Tek “din/düzen” meselesi ve “zalim düzen”
Prensip olarak suni, aldatıcı, ana gerçek ve hedeften uzaklaştırıcı, özellikle de “Adil (Ekonomik) Düzen”den nasibini almayan “gündemlerden” uzak duruyor, bu köşeyi onlardan uzak tutuyorum… Buna rağmen sözde spor futboldaki gelişmeler de dâhil olmak üzere, ekonomi ile siyaset dâhil her konudaki gelişmeleri her gün birkaç gazete ve birkaç internet sitesinden, ayrıca değerli birkaç yazarın yorumlarından takip ediyorum… Mesela, “tek din” meselesini atlamış değilim; bugün bu konu üzerinde duralım…
Ahmet Hakan, on gün önce, “‘Tek din’ mi?” başlıklı yazısına şöyle başlamış: “Başbakan Erdoğan, “tek” vurgulu sloganını üçten dörde çıkarmış: “Tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek din.” Hatırlayınız, o günlerde pek çok yazar konuyu değerlendirdi, Başbakan Erdoğan da “dil sürçmesi” dedi… Lütfi Hocaoğlu arkadaşımız konu ile ilgili önemli bir değerlendirme yani yorum yaptı; önemli kısımlarını aktarıyorum: “DİN” kelimesi / Kelimeler zaman içinde anlam değişmesine uğrarlar. Zaman içinde asıl anlamlarının yerine başka bir anlam kazanırlar. Genellikle de ilk anlamı ortadan kaybolur. Bazılarının ise eski anlamı da devam eder... / Kur’an 1400 yıl önce indi. O zaman Arapçada kullanılan kelimeler vardı. Bugün pek çok Arap o kelimeleri günlük hayatında kullanmıyor. Kur’an’la yakın ilgilenmeyenler pek çok kelimeyi bilmiyor bile... / “Din” Arapça “DYN” kökünden gelir. Deyn “borç” demektir. Din ise “düzen” demektir. Din bir sistemi ifade eder. Hukuk düzenini ifade eder. / Aslında Başbakan Erdoğan doğru söylüyordu “tek din” diye. Sonra özür diledi, dilim sürçtü dedi. Çünkü onun anladığı “din” de Kur’an’daki din değildi. Onun anladığı din inançtı. Oysa “tek din” yani “tek düzen” İslâm’dır yani barıştır. İnsanların barış içinde yaşadığı düzenin adıdır İslâm dini ve Allah indindeki din de budur. / Başbakan Kur’an ehli, Kur’an okuyor, “Allah indinde din İslâm’dır” âyetini de biliyor, bunu da inanç olarak algılıyor. Ancak inanç olarak algılayınca “Fitne kalmayıncaya ve dinin tamamı Allah’a ait olana kadar savaşın” âyeti ile “Dinde hiç bir zorlama yoktur” âyeti çelişmektedir. / Bizim yapmamız gereken kelimeleri asıl yerlerine yerleştirmek, doğru anlamını vermek ve bunun üzerinden hareket etmektir. Ancak böyle olunca kitap bize rehberlik edecektir.
Zaman yazarı İbrahim Öztürk, dört gün önceki yazısına “Yazılarıma iki hafta ara verdim. 'Tatil yapmak için' değil elbette! Bizler için adı 'tatil' olan 'boş zaman' diye bir şey olmamalı.” şeklinde giriş yaptıktan sonra, şöyle bitirmiş: “15 gündür düşünüyorum. Şöyle başımı kaldırıp ufka bakıyorum. Günlük koşuşturmanın ötesinde, geçen günleri harmanlıyor, elimi sıkıyorum, 'geriye ne kaldı?' diye soruyorum. Türkiye'de adeta 'ya devlet başa, ya kuzgun leşe' dedirtecek derecede 'yönetişim kalitesi' dibe vurmuş durumda. Türkiye AB üyelik gündemini bıraktı. Çok çok yanlış. Türkiye sivil anayasa önceliğini de sulandırıyor. Gün geçmiyor ki 'bu da nereden çıktı?' dedirtecek türden güven erozyonuna neden olan açıklamalar gelmesin. Mesela sonradan dil sürçmesi olarak açıklanan 'tek din' muhabbeti. Sonra 'bu dalgalar hepimizi boğar' diye Ergenekon sürecinde yargıya müdahale anlamında açıklamalar. Hem de ne zaman? Eski İçişleri Bakanı Meral Akşener'in ifadeye gideceği sırada arabasının kurşunlandığı bir ortamda.” Yani yine ‘din, düzen, devlet, anayasa’ vs meseleleri…
Yiğit Bulut da genel “zalim düzen” ile ilgili önemli şeyler söyledi. Ülke TV’de Turgay Güler’in sunduğu Sıradışı programına konuk olan Habertürk TV eski Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut, görevden alınmasını 28 Şubat süreci ile açıkladı, 7 madde saydı: “28 Şubat süreci neden gerçekleştiyse benim durumum da aynı sebeplerden oldu…” / 28 Şubat sürecinin tamamen rant kavgasından kaynaklandığının altını çizen Yiğit Bulut, “Aczimendiler de o zamanki basının şişirmesiydi, Türkiye’ye şeriat geliyor denilmesi de o dönemin pompalamasıydı. Ama tüm bunların arkasında çok büyük bir rant kavgası vardı” dedi. Yiğit Bulut olarak televizyonda yetkili olduğu dönemde 1- faiz lobisi, 2- finansal Ergenekon, 3- Türkiye’de petrol yatakları, maden yatakları ve tüm bunların durumu, 4- Yalova’ya yapılacak kimyasal depolama tesisi, 5- Şekerle ilgili dosyalar, 6- Türkiye’deki gıda tehdidi ve 7- Türkiye’de pazarlanan ilaçlar ve hastalığa göre ilaç değil ilaca göre hastalık gibi konuları gündeme getirdiğini anlattı... Yani yine dünyadaki ‘tek düzen’ olan “zalim düzen” meselesi…