Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020
118 Okunma, 1 Yorum

NEML SÛRESİ - 7. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

فَلَمَّا جَاءَ سُلَيْمَانَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَا آتَانِيَ اللَّهُ خَيْرٌ مِمَّا آتَاكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ (36) ارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَا أَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ (37) قَالَ يَاأَيُّهَا الْمَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ (38) قَالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ (39) قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هَذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ (40)

 

***

 

فَلَمَّا جَاءَ سُلَيْمَانَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَا آتَانِيَ اللَّهُ خَيْرٌ مِمَّا آتَاكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ (36)

“Süleyman’a (mürseller) ciet ettiğinde (Süleyman) ‘Bana mal ile mi imdad edersiniz? Allah’ın bana ita ettiği, size ita ettiğinden hayrdır. Oysa siz hediyelerinizle ferahlarsınız.’ diye kavl etti.”

  1. Buradaki فَnereye atfeder?

- Hazf edilmiş cümleler vardır. Belkıs meleine söylediklerini yapar ve hediyeleri ile elçilerini gönderir. Hediyenin manası, Marşal (Marshall) yardımına benzer. Bir ülkenin yöneticilerine Dolar bağışlarsınız. O Dolar’ı o yönetici kullanarak halkı refah içinde yaşatır, daha doğrusu iktidar meleini refah içinde yaşatır. Böylece hediye gönderen devlet o ülkeyi sömürmeye devam eder. Belkıs mal varlığı ile Süleyman’ı emrine almayı düşünür.

 

  1. Neden لَمَّا gelmiş de إِذَا gelmemiştir?

- إِذَا, olması kesin olan ama ne zaman olacağı bilinmeyen olay için söylenir. O olduğu zaman ne yapılacağı ve/veya ne olacağı bilinir.

لَمَّا ise olması ve zamanı da belli olandır. Dolayısıyla şeriat hükmünü taşımayan işler için kullanılır.

Elçilerin hareketi ile varma zamanı bellidir demektir. Bunun anlamı şudur: Sebe ile Kudüs arasında devamlı kervan seferleri yapılmaktadır.

لَمَّاgeçmiş zamanda geçen olayların zarfıdır. Kendisinden sonra mazi fiil gelir ve geçmişte olup bitmiş bir olayı anlatır. Kendisinden sonra muzari gelirse olumsuzluk edatıdır ve  muzariyi cezm eder ve o durumda da geçmiş zamanın olumsuzu olur. Lütfi Hocaoğlu

 

  1. Neden أَتَىgelmemiş de جَاءَgelmiştir?

- جَاءَ‘de bir çekim merkezi vardır. Her taraftan oraya doğru hareket yapılır, değişik yönlerden gelme olur. أَتَى‘da ise bir yoldan, bir kanaldan gelir.

Sebe ile Kudüs arasında işlek yol vardır. Elçiler o yolu takip ederek geleceklerdir. Onun için جَاءَ kullanılır. Tarih boyunca uluslararası yollar olmuştur. Bu yolları halk oluşturur. Kervansaraylar birer vakıf kuruluştur. Devlet aşamasından öncesi vardır. İmparatorluklar yolları yapmamıştır, yollar imparatorlukları doğurmuştur. Semt kooperatiflerini devletler oluşturmayacak, semt kooperatifleri demokratik laik devletleri oluşturacaktır.

 

  1. قَالَfiilinin faili kimdir?

- Fail, Peygamber Süleyman’dır. Elçiler söyleyeceklerini söylerler. Süleyman onlara cevap verir. Kur’an’ın sık sık kullandığı usuldür. Atlayarak sahneleri ortaya koyar. Bugünkü sinema tekniğinde de bu sık sık yapılır.

 

  1. Kime kavl eder?

- Sebe’den gelen elçilere kavl eder. Elçilere bunu söylerken yanında mele yoktur. Süleyman istişare etmeden cevap verir. Savaşma kararı alma başkana aittir. İstişare etse bile kararı orada almaz, sonra re’sen alır. Gelir gelmez cevap vermeleri bunu ifade eder. فَلَمَّا’daki فَ bunu gösterir.

 

  1. Kime cevap verir?

- Elçileri gönderenlere cevap verir. Elçilerle cevap verme usul değildir. Kendi elçisi ile cevap vermelidir. Bu cevap resmi cevap değildir, sohbet mahiyetinde cevaptır. Mühürlenmiş resmi yazı ile, vezir ile, elçi ile verilen cevaplar resmidir, diğerleri resmi değildir, sohbettir.

Elçilere durumu anlatır, iknaya çalışır.

Bu kurallara bizim de uymamız gerekir. Yalova’da yüz dönümlük yer alıyoruz. Önce mail ile mektup gönderiyoruz. Sonra da telefon açıp mektubumuzu teyit ediyoruz. Sesi karşı tarafça bilinen biri aracı olur. Kooperatif sözleşmesindeki temsilcilik kuruluşu budur.

 

  1. أَتُمِدُّونَنِ‘deki و kime racidir?

- Cevap melikeye verilmez, cevap Sebe halkına verilir. Üstünlük yapan melike değildir. Sömüren Sebe halkıdır.

Bugün de bizi sömüren bir kişi değildir, bir zenginler takımıdır. Tüm fesadın kaynağı onlardır. Yaptıkları, devlet başkanlarına ve İsrail oğullarına fatura edilir.

Bunu bildiğimiz için biz bunların hiçbirisini hedef almıyoruz. O gizli Sermaye de hedefimiz değildir. Bizim hedefimiz ‘faizli işçilik düzeni’dir. İnsanlar kötü değildir, düzen kötüdür. İyi olan ‘faizsiz ortaklık düzeni’ gelince bu kötülükler kendiliğinden sona erer.

 

  1. مددkökünü inceleyiniz.

- مَدِيدkiriş demektir. مenginliği, دçevreyi ifade eder. İnşaat hesapları kiriş hesaplarıdır. Döşeme kendi kendisini taşıyamadığı için kirişle desteklenir. İmdat etmek demek kişiye yardım etmek, onu helâk olmaktan kurtarmak demektir.

 

  1. بِمَالٍ‘deki بِ ne için gelir?

- İstiane için gelir. Mal ile imdat etmek demektir. Sen batıyorsun, ben sana mal ile imdada koşacağım demektir.

İslamiyet’te de süper güç vardır. Ne var ki bu süper güç siyasidir, savunma ittifakıdır. Büyük devletlerin küçük devletleri sömürmemesi ve ezmemesi için küçük devletler birleşirler ve güçlü olurlar. Aralarındaki sorunları hakemlerle çözerler. Savaş hakem kararlarına uymayanlara karşı yapılır ve karar da ittifakla alınır.

Süleyman müttefik arıyor. Belkıs ise müstemleke arıyor.

 

  1. مَالkelimesini inceleyiniz.

- مَيْلeğik ağaçtır. Meyletme, insanın içinin bir tarafa yönelmesi şeklinde kullanılır. “Mal/مَال” da insanların değer verdiği şeylerdir. Bu değer, işe yaraması kadar az olmasından dolayı da doğmuş olabilir. Mal piyasada değeri olan eşyadır.

Kiraya verilen değerli şeylere mülk, kiraya verilemeyen değerli şeylere mal denir. Mallar üretime miktarları ile iştirak ederler, katılırlar ve ürün olarak çıkarlar. Mülkte ise katılır sonunda tükenerek değil yıpranarak çıkar. Zamanları ile orantılı olarak pay alırlar. Toprak ve nakit de mülk gibi zamanları ile katılırlar. Ne var ki bunlar yıpranmazlar. Dolayısıyla bunlara pay verilmez. Bunlar kredileşme değerleri ile dengelenirler. Ortaklık ekonomisinin esası budur, faiz yerine kredileşme yapılır.

Batı dünyası ve özellikle Sermaye işte bundan korkar. Kooperatiflerde “kredileşme” sözünün dahi kullanmasını istemez; Kooperatif anasözleşmeleri üzerinde çalışılırken hizmet ve dayanışma” yerine “hizmet ve kredileşme” kelimesi tarafımızdan önerilmiş, bakanlık çalışanları bankaların karşı çıkacağından bahisle kabul etmemişlerdir.

 

  1. Neden بِخَيْرٍ denmemiş de بِمَالٍdenmiş?

- Prof. Erbakan, Salih Özcan’ı Kral Faysal’a gönderir, üç milyar Dolar borç ister. Kral sonra cevap verir, çiftçiye destek vermek şartıyla bir milyarı vaat eder. Özcan Erbakan’a gelir. Prof. Erbakan uzun uzun yapılması gerekenleri ve yapılacakları izah eder. Özcan, Kral’a gider ve anlatır. Kral “Benim krallığım bu kadar” der!

Dışarıdan gelen borçlarla pamuk ekmeleri şartıyla destek var. Devlet borçlansın, halk çalışmadan yaşasın. Yollar yapılsın ama fabrika kurulmasın. Öğrenciler okusun, kitap ve bilgisayarları bedava alsın ama bir iş ve üretim yapmasın; küçüklerin çalışması yasak! Hastaneler bedava, ilaçlar bedava ama çalışan sigortalanmalı. Çalışana kıdem tazminatı verilmeli. İşte bunlar hediye.

Siz halka toprak verir, altyapı yaparsınız. O yatırım yapar, üretim olur, herkes yararlanır. İslamiyet’te uluslararası hayır işletmeleri meşru iken malları borçlanma meşru değildir. Malın veresiye satılması haram, mülkün taksitler şeklinde hisseler olarak satılması helaldir. Tamamının satılıp taksitle ödeme şeklindeki akitler haramdır.

 

  1. Batılılar bugün ne verirler?

- Batılılar tüketim mallarını borç verirler. Bu, haramdır. Oysa hayırda ortak olmalıdırlar. Sermaye şimdiye kadar köylerdekileri kente çekerek bu sömürüyü sürdürüyordu. Şimdi ise köyde çalışan kalmadı. Faizli işçilik sistemini de sürdüremiyor. Bunu iyi kavramanız gerekir. Sermaye’nin pili bitti, artık şarj edemiyor. AK Parti’nin en büyük hatası burada. Arabada yakıt bitti ama o eski hızı ile devam ediyor. Biraz sonra stop edecektir. Acı tarafı, Akevler çalışanları da bunu anlamıyor. Batı’nın bataklığında Sermaye’nin oltalarına takılıyorlar. Örnek mi istiyorsunuz; Emin Özdemir, Mücahit Bozbey, Veysel İpekçi, hatta Hüseyin Kayahan, hâlâ faizli işçilik sisteminde faizsiz iş yapma peşindeler! Yasin Kılar ve İnci Hanım’a yıllardır anlatıyorum, kulak vermiyorlar! İzmir’dekiler ve Ankara’dakiler de duymuyorlar! Faizli işçilik sistemi son günlerini yaşıyor.

 

  1. فَمَا‘daki فَ ne Fa’sıdır?

- Onların mal ile imdat etmelerini açıklar, reddeder, kabul etmez. Kabul etmemesini açıklar. Sebep Fa’sı, tafsil Fa’sı veya beyan Fa’sı diyebiliriz. Usulü okumamız lazım. Orada harflerin manası vardır. Birini tercih etmemiz gerekir. Ruhu’l-Kur’an’da bunlar açıklanmalıdır. Ben onları takip edemiyorum. Sizler isterseniz o terimleri kullanabilirsiniz.

 

  1. فَمَا‘daki مَا ne Ma’sıdır?

- مَا ve مَنْ ismi mevsul olabilir yahut مَاmastar Ma’sı olur. Burada ismi mevsuldür, ‘verilen şey’ demektir. İnsan âlim olur, ahlaklı olur, güçlü olur. Bunları elde etmeye çalışır. Müslimler ise salih bir toplulukta olmayı yeterli görürler. Çevre onları âlim yapar, ahlaklı yapar, zengin yapar ve güçlü yapar.

 

  1. Buradaki اللَّهُne anlamdadır?

- Bundan önceki Allah âlemlerin rabbi olan Allah iken buradaki ise O’nun halifesi olan topluluktur. Bir topluluk kendi imkânları ile yaşamalıdır. Merkeze vergi vermelidir. Merkezden yardım almalıdır. İstiklal-i tamme (tam bağımsızlık) budur.

CHP bu siyaseti gütmüştür. Dış borçları ödemiştir. Yabancı sermaye ile devleti geliştirmiştir. Yöneticileri asker olduğu için ülke içinde gelişme sağlanamamıştır.

Demokrat Parti ise CHP’nin yaptıklarının tersini yapmıştır. Yabancı sermayeyi çekmiştir. Dışarıya borçlanmıştır. Bunun sonu Osmanlı Devleti’nin sonu gibi olur.

Ülkemiz dünyanın en merkezi yerlerindendir. Burada kendi kendine yaşamayıp borçlanan devlet utanmalıdır ve yerin dibine geçmelidir. Demokrat Parti’nin borçlanma politikası ile faizli dış sermayeyi ülkeye çekme sevdasından Türkiye vazgeçmelidir.

 

  1. Cümlede مِمَّا‘daki مَا‘ya ait zamir hangisidir?

- Ait zamir هُ‘dur ve mala gider. Meful ise mef’ule ait olan zamir sıla cümlesinde hazf edilebilir. Fail, zamir gibi müstetirdir. Meçhullerde bunun için fail olmamaktadır.

 

  1. Buradaki خَيْرٌkelimesi neden nekredir?

- خَيْرٌkelimesi işletmelerin sermayesidir. Vergi bunlardan alınır. Nakit yoktur.

 

  1. Mal/مَالile hayr/خَيْر kelimelerini karşılaştırınız.  

- Mal tüketim olanları da içerir. Hayr ise işletme sermayesidir, tesis değildir. Girer, çıkar. Hayr tek başına vakfedilmez ama tesislerin döner sermayesi olarak vakfedilebilir.  Eksilme olursa önce o tamamlanır, sonra vakfın hayrına kullanılır.

 

  1. آتَاكُمْ‘deki كُمْ zamiri kimlere racidir?

- آتَاكُمْ‘deki كُمْ zamiri elçilere değil de Sebeliler’e racidir. Krallıklarda mülk hükümetindir. Halk çalışır ücret alır. Kazanan, kaybeden kamudur. İslam’da ise mülk Allah’ındır. Üretim yapan emeğe verilir. Ne silahın ne de Sermaye’nin hakkıdır. Çalışanın hakkıdır. Marks bunu çok iyi açıklar. Bunun komünizmle geleceğini söylemesi en büyük talihsizliğidir. Bu şekliyle ütopik dünyaların çözümüdür. Aile yoktur, din yoktur, mülkiyet yoktur, iktidar yoktur. Yoklar, varı oluşturamaz. Biz Marks’a karşıyız ama silahla değil ilimle karşıyız. O silahı meşru görse de silahı fiilen kullanmazsa cezalandırılmaz, hürriyeti engellenmez. Fikir silahla yenilmez.

 

  1. Bugün Allah bize Batılılardan daha çok ne hayrı vermiştir?

- Bugünün hayrı semtleri oluşturmadır, hücreleri oluşturmadır. Semt kooperatifleri kendi kendilerine yeterli olmalıdır. Ana merkezden yardım edilmemeli, o merkeze vergi vermelidir. Bu sebeple Akevler elli senedir devletten bir yardım almamıştır, faizli faizsiz kredi kullanmamıştır. Her semtin nüfusuna göre toprak payını alması hakkıdır.

Toprak mülkiyeti yoktur, kullandığın müddetçe senindir. Boş yerleri değerlendirme her semtin hakkıdır. Burada devlet yardımı değil devlet engeli söz konusudur. Ormanlar tahrip edilmemek üzere halk tarafından serbestçe kullanılır. Ağaç hacmini azaltmamak şartıyla halk serbestçe ekebilir. Semtler sorumludur. Her semt kendi ormanlarını istediği gibi kullanır.

Orman ormanlık vasfını kaybetmemelidir.

 

  1. Marşal (Marshall) yardımı nedir?

- Eskiden İngiltere borç verirdi, hediye gönderirdi, Londra sömürürdü. İkinci Cihan Savaşı’ndan sonra derin Sermaye merkezini Washington’a taşımaya karar verdi. Marshall yardımı ile İngiltere’den dünyayı devraldı, hala o devam ediyor.

Akevler’in mücadelesi hiç olmazsa kendi sitelerini bu sömürüden kurtarmaktır. Akevler bunlarla mücadele ederken onların bu kadar büyük güç olduğunu bilmiyordu. Biz büyüdükçe karşı taraf devleşti ama dev çökmektedir.

Bugün AK Parti ile cemaatler anlaşsa dünyanın en etkili ülkesi Türkiye olur. Şahsen Karagülle olarak beni hem Erdoğan hem de Gülen yakinen tanır ama bizi görüştürmezler.

Abdullah Gül, 17/25 Aralık sürecinde Fehmi Koru’yu devreye soktu. Koru, bana danışmadan işler yaptı, yarım kaldı. Oysa gitmeden önce Türkiye’deki Gülencilerle anlaşmalı idi. Bugün taraflardan biri bana başvurursa diğer tarafı ikna edebilirim sanıyorum.

 

  1. “Hediyeniz/هَدِيَّتِكُمْ” ile Batılıların geri ülkelere yardımını karşılaştırınız.

- Yorum devam ettikçe kelimeler manalarını kazanır. Hediye Süleyman’ı bu kadar kızdırsaydı ordularla yürüyecek, onları ağır olarak oradan sürecekti. Selam verdi, borçlu çıktı gibi bir şey. Kelimeleri yorumladıkça neden kızdığı anlaşılır. Demek ki biz de bize borç vermeyi teklif edene böyle mukabele etmeliyiz.

AK Parti’ye öneriyoruz. Merkez Bankası’nın yönetimini Akevler’e veriniz, iki yıl sonra borcunuz olmayacaktır. Nasıl mı? Dış borcu iç borca çevirerek, Dolar borcunu mal borcuna çevirerek, borcu kredileşmeye çevirerek ve borcu iştirake çevirerek bunu yapacağız.

Anlamadınız değil mi! Neden dinlemiyorsunuz? Neden Peygamber Musa’yı dinleyen ve Peygamber Yusuf ile çalışan Firavunlar kadar bile insaflı olamıyorsunuz?  

 

  1. CHP’nin dış yatırımlar politikası ile DP’ninkini karşılaştırınız.

- CHP Osmanlı’nın yıkılışından ders alarak dış borçları tasfiye etti. Yabancı sermayeyi millîleştirdi. Tam düzlüğe çıkmakta iken Demokrat Parti musallat oldu. Yabancı sermayenin ortaklıkları oldu. Dış borç trilyonlara dayandı. CHP dine karşı olmasa onun elinden kimse iktidarı alamazdı. İnönü’den sonra Ecevit geldi, bizimle çalıştı, başarılı iktidar olduk; Sermaye kandırdı ve başarılı koalisyonu bozdurdu. CHP bundan ders almamıştır.

CHP laikleşmeli, halkın inançlarına, ahlaki anlayışlarına karışmamalıdır. Kendileri de dindar olmalıdır. Eşleri tesettürlü olmalı ve namazlarını kılmalıdırlar. Bu onların laikleştiğini ifade edecektir. Bunları yaparsa ülkeyi yeniden kurtarabilir. Kılıçdaroğlu da namaza başlamalı, Aleviler de Kur’an’a göre namaz kılmalıdırlar. Ülkemize sahip çıkacaksak böyle sahip çıkarız.

 

  1. فرحkökünü inceleyiniz.

- فَلَح çatlak toprak demektir, sonraları toprağı ziraata hazır hale getirmek anlamını kazanır. Ziraat yapmak demektir. Hasat zamanı geldiğinde çiftçinin duyduğu sevince “ferah” denir. Sanattaki güzelliğe de ferah denir. ف kopmadan ayrılmayı, ح hareketi, ر ise tekrarı ifade eder. Kur’an’da فرحde فلحde geçer. فرهise 1 defa geçer. فلح maddeden doğan refahtır, فرحise varlıktan doğan refahtır. İnsanlarda varlığın iki yanı vardır. Bir taraftan ihtiyaçlarını giderirlerken, diğer taraftan ortak işler için zekât verirler.

 

  1. Süleyman neyi reddetmiş olur?

- Kendilerini üstün kılacak hileleri reddetmiş olur. Biz insanlarla eşitlik içinde iş yapmak isteriz. Birbirimize hükmetme yoktur. İçimizden biri imam olur ve ortak işleri organize eder. İş bitince de eşit oluruz. İmamlara namazlarda uyulur. Diğer konularda ise ortak işlerde uyulur. Diğer iş ve zamanlarda insanlar arasında fark yoktur.

Namaz ve zekât insanlara bunu öğretir.

Türkiye ittifak sözleşmesini hazırlamalı, kim kabul edip de ona uyarsa onun müttefiki olmalıdır. Bu sözleşmede ek bir madde olabilir: İhtilaflar hakemlerce çözülür. Taraflar hakem kararlarına uyarlar.

 

Öz Türkçe ile:

“Süleyman’a geldiğinde ‘Bana varlık ile mi uzuyorsunuz? Allah’ın bana verdikleri size verdiklerinden daha üsttür. Evet, siz gönderdiklerinizle böbürlenirsiniz.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Süleyman’a (mürseller) ciet ettiğinde (Süleyman) ‘Bana mal ile mi imdad edersiniz? Allah’ın bana ita ettiği, size ita ettiğinden hayrdır. Oysa (Bel) siz hediyelerinizle ferahlarsınız.’ diye kavl etti.”

 

 فَلَمَّا جَاءَ سُلَيْمَانَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَا آتَانِيَ اللَّهُ خَيْرٌ مِمَّا آتَاكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ (36)

 

***

 

ارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَا أَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ (37)

“Onlara rücu et. Ona onlar için hiçbir kibelin olmadığı cunud ile onlara ityan edeceğiz ve onları oradan ezille halde ve onlar sağir iken ihraç edeceğiz.”

 

  1. İrsal edilen mürseller (الْمُرْسَلُونَ) cem, جَاءَ müfret, تُمِدُّونَ cem, ارْجِعْyine müfrettir. İnceleyiniz.

- İki elçi gider, üçüncü ile taziz edilir. Gidenlerden biri elçidir. Söz sahibi odur. İkinci ona şahitlik eder. Onun söylediklerini tasdik eder. Geri döndüğünde de onun yaptıklarına şehadet etmiş olur. Üçüncü elçi de katılır. Müfret ve cem olarak kullanılmasında son söz birine aittir. Görüşmeler birlikte yapılır. Sonunda heyetin tamamı imza atar. Başkanın dışındakilerin görüşme yetkileri yoktur, onlar konuşmazlar, müşavirlik yaparlar. İki kişi olarak konuşmazlar. Heyetin huzurunda konuşulur. Ana konuşmaya heyet şahit olur. Heyet ancak söylenmeyenler yazılırsa buna/bunlara itiraz eder. Tasdik mercii heyet değildir. Anlaşma eğer iki tarafın yetkililerince onaylanırsa geçerli olur.

 

  1. إِلَيْهِمْ‘deki zamir kimlere gider?

- Sebeliler’e gider. Elçiler dâhil olmayabilir. Bir yabancının elçiliği caizdir. Amir emrettiği ile memur değildir. Elçilerin Sebelilerden olduğu bilinmediği için إِلَيْهِمْdemektedir.

 

  1. فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ‘daki فَ ne Fa’sıdır?

- “Siz bu hediyenizi, bu malınızı alın. İstediğinizi kabul etmek mümkün değildir. Ordularımla geleceğim.” diyor. Bunun anlamı budur.  

Türkiye dış borçlarını iki yıl içinde, son sentine kadar ödeyebilir. Kötü niyetle borç verenler bu ödemeleri kabul etmezler. Bu takdirde Türkiye’nin savaşma hakkı doğar. Bunu yapabilmesi için de ordularının olması gerekir.

Önce altın bonosu çıkarılmalı ve semt kooperatifleri kurulmalıdır. Türkiye ekonomi bakımından güçlü olmalıdır. Komşular da örnek alarak kendi imkânları ile güçlü olmalıdırlar. Sonra faizli borçlar tasfiye edilmelidir. İştirake veya kredileşmeye çevrilebilirler. Direnirlerse, güçlü ordumuzla üzerlerine yürüme durumunda oluruz.

 

  1. فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ‘daki ن kimleri ifade eder?

- “Ben geleceğim” demeyip “Biz geleceğiz” der. Ordusunu kastetmiş olabilir ama “Müttefiklerimle geleceğim” de demiş olabilir. İttifak bu demektir. Hakemler kararı ile savaşma izni çıkan devlete veya ittifaka karşı müttefikler birlikte savaşa katılırlar. Her devlet kendi imkânları ve askerleri ile savaşa katılır. Sonunda ganimet bölüştürülür.

 

  1. بِجُنُودٍ‘daki بِ ne Ba’sıdır?

- Buradaki بِistiane yahut tadiye için gelir.

Ruhu’l-Kur’an’dan بِharfi cerinin manalarını öğrenip burada hangisinin olduğunu tartışmanız gerekir. Topluluk içinde tartışılmaz. Seminere katılanlar sıralama usulü ile sıralanır. Birinci yalnız kendisinden sonra gelenler ile tartışır. Sonuncu yalnız kendisinden önce gelenle tartışır. Diğerleri çift tartışma yaparlar. Önce bir önceki ile tartışır. Sonra bir sonraki ile tartışır. İstişarede aksi olur. Bunları uygulamaya başlamadığımız takdirde ilerleme mümkün değildir. Sıralamayı yapabilmemiz için öncelikle şimdi yaptığımız gibi serbest görüşme yapılır. Artık sıralama yapma zamanı gelmiştir.

 

  1. جُنُودٍ çoğul ve nekre gelmiş; neden?

- Müttefiklerin orduları katılacaktır. Sırf bunun için oluşturulacak ittifak ordusu ifade edilir. İttifak ordusuna gönüllüler katılır. Savunmaya bütün askerler katılmak zorundadır, hatta Müslimler de savaş bölgesinde savaşmak zorundadır. İttifak ordularına gönüllüler can veya mal ile katılabilirler. Onun için burada جُنُودٍ nekre ve çoğul gelir. İnsanlık Anayasası’nda bunlar yer almalıdır. Burada delilleri ortaya çıkmaktadır. Demek ki fakihler doğru anlamışlar.

 

  1. لَاne La’sıdır?

- Kendisinden sonra gelen قِبَلَkelimesinin fetha üzere mebni olmasından anlıyoruz ki nefi cins içindir. “Asla karşı konmaz” demektir. Türk ordusunun Suriye’deki ordusu böyledir. Karşı taraflar savaşsız teslim oluyorlar. Akdeniz’de ve Libya’da da durum öyle olmalıdır.

 

  1. قِبَلَkelimesini inceleyiniz.

- قُبُلön demektir. قَبْل/öncezamanda kullanılırsa بَعْدَ/sonraile karşıt manadadır. Mekanda ise karşıtı دُبُر‘dur. Takbil/تَقْبِيلkarşılama, kabul etmedir. Tedbir/تَدْبِيرönlem almadır. Takdim/تَقْدِيمöne geçirme, tehir/تَأْخِيرarkada bırakmadır. Mekân ve zaman için de kullanılır.

Burada ‘karşı koymazlar’ anlamındadır.

Kur’an’da قِبَلَ4 defa geçer. Burada doğu veya batıya dönme manasında geçmez.

Cephe savaşında karşı cephede kim varsa hedeftir. Oysa hukuk düzeninde ancak ve ancak suçlunun kendisi hedeftir. Emniyet teşkilatı suçluları cezalandırır. Ordu ise karşı cepheyi çökertir. قِبَلَkelimesi ‘cepheyi durdurma’ anlamındadır.

 

  1. هُمْzamiri kimlere gidiyor?

- Sebelilere gider. Savunan cepheye racidir.

 

  1. بِهَا‘daki بِ ne Ba’sıdır?

- عَلَيْهَاanlamındadır. Harfi cerlerin özellikleri vardır. O özelliklerini belirtmek için birbirinin yerine de kullanılırlar. بِbelli bir yeri ifade eder,  فِيmanasındadır. Bilinen bir yer veya durum demektir. Cepheler karşılaşır. Tüm alanlarda karşılaşma olmaz. Onun için بِ gelir.  

 

  1. بِهَا‘daki zamir kime racidir?

- بِهَا‘daki هَاzamiri ordulara (جُنُود) gider. Orduları durdurmak, saldırıları püskürtmek demektir. Çanakkale ve Sakarya kıbele savaşlarıdır, başarıya ulaşılmıştır.

 

  1. وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ’daki لَ ne amaçla gelmiştir?

- Bir kente girme ayrı, o kent sahiplerini oradan çıkarma ayrı şeydir. Hendek Savaşı’nda Yahudiler Medine’den çıkarılırlar, Hayber’de ise kendileri teslim olurlar. İttifaka karşı direnip hükmetmek isteyenler yenildikleri zaman orada kalamazlar. Buradaki لَ ve sonundaki te’kîd nûnu (نَّ) ile bu durum te’kîd edilmiştir. Osmanlılar İstanbul’u aldıkları zaman ihraç etmemişlerdir.

 

  1. وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ’daki  وَnereye atfediyor?

- فَلَنَأْتِيَنَّهُمْifadesine atfedilir. İhraç ityandan farklıdır.

 

  1. وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ’daki لَile kast edilen diğer şey nedir?

- Bir yer fethedildiği zaman eğer oranın halkı uslu duracaksa bırakılırlar. Mekke’de böyle olmuştu. Uslu durmayacaklarsa tehcir edilirler.

 

  1. وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ’daki هُمْzamiri kimlere gider?

- Sebelilere gider. كُمْ/sizdemesi gerekirken, هُمْ/onlarder. Çünkü elçiler suçlu olmazlar. Eğer onlardan iseler onlar ihraç edilmezler. ‘Elçiye zeval yoktur’ ilkesi burada tespit edilir. Kur’an’ın belagati burada en küçük ayrıntıyı bile atlamamasında açıkça görülür.

 

  1. مِنْهَا‘daki zamir nereye gider?

- Sebe ülkesine gider. Yer adı olduğu için müennes gelir. Türk diyoruz. Türkiye diyoruz. Ülke adı olunca dişileştiriyoruz. Bir topluluğun halkını işaret etmek istiyorsanız هُمْ/onlarzamirini, ülkesini kastediyorsanız هَا/o(dişi) zamirini kullanırsınız.

 

  1. مِنْهَا’dakiمِنْne Min’idir?

- Burada مِنْ ibtida-i gaye için gelir yani başlangıç sınırıdır. Kentin dışına çıkarılır. Nereye gidecekleri söz konusu değildir. Onu kabul eden ülkelere “Bunu almayacaksınız” diyemezsiniz. İnsanları açlığa mahkûm etme demek savaşı devam ettirme demektir.

PKK’yı süreriz ama dışarıda nerede barındıklarına karışmayız. Sürülenler ülkemizde görülürlerse öldürürüz. Ülke içindeki yerlerini temizlemeden dışarıdaki teşkilatı yok etmeye uğraşmak hastalığı yaygınlaştırmak demek olur. Irak’taki eşkıyalarla değil gerekirse Irak’la savaşırız. Irak veya Suriye bizi davet ederse o zaman oraya gireriz. Irak Devleti hâkim değilse o zaman orasını işgal eder ve güvenliği sağlarız, o topraklar bizim olur.

Buradaki مِنْهَاifadesi birçok mana taşır.

 

  1. ذللkökünü inceleyiniz.

- ذَيْل‘etek’, ذَلُول‘aşağı’ demektir. İhraç edilirler, dışarıda topluluk oluşturabilirler, bizimle siyasi ilişkiler kurabilirler. Ancak onlar bizim seviyemizde olmazlar, müttefikler seviyesinde olmazlar. Bize tabi olurlar. Onlardan haraç alabiliriz.

 

  1. هُمْ kime racidir?

- Buradaki وَ(وَهُمْ)hal vav’ıdır. هُمْ zamiri de ihraç edilenlere gitmektedir. صَاغِرküçük olma anlamındadır. Bunlara ancak il seviyesinde bağımsızlık verilebilir, eyalet şekline gelemezler. Kürtlerin eyalet kurmaları Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet olma vasfını kaybettirir ama illerin bağımsız olması devletin bütünlüğüne zarar vermez. %1 büyüklük karşı koymaya yeterli değildir. Ordumuz hep bu korkudan merkezi yönetimi benimsemiştir. Adil Düzen bu sorunu çözmüştür. Nüfusu bir milyondan fazla olmamak üzere bağımsız iller oluşacaktır. Ordu tek olacak, millî ordu olacak. Emniyet teşkilatı her ilde ayrı olacak, kendileri kuracaklardır.

 

  1. Kişinin durumu nedir?

- Burada sağir olan halk değildir. Halk bağımsızdır. Herkesin kendi durumu ayrıdır.

Sağir olan il yönetimidir, il halkı değildir. Normal iller sağir değildir ama isyan edenlerin yönetimi sağirdir. Küçük olan illerin halkı Müslim veya Mümin olup devlet çapında tam statüye sahiptirler.

 

  1. صغر kökünü inceleyiniz.

- صَاغِر/sağir kelimesi كَبِير/kebir kelimesinin zıt anlamlısıdır. 15 yaşından küçük olanlar sağirdir. 63 yaşından büyük olanlar kebirdir. Bu iki yaş arasında olanlar rüşt yaşındadırlar. Hakemler kararı ile bu yaş sınırı değişebilir. Yönetimde sağir olma demek yönetme hususunda topluluk rüşte ermemiş demektir. Köleler de kişi olarak küçüktürler. Kölelikten kurtulma yolları olduğuna göre toplulukların da kısıtlılıkları kalkabilir. Hakemlerin kararı ile kalkabilir.

 

  1. صَاغِرُونَneden kurallı erkek çoğul gelir?

- Kurallı erkek çoğul gelir. ‘Tüzel kişilikleri devam etmektedir’ demektir. Merkezin denetimindedirler ama yine de merkezden yönetilmezler. Bundan dolayıdır ki kısıtlı tüzel kişilikleri yönetenler merkezi haberdar ederler ama sormazlar. Biz bunu Demirel başbakanken önerdik. İktidar olduk. Arkadaşlarımız da duymadılar. Hala duymuyorlar.

 

  1. Semtler arası tehcir ile buradaki ihracı karşılaştırınız.

- Semtler sağir hale getirilir ve suçlular orada toplanır. Hapishane yoktur. Karantina semtlerde uygulanır. Çıkmaları yasaklanır. Girmeyi ise içindekiler yasaklar. Bucak semti, il ilçeyi, ülke bölgeyi, insanlık kıta merkezini karantinaya alır. İlçe bucağı, bölge ili, kıta merkezi ülkeyi karantinaya alamaz. İnsanlık ülkeleri, ülkeler illeri, iller bucakları karantinaya alamaz.

 

Öz Türkçe ile:

“Onlara dön. Onlara, karşı koyamayacakları ordular ile geleceğiz. Onları oradan alçak ve küçük düşmüş olarak çıkaracağız.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Onlara rücu et. Ona onlar için hiçbir kibelin olmadığı cunud ile onlara ityan edeceğiz ve onları oradan ezille halde ve onlar sağir iken ihraç edeceğiz.”

 

ارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَا أَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ (37)

 

***

 

قَالَ يَاأَيُّهَا الْمَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ (38)

“‘Ey mele, hanginiz onlar bana Müslim olarak ityan etmeden önce bana onun arşı ile ityan edecek?’ diye kavl eti.”

  1. Bundan önce de Süleyman konuşuyordu, neden قَالَfiilini tekrar etti?

- Konuşmadan sonra elçiler Sebe’ye dönerler. Melike durumu değerlendirir. Görüşmeler ve gidip-gelmeler olur. Arada zaman geçer. Sonunda anlaşırlar. İki hükümdar buluşurlar. Sorun, kim kime gider? İttifakı teklif eden Süleyman olur. Normal şartlarda Süleyman’ın gitmesi gerekir. İttifakın merkezi Kudüs olur. O halde Kudüs’te toplanılır. Melike teklifi kabul eder, Kudüs’e gelmeye karar verir.

Bütün bunlar anlatılmaz, atlanır. Bunun iki sebebi olabilir. Ya başka yerde anlatılmıştır ya da “Bu hususta davranış şekillerini siz istihsan ile belirleyiniz.” denmiş olur.

Başka yerde başka kimselere söylendiği için قَالَyeniden söylenir.

 

  1. Neden وَharfini getirmez?

- Şimdi anlatılacaklar eski anlatılanların devamı değildir. Yepyeni bir projedir. Onun için وَharfi gelmemiştir. Kemali infisal vardır.

 

  1. Burada hitap edilenler kimlerdir, neden tekrar etti?

- Burada hitap edilenler Süleyman’ın meleidir. Melike gelecektir. Melikeye ittifak sorumlusunun Süleyman olduğunun kanıtlanması gerekir.

Varlıklı olan, sorumlu olmak durumundadır. Ekonomiden çok teknikte asgari onların seviyesinde olmalıdır. Teknoloji sanayide ve inşaatta kullanılır.

Süleyman görkemli bina yapar yahut görkemli kürsü üretir. O zamanların güçlü teknolojisi inşaat ve mefruşat idi. Krallar en görkemli saraylarda otururlar ve en görkemli koltuklara yerleşirlerdi. Arş padişahın tahtı idi, sarayı idi. Arş iktidarın sembolü idi. Bir toplulukta kim en görkemli saraya ve koltuğa sahipse önderlik görevi onun olurdu. Eğer halk başkasını önder yapmak istiyorsa onu destekler, ona daha muhteşem saray ve taht hazırlardı ve meliklik ona geçerdi. İşte, şimdi Süleyman meleinden bunu istiyordu.

 

  1. أَيُّkelimesini inceleyiniz.

- يَاأَيُّهَاöncelikle hitabın tevcih edildiği kimsedir. ‘Bunu sana tevcih ediyorum’ demektir. يَا(nida edatı) olmaksızın zamire veya isme izafe edilince soru anlamına gelir. Burada hanginizdir. Baştan “Ey mele” diyerek muhatapları sınırlar. Onlardan birini veya birilerini ister.

 

  1. Neden يَأْتِينِيder de يَأْتِينَاdemez?

- Saray ve taht hükümdarındır, diğerleri sıradan yapılardır. Hükümdara ait değiller. Sonra arş sadece hükümdarındır. Onu bir hükümdarla birleştirir. Halk halka hâkim değildir. İngiltere Avustralya’yı korur. İngilizler Avustralya’ya hâkim değildir. İttifaklar halkın birlikte yönetilmesi değildir. İttifaklar, yönetimlerin birlikte hareket etmesini sağlar. İş bölümü içinde iş birliğidir.

 

  1. عَرْشkelimesini inceleyiniz.

- عyüksekliği, رsürekliliği, tekrarı ifade eder. جile شharfleri ise hareketi ifade ederler. ج bir merkeze doğru hareketi gösterir. Ş ise titremeli, sıçramalı harekettir. Kelime olarak عُرْج‘salkım’ demektir, عَرْشise ‘koltuk’ demektir. عَرْشkelimesi saray anlamına da gelebilir. Aynı zamanda tüm ülke işletmesidir. عَرْش’ın Kur’an’daki manası beş boyutlu uzaydır. Arş yönetimdir, iktidardır. Burada arştan maksat tahtı veya sarayı olabilir.  

 

  1. Arş kendisinin projesi mi?

- Arşın kendisini alıp getirme şeklinde yorumlanabilir. Üretim yapma manası da verilebilir. “Kim bana onun arşının, kürsünün veya sarayının benzerini yapabilir?” de olabilir.

Demek ki bizim merkez olabilmemiz için teknolojide asgari olarak Batılıların seviyesine ulaşmamız gerekir. Bir mühendis olarak her şeyi yapmaya aklım erer ama daha bilgisayarı yapmaya aklım ermiyor. Bugünkü arş bilgisayarı yapmak olacaktır. Türkiye’nin bilgisayar programında dünya seviyesinde mühendisleri vardır, bilgisayar üretimini ise denemiyoruz bile!

Akevler bilgisayar laboratuvarını kurmalıdır, çipleri üretmelidir. Akevler’in ilk ortaklarından Aydınlı Emin Özalp’ın oğlu Tevfik Özalp’ın elektronik üretim fabrikası vardı, Süleyman Akdemir bilir. Mehmet Koru bunun fakültesini bitirdi. Yalova’daki Ar-Ge çalışmasının ilk hedeflerinden biri elektronik cihazları üreten merkez yapmaktır. Yalova’da Ar-Ge yapılacak ikinci konu Güneş enerjisinden hidrojen gazı üretmedir. Nebahat Koru’nun ABD’de yaptığı çalışması bunun üzerindedir. Akevler Yalova bunları canlandırmalıdır.

 

  1. Uluslararası standartlar nelerdir?

- Burada başka bir şey öğreniyoruz. Uluslararası mamul standartları olmalıdır. Ürünler tüm dünyada pazarlanabilmelidir. Mamuller sadece ülke içinde veya semt içinde kalmamalıdır. Üretim ve kullanım şekilleri farklı olur. Konya’da pancardan, Seylan’da kamıştan şeker üretirsiniz. Üretme teknolojisi farklı olur.

 

  1. عَرْش‘ın manası nedir?

- Aynı standartta saray veya koltuktur yahut bu koltuğun gerçekleştirdiği iktidardır. Batılılar için arş ekseriyet sistemidir. Herkes fazla oy alarak hükümdar olmak ister. Kur’an düzeninde arş halkın tercihidir, ittifaktır, sıralamada birinci gelendir. Saray aynı zamanda kaledir, güvendir, savunma yapılarıdır.

 

  1. Bugünkü elektronik ağ ile arşı karşılaştırınız, sarayı karşılaştırınız.

- Saray her zaman önemini korumuştur. Saray iç ve dış saldırılara karşı meliki ve meleini koruduğu gibi dışarıdan gelecek yiyecek ve giyeceklerden, virüslerden ve mikroplardan da onları korur. Bugün en büyük tehlike dışarıdan dinlemek, elektronik cihazların içine girmektir.  Henüz sarayı bu saldırılardan koruyacak savunma imkânları oluşmamıştır.

Bugünün en büyük tehlikesi elektronik ağın çökmesidir. Bugün elektrik sudan daha fazla, hava kadar önemlidir. Artık elektriksiz hayat düşünülemez. Uygarlığın gereği elektrik olmazsa olmaza dönüşmüştür. Ama bundan daha tehlikeli olan elektronik merkezlerin çökmesidir. Elektrik de ona bağlıdır. Türkiye yaşamak istiyorsa bağımsız elektronik araçları ve programları üretmelidir.

Lütfi Hocaoğlu ile Tayibet Erzen Kur’an kelimeleri ve kuralları ile program üretmeye başlamışlardır. Bunu kendi ürettiğimiz elektronik cihazlarda denemeliyiz. Yalova Ar-Ge merkezinin yeni uygarlığın Ar-Ge merkezi olabileceğini anlatabildim, inşallah.

Dünya henüz bunları sorun olarak bile görmüyor.

 

  1. قَبْلَkelimesini irdeleyiniz.

- Melike gelmeden önce hazırlık yapılır. Geldiği zaman teknik olarak muasır medeniyete ulaşılmış olur.

Mustafa Kemal’in sözleri kendiliğinden söylediği sözler değildir, Allah söyletmiştir; ‘muasır medeniyetin fevkine çıkmak’ muasır sanayinin fevkine çıkmak değildir, uygarlıkta fevkine çıkmaktır, hukukta fevkine çıkmaktır.

Süleyman Peygamber de teknikte Sebe ile yarışmaz, onun seviyesine çıkmaz, hukukta üstün olduğunu anlatır. Belkıs’ın sarayı varsa Süleyman’ın da mabedi bulunur.

 

  1. Neden أَنْيَأْتُونِيمِنْdenmemiştir?

- Hemen getirmesini istiyor. Ben de şimdi sizden Yalova’da yüz lojmanlı apartmanı hemen getirmenizi istiyorum. Yüz villalı dinlenme evlerini hemen getirmenizi istiyorum. Hepiniz istemelisiniz. Çok yakında siyasiler Yalova Ar-Ge merkezine geleceklerdir, onlar gelmeden arşımızı dikmeliyiz. لَاتَعْجَلْifadesini doğru kullanın, yanlış şeklini unutun. مِنْile gelseydi ‘İlerde getirin de ne zaman getirirseniz getirin’ anlamında olurdu. Oysa قَبْلَdeyince gelmeden önce yetişmelidir.

 

  1. Buradaki أَتَى (يَأْتِي) gerçek manasında mıdır?

- Bize göre hayır. Aslında yanında olsaydı “مَنْ يَحْمِلُ” denir. يَأْتِيdediğine göre أَتَىmecazidir. يَعْمَلُ, يَصْنَعُdemektir. Kendisi değil meleklere sun’ ettirir ve أَتَىyı o nedenle getirir.

 

  1. مُسْلِمِينَkelimesi neden kurallı çoğuldur?

- مُسْلِمِينَkelimesi مُتَّقِينَdemektir. Bugün “ittika” derler. Birbirlerine barış içinde bağlanmış kimseler demektir. Kurallı çoğul gelmiştir. Çünkü ittifaklar halk arasında gerçekleşir. Artık birbirlerinin ülkelerine güven içinde gidip gelirler, malları götürüp getirirler. Vize yok, gümrük yok. Dayanışma geçerli, herkes sigortalı.

 

Öz Türkçe ile:

           “‘Ey önderler, hanginiz onlar bana barışçı olarak gelmeden önce bana onun koltuğunu getirecek?’ dedi.”

Kur’an kelimeleri ile:

“‘Ey mele, hanginiz onlar bana Müslim olarak ityan etmeden önce bana onun arşı ile ityan edecek?’ diye kavl eti.”

 

قَالَ يَاأَيُّهَا الْمَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ (38)

 

***

 

قَالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ(39)

“Cinden bir ifrit ‘Ben, sen makamından kıyam etmeden önce sana onunla ityan ederim ve ben onun aleyhine kaviyim eminim.’ diye kavl etti.”

  1. عِفْرِيت/İfritkelimesini inceleyiniz.

- İfrit batı dillerindeki ‘küvet’ karşılığıdır. Türkçede küvet kelimesi vardır. Süleyman’ın ordusu içinde bulunan ustalardan biridir. Nekre gelmiştir. Cinden idi demek yabancı idi demektir. Süleyman’ın ordusunda kaçak çalışıyordu. Bunlar daha çok Fenikelilerdir. Daha o zamanlarda teknoloji transferi olmasın diye Fenikelilerin dışarıda çalışmaları yasaklanmıştı, Türkiye’de çalışan Suriyeliler ve benzeri yabancılar gibi Süleyman’a dışarıdan kaçak çalışan bir mühendis “Ben arşını getiririm” diyor. “Ben onu sana haml ederim” demiyor “Onu sana yaptırırım.” diyor.

 

  1. İfrit ile Hüthüt kelimelerini karşılaştırınız.

- Tayrı ‘istihbaratçı’ manasında aldık. Hüthüt ise ‘kılavuz’ manasında olabilir. Burada da ifrit bir meslek adı olabilir. Söylediklerim kesin doğrudur demiyorum. Böyle de anlaşılır diyorum. Hakiki mana verilemeyince mecazi manaya gidilir.

 

  1. İfrit ve Hüthüt özel isim midir?

- Bunlar herkesin yaptığı işleri yapanlardır. Köylerde böyle kimseler vardır. Kimi demircidir, kimi dülgerdir, kimi dişçidir. Kasabalarda oturanlar olur, bunlara ‘esnaf’ denir. Esnaf genellikle ilçede olur. Bazı mesleklerde o ilçede bulunmaz başka ilçeden gelir oralara mesleği yerleştirirlerdi. “Bunlar cindendir.” denir. “Yabancı gelmiş, yerleşmiştir.” demektir.

 

  1. İfrit ile Hüthüt kimleri temsil eder?

- Bugün fabrika kuranlar yerli usta bulamıyorlar. Ya Avrupa’da çalışmış birisini istihdam ediyorlar ya da Avrupalı birisini istihdam ediyorlar. O zamanki durum budur. Uygar topluluk olan Fenikelilerden yararlanılıyor. Allah vahyi uygar topluluklardan birine gönderir. İlkel topluluklarda inkılap daha kolay yapılır. Musa ve Süleyman ilkel topluluk olan, teknik bakımdan ilkel olan bir kavme gönderilmişler. Kur’an da ilkel bir topluluk olan Araplara gönderildi. Şimdi de Kur’an’ı yorumlama görevi ilkel topluluk olan Türklere verildi. Tanzimat’tan beri bu göreve hazırlanıyoruz.

 

  1. مِنَ الْجِنِّ‘deki مِنْ ne anlamdadır?

- Cinsin beyanı alırsak, ‘cin türünden olan bir ifrit’ manası çıkar. Teb’iz olarak alırsak ‘bilinen bir cin topluluğundan olan bir ifrit’ anlaşılır. (TE)

 

  1. Cin kelimesini inceleyiniz.

- ‘Cenin’ hamile kadının karnındaki bebektir. Kapalı bahçelere ‘cennet’ denir. Kendisini gizleyen kimseler cindir. Sonra yabancılara teşmil edilmiştir. Varlığı bilinen ama görünmeyen varlıklara ‘cin’ denir.

 

  1. Tahtını mı, sarayını mı, projesini mi yoksa iktidarını mı getirecektir?

- Belkıs’ın arşını getirme demek onun iktidarını taşıma bağlamında olabilir. Önce iktidar gelecektir. Bu nasıl olur? Halk Belkıs’ı kendi melikeleri olduğu için tanırken Süleyman’ı tanımaya başlaması ile olur. Diyelim Melike gelmeden Sebe dışında melikeye bağlanmış kimselerin iktidarı değiştirmesidir. Örnek olarak Irak’ın bize karşı iken birden bizim yanımızda yer almasıdır.

 

  1. بِهِ‘deki بِneBa’sıdır?
  • Tadiye için gelmiştir. آتِيfiilini müteaddi yapmıştır.

 

  1. بِهِ‘deki هُzamiri nereye racidir?

- Arşa gitmektedir. Bunlar basit savlardır. Kur’an aynı zamanda ders kitabıdır. Bu sorulara cevap verdiğiniz zaman anlamış olursunuz, müçtehit olursunuz. Kendinizi vererek ve çalışarak bir defa Kur’an’ı bitirdiğiniz zaman Kur’an size hepsini öğretir. Söylediğim gibi benden öğrenip birine öğreteceksiniz. İngiltere Başbakanı vardı, “Hobin nedir?” diye sordular. “Arabi ilimleri zevkle okurum.” dedi. Biraz gayret gösterin siz de zevk almaya başlarsınız.

 

  1. أَنْ تَقُومَ‘daki kıyam nedir?

- أَنْ تَقُومَaynı zamanda أَنْ لَا تَقُومَ   manasına da gelir. Kaim olmak demek kayyum olarak kalmak demektir. Sen iktidarda oturuncaya kadardır. Yani “Sağlığımda ben bunu yapabilirim.” demiş olur. İfrit, ‘Çok zor ama uzun zaman içinde yapabilirim’ demektedir.

İşte Erbakan ve Erdoğan bunu bilemediler. O yoldan da uygarlaşma mümkündür ama 300 sene ister. Nitekim Tanzimat’tan beri muasır medeniyete yetişmeye çalışıyoruz. Yetişemedik. Teknikte onları geçmeyip ancak onlar seviyesine ulaşırız. Hukukta ileri gitmemiz gerekir. Süleyman, özel arşı ister, başka arş istemez.

 

  1. Senin makamın/مَقَامِكَ ne demektir?

- Kıyamın makamı olmaz. Herkes istediği yerde durabilir. Makamında kıyam etmek, iktidarda kalmak demektir. ‘Sen iktidarda kaldığın zaman içinde bu işi yapabilirim.’ demektir.

 

  1. Süleyman mecliste midir, makamda mıdır?

- Süleyman oturur, ayağa kalkması söz konusu değildir. O zaman makamı kendisinin olamaz. Ayakta ise ‘Sen burada durdukça’ demek olur. Görüşmeleri ayakta değil de mecliste oturarak yaptığı başka ayetlerde bildirildiği için buradaki makamı kıyamdadır.

 

  1. Meclis ile makamı karşılaştırınız.

- Culus/جُلُوسayakta iken oturmaktır, ku’ud/قُعُود ise secdede iken oturmaktır. Kıyam/قِيَامise ayağa kalkmaktır. Meclis istişareyi, görüşmeyi ifade eder. Kıyam ise ayakta olup yönetmeyi ifade eder. Kayyum demektir. İşin başında olmak demektir.

 

  1. Neden مَجْلِسِكَ demiyor da مَقَامِكَ diyor?

- Eğer kıyam meclisten kalkmak ise مَجْلِسِكَمِنْdemesi gerekirdi. Makam zaten ayakta olmaktır. Ayakta olan nasıl kıyam edecektir?

 

  1. وَإِنِّي‘deki وَ nereye atfediyor?

-آتِيكَifadesine atfeder veya وَ hal vavıdır, آتِيكَ‘nin failinin halidir.

 

  1. Neden إِنَّdenmiş أَنَّdenmemiştir?

- ‘Kendisinden başka onu yapacak kimse yoktur.’, ‘Ben bunun ustasıyım.’ demektir.

 

  1. إِنَّنِي Kur’an’da var mıdır? Varsa إِنِّي‘den farkı nedir?

- Aslı إِنَّنِي‘dir. Kesreti isti’malden yani sık kullanımdan dolayı إِنِّيolmuştur. إِنَّنِي Kur’an’da 6 defa geçer. إِنِّيise 151 defa geçer. Vurgulamak kastı ile kıraat edilmiş. Şimdi bir kimse mimma/مِمَّاkelime manası ile minma/ مِنْ مَاdiye okusa namaz fasit olur mu? Bu ayetlerin delaleti ile fasit olmaz ya da Kul/قُلْyerine Ukvul/اُقْوُلْdiye okusa mana değişmeyeceği için ve kasten de yapılmamışsa fasit olmaz diyorum. Ne dersiniz?

 

  1. عَلَيْهِ‘deki zamir nereye racidir?

- Arşa gider. Yahut önceki mastara gitmektedir.

 

  1. Neden burada عَلَى gelmiş de daha önce de بِgelmiştir?

- آتِيكَ بِهِdedi şimdi عَلَيْهِoldu. “Ben onun görevli ustasıyım.” diyor. “Kaviy, kuvvetliyim, onu yağmaya hücum et.” diyor. Bir de memnun olma söz konusudur. Güvencen var mı, sigortalı mısın? Bugün bunu dayanışma ortaklıkları içinde çözüyoruz. O zaman da benzer bir kurum var demektir. Kur’an’da her geçen kelime bir âlemi ifade eder.

 

  1. Neden إِنَّve لَile tekid edilmiş?

- Bu ifade ile teminat vermiş olur. Ben sana yarın on lira borç vereceğim dese ama bunu tekit etmese borç vermediği zaman sorumlu olmaz. Cümleyi إِنَّve لَile söylerse yerine getirmezse sorumlu olur. ‘Burada da yapmazsam cezama razıyım’ demektir. Ceza bir daha ona iş vermeme şeklinde olabilir.

 

  1. قَوِيّkelimesini inceleyiniz.

- İp örerken önce ince ince iplikler yapılır sonra onlar birleştirerek birbirinin üstüne konup حَبْلdenilen ip yapılır. Hablın her ipliğine قُوَىdenir. Bunda dayanma gücü vardır.

 

  1. Kadir/قَادِرile Kaviy/قَوِيّ kelimelerini karşılaştırınız.

- Bir kimse bir kaldırmada 40 kilo kaldırır. Bu, kuvvettir. Bir kimse bunu bir günde 50 sefer yapabilir. İki ton yük taşıyabilir. Bu ise kudrettir. Biri bir anda yapabileceği iştir diğeri ise onun için ayırdığı zamanda yol kuvvetidir.

 

  1. Allah’ın Kaviy/قَوِيّsıfatı var mıdır?

-الْقَوِيُّ الْعَزِيزُve الْقَوِيُّ الْأَمِينُolarak marife halde geçer. Bir de قَوِيٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِgeçer. قَوِيٌّnekre olarak geçer وَile de atfedilmez. Yorumlarda zorluk içinde kalıyoruz. Nekre olsaydı Allah kelimesine insanlık manası, marife olsaydı alemlerin Rabbi manası verilecekti. Burada ise hangi mana verilecektir?

 

  1. İfrit “Ben eminim” diyor. Bunun anlamı nedir?

- “Ben güvenilir biriyim.” diyor. Böylece meslekte güvenilir olma şartı getirilmiştir. Teminatlı ehliyetle bunu sağlıyoruz.

 

  1. Beşinci boyuttan getirecekse durum nedir?

- Beşinci boyuttan getirme imkânsız değildir. Allah istediğini yapar hem de çok kolay yapar. Sünnetüllaha uygun mu? Mucizeler için uygundur. Zaten mucize sünnetullaha uygun olmayan bir şeyi gösterir. Mucizeyi böyle yorumlayanlar vardır. Bizim yaptığımızı yapacaklardır. Tevil ederler. Her iki mana da doğrudur. Kelam ilminde öyle yorumlarsınız, Fıkıh ilminde ise böyle çözersiniz. Kur’an buna göre inmiştir. Bir yoruma göre müteşabih bir yoruma göre muhkem olur. Kimse kimseyi tekfir edemez.

 

  1. Uluslararası sözleşmeler ve tahkimi anlatınız.

- Uluslararası yasalar sözleşmelerden oluşur. Anlaşma gerektiğinde anlaşırlar ama konularda anlaşamazlarsa hakemlere giderler.

 

Öz Türkçe ile:

           “Cinden bir dev ‘Sen durduğun yerden kalkmadan onu sana getiririm ve ben onun üzerine güçlüyüm güvenilirim.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Cinden bir ifrit ‘Ben, sen makamından kıyam etmeden önce sana onunla ityan ederim ve ben onun aleyhine kaviyim eminim.’ diye kavl etti.”

 

قَالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ(39)

***

Öz Türkçe ile: (Yorum)

           “Cinden bir dev ‘Senin yönetimin sürerken onu sana getiririm ve ben onun üzerine güçlüyüm güvenilirim.’ dedi.” (Süleyman Akdemir, Hüseyin Kayahan)

 

 

قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هَذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ (40)

“İndinde kitaptan ilim olan kişi ‘Ben, tarfın sana irtidad etmeden önce sana onunla ityan ederim.’ diye kavl etti. (Süleyman) onu indinde mustakarr halde rey edince ‘Bu, şükür mü edeceğim yoksa küfür mü edeceğim diye beni belv etmesi için Rabbimin fazlındandır. Kim şükrettiyse nefsi için şükretmiştir ve kim küfrettiyse, Rabbim ğanidir kerimdir.’ diye kavl etti.”

  1. Neden وَharfi gelmemiştir?

- İstişarede olup yabancı olmayan, sanatı olan, ilmi olan biri söz alıyor. O konuşuyor onun için وَ getirilmemiştir. Süleyman onu da dinliyor. Süleyman önce yabancıya söz veriyor sonra âlime veriyor. Yahut alime sonda söz istiyor. Alim en son konuşuyor. Bana derslerin sonunda söz veriyorsunuz. Allah razı olsun.

 

  1. Burada kavleden kimdir?

- İsmi mevsul ile tarif edilen kişidir.

 

  1. الَّذِيile tarif edilen kimdir?

- الَّذِيile tarif edilen ilim sahibi kimsedir, rasihdir. Bir tek olmalıdır ki الَّذِي denmektedir. Hükümdarlar, âlimleri kendilerine müçtehit seçerek onların içtihadı ile amel ederler. Halk ona biat ettiği zaman mezhepleri de kabul etmiş olur. Eğer kendisi müçtehitse o zaman müçtehidini seçmek zorunda değildir. Siyasi parti başkanları, askerlerdir. Başkanın da ordusu yani partisi vardır. Cumhurbaşkanları orada kanunlar yapar. Barış da onların yetkisindedir. Merkeze saldırırlarsa başkan yönetir.

 

  1. عِنْدَهُne demektir?

- İlim insanın beyninde olup kitaplarda değildir. Kitaptakiler ilmin aracıdır. Birisinin onu okuyup anlaması gerekir. Allah herkese ilmi zekâ vermez, vermemiştir. Çok şey bilme âlim olma demek değildir. Nasıl peygamberlik belli kimselere verilmişse ilimde rasih olma da belli kimselere verilir. Bu, herkesin rusuh seviyesinde içtihada kalkışmasın diye böyledir. Bilinmeyenler anlaşılsın sorulsun diye böyledir. Bu rasihlere üstünlük sağlamaz. Genelde bunlar uygulamalarda beceriksiz olurlar. Âlim demek bir yönüyle çok detaya giren demektir. Kesin olarak bilmediği şeylerde karar veremez demektir. Oysa işlerin yürümesi gerekir. İlimde لَا تَعْجَلْesas iken amelde tam tersidir. Erteleme olmaz. Yanlış da olsa zamanında yapılır.

 

  1. عِلْمٌneden nekredir?

- İnsan bütün ilimleri bilemez. İçtihatlar farklıdır. Dolayısıyla hem bir kısmını bilmez hem de bildikleri belli değildir. İçtihadını yapar. Sonuca ya varır ya varamaz.

 

  1. Buradaki مِنْne Min’idir?

- İbtidai gaye içindir. Teb’iz Min’i değildir. Teb’izde eksilme vardır, ayrılma vardır.

 

  1. Buradaki الْكِتَابِnedir?

- Buradaki kitap Tevrat’tır. Tevrat’ın hükümleridir. Şeriattır. Hüseyin Kayahan’a göre buradaki kitap projedir.

 

  1. Bugün bu kitap nedir?

- Bugünkü kitap Kur’an’ın katıldığı şeriattır. Sünnilere göre ise kitaplara, müspet ilme ve günün nizamcılarına dayanır. Bütün ilahi dinler haktır. Bazıları tahrif edilmiştir. Kur’an ilimleri ile müspet ilimlere dayanılarak yeniden yorumlanacaklardır. Biz nasıl tevil ediyorsak onlar da tevil edeceklerdir. Yazılı metinler değiştirilmeyecek ama yorumlanacaktır. Bu sure bize en uzak tevilleri nasıl yapacağımızı da öğretmiş olur. Yalnız bize değil tüm insanlığa Bin Dil ile anlatmak içindir. Nezredenlerin bazıları hala لَا تَعْجَلْbile demeyip kulak ardı ediyorlar.

 

  1. Osmanlılardaki şeyhülislam kimdir?

- Saltanat babadan oğula intikal ederken veliahtlara medrese dersi verilir, alim yapılır ama rasih yapılamazdı. Şeyhülislam müessesesi geliştirilir. Merkezi yönetim değil de yerel yönetim meşru olur. Başkan onun içtihatlarına uyma durumundadır.

 

  1. يَرْتَدَّkelimesini inceleyiniz.

- رَدَد devenin memesinden doğumdan önce gelen süttür. Hayvanlar hamile kaldıklarında sütleri kesilir. Doğum yaklaşınca yeniden süt toplanmaya başlar. Bu, doğumun yaklaştığını gösterir. Bu haldeki deveye رَدَدdenir. Eski hale dönmeye رِدَّةdenir. رِجْعَة‘de hal, رِدَّة’te ise vasıf değişir. Kur’an’da ردد59, ضدد1 defa geçer. Toplam 60 (22*3*5) eder.

 

  1. Tarfın irtidadı nedir?

- طَرْفTürkçede taşradır. Ümmül kuranın dışındakilerdir. Usta tek başına arşı yapacaktır. Halbuki alim proje yapacak, üreticilere dağıtacak, üreteciler üretince parçalar gelecek ve çok kısa zamanda hem de en mükemmel şekilde inşa edilecektir.

Tarfın sana gelmesi demek taşrada önce parçalar gelir. Taşradaki üreticilere siparişler projeleri ile verilerek (istenilen şekil açıklanarak) üretim hızlandırılır. Montaj çok kısa zamanda gerçekleşir. Yalova’da ahşap evleri imal ederken böyle yapacağız. Kovanları imal ederken böyle yapacağız. Önce Teşvikiye’deki marangozla sonra Çınarcık sonra Yalova son olarak İstanbul. Dolayısıyla çok süratli şekilde bunu yapacağız.

Buradaki manayı taşra kelimesinden veriyoruz. İzmir de bu sistem üzerinde çalışıyor. Bunun için projemiz olmalıdır, muhasebemiz olmalıdır. Bunun için de mühendisleri ve muhasipleri çalıştırma durumunda olