Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mehmet Şevket Eygi - Milli Gazete Emine Hocaoğlu
Din hizmeti nedir, ne değildir?
1882 Okunma, 14 Yorum

24.11.2009

İlmi, kültürü, iktidarı (gücü), imkanı, fırsatı olan her Müslüman, İslâm'a hizmet etmekle yükümlüdür. Ancak bu hizmetin şartları, usûlü, erkânı vardır. Öyle deli dana gibi hizmet edilmez.

1. Para kazanmak, zengin olmak, ün ve alkış elde etmek, riyaset için yapılan hizmetler hizmet değildir, din sömürüsüdür. Böyle sahte hizmetler şeref değil, şerefsizlik kazandırır. Böyle yapanlar münâfıktır.

2. Hiçbir hizmet ehlinin hizmet ederken dinden tâviz (ödün) vermeye hakkı ve salahiyeti yoktur.

3. Hizmetler Kur'ân'a, Sünnet'e, Şeriat'a, fıkha, İslâm ahlakının ilkelerine uygun olarak yapılır.

4. Hizmet yukarıdaki 3'üncü maddede sayılan değerler için yapılır.

5. Ümmeti ikinci plana atıp (veya hiç hesaba katmayıp) cemaati, grubu, derneği, tarikatı birinci plana alarak hizmet edilmez.

6. Zarurat-ı diniyenin inkârı küfürdür. Böyle hizmet olmaz!

7. Üç hak İbrahimî din vardır. Hz. Muhammed'in peygamberliğini, Kur'ân'ı, İslâm'ı inkâr eden kafirler de ehl-i cennettir diyerek kesinlikle hizmet yapılamaz.

8. Harbî kâfirleri, İslâm düşmanlarını dost ve velî ittihaz ederek hizmet olmaz.

9. Allah için yapılan hizmetin birinci temel şartı ihlastır, yani temiz ve sahih bir niyettir.

10. Benliklerini put haline getirip gizlice ona tapanlar mecâzî mânada müşriktir.

11. Rühbanlarını erbab (rabler) haline getirip putlaştıranların hizmetleri şâibelidir.

12. Biz hizmet yapıyoruz veya yapacağız diyerek Müslüman halkın zekâtlarını Kur'ân'a, şeriata, fıkha aykırı olarak toplayanlar ve toplanan meblâğı bildikleri gibi sarf edenler hizmet etmiyor. (Zekat parasıyla rastgele hizmet edilmez.)

13. Kur'ân'ı kendi nefisleri, hevaları, re'yleri doğrultusunda yorumlayanlar hizmet edemez.

14. Tarikat ve tasavvuf Müslümanlarına müşrik ve kâfir diyenler hizmet etmiyorlar, hezimete sebep oluyorlar.

15. En büyük ve temel hizmet iman hizmetleridir.

16. Bir kimsenin hidâyetine (doğru yolu bulmasına, Müslüman olmasına) vesile olmak çok büyük bir hizmettir.

17. Din hizmetlerinin ana prensibi şudur: Hâliq (Yaratan Rab) için yapılan hizmetin ücreti mahluqattan (yaratıklardan, kullardan) istenmez ve alınmaz.

18. Tek başına hizmet çok zordur. Hizmet için doğru, ehliyetli, ahlaklı ve ihlaslı bir teşkilat içinde çalışmak gerekir. Teşkilat bu sıfatlara sahip değilse yine hizmet olmaz.

19. Camilere, minarelere hoparlör koymak, avaz avaz ezan okumak, cami bahçesine tuvalet yapıp ihtiyacını gören vatandaşlardan para almak, camilere klima cihazı yerleştirmek, kalorifer yapmak, Diyanet personeline lojman temin etmek, cami kapısına naylon poşet otomatı koymak gibi şeyler İslâmî hizmet değildir.

