Fantezi
1432 Okunma, 11 Yorum
Mahir Kaynak - Star
Süleyman Karagülle

Fantezi

Mahir KAYNAK

24 Temmuz 2011 Pazar

 

Pazar yazımın siyasetten uzak, mizah türünden olmasını istedim ama galiba başaramadım. Siyaset bir yerden sızdı ve bu yazı ortaya çıktı.

Geçenlerde kapı çalındı, açtığım zaman karşımda çarşaflı ve peçeli bir kadın buldum. Ne istediğini sorduğumda akıcı bir İngilizceyle benimle görüşmek istediğini söyledi. Karşılıklı oturduğumuz zaman peçesini açtı ve hayretler içinde kaldım. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton karşımdaydı ve gülümsüyordu. Yüzüne benden ne istediğini sorar gibi bakınca şunları söyledi: “Bu kıyafetle gelmemin nedeni tanınmamaktı. Tanınsaydım hem ben hem siz birçok soruyla karşılaşır ve hakkınızda bir kitap olacak kadar yazı yazılırdı. Ülkenize gelmişken herhangi bir gruba bağlı olmayan, sıradan bir vatandaşla görüşmek istedim ve sizi tavsiye ettiler.  Yetkililerle tartıştığımız konuları, halka yansıyan biçimiyle, sizinle konuşmak istiyorum. Mesela terör konusunda ne düşünüyorsunuz” dedi. Ona şu cevabı verdim.

- Hillary Clinton evime geldi. Terör konusunu sordu?

- Sonra..

 

“Kıyafetinizi anlıyorum ama bu soruyla karşılaşınca konuşmalarımızın da çarşafla örtülü ve peçeli olacağını düşünüyorum. Ben olaylara çırılçıplak bakmak istiyorum ve sizinle konuları gerçekliğine uygun olarak tartışmayı öneriyorum.”

- Açık konuşmak istiyorum.

- Sonra..

 

“Ben de her şeyi çıplak göremem. Ülkeyi yöneten gücün belli bir alandaki uygulayıcısıyım. Herkes bakanların sorumlu oldukları konularda politika ürettiğini zanneder. Oysa politika bir grup tarafından, tutarlı olarak, yani birbirini destekleyecek biçimde belirlenir. Ekonomi, askeri güç kullanımı, gizli servisin faaliyetleri birbirinden ayrı planlanmaz. Önce hedef belirlenir ve bu konuda çeşitli bakanlıklara görev verilir. Eğer bir parçaya bakıp bütünün ne olduğunu anlayabilecek kapasiteniz varsa bütünü görürsünüz. Yoksa kendi alanınızdaki görevlerinizi yapmakla yetinirsiniz” dedi ve ona şunu söyledim:

- Ben açık konuşamam, çünkü konuşacaklarım senaryo yapılmış ben onu aktarırım.

- Mahir bey senarist olabilir.

 

“Ben de sizin gibi düşünüyorum ve ABD’nin bütüncül planlarını anlamaya çalışıyorum. Mesela önümüzdeki dönemde dünyadaki ekonomik yapılanma nasıl olacak, bunun temellerinden biri olan uluslararası para sistemi nasıl gerçekleşecek, dünyadaki yeni dengenin ağırlık noktaları hangi ülkeler olacak ve diğerlerinin bu yapı içindeki rolleri nasıl belirlendi? Biz neredeyiz ve bize biçilen rolü ne ölçüde değiştirebiliriz.” Şu cevabı verdi:

- Gelecek dünyanın parası ne olacak. Kim ne rol alacak ve Türkiye’nin yeri nerde?

- Dinliyorum..

 

“Bizdeki fikir ayrılıkları tartışma düzeyindedir ve en iyiyi arama çabasıdır. Karar verildikten sonra herkes buna uyar ve bu iş için en uygun kadroyu iktidara taşırız ve bunu halk seçmiş olur. Dünyada belirleyen değil belirlenen konumundaki ülkelerde farklılıklar iktidara gelmek savaşının görüntüleridir ve hangisi gelirse onunla işbirliği yaparız” deyince “Yani siz birinin gelmesi için çaba harcamıyor musunuz” dedim, “O konuya girmeyelim” cevabını verdi.

- Bizde plan yetkililer tarafından hazırlanır. İktidara en iyi uygulayan gelir. Diğer ülkelerde iktidar savaşanın olur. Bize en iyi uygulayan gelir dedi.

Getirirsiniz dedim.

- Tekel sermaye hazırlar, halka iki alternatif sunar. O iktidar olur. Diğer ülkelerde de Tekelin planını en iyi uygulayanlar iktidar yapılır demek istiyor Mahir bey.

 

Son sözleri şu oldu: Bireyin değeri bir ölçüde de içinde yaşadığı toplumun dünyadaki yerine bağlıdır. Sıradan bir Amerikalı sıradan bir ülkenin vatandaşından daha itibarlı ve önü daha açıktır. Bu bireylere tavsiyem kendilerini aşan alanlarda iddialı olmamaları ve o toplum içinde kazançlı olmanın yollarını aramalarıdır.

- Clinton, kişi devletinin etkinliği kadar hürdür. Halk fazla karışmamalı.

- Halk karışmıyor. Yavaş yavaş dediğini yaptırıyor.

 

Basit bir arabaya bindi ama arkasında çok güçlü bir koruma zincirinin olduğunu fark ettim. Görüntüyle gerçek çok farklı olabiliyor.

- Basit araba ile gitti.

- Senaryo çok fazla oturmamış.

 

 

Norveç’teki terör

30 Temmuz 2011 Cumartesi

 

Norveç’te Breivik adlı bir kişinin geçekleştirdiği eylemle ilgili yorumları okurken kendimi elleri üzerinde yürüyen bir insana benzettim. Olayları ters yorumluyor ve onların vardığı sonuçlardan hiçbirini paylaşmıyordum.

- Norveç’teki olayların yorumlarına katılmıyorum.

 

Çünkü metotlarımız farklıydı ve herkesin değerlendirmede kullandığı metot benimkiyle uyuşmuyordu. Onlar bir olaya bakıp gelişmelerin ne olacağını ve bunun ne anlama geldiğini arıyor, ben önce geleceğe yönelik tahminlerde bulunuyor ve herhangi bir olayın bu modele uyup uymadığına bakıyor, modelimin yanlış olduğunu gösteren güçlü deliller varsa modelimi buna göre düzeltiyor, aksi halde olayı bir sapma olarak değerlendiriyordum.

- Olay modelime uymazsa modelimi gözden geçiririm. Bazen sapma olur.

- Mahir beyin modeli mevcut Batı modelinin sürüp gideceğidir. Biz ise Batı modelinin tarihî modeller içinde bir parçadır son buluyor diyoruz.

 

Bunun dışında analizlerimizdeki varsayımlar da birbirinden çok farklı. Onlar din, kültür soy gibi farklılıkların çatışmanın sebebi olduğunu söylerken ben bu farklılıkların sadece bir araç olarak kullanıldığını düşünüyordum. Yani dünyada din ya da soy temelli bir çatışmanın olmadığını, yönetenlerin siyasi hedeflerine ulaşmak için bu farklılıkları tahrik ettiğini düşünüyordum. Mesela 11 Eylül saldırılarının ABD’yi hiçbir biçimde etkilemeyeceğini, ancak ABD’nin yapacağı askeri operasyonlara halkı hazırlayacağını ve bu operasyonları desteklemeleri için yapıldığını söylüyordum. Norveç’teki terör de bir ruh hastasının eylemi.

