İstihbarat Reformu
818 Okunma, 2 Yorum
Mahir Kaynak - Star
Süleyman Karagülle

23/02/2014

-Kanun reform yapmaz, engelleri kaldırır. Reform personelin eğitimi ile olur. İrtica ve komünizm hedef alınmıştı. Şimdi yabancı gizli servislerin savunucusu.

-Askeri istihbarat gizli olabilir. Sıkıyönetim ve savaş dışı bu istihbaratı kullanmaz.  Savunma planlarını yaparken bunları da değerlendirir. Hukuk düzeninde kimsenin aleyhinde kendisi hakkında gizli dosya tutulamaz, savunması alınmayan hiçbir muameleyi devlet vatandaşına yapamaz. MİT sermeye tarafından dünyayı yönetmek için kurulmuş bir teşkilattır. Ordunun emrine verilmelidir. Yeni sivil istihbaratçı çalıştırılmamalıdır.

 

- Demirel’e solcular tarafından Amerikancı deniyordu. Demirel Sovyetlerle birçok yatırımlar yapmıştı. ABD de buna ses çıkarmıyordu. Bunlar çelişki değil mi? İrtica iç tehlikelere karşı idi.

- Sermaye dünyayı dinsizleştirerek tek elden yönetmek istiyordu. Sovyetleri de O ayakta tutuyordu. Türkiye de yatırıma izin vererek sıkıntıdan kurtarmak istiyordu. Görünürde Komünizm düşmanı gösterilerek Türk halkı uyutuluyordu. İrtica dinsizleştirme politikası gereği idi. Demirel şeriat düşmanı ama ılımlı İslam dostu idi.

 

- İdeolojiler, sloganlar birer amaçtır. Terör olayları incelenirken onların kimi destekledikleri değil, onların kimler tarafından kullanıldığı incelenmelidir.

- Sermaye her türlü legal illegal örgütleri, elindeki sonsuz sermayesi ile desteklemektedir. Örnek olarak Milli Görüşü de, Gülen cemaatini da, PKK’yı da,  Kürt partilerini de hep o desteklemiştir, tarikatları o desteklemiştir.  İstediği zaman, istediği yerde bunları çatıştırarak kullanmaktadır. Erbakan’ı yıkmak için AK Parti’yi ve Cemaat’i destekledi. Onu bertaraf ettiğini sanıyor. Şimdi de birbirine yedirerek ateizmin yoluna devam etmek istiyor.

 

- Kanun engelleri kaldırabilir. Asıl sorun, MİT'in örtünün altındakini görecek bir eğitime ve anlayışa sahip olmasıdır. Olmasını ümit ediyorum.

- MİT basın yoluyla yönlendiriliyor. Sermaye finanse ettiği kurumların hepsinden haberdardır. 7 000 kişi dinlenmişse, dinleyen sermayedir. Değişik kurumlarca dinlenmiş hepsi sermayeye servis edilmiştir. Bunlar kanunla değil, kanuna dayalı olarak oluşacak yeni örgütlenme ve Başbakanlıkta ve Cumhurbaşkanlığında kurulacak yüksek istişare kurulu tarafından çözülebilir.

 

01/03/2014

Önemli Aşama

- Cemaatle AK parti arasındaki çatışma uluslararası sermaye devletler arası çatışmanın bir safhasıdır.

- Savaşı devletler kazanacaktır. AK Parti kaybedebilir. Başbakan bu gerçekleri göremiyor. Gülen’e saldırıyor. Onu yargılamaya kalkışıyor. Sermayenin oyuncağı oluyor. Bizi okumuyorlar, Mahir Kaynak’ı da okumuyorlar.

 

- Böyle bir çatışmada kimin doğru, kimin yanlış olduğunu kestirmek zordur. Tam tersi tezgâhlanmış olabilir.

