Joe Biden ülkemizde
842 Okunma, 5 Yorum
Mahir Kaynak - Star
Süleyman Karagülle

Mahir KAYNAK

Joe Biden ülkemizde

4 Aralık 2011 Pazar

 

Ülkesinin dış politikasının sadece uygulayıcısı değil üreticisi de olan Joe Biden ile konuştuğumuz en önemli konu, tahmin edeceğiniz gibi, PKK terörü oldu.

Bazı yazarlar bu örgütün şimdiye kadar görülenlerden farklı, birçok ülkede örgütlenmiş güçlü bir yapı olduğunu söylüyordu. Bu sözlerin örgütü yıllardır tasfiye edememenin gerekçesi olarak söylendiğini düşünüyordum. Gerçekten etrafı düşmanlarıyla çevrili, ekonomisi yok denecek kadar zayıf, eğitim düzeyi düşük bir kitlenin dünyaya meydan okuması bir mucizeydi. Üstelik meydan okuduğu güçler ABD, Türkiye gibi büyük güçlerdi.

Herkes bu hikayeye kendini kaptırmışken ben şöyle bir model kurdum. Örgüt başlangıçta küçük bir yerli kuruluş iken daha sonra dünyaya yön veren güçlerin kontrolüne girdi ve bu örgüt üzerinden Türkiye’yi istedikleri istikamete yönlendirdiler. Resmi ideoloji Türkiye’de yaşayan herkesin Türk olduğunu anayasasına yazmışken şimdi farklı soyların yaşadığı bir ülke olmayı kabul ettik. Tarihimizle yüzleşmemiz de bu sürecin bir parçası olarak gelişti.

- PKK başlangıçta ülke içinde kuruldu. Dış güçler kullandı. ABD ve Türkiye’ye meydan okuyor.

- PKK’yı CIA MİT’e kurdurdu. Çekiç Güç onu semirtti. Şimdi tasfiye ediyor. Belki de Suriye’ye kaydırmak istiyor. Böylece Suriye ile Türkiye kapışacak, İran arkadan vuracak. İslam alemini birbirine kırdıracak.

 

Yakın tarihimizin yazılandan farklı olduğunu akıl yoluyla anlayabiliyordum ama tarihçi olmadığım için doğrusunu bilmediğim olayların anlatılışının yanlış olduğunu söyleyemezdim.

Olaylar Kürt, siyasetçilerin zannettiği gibi, kendileri tarafından yönlendirilmiyordu. Türkiye bölgesel bir güç olmak için herkesin soyunu kabul etmeli ve resmi ideolojinin savunduğu ilkeler yerine tüm bölgenin benimseyeceği bir model oluşturmalıydı. Bu Türkiye için bir kayıp değil tarihin bahşettiği bir şans idi. Gelişmeler Türkiye aleyhine olmadığı için içeride bunları destekleyen güçler oluştu.

- Orta Doğu birliği ancak, Orta Doğu’da ırklara özerklik verilirse sağlanabilir. Türkiye’nin aleyhine değildir.

- Türkiye devletçiklere ayrılacak, İsrail’in atom bombaları altında Ortadoğu Birliği oluşturulacak. AB’ye ve Rusya’ya karşı denge oluşturulacaktı. Türkiye lehine değil Türkiye’nin ısınması idi. Şimdi Türkiye İsrail birliği ile bu işi yapmak istiyorlar.

 

Olaylar eğer siyasi bir amaca hizmet ediyorsa bu sorunun çözümü olayları sona erdirir. Mesela 1980 darbesinden önceki olaylar, ulaşılmak istenen hedefe varılınca, yani darbe gerçekleşince ansızın durdu. Darbenin amacı ülkemizi Batı ile ekonomik olarak bütünleştirmekti. O da Özal iktidarıyla gerçekleşti. Bugünkü hedeflerin tohumları o zaman atıldı ama Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası olarak korumak isteyen güçler yenilemedi.

Joe Biden yetkililerle konuşurken içinden PKK için saniyelerle ölçülecek bir ömür biçiyor ama önümüzdeki dönemde Türkiye’nin oynayacağı rol, ABD’nin de geleceğini önemli ölçüde etkileyeceği için, bu konu sanki önemsizmiş gibi, ikinci derecede de onları konuşuyor

- Biden Türkiyesiz de PKK’ya saniyelerle ömür biçiyor.

- İsrail’in Orta Doğu’ya hakim olması için Türkiye’nin ve İran’ın kapışması gerek. Bütün  tezgahlar bunun üzerine çalışıyor.

 

Herkes özgürlük, demokrasi, basın özgürlüğünü tartışır ama ben sadece meselelerin siyasi sonuçlarıyla ilgilenirim. Şimdi Suriye’de ne olacak diye sorulurken benim cevap aradığım soru Rusların bölgede askeri güç olmak istemelerinin amacı ne, yeni bir soğuk savaş senaryosu mu yazılıyor? Bu soğuk savaşta Avrupa, eskisinde olduğu gibi, ABD ve Rusya’nın kontrolü altına mı girecek? Çin gerçek bir hasım olarak bu iki gücün hedefinde mi yer alacak? Bugün yaşanan ekonomik kriz bu hedefe ulaşmak için mi kurgulanıyor? Avrupa’ya çaresizliği mi anlatılıyor?

- Soğuk savaş senaryosu mu?

