Libya’da ne oluyor?
819 Okunma, 8 Yorum
Mahir Kaynak - Star
Süleyman Karagülle

• Provokasyona karşı 20 Şubat 2011 Pazar

 

Bir düşüncenin söylenmesi ya da bir gösteri yapılmasının iki hedefi olabilir. Ya gerçek bir tepki dile getirilir ya da karşı tarafı belli bir davranışa götürmek için düzenlenir. Mesela Kıbrıs’taki Türkiye aleyhindeki gösteride söylenenler bir küfrü içermeseydi göstericilerin samimi talepleri kabul edilebilirdi. Ancak küfür içeren pankart amacın tahrik olduğunu göstermekteydi. Bu ve benzeri eylemlerde, eylemi yapanların tuzağına düşmemek ve bekledikleri tepkiyi göstermemek gerekir.

- Gösteri tahrik amacıyla ise aldırmamakla gösteri etkisiz hale gelir.

- Gösterinin hepsi tahriktir. Bunu önlemenin yolu, sosyal grup temsilcileri ile diyalog ve uzlaşma içinde olmaktır. Hakemlik müessesini işletmedir.

Her yerden bizi kovan zilli ve ajan5 daha mı iyi yani?!

 

Türkiye dünyadaki dengeleri etkileyecek bir değişim içinde iken ve bölgesel bir güç olmak iddiasındayken ona karşı çıkanların olması ve istikrarı bozucu eylemler yapması doğaldır. Bunlarla mücadele edecek bir yapısal kurumun oluşturulması ve olayların bu kurum tarafından incelenerek karşı koyma tedbirlerinin hazırlanması gerekir. Bireysel tepkiler her zaman doğru olmayabilir ve provokatörlerin istedikleri tepkilerin gösterilmesiyle sonuçlanabilir.

- Olaylar yetkililerce incelenmeli ona göre tedbirler alınmalı

- Kur’an böyle bir heyetin oluşmasını teşri etmektedir. Ve müminlere sokak söylentilerinin anlatılmasını yayın konusu yapılmasını yasaklamaktadır.

 

Son zamanlarda Güneydoğu’da ve bazı büyük şehirlerde gözlenen gösteriler, kundaklama eylemleri tipik provokasyonlardır. Amacı iktidarın aldığı demokratik açılım olarak adlandırılan tedbirleri geçersiz kılmak ve devlet ne verirse versin yetmez ve bunlar huzur bozucu eylemlere devam ederler intibaı yaratılarak hükümeti boş yere taviz veren konuma düşürmektir. Bunların Kürt sorunu ile ilgisi yoktur ve doğrudan seçimleri etkilemek amacı taşımaktadır. Güneydoğu’da devleti güçsüz göstermek ve halk üzerinde kurulacak baskıyla iktidarın oylarını azaltırken diğer bölgelerde hükümeti hak etmeyenlere taviz veren konuma düşürmektir.

- Doğudaki olayların amacı uzlaşmayı bozmak, seçimde oyu kaybettirmek

- Olayların amacı ne olursa olsun, kim yaparsa yapsın olay vardır. Tedavi edilmedir. Tedavi de illere ve bucaklara bağımsızlık vermek ve hakemlik sistemini getirmektir.

 

Türkiye’de gözlenen en büyük yanlışlık medyanın, siyasetçilerin ve bunlardan etkilenen halkın bir olayı ya da kamuoyuna yansıyan bir bilgiyi doğru ya da yanlış olma süzgecinden geçirmeden kendi lehlerine olup olmadığına göre değerlendirmeleridir. Bir haberi birbirine zıt iki televizyonda izler ya da gazetede okursanız birbiriyle taban tabana zıt iki sonuçla karşılaşırsınız. Bu tesadüfi değil sistematiktir. Herkes olayı kendi çizgisine göre yorumlar. Bu taraflardan en az birinin yanıldığını, çoğu zaman her ikisinin de gerçeği çarpıttığı anlamına gelir. Böyle bir yapı halkı kendi politikalarına göre yönlendirmek isteyen odakların arayıp bulamadığı şeydir. Çoğu zaman aynı odak tarafından kamuoyuna sunulduğunu düşündüğüm bir birine zıt haber ve yorumlarla karşılaşıyorum.

-       Zıt haberler ve yorumlar aynı kaynaktan çıkmaktadır.

-       Bunun tedavi şekli doğru haber kanalımızın olmaması herkes ona inanmalıdır. Değişik yorumlar yapılmalıdır. Halk istedikleri yorumcuyu kabul eder. Yoruma sansür getirilmemelidir. Yorumlayıcıların sesi kısılmamalıdır.

 

Bir haberi kaynağını değerlendirmeden hatta bilmeden sırf işine yaradığı için kullanan tuzağa düşmüş demektir. Bu, günün birinde kullananı zor duruma düşürecek sonuçlar yaratabilir. Bazen bir operasyon sırf bu bilgileri kullananı zor durumda bırakmak için hazırlanabilir. Belli bir yönde gelen bilgileri, doğruluğunu araştırmadan kullananlar, günün birinde bu bilgilerin düzmece olduğu kanıtlanırsa zor duruma düşerler.

- Doğruluğu araştırmadan haberi yayanlar kendileri zor durumda kalabilir.

- Kuran bir haber fasıktan da gelse onu değerlendirin, onu değerlendirecek kurumunuz olsun diyor. Bir haber değerlendirmeden ne kabul edilir. Ne de ret edilir. İhmal de edilmez. Teneyyün edilir.

 

İnsanlar bir mücadele yürüttükleri zaman amaçları kazanmaktır. Hasımlarına  karşı adil olmanın gereksiz olduğunu düşünürler. Oysa karşı tarafın iddialarını değerlendirmek tuzağa düşmelerini engelleyebilir.

-       Karşı tarafın iddialarını değerlendirmek tuzağa düşmeyi önler.

-       Değerlendirme tarafsız ehil olanlarca yapılır. Siyasî partiler ilim adamlarını seçmelidirler. Onlar değerlendirmelidir. Yönetimin işi olmamalıdır.

 

 

Libya’da ne oluyor? 26 Şubat 2011 Cumartesi

Libya’da ne oluyor?  

Medyada Libya konusunda yoğun tartışmalar yaşanıyor. Muammer Kaddâfî’nin kişiliği, ülkedeki aşiret yapısı, paralı askerler tartışılıyor. Sorularımın hiçbirine cevap alamıyorum. Libya’daki olaylarda Kaddâfî’nin tutumunu destekleyen bir tek ülke bile yok. Acaba Kaddâfî tüm dünyaya kafa tutacak kadar güçlü mü, böyleyse bu gücünü nereden alıyor?

-       Kaddâfî gücünü nereden alıyor?

-       Amerika’daki tekel sermaye, müstemlekeleri kendi müstemlekesi haline getirmek için ülkelere dikta adamlar getirmiştir. Bunların çoğunun aklı dengeli değildir. Sermaye zayıflayınca bunlar desteksiz kaldılar. Halk isyan etti. Asker ölür kaçmaz.

 

Kaddâfî iktidara geldiğinden beri onu hangi gücün desteklediği sorusuna cevap aradım. ABD ile ilişkileri iyi değildi ve uyuşmazlık ABD’nin Kaddâfî’nin evini bombalanmasına kadar gitti. Doğru dürüst bir ordusu bile olmayan bu ülke dünyanın en büyük gücüne karşı nasıl direniyordu ve teslim olmuyordu?

-       Amerika’ya nasıl direnebildi?

-       Çünkü Amerika o haliyle İtalya’ya karşı koruyabiliyordu.

 

Bu sorulara verdiğim cevap şu oldu: Kaddâfî, başta İngiltere olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri tarafından destekleniyordu ve bu ülkeler ABD ile anlaşarak Libya’daki rejimin devamını sağladılar ve bu destek bugüne kadar devam etti.

-       Avrupa ülkeleri Amerika ile anlaşarak o rejimi ayakta tuttular.

-       Sermaye Libya çıkarlarındaki taşeronluğu Avrupalılara verdi.

 

Bugünlerde bölgedeki tüm gelişmeler halkın demokrasi taleplerine bağlanıyor. Demokrasi günümüzün modası olduğu için bunu yadırgamıyorum. Sadece halkın taleplerinin bir örtü olduğunu ve bunun arkasında büyük güçlerin stratejik hesaplarının bulunduğunu söylüyorum.

-       Buralardaki ayaklanmalar büyük güçlerin hesapları ile olmaktadır.

-       Büyük güçlerin hesabı olduğu kesin. Ama evdeki hesap pazara uymaz. Bunlar Adil Düzen’e gidildiğinin işaretleridir.

 

Olayların tümüne bakarak şöyle bir senaryo olduğunu düşünüyorum: Bugün petrol arzında bir daralma olsa bundan en çok Avrupa ve Uzakdoğu etkilenecek. Öyleyse petrol üretim alanlarının ve taşıma kanallarının güvence altına alınması gerekiyor. Bugün Kuzey Afrika’daki gelişmeler Akdeniz’in kontrolü amacı taşıyor. ABD Avrupa ülkelerine bölgeyi kendisi kontrol etmezse olayların hem üretim alanlarını hem de nakil yollarını güvensiz hale getireceğini söylüyor. Akdeniz güvence altına alındıktan sonra sıra Kızıldeniz’e gelecek. Zaten Yemen’de olaylar başlamış durumda.

       - ABD Avrupa’yı tehdit amacıyla bu olaylara izin veriyor.

       - ABD Karışmıyor. Sermaye kaybettiği gücü böyle kazanacağını zannediyor. Daha çok kaybedecektir. Zaten bunu bile bile yapıyor.

 

Asıl büyük sorunu Fars Körfezi’nde yaşayacağız. Burada bir çatışma çıkarsa bundan en çok Uzakdoğu ülkeleri etkilenir. Bahreyn’de başlayan Şii Sünni çatışmasının bölgedeki olayları başlatacak bir kıvılcım olduğu ve bunun Suudi Arabistan’ı da çatışmanın içine çekeceğini söyleyebiliriz. Irak zaten bu çatışmayı yaşıyor ve Kuzey Irak moda olan demokrasi talepleri için uygun bir ortam oluşturuyor. Suriye’deki azınlık iktidarı ve İran’la yakın ilişkileri orayı da bu çatışmanın içine çekebilir.

  - Akdeniz’den sonra Kızıldeniz’de sonra Basra körfezinde. Bu Şîî Sünnî çatışmasına dönüşebilir.

  - İran ve Türkiye çatışmazsa mezhep kavgaları çıkmaz. Şimdilik devletin yöneticileri bunu çok iyi bilmektedir. Tedbirlidirler.

 

Söylediklerim abartılı bulunabilir ve dar bir alanda oluşan olayları tüm dünyayı etkileyecek boyuta ulaştırmanın gereksiz olduğu söylenebilir. Ancak tüm dünyayı ateşe veren büyük savaşlar da basit sebeplerle çıkmış görünür. Bugünlerde dünyada yeni düzen kuruluyor ve henüz nasıl bir şekil alacağı belli değil. Bu nedenle sıradan sayılan olayların büyük projenin bir parçası olarak görmek abartılı sayılabilir ama bunlar gerçekten büyük projenin parçaları ise onu küçümsemek en azından ihmal kabul edilmelidir. Üstelik, Libya olayı dahil, ülkemizin tüm bu olaylar içinde başrolü oynayacak ülkelerden biri olacağı göz ardı edilmemelidir. Ancak asıl endişem bu kadar hayati bir konuda muhalefetin iktidarı yıpratmaktan başka bir şey düşünmemesi olacaktır.

- Korkum muhalefetin işin önemini kavramamış olması.

- Türkiye’de muhalefet kalmamıştır. Asıl tehlike muhalefetsiz iktidarın laf yapmasıdır.

 

Yorum:

 

Özetler ve yorumları paragraflar arasında verilmiştir. Atlaya atlaya okuyup yazıyı kapatabilirsiniz, ilginizi çekiyorsa yazıyı tamamen dikkatle okuyun. Yorumumuza da dikkat ediniz.

Önce dışa bağımlı basın olayları abartmakta, kışkırtmakta ve çatıştırmaktadır. Basının bu kötü durumunu düzeltmek için bir savaş açtık. Akevler Adil Düzen dergisini çıkarttık. Gayemiz basında çıkan haberlerin tarafsız kritiğini yapmaktır. Okuyanlarımız azaldı, yazarlarımız da azaldı. Siz bilirsiniz. Bizi okumazsanız yalanların esiri olur ve sömürülmeye hatta öldürülmeye devam edersiniz.

Asıl kötü taraf kendi yazılarını eleştirdiğimiz yazarlarımız, bizim yazıları daha duymadılar bile. Kendi çalıp kendi oynuyorlar ve halkımızı uçuruma götürüyorlar. Biz görevimizi yapıyoruz. Takdiri biz değiştiremeyiz.