- Hile çok büyük günahtır ama savaşta hile en etkin ve meşru silahtır.  Savaşı kazanmak zorundayız. AK partililerin hepsi hırsız olsa bile biz onun yanında olacağız. Savaşı kazanacağız. Sonra gerekirse yargıda hesap verirler. Bu seçimde AK Parti %50’den daha fazla oy almalıdır. Karşı taraf ancak o zaman çöker. Benim en çok sevmediğim insan Kadir Topbaş’dır. Çünkü Adil Düzen’e karşıdır. Develioğlu benimle dalga geçmiştir. Ama ben oylarımı onlara vereceğim. Savaşta mermi yalnız düşmana atılır. CHP’liler de MHP’liler de oylarını AK partiye vermeliler. Cumhurbaşkanı seçiminde Gül’e veya Erdoğan’a kimse oy vermemelidir. Çünkü beceremiyorlar. CHP, MHP ile anlaşıp bir asker aday çıkarmalı, hepimiz ona oy vermeliyiz.

 

- Bir darbe hazırlığı vardır. Darbeleri önlesin veya kendisi darbe yapmasın diye ordu bertaraf edilmiştir.  Askerlerin yargılanması budur.

-Sermaye darbeleri hazırlar,  halkı isyana başlatır, askerlere “Memleket elden gidiyor” der ve müdahale ettirirdi. Dünyada bunu yapıyordu. Bu başarılı olmadı. Çünkü sonra askerler sermayeyi dinlemedi. Sonra askerlere “Siz karışmayın” dedi halk hareketi ile iktidarları devirdi. Şimdi Türkiye’de bu istenir. Ben orduma güveniyorum. Gerektiğinde gereğini yapar, devleti çapulculara bırakmaz.

 

- Milli iradeye dayanmayan iktidar, devleti zayıflatır. Yargı, ordu, polis, meclis bir olup sokak hareketini önlemeli. Tek merci millet olmalıdır.

- Mahir Bey temennilerde bulunuyor. Olmayacak duaya amin diyor. Tek çıkar yolu gösteren Adil Düzen’dir. Adil Düzen’dir diye reddederseniz doğru yolu bulamazsınız çünkü doğru yol tektir.

 

- Benim için birilerinin kazanması veya kaybetmesi önemli değildir. Devletimizi kurtarmak durumundayız. Bu da yetkili görevlilere aittir.

- Çatışmanın cephesinde devletin iki gücü vardır. Sermayenin taktiğidir. Polder-Ülder çatışması unutulmamalıdır.

 

NOT: Yazıda yer alan italik ifadeler Süleyman Karagülle’ye aittir.

 

Yorum:

Çözüm nedir, ne yapılmalıdır?

1- Erdoğan istifa etmeli, yeni hükümetini kurmalıdır. İç İşleri Bakanlığına Abdülkadir Aksu, Milli Savunma Bakanlığına Vecdi Gönül, Adalet Bakanlığına Mehmet Ali Şahin, Milli Eğitim Bakanlığına Beşir Atalay getirilmelidir. Güvenilir, deneyimli kadro ile yeni hamle yapılmalıdır.

2- Savaş, kanunlarla kazanılmaz. Kanunlar sadece yetki verir. Savaş aktif hareket kazanır.  AK Parti Mili Görüş gömleğini çıkarmaktan, Adil Düzen düşmanlığından vazgeçmelidir.  Milli Görüş, Adil Düzen, Akevlerle kurulmuştur. Akevlerle istişareye başlamalıdır. Her söze kulak vermeli, kendi kararı ile icraat yapmalıdır.

3- Cumhurbaşkanlığına adaylığını koymayacağını, Gül’ü de tekrar Cumhurbaşkanı adayı göstermeyeceğini, devlet başkanlığına partiler arası uzlaşarak bir asker aday göstereceğini ilan etmelidir.

4- Genel af ilanı çıkararak askerleri hemen hapishaneden çıkarmalıdır.

5- Hâkimlerden oluşmuş adil yargı sistemini kurmalıdır. Mağdur olanlar dava açmalı ve haksızlık yapılanlara tazminat ödeneceği hususu ilan edilmelidir.

6- Cemaatin dershanelerine, ışık evlerine, okullarına, yurtlarına asla müdahale etmemelidir. Gülen’e hakaret ettiği için Allah’a istiğfar etmelidir.

7- Dış siyasette değişiklik yapmalıdır. Beşar Esad’dan özür dilenmeli. Halkı yönetime kışkırtma yerine, halk ile Esad’ın arası bulunmaya çalışılmalıdır.

8- Benzer şekilde Mısırdaki yönetimle, İhvan arasında arabuluculuk yapmalıdır. Türkiye yargıç değildir. Haklıyı haksızı değil, arabuluculuğu yapmalıdır.

9- Türkiye, karşılıklı faizsiz paranın nasıl çıkarılacağını Adil Düzen’den öğrenerek insanlığa sunmalıdır. Kendisi de uygulamalıdır.

10-Anayasa çalışmalarında Akevler’in katkılarına devam edilmelidir.

 

Başbakan bu çatışmada başaracaktır. Ama bunun böyle devam edeceğini sanmaları hatalı olur. Bunlar uyarıdır. Kuran’dan başka tutunulacak bir dal yoktur.

 

Süleyman Karagülle


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
04.03.2014
08:22

NURİYE AKMAN'DAN

Hayrettin Karaman’a sorular... Hükümetin bazı netameli konularda görüşlerine başvurup cevaz aldığı Hayrettin Karaman hoca, “Dinde çoğulculuk değil, hürriyet” başlıklı son yazısında İslam’ın tek hak din olması sebebiyle, Müslüman bir ülkede her inanca ve hayat tarzına eşit mesafede durulamayacağını, hoşgörülü olunamayacağını, dinin yasakladığı hususların sistemin elverdiği ölçüde engelleneceğini ve bu yapılamadığı takdirde istemeyerek tahammül edileceğini söylüyor. Alim değiliz ama ilme talibiz. Talebeye yakışan da hocaya soru sormaktır: Dinin “hak” olması, ona inandığını söyleyen kişilere din adına karar verme hakkı doğurur mu? İnananların sayısının, inanmayanlardan çok olması bir ülkeyi İslam toplumu yapsa bile İslam devleti yapar mı? Tarih boyunca hangi “İslam devletinde” din Kur’an’ın istediği saflıkta uygulanabilmiştir? Hz. Adem’den bu yana dünyanın geçirdiği bütün evrelerde çoğulcu olmayan bir düzen kurulabilmiş midir? Çoğulculuğun nedeni, insanların farklı idrak kaplarına sahip ve apayrı esmalar grubunun tecellisine mazhar olması değil midir? İslam devleti adına karar alan ve uygulayanların aslında kendi şahsi bilgi ve yorumlarına dayandıklarını, bunların da kişilik yapıları ve çıkarlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu hesaba katmamız gerekmez mi? Devlet başkanı miraç sahibi bir ermiş değilse, (ki hüsnüzanla erişilen bu bilgi kamuya açık değildir) yönetim tarzındaki dinsel isabet oranı daima şüpheli olmayacak mıdır? Devletin resmî dini olduğunda, dinin siyasi manivela ve manipülasyon aracı olmasından kaçınılabilir mi? Kendilerini biz sıradan vatandaşların vasisi olarak gören ve bizi dinen yola getirmeye çalışan yöneticilerimize “sen sadece reşit olmayan çocuklarının vasisi olabilirsin, bize karşı iyiliği emretme, kötülükten men etme görevin yoktur” dersek dinden çıkmış mı oluruz yoksa aksine Kur’an’ın ipine sarılmış mı? Farklı inanç sahiplerine ve yaşam tarzlarına, ilk fırsatta engellenmesi gereken, şimdilik tahammül edilen insanlar gözüyle bakmak, toplumsal barışa hizmet eder mi? “Diğer dinlerle İslam arasındaki ortak noktaların varlığı, farklı noktaların önem ve işlerliğini ortadan kaldırmaz” şeklindeki yaklaşım acaba ortak noktaların sulha ve sükûna dair potansiyel gücünü heba etmek anlamına gelmez mi? Birbirine tamamen benzeyen iki nesne, iki durum, iki insan, iki algı bile yokken kim zaten ‘dinler, vahye dayalı ve tevhid temelli olsa da, böyle olmasa da hakikat ve değer olarak eşittirler’ gibi bir cümle kurabilir ki? Hakikatin tekeli insanlarda değil sadece Hakk’da iken, böylesi vehimlerin anlamı var mıdır? Müslümanların bile öte dünyadaki hallerinden emin olmaları mümkün değilken, kimin ‘insanlar İslam’a aykırı bir dini ve İslam ahlakına aykırı bir ahlakı benimsemiş olsalar da Allah katında eşittirler ve tamamı kurtuluşa ererler’ diyebileceğini varsayıyorsunuz? Allah’ın hükümranlığına ve muradına sınır koymak mümkün mü? Allah, İslam dairesinde görünmeyen birini, sırf güzel ahlakı için çok sevip bağışlayamaz mı? “İslam, imanda hak ile batılı, ahlak ve davranışlarda iyi ile kötüyü, sevap ile günahı, güzel ile çirkini, değerli ile değersizi birbirinden ısrarla ve titizlikle ayırmıştır” diyorsunuz. İyi de bunun takdirini neden Allah’a bırakmıyorsunuz? Bu dünyanın hangi mahkemesi, hangi yargıçlar kurulu bu konuda yüzde yüz isabetli bir karar verebilir? “Din hürriyetinden ancak Müslümanlara karşı bir savaş açılmaması halinde söz edilebileceği” cümlesi savaşın tanımında nasıl uzlaşılacak sorusunu karşılar mı? Ya birileri de içki içen, faiz yiyen, tesettürsüz dolaşan, cumaya gitmeyenlere karşı cihat ilan ederse ne olacak? Devletin “müdahale ve ıslah görevinden” söz edilip bunların “sistem ne kadarına imkân veriyorsa, o kadarı yapılır” şeklindeki fetvanız, günahkârlara iş vermemek, her daim şüpheli gözle bakmak, fişlemek ve devleti onlardan temizlemek olarak anlaşılmaz mı? Peki ya içki içmeyen, faiz yemeyen, cumaya giden, tesettüre riayet edenler arasında ahlakı güzel olmayanlar varsa, diğerlerine tercih edilmelerinin bedelini toplum çok feci bir şekilde öderse? Allah’a karşı olan görevleri insanlara karşı bir zorunluluk olarak dayatırsak, kendimizi yaratıcının yerine koymuş olmaz mıyız? Farklı inanç algılarına karşı yapılacak müdahaleler; toplumda takiyye yapanların, şirke değilse bile münafıklığa düşenlerin oranını yükseltmez mi? Çoğunluk, tek başına biat edilmesi gereken bir güç müdür? Çoğunluğun inancı, neden azınlığın inancından daha değerli olsun? Tüm hocalar ve talebeler için son söz: Her şeyin doğrusunu, mülkün ve hükmün tek sahibi olan Allah bilir...

Reşat Nuri Erol
05.03.2014
06:55

Yeni paylaşım savaşında Türkiye merkez 05 Mart 2014 Çarşamba Cemil ERTEM certem@stargazete.com

İlkönce Ukrayna’daki ayaklanma ve buna bağlı iktidar değişimi sonra da bütün bunlara bağlı olarak Kırım sorunu Türkiye’nin son yıllarda hem ekonomide hem de dış politikada ne kadar doğru yolda olduğunu gösterdi. Rusya’nın Kırım’da dişlerini göstermesine Avrupa sesini bile çıkartamazdı; bu kesindi ama ABD’nin de Rusya’ya, ‘doğrudan müdahale ederseniz, ekonomik olarak bu herkes için kötü olur’ demekten başka bir mecalinin olmayacağını da tahmin ediyorduk. Nitekim öyle oldu... Rusya, Kırım’da var olan siyasi ve askeri statükonun değişmeyeceği garantisini aldıktan sonra, Putin, dün sabah ‘asker kışlasına dönecek’ dedi. Sonra da Putin, ilerleyen saatlerde basının karşısına geçti ve Ukrayna’daki iktidar değişiminin bir oligark komplosu olduğunu, kabul edilemez olduğunu söyledi. Tabii askeri seçeneğin her zaman gündemde olduğunu da açıkça söyleyerek... Almanya-Rusya; tarih ve güncel... Ukrayna’da başlayan olaylar ve Kırım meselesi, çoğu yerde anlatıldığı gibi, -hatta soğuk savaş karşılaştırması yapılarak- bir batı-doğu ya da Avrupa-Rusya, Rusya-ABD meselesi değildir. Ya da bu ortaya çıkan görüntü bu kadar basit değildir. Avrupa’nın, özellikle Almanya’nın Rusya ile enerjiden başlayarak yaptığı işbirliğini ve iç içe geçmişliğini hesaba katmadan Ukrayna-Kırım analizi yapamazsınız. 2030 yılı için yapılan projeksiyonlarda Avrupa’nın 760 milyar metreküp bir gaz tüketiminin olacağını varsayılıyor. Bu süreçte Avrupa’nın kendi üretiminin de 160 milyar metreküpe düşeceği tahmin ediliyor. Yani Avrupa, 2030 yılına vardığında yaklaşık 600 milyar metreküp gaz ithal etmek zorunda kalacak. Bu yüzde 80’e varan ithalat bağımlığı demek Avrupa için. Bu ihtiyaç Kuzey Avrupa, Rusya ve Afrika ağırlıklı karşılanıyor şu an... Üstelik, Kuzey Avrupa kaynakları artan bir arz çizgisi bize vermiyor; Afrika ise, önümüzdeki 20 yıl için Avrupa için çok sorunlu bölge. Cezayir, Libya ve Nijerya için 2030’a varan lineer bir siyasi projeksiyon yapamayız. O zaman şu an, Türkiye’nin hızla TANAP gibi projelerle örmeye çalıştığı güney enerji hattı, yakın gelecekte devreye girmezse, Avrupa’nın, Rusya’ya enerji bağımlılığı artarak devam edecek. Ancak Avrupa’nın Rusya’ya olan bu enerji bağımlılığı, Almanya’nın istediği bir durum ve Almanya, Ukrayna’da, ne olursa olsun, her durumda kazanacak şekilde kartını oynuyor. Bugün Gazprom Avrupa’ya dönük bütün stratejik enerji projelerini Almanya ile birlikte ve Almanya vasıtasıyla yürütüyor. Almanya, adeta ikinci dünya savaşı öncesi düştüğü durumun intikamını alıyor. Savaş öncesi enerji kaynaklarına sömürgesi olmadığı için ulaşamayan Almanya, faşizmle bu sorununu çözmeye çalışmıştı. Britanya, Fransa ve İtalya sömürgeleriyle enerjiye ulaşırken Almanya bundan yoksundu. Şimdi bu ülkelerin ellerinin altında, eskisi gibi yağmalayacakları sömürgeleri yok. Ama Almanya’nın Rusya ile geliştirdiği tarihsel ve siyasi, ekonomik güçlü bağları var. Kırım’dan başlayarak yukarı çıkın, Rusya’nın gümrük birliği kurduğu Belarus’tan sonra, Almanya’nın Hamburg Limanı ile bağlantılı Baltık ülkeleri ( Polonya, Litvenya, Letonya, Estonya) üzerinden ilkönce St. Petersburg’a sonra da kuzey Avrupa’ya yani Avrupa’nın enerji merkezlerine varırsınız. St. Petersburg, Avrupa’nın çatısıdır ve bu kent Çar Deli Petro tarafından 1703’te zaten bunun için kurulmuştur. Almanya’nın enerjiye ve pazara erişmek için başlattığı faşist saldırı, 1939’da bundan dolayı Polonya’yı işgal ederek başlamıştır. Tam şimdi ise Polonya, yine Almanya’nın ekonomik işgali altında. İkinci savaşta Almanya, Rusya’yı da işgal ederek enerjiye varacağını sanıyordu. Bu faşizmin çılgınlığı idi; ancak Almanya şimdi bu çılgınlığı yapmıyor; Rusya ile anlaşarak hem enerjiye erişiyor hem de ekonomik olarak ele geçirdiği Polonya’dan başlayan-kuzeye doğru baltık, güneye doğru balkanlar- büyük Doğu Avrupa pazarını da enerjide Rusya ile paylaşıyor. Bundan dolayı bugün Rusya ile Avrupa (Almanya) arasında, Ukrayna’dan kaynaklı bir uzlaşmaz çelişki olduğunu kimse sanmasın... ABD ve İngiltere’nin tek yolu... Bu durum tabii ki İngiltere ve ABD’nin pek hoşuna gitmiyor. Ancak her ikisinin de kısa vadede yapacağı tek şey Rusya’yı, ekonomik yaptırım konusunda tehdit etmek ve bu konuda kuracakları cümlelerin içine NATO kelimesini serpiştirmek. Bunun da çok etkili olduğunu söyleyemeyiz. Ancak uzun dönemde İngiltere ve ABD’nin tek yapacağı şey, Türkiye’nin güçlenmesini desteklemektir. Türkiye’nin, enerjide üç temel kaynağı (Hazar, Irak ve Doğu Akdeniz) güneye indirerek güney hattını oluşturması (ki bu Güney Gaz Koridoru’dur) ABD ve İngiltere için tek seçenektir. Bu seçeneğin devreye girmesi, aynı zamanda, güney transit yollarını-yeni ipek yolu- ve buna bağlı pazarları da devreye sokacaktır. Böylece, Londra finans çevrimi, yüzünü, St. Petersburg, Hamburg üzerinden Frankfurt ve Zürih, Cenevre yerine Londra, İstanbul, Pekin’e dönecektir. İstanbul hem, enerjide hem de finans da çok önemli bir merkez olacaktır. Bu anlamda, ilkönce Ukrayna’daki iktidar değişimi sonra da Kırım’da Rusya’nın dişlerini göstermesi, kesinlikle, görüldüğü gibi, bir soğuk savaş tekrarı ya da bildik Batı-Doğu kavgası değildir. Burada Türkiye’nin de içinde bulunduğu çok büyük bir pazar ve enerji kaynakları kavgası vardır. Türkiye’nin eli güçlendi...

... ... ...

devamı için;

http://haber.stargazete.com/yazar/yeni-paylasim-savasinda-turkiye-merkez/yazi-851746





Sayı: 246 | Tarih: 2.03.2014
Yusuf Kaplan
Erbakan:Dalgakıran ve dalgakuran
Adil Düzensiz ibretlik bir Erbakan yazısı!
923 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ahmet Hakan
Telefonumu dinlediler diye ağlaşan iktidar
Pensilvanya değil, Manhattan
869 Okunma
5 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mahir Kaynak
İstihbarat Reformu
Çözüm nedir, ne yapılmalıdır?
818 Okunma
2 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Barlas
Tayyip Erdoğan bunları neden böyle öfkelendirdi?
Fitnenin öfkeye dönüşmesi
814 Okunma
1 Yorum
Tayibet Erzen
Hüseyin Gülerce
Parlayan ışığımıza ne oldu?
Sahte Işık
803 Okunma
Zafer Kafkas