Tayibet Erzen
Burada "Her Fikre Saygı" Dersi Verilir
10.07.2012
3502 Okunma, 9 Yorum

10.07.2012

Bugün Sam Adian’ın “En iyi anayasa yazılı olmayandır” adlı makalesinde kendisiyle yaptığımız ve daha sonra kendisi tarafından hiçbir gerekçe belirtilmeden sansürlenen yorumları aktarıyorum. Bu yorumlarda sansürlük bir durum göremiyorum. Kendisine hakaret etmedim, aynı seviyede hakarete de uğramadım. Tabii bu sansür olayını saymıyorum. Çünkü bir insanın görüşlerini yok saymaktan daha büyük bir saygısızlık, daha çirkin bir hakaret olamaz. Hakemlik müessesesini kabul etmediğinden hakeme gitmiyorum ancak kendisini kınıyorum ve yorumları aynen aktarıyorum.

 

Tayibet: İbadetin kelime manası Kuran terminolojisine göre günümüzde anlaşıldığı gibi namaz vs. değildir. İbadet kulluktur, işçiliktir. Örneğin ‘din’ kelimesinin karşılığı da düzendir, günümüzde anlaşılan ‘din’ kavramı için Kuran ‘takva’ kelimesini kullanır. Ciddi bir anlam yozlaşmasıyla karşı karşıyayız.

 

Biz bu terminolojiye aşina olduğumuz için doğal olarak bir reaksiyon oluşmadı ancak kendi değiminizle kültürümüze yabancı olan siz için bu sanırım biraz sarsıcı bir ifade olmuş.

 

Sam: Sayın Erzin,

 

Terminolojinin yozlaşması konusunda size katılıyorum. Terminolojinin böylesine harc-I alem kullanılması elbette ciddi bir anlam yozlaşmasına yol açtı.

 

Ancak, Lafzi terimler ile ilgili olarak da ne yazık ki size katılmıyorum. SLT ve SVM kavramlarını bir “Çalışma” olarak nitelendirmeniz mümkündür çünkü bunlar deneyim gerektirmektedir. Ancak “İbadet” kavramı içerisinde ikisini de telaffuz etmek mümkün değildir.  “Kulluk-işçilik” olarak tanımladığınız şey, Allah’a karşı olan bir şeydir. Bu manada Secde’yi “ibadet” Kabul edebilirsiniz. Elbette Karagüllenin bunu ifade etmiş olması oldukça sarsıcı olmuştur.

 

“Din” kelimesinin “Düzen”e karşılık geldiği konusunda bir sorun yoktur. Ancak “Takva” için öngördüğünüz manayı çok anlamamakla birlikte, bu kelimenin yerleşik inanışlara karşılık gelidğini sanmıyorum.

 

Bana göre, terminolojinin yeniden gözden geçirilmesi ve anlamlandırılması çok daha yerinde olacaktır.

 

Saygılar

 

Sam: AYrıca Karagüllenin söz konusu seminerinde bu ifadeyi kullanırken bahsettiği manada kullandığını sanmıyorum.

 

Sam: Düzeltmek adına

 

biz "ibadet değildir" derken, zaten yerleşik uygulamaların ve anlamlandırmanın doğru olmadığı, bu sebeple de ibadet olmadığını söyledik. Gerekçelerini de uzun uzun yazmıştık. Karagüllenin ifadesi de bu yönde olmuştur veya en azından biz öyle anladık. Sarsıcı olmasının sebebi de budur, çünkü itirazlara rağmen böyle bir yaklaşımın ortaya konmuş olması oldukça şaşırtıcı olmuştur.

 

Yoksa genel manada "ibadet" kavramına verdiğiniz  manada bir sorun yok.

 

Saygılar

 

Tayibet: Kuran'da Taha suresi 14. ayette Rabbim:

 

فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ

diyor. Sadece bu ayet bile bu ayırımı  yapmaya yeter. Siz tecrübelere yoğunlaşmışsınız, ilginç.

 

 

 

Tayibet: Zina tartışmanızı biraz geriden takip eden biri olarak yanlış anlama çukuruna benim de düştüğümü ve Cengiz Bey’in nasıl olur da bu kadar abuk sabuk düşünebildiğinin şokunu yaşadığımı belirtmeliyim.

 

Anladığım kadarıyla mevzu Harun Bey’in ‘Biyolojik ata ve hukuki anne ve baba’ yazısında yer alan “Akitsiz yapılan ilişkilerde, kadın evli değilse zina sayılmaz. Bu ilişki akitsiz yapıldığından batıl değildir; fasittir. Fasit olduğundan dolayı da taraflara zina isnadı yapılamaz! ” ifadesiyle açılmış. Buraya kadar tamamsa biri bana iddianın savunmasını yapabilir mi? Gerekçeleriyle savunabilir mi demek istiyorum.

 

Sam: Sayın Erzin

 

Taha 14. Ayeti işaret ederek neyi kasdettiğinizi tam anlayamadım sanırım. Bu ayetle SLT kavramının bir ABD eylemi olduğunu mu söylemek istiyorsunuz?

 

İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî. (taha 14)

Herhalde bu ayeti kasdettiniz. Ama burada SLT ile ABD kavramının birbiriyle olan aidiyetlerini ben çözemedim. Lütfen açıklar mısınız?

 

Takva Kelimesinin manası konusunda da aynı düşüncede olmadığımız açık.  Hele hele yerleşik terminolojinin vazettiği manada hiç anlaşmamız mümkün değildir.

 

Saygılar

 

Tayibet: ABD ile SALAT birbirine atıfla gelmiştir. Mealen Allah: "...Bana kulluk et ve namaz kıl." diyor. Ayrı ayrı ifade edildiğinden farklı kavramlar olduğu sonucu ortaya çıkar. Namaz ibadet değildir, derken bunu kastediyoruz.

 

Sam: Sayın Erzin

 

Acaba şöyle midir, "ilah yalnızca benim öyleyse bana abd ol ve SLT ikame et"

Ancak bu ayeti değerlendirirken, Ahzab 56'yı gözardı etmemenizi rica ederim. Tabii diğer ayetleri de.

 

Zina konusunda sayın Özdemirin görüşü kendisinindir, dolayısıyla en iyi açıklamayı kendisi yapar. Bizim görüşümüz biraz daha farklıdır, her türlü ilişkide "tarafların rıza ile anlaşması" şartı vardır ancak nikah şartı yoktur. Zina evlilik kurumu içindir.

 

Saygılar

 

Sam: Küçük bir ayrıntı

Taha 14 te, abd olunması gereken şeye SLT istenmiyor, SLT yerine getirilmesi isteniyor.

 

Tayibet: Sayın Adian;

Büyük bir ayrıntı:

 

Abd ve salatı istiyor, birlikte istiyor.

 

Cengiz bey,

Sizin fikrinizi yazılardan anladım, gerçi zaten bildiğim profilinize uygundu. Bu durumda fikrin sahiib olan Harun Bey'in açıklamada bulunması çok makbule geçerdi.

 

Sam: Tayibet hanımefendi

 

وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي

 

 Bağışlayınız ama, burada ABD olunan şeye SLT'ın nasıl istendiğini hala anlamış değilim. Lafızda böyle bir ifade yok. Yani : "Bana kul ol ve bana SLT et" anlamına gelecek nasıl bir ibare var bizim göremediğimiz? Eğer bahsettiğiniz gibi bir mana var ise mesela şöyle demesi gerekmiyor muydu:

 

وَأَقِمِ لي الصَّلَاةَ

 

Saygılar

 

Sam: Taha 14 teki söz konusu ayette, niçin ABD olunması gerektiği açıklandıktan sonra "öyleyse benim hatırıma SLT ikame edin" demektedir. Bu cümlede "Bana SLT edin" manasını çıkarmak mümkün değildir. Lafzen mümkün değildir. Burda atıf sadece gerekçe sebebiyledir. Ilah olana atıf yoktur. Belagat işte.....

 

Ancak öyle tahmin ediyorum ki, SLT kavramı ile istenen şeyin yerine getirilmesi için muhatap bulamadığınız için bunun Ilah kavramına olduğunu zannediyorsunuz. Bu sebeple Ahzab 56'yı incelemenizi önermiştim. SLT'ın muhatabının ne olduğunu anlamanıza yardımcı olması açısından. SLT'ın hedefi NEBI'dir.

 

Saygılar

 

Tayibet: Sayın Adian,

Atfın öncesine ne yaptınız? Cevabı orada.

 

Tayibet: Cengiz Bey,

 

Yanlış hatırlamıyorsam sizin nikaha bakış açınız, olayda ruhsat kapısı açık bırakmaktan başka, bizimkinden çok da farklı değildi. En azından akitsiz ilişkiyi zina kabul ediyorsunuz.

Yeni bir içtihatla işe abukluk statüsü katmadığınızı canı gönülden diliyorum.

 

Sam: Sayın hanımefendi

 

Lafzı biliyor olduğunuzu ve bundan mana çıkarabiliyor olmanız gerekitğini varsayarak yazıyorum. Ancak söz konusu ayette atıf sayılabilecek herhangi bir ibare olmadığını söyledim. Varsa sizin bir deliliniz ve bu yönde bir açıklamanız memnuniyetle dinlerim.

 

Naslardan bir hükme varabilmek için, bütün detaylarını bilmeniz gerekir. iki kelimenin aynı cümle içerisinde kullanılıyor olması, ısrarla vurguladığınız manayı çıkarmanız için yeterli olmadığı gibi, zaten lafzen de mümkün değil. Cümlenin öncesine bakarken niçcin sonuna bakmıyorsunuz? SLT "li zikri" diyor. söyler misiniz, SLt ilah'a mı atfediliyor yoksa Zikr'e mi? Cümle bu kadar açıkken ve SLT kavramı bu kadar geniş ve tafsılatlı olarak kur'an da anlatılmışken siz hala nasıl bunu ABD ile aynı noktada değerlendirebiliyorsunuz doğrusu anlayamıyorum.

 

bir kavramı değerlendiriyorsunuz, bunun başını sonunu görmeden, kavramı bir bütünlük içinde değerlendirmeden sonuca ulaşmaya çalışıyorsunuz. Bu yerleşik anlayışın bir hastalığıdır. Bu hastalık sebebiyledir ki ortalıkta pek çok akla ziyan uygulamalar dolaşıyor.

 

Terminoljiyi ve kavramları gözden geçirmek ve gerçek manalarıyla anlamlandırmak gerektiği çok açık. Aksi halde müesses nizamın müessif sonuçları devam edecek gibi görünüyor.

 

Saygılar efendim

 

Tayibet: Çok açık ifadeler hakkında bu kadar uzun uzadıya açıklamalar yapmanızı hayranlıkla karışık bir şaşkınlıkla, pek tabii olarak da ibretle izliyorum.

 

Aslında durum çok net. Salt aktaracağım ifadeye odaklanın, bu bir puzzle değil. Anlamak için biraz Arapça dil kurallarını bilmek yeterli. Acak sanırım benim hatam bunu biliyor olduğunuzu kabul ederek tartışmaya katılmaktı. Oysa bir ümmiye anlatır gibi anlatmalıydım, özür dilerim.

 

Taha-14

فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي

Yeşil:Bana ibadet(kulluk) et.

Kırmızı: Ve (iştirak ifade eden bağlaç)

Mavi: Salatı ikame et (=namazı kıl)

 

Açıklamamdaki 'atıf' gramerseldir, anlamsal değil. Burada Zikr ile salat arasında atıflık bir durum yok. Bunlar ancak ilişkili olabilirler ki buna da dilde müteallak denir. İşin terminolojisi budur. Ancak siz atıfla ilişki kurmayı karıştırdığınızdan ortaya böyle tuhaf bir durum çıktı. Yoksa benim ne dediğim de, sizin ne anladığınız da gayet açıktır.

 

Tayibet: Harun Bey,

Bunu size söylemek biraz küstahça belki ama Akevler arenasına hoş geldiniz.

Kişinin kendini daha doğru, daha açık ve daha kolay ifade etme ortamı bulamamasındandır, bu cemaati tercih etmesi ve ondan vazgeçememesi.

Neyse, ben soruma cevap alamadım, en azından tatmin olmadım. Üstad bizi Kuran'la konuşmaya alıştırdı. Her söze, her sava ayet ister olduk. Biraz derinleşmem gerek, zira oturmayan parçalar var.

 

Sam: Saygıdeğer hanımefendi

 

Haklısınız, bu konuda ümmi olduğum doğrudur. Benim gramer konusundaki itirazlarımı beğenmediğinizi tahmin ediyorum ama olsun. yine de ümmi sayılırım. Ve elbette sizin derslerinizi büyük bir saygıyla dinliyorum ve not ediyorum. Kesinlikle emin olabilirsiniz.

 

Ancak yanlış hatırlamıyorsam, vav harfinin iştirak ifade etmesi "matuf ve matufun aleyh" manasında olduğunu düşünüyorum. Eğer böyle ise, kelimelerin "kipsel" olarak da birbirine uygun olması gerekir. Ama burada bir uygunluk göremiyorum. Siz görebiliyorsanız bir ümmiye anlatır gibi anlatın lütfen.

 

İkinci husus, matuf olabilmesi için, cümlenin fiilinin birinci cümleye bağlanıyor olması gerekir. Böyle bir durum da yok. fiili ayrı bir cümleyi nasıl iştirak edebiliyor olmanız yeni bir gramer kuralı olsa gerek.

 

Gramer konusundaki cehaletimi mazur görünüz lütfen, ben gramersel açıklamalara fazla itibar eden biri değilim, ancak başka bir problem daha vardır, üstad ayetlerle konuşmaya alıştırmış sizi, en azından öyle söylüyorsunuz, o halde bir kavram hakkında hükme varmadan önce o kavramın ne olduğunu anlamanız gerektiğini de öğretmiştir umarım.

 

Vesselam

 

Tayibet: Sayın Adian,

 

Klasik Arapça gramer kitaplarında atıf için isim cümlesi, isim cümlesine; fiil cümlesi fiil cümlesine atfedilir denir. Bu onlara göre bir kuraldır, bizim için değil, çünkü Kuran’da aksini bildiren onlarca örnek var. (Nisa-14 de geçen   يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ gibi)

 

Gelelim ayetimize. Buradaki atıfta kipsel eksiklik nedir? Belirtir misiniz? İstenildiği gibi ikisi de fiil, ikisi de emir sıgasında. . Birinin sülasi, diğerinin ise ifal babından gelmesini kastediyorsanız, öyle bir uyumun zaten aranmadığını belirtmem gerkiyor.

 

Benim fikrimi beyan ettiğim kavramlar hakkında bir belirsizliğim yok. Bana göre kavram net, buna göre de yazdığımı düşünüyorum.

 

Bunun dışında ;

“İkinci husus, matuf olabilmesi için, cümlenin fiilinin birinci cümleye bağlanıyor olması gerekir. Böyle bir durum da yok.”

ifadesiyle kabak gibi ortada olan cümlelerin atfını hala göremediğinizi mi söylemek istiyorsunuz?

 

Rabbimin Kuran’ı formal dil olan Arapça olarak indirmesinin büyük hikmetleri olduğuna inanıyorum. Elimizde gramer kuralları olmasaydı diğer insanların düştüğü hataya düşer çağa göre, topluma göre, tecrübeye göre gibi izafi kavramlarla Allah’ın kelamından uzaklaşırdık. O yüzden size tavsiyem, grameri bu kadar hafife almamanızdır.

 

Sam: Sayın Hanımefendi

 

Gramer konusundaki ısrarınız yersiz ve gereksiz. Benim bu konuya itibar etmediğimi bildiğiniz halde ısrarla gramer deyip duruyorsunuz. Sanki vahyeden mutlaka sizing gramer kurallarınıza gore vahyetmiş gibi. Veya size gramer kurallarını da vahyedenin vahyettiği varsayımı gibi.

 

Doğrusu cümleleriniz de sülasi babı gibi kabak gibi görünüyor.

 

Evet kabak gibi duran ikinci cümlenin yapısının birinci cümleyle aynı olmadığı, kaldı ki bunun da zaten yeterli olmadığı eğer bir atıf varsa o atfın ILAH olana değil, Abd’e olduğunu görüyoruz. Ama sizin ilminize karışmayız.

Size gore kavram netse, siz SLT’ınızı bir Abd olarak ILAH’ınıza yapabilirsiniz. Zaten yapıyorsunuzdur. Buna karışmayız. Dilediğinizi yapabilirsiniz. Ama müesses nizamı müteessif etmemenizi önerebilirim ancak. Sizin ibadet anlayışınız size bağlar. Kimseyi bağlamaz. Beni hiç bağlamaz.

 

Siz Rabbinizin ARAPÇA olarak indirilmiş bir kitaba inanmaya devam edin. Arada bir de okuyun mesela. Böylece belki bir ünsiyet kurar ve cabbarlıkla bir sonuç alınamayacağına kanaat getirirsiniz. Diğer insanların hatası diğer insanları bağlar, siz kendinizden nasıl emin oluyorsanız diğer insanlar da öyle emin oluyorlar ve uygulamalarını da buna gore yapıyorlar. Ortada Allah kelamına uyan yok ki uzaklaşmaktan söz edelim. SLT ibadetse buyrun yapın, tutan yok.

 

Gramere gelince

 

Bektaşiye sorarlar, niçin namaz kılmıyorsun diye, o da ayeti gösterir ve der ki “bakın burda namaza yaklaşmayın diyor” der. Başka söze ne hacet. Sizin grameriniz Şeytana pislik yaptırabiliyor, nasıl pisliyorsa artık….

 

Netice itibariyle, gramer tartışmanız sadece abesle iştigaldir. Bir meseleyi tartışırken kendinize gore sonuçlar üretebilirsiniz ancak kendi argümanlarınızı karşınızdakine dayatamazsınız. Böyle bir hakkınız olmadığı gibi bir ayrıcalığınız da yok. Sizin ilminiz bunu gerektiriyor olabilir ancak bizi bağlamaz.

 

Doğrusunu söylemek gerekirse, müessbes nizamın sürdürülmesinden yana olanlar yani sizler, yani "ekol" olduğunu iddia edenler, müesses nizama halel getirecek her noktada kendi argümanlarını ortaya koyarak sonuç almaya kalkıyorlar. Doğrusu bu bağnazlığın ve saplantının sebebini anlamış değilim. Anlayan varsa beri gelsin. Karagüllenin kurduğu cümleyi te'vil etmeye çalışmak yerine seminerini okuyup kendisine sormanız çcok daha yerinde ve isabetli olurdu. Böylece bu gereksiz tartışmayı yapmaz, gramerinizi tanrılaştırmazdınız.

 

Gelelim sizin SLT ibadetinize. Lütfedip Ahzab 56. Ayete ve diğer ayetlere bakmış olsaydınız, burada bu kadar saçma bir iddia ile gramerinizi ilahlaştırmazdınız. Herhalde sizin Rabbiniz de size ibadet ediyor. Bu anlayışla mümkündür elbette. Kavramın kastının ne olduğunu da anlama şansınız olurdu.

 

Ne yazık ki müesses nizamın cabbar temsilcileri, dünyayı görmek yerine, okuduklarını zannettikleri şeyi okurken aslında örflerini okuduklarının farkında değiller.

 

Tartışmak istiyorsanız bunu gramerle değil, çok daha ciddi verilerle yapmalısınız. Çünkü gramer saplantınız size bağladığı gibi beni sadece güldürüyor. Ben bu konuda fikrimi daha önce söylediğimi hatırlıyorum, ama balık hafızalılar sanırım bunu anlamakta zorlanıyorlar.

 

Allah ilminizi artırsın

Amin

Saygılar efendim.

 

Küçük bir not: Zaman bulursam, niçin gramersel olarak da böyle bir mana verilemeyeceğini anlatmaya gayret ederim. Ama bu gramere itibar ettiğim için değil, sizin gramerinizin saçmalığını ortaya koymak için. Ancak şunu da gözardı etmemekte yarar var, gramer sadece bir araçtır, uygun oludğu yerde elbette gramere uyarız ama saçmaladığı yerde lafzı tercih ederiz. Siz lafzı bırakıp başka şeyleri tercih ediyorsanız o başka bikr iş tabii

 

Tayibet: Haa şöyle!

 

Nihayet  ‘Hanımefendi’ ile başlayıp ‘Saygılar’ ile biten bir yazının arasına sıkıştırdığınız imaların sizi ifade edemeyeceğini anlamışsınız ve içinizi dökmüşsünüz. Ne yalan söyleyeyim üslubunuzu kaba bulsam da samimi geldiği için öncekilere yeğlerim.

 

Gramer fanatikliği prestijli bir hastalık olup herkesin bünyesinin kaldıramayacağı bir ağırlıktadır. Bu yüzden kendimi ayrıcalıklı sayıyor ve tevazua hiç yer vermeden bununla mutlu oluyorum. Sizin gibi salt aklımın ve çağın verilerini kullanmaktansa, kurallarla hareket etmeyi daha doğru buluyorum. Siz de (icmalara bakış açınızdan anladığım kadarıyla) yeniliklere açık olmaktan yanaysanız biraz gevşeyin ve gramer üzerine biraz araştırma yaptıktan sonra konuyu tekrar değerlendirin. Yanlış anlamayın lütfen ifadem emir kipinde de olsa tavsiye niteliğindedir.

 

Bu arada beni alt etmek gibi bir kaygı ve hırsla yapmanıza da gerek yok. Şahsen yanlışı gördüğüm yerde bazen biraz dirensem de Allah’ın izniyle her zaman doğruya dönen, alt etmek kadar alt olmaya da alışkın biriyim. Yeter ki tartışmalarımızda birbirimizden istifade edelim.

 

İllaki Saygılar

 

 

Sam: Sayıgeder hanımefendi

 

Uslubumuz kaba değildir, muhatabımıza müsavidir.

Gramer fanatikliğiniz sizin probleminizdir, bizim kimseyi alt etmek gibi bir endişemiz yok, ama sanırım sizin ezcümle yöntemlere karşı allerjiniz var sanırım.

 

Hakaret kastı taşımayız, ancak muhatabımız nasıl davranıyorsa aynı şekilde mukabele ederiz. Bu bizim genel prensibimizdir, bundan rahatsızlık duymamalısınız. Ancak bunu yaparken haddi aşmamaya da dikkat ederiz. Elbette sülasi babının kabak gibi duruşunu ifade etmeniz çok yakışıklı görünüyordu. Bu nedenle iktibas ettik kusurumuza bakmayın.

 

Bir konuyu daha not etmekte fayda var, bizim çağdaşlık veya başka birtakım endişelerimiz yok. Bir sonuca ulaştığımız zaman bu sonucuun hangi eğilim veya cemaat veya anlayışa benzer veya aynı olduğuna bakmayız. Veya başkalarının görüşlerinin bizimkiine uyup uymadığına, biz sadece doğru anladığımız şeyi söyler ve ona göre davranırız. Çağdaşlıktan yana bir probleminiz varsa tedavi olmanızı öneririm, çünkü çağdaşlarınızla aynı dünyada yaşıyorsunuz.

 

İçimizi dökmeye gelince, dediğim gibi muhatabımızın üslubuyla müsvi davranırız. Beğenmiyorsanız uslübünüzü değiştirebilirsiniz. Bu iyi bir yoldur.

 

Elbette size ne yapıp ne yapmayacağınızı söylemek gibi bir lüksümüz yok. Ama gramer fanatiği olmadığımızı inşallah anlamış bulunuyorsunuzdur.

 

Saygılar efendim

 

Tayibet:

Ne kadar rahat! olduğunuzu ve seviye koruma kaygılarınızı görüyorum. Üslubunuzla beni haklı çıkardığınız için teşekkür ederim.

 

Sülasi bab kavramını öğrendiğiniz zaman tartışmaya bıraktığımız yerden devam edebiliriz ama öncesinde sizin almanız gereken uzunca bir yol var. Ben hislerimle tartışamam o yüzden gramersel bilgi yeterliliği kazandığınızda görüşürüz, inşallah.

 

Sam: Sayın Hanımefendi

Prensip gereği hanımlar ve bildiğini iddia edenler daima haklıdır, biz buna saygı duyarız.

 

Sülasi babından kabak çiçeği gibi açmak da güzel görünebilir

 

Efendim sizi sıktıysam bağışlayınız, hakkı teslim etmek adettendir

 

Saygılar

 

Tayibet: Cinsiyet perdesinin ardına saklanmanıza gerek yok bu cemaat bunları aşalı çok oldu. Fikre kulak verirken cinsiyet farkı gözetmemeyi esas alıyoruz, biz. Bizim için fikirleri baz almak adettendir, o yüzden tepkinizi tebessümle karşılıyorum. Ama dert etmeyin bir süre sonra içinize sinecektir.

 

Bu arada hakkı teslimden önce, kendisiyle tanışmak gerekir.

 

Sam: İlla ki saygı

 

IDDIA: SLT Allah’a dır, çünkü Taha 14 te atıf yapılmıştır. Dolayısıyla SLT ibadettir Allah’adır. (iddiayı yanlış anladıysak düzeltiriz)

 

Ezcümle tefsirler : Bana kul ol ve zikr için namaz kıl.

 

Gramer

“Vav” atıf harfi, bir cümlenin önceki cümleye bağlanması için kullanılır. Çeşitli manalara gelir. Genel olarak

1. Atf-ı nesak

“Eti’ulllahe ve’rresule” Mana döngüsü içerir. Uyum olmalıdır.

2. İbtidâdiye

Cümleyi başlatmak içindir, kendisinden önceki cümleye bağlantı kurmaz.

3. Sebep edatı

“innellezîne keferû ve kezzebû” sonra gelen fiilin işlenmesi halinde bir önceki sıfatla sıfatlandırılmasını ifade eder.

 

Nisa 14. vav Atf-I Nesak içindir. Kurallara uygun gelmiştir.

 

Söz konusu ayet:

İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.

 

Sebep edatı olarak değerlendirilebilir  şu söylenebilir: Zikr için salat edenler Abd olanlardır. Yani matuf olanın yapılması halinde matufun aleyteki sıfat ile sıfatlandırılabilir.

 

Ayetin tefsirlerdeki durumu: Genel olarak buradaki “vav” ibtidaiye olarak algılanmış ve öyle tefsir edilmiştir. Tefsirlerde atıf Abd’a değil, zikr sebebiyle yapılmıştır. Dolaylıdır. (bizim bakışımız biraz farklıdır) Bazı tefsirler sebep edatı olarak almaktadırlar.

 

Elbette bu kurallar bizi bağlayıcı kurallar değildir. Grameri muteber görenleri bağlar.

 

Bizim anlayışımız: Abdiyet Allah’a dır. SLT ise Abd olanların işidir. Ibad değildir.

 

Sülasi bablar şöyle sayılabilir. İf’al, Tef’il, Mufa’ale, Infi’al, Ifti’al, If’ilal Tefa’ul ( تفعّل), Tefa’ul ( تفاعل) Istif’al.

 

If’al babı da bir sülasi babdır.

 

Biz bu cümleyi okuyunca: SLT bir ibadettir ve Allah’a yapılır gibi abes bir mana veremeyiz. SLT edenlerin tanımlandığını söyleriz.

 

Kabak çiçeklerinin güzel göründüklerini biliriz.

 

Elbette bunları hanımefendilerin moralini bozmak için yazmadık. Ama çeşitli iddialartda bulunanların bu kabil manalandırma sebebiyle tutarsız yaklaşımlarını daha ciddi dayanaklarla delillendirmelerini dileriz. Bu yöntem bizim için uygun değildir. Grameri reddetmeyiz, ancak saçma bir manaya da gramer sebebiyle evet demeyiz. Böyle bir durumda grameri takmayız.

 

Cehaletimizin bağışlanmasını dileriz.

 

Saygılar

 

Sam: Hatalarımızın bağışlanmasını dileriz

 

Lütfeder tanıştırırsanız mutlu oluruz, mütebessim olmak her zaman en iyisidir.

 

Saygılar

 

Tayibet: Ben sizin kadar zoraki kibar olamayacağım, maalesef. Ne yazık ki umutsuz vakasınız Sayın Adian. Hiçbirşey anlamadığınızı üzülerek görüyorum. Sabır büyük bir erdemdir inşalalh siz bunu gösterip ilme vakıf olacaksınız ve işte o zaman bu platformda laf kalabalığından fazlasını göreceğiz. Kitaplardan aktardıklarınızı bir kereliğine de anlayarak okumanız faydalı olacaktır.

 

Beyefendilerin canını sıkmak bizim de pek hoşumuza gitmez ama ne de olsa eğitim şart.

 

Sam: Sayın hocaoğlu

haklısınız, sülasi mezid bablar ve sülasi mücerred bablar şeklinde sıralamam gerekirdi

tamamladınız düzelttik.

 

Bir şey önemlidir: Bizim kimseye herhangi bir konuyu dayatmak gibi bir amacımız yoktur. Zannedildiği gibi grameri bütünüyle ortadan kaldırmak veya gramer olmadan bir sonuca ulaşmak gibi bir amacımız da yoktur. Itırazimiz şudur: Mesela "SLT bir ibadettir ve Allah'adır"  dendiğinde ve bu da gramere dayandırıldığında buna itiraz ederiz. Mesele budur.

 

Herkes kendi metodolojisi içinde tutarlı olmalıdır. Kendi vardığı sonuçlar da kendisini bağlar.

 

Bir zan ile hareket etmek söz konusu değil. Bir ifadeyi okuduğumuzda o ifadeden anladığımız şeye göre davranırız. Karagüllenin ifadesini de bu şekilde anladık. Bir zan ile değil.

 

İkinci yanlış algı, gramer kurallarını sizi koyduğunuz varsayımıdır. Hayır böyle bir algımız yoktur, bizim itirazımız, gramer sebebiyle mananın te'vil edilmesidir. Bunu siz yapıyorsunuz gibi bir iddiamız yok. Ancak geçmişte böyle yapılmıştır. Çokça yapanlar olmuştur. Ancak gramerin de manayı sınırlandırmadığını ve yine gramere bağlı kalınarak da istenildiği gibi mana verilebildiği de bir vakıadır.

 

Keşke sizin elinizin altında bulunan kaynaklar bizde de olsaydı o zaman copy paste yapabilirdik. Ama şimdilik elimizde sadece Kur'an var. Geriye kalanlar hafızamızın elverdiği ölçüdedir. Eğer Kur'an beyan ediyorsa -ki ediyor- niçin illa da gramer şöyledir gibi bir yaklaşıma ihtiyaç olsun? Kaldı ki ben bunu birkaç kez ifade ettim, grameri çöpe atıyor değiliz, ancak gramer bizim için tali bir detaydır. Her dilin gramer kuralları vardır ama hiç kimse gramer kurallarını olduğu gibi bilmez. Bir şeyi ifade ettiğiniz zaman doğal haliyle anlaşılır. İngilizce de böyledir, hiç kimse gramer kurallarına göre konuşmaz fakat herkes söyleneni anlar. Elbette her dilin belli kuralları vardır ama bu zaten doğal haliyle bilinen bir şeydir.

 

Bizim işimiz Kur'an ı doğrulamak değildir. Bizim işimiz onu anlamaktır. En azından anlamaya çalışmaktır. Şuna veya buna göre değil, sadece anlamak.

 

Şaşkınlık hususu ise, SLT tartışmaları esnasında ortaya konulan şiddetli tepkidir. Sonra karagüllenin seminerinde bunu ifade etmesi elbette şaşırtıcı olmuştur. Deklere edilmeyen bir şeyin evveliyatını tahmin etmek gibi bir yeteneğimiz yok. Kaldı ki SLT kavramını nasıl anladığınız sizin bileceğiniz bir şey. Buna biz karışmayız. Biz kendi anladığımız şeyi söyleriz. Sizin anladığınızdan bizim hoşlanmamız veya bizim anladığımızdan sizin hoşlanmanız gerekmez. Elbette böyle olması, sizin çalışmalarınıza saygısızlık etmeyi gerektirmez ve zaten bizim de böyle bir tavrımız yoktur. Ancak aynı şekilde muhataplarımızın da böylesi basit bir kurala riayet etmeleri beklenir. Normal olan budur.

 

Tayyibet hanımefendiye gelince:

Uslüp önemlidir, biz, sizin karşınızda bir düşman değiliz. Farklı düşünüyor ve farklı anlıyor olabiliriz, farklı yöntemler de kullanabiliriz, herkes anladığından sorumludur. Eğer manada bir hata yapıyorsak o zaman bizi eleştirirsiniz ve bu eleştirinizi de ciddi delillere dayandırırsınız. Kur'an ile ünsiyet geliştirenler, onunla konuşurlar. Bu durum kimsenin tekelinde değildir. Sizin de değildir. Hangi gerekçeyle olursa olsun bir kavramı kutsallaştırma gayretiniz de sizi bağlar. Ancak hiç kimse sizin gibi düşünmek ve sizin gibi anlamak zorunda değildir. Başkalarını hatalı bulurken aynaya bakmayı da bilmelisiniz. Tabii biraz da yaratılmış olan Ayetlere bakmayı deneyebilirsiniz. Kur'an elinizdeki kitaptan ibaret değil.

 

Benim özellikle dikkat ettiğim bir husus vardır, o da şudur: Öncelikle Ayetlerin bana verdiği, anlattığı manayı anlamak, sonra geriye dönüp nasıl anlaşıldığına bakmaktır. Yani önce kaynaklara bakıp sonra ayeti anlamaya çalışmayız. YAni kendi düşüncemizi veya alışkanlıklarımızı ayetlerle doğrulamaya çalışmayız. Ayetleri okurken, onları şu kaynağa veya bu kurala göre değil, sadece okur ve anlamaya gayret ederiz. Onun bize veridği manayı tahlil ederiz. Böylece daha yalın bir ifadenin ortaya çıktığına kaniyiz.

 

Bir süredir burada yazmak yerine izlemeyi tercih ettim, çünkü burada yazanların kahir ekseriyeti kendilerini dünyanın merkezi sanıyorlar. Elbette sözüm muhataplarınadır. Herkesi kapsamaz. Ancak ne yazık ki bir vakıadır. Bu durum samimiyetten çok ötekileştirme gayretidir.

 

Asıl mesele, bir sonuca ulaşırken, o sonuca nasıl ulaşıldığının sorgulanmasından kaynaklanıyor. Mesela şimdi olduğu gibi, bir kanaati veya manayı "böyle anlayacaksın" manasına gelebilecek bir mecraya sokmak son derece yakışıksızdır. Ben genellikle Gramer tartışmalarına girmemeye, böyle bir konu açıldığında "bu sizin yönteminizdir" diyerek eleştirmemeye  gayret ediyorum.

 

 

Elbette saygılar

 

Tayibet: Sayın Adian,

 

Düşmanca bir tavır algılamanız gerçekten çok anlamsız. İşi alınganlığa vardırmanın da alemi yok. Benim üslubumu beğenmiyor olabilirsiniz, bunu anlarım. Ancak asıl saygının ve hoş görünün yazı sonlarına eklenen ‘Saygılar’ ifadesinden çok öte olduğunu ve böyle bir etiketle kamufle edilmek istenen kinayenin maksadını çok aştığını düşünüyorum.

 

Siz böyle yapadururken muhataplarınızdan beklediğiniz tam bir teslimiyet olsa gerek ki, karşı reaksiyon canınızı sıkmış.

 

Tartışma belli bir noktaya geldikten sonra üsluba dayalı didaktik açıklamalarda bulunmaktan da vazgeçin lütfen. İnanın bir yararı olmuyor, herkes birbirini anlayacak kadar tanıyor sanırım. Zaten bura kişilik analizlerinin yeri de değildir. Bunu özellikle belirtiyorum çünkü tartışmayı takip ederken çay içip arkanıza yaslanacak kadar soğukkanlı olmadığınızı tahmin ediyorum. Yine de zenci Amerikalıların her yenilgiyi ırkçılıkla ilişkilendirmesi gibi 'Biz' kavramını ötekileştirmenizi doğru bulmuyorum. Daha önce de dediğim gibi ana tema fikirlerdir. Her fikir hakaret içermediği sürece bu siteden sansürsüzce muhataplarına ulaşır. Ortada bir ‘Eziklik Sendromu’ yok. Herkes rahat olsun.

 

Burada kimsenin bir fikri dayatma kaygısı da yok, en azından benim yok. Sadece bilmeyenle tartışmanın anlamsızlığı üzerinde duruyorum. Siz buradan her şeyi ben bilirim tavrını algılamışsınız, ne diyeyim. Yanlış anlaşılmak bu olsa gerek.

 

Sam: Hanımefendi

 

Düşmanca tavır bizim algıladığımız şey değil, sizin algıladığınız şey olsa gerek, aksi halde böylesi kapris ortaya koymazdınız. Anlamıyorsanız bir kere daha ifade edeyim, daha önce de birkaç kez ifade etmiştim ama sizin hafızanız oldukça balık.

 

1. Bilmek iddasında değiliz, okudukça bilmediğimizi anlarız

2. Kimseye fikirlerimizi dayatmayız, herkesin fikrine saygı duyarız

3. Fikirlerimizi söylerken şuna veya buna göre değil kendimize göre söyleriz.

4. Eleştirirken de belli sınırları aşmamaya dikkat ederiz, bu yapmacık bir tavır değil, bizim alışkanlığımızdan ötürüdür.

 

İşinize gelir veya gelmez. Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz. Bu tamamen sizin probleminizdir.

 

Sizin alışkanlıklarınız arasında “niyet okumak” ne kadar yer işgal ediyor bilemiyorum elbette. Alınganlık meselesini nereden çıkardığınızı bilemem, ama bizim anladığımız tartışma, sizin ortaya koyduğunuz edeb sınırları içinde değildir. Bunu ifade etmeye alınganlık diyorsanız sizin bileceğiniz iş. Zaman zaman latife düzeyinde bazı cümleler kurduğumuz doğrudur ancak bu sizin niyet okumaya varndıracak düzeyde bir kapris sergilemenizi gerektirmez. Maksadı tahayyul etmek, meseleyi mecrasından çıkarmaktan başka bir şey olmamalıdır. Eğer maksadımızı merak ediyorsanız sorarsınız ve biz de söyleriz.

 

Saygı ve hoşgörüye gelince, açıkça ifade edeyim: Söylediklerinizin bizim fikirlerimizle ve anlayışımızla örtüşen hiç bir yanı yok. Ne bilip ne bilmediğiniz bizi ilgilendirmese de, bizim için önemli olan söylediklerinizdir. Buna rağmen size kalkıp birtakıp sıfatlar yakıştırma gayretine girmedik. Doğrusu sizin saygı ve hoşgörüden anladığınız şey oldukça enteresan. Kimseye böyle sıfatlar yakıştırmayız muhatabımız böyle bir tercihte bulunmadığı sürece. Beni tanıdığınızı nereden çıkarıyorsunuz? Sizinle oturup aynı masanın iki ucunda tartışmış değiliz, veya bir yerde birlikte bir kahve içimş de değiliz, zaten şaşırtıcı olan da budur. Bizim kişilik bilgilerimiz size vahiyle inzal mi oldu yoksa?

 

Haklısınız, tartışamları izlerken, didaktik tanımlamalar ortaya çıktığında arkamıza yaslanıp çay içemiyoruz çünkü bunu ne kendimize ne de karşımızdakine yakıştıramıyoruz. Ancak, bir savaş vermiyoruz ki bir yenilgi söz konusu olsun ve bu sebeple müteessir olalım. Bizim eziklik gibi bir sendromumuz yok, gayet rahatız. Ancak kullandığınız cümleleri seçerek kullanmanız daha yerinde ve isabetli olur. En azından kaprislerinizi arkadaşlarınıza yönlendirmeniz daha isabetli olacaktır. Veya bilgiçliğinizi sizi "ti"ye alanlarla paylaşın.