Libya’daki olayları ve başka olayları Mahir Kaynak yüzde seksenden fazla isabetle değerlendirmektedir. Ama onun da okuyucusu herhalde bizim kadar. Yoksa insan merak eder. Seksen haftadır yazıları kritik ediliyor. Ya okuyucusu yoktur, ya da akılsız okuyucusu var ne dediğini bile anlamıyor. Bu milletimizin kötü kaderinin belgesidir.

Kuran’da her söze kulak verirler, en iyisine uyarlar emrine uyarak bu sahifeleri tüm görüşlere açtık. Her gün zehirleri okuyorsunuz da devaya rağbetiniz yok. Deva bizim sözümüz değil, her sözdür.

Arap ülkelerinde başlayan beklenmedik direnişler, Sermaye tarafından tezgâhlansa bile Adil Düzen’e hazırlıktır. Rusya’daki sosyalizm dahi Adil Düzen’e hazırlık içindir. Tarla çalılardan yaşlı ağaçlardan ayıklanmadıkça bir yangınla kökleri kurutulmadıkça yeni fidanlar dikilmez. Sosyalistler kapitalizmin parçalarını çıkardılar. Ama yerine bir şey koymadılar. Tarih sahnesinden çekip gittiler. Adil Düzen’e yol açtılar. Firavun’a İbranîler vâris oldular. Sovyetlere de Adil Düzen çalışanları varis olacaktır.

Sermayenin hakimiyeti bitmiştir. Ölenler bu dünyada dirilmezler. Osmanlılar da dirilmez.

 

Süleyman Karagülle


YorumcuYorum
Vahap Alma
28.02.2011
06:47

S.a..

Okuyucumuzun azlığı ve dikkat çekememiz konusunda haftalar önce size yine bir yorum yazmıştım. Yorumum aşağı-yukarı sizinkine benzerdi. Yani Sadece yazıyoruz. Kendimiz bile okumuyoruz. Bu konuda hemfikiriz.

Ama sizi en çok eleştirdiğim taraf da tam burası. Yani olayın farkındasınız ama bu durumu düzeltmek için herhangi bir girişiminiz yok. Bazı şeylerde ısrar etmenin anlamı yok bence. Değişim şart. Tıpkı Kuran’daki gibi... 1400 yıl önceki yorum ile günümüz yorumu aynı değil. Aynı olmak zorunda da değil zaten... Ama sizin üslubunuz hep aynı Hocam. Bu oluşumda bir şeyler yapacak bir kişi varsa sizsiniz. Ne yapın edin bu durumu düzeltin. Kurani bir düzenin işleyebilmesi ve gelişmesi için bu oluşumun size ihtiyacı var. Bakın Erbakan Hoca görevini tamamladı ve Hakk’ın rahmetine kavuştu. (Mekanı Cennet olsun) Siz henüz tamamlamadınız. Yapacak çok şeyiniz var.

metinerbey
28.02.2011
15:59

Haddim olmayarak ve dışardan takip eden biri olarak birtakım eleştiri ve tavsiyelerim olacak.

1-Kullandığınız temel kavramları açıklayacağınız bir bölüm olmalı.

2-Teorilerinizin Kurana dayandığını iddia ediyorsunuz. Misal karzı hasen müessesini düşünelim. Bunu Kurandan hangi ayetten çıkarıyorsunuz açıklama ile vermelisiniz.

3-Adil Düzenin idari , hukuki, ekonomik teorilerini ayırıp bir müfredata oturtup , haftalık olarak ders şeklinde yayınlamak hem anlaşılmayı artıracak , hem de öğrenmeyi kolaylaştıracaktır.

Özellikle 3.maddenin hizmete geçmesi çok faydalı olur , nacizane olarak söleyebileceklerim bunlar. Allah utandırmasın.

Reşat Nuri Erol
01.03.2011
13:50

Muhterem Vahap ve Metin bey kardeşlerimiz önemli meselelere temas etmelerinin yanında, aynı zamanda bizim de hep görüp, düşünüp, nasıl çözeriz diye hep kafa yorduğumuz dertlerimizi dile getirmişler...

Teşekkürler...

Vahap Bey Kardeş, bugün Üstad ile Erbakan’ın cenazesi vesilesiyle saatlerce bir aradaydık; sizin notunuzu henüz görmediğini söyledi, kendisine kısaca özetledim...

Sonra Eyüp Sultan Camii’ne başka bir cenaze namazına geçtik; orada Dr. Lütfi bey de vardı, arkadaş gurubumuzla orada da değerlendirmeler yaptık...