- Din ırk gaye değil araçtır. Amerika’daki kuleler, Norveç’teki katliam. Bireyi hazırlamak için yapılmıştır.

- Bazen de kendiliğinden olur, tekel sermaye onu amaçları için kullanır.

 

Ayrıca günümüzdeki terör eylemlerini, küçük militan grupların amaçlarına ulaşmak için kullandıklarını düşünmüyor, bunların büyük güçlerin hedeflerine ulaşmak için kullandıkları araçlar olduğunu kabul ediyorum. Bu konuda iki strateji izliyorlar. Ya farklılıklara dayanan örgütler kuruyor ya da kurulmuş bir örgütü ele geçirerek kendi politikalarını geliştirmek için kullanıyorlar.

- Küçük terör örgütlerini ya kendileri kuruyor, ya da kurulanları ele geçiriyorlar.

- Geçiremediklerini ortaya çıkarmıyorlar.

 

PKK başlangıçta sınıfsal bir hareketti ve bölgedeki feodal yapıyı yani ağalık düzenini sona erdirmek için yapılıyordu. Kürtlerin çok büyük bir bölümünü, ağaların kontrolünde oldukları için, PKK’yı desteklemiyor ve bunların içinden PKK ile savaşan ve yüz binlere varan korucu çıkarılabiliyordu. Ama genel model farklı bir amaca yönelikti. Özal döneminde Kürt kimliği kabul edildi ve federasyonun da tartışılması gerektiği söylendi. Yani çok farklı bir amaçla kurulan PKK artık Türkiye’nin bölgedeki rolünün belirlenmesinde bir araç haline geldi. Yani Türkiye yeni rolünü tek kültürlü bir ulus devlet olarak oynayamayacağı için çok kültürlü olacak ve bölgedeki ortak değer olan İslam’a sırtını dönmeyecek ama bu, geçmişte olduğu gibi, farklı inançlara karşı olmayı gerektirmeyecekti.

- PKK bölgedeki ağalık sistemine karşı kuruldu. Şimdi onlarla işbirliği içinde.

- PKK Türkiye’yi iç sorunlarla karşı karşıya bırakarak gelişmesini önlemek ve iktidara her dediğini yaptırmak için tekel dünya sermayesi tarafından Türkiye devletine kurduruldu. Şimdi de dağdan indirip ayrı devlet için kullanılacak.

 

Olayları sürekli bize yönelik bir düşmanlık olarak algılamamız kendimize olan güven eksikliğinden kaynaklanıyor. Avrupa’da biri Türk karşıtı bir laf söylese hemen tedirgin oluyoruz. Halbuki ben kendimizin geleceğinden değil Avrupa’nın geleceğinden endişeliyim. Geçmişte Suriye’nin Hatay’ı almak için saldırabileceği konuşulduğunda bundan daha güzel bir senaryo olamayacağını söylüyor ve keşke böyle bir şey yapsalar diyordum. Bugün Ermenistan’ın Ağrı Dağı’na talip olduğunu duyunca buyursun alsınlar dedim. Bu sözüm orayı hiçbir şekilde kaybetmeyeceğimiz anlamına gelmez. Türkiye çökerse bu amaçlarına ulaşırlar.

- Ben bizden çok Avrupa’nın sorunları vardır. Diyorum.

- Dünyanın sorunları vardır. Aynı gemideyiz.

 

Ben korkmuyorum ama dünyayı doğru okumanın gerektiğini düşünüyorum. Mesela dünyadaki para sorununu on beş yıldır izliyorum.

- Korkmuyorum, ama izliyorum.

- Mahir bey Clinton’la sohbetini kesse de biraz da bizi izlese daha ufku açılır.

 

 

Yorum: Siyasi Model

 

Mahir Kaynak dünya siyaset modelini kuruyor. % 80 doğru olan model şudur:

Dünyaya bugün süper güçler hakimdir. Bunlar gruplanır ve dünyayı yönetirler. Daha önce İslam Hıristiyan dengesi varken sonra sosyalist kapitalist dengesi oluştu. Şimdi ise yeni denge oluşuyor: Rusya Amerika ve Çin Avrupa Birliği’nden olaşacak iki grup. Bu teşhis % 80 doğrudur. İki eksiği vardır: Bu gruplar kendiliğinden oluşmuyor, Tekel Yahudi sermayesi oluşturuyor. Çatıştırıyor ve sömürüyor. ABD Rusya, Çin AB Birliği’ni düşünmüş olabilir. Ama Körfez teskeresi göstermiştir ki dünya ABD’ye karşı  birleşiyor. Türkiye’den teskere geçmeyince Almanya ve Fransa bizimle beraber oldu. Rusya onlara katıldı. Çin de onlarla beraber oldu. Türkiye ABD’nin tek süper güç olduğu hayalini sona erdirdi. Mahir beyin hatası gelecekte böyle bir ikili gruplanma olmayacaktır. Sermaye yanlış hesap yapıyor.

Çin dünyaya hakim olma niyetinde değildir. Rusya ise İslam ülkeleri ile AB ile iyi geçinme politikası gütmektedir. AB ise ikiye bölünmüş durumda iken ABD yanlısı. Bu durum da olmayacak duadan öteye geçemez.

Bizim modelimiz ise Mahir beyin modelini de düzelterek içeren genel modeldir. İnsanlık sosyal evrim yapacak şekilde var edilmiştir. Bu evrim bin senede bir gerçekleşir. Batıda ve Doğuda gerçekleşir. Doğuda Mezopotamya, İbranî, Hıristiyanlık ve Müslümanlık uygarlıkları biner yıl yaşayarak çekilmişlerdir. Daha çok hukukta ve adil yönetimde yapmışlardır. Batıda ise Mısırlılar, Yunanlılar, Romalılar ve bugünkü Avrupa bu evrimleri yapmıştır. Onlar teknikte ve sömürü ekonomisinde yapmışlardır.

Birbirleri ile yarışan bu iki medeniyetin ömürleri biner yıldır. Bin yılda bir yenilenirler. Ne var ki Batı uygarlıkları beş yüz sene sonrasından takip ederler. Yani önce hukukta inkılap olur, ona dayalı olarak sanayide inkılap olur sonra yeniden hukukta inkılap olur. Bugün Batı uygarlığı tepede Doğu uygarlığı yeniden oluşmaya başlamıştır. İşte bugünkü dünya siyasetinin gidişini buna göre tahmin etmek gerekir. Sermaye tekelinin dünyayı sömürmesi sona erecektir. Artık tekel sermaye dünyaya hakim olamayacaktır. Bunun iki sebebi vardır. Biri Doğuda yeniden hak uygarlığı doğmaya başlamıştır. Diğeri batı uygarlığında halk artık uyanmaya başlamıştır. Tekel sermaye sömüremeyecektir. Rusya’da Gorbaçov, ABD’de Obama budur.

Yeni uygarlık iki uygarlığın senteziyle doğar. Bir ulus iki üç asır hazırlık yapar ve sonunda bin yılın başında yeni uygarlığı ortaya koyar. Bu günde bu hazırlığı Türkiye Cumhuriyeti yapmıştır. Adil Düzeni ortaya koymuştur. Çok kısa zamanda dünyada Adil Düzen  yaygınlaşacaktır. İşte Türkiye’nin buradaki rolü de budur.

Demek ki bizim modelimizde ileride neler olacağı son derece açıktır.

1- Dünyaya yerinden yönetim gelecektir. İnsanlık bucak sistemi ile yönetilecektir. Kanunların yerini içtihat ve icmalar alacaktır. Ekseriyet demokrasisi terk edilecek  yerine hicret demokrasisi gelecek. İstediği bucakta yaşama özgürlüğüne ulaşılacaktır. Ulus devletler olacaktır. Avrupa Birliği benzer kuruluşlar sadece ekonomik dayanışma şeklinde ortaya çıkacaktır.