 

USlubunuz size bağlar, anlayışınız da öyle.  Merak ettiğiniz şey benim bir gramer uzmanı olmadığım ise, bu doğrudur, sormuş olsanız zaten söylerdim. Ama gramerden bihaber de değilim. Hafızam elverdiği ölçüde hatırlıyorum.

 

Netice itibariyle , sizinle tartışmak herhalde gereksiz ve anlamsız. Zaten mecrasını çokça aşan bir şey. Başüstüne demeliyiz herhalde, emriniz gereği rahat oluruz.  Ancak ben size tanımıyorum, tanıma gereği de duymuyorum, bizim için önemli olan sadece söylediklerinizdir. Bir fikri ortaya koyarsınız ve varsa söyleyeceğimiz bir şey söyleriz. Veya bizi ilgilendirmiyorsa dikkate almayız. Hepsi bu.

 

Sanırım sitede yayınlamaya izin vermeyi lütfettiğiniz için müteşekkir olmalıyım öyle mi? O halde lütfen bunu iptal edin, sizin lütfunuz neticesinde burada yazıyor olmak istemem doğrusu. Yanlış anlaşılan bir şey oludğunu sanmıyorum, kendinizi nasıl ifade ediyorsanız öyle anlaşılıyor.

 

Ben kimseye “lütfen” saygı göstermem. Türkiye’nin alışkanlığı bu olsa gerek.

 

Tayibet: Kişilik profiliniz açıkça ortada, bunun için ne çaya lüzum var, ne de kahveye. Site geçmişine bakanlar kimin kaprisli olduğunu da kolaylıkla anlayabilir. Bunun için de vahiye gerek yok.

 

Sizinle tartışmamak gerçekten en doğrusu, ilmin bittiği yerde ortaya çıkan şey ortada. Bu yüzden yazıp yazmamanızın benim açımdan bir anlam ve önemi yok. Ben faydalanacağım yazıyla ilgilenirim, gerisi teferruat.

 

Sam: Haklısınız

 

biz edep sınırında problemlerimiz var, sizin olmamasına diyecek sözümüz yok.

sizi tatmin edecek bir yazı henüz yazılmayandır muhtemelen

ilim dediğiniz de kabak çiçeği

 

Saldırıp durduğunuz meselenin ilimle ilgisini çözebilseydim muhtemelen daha ilginç şeyler ortaya çıkabilirdi.

cahillik işte, büyüklüğünüzü ve azametinizi gözardı ettik.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


YorumcuYorum
Hüseyin Kayahan
11.07.2012
08:39

Tayibet hanım,

Siz de hoşgeldiniz meydana.

Meydan biraz Harun beyin, biraz da Sam beyim katkılarıyla, ilim meclisi olmaktan çıktı ve benim hiç görmediğim ama duyduğum "internet geyikleri" diye nitelendirldiğini sandığım anlamsız ve absürd bir yana doğru çekiliyor.

Yukarıdaki yazışmayı şimdi okudum, silinmiş olduğunun bile farkında değildim. Geçtim diğer hakaret dolu sözcükleri, sadece defalarca tekrar edilen "hanımefendi" sözcüğü bile, güya saygı gösterisi gibi kullaılan bu kelime, ne kadar banal ve sinsi imalarla dolu...

Sam bey benim yazmama vesile olmuş olsa da, şu andaki tepkim şöyledir:

Salt ilmi olmadıkça ne Harun beyin ne de Sam beyin yazı veya yorumlarına cevap vermemek, onları muhatap alabilecek bir yazı da yazmamak.

İçinde en küçük bir ihtihza, ima, kinaye, ti'ye alma, fikir yerine söyleyene cevap verme gibi tümcelerin olduğu yazıları ne okumak, ne de cevap vermek istemiyorum. Allah beni affetsin eğer hata yapıyorsam

Vesselam.

Mete Firidin
11.07.2012
09:55

Ben zaten öyle yapıyorum.

Mete Firidin
11.07.2012
10:05

Sam beye katılıyorum.

Otoritemi tanı ve şöyle yap.

Salatın kulluğun ayrılmaz bir parçası olduğuna da işaret ediyor olabilir!

Harun Özdemir
11.07.2012
10:24

Hüseyin abi, günahımı alıyorsun!

Benim hiçbir suçum yok, sen de biliyorsun!

Benim tarzım neden ilmi olmasın ki! Allah'tan kork!

Çatık kaşlı yazılar okumak sağlığıma zarar veriyor, hanım o tür yazılar okumamı istemiyor. Hanım diyor ki, arkadaşlarına söyle, insan kaşlarını çattığında, sinirlendiğinde 32 kasını yorarmış, tebessüm ettiğinde ise 16 kasını... Sen 16 kasını kullan diyor. Benim yaptığım da bu!

Hürmetler abicim...

Tayibet Erzen
11.07.2012
19:38

Hüseyin Bey,

Uslubu saygıdan bihaber olan yazıları boykot etmekle en doğrusunu yapıyorsunuz. İtiraf etmeliyim ki yorum dizisinin tadı kaçmaya başlayınca aynı dürtü bende de oluştu. Ancak tahrike varan ithamlar olunca ve cevap hakkı doğunca ister istemez siz de yazıyorsunuz, aynı ölçüde tahrik ediyorsunuz ve doğal olarak cevap hakkı doğuruyorsunuz, bu da devamlılığı sağlıyor. Benim canımı sıkan şey bu bölümlerde fikre dair bir paylaşım olmamasıydı. Normalde bu tarz süreçleri sevmem, girmemeye çalışırım ancak gerekirse de başımın üstünde yeri vardır, en iyi şekilde ağırlamaya çalışırım. Nitekim olan da budur.

Belki okuyuculara sıkıntılı anlar yaşattık, dahası sitenin imajını sarsdığımızı düşünen arkadaşlar bile olmuştur diye düşünüyorum :) ancak bazen kaçınılmaz olan bu diyaloglara şahit olmak gerekiyor. Yine de bu ilim platformunu maksadı dışında bir mevzuyla istemeden de olsa meşgul ettiğim için okuyuculardan şahsım adına özür diliyorum.

İnanıyorum ki, bu olumsuzluktan sonra hakem kararıyla çıkacak sonuç sitede olumlu gelişmelere sebep olacaktır.

Hüseyin Kayahan
11.07.2012
21:45

Bu kadar uzun yazışma nasıl oldu da ben farkına varıncaya kadar ortadan kayboldu bilmiyorum. Bu kayıp oluş, yanlış hatırlamıyorsam daha önce de olmuştu ve ben süreci yine sonra fark etmiştim.

