Adil Düzen ve İHL meselesi…
Ne dedik? “Türkiye’nin sorunları ve yapılması gerekenler…” dedik; ardından, Türkiye’de ve dünyada “Zalim düzeni sona erdirmek…” dedik... Devam edelim… İktisadi düzen değişecek, yeni faizsiz iktisadi düzen oluşacak... Faiz karşılığı paradan “emek karşılığı para”ya geçilecek, insanlık kuyumcularındaki altın karşılığı “altın para”, ülkenin kamu toprakları karşılığı ülkede “toprak para”, illerde depoda bulunan mallar karşılığı “demir para” ve bucaklarda halkın ödediği sipariş karşılığı çıkarılacak “buğday para” yeni ekonomiyi düzenleyecek... Ekonomi çevrelerini siyasi sınırlar değil, ayrı paralarla oluşmuş fiyatlar belirleyecek... Nasıl; hayal gibi, masal gibi, dünya cenneti gibi değil mi?.. Dünyanın her tarafındaki “Yeni Dünya Düzeni” arayışları aleyhimize gibi görünmüyor ama... AK Parti yeni düzen getirmiyor, mevcut düzeni sürdürüyor, muhafaza ediyor... Bugünkü bu gidişatın sonu ülkemizde ve bütün dünyada uçurumdur... “Yeni Dünya Düzen”i ancak “Faizsiz Kredileşme Kooperatifleri” ile kurabilir; “ADİL (EKONOMİK) DÜZEN” ile kurulabilir... Kurulmasına kurulabilir de; kim kuracak, nerede kuracak, nasıl kuracak, bilen var mı?.. Varsa buyursun gelsin de anlatsın, biz de bilelim ve uyalım ama maalesef bilen yok! NOKTA.
Sadece şu tartışma bile ne halde olduğumuzu göstermesi açısından ibret verici: İmam Hatip Liseleri meselesi… Durup dururken, ülkemizi ve dünyayı kolejlerle donatan “hizmet”in gazetesinde (Zaman) Mümtazer Türköne İHL meselesine daldı, Eser Karakaş (Star gazetesi) da onun görüşüne katıldı; Hayrettin Karaman ve Ali Bulaç karşı görüşler beyan ettiler; en sonunda Yusuf Kaplan da bugünkü (9.7.2012) yazısında tartışmaya katıldı… Müslüman ve insan olarak tartışmayı tek cümlede bitireyim: “Talebü’l-ilmi feriydatün alâ külli müslimin / İlim talep etmek her Müslümana farzdır.” (Hadis) Ne zaman ve nerede? Cevap: Beşikten mezara kadar her yerde... (Bakınız, burada âyetleri hiç sıralamıyorum.) Peki, bunu sağlayan mekan, imkan, insan ve “devlet/dünya düzeni” nerede?!. Cevap: Türkiye, İslâm ülkeleri ve bütün dünya dahil olmak üzere hiçbir yerde!.. Demek ki neymiş?.. Eğitim, öğretim, “insanı lehinde ve aleyhinde olanlar konusunda bilgilendirme meselesi” ve ilmin gereği gibi öğrenilmesi/öğretilmesi bütün dünyada çökmüş durumda. NOKTA.
Komünist bir ülkede (Yugoslavya) dünyaya geldim, orada “din/düzen” öğrenmemiz mümkün değildi; babamın önderliğinde Türkiye’ye hicret ettik… Başta ailenin en büyüğü bendeniz olmak üzere imkân bulan sekiz kardeşten önemli kısmı İHL mezunu oldu veya aile çevresinde o kültürü aldı… Beş evladımdan ilk üçü İHL (ikisi Kartal Anadolu İHL) okuyabildi, dördüncü İHL kapatıldığı için yetişemedi, beşinci de orta kısmına yetişemedi, lise kısmına yetişir inşaallah ama hepsine “aile okulu” bünyesinde “İHL kültürü” verildi, elhamdülillah… Komünist bir ülkeden sonra bu ülkede bulabildiğimiz buydu; daha fazlası olsaydı oralarda da Allah’ın izniyle “kardeşler” ve “evlatlar” olarak okurduk/okuturduk… Türkiye’de üniversite eğitimini eksik gördüğüm için Almanya ve Arabistan üniversitelerinde de yıllarca okudum; üç ülkenin üniversite tecrübelerini yaşadım… Sonra Amerika’nın bir enstitüsü ile Malezya’nın bir üniversitesinin yıllarca -arkadaşlarımla birlikte- Türkiye temsilciliğini yaptım… Demek istediğim şu: Doğu’dan Batı’ya, Balkanlar’dan ve Almanya’dan Ortadoğu ile Arabistan’a, Türkiye’den birkaç ülkeye kadar pek çok yerde bizzat yaşadığım tecrübelerle biliyorum ki; eğitim, öğretim, ilim, din/düzen çökmüş durumda… Ülkemizde ve 135 ülkeye açıldığı ile iftihar edilen okul ve üniversitelerde “ADİL (EKONOMİK) DÜZEN”i ortaya koyacak ve öğretecek bir tek yer var mı?!. Yok! NOKTA.
Ali Bulaç ile “nokta”layalım: “Bugün Müslümanların “okul ve üniversiteyi yüceltmeleri” yanlış ilaç almalarına benzer. Bu ilaç yıkıcı etkilerini göstermeye başladı. Farkında olmadan bu sistemin eğitiminden geçen dindar insanlar, “kalbi mü'min, beyni seküler” yetişmektedirler./ Mevcut eğitim sistemi, okul ve üniversite (…) “aydın ve akademisyen” yetiştirir ama “ulema” yetiştirmez. Ülkemizde bunca İlâhiyat Fakültesi vardır, fetva verebilen, yol gösterebilen tek bir âlim zat yetişmiştir, o da “şahsî gayretiyle kendini yetiştiren” Hayrettin Karaman Hoca'dır. Oysa bizim asıl büyük ihtiyacımız dünyaya eleştirel bakan, ufuk çizen, yeni dünyayı tasarlayan İslamî entelektüel yanında yol gösteren ve fıkıh usulüne göre toplumsal önderlik yapabilecek olan âlimlerdir...” NOKTA.