2- İnsanlık dindarlaşacaktır. Bu gün ki  büyük dinlerin hepsi İbrahim’i tek tanrılı dinlerdir. Bunlar  reform yapacaklardır. Bir dinler arası diyalog ortaya çıkacak ve hepsi İbrahim’i dinin çevresinde birleşeceklerdir. Birbirlerinin kitaplarını tasdik edeceklerdir. Müspet ilimlerden de yararlanarak dinlere sonradan karışmış hurafeler ayıklanacaktır. Dinler arsı barış olacaktır.

Kitapların doğru anlaşılması için birbirlerinden yararlanacaklardır. Ayrıca hepsi müspet ilmi temel dayanak kabul edilecektir. Laiklik dinsizlikten çıkarılacak aksine zorlamdan inandırılarak dindarlaştırma siyasetine gidilecektir.

 

3- İnsanlar küçük, orta, büyük ve süper işletmeler olarak  ekonomik kuruluşlara ulaşacak. Ekonomiyi ne devlet ne de sermaye yönetecektir. Parayı ne devlet ne de özel firmalar basacaktır. Parayı Kooperatifler çıkaracaktır. İstanbul’da bir kuyumcular kooperatifi kurulacak, altın parayı çıkaracaktır. Her ülke toprak parasını çıkaracaktır. Her il demir parasını çıkaracaktır. Her bucak buğday parasını çıkaracaktır. Parayı merkez bankalarının kontrolünde halk çıkaracaktır. Halk ambara götürüp mal koyacak. Belge alacaklardır. Belgeyi bankaya götürüp verecektir. Onun yerine banka para verecektir. Para senet karşılığı senet de mal karşılığı çıkarılacak böylece karşılıksız para olmayacaktır. Faiz yerine kredileşme sistemi gelecektir.

4- Yeryüzü insanlığındır. Çalışmayanların da orada payları vardır. Üretim yapanlar yapmayanlara kira paylarını vermelidirler. İşte verginin temel dayanağı budur. Alınan vergilerden çalışmayanlara kar payları verilir. Kamu ve genel hizmet verenlere de buradan pay verilir. Böylece aidatsız genel sigorta tesis edilmiş olur.

Gelecek bu varsayımlar üzerinde oturmaktadır. Dünya bloksuzlaşacak, ulusal devletler güçlenecek, merkez taşralara karışmayacak, dünyada gümrükler ve vizeler kalkacak. Tekel sermaye tekelliğini kaybedecek.

 

 

Süleyman Karagülle


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
04.08.2011
10:44

Bahçesinde tarım yapılan evler 80 bin lira

Proje Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde hayata geçirilecek. Okunma: 1163Yorum Sayısı: 0 04.08.2011 07:17 Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde, iki girişimci tarafından hazırlanan proje ile 75 dönümlük arazinin her bir dönümüne bahçesinde organik tarım yapılacak tek katlı kerpiç evler inşa edilecek. Evler yaklaşık 80 bin liradan satışa çıkarılacak. / Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından emekli olan Şahin Tanlı ve Muhittin Değer tarafından hayata geçirilen proje kapsamında, 75 dönüm arazinin her bir dönümüne bahçesinde organik tarım yapılacak kerpiç evler yapılacak. Tanlı, "Buraya 75 ekolojik ev yapmayı planladık. Bunun içerisinde organik seralarımız, doğal hayvancılığımız, göletimiz bulunmaktadır. Buradaki üyelerimizin sağlıklı bir şekilde yaşayabilmeleri için bahçelerinde organik ürünler üretebileceklerdir'' dedi. Proje kapsamındaki evlerin duvarlarının kerpiçle örüldüğünü, ince çelik ve ahşaptan oluşan kolon ve kirişlerin kullanıldığını ifade eden Tanlı, burada kaynak suyundan oluşturulan gölette de tatlı su balıklarının yetiştirileceğini aktardı. Tanlı, her bir dönüm üzerine inşa edilecek yaklaşık 80 bin liradan satışa sunulacağını duyurdu.

Kerpiçin ömrü daha uzun

Proje ortaklarından Muhittin Değer de kerpiç evlerin yaz sıcaklarında serin, kış mevsiminde sıcak olduğuna dikkati çekerek, ''Kerpiç evlerin ömrü daha uzun oluyor. Kerpiç dökme makinesiyle kerpiçleri üretiyoruz. Ev bölümünün kapı ve pencereleri nostalji ahşaptan, direkler ise üzeri ahşapla kaplı çelik metal olup, isteğe göre de tamamen ahşap olabilecek. Doğaya ve doğal ortama özlem duyan tüm vatandaşlarımız bu projemizden yararlanabilir'' diye konuştu. Değer, bir dönüm üzerine kurulacak olan kerpiç evlerin bahçelerinde hayvan yetiştirmek için ahır gibi ortak kullanım alanlarının da yer alacağını söyledi. BUGÜN gazetesi

Reşat Nuri Erol
04.08.2011
12:24

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ-624/ADİL DÜZEN DERSLERİ-454 13 Ağustos 2011

O R D U !

ORDUSUNU YENMİŞ ZAVALLI KAHRAMAN!

Ç Ö Z Ü M NEDİR?

Türkler asker bir millettir. Askerlik savaşçılık demek değildir. Askerlik demek devlet kurmak demektir. İskitler, Hunlar Göktürkler, Karahanlılar devlet kurmuşlar, güçlü devletler oluşturmuşlardır. Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar güçlü devlet olmuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk ordusu kurmuştur. İnkılâpları Türk ordusu yapmıştır. Demokrasiyi Türk ordusu getirmiştir. Türkiye bugünkü demokrasiye ulaşmışsa, ordusunu ezebiliyorsa, düşmanlara karşı zayıf duruma getirebiliyorsa, bunu Kenan Evren’in yaptığı anayasa sayesinde yapmıştır. Cumhuriyeti siviller mi kurdu? 61 anayasasını siviller mi getirdi? 82 anayasasını siviller mi yaptı? O askeri anayasalar sayesinde Türkiye 90 yıl yaşamışsa, o anayasa sayesinde şimdi AK Parti caka satabiliyorsa; Türk milletinin Türk ordusuna sadece minnet borcu vardır. AK Parti bugün iktidarda ise Türk ordusunun demokrasiye olan saygısındandır. Eğer AK Parti kapanmamışsa, bu da Türk ordusunun onu korumasındadır. Ama AK Parti Türk ordusunu yıpratmak ve zayıf düşürmek için elinden ne gelmişse yapmıştır.

Ordusunu yenmiş zavallı kahraman!

***

Ordusuz devlet olur mu?