Bu memlekette, din hizmeti diye yapılan şeylerin bir kısmı boşunadır, kuruntudan, aldanmaktan, aldatmaktan ibarettir.

Bu memlekette yetmiş senedir din hizmetleri yapılıyor ama yeterli olmadı, boynumuzu esâret ve zillet yularından kurtaramadık.

Yüz milyonlarca dolar hizmet paralarının çoğu çarçur edildi.

Müslüman halkın ümitleri, enerjileri ziyan edildi.

İmkânlar, fırsatlar, enerjiler heba edildi.

Kırk bin yeni cami yapıldı. Acaba kaç tane dünya çapında imam, hatip, vâiz yetiştirdik?

Çağın Gazalî'si nerede?

Çağın Nizamiye medresesi nerede?

Yazının tamamı için tıklayınız.

 

Yorum

Burada yazarın din hizmetlerinin bir kısmına katılıyorum. Fakat katılmadığım maddeleri de sizlerle paylaşmak istiyorum.

7. Madde:

Hıristiyanlar ve Yahudiler kâfirdir demek Kuran’a aykırıdır. Küfrün tanımına aykırıdır. Bununda delili Beyyine süresinin ilk ayetidir.

...الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ …

“Ehli kitaptan küfreden kimseler” (Beyyine 1)

“Ellezine keferû min ehli-l kitabi” tabiri vardır. Buradaki min cinsin beyanı içindir. Ellezine keferû deyip de el kâfirûn dememesinin sebebi küfrü sistematize edenler olmasındandır. Buradaki min sayesinde küfrü sistematize edenlerin ehli kitaptan bir kısım olduğu anlaşılmaktadır. Ehli kitap tabiri Tevrat ehlini de İncil ehlini de Kuran ehlini de kapsamaktadır. Bu nedenle Sayın Eygi burada Kuran’la hiçbir alakası olmayan bir terminoloji oluşturmuştur.

8. Madde:

 Dost kelimesi Halil demektir. Ayette Yahudi ve Hristiyanları veli edinmeyiniz şeklindedir. Yani sizi yönetmesinler denmektedir. Dost edinmeyin demek islamın adı da olan barış dini olma özelliğine aykırıdır. Ayette de dost kelimesi değil de veli kelimesi geçmektedir.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ

Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. (Maide 51)

14. Madde:

Tarikat ve tasavvuf ehlinin olması gereken amacı ahlaklı insan yetiştirmek, İslâm’ın kapısından geçmemiş insanları bu kapıdan sokmak olduğu müddetçe çok faydalı müesseselerdir. Ancak bu görünür amacın arkasına gizlenen teşkilatlanıp, kendi mensuplarını zengin ve rahat yaşatma gayesi ile çabalama, diğer grupları rakip görme, sürekli onların ayağını kaydırma üzerine çalışmalar yapma faaliyetleri bu müesseselere yakışmamaktadır. Rabıta gibi şirke bulaşmaya sebep olan, sonradan uydurulma ibadetleri yaptıkları sürece pek çok insan onlara müşrik demeye devam edecektir. Sayın Eygi’nin sorgusuz sualsiz desteklediği, eleştirilmesinden rahatsız olduğu tarikatları bu yönden tahkik etmesi çok uygun olur diye düşünüyorum.

19.Madde:

Başka insanların faydası için yapılan her hizmet İslami hizmettir diye düşünüyorum.

Yazarın yukarıda saydıkları din hizmetleri adı altında aslında kişilerin sadece âhiret için yaptıklarını birinci plan almıştır. Din yani düzen hizmetleri içinse kimsenin çalıştığını görmedim. Bir İslam düzeni nasıl olmalıdır ve neler yapılmalıdır. Bununla ilgili hiç yazı okumadım, duymadım ve işitmedim.  Kuran’ı Kerim ışığında sorunlarımıza bakılmamaktadır. Herkesin yapabileceği kişisel ibadetler üzerinde durulmaktadır. İslami düzen yani Adil bir düzen gelirse insanlara yaşadıkları bu dünyada hiçbir haksızlık edilmeyecek ve huzurlu ve mutlu yaşayacaklardır.

Adil bir düzen için adım adım…

 

Emine Hocaoğlu

Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
04.12.2009
19:08

Muhterem Zafer Kardeşim;

Burada son yazdığım YORUMda bir noktayı daha eksik bıraktığımı hatırladım:

Bizim, başta Üstadım Süleyman Karagülle olmak üzere, çalışma arkadaşlarımızla yaptığımız ve yazdığımız ON BİNLERCE SAYFA ÇALIŞMALARIMIZIN her şeyden önce

FİHRİSTLENMESİ

ve

İNDEKSLENMESİ

gerekiyor...

Neden?

İşte özellikle bu sorduğunuz sorulardan dolayı...

Sorduğunuz SORULARIN oralarda hep CEVAPLARI var.

Biz yıllardan ber yılmadan, yorulmadan, sabır ve sebatla YAZIYORUZ...

Sizin de önce OKUMANIZ..

Sonra YAZMANIZ gerekiyor...

"TALEBU’L-İLMİ FERİYDATUN ALÂ KÜLLİ MÜSLİMİN/

İLİM TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR." (Hadis)

FAZDIR... FARZDIR... FARZDIR...

Hem de BEŞİKTEN MEZARA KADAR...

Öclikle bu FARZ yerine gelmeli.

MÜ’MİNin vasıflarından biri de;

"YESTEMİUNE’L-KAVLE FE YETTEBİÛNE AHSENEHU/

HER SÖZE KULAK VERİP EN İYİSİNE UYARLAR." (Ayet)

İMAN konusu üzerinde Said-i Nursi çok durmuş...

Biz de

MÜ’MİN (Malını ve canını Allah yolunda harcayan)

kavramı üzerinde duruyoruz...

Elbette MÜSLİM, KAFİR, MÜNAFIK kavramları üzerinde de...

Bir de Arapçadaki "DİN" kelimesinin "DÜZEN" anlamı ve tarafı var...

Araştırmalı, düşünmeli, üzerinde çalışmalı ve uygulamalıyız...

Yazacaklarımı yazınca, sorulan sorulara doğrudan cevaba yer/vakit kalmadı!

Ancak; MÜ’MİN-MÜSLİM-KAFİR-MÜNAFIK kelimelerini/kavramlarını yukarıda maksatlı olarak ve senin/arkadaşının sorularına CEVAP olsun amacıyla hatırlattım...

İLİM ile AMEL

TEORİ ile PRATİK

atbaşı birlikte gitmek zorunda.

Ben AMEL etmeden nasıl MÜ’MİN olunabileceğini bilmiyorum;

Arkadaşın biliyorsa, bize de öğretsin, öğrenelim...

Şimdilik bu kadar!

Sonsuz selam, sevgi ve dualarımla...

Adil Düzen Çalışanı/Hizmetkarı

Reşat Nuri EROL

Lütfi Hocaoğlu
04.12.2009
20:20

Müminin tanımı Kuran’da Enfal suresi 2-3. Ayetlerde açıklıyor:

Müminler yalnızca Allah’ın adı anıldığında kalpleri titreyen ve onun ayetleri okunduğunda imanları artan ve Rablerine tevekkül eden kimselerdir. Namazı kılanlar ve kazandıklarından harcayanlardır.

Burada ikinci cümle birinci cümlenin bedeli olarak gelmiş. Arapça dil kuralında bedeli olarak gelince birbirinin yerini tutan veya onu açıklayandır. Yani bedel-i mutabık ise mübdelün minhin karşılığı bedeldir. Bedel-i iştimal ise açıklama ifade ederek yerini tutar. Yani İlk cümlede Allah’ın adı anıldığında kalpleri titreyen, ayetleri okunduğunda imanları artmanın tam karşılığı namaz kılmak ve Allah yolunda harcamaktır. Bunlardan biri olmazsa mümin olamaz. Yani namaz kılmayan asla mümin olamaz. Kelamcılar da buna paralel olarak namaz kılmayı imanın rüknü yani dayanağı sayarlar. Namaz olmadan iman olmaz derler. Yani o arkadaşınız mümin değildir.

