında oluşacaktır. AB ulusalcılığı temsil ediyor. Dış güç AB ve Çine karşı Türkiye’yi destekliyor.

 

Yorumun özeti

Gelecekte Birleşmiş Milletler güçlenecektir.  Birleşmiş Milletlerin ordusu olmayacaktır. Ama Dünyadaki devletlerin orduları hakemlerin verdiği kararların ordusu olacaktır.  NATO ortadan kalkacaktır. İmtiyazlı Güvenlik Kurulu kalkacak. Ulusal paralar olacaktır. Ama uluslar arası para altına dayanacak ve Birleşmiş Milletler çıkaracaktır. Bloklar olacak ama blokları Birleşmiş Milletler yönetecektir. Yabancı güçlerin ülkelerin iç işlerine karışması önlenecektir.

 

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
02.12.2009
12:27

Değişen dünya düzeni ve Türkiye

Dünya değişiyor ve “yeni bir dünya” kuruluyor. Bu arada elbette “dünya düzeni” de değişiyor ve “yeni bir dünya düzeni”ne doğru gidiliyor. Dünyada bütün bu gelişmeler olurken ülkemiz Türkiye de olanlardan ve değişimden etkileniyor. Kimi düşünürlerin bu değişim ve gelişmeleri değerlendirirken ifade ettiği üzere, şöyle de denebilir: Şu anda dünya politikasının temelini yeni yapılanmanın ekonomik yönü oluşturuyor. Başkan Obama’nın Çin ziyaretinde asıl konu, bu ülkenin dünya üzerindeki konumunun özellikle ekonomik açıdan ne olacağının belirlenmesine yönelik olduğu gözleniyor. Yeni bir dünya ve yeni dünya düzeni meselesi üzerinde düşünüldüğünde, ister istemez ABD ve Çin ilk akla gelen ülkeler oluyor. ABD dünyanın en borçlu ülkesi ve geçen yıl 800 milyara ulaşan ABD dış ticaret açığının 250 milyarlık bölümünün Çin ile olan ticaretinden kaynaklanması bir soruna dönüşmüş durumda. Çünkü ABD dış ticaret açığını azaltmak ve 13 trilyon doları bulan dış borçlarının yükünden kurtulmak veya hafifletmek istiyor. Dolar değer kaybediyor. Doların değer kaybetmesi ABD’nin dış borçlarının satın alma değerini yarıya yakın azaltsa bile, Çin’in parasının değerini düşürmek istememesi sebebiyle en büyük alacaklısı olan Çin’in alacaklarının değerini düşürüyor. Yeni dünya düzeninde ABD, parasının değeri düştüğü için daha az mal ithal edecek, buna karşılık ihracatı artacak. Böylece içerdeki işsizlik oranın azalması sağlanacak, ABD ekonomisi kısmen düzelecek. Bu durum Çin ekonomisine olumsuz yönde etki edecek. Sonuç itibariyle ABD bu durumdan kârlı çıkacak gibi görünüyor.

***

Bütün bu gelişmeler ve sorunlar Türkiye için önemli anlamlar ifade ediyor. İhracata dayalı bir ekonomik modeli benimseyen ülkemiz, yeni bir dünya (ve aynı zamanda yeni bir ekonomi) düzeni kurulurken ne yapıyor veya ne yapmalı? İthalat ile ihracat arasındaki makas böylesine açıkken, Türkiye ne yapacak? Türkiye asıl dünyadaki bu gelişmeleri takip edip yapması gerekenleri yapacağına, hiç olmayacak şeylerle vakit kaybediyor: Alevilik, anayasa, açılım, katsayı, demokrasi, darbe.. ve daha neler de neler! Bu arada yeni dünya düzeninde ve ekonomide atı alan Üsküdar’ı geçiyor, olan halka oluyor; halk kendisini hiç de ilgilendirmeyen şeylerle oyalanıyor. Oysa meseleye halk açısından bakıldığında, asıl üzerinde durulması, tartışılması ve yapılması gerekenler bambaşka. Dünyada bütün bu gelişmeler olurken, Türkiye açısından sorulası sorular birbiri ardından sükun edip geliyor: -Yeni dünya düzeninde Avrupa’nın yeri ve rolü ne olacak? -Türkiye-AB ilişkileri ne olacak? -Enerji meselesi, enerji geçiş yolları, alternatif enerji kaynaklarının gelişmesi ve özellikle otomotiv endüstrisindeki yenilikler dünyayı nereye götürecek? -Türkiye bölgede etkin rol oynamaya soyunurken, zengin ve gelişmiş G-8 ülkeleriyle mi, yoksa gelişmekte olan D-8 ülkeleriyle mi bir araya gelecek? Bunlara benzer daha nice sorunlar ve sorular...