Biz Üstad ile özellikle son yıllarda her gün ve her hafta olabildiğince bir şeyler yazmaya çalışıyoruz...

Olması gereken, yeni çalışma arkadaşlarının devreye girmesi ve durumdan vazife çıkararak işaret ettiğiniz eksiklikleri tamamlama konusunda yardımcı olmalarıdır...

Selam ve dua ile...

Reşad

(RNE)

Ali Bülent Dilek
02.03.2011
08:32

reşat abi

çalışan çalışıyor ama daha görünürde bir şey yok.

mesela muhasebe programı ve hesaplarımız.

mesela kitaplar tarandı dosyalar birikti

satılacak kitaplar var(islam düzeni )basılıp satılacak kitaplar

var sitemizde henüz

kitaplar bölümü yok.Seminerler konulara göre ayrılsa bile

sitede konacak yerler yok.

herşey açık olmalı ama açılmaya müsaade edilmiyor sitede

donduk kaldık.

Ama bundada bir hayır vardır ADİL DÜZEN patlayarak gelir inşaallah

çünkü içerden dışardan çok bastırıldı ve sıkıştı...

resimlerimiz isimlerimiz mail adreslerimiz

Reşat Nuri Erol
03.03.2011
09:04

İŞ YAPABİLECEK HERKES, İŞ YAPMAK İSTEYEN HERKES, DURUMDAN VAZİFE ÇIKARARAK YAPABİLECEKLERİNİ YAPMALIDIR...

VESSELAM...

Reşat Nuri Erol
04.03.2011
01:54

Üstad’ın ve herkesin dikkatine...

rne

Erbakan Hoca “Vuslata erince” askere kavuştu!

Behiç Kılıç, Yeniçağ gazetesi, 4.3.2011

Erbakan’ın Başbakanlığı döneminde bir özelliğim vardı: Hem Erbakan’la aram iyiydi; hem de Genelkurmay’ın generalleriyle... Bu olağanüstü bir durumdu ve bu özellik nedeniyle, birinin öteki hakkında ne düşündüğünü birinci elden bilebiliyordum..

Hoca hep, “Komutanlarımız aslında bizi sever ama..” diye başlardı..

Anlıyordum ki; en büyük amaçlarından biri, Komutanların kendisine destek verdiği çıtayı yakalayabilmekti..

“Askere kavuşmak istiyordu!..”

Sağlığında bu büyük hedefini gerçekleştiremedi..

“Vuslat” inananlar için Allah’a kavuşmaktır.. Hoca “Vuslat’a erdi.” Erdiği gün de “Komutanlara kavuştu!..”

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Koşaner’in Erbakan Hoca’yı “Bilim adamı ve hizmetleri olan önemli siyasetçi” olarak selamlamasının ardından ödün vermez Atatürkçü duruşu ve Cumhuriyet bekçisi olduğundan zerre kadar kuşku duyulmayan 1.Ordu Komutanı Orgeneral Kıvrıkoğlu’nun vatandaş arasında, cami cemaati içerisinde Hoca’nın ardında saf tutuşu Erbakan’ın ruhunu şad eden sonuçlardır..

Allah’ın nasibi “vuslat zamanı” içinmiş demek ki!..

Nereden nereye demek için anılardan yararlanmak lazım..

2000’li yılların başında, 28 Şubat vurgunu yemiş Erbakan siyaseti, “yeniden dönüş” için seçimlere hazırlanıyordu.. Hoca yasaklı, Partisi Fazilet.. Ortam şu.. Asker, Fazilet’ten, Fazilet askerden nabız tutma peşinde..

Açık tanımla, her iki cenah da birbirinden habersiz birbirinden çekiniyor ama biri ötekisini kendisinden daha güçlü sanıyor!.. Durumları eşit!..

Aralarında diyalog sıfır!.. Her iki kanat da kendileri ile diyaloğu olanlarla dolaylı mesajlaşıyor!.. Bu çerçevede biz de zaman zaman devredeyiz!.. Bir keresinde Hoca ve yakınlarından “aldığımız” mesajla, birkaç önemli generalle yemekteyiz.. Hem de büyük karargâhta.. Generaller soruyor aldığımız mesajı iletiyoruz.. Bir ara soruların dozajı, bildiklerimizi aştı.. Birkaç soru ortada kalınca dedim ki: “Madem bunca ihtiyaç var.. Bizimle olamaz!.. Direkt görüşün!..” Generallerin istihbarat komutanı olanın gözleri fal taşı gibi açıldı! “Asla olamaz asker onlarla bir araya gelemez!!” dedi.. Israr ettim.. “Canım bir Albayı görevlendirin.. Partinin kurmaylarından biri ile gizlice buluşsun konuşsun!!” Bizimki düz mantık.. Asker böylesi buluşmayı “Cumhuriyete ihanet konseptine” (!) yerleştirmiş bana şiddet saçan gözlerle bakmaya başladı!..