Medine’de Hz. Muhammed’i hakem tayin eden Yahudileri Allah Maide 43’te azarlamaktadır. İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken seni nasıl hakem yapıyorlar denmektedir. O zaman ki Tevrat ile bu zamanki aynıdır. Yani Allah tahrifte olsa inandığına uymalarını iki yüzlülük yapmamalarını istemektedir.

Zaten Tevrat’ı ve İncil’i ikame etmek demek, onu doğru uygulamak anlamına da gelir, doğru hale getirmek anlamına gelir. Zaten bugün Yahudiler de Hıristiyanlar’da kitaplarının Allah’ın gönderdiği şekilde olmadığını biliyorlar. Bu konuda çalışma yapıyorlar. Yaptıkları çalışmada Tevrat’ı iki kişinin yazdığını buldular. Birine J, diğerine E diyorlar. J bölümleri Allah’a Yahve diyor. E bölümleri Elohim diyor. Bu nedenle içinde çelişkiler var. Çünkü ikisi ayıklanmadan birleştirilmiş. Bunun sebebi de Yahudiler sürgüne uğrayınca iki tarafta yani Babil ve Filistin’de gelişen farklı Tevratlar.

Hıristiyanlarda olayın farkındalar ve bu konuda uğraşıyorlar. Zaten İsa’ya Allah’ın oğlu demeleri de İbranice bilmeyen Pavlus’un yorumunun kabul görmesidir. İbranice’de Baba demek Arapça’da Rab demek anlamında mecazidir. İsa babam der, havariler de babamız derler ve bunun o dönemdeki İbranice karşılığında hiçbir tuhaflık yoktur. Rabbim demektir. İşte Hıristiyanlarda İncil’i ikame etmeli ve bu yanlışlıkları düzeltmelidir.

Bugünkü Hıristiyanların birçoğu da İncil’le zaten amel etmez, kendine Müslüman diyenlerin Kuran’la amel etmemesi gibi.

Bizim yapmamız gereken budur. Onlara İncil ve Tevratı doğru anlayıp, düzeltip doğru uygulamalarını önermek. Ancak her şeyden daha önemlisi ameldir. Arkadaşınızın yaptığı ise hem inanıyorum deyip hem de inandığına uymamaktır. Bu durumda inanmıyor demektir. İnandığı Kuran değil, kafasında oluşturduğu Allah’tır. Bu nedenle Hıristiyanların inancına benzemektedir. Amel etmedikten sonra istediğiniz kadar inanın. Ayette ne diyor (Bakara 62):

İman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler (diğer ehl-i kitap), bunlardan kim Allah’a ve ahiret gününe inanır ve salih amel işlerse onların ecirleri rablerinin yanındadır. Ve onlara korku yoktur ve hüzünlenmeyeceklerdir.

Bu ayete dikkat edin. İman edenlere korku yok demiyor. Onların cennete girmesi için arkadan gelen şart var. Yahudiler, Hıristiyanlar ve diğer ehl-i kitapla aynı şart koşuluyor. Yani şöyle demiyor: “İman edenlerin ecirleri rablerinin yanındadır, Yahudiler, Hıristiyanlar, Sabiilerden ise kim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih amel işlerse onlara korku yoktur”. Bakın bu ayet ne güzel açıklıyor. İman ettim, kurtuldum yok. Hıristiyanlar ve Yahudilerle aynı şart içine giriyorsunuz: Salih amel işlemek. Ayete dikkat edin, belirli bir peygambere inanma şartı yok. Allah’a, ahiret gününe inanmak ve salih amel.