***

Mevcut dünya düzeninde sömürü tekel sermayesi üniversiteleri ve medyayı tekeline almış, dünyayı istediği gibi yönlendirip yönetiyor. Üniversiteler çalışacak, ilmin verilerini üretecek ama o verileri kendisi değerlendirmeyecek; onları sömürü sermayesinin emrine verecek! Sömürücü tekel sermaye, üniversitelerin ürettiği ilmî verileri kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirecek ve medyaya sunacak. Medya da sermayenin menfaatleri dışında bir yorum yapmayacak, hattâ haber olarak bile yayınlamayacak! Bunun için Türkiye’de olduğu gibi her ülkede görevli yazarlar var, sunucular var; önce onlar yorumlar, sonra bütün yazar ve sunucular onların yorumlarını sunar! Bir profesör kendisi yorum yaparsa dışlanır ve etkisiz hâle getirilir; hattâ birtakım şantajlarla üniversiteden bile uzaklaştırılır! Eğer bunu yapan yazar veya sunucu ise hemen işine son verilir!

(Yorumlarımın devamı var veya olacak...)

Reşat Nuri EROL



YorumYap

Sayı: 25 | Tarih: 29.11.2009
Mehmet Şevket Eygi
Din hizmeti nedir, ne değildir?
3046 Okunma
14 Yorum
Emine Hocaoğlu
Ahmet Hakan
Bir şehir nasıl uygar olur
812 Okunma
2 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Hayrettin Karaman
Alevi Meselesi
810 Okunma
3 Yorum
Hilmi Altın
Yılmaz Özdil
Grev filan...
749 Okunma
Leyla Okta
Reşat Nuri Erol
Sorunlar, sorular ve cevaplar 1
707 Okunma
1 Yorum
Ilker Ardic
Ebubekir Sifil
cahiliye
700 Okunma
3 Yorum
Zafer Kafkas
Ahmet Taşgetiren
İsviçre'de Danıştay mantığı
697 Okunma
1 Yorum
Zübeyir Erol
Nazlı Ilıcak
AK Parti'de çatlak mı?
695 Okunma
Fatma Karuç
Ruşen Çakır
Zor zamanda konuşmak
666 Okunma
Tayibet Erzen
Fehmi Koru
Bir öfke yumağı olarak canım İzmir
655 Okunma
1 Yorum
Ahmet Kirtekin
Oktay Ekşi
Son uyarı
653 Okunma
Vahap Alma
Nihal Bengisu Karaca
Bayramlık Umutların Kesim Yeri
645 Okunma
2 Yorum
Hakan Kandal
Fikret Bila
Bayramiç'te çalan tehlike
639 Okunma
1 Yorum
Harun Özdemir
Mehmet Niyazi
Aklın Batı'daki mücadelesi
639 Okunma
Abdurrahman Erol
Ahmet Altan
Genelkurmay, Başbakan ve Medya
632 Okunma
1 Yorum
Özer Ataç
Mehmet Altan
Paşaların katsayısı...
630 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Zülfü Livaneli
Okyanusu küçümsemek
600 Okunma
Ali Bülent Dilek
Mahir Kaynak
Tek boyutlu siyaset
599 Okunma
1 Yorum
Süleyman Karagülle