Türkiye gibi tüm dünyanın gözünü koyduğu ülke ordusuz yaşar mı? Orduda zafiyet varsa bunu teşhir etmenin manâsı var mıdır? Türk ordusunu halkına düşman etmek İstiklâl Savaşı’ndan beri düşman faaliyetidir. 1- Türk devletine inkılâplar yaptırıldı, dinsizlik yaptırıldı ki, ordu ile halk savaşa girsin. Ama Mustafa Kemal, Mareşal Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü sayesinde ordu siyasetten uzak tutuldu. Halk da yapılanlara karşı sabretti. Mustafa Kemal’den sonra Kazım Karabekir’in katıldığı aynı kadro demokrasiyi getirdi ama ordu yıpratıldı. 2- 1960’da tamamen dışarıda planlanan senaryo ile ordu müdahale etmek zorunda kaldı. Ordu müdahalenin ardından çok partili anayasayı getirdi. 3- 1971’de ordu müdahale etti ama Türkiye’ye fiilen demokrasiyi getirdi, çok partili demokrasi oluştu. Hükümetleri CIA atamadı, Türk milleti seçti. 4- 1980’de Kenan Evren müdahale etti ama askeri darbeleri ortadan kaldırdı. Bugün caka satan parti onun sayesinde caka satıyor. Akılsız parti basının pohpohlamasından hoşlanıyor. Partiler kapanırken, AKP kapatılmak istenirken o medya neredeydi? O zamanlar tüm basın heyecanla kapanmasını bekliyordu, şimdi onu ateşe atıyor! 5- Askerlerin sivil mahkemelerde muhakemesi bir rezalettir. Ceza davalı hukuk davaları orada görülemez, askeri suçlar sivil mahkemelerde görülemez. Orgeneralleri hapse atmak, orduyu perişan etmektir, askerin moralini sıfıra indirmektir. Bir memur olan savcının yüz binlere komuta eden bir komutanı sorguya çekmesi demek, erden generale kadar herkesin askerliğe karşı moralini çökertir. Halk kendisini yalnız hisseder. Tarihte Türk ordusunun bu kadar kötü şekilde yıpratıldığı olmamıştır. *** Genelkurmay Başkanı ne yapacağını şaşırmış bir şekilde bir sene krizler arasında yaşamıştır. Komutanlar da yıllarını zor doldurmuşlardır. Sağır siyasilere seslerini duyuramadılar. Müdahale edecek durum ortadan kalkmıştır. İç ve dış oluşlar müdahaleyi imkansız hâle getirmiştir. Sermaye eskiden askerleri desteklerdi. Baktı ki askerler dediklerini yapmıyor, şimdi başka metotlara baş vuruyor, orduları yok etmeye çalışıyor. İçte de Evren’in anayasası sayesinde askeri müdahale imkansız hâle gelmiştir. Evet, şimdiye kadar devlet yıkılmaya doğru gidince asker koşuyor, elinden tutup devleti yeniden ayağa kaldırıyordu. Şimdi o ordu da tutunamaz hâle getirilmiştir. Komutanlar ancak istifa ederek bu tehlikeyi haber vermişlerdir. Ordu hepten sarsılmasın diye Jandarma Genel Komutanını bırakmışlardır. Şimdi Askeri Şura toplanıyor... Gelen komutan komutanlığı kabul etmiştir ama şartlar koymuştur. Ben orduma güveniyorum. Bu krizin atlanması için gerekli kararları alacaklardır. Ne var ki sorunlar bitmiyor. Ordu çöküyor. Savaş kabiliyetini kaybediyor. Yurt içi saygınlığını kaybediyor, yırt dışı etkinliğini bitiriyor... Bugün bize saldıracak komşu devlet yok ama bu böyle giderse, AK Parti iktidarda iken PKK karşısında cephe yenilmeleri başlar, Doğu’da Kürt devleti kurulur, o devlet Türk ordusunu yener. Yeni bir Mehmet Ali Paşa ortaya çıkar. Pusuda bekleyen Ermeniler ve diğerleri saldırıya geçer, Sevr’i bile arayacak hâle gelebiliriz... ***

Çözüm nedir?

1- Önce genel af ilan ederek bu çıkmaz yargılama süreci sona erdirilmelidir. 2- Askerlerin sivil mahkemelerde muhakeme sistemi hemen ama hemen değiştirilmelidir. 3- Orgenerallerin milletvekilleri gibi dokunulmazlıkları olacaktır. Adil yargılama sistemi kurulacaktır. Askerlerden sadece orgeneraller yüce divanda yargılanmalı, diğerleri her türlü suçtan askeri mahkemelerde yargılanmalıdır. 4- Yeni anayasa askerlerle mutabakat yapılarak yapılacaktır. R. Tayyip Erdoğan mutabakat için PKK başı ile anlaşmaya çalışıyor da, Türkiye’nin siyasi partilerinin yanında en büyük kurumu olan orduyu düşünmüyor! Ordusuz iş yapacakmış! *** Ben yazıyorum, kimse okumuyor, ilgilenmiyor!!! Bu yaşta bundan fazlasını yapamam; yapabildiğim bu kadar! Her okuyucum bu mektubu elinden gelen herkese ulaştırıp okutmalıdır. Yoksa bu devlet yıkıldığı zaman düşen kaya parçaları en başta sizin başınıza düşer.

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

Reşat Nuri Erol
04.08.2011
17:15

Küresek fırtına kar topluyor...

'Tahayyül bile edemeyeceğimiz gelişmeler...'

Küreselleşme, çeyrek asır önce "Her zaman, her yerde, her şeye ulaşma" diye başladı. Global köy ifadesiyle tanımını yarattı. Aynılaşma süreciyle, kaybedenler de küreselleşmenin karşıtı yerelleşmeyi keşfetti. Sermaye, emek ve meta mobilize ise, "Bu kadar güçlü küreselleşme hamlesi karşısında ulus devletin işlevi kalmadı," denildi. İşte, "Ulus devlet yıkılır!" tezi de bu noktada ortaya atıldı. Tartışmanın üzerinden 10 yıl geçti. İlk uyarı, düşünür Francis Fukuyama ve Rant Corporation'dan geldi: "Artan tehditler karşısında kendi ulusumuzu güçlendirmeliyiz. Güçlendirme sürecini Dünya Bankası ve IMF ile birlikte yürütmeliyiz. Bu 'zayıf devletin' kamu harcamalarını, temel bürokratik hizmetlerin üretilmesi bakımından yapılandırmalıyız!" *** İşte küreselleşme ekonomide unutulmuş bir bakış açısını yeniden gündeme taşıyor. Görünen o ki, küreselleşme yoluyla üretim ve tasarruf yükümlülüklerini, küresel üretim ve tasarruf yetenekleriyle ikame etme dönemi kapanıyor. Yani, "Benim için üret, benim için tasarruf et, ben borçlanırım" dönemi yürümüyor. Toplum, siyasetten bağımsız bir ölçek. Her şey bu ölçekte cereyan ediyor. Eğer bir ülke kendi ölçeğinde üretim ve tasarruf yapamıyorsa, söylenecek fazla söz kalmıyor. Bundan böyle ne ABD, ne Türkiye, ne de başka bir ülke, üretim ve tasarruf yeteneklerini bir başka ülkeye havale edemeyecek. Kriz, iktisat tarihçisi Prof. Dr. Mehmet Genç'in dediği gibi 'havale etme' dönemini zorlaştırıyor. *** ABD'nin hali ortada. Borçlanma tavanı arttı ama 'kriz çözüldü' diye kimse sevinemiyor. ABD Hazinesi, 15 gün içinde 332 milyar dolar borç ödeyecek, kasada 73 milyar dolar var. Dünyanın banknot matbaası sayılan FED, eskisi gibi kolay para da basamayacak. ABD argosuyla şimdi "It's pay time!" yani, ödeme zamanı! Buna, "hesaplaşma da" denebilir. Zaten Rusya Başbakanı Putin, vakit kaybetmedi, "ABD ekonomisi asalak" dedi. Arap dünyası sessiz. Fakat borçlanıp tüketen ABD ile üreten ve tasarruf eden Çin'in nasıl hesaplaşacağı belli değil, küresel fırtına kar topluyor. *** 2009'a kadar ABD'nin krizi, emlak piyasasındaki tıkanmaydı. Bugünkü durum, ayrımsız tüm harcamaları ve ödemeleri kapsıyor. Altyapı, enerji, savunma, girdi-tedarik, emtia-metal, üretime dair tüm harcamalar ve kamu harcamalarının hepsi problemli. Bu ne demek? Dünyanın en büyük ekonomisi bütün olarak hastalıklı!.. Yeniden yapılandırılmayı bekliyor!.. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, işin farkında, durumu şöyle ifade ediyor: "Tahayyül bile edemeyeceğimiz gelişmeler..." Demek ki, "küreselleşme ve ulus devlet" yolculuğunu çok tartışacağız.

Meliha Okur

/ Sabah

Reşat Nuri Erol
04.08.2011
17:20

'Savaş ihtiyacı kaçınılmaz oldu'

ABD eski hazine müsteşarı, 'ekonomik kıyamet' tehlikesinden bahsederken, çarpıcı bir uyarıda bulundu: Geçmişte her zaman savaşa yol açan büyük oyun yeniden sahneleniyor.

'ABD ekonomisi işin içinden çıkılması zor eş zamanlı üç kriz yaşadı. Ekonomik göstergeler ölçme sisteminden dolayı gerçekleri yansıtmıyor, işsizlik oranı ve enflasyon sanıldığından çok daha yüksek. Teşvik paketlerinin dışında bankalara ABD gayri safhi milli hasılasından daha büyük miktarda kaynak aktarıldı. Devletin borçları artarken krizden çıkmakta başarısız kalındı. ABD şu an Çin ve Rusya ile Ortadoğu'da enerji kaynakları üzerinde hakimiyet mücadelesi veriyor ve onları etkisizleştirmeye çalışıyor. Onlarla karşı karşıya gelmemek için de Arap protestolarını bir paravan olarak kullanıyor.' "2011 yıl süresince ekonomik iyileşme umutları ortadan kalkınca, savaş ihtiyacı daha kaçınılmaz hale geldi" diyen Wall Street Journal'da editörlük, ABD hazine bakanlığında müsteşarlık yapmış olan Paul Craig Roberts' Counterpunch'ta yer alan "Kıyamet'e giden yol" adlı makalesinde bu tespitlerini bir bir açarak sıralıyor ve ABD ekonomisi ve Ortadoğu'da yaşananlarla ilgili çarpıcı açıklamalarda ve iddialarda bulunuyor. Habertürk Makaleden ilgili kısım: ABD ÇİN'İN BAĞIMSIZ ENERJİ KAYNAKLARINA SAHİP OLMASINI ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR Washington'ın saldırganlığındaki pervasızlık, ABD'nin en büyük dış borç vereni olarak ABD üzerinde finansal güce sahip Çin ile Rusya gibi iki nükleer güce karşı karşıya gelmeye başlayarak, arttı. Çin'in Angola ve Nijerya'daki petrol yatırımları diğer hedeflerdi. Çin'in Afrika'daki ekonomik penetrasyonuna karşı koymak için, 21. yüzyılın ilk on yılının son yıllarında Amerikan Afrika Komutanlığını kurdu. Çin'in yükselişi ile huzursuzlanan ABD Çin'in bağımsız enerji kaynaklarına sahip olmasını engellemeyi kendine iş edindi. Geçmişte her zaman savaşa yol açan büyük oyun yeniden sahneleniyor. Eylül 11 2001'de Washington, süresi 1991'de dolan Sovyet tehditinin yerine geçecek yen bir "tehdit" oluşturdu.Sovyet tehditinin yok olmasına karşın askeri/ güvenlik bütçesi on yıl canlı tutuldu. 11 Eylül 2001 askeri/güvenlik bütçesinde hızlı bir artış yarattı. On yılın ardından bu bütçe yıllık yaklaşık 1.1 trilyon dolar civarında. Devlet açığının yaklaşık yüzde 70'ine tekabül eden bu rakam doları felçe uğratıyor ve ABD hazinesi kredi notunu tehdit ediyordu. Ortadoğu savaşına odaklanan Washington ABD ekonomisi için yapılan savaşı kaybediyordu. 2011 yıl süresince ekonomik iyileşme umutları ortadan kalkınca, savaş ihtiyacı daha gerekli, kaçınılmaz oldu.

Reşat Nuri Erol
04.08.2011
17:24

Süper gücün sonu...

Savaş zamanlarında ABD Kongre’sinden istediği bütçeyi çıkarmakta zorluk çekmeyen Pentagon, yeni kabul edilen bütçe planı nedeniyle alarma geçti. Savunma analistleri, yapılacak kesintilerin gelecekte ABD’yi “dünyanın süper gücü konumundan düşüreceğini” öne sürdü.

Geçmişte Predator insansız hava araçları veya Virginia sınıfı denizaltılar gibi çeşitli silahların projeleri için bütçe sıkıntısı çekmeyen Pentagon’u, önümüzdeki yıllarda büyük kesintiler bekliyor. Pentagon zamanında ordu yetkililerinin gereksiz olarak belirttiği mayına ve pusuya karşı dayanıklı MRAP zırhlı araçları için bile istemedikleri halde para almıştı. Pentagon’a sunulan imtiyazlar, kurumun 2001 yılında 307 milyar dolan bütçesini 10 yılda yüzde 72 artırarak 2011’de 529 milyar dolara çıkardı. Ancak ABD Kongre’sinin kabul ettiği yeni bütçe planı, Pentagon’un önümüzdeki 10 yıl içinde 350-800 milyar dolar kesinti yapmasını öngörecek. Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi’nden Travis Sharp, “Bu Pentagon’un en kötü kabusu” yorumunu yaparken, savunma analisti Mackenzie Eaglen, “Bu Pentagon için tam bir kaos” ifadesini kullandı. Pentagon’da yetkililer, şimdiden gelecekte karşılarına çıkabilecek senaryolara hazırlık yapıyor. Öte yandan, savunma sanayi lobicileri en iyi projelerini nasıl koruyabilecekleri derdinde. Bütçe analisti Sharp, “ileride yapılacak kesintiler beklendiği kadar yüksek olmasa bile 300 milyar dolarlık F-35 Müşterek Taarruz Uçağı programını rafa kaldırabilir” ifadesini kullandı. Sharp, “Pentagon yetkililerinin 200 milyar dolarlık bir miktarı kenara ayırarak, nükleer silah cephaneliğini modernize etmeyi tercih edebileceklerini” sözlerine ekledi. NE KADAR KISITLAMA YAPILACAK Washington’da yapılan anlaşma gereği, Kongre yıl sonuna kadar bütçe açığında 1.5 trilyon dolarlık boşluğu kapamak için hangi kurumlarda kesintiye gideceğine karar verecek. Salı günü ABD Başkanı Barack Obama 900 milyar dolarlık tasarrufa gidilmesini attığı imzayla onayladı. Kongre’nin atayacağı komite, tasarrufa gidilmesi için Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve ulusal güvenliği ilgilendiren diğer kurumlarda yapılacak kaynak kesintisine karar verecek. Komitenin yapacağı kesintiler kapsamında, Pentagon’un 500 milyar dolarlık bir tasarrufa gitmesi gerekebilir. ABD SÜPER GÜÇ ROLÜNÜ BIRAKIYOR El Kaide’nin neredeyse etkisiz hale geldiğini düşünen ve Afganistan’dan askerleri çekmeye başlayan Washington, kendini bütçe kesintisine hazırlamıştı. Analistler, kısa dönemde bütçe kesintilerinin ılımlı olacağını ancak önümüzdeki 10 yıllık süreçte can sıkıcı bir hal alabileceğini belirtti. Öte yandan, Washington’daki askeri analistler savunma bütçesinde kesintiye gidilmesinin askerlerin aileleri için olumsuz etkiler doğurabileceğini ifade etti. American Enterprise Institute adlı düşünce kuruluşundan Thomas Donnelly, “ABD’nin savunma bütçesini eritmesinin, dünyanın süper gücü olmaktan vazgeçmesi anlamına geldiğini” ifade etti. Donnelly, “Dünyayı Çinlilerle veya nükleer silahlara sahip İran’la paylaşmak mı istiyorsunuz? ABD’nin dünyayı yönetmesinden daha kötü bit şey varsa, o da dünyayı ABD’den başka bir ülkenin yönetmesi” dedi. Birçok Pentagon yetkilisi ve savunma analisti için, savunma bütçesinin kesilmesi Washington’da yaşanan bütçe krizinden çok daha karanlık bir senaryo doğuracak. Daily Beast (Hürriyet)

Reşat Nuri Erol
04.08.2011
17:28

Doğumgünü hediyesi, "MÜSLÜMAN BELGESİ"

Okul belgelerinde Barry Soetoro olarak kayıt olan ABD Başkanı Barack Obama’nın din hanesinde İslam yazılı olduğu ortayta çıktı. Belge, Obama’nın önümüzdeki günlerde Endonezya’ya yapacağı ziyaret öncesi ortaya çıkarıldı.

Sabah gazetesinin intenet sitesi, ABD Başkanı Barack Obama'nın ilkokul kayıtlarına dair ilginç bir belge yayınladı. Jerome Corsi adlı yazar, bu iddiayı ilk kez 2007 yılında yayınladığı "Obama Nation" adlı kitabında ortaya atmıştı. Lolo Soetoro müslüman bir Endonezyalıydı. Obama’nın üveybabasıydı. Annesi hristiyan olmasına rağmen Obama, üvey babası tarafından Endonezya’nın başkenti Jakarta’daki bir müslüman okula kaydoldu. 8 yaşında okula giriş yapan 1961 doğumlu Barack Obama, üvey babasının soyadı olan ‘Soetoro’ ismini aldı. Barack adı ise kısaltılarak ‘Barry’ olarak değiştirildi. Yani Obama’nın 8 yaşındaki kimliğinde adı ve soyadı ‘Barry Soetoro’ olarak kayıt altına girdi. --------------------------------------------------------------------------------

Okul belgelerinde Barry Soetoro olarak kayıt olan Obama’nın din hanesine ise İslam yazıldı. Belge, Obama’nın önümüzdeki günlerde Endonezya’ya yapacağı ziyaret öncesi ortaya çıkarıldı. ABD'de Demokrat Partinin başkan adaylığını kazanarak tarih yazan Barack Hussein Obama, Kenya asıllı Müslüman bir babayla beyaz bir Amerikalı annenin oğlu olarak 4 Ağustos 1961 tarihinde dünyaya geldi.

Reşat Nuri Erol
04.08.2011
17:35

İsrail sadece "Yahudi devleti" olacak

İsrail’de iktidardaki ve muhalefetteki bir grup milletvekili meclise İsrail’in “Yahudi ve demokratik devlet” şeklindeki tanımını sona erdirecek bir anayasa değişikliği teklifi getirdi. Kadima, İşçi Partisi ve Likud’dan 40 milletvekilinin destek verdiği teklif doğrultusunda Arapça da İsrail’in resmi dilleri arasından çıkarılacak. Haaretz gazetesinin haberinde, Kadima milletvekili Avi Dichter, Likud milletvekili Zeev Elkin ve İsrail Evimiz Partisi milletvekili David Rotem’in gündeme getirdiği ve 28 Kadima milletvekilinden 20’sinin destek verdiği teklifin meclisin kış döneminde kabul edilmesinin beklendiği belirtildi. Elkin “Değişikliğin amacı, mahkemelere, devletin Yahudi karakteriyle, demokratik karakteri arasında bir çatışma yaşanması durumunda Yahudi ulus devlet fikri doğrultusunda karar verme şansı tanımak” dedi. Değişiklik kapsamında ayrıca İbranicenin İsrail’in tek resmi dili olarak kabul edilmesi de öngörülüyor. Halihazırdaki yasalar kapsamında Arapça ve İngilizce de İsrail’de resmi dil olarak kabul görüyor. Teklifte Arapçaya “özel bir konum” verilerek, Arapça konuşanların “hukukta öngörüldüğü şekilde, devlet hizmetlerine dilsel erişim hakkına sahip olacağı” ifade edildi.

"YAHUDİ HUKUKU İLHAM KAYNAĞI OLSUN"

Değişiklik teklifinin bir başka maddesinde ise Yahudi hukukunun yasama ve yargı için bir ilham kaynağı olması gerektiği ifade edildi. Belgede ayrıca İsrail devletine “İsrail ve diğer Yahudi yerleşimlerinin sürgünlerini bir araya getirmesi ve kaynakları bu yönde harcaması” çağrısı yapılıyor. İsrail’deki diğer etnik gruplar için ise teklif metninde, “Devlet bir inanç ya da ulusa mensup kişilerden oluşan bir cemaati ayrı bir cemaat olarak belirleme hakkına sahiptir” deniliyor. Eklin değişikliğin içeriğinin İsrail’in uluslararası kamuoyundaki imajına yapacağı etkinin kendisini kaygılandırmadığını belirterek, “Birleşmiş Milletler’in Siyonizm’i ırkçılıkla eş tuttuğu bir dünyada yaşıyor olsaydık, bir sorun olabilirdi ancak bugün dünya bunu kabul etmeye hazır” dedi. Ajanslar

Reşat Nuri Erol
04.08.2011
17:41

Hükümetin atacağı kritik adımlar...

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, hükümetin, bundan sonra atacağı adımları açıkladı...

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, askeri yargının kalkacağını Genelkurmay Başkanlığı'nı ise Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmak istediklerini söyledi. Yüksek Askeri Şura'da (YAŞ) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşbaşkanı olmayacağını söyleyen Bozdağ, komutanların istifasından ise halkın memnun olduğunu söyledi. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Gazeteci Ömer Şahin'in Kanal A daki "Görüş Farkı" programına katılarak gündeme dair açıklamalarda bulundu.

"GENELKURMAY'I MSB'YE BAĞLAMAK İSTİYORUZ"

Hükümet'in, bundan sonra atacağı adımların sinyalini veren Bozdağ, Genelkurmay'ı Milli Savunma Bakanlığı'na bağlamak istediklerini söyledi. "Genelkurmay, ne Başbakan'a ne de 'Başkomutanı' olan Cumhurbaşkanı'na bağlı değil. Sadece Başbakan'a karşı sorumlu. Bağlılığın olmadığı yerde sorumluluk ne kadar olur?" diyen Bozdağ, şöyle devam etti: "Bu, demokrasi açısından bir ayıptır. Bu ayıbın uzlaşma zemininde düzeltilmesi,demokratik devletlerde olması gereken yer neyse onu temin etmek hepimizin görevidir." Bu konununAnayasa değişikliğigörüşmelerinde gündeme geleceğini söyleyen Bekir Bozdağ, uzlaşma sağlanması durumunda gerekli adımların atılacağını da ekledi. Başbakan Yardımcısı Bozdağ, askeri yargının varlığını da tartışmaya açtı. Askeri yargı-sivil yargı ayrımının demokratik olmadığını savunan Bozdağ, "Devlet bir tane ise yargı da bir tanedir. İki tane yargı olmaz. Yargının tekliği, devletin de tekliğini gösterir."görüşünü savundu. Toplum kesimlerinde bu konuda uzlaşma olduğunu öne süren Bozdağ, siyasetçilerin de 12 Haziran'da çıkan tabloyu dikkate alarak, bu konuda çalışma yapması gerektiğini söyledi. Bozdağ, Meclis'te uzlaşma sağlanması durumunda askeri yargının kaldırılması ve yargı birliğinin sağlanmasından yana olduklarını da kaydetti.

"GENÇ SUBAYLAR RAHATSIZ DEĞİL, MİLLET İSTİFALARDAN MEMMUN"

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve kuvvet komutanlarının istifalarını da değerlendiren Bekir Bozdağ, kamuoyunda sadece yüzde 10'luk kesimin bu duruma tepki gösterdiğine işaret etti. Bozdağ, "Bu tavrı millet doğru karşılamadı. Komutanların emeklilik talebi sonrası kamuoyunda memmuniyet çıktı." dedi. Geçmiş yıllarda "genç subaylar rahatsız" manşetleri atıldığına dikkat çeken Bozdağ, bugün itibarıyle Silahlı Kuvvetler'de bir sorun olmadığını söylerken, "TSK'da huzursuzluk olduğunu düşünmüyorum. Olsaydı kamuoyuna yansır, yansıtılır, emareleri ortaya çıkardı." diye konuştu.

"YAŞ'TA BAŞBAKAN'IN EŞBAŞKANI OLAMAZ"

Başbakan Yardımcısı Bozdağ, YAŞ toplantısında Başbakan Erdoğan'ın masanın başında tek başına oturmasının geçici değil, kalıcı bir görüntü olacağını söyledi. Başbakan ile Genelkurmay Başkanı'nın yan yana oturmasının kanun ve teamül değil, fiili durum olduğunu öne süren Bozdağ,"O görüntü doğru değildi. Başbakan'ın ortağı,eşbaşkanı yoktur. Çünkü YAŞ'ın başkanı Başbakandır." dedi. Bozdağ, 30 Ağustos törenlerinde TBMM Başkanı ve Başbakanların ev sahibi olan Genelkurmay Başkanları'nı beklemesi ve sıraya girmesi uygulamasının da kalktığını söyledi. Bu konuda daha önceden yapılan bir düzenleme olduğunu söyleyen Bozdağ, ilk uygulamanın önümüzdeki 30 Ağustos'ta olacağını kaydetti.

"GENERAL SAYISI FAZLA"

Bozdağ, tutuklu subayların Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terörle mücadelesinde bir zaafiyete yol açmayacağını savundu. Başka ülkelerle karşılaştırıldığında TSK'da general, subay fazlalığı olduğunu söyleyen Bozdağ, "Terörle mücadele dahil pek çok alanda sevk ve idareyi yapacak olgunlukta subay, general, astsubayımız vardır. Görevlerinin de başındadırlar. Boşluk da yoktur." dedi. Bozdağ, cezaevinde tutuklu olan subaylardan hiç birisinin görevleriyle ilgili suç iddialarından dolayı içerde olmadıklarına da dikkat çekti. Herkesin yargı sürecine saygılı olmasını da isteyen Bozdağ, "Bir kişinin yanlışı o kurumu lekelemez. Gerçeklerin ortaya çıkması TSK'yı da zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Bakışları olumlu değiştirir." şeklinde konuştu. "27 NİSAN MUHTIRASI, YIRTIP ÇÖPE ATTIĞIMIZ KAĞIT PARÇASIDIR" 27 Nisan e-muhtırasının Genelkurmay Başkanlığı'nıninternetsitesinden halen kaldırılmamış olmasını da değerlendiren Başbakan Yardımcısı Bozdağ, şunları söyledi: "27 Nisan e-muhtırası hükümet tarafından yırtılmış, layık olduğu yere, çöpe atılmış bir belgedir. Kıymet-i harbiyesi de yoktur. Orada durmasının, kaldırılmasının bir anlamı yoktur. O bir utanç belgesi olarak nerede durursa dursun, herkes nezdinde çöpteki bir kağıt parçasıdır." cihan

Reşat Nuri Erol
04.08.2011
17:43

Genelkurmay'dan başörtüsü açılımı...

12 Eylül referandumuyla özlük haklarına kavuşan YAŞ mağdurunun başörtülü eşi için Genelkurmay kimlik talebini reddetti, itiraz üzerine kimliği verdi İçişleri Bakanlığı'ndan 12 Eylül referandumuyla özlük haklarına kavuşan YAŞ mağdurlarına 'yeşil pasaport' müjdesi geldi. Ankara'da iki askerin emniyet müdürlüğüne başvurusunu değerlendiren bakanlık, yeşil pasaporta vize verdi. İhraç edilen askerlere daha önce de emekli kimlik kartı alma, TSK mensuplarına tanınan sosyal haklardan yararlanma ve ruhsatlı silah taşıma hakkı tanınmıştı. Türk Silahlı Kuvvetle-ri'nden (TSK) Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararı ile ilişiği kesilen askerler, yeşil pasaportlarına kavuştu. 1996'da hakkında düzenlenen sahte raporla ordudan atılan Yüzbaşı Mehmet İnkaya, 15 yıl aradan sonra yeşil pasaportunu aldı. Yüzbaşının eşi Şerife İnkaya da başörtülü TSK kimlik kartına sahip olmanın sevincini yaşıyor. 28 Şubat döneminde ordudan ihraç edilirken Milli Güvenlik Kurulu'nun Emniyet Genel Müdürlüğü'ne gönderdiği genelgeyle yeşil pasaport hakları ellerinden alınan YAŞ mağdurlarına bu hakları da geri verildi. Halen yüzlerce YAŞ mağdurunun işlemleri Milli Savunma Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı işbirliğinde yürütülüyor. İşlemleri tamamlanıp emekli olan mağdurlar, yeşil pasaport almak için emniyetin yolunu tuttu. TSK'daki görevine 1979'da başlayan Mehmet İnkaya'nın (53) da yüzbaşı rütbesindeyken 1996 yılında ordu ile ilişiği kesildi. İhraç sonrası büyük sıkıntılar yaşayan İnkaya, 12 Eylül Anayasa referandumu sonrası hükümet tarafından düzenlenen yasayla kendi muadili olan kıdemli albay rütbesinden emekli oldu. Orduevine girebilmek için aile efradının kimlik bilgilerini bakanlığa ulaştıran İnkaya, yıllardır özlemini duyduğu yeşil pasaport için de emniyete başvurdu. Yeşil pasaportunu alan emekli asker, "Bu bir insanlık ayıbıydı. Şükürler olsun Türkiye normalleşiyor. Vatana, millete hizmet için TSK'ya girmiştim, onlarca teşekkür ve takdir belgesi aldım. Ancak hakkımda düzenlenen sahte raporla ihraç edildim. Yeşil pasaport hakkımı da elimden almışlardı. Düzenlemeyle diğer yüzlerce YAŞ mağduru arkadaşım gibi yeşil pasaporta başvurdum. Başvurum kabul gördü ve pasaportuma kavuştum." dedi.

GENELKURMAY'DAN BAŞÖRTÜSU AÇILIMI

Pasaportun ardından kendisi ve ailesine askeri kimlik kartı çıkarmak için Genelkurmay'a başvuran Mehmet İnkaya'ya, "Eşinizin fotoğrafı başörtülü olduğu için kimlik verilemeyecek." cevabı geldi. Bunun üzerine ilgili askerlik şubesine dilekçe veren emekli asker, Bilgi Edinme Yasası dahilinde uygulamanın gerekçesini sordu. Birkaç gün sonra ise telefonla aranılan İnkaya'ya, "Eşinizin kimlik kartını alabilirsiniz." denildi. Eşine başörtülü kimlik kartı çıkarıldığını belirten İnkaya, bunun temel hak ve özgürlükler açısından önemli bir gelişme olduğunu söyledi.

BAKANLIKTAN 'ZORLUK ÇIKARMAYIN' TALİMATI

Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne yeşil pasaport başvurusu yapan Piyade Teğmen Nedim Yalçın ile Üsteğmen Ebubekir Türk'ün talebini değerlendiren İçişleri Bakanlığı, konuyla ilgili bir genelge yayımladı. Ordudan ihraç edilen subay ve astsubayların yeşil pasaport alabileceklerinin duyurulduğu genelgede askerlerin, ilişiklerinin kesildiği tarihten kanuni düzenlemenin yapıldığı güne kadar geçen sürenin emeklilikten sayılacağına dikkat çekildi. Talep karşısında gereğinin yapılarak herhangi bir aksaklığa meydan verilmemesinin istendiği genelgede şöyle denildi: "Milli Savunma Bakanlığı tarafından başvuruları kabul edilenler, bağlı bulundukları kurumlarından birinci, ikinci veya üçüncü dereceli kadroda olduklarını gösterir belge ile müracaat etmeleri halinde hususi pasaportları verilecektir." Zaman

Reşat Nuri Erol
04.08.2011
17:54

Merkez'den faize müdahale...

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 6.25'ten yüzde 5.75'e düşürdü. Kurul, gecelik borçlanma faiz oranını ise yüzde 1.50'den yüzde 5'e yükseltti.

***

TUSKON Başkanı Rızanur Meral, dünyada faiz lobilerinin Türkiye'de faizin artmasını isterken ve bu yönde çalışırken, Merkez Bankasının aldığı kararın yerinde ve faydalı olduğunu söyledi.

***

MÜSİAD'TAN AÇIKLAMA

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Merkez Bankasının aldığı kararlarla Türkiye'nin yatırımlarda cazibesinin devam etmesi adına önemli bir hamle yaptığını bildirdi. MÜSİAD tarafından, Merkez Bankası Para Politikası Kurulunun (PPK) faiz kararlarına ilişkin yapılan yazılı açıklamada, şunlar kaydedildi: ''Geçen hafta Merkez Bankası Başkanını ziyaretimizin ardından yaptığımız açıklamada, 'ekonomide gelişen durumlara karşı Merkez Bankasının elinde yeterli cephanesi olduğunu' vurgulamıştık. Bunu da bugün aldığı kararla Merkez Bankası bize teyit olmuş oldu. Özellikle ABD ve AB'deki borç sorununa, ekonomik daralmaya ve bunlara paralel olarak işsizliğe yönelik net çözümler üretilememesi, bazı ülkelerdeki kırılganlıkların devam ettiğini göstermektedir. Bu da 'küresel risk iştahı' diye tanımladığımız yatırımcıların risk almaya yönelik eğiliminin azalması anlamına gelmektedir ki, bunun sonucunda küresel ekonomiyi ve dolayısıyla bizim ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkileme riskini de beraberinde getirmektedir. Merkez Bankası da aldığı kararlarla ülkemizin ileride böyle bir durumun tezahür etmesi riskine karşın Türkiye'nin yatırımlarda cazibesinin devam etmesi adına önemli bir hamle yapmıştır.'' Merkez Bankası Para Piyasası Kurulunun, faiz koridorunun daraltılması kararıyla yatırımcıların Türkiye'ye daha güvenli bir şekilde yatırım yapabilmelerinin önünü açtığı ifade edilen açıklamada, kararla aynı zamanda piyasaları ve bankaları rahatlatacak bir durumun ortaya çıktığı da vurgulandı. Açıklamada, politika faizinin yüzde 6,25'ten yüzde 5,75'e düşürülmesinin de ekonomideki canlılığın devamının sağlanması anlamında önemli bir işaret olduğu belirtildi. Açıklamada, Merkez Bankasının dünyadaki tüm gelişmeleri yakından takip ettiğini ve her türlü senaryoya karşın hazır olduğunu bir kez daha net bir şekilde gösterdiği kaydedildi.

Reşat Nuri Erol
04.08.2011
17:54

Merkez'den faize müdahale...

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 6.25'ten yüzde 5.75'e düşürdü. Kurul, gecelik borçlanma faiz oranını ise yüzde 1.50'den yüzde 5'e yükseltti.

***

TUSKON Başkanı Rızanur Meral, dünyada faiz lobilerinin Türkiye'de faizin artmasını isterken ve bu yönde çalışırken, Merkez Bankasının aldığı kararın yerinde ve faydalı olduğunu söyledi.

***

MÜSİAD'TAN AÇIKLAMA

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Merkez Bankasının aldığı kararlarla Türkiye'nin yatırımlarda cazibesinin devam etmesi adına önemli bir hamle yaptığını bildirdi. MÜSİAD tarafından, Merkez Bankası Para Politikası Kurulunun (PPK) faiz kararlarına ilişkin yapılan yazılı açıklamada, şunlar kaydedildi: ''Geçen hafta Merkez Bankası Başkanını ziyaretimizin ardından yaptığımız açıklamada, 'ekonomide gelişen durumlara karşı Merkez Bankasının elinde yeterli cephanesi olduğunu' vurgulamıştık. Bunu da bugün aldığı kararla Merkez Bankası bize teyit olmuş oldu. Özellikle ABD ve AB'deki borç sorununa, ekonomik daralmaya ve bunlara paralel olarak işsizliğe yönelik net çözümler üretilememesi, bazı ülkelerdeki kırılganlıkların devam ettiğini göstermektedir. Bu da 'küresel risk iştahı' diye tanımladığımız yatırımcıların risk almaya yönelik eğiliminin azalması anlamına gelmektedir ki, bunun sonucunda küresel ekonomiyi ve dolayısıyla bizim ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkileme riskini de beraberinde getirmektedir. Merkez Bankası da aldığı kararlarla ülkemizin ileride böyle bir durumun tezahür etmesi riskine karşın Türkiye'nin yatırımlarda cazibesinin devam etmesi adına önemli bir hamle yapmıştır.'' Merkez Bankası Para Piyasası Kurulunun, faiz koridorunun daraltılması kararıyla yatırımcıların Türkiye'ye daha güvenli bir şekilde yatırım yapabilmelerinin önünü açtığı ifade edilen açıklamada, kararla aynı zamanda piyasaları ve bankaları rahatlatacak bir durumun ortaya çıktığı da vurgulandı. Açıklamada, politika faizinin yüzde 6,25'ten yüzde 5,75'e düşürülmesinin de ekonomideki canlılığın devamının sağlanması anlamında önemli bir işaret olduğu belirtildi. Açıklamada, Merkez Bankasının dünyadaki tüm gelişmeleri yakından takip ettiğini ve her türlü senaryoya karşın hazır olduğunu bir kez daha net bir şekilde gösterdiği kaydedildi.





Sayı: 111 | Tarih: 31.07.2011
Mahir Kaynak
Fantezi
Siyasi Model
1432 Okunma
11 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Şevket Eygi
Bu Düzene İyi Denmez
İsteyen Öğrenir
950 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ahmet Hakan
Kaçan kurtulur
Adalet herkese lazım olan bir nimettir
782 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Diyarbakır'dan Kürt siyasi hareketine bakış 1
Sözün bittiği yerdeyiz!
721 Okunma
Tayibet Erzen