Bu nedenle kimse kendini garantide sanmasın. Herkes salih amelini yapsın.

Zafer bey, bizde sizin sorularınızdan çok memnunuz. Yorulmuyor, zevk alıyoruz. Ancak bazen işim çok yoğun olduğu için geç cevap veriyorum.

Reşat Abi’nin de dediği gibi hepimizin “Her sözü dinlerler, en güzeline hemen uyarlar” denen ulu-l elbab (loblar sahibi yani beynini güzel kullananlar)dan olması duasıyla.

Lütfi Hocaoğlu
04.12.2009
20:38

Bir de şunu hatırlatmak istedim. Sadece insanlar Şeytanı hatırlasın. Şeytanın imani bir sorunu var mıydı? Şunu kesin bilin ki bugünkü herkesten daha net ve keskin olarak Allah’a inanıyordu. Çünkü onunla doğrudan konuşuyordu. Şirk koşmuyordu. Bugünkü insanlardan pek çoğu farkına varmadan şirk koşabilir. Ama İblis’te bu da yok. O biliyor ki herşeyi yaratan ve herşeyin sahibi Allah’tır.

Peki onu bu duruma düşüren şey neydi: Allah’ın emrini yapmamak. Yani amelsizlik.

Bunu da unutmamak gerekir diye düşünüyorum.

zkafkas
04.12.2009
22:43

Okumam gerektiğini biliyorum Reşat abi ve okuyacağım daha fazla inşallah. Aslında burda okuduklarım şu ana kadar ki ezberlerimizi bozduğu için bu kadar soru soruyorum. Allah razı olsun ilginiz için , Lütfi bey hakkınızı helal edin vaktinizi ayırıp cevap verdiniz.

Sayfa: 2 / 2 (14 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 25 | Tarih: 29.11.2009
Mehmet Şevket Eygi
Din hizmeti nedir, ne değildir?
1882 Okunma
14 Yorum
Emine Hocaoğlu
Hayrettin Karaman
Alevi Meselesi
677 Okunma
3 Yorum
Hilmi Altın
Ahmet Hakan
Bir şehir nasıl uygar olur
644 Okunma
2 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Yılmaz Özdil
Grev filan...
585 Okunma
Leyla Okta
Ebubekir Sifil
cahiliye
585 Okunma
3 Yorum
Zafer Kafkas
Ahmet Taşgetiren
İsviçre'de Danıştay mantığı
572 Okunma
1 Yorum
Zübeyir Erol
Reşat Nuri Erol
Sorunlar, sorular ve cevaplar 1
565 Okunma
1 Yorum
Ilker Ardic
Nazlı Ilıcak
AK Parti'de çatlak mı?
562 Okunma
Fatma Karuç
Fehmi Koru
Bir öfke yumağı olarak canım İzmir
534 Okunma
1 Yorum
Ahmet Kirtekin
Fikret Bila
Bayramiç'te çalan tehlike
533 Okunma
1 Yorum
Harun Özdemir
Oktay Ekşi
Son uyarı
521 Okunma
Vahap Alma
Ahmet Altan
Genelkurmay, Başbakan ve Medya
507 Okunma
1 Yorum
Özer Ataç
Ruşen Çakır
Zor zamanda konuşmak
507 Okunma
Tayibet Erzen
Nihal Bengisu Karaca
Bayramlık Umutların Kesim Yeri
506 Okunma
2 Yorum
Hakan Kandal
Mehmet Altan
Paşaların katsayısı...
502 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Mehmet Niyazi
Aklın Batı'daki mücadelesi
484 Okunma
Abdurrahman Erol
Mahir Kaynak
Tek boyutlu siyaset
481 Okunma
1 Yorum
Süleyman Karagülle
Zülfü Livaneli
Okyanusu küçümsemek
477 Okunma
Ali Bülent Dilek