Hem de kim?.. İstihbarat Komutanı!.. Haber almaya karşı tepkisi bu olmuştu!.. (O yemekte onlara, ‘Bir Cuma günü terör bölgesinde bir köyün camisinde komutanlar namaza katılsınlar da’ dedim de buna da kızmışlardı!.. Oysa tabanın inisiyatifi ortadaydı..)

Hoca’ya ve partisine generallerin bakışı son derece katıydı yani..

Erbakan Hoca, aktif siyaset yaparken şöyle diyordu askerle ilişkileri konusunda:

“Vursunlar, fakat dinlesinler.. Asker bizi bir düşman hedef belledi. İrticacılar cephesi diye üzerimize geliyor. Aslında bunu da kendi inisiyatifleri ile yapmıyorlar. Askeri bizim üzerimize yönlendirenler bizim yem borularını kestiğimiz tekelci, kartelci takımıdır. Bunlar irtica yaygarası ile askere bizim hakkımızda yalan yanlış beyanlarda bulunuyor, onları dinleyen komutanlar ise bizi çağırıp siz bu söylenenlerin neresindesiniz diye sormuyor. Halbuki bizi bir dinleseler, asıl tehlikenin ülkeyi soyan bu yaygaracılar olduğunu görecekler.”

Şimdi, ardından saf tutan generallere bakıp, “Biz senin kıymetini bilemedik Hocam diyorlar!..” değerlendirmesi mi yapacağız?!..

Ötesinde mesajları vardır bu “uğurlama”nın.. Cenaze nereden kalktı? Fatih Camii’nden.. Hani şu 1.Ordu Komutanı’nın “bombalama” (!) iddiaları ile yargılandığı ulu mabed.. Şimdiki 1.Ordu Komutanı, Fatih Camii’ne bir selam saygı ziyareti de yapıyordu “Erbakan vesilesi” ile.. Bu bir mesajdır..

Reşat Nuri Erol
04.03.2011
01:56

Yusuf Kaplan

04 Mart 2011 Cuma

Dip dalga’yla dalga-kıran ve dalga-kuran adam (ERBAKAN)

Ölüm’ün nasıl bir diriliş kaynağı olduğunu, "yaşayanlara" ya da yaşadığını sananlara hayat ve ruh üfleyebilecek nasıl bir hakikat olduğunu Erbakan’ın cenazesinden daha iyi gösteren başka bir şeye tanık olmadım ben şahsen: Ölümüyle dirildi merhum Erbakan. Ölümüyle hem kendisini diriltti, hem de bizi, hepimizi. Ve bize hayat sunan, kardeşliğimizi hatırlatan bir ruh üfledi gitti bu dünyadan.

Yaşarken en fazla hakarete maruz kalan, en fazla itilip-kakılan, en fazla zulüm gören tek lideriydi Türkiye’nin. Ama vefatıyla birlikte, herkesi şaşırtan bir sevgi seliyle, saygıyla anıldı ve uğurlandı.

Peki, bütün bunların sırrı neydi, nerede gizliydi acaba?

İnandığı şeyde; inandığı şeyin derinliğinde; inandığı şeyi kişiliğiyle bütünleştirebilmesinde; inandığı şeyi iddialarıyla, rüyalarıyla ve projeleriyle -hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmeksizin- hayata geçirme mücadelesi, mücahedesi ve ufku geliştirerek gerçeğe dönüştürebilme iradesi, sarsılmaz, yılmak bilmez ve çelik bir irade ortaya koyabilmiş olmasında, tabiî ki. Her zaman zenci muamelesi yapılmış olsa da, hiçbir zaman zenci olmadığını gösteren, gözler önüne seren mümin asaletinde...

İnandıkları için yaşayan biriydi Erbakan. Hâlis, muhlis bir mümindi.

İnandıklarını her hâl ve şartta hayata geçirme cehdi içinde olan bir dava adamıydı.

Türkiye’nin yaşadığı sorunları kökünden, en dibinden, en başından, başlangıç noktasından kavramış bir öncüydü.

Türkiye’nin yaşadığı varoluş sorunlarının, diğer Müslüman toplumların yaşadığı sorunlarla ilişkisini, dünyanın yaşadığı sorunlarla irtibatını görerek, kavrayarak, tahlil ederek yola çıkmış; yılmak, yorulmak, pes etmek, dönmek, geri dönmek nedir bilmeyen muhkem bir hakikat yolcusu, aziz bir hakikat savaşçısıydı.

İnsanlık çapındaki bu sorunların kısa vadeli, geçici yollarla çözümlenemeyeceğini gören, o yüzden, kalıcı çözümlerin izini süren, onun için de çıtayı yüksek tutan; sürekli ölçek büyüten; sürekli hedefe, ufka yürüyen; hedefe kilitlenen, hedefi tutturmak için yolculuk yapan biri, bir devrimciydi.

O yüzden gençlerle, genç kuşaklarla ilgileniyordu özenle ve özellikle. Yolun uzun, yolculuğun zorlu, engellerle, engebelerle dolu olduğunu çok iyi biliyordu çünkü. Yolculuğun bitmemesi için, sürgit yenilenebilmesi için, sürgit taze bir ruh devşirilebilmesi için, taptaze yemişler verebilmesi için, yeni filizler yeşertebilmesi için, herkesi sulayabilmesi, herkese hayat bahşedebilmesi için yeni yolcuların, yeni kuşakların, genç hakikat yolcularının her daim yola çıkarılmaları gerektiğini kavramıştı derinden. Uzun bir yola çıkmaya hüküm giymiş bir hakikat yolcusuydu o yüzden.

Yeni bir dünyanın kurulabilmesi, yeniden büyük Türkiye’nin hayat bulabilmesi, insanlığın yeniden nizama, selamete, refaha, fazilete ve saadete kavuşabilmesi başka türlü çok zordu.

O zor olanı seçmişti. Zor zamanların adamıydı. Zor zamanlarda konuşabilen, yola revan olabilen ve yolundan aslâ dönememesi gerektiğini, yoksa "güneş"in doğamayacağını, "ay"ın insana ve hayata selam duramayacağını, karanlıkları aydınlığa kavuşturamayacağını adı gibi bilen bir diriliş eri, bir varoluş önderiydi; necmeddin’di velhasıl.

O yüzden derin nefes alıyordu. O yüzden en derin dalgaya, en dip dalgaya kadar ulaşılamadığı zaman, sert dalgalarda, ölümcül fırtınalarda boğulma, batma ve yok olma tehlikesinin mukadder olduğunu fark etmişti.

O yüzden dip dalgayla derin bir irtibat kurmuştu; kökü vahye kadar uzanan Anadolu coğrafyasında, Malezgirt’le, Alparslan’la mayalanan o dip dalgayı harekete geçirmekten başka çıkar yol olmadığını, başka türlü dünyayı babalarının çiftliklerine dönüştüren acımasız çıkarcılarla baş edebilmenin kolay olmayacağını iyi çözümlemişti.

O yüzden hakikat yolunun önündeki bütün dalgaları kırması gerektiğini biliyor, bunun için de yeni bir dalga kur/ul/ması gerektiğini görüyordu.

Hoca’nın ölümüyle dirilmesinin ve diriltmesinin sırrı burada gizliydi işte. Vahyin ruh üflediği, yoğurduğu dip dalgayı, "Anadolu kıtası büyüklüğündeki" arı-duru, tertemiz mayayla kararak, yeniden hayata ve harekete geçirme mücadelesi ve mücahedesi vererek boğucu dalgaları kırmasında, yeni, Adem kadar taptaze sarsılmaz, kırılmaz ve yok edilemez bir dalga kurabilmiş olmasında vesselam.

Reşat Nuri Erol
04.03.2011
05:15

ERBAKAN…

Reşat Nuri EROL

[Bu yazı 27 Şubat vefat günü yazıldı; daha niceleri ömür boyu yazılacak inşaallah…]

Dün 27 Şubat… Ve bugün 28 Şubat; O’nsuz ilk gün!..

