Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 187
‘Sosyal Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda, çare ve çözüm bu yazılarda… Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
“Kâle racülani / İki racül/adam kavl etti.” (Maide 23)
Hz. Musa önceki ayette “arza girin” demiştir, “gidin savaşın” dememiştir; onlar ise “girin, onlarla savaşın” anlamışlardır. Allah bundan sonraki ayette “kırk sene daha çölde dolaşsınlar” diyerek onların “girmeyiz” sözlerini cezalandırmıştır.
Bu olayın hemen Mısır’dan çıkıştan sonra vaki olduğu anlaşılmaktadır. Mısır’da doğmuş ve büyümüş bir nesil çöl hayatına dayanamamıştır. Bugün İstanbul’a gelip yerleşen veya Almanya’ya gidip orada yerleşmiş bir nesle haydi şimdi Anadolu’nun köylerine dönün dendiğinde, dönmesi ne kadar zor ise; Hazreti Musa’nın kavmi de yeniden çöl hayatına dönmeyi istememektedir. İşte o zaman Hazreti Musa onlara Filistin’in meskûn kentleşmiş yerlerine “girin” demiştir. Onlar da oraya giremeyeceklerini, çünkü orada cebbar bir kavim olduğunu beyan etmişlerdir. Hazreti Musa bu durumda onlara bir şey dememektedir çünkü söyleyenler haklıdır. Henüz hazırlıklı değildirler, henüz organize olmuş ve güçlenmiş değildirler, henüz eğitimlerini tamamlamamıştırlar.
Mezopotamya gelişmiş uygar bir ülke idi. Orada çobanlık yapıyorlardı. Ama kentte idiler. Mısır’a gittiklerinde daha büyük kentlerle karşılaştılar. Orada hem tarım hem de çobanlık yaptılar. Ama buralar yerleşik yerlerdi. Şimdi bu kavmin bir eksiği daha vardı; kır hayatını, köy hayatını bilmiyorlardı, çöl hayatını bilmiyorlardı. İşte bunların yani bu neslin kırk senelik eğitime ihtiyaçları olacaktı. Çocuklar çöllerde doğacak, kırklı yaşlarına geldiklerinde babaları altmışı geçmiş olacaktır. İnkılâbı bunlar yapacaklar, uygarlaşmayı bunlar sağlayabilirler.
Çöl eğitiminden, kır eğitiminden geçmeyenler yeni uygarlığa uyamazlar.
Hazreti Musa onlara “girin” demekle onları çölde dolaşmaya gönüllü yapmaktadır.
Osmanlı Devleti çok geniş topraklara hükmediyordu. Yunanlılar Sakarya’ya kadar gelmeseydi Türkler Anadolu’ya razı olmazlardı. Sevr dayatılınca Anadolu’ya sevine sevine razı oldular. Artık imparatorluklar dönemi bitmiş, ulusal devletler dönemi başlamıştır. Artık imparatorluklar olmayacak, belki ABD (Amerika Birleşik Devletleri) gibi devletler birliği olacak, Sovyetler Birliği sonrasındaki gibi Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) olacak yahut Avrupa Birliği (AB) gibi olacaktır. Buna en uygun yer Osmanlı İmparatorluğu’nun yerleridir, çünkü Osmanlı İmparatorluğu sömürü üzerinde kurulmamıştır.
Bir müddet sonra ne olacaktır?
Türkiye Cumhuriyeti “Adil Düzen”i kabul edecektir. Birinci Cumhuriyet yıkılmadan veya yıkıldıktan sonra “Adil Düzen”i kabul edecek, arkasından tüm Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmış olan ülkeleri de “Adil Düzen”i kabul edeceklerdir. Böylece Osmanlı İmparatorluğu yerine Osmanlı Birliği veya Ortadoğu İslam/Barış Birliği ortaya çıkacaktır. Bu birlikte tüm devletler eşit şartlara sahip olacaklardır.
Biz de bu dönem öncesinde yüz seneden fazla çöllerde dolaşmış gibi olacağız.
Hazreti Musa onlara cevap vermiyor, içlerindeki iki adam cevap veriyor. Bunlar iki tanınmayan kimsedir, yani Musa’nın kavmi tarafından bilinen meşhur kimseler değildir. Bunlar inanmış, İslamiyet’i yani İslam düzenini kavramış kimselerdir. Geleceği görmektedirler. Bunların elinde Tevrat yani 3000 yıl sonra bile dünyaya onları hükümran kılan Tevrat vardır. Orada sakin olanlar ise Hititlerdir ve böyle ilahi kitapları yoktur. Bozulmuş, yaşlanmış, büyük görünen ama büyük olmayan bir topluluktur. Eğer bunlar güçlü olurlarsa onların galip geleceklerini söylüyorlar. Hazreti Musa söylemiyor, çünkü Hazreti Musa onları çöle razı etmek için bu emri vermiştir ve bu yapılabilecek kolay bir iş değildir.
Biz herhangi bir yerde toplanamıyoruz. Ben size desem ki; haydi Erciyes Dağı’nın yüksek tepelerine çıkalım, kırk sene eğitim yapalım, biriniz gelir misiniz?
Hazreti Musa işte bunu yapmış ve başarmıştır.
(Devamı var)