Tartışmayı izlemek, her ne kadar içeriği insanı hayrete düşürse de olagan üstü güzeldi. Arkadan yermek ile yüzüne öğmeyi aynı görmeme rağmen, uslubunuz ve muhtevaları beni çok etkiledi. Sam beyin uslubu da güzel ama içerik bir felaketti bana göre. Umarım babanız bir gün gelir ve "ebu Tayibet" diye anılır. Sizden özgün makaleler beklediğimi söylesem inşallah kızmazsınız. Erkek eğemen bir toplumda bu her nekadar zor olsa da sizin donanımınız şimdiden yeterli görünüyor. İşte böyle başlanıyor, bir şey oluyor ve sizin bardağınız taşıyor...

Yolunuz açık olsun.

Saygılar ve selamlar.

H.Kayahan

Tayibet Erzen
11.07.2012
22:31

Estağfirullah, elbette kızmam sadece inşallah diyebilirim, Allah utandırmasın diyebilirim.

Hüseyin Kayahan
12.07.2012
05:09

Üslup kelimesini yanlış kullanmış olabilirim. Üsluptan kastım, dile hakimiyetiniz, konuya hakimiyetiniz, dilin akıcılığı ve benzeri unsurlar idi. paragraflar kısa ve özlü, cümleler uzun veya kısa ama asla düşük değil, paragraflar da konuya hakim ve anlam düşüklüğü yok. Şahsen benim, cümle ve paragraf hakimiyeti konusunda sıkıntılarım vardır.

Kolay gelsin

H.Kayahan

Süleyman Karagülle
14.07.2012
18:04

Tayibet Erzen ile Sam Adian arasındaki tartışma dergimiz tarihinde bir olaydır. Bir kimse beğenmediği bir tartışmayı kendi sitesinden her zaman çıkarabilir. Buna hakkı vardır. Karşı taraf da onu kendi sitesine koyabilir. Onun da hakkı vardır. Bu arada hakemlik bir şey yoktur. Herkes yetkisini kullanmıştır.

Sam Adian hala kendisini yabancı görüyor. Bu site bizim sitemiz değildir. Buraya katılan sorumluluğu yüklenen herkesin sitesidir. İslamiyette dine kabul etme diye bir şey yoktur. Ben Müslümanım diyen herkes Müslim’dir. O andan sonra da herkes eşit haklara sahiptir. Yönetici olanların hüküm verme yetkileri yoktur. Yönetici hizmetçidir. İhtilaflar hakemler yoluyla çözülür. Haksızlık yapan tazminat öder.

Biz kendimizi merkez kabul etmiyoruz. Biz merkeze katlıyoruz. Kendilerini merkez gören başkalarına hüküm hakkı tanıyanlardan uzak duruyoruz. Biz de insanız. Bazen farkında olmadan bazen hislerimize kapılarak merkez olma davranışında bulunuruz. Diğerinin görevi hakkı tavsiye etme, sabrı tavsiye etme olacaktır.

Tayibet ve Sam’a üsluplarını beğenmediğimi söylemek durumundayım. Ama bunlar hakkı tavsiye ve sabrı tavsiye içinde olmalıdır. Her halükarda siz beni istemiyorsunuz ben giderim diyemeyiz. İsteyen gider. Her zaman hakka giden yolda hepimiz hakkı ve sabrı tesviyeleşme durumundayız. Yanı birbirimize sabretmeliyiz.

Aramızda kimse merkez değildir ama biz merkeziz, çünkü biz hakkı tavsiyeleşiyoruz ve sabrı tavsiyeleşiyoruz. Birileri başkalarının saldırısına uğradığı zaman ona vereceği cevap şudur. Sana bir borcum mu var. Hakemlere git mahkum etsinler ödeyeyim. Ben kötüyüm. Ben zaten günahkarım. Her zaman istiğfar ediyorum. Ben kendimi ibra etmiyorum diyecek ve savunmanızı yapmayacaksınız. Çünkü kimse hesabı kişilere vermez. Allah’a verecektir. Kişilerin hakları olabilir onun mercii de hakemlerdir.

Gelelim konuya; Bizim yorumlarda kabul ettiğimiz varsayımlarımız vardır. Bu yorumu usulü Fıkıhçılar benimsemişlerdir. Bugünkü hukuk dilinde de kabul edilmiştir. Yorum kurallarını kabul etmeyen mezhepler oluşmuştur. Zahiriye mezhebi hiç yorum kabul etmez. Batıniye mezhebi de yoruma kural kabul etmez. Allah’tan aldıkları ilhamla yorum yaparlar, müritleri de ona uyarlar. Ehli-sünnet mezhebi ise kurallı yorumu kabul eder. Kuralsız yorumu kabul etmez. Yorumsuzluğu da kabul etmez.

Kurallı yorum terk edildiğinde tartışma kişiler arasındaki şahsi çatışmalara doğru kayar. Kurallı yorum zor olduğu için tartışmalardan çatışmaya kayılmaktadır. Kural-1: Kuranda hiç bir iki kelime yoktur ki manaları tıpa tıp aynı olsun. O halde ibadet kelimesi ile salat kelimesinin manaları ayrı ayrıdır. Birinci iddiamız budur. Buna ne Tayibet ne de Sam itiraz etmiyor. Neden varmış gibi birbirini anlamadan itham ediyorlar. Kural-2: Eğere iki kelime ve harfi ile atfedilmiş ise bu iki kelime birbirinden ayrıdır. Arada ortak noktalar vardır. Ama iç içe olmazlar. Kesiştikleri alanlar vardr. Salat ve harfi ile atfedildiğine göre ibadetten farklıdır. Salat, kıyasen zekat, kıyasen savm, kıyasen haz ibadet değildir. Memurun bihdir. Amenu ve ekimussalat geçiyorsa o zaman namaz imandan değildir. Aslında Sam Adian da farklı düşünmemektedir. Dolayısıyla henüz çözüme ulaşmış değiliz. İbadete ve salata karşı kullanılan kelimeler sıralanmalı ve ibadet ile salatın tanımı yapılmalıdır. Ekimussalat ve ruku dense ruku salattan olmaz. Ama ekimussalat ve ruku mearakiin dense salatı tarif ettiği için ekinci ekimussalat ve ekimi bil cemaat denebilir. Çünkü ikinci ikam birinci ikamdan farklıdır.. Bu konu tartışılabilir.





Son Eklenen Makaleler
Tayibet Erzen
'Bir Kaç Not'a Cevap
16.01.2014 3877 Okunma
4 Yorum 26.02.2016 18:21
Tayibet Erzen
Akitsiz İlişki Nikah Yerine Geçer mi?
19.07.2012 4496 Okunma
4 Yorum 01.10.2015 21:35
Tayibet Erzen
Burada "Her Fikre Saygı" Dersi Verilir
10.07.2012 3502 Okunma
9 Yorum 14.07.2012 18:04
Tayibet Erzen
Kelimelerin Dili
29.01.2010 4147 Okunma