- Sermaye o günleri mumla arıyor.

 

- AB ABD ve Rusya’nın kontrolüne mi girecek?

- AB ve Rusya yeter derecede akıllandı. Birleşecek. Çin ve Hint’in Doğu bloğu olması isteniyor. ABD kuleleri gibi yıkılacak.

 

- Çin nerede yer alacak?

- Sermaye Çin’in ABD desteğinde cephe almasını istiyor. Ama Çin Rusya ile birlikte.

 

- Krizlerin sebebi bu mu?

- Siyasi gücünü kaybeden Sermaye dünyayı fitneyle boğuyor.

 

- Avrupa’yı çaresiz bırakıyor.

- Dünyayı çaresiz bırakıyor, Sermaye. Allah da Adil Düzen’i hazırlıyor.

 

Ortada PKK gibi büyük bir tehlike dururken benim böyle konularla uğraşmam anlamsız görünebilir ve Biden’in bu sorunu çözmek için geldiği düşünülebilir.

- Biden PKK için gelmedi.

- Mahir’den bilgi almak istedi.

 

 

MİT’in görevi

10 Aralık 2011 Cumartesi

 

Son günlerde MİT’in kara kutusunun itirafları ve benzeri sözlerle istihbarat tartışılıyor. Gazetelere yansıyan haberler ülkemizde istihbarat faaliyetinin yapılmadığı anlamına geliyor. Gazetelerde geçen hiçbir faaliyet istihbarat teşkilatlarının görevlerine girmez. Bu faaliyet şöyle yürütülür: Devlet genel bir dünya değerlendirmesi yapar ve ülkemize yönelik faaliyetlerin hangi güçler tarafından yürütüleceği tahmin edilir. Ayrıca bunun  için hangi metotların kullanılmasının muhtemel olduğu hakkında bir değerlendirme yapılır. İstihbarat teşkilatı bu değerlendirme istikametinde haber toplar ya değerlendirmenin değiştirilmesi istenir ya da değerlendirmenin doğruluğu saptanarak karşı faaliyetler yürütülür. Bu konuda hatamız şudur: Ülkemize yönelik faaliyetlerin komünizm, irtica, Kürtçülük gibi ideolojik temeller üzerine oturtulan faaliyetler olduğunun peşinen kabul edilmesi ve bu konulara ağırlık verilmesidir. Oysa yabancı güçler en sevdiğiniz ideoloji ve değer yargıları üzerine projelerini inşa ederler. Mesela ülkemizdeki darbelerin hem yabancılar tarafından planlandığını söyleriz hem de Kemalist ideolojiyi korumak adına yapıldığı ilan edilir. Böylece bir açmaza düşeriz. Kemalizm yabancılara daha mı yakın diye anlamsız sorular aklımıza gelir.

- MİT’in görevi rejimlerin veya mezheplerin dostluğuna veya düşmanlığına dayanmaz, ülkenin korunmasına dayanması gerekir. Bizde böyle değildir.

- MİT’in görevi Sermayenin emrinde olan CIA’nın dediklerini yapmaktır. CIA Sermayenin emrinden çıktı. MİT de Ordunun emrine girdi.

 

MİT’in görevi stratejik istihbarat yapmaktır. Bunu şöyle bir benzetmeyle açıklayabiliriz. “Eğer MİT’i yöneten kişi olsam ve yanımdan silahı omzunda bir terörist geçse dönüp bakmazdım bile. Çünkü onu yakalamak emniyetin görevidir. Ben örgütü kimin desteklediğini, bunun siyasi amacının ne olduğunu, hangi sosyal tabana dayandığını anlamaya çalışır ve hareketi çökertecek yollar arardım.”

- Suçluyu yakalayıp cezalandırmak Polisin, suçu işleten örgütü bulup çökertmek MİT’in görevi olmalıdır.

- MİT’in görevi suç örgütleri ortaya çıkarmak ve bunların faaliyetlerini legal örgütlerle önlemek olmalıdır.

 

***

Bizde her türlü yıkıcı faaliyetin silahlı kişilerce yapıldığı kanaati yaygındır. Oysa bir ülkeyi bu gibi eylemlerle yıkmak mümkün değildir. Yabancı güçler daha çok ekonomik yapıya nüfuz edip onu kontrol etmek, bu gücü kullanarak medyayı ele geçirmek ve halkı kendi istekleri yönünde şartlandırmak isterler. Ayrıca yabancı güçlerin tek hedefinin ülkeyi yıkmak ya da parçalamak olduğu düşüncesi yanlıştır.  Siz olsanız bir ülkeyi yıkar mısınız yoksa güçlendirip kontrol mü edersiniz? Yıkıcı faaliyetler çoğu zaman bir örgüttür ve devlet onunla uğraşıp, halk tek problem olarak onu görürken asıl proje arka planda yürütülür. Mesela 12 Eylül öncesi anarşiyi destekleyen yabancı servisler, darbe ve darbe sonunda ülkenin ekonomik yapısını değiştirtmek istediler ve başardılar. Bunların kötü olduğu da tartışmalıdır ama biz farkında olmadan bir yere götürüldük.Yarın bu metotla bizi dağıtabilirler de.

- Ülkeler ekonomik araçlarla kontrol altına alınır. Medya ele geçirilir. Silahlı güç kullanılır. Devlet emre alınır.