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn…”

“Birkaç kelime, kavram ve bir âyet” başlıklı dünkü yazım (27.02.2011) şu kelimelerle başlıyordu:

İslâm…

İslâm düzeni…

İslâm “devlet düzeni” ve MÜSLÜMANLAR…

İslâm âlemi, mevcut “zalim düzenler” (“izm”ler) ve İNSANLIK…

Ve şöyle bitiyordu:

ERBAKAN…

Millî Görüş Hareketi…

Adil (Ekonomik) Düzen Projesi…

D-8, D-20, D-60, D-160 ve Yeni Bir Dünya…

Ve “Yeni Bir Dünya Düzeni”; “ADİL DÜZEN MEDENİYETİ”…

Bu birkaç kelime pek çok şeyi veya her şeyi özetliyor.

Erbakan…

Millî Görüş…

Millî Görüş Hareketi…

Adil Düzen, Adil Ekonomik Düzen…

Ve…

Yeni Bir Dünya… Yeni Dünya Düzeni... Adil Düzen Medeniyeti…

Hikmet-i İlâhi, dün böyle bir özet yapma duygusuyla doluydum… Son zamanlarda, son günlerde, son 24 saat, dün gece ve yazıyı yazdığım bu sabah; bildiklerimden çok duygularımla, “hislerimle” hareket ediyordum; “hiss-i kable’l-vuku” fehvasınca, hislerimle hareket ediyordum; dünkü ve bugünkü bu yazıyı da o hislerle dolu olarak yazıyordum… Nitekim bugün de yazmakta olduğum başka bir yazıda, son gelişmeleri değerlendirip yorumladıktan sonra, tam da “ERBAKAN HOCAMIZ”IN ömrü boyunca bize öğrettiği değerlendirme ve hedefleriyle tamamlıyordum ki…

“ERBAKAN” HOCAMIZIN VEFAT HABERİ GELDİ!!!

Kırk kusur yıllık mücadele ve mücahede hayatımızın ilmî, dinî, iktisadî, siyasî ve sosyal yönleri başta olmak üzere, her alanda HOCAmız, rehberimiz, önderimiz, çalışma arkadaşımız, Millî Görüş Liderimiz ve Saadet Partisi Genel Başkanımız ERBAKAN…

“Mısır(1): Doğu, Batı, ERBAKAN ve GELECEK…” Bu başlık Mısır, Tunus, Libya merkezli gelişmelerle ilgili yazılarımın (16 Şubat 2011) birincisinin başlığıydı. Emperyalizme, Siyonizme, sömürü sermayesine karşı Kuzey Afrika ve diğer Arap ülkelerinde başlayan halk hareketlerinin ilk başlatıcısı “Millî Görüş Hareketi Lider ERBAKAN”dır.

Mezkur yazımda dediğim şuydu:

İLK KIVILCIMI ERBAKAN ÇAKMIŞTIR… Dünyada sömürü sermayesine karşı ilk cephe alan Necmeddin ERBAKAN’dır... İlk mumu ERBAKAN yakmış, ilk kıvılcımı o çakmıştır... Bundan sonra bize düşen O’nun izinden yürümek; O’nun gösterdiği, öğrettiği, bize hocalık yaptığı hoca/âlim Erbakan’ın yolunda daha çok çalışmak, çalışmak, son nefesimize kadar “cihad” etmek; aynen O’nun gibi…

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn…”

Dün 27 Şubat… Bugün 28 Şubat; O’nsuz, Erbakan’sız ilk gün!..

Hayat ve cihat devam ediyor; kıyamete kadar devam edecek… Bundan sonra bize düşen daha çok çalışmak… “Yeni Bir Dünya Düzeni”, “Adil (Ekonomik) Düzen” ve “Adil Düzen Medeniyeti” için; “ERBAKAN VE ADİL DÜZEN MEDENİYETİ”…





Sayı: 90 | Tarih: 27.02.2011
Ahmet Hakan
Ben bir Erbakancı idim
862 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Ebubekir Sifil
İNNÂ LİLLÂH VE İNNÂ İLEYHİ RÂCİ'ÛN
836 Okunma
Zafer Kafkas
Ruşen Çakır
Avrupa heyecanı neden dindi?
833 Okunma
Tayibet Erzen
Mahir Kaynak
Libya’da ne oluyor?
819 Okunma
8 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Şevket Eygi
Merhum Necmeddin Bey
780 Okunma
Emine Hocaoğlu
Zülfü Livaneli
Mübarek’ler
769 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ruhat Mengi
Ahmet Hakan da öğrendi!
716 Okunma
Vahap Alma