- İktidar dinlerse yaşatılır, dinlemezse indirilir, indirilemezse devlet parçalanır.

 

İstihbarat teşkilatı bizi kimin nereye götürmek istediğini öğrenmeli ve sürecin kontrolünü devletimiz ele almalıdır. 1990-2000 yılları arasında ülkede bir kaos yaşanıyordu. Ancak yapılanlara bakarak bir değerlendirme yapılırsa insanların problemi çözemedikleri görülür. Bu süreçte, dünyada ne olup bittiğini kimsenin merak etmediği, etseler bile anlayamayacakları bir dönem yaşanıyordu. Oysa Dünyada Soğuk Savaş döneminin dengesi sona ermiş, kaotik bir ortam egemen olmuştu. Terörle mücadele ettiğini söyleyenlerin bunun farkında olmadıkları belliydi.

- Dünyada 90lı yıllarda kaos yaşanıyordu. Sosyalizm gitmiş dengeler bozulmuştu.

- Bundan yararlanarak Adil Düzen’in politikası ortaya çıktı. Şimdi de kendisi ortaya çıkacaktır.

 

 

Yorum:

 

PKK’yı Suriye’ye taşıyacaklar. Türkiye’yi Suriye’ye saldırtacaklar. İran’la anlaşarak saldırtacak. Suriye’ye demokrasi gelecektir.

Devletin görevi dış savunmadır. İstihbaratı ancak savunma amaçlı kullanır. Vatandaşlara karşı kullanamaz. Onları takip edemez. İç güvenlik illere aittir. İller iç güvenliği sağlar.Bunun için il istihbarat örgütünden yararlanılır. Provoke meşru değildir. Bucaklarda ise istihbarat yoktur. Başkan kişileri ayrı ayrı takip eder.

Sermaye siyasi gücünü kaybetmiştir. Ekonomik güç elindedir. Siyasi gücü tekrar kazanmak için dünyayı fitneye vermektedir. Savaşın sonunda mağlup olacaktır. Süper güçler anlaşacak ve Sermayenin hakimiyeti sona erecektir.

Duamız budur.

 

Süleyman Karagülle


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
16.12.2011
13:32

Putin'den şok Kaddafi iddiası!

Rusya Başbakanı Vladimir Putin, devrik Libya lideri Muammer Kaddafi ile ilgili şok edici bir iddia ortaya attı.

Rusya Başbakanı Vladimir Putin, devrik Libya lideri Muammer Kaddafi’nin Amerikan özel kuvvetleri tarafından öldürüldüğünü öne sürdü. Rus Ria Novosti ajansının haberine göre, önceki gün katıldığı programda Rus vatandaşlarının sorularını cevaplayan Putin, Muammer Kaddafi’nin Libyalı isyancılar tarafından değil Amerikan özel kuvvetleri tarafından öldürüldüğünü söyledi. Daha önceki açıklamalarından farklı bir üslup kullandığı belirtilen Putin, Kaddafi’nin öldürülmesini kastederek “Bu işi kim yaptı? Amerika’nın insansız uçakları onun konvoyuna saldırdı, yani Amerikan özel kuvvetleri” dedi. Rusya Başbakanı, “Özel kuvvetleri oraya çağırdılar, zaten orada bulunması gereken kuvvetleri… Libyalı devrimciler veya muhalifler diye adlandırılan kimseleri oraya getirdiler ve onu yargılamadan ve sorgulamadan öldürdüler” dedi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Libya’ya müdahale öngören kararına çekimser oy veren Rusya, NATO’nun Libya’daki operasyonlarını eleştirmişti.

(Milliyet)

Reşat Nuri Erol
16.12.2011
13:34

Ak Parti iktidarında...

Krizden şanlı çıkmış bir ülkeyiz vesselam. Kriz yılı 2009’un ardından çeyrekler itibari ile nasıl büyüdüğümüze bakalım: 2010 1. Çeyrek % 12,2 2010 2. Çeyrek %10,2 2010 3. Çeyrek %5,3 2010 4. Çeyrek %9,2 büyüme ile yıllık yüzde 9,0’luk büyümüş ülkeyiz. Yetmedi, 2011 yılında da büyümemizi sürdürüyoruz. 2011 1. Çeyrek % 12,0 2011 2. Çeyrek %8,8 2011 3. Çeyrek %8,2 İle ilk dokuz ayda yüzde 9,6’lık büyümüş ülkeyiz. Bu muhteşem büyüme rakamlarına nasıl sevineceğiz? Biliyoruz ki Dünya gelir dağılımının inanılmaz çarpıklığı ile adeta iç isyanlar yaşıyor. Bir taraftan ucuz işçilik akımı, diğer yandan şirketlerin soygunu insanlığı bir çıkmaz sokağa hapsetmiş durumda. Demokratik seçim sistemleri ve seçilmiş hükümetler bu çarpık düzenin ıslahına çözüm olamıyor. Demokrasinin beşiği kabul edilen Yunanistan ve orta çağdan çıkışın simgesi İtalya çoktan teknokrat hükümetlere teslim oldu bile. Artık askeri darbeler Diktatörler yok Artık ekonomik darbeler yaşanıyor. Seçilmiş hükümetler bir bir çekiliyor, teknokratlar iş başına geliyor. Ekonomik düzenin bir çalışanı yetmez noktaya taşıdığını, ailede kadın çalışanın da nerede ise mecburi kılındığını görüyoruz. Kadın çalışınca Elbette doğum oranı azalıyor. Refah etkisi kadar çalışma koşullarının ağırlığı ve doğum izni, kreş gibi nüfus artışını besleyecek maliyetlere kimse de katılmak istemiyor. Nitekim ülkemizde kreş zorunluluğu patronların baskısı ile kadını çocuğundan ayırarak ya iş ya ev ikilemine bırakıverdi. Ama hükümet boş durmadı. Kadına istihdamda vergi teşviki getirdi. Yeni kadın çalışanın kamu maliyetini devlet kendisi üstlendi. Kadından Hem 3 çocuk istendi Hem de çok çalışması Ağustos 2008 ila Ağustos 2011 arası 3 yıllık istihdam değişimini izlediğimizde karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor. Toplam çalışan sayısı 22,1 milyon kişiden 24,9 milyon kişiye çıkıyor. 2 milyon 817 bin kişi muhteşem ekonomik büyümenin katkısı ile yeni iş bulmuş. Aslında mükemmel bir tablo Hem büyüyoruz Hem de iş buluyoruz. Acaba alt detaylar da bu kadar güzel mi? 2 milyon 817 bin kişilik yeni istihdamın; 150 bin kişisi Sanayi sektöründe 1082 bin kişisi Tarım sektöründe 571 bin kişisi İnşaat sektöründe Ve 1014 bin kişisi Hizmetler sektöründe İş bulmuş Yeni istihdamın temel motoru tarım ve hizmetler sektörü olurken, İnşaat ve sanayi sektöründeki istihdam artışı çoğunlukla telafi kapatılması şeklinde olmuş. Ama asıl sorun da istihdamın tarım ve hizmetler sektörü ile adeta gizli işsizlik oluşturması veya insanların köylerine geri dönüp çiftçi olmaları değil. Bir alt detaya daha iniyoruz: 24,9 milyon çalışanın 17,6 milyonu erkek. Yani kadın çalışanlar 7 milyon 247 bin kişi ile toplam istihdamın yüzde 29,1’ini oluşturuyor. Ama yeni istihdamın 1 milyon 292 bin kişisi kadınlardan oluşuyor. Ve daha da ilginci kadınların inşaat hariç her sektörde adeta istihdam patlaması yapmış olmalarıdır. İşin daha da ilgincini ise sanayi sektöründe görüyoruz. Sanayi sektöründe erkek istihdam 9 bin kişi azalırken kadın istihdamı 159 bin kişi artıyor. Erkekler iş kaybederken sanayi sektörümüzde de artık kadın eli daha makbul oluyor. İş yükü ağır olarak bildiğimiz bir sanayi sektörü yapısından acaba hafif sanayiye mi geçiyoruz, yoksa kadınlarımızı da ağır iş yükü altında çalışmaya mı zorluyoruz. Bilmiyoruz… Ama bildiğimiz bir gerçek var ki artık kadın eli her yerde. 3 çocuk isteyen bu Hükümetin başbakanı kendine şu soruyu sormalıdır: Bu kadınlar nerede ve nasıl çocuk sahibi olacak? Veya bu çocuklarına nasıl bakıp topluma yararlı birer evlat yetiştirecekler? Ya da biri bu ülkenin “genç nüfusu dayalı demografik gücünü mü kırdırtmaya çalışıyor”. Son söz: Çiftçi ve hizmetli olarak çalışan, üretmeyen bir Türkiye’nin büyümesi sizi de mutlu ediyor mu? Ak Parti iktidarında kadın fırsatı İbrahim KAHVECİ Rotahaber Krizden şanlı çıkmış bir ülkeyiz vesselam. Kriz yılı 2009’un ardından çeyrekler itibari ile nasıl büyüdüğümüze bakalım: 2010 1. Çeyrek % 12,2 2010 2. Çeyrek %10,2 2010 3. Çeyrek %5,3 2010 4. Çeyrek %9,2 büyüme ile yıllık yüzde 9,0’luk büyümüş ülkeyiz. Yetmedi, 2011 yılında da büyümemizi sürdürüyoruz. 2011 1. Çeyrek % 12,0 2011 2. Çeyrek %8,8 2011 3. Çeyrek %8,2 İle ilk dokuz ayda yüzde 9,6’lık büyümüş ülkeyiz. Bu muhteşem büyüme rakamlarına nasıl sevineceğiz? Biliyoruz ki Dünya gelir dağılımının inanılmaz çarpıklığı ile adeta iç isyanlar yaşıyor. Bir taraftan ucuz işçilik akımı, diğer yandan şirketlerin soygunu insanlığı bir çıkmaz sokağa hapsetmiş durumda. Demokratik seçim sistemleri ve seçilmiş hükümetler bu çarpık düzenin ıslahına çözüm olamıyor. Demokrasinin beşiği kabul edilen Yunanistan ve orta çağdan çıkışın simgesi İtalya çoktan teknokrat hükümetlere teslim oldu bile. Artık askeri darbeler Diktatörler yok Artık ekonomik darbeler yaşanıyor. Seçilmiş hükümetler bir bir çekiliyor, teknokratlar iş başına geliyor. Ekonomik düzenin bir çalışanı yetmez noktaya taşıdığını, ailede kadın çalışanın da nerede ise mecburi kılındığını görüyoruz. Kadın çalışınca Elbette doğum oranı azalıyor. Refah etkisi kadar çalışma koşullarının ağırlığı ve doğum izni, kreş gibi nüfus artışını besleyecek maliyetlere kimse de katılmak istemiyor. Nitekim ülkemizde kreş zorunluluğu patronların baskısı ile kadını çocuğundan ayırarak ya iş ya ev ikilemine bırakıverdi. Ama hükümet boş durmadı. Kadına istihdamda vergi teşviki getirdi. Yeni kadın çalışanın kamu maliyetini devlet kendisi üstlendi. Kadından Hem 3 çocuk istendi Hem de çok çalışması Ağustos 2008 ila Ağustos 2011 arası 3 yıllık istihdam değişimini izlediğimizde karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor. Toplam çalışan sayısı 22,1 milyon kişiden 24,9 milyon kişiye çıkıyor. 2 milyon 817 bin kişi muhteşem ekonomik büyümenin katkısı ile yeni iş bulmuş. Aslında mükemmel bir tablo Hem büyüyoruz Hem de iş buluyoruz. Acaba alt detaylar da bu kadar güzel mi? 2 milyon 817 bin kişilik yeni istihdamın; 150 bin kişisi Sanayi sektöründe 1082 bin kişisi Tarım sektöründe 571 bin kişisi İnşaat sektöründe Ve 1014 bin kişisi Hizmetler sektöründe İş bulmuş Yeni istihdamın temel motoru tarım ve hizmetler sektörü olurken, İnşaat ve sanayi sektöründeki istihdam artışı çoğunlukla telafi kapatılması şeklinde olmuş. Ama asıl sorun da istihdamın tarım ve hizmetler sektörü ile adeta gizli işsizlik oluşturması veya insanların köylerine geri dönüp çiftçi olmaları değil. Bir alt detaya daha iniyoruz: 24,9 milyon çalışanın 17,6 milyonu erkek. Yani kadın çalışanlar 7 milyon 247 bin kişi ile toplam istihdamın yüzde 29,1’ini oluşturuyor. Ama yeni istihdamın 1 milyon 292 bin kişisi kadınlardan oluşuyor. Ve daha da ilginci kadınların inşaat hariç her sektörde adeta istihdam patlaması yapmış olmalarıdır. İşin daha da ilgincini ise sanayi sektöründe görüyoruz. Sanayi sektöründe erkek istihdam 9 bin kişi azalırken kadın istihdamı 159 bin kişi artıyor. Erkekler iş kaybederken sanayi sektörümüzde de artık kadın eli daha makbul oluyor. İş yükü ağır olarak bildiğimiz bir sanayi sektörü yapısından acaba hafif sanayiye mi geçiyoruz, yoksa kadınlarımızı da ağır iş yükü altında çalışmaya mı zorluyoruz. Bilmiyoruz… Ama bildiğimiz bir gerçek var ki artık kadın eli her yerde. 3 çocuk isteyen bu Hükümetin başbakanı kendine şu soruyu sormalıdır: Bu kadınlar nerede ve nasıl çocuk sahibi olacak? Veya bu çocuklarına nasıl bakıp topluma yararlı birer evlat yetiştirecekler? Ya da biri bu ülkenin “genç nüfusu dayalı demografik gücünü mü kırdırtmaya çalışıyor”. Son söz: Çiftçi ve hizmetli olarak çalışan, üretmeyen bir Türkiye’nin büyümesi sizi de mutlu ediyor mu?

İbrahim KAHVECİ Rotahaber

Reşat Nuri Erol
16.12.2011
13:36

Ak Parti iktidarında kadın fırsatı

Krizden şanlı çıkmış bir ülkeyiz vesselam. Kriz yılı 2009’un ardından çeyrekler itibari ile nasıl büyüdüğümüze bakalım: 2010 1. Çeyrek % 12,2 2010 2. Çeyrek %10,2 2010 3. Çeyrek %5,3 2010 4. Çeyrek %9,2 büyüme ile yıllık yüzde 9,0’luk büyümüş ülkeyiz. Yetmedi, 2011 yılında da büyümemizi sürdürüyoruz. 2011 1. Çeyrek % 12,0 2011 2. Çeyrek %8,8 2011 3. Çeyrek %8,2 İle ilk dokuz ayda yüzde 9,6’lık büyümüş ülkeyiz. Bu muhteşem büyüme rakamlarına nasıl sevineceğiz? Biliyoruz ki Dünya gelir dağılımının inanılmaz çarpıklığı ile adeta iç isyanlar yaşıyor. Bir taraftan ucuz işçilik akımı, diğer yandan şirketlerin soygunu insanlığı bir çıkmaz sokağa hapsetmiş durumda. Demokratik seçim sistemleri ve seçilmiş hükümetler bu çarpık düzenin ıslahına çözüm olamıyor. Demokrasinin beşiği kabul edilen Yunanistan ve orta çağdan çıkışın simgesi İtalya çoktan teknokrat hükümetlere teslim oldu bile. Artık askeri darbeler Diktatörler yok Artık ekonomik darbeler yaşanıyor. Seçilmiş hükümetler bir bir çekiliyor, teknokratlar iş başına geliyor. Ekonomik düzenin bir çalışanı yetmez noktaya taşıdığını, ailede kadın çalışanın da nerede ise mecburi kılındığını görüyoruz. Kadın çalışınca Elbette doğum oranı azalıyor. Refah etkisi kadar çalışma koşullarının ağırlığı ve doğum izni, kreş gibi nüfus artışını besleyecek maliyetlere kimse de katılmak istemiyor. Nitekim ülkemizde kreş zorunluluğu patronların baskısı ile kadını çocuğundan ayırarak ya iş ya ev ikilemine bırakıverdi. Ama hükümet boş durmadı. Kadına istihdamda vergi teşviki getirdi. Yeni kadın çalışanın kamu maliyetini devlet kendisi üstlendi. Kadından Hem 3 çocuk istendi Hem de çok çalışması Ağustos 2008 ila Ağustos 2011 arası 3 yıllık istihdam değişimini izlediğimizde karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor. Toplam çalışan sayısı 22,1 milyon kişiden 24,9 milyon kişiye çıkıyor. 2 milyon 817 bin kişi muhteşem ekonomik büyümenin katkısı ile yeni iş bulmuş. Aslında mükemmel bir tablo Hem büyüyoruz Hem de iş buluyoruz. Acaba alt detaylar da bu kadar güzel mi? 2 milyon 817 bin kişilik yeni istihdamın; 150 bin kişisi Sanayi sektöründe 1082 bin kişisi Tarım sektöründe 571 bin kişisi İnşaat sektöründe Ve 1014 bin kişisi Hizmetler sektöründe İş bulmuş Yeni istihdamın temel motoru tarım ve hizmetler sektörü olurken, İnşaat ve sanayi sektöründeki istihdam artışı çoğunlukla telafi kapatılması şeklinde olmuş. Ama asıl sorun da istihdamın tarım ve hizmetler sektörü ile adeta gizli işsizlik oluşturması veya insanların köylerine geri dönüp çiftçi olmaları değil. Bir alt detaya daha iniyoruz: 24,9 milyon çalışanın 17,6 milyonu erkek. Yani kadın çalışanlar 7 milyon 247 bin kişi ile toplam istihdamın yüzde 29,1’ini oluşturuyor. Ama yeni istihdamın 1 milyon 292 bin kişisi kadınlardan oluşuyor. Ve daha da ilginci kadınların inşaat hariç her sektörde adeta istihdam patlaması yapmış olmalarıdır. İşin daha da ilgincini ise sanayi sektöründe görüyoruz. Sanayi sektöründe erkek istihdam 9 bin kişi azalırken kadın istihdamı 159 bin kişi artıyor. Erkekler iş kaybederken sanayi sektörümüzde de artık kadın eli daha makbul oluyor. İş yükü ağır olarak bildiğimiz bir sanayi sektörü yapısından acaba hafif sanayiye mi geçiyoruz, yoksa kadınlarımızı da ağır iş yükü altında çalışmaya mı zorluyoruz. Bilmiyoruz… Ama bildiğimiz bir gerçek var ki artık kadın eli her yerde. 3 çocuk isteyen bu Hükümetin başbakanı kendine şu soruyu sormalıdır: Bu kadınlar nerede ve nasıl çocuk sahibi olacak? Veya bu çocuklarına nasıl bakıp topluma yararlı birer evlat yetiştirecekler? Ya da biri bu ülkenin “genç nüfusu dayalı demografik gücünü mü kırdırtmaya çalışıyor”. Son söz: Çiftçi ve hizmetli olarak çalışan, üretmeyen bir Türkiye’nin büyümesi sizi de mutlu ediyor mu?

İbrahim KAHVECİ Rotahaber

Reşat Nuri Erol
16.12.2011
13:38

ESAM İstanbul’un ilk konferansından notlar ESAM (Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi) İstanbul Şubesi’nin ilk konferansını düzenlediğini, Millî Gazete’nin “Kapitalizm, para ve tahvillerle ayakta duruyor” başlıklı haberinde okumuşsunuzdur. Oradaydım, konferansı izledim, bu vesileyle konferansa gelen dostlarla hasret giderdim. Aşağıda, konferansla ilgili notlarımı bulacaksınız. Cumartesi günü gerçekleştirilen konferans öncesi uğradığım şirketlerde, “faizci zalim finans ekonomisine dayalı zalim düzen” ile yönetilen ülkemizde, “ekonomik açıdan çekilen sıkıntılara” yani konferansta dile getirilecek konulara zaten konsantre olmuştum... Topkapı’ya vardığımda; önce “bu sorunların genel çözüm merkezi” mesabesindeki biricik alternatifi yani Merhum Erbakan Hocamız’ın bütün dünyaya duyurduğu “ADİL (EKONOMİK) DÜZEN”i savunan ve sunan partiye, Saadet Partisi İstanbul İl Merkezi’ne uğradım... Yeni seçilen yöneticiler, önceki Pazar günü İstanbul’un en büyük spor salonunda gerçekleştirilen il kongresi sonrası “görev taksimi” için toplantı hâlindeymiş… Birkaçına selam verip başarılar diledim ve yandaki binaya yani ASKON Genel Merkezi’ne geçtim… ASKON Yöneticileri ile karşılaşmayı ümit ediyordum ama Cumartesi ve akşam olması sebebiyle görüşemedik... ASKON Konferans Salonu’na geçtiğimde, öbek öbek oluşan grupların sohbet etmekte olduklarını gördüm… Selamlaşma faslından sonra bir gruba dahil olup sohbete başladık… Evet… ESAM (Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi) İstanbul Şubesi tarafından ASKON (Anadolu Aslanları İşadamları Derneği) toplantı salonunda düzenlenen ve “ilk konferans” olma özelliğini taşıyan “Uluslararası Finansal Piyasalar ve Gelişmekte Olan Ülkelere Etkisi” konulu toplantı, böyle bir İstanbul gününün akşamında gerçekleştirildi… ESAM İstanbul’un ilk konferansındaki konuşmayı, ESAM İstanbul Ekonomik Araştırmalar Koordinatörü Alper Yakupoğlu yaptı… Yakupoğlu’nun, özellikle “Merkezinde insan olmayan, tamamen (karşılığı olmayan faizli kâğıt) paraya (ve “reel ekonomi”ye değil de “finans ekonomisi”ne) odaklanmış bir sistem” olarak tanımladığı vahşi kapitalizmin, fakir ülkeleri sömürme üzerine kurulu (“ZALİM DÜZEN”) olduğuna dair vurgular çarpıcıydı... Toplantının açılış konuşmasını yapan ESAM İstanbul Şube Başkanı Ekrem Arıkan, “ESAM üyelerinden iki cumhurbaşkanı, dört de başbakan çıktı; ESAM, hukuk, siyaset, uluslararası ekonomik ve sosyal araştırmalar üzerine çalışmalar yapıyor…” dedi; bunu derken elbette Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı “özellikle ve özel olarak” hatırlattı… ESAM Konferansı öncesinde, konuşmacı Alper Yakupoğlu arkadaşımızdan, köşemde değerlendirmek üzere konuşma notlarını istemiştim… Konferans sonunda elindeki dosyayı elime tutuşturuverdi… Konuşma esnasında tuttuğum notlarla birlikte tamamı yirmi sayfayı geçiyor… Tamamını sizlere aktarmam mümkün değil, sadece minik bir demet sunacağım… Karşılığı olmayan faizli kâğıt para, dünyadaki dört merkezde toplanıyor… Dünya piyasalarında bir gecede 4 trilyon dolar para dönüyor ve bunun yaklaşık 3 trilyon doları işte bu dört merkezde yani Londra, New York, Tokyo ve Singapur piyasalarında dolanıyor… Uluslararası piyasalar iki ana unsurdan oluşur; faizli para ve tahviller... Geriye bakıldığında bu finansal küreselleşmenin 1980’li yıllardan başlayarak hızlı bir büyüme kat ettiği görülüyor ve bu paraların değeri her geçen dakikada onlarca kez değişime uğruyor!!! Bu faizci ve sömürücü finansal sistem fakir ülkeleri alabildiğine sömürüyor… 2010 yılında gelişmekte olan ülkelerden, gelişmiş ülkelere 557 milyar dolar net finansal kaynak transferi yani sömürüsü gerçekleşmiş!!! Ülkelerin aldığı “faizli borç” anlamına gelen tahviller dünyada 28 trilyon dolara ulaşmış!!! Haziran itibariyle Türkiye’nin de 53 milyar dolar faizli tahvili var!!!

Hasılı…

Dünyada ve ülkemizde, “tesbit ve teşhis” açısından bakıldığında, “vahşi kapitalizm”in sebebiyet verdiği tablo kapkaranlık… Tahmin ediyorsunuzdur; toplantının sonunda bu “ZALİM DÜZEN”in biricik “tedavi, çare ve çözümü” olan “ADİL EKONOMİK DÜZEN”i birkaç cümleyle hatırlattım… Sonra, iki arkadaşımızla “ADİL DÜZEN”in mutfak ve mektep çalışmalarının yapıldığı merkezimize geçtik; 640. “Kur’an ve İlim Seminerleri”nin (seminer notlarına www.akevler.org sitesinden ulaşabilirsiniz) son kısmına katıldık…

Reşat Nuri Erol
16.12.2011
13:40

ESAM İstanbul’un ilk konferansından notlar

ESAM (Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi) İstanbul Şubesi’nin ilk konferansını düzenlediğini, Millî Gazete’nin “Kapitalizm, para ve tahvillerle ayakta duruyor” başlıklı haberinde okumuşsunuzdur. Oradaydım, konferansı izledim, bu vesileyle konferansa gelen dostlarla hasret giderdim. Aşağıda, konferansla ilgili notlarımı bulacaksınız. Cumartesi günü gerçekleştirilen konferans öncesi uğradığım şirketlerde, “faizci zalim finans ekonomisine dayalı zalim düzen” ile yönetilen ülkemizde, “ekonomik açıdan çekilen sıkıntılara” yani konferansta dile getirilecek konulara zaten konsantre olmuştum... Topkapı’ya vardığımda; önce “bu sorunların genel çözüm merkezi” mesabesindeki biricik alternatifi yani Merhum Erbakan Hocamız’ın bütün dünyaya duyurduğu “ADİL (EKONOMİK) DÜZEN”i savunan ve sunan partiye, Saadet Partisi İstanbul İl Merkezi’ne uğradım... Yeni seçilen yöneticiler, önceki Pazar günü İstanbul’un en büyük spor salonunda gerçekleştirilen il kongresi sonrası “görev taksimi” için toplantı hâlindeymiş… Birkaçına selam verip başarılar diledim ve yandaki binaya yani ASKON Genel Merkezi’ne geçtim… ASKON Yöneticileri ile karşılaşmayı ümit ediyordum ama Cumartesi ve akşam olması sebebiyle görüşemedik... ASKON Konferans Salonu’na geçtiğimde, öbek öbek oluşan grupların sohbet etmekte olduklarını gördüm… Selamlaşma faslından sonra bir gruba dahil olup sohbete başladık… Evet… ESAM (Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi) İstanbul Şubesi tarafından ASKON (Anadolu Aslanları İşadamları Derneği) toplantı salonunda düzenlenen ve “ilk konferans” olma özelliğini taşıyan “Uluslararası Finansal Piyasalar ve Gelişmekte Olan Ülkelere Etkisi” konulu toplantı, böyle bir İstanbul gününün akşamında gerçekleştirildi… ESAM İstanbul’un ilk konferansındaki konuşmayı, ESAM İstanbul Ekonomik Araştırmalar Koordinatörü Alper Yakupoğlu yaptı… Yakupoğlu’nun, özellikle “Merkezinde insan olmayan, tamamen (karşılığı olmayan faizli kâğıt) paraya (ve “reel ekonomi”ye değil de “finans ekonomisi”ne) odaklanmış bir sistem” olarak tanımladığı vahşi kapitalizmin, fakir ülkeleri sömürme üzerine kurulu (“ZALİM DÜZEN”) olduğuna dair vurgular çarpıcıydı... Toplantının açılış konuşmasını yapan ESAM İstanbul Şube Başkanı Ekrem Arıkan, “ESAM üyelerinden iki cumhurbaşkanı, dört de başbakan çıktı; ESAM, hukuk, siyaset, uluslararası ekonomik ve sosyal araştırmalar üzerine çalışmalar yapıyor…” dedi; bunu derken elbette Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı “özellikle ve özel olarak” hatırlattı… ESAM Konferansı öncesinde, konuşmacı Alper Yakupoğlu arkadaşımızdan, köşemde değerlendirmek üzere konuşma notlarını istemiştim… Konferans sonunda elindeki dosyayı elime tutuşturuverdi… Konuşma esnasında tuttuğum notlarla birlikte tamamı yirmi sayfayı geçiyor… Tamamını sizlere aktarmam mümkün değil, sadece minik bir demet sunacağım… Karşılığı olmayan faizli kâğıt para, dünyadaki dört merkezde toplanıyor… Dünya piyasalarında bir gecede 4 trilyon dolar para dönüyor ve bunun yaklaşık 3 trilyon doları işte bu dört merkezde yani Londra, New York, Tokyo ve Singapur piyasalarında dolanıyor… Uluslararası piyasalar iki ana unsurdan oluşur; faizli para ve tahviller... Geriye bakıldığında bu finansal küreselleşmenin 1980’li yıllardan başlayarak hızlı bir büyüme kat ettiği görülüyor ve bu paraların değeri her geçen dakikada onlarca kez değişime uğruyor!!! Bu faizci ve sömürücü finansal sistem fakir ülkeleri alabildiğine sömürüyor… 2010 yılında gelişmekte olan ülkelerden, gelişmiş ülkelere 557 milyar dolar net finansal kaynak transferi yani sömürüsü gerçekleşmiş!!! Ülkelerin aldığı “faizli borç” anlamına gelen tahviller dünyada 28 trilyon dolara ulaşmış!!! Haziran itibariyle Türkiye’nin de 53 milyar dolar faizli tahvili var!!!

Hasılı…

Dünyada ve ülkemizde, “tesbit ve teşhis” açısından bakıldığında, “vahşi kapitalizm”in sebebiyet verdiği tablo kapkaranlık… Tahmin ediyorsunuzdur; toplantının sonunda bu “ZALİM DÜZEN”in biricik “tedavi, çare ve çözümü” olan “ADİL EKONOMİK DÜZEN”i birkaç cümleyle hatırlattım… Sonra, iki arkadaşımızla “ADİL DÜZEN”in mutfak ve mektep çalışmalarının yapıldığı merkezimize geçtik; 640. “Kur’an ve İlim Seminerleri”nin (seminer notlarına www.akevler.org sitesinden ulaşabilirsiniz) son kısmına katıldık…





Sayı: 130 | Tarih: 11.12.2011
Mahir Kaynak
Joe Biden ülkemizde
Sermayenin gücü
842 Okunma
5 Yorum
Süleyman Karagülle
Nihal Bengisu Karaca
Ak parti-cemaat ayrışması ve nedenleri
Sermayenin adamları
802 Okunma
Hakan Kandal
Zülfü Livaneli
Çeviri
Uygarlıkların tanışması
702 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ahmet Hakan
‘AKP çatırdıyor’ diyenlerin sevmeyecekleri sekiz
Yasama komedisi
695 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
Dini Kadınlarla Bozmak
Kadınlar Unutulmuş
687 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Bush, Obama, Erdoğan ve Koru
Adil Düzen’e Doğru
677 Okunma
Tayibet Erzen
Ruhat Mengi
Kadın Bakanı bu savcıyı şikayet etmeli!
:((((
10 Okunma
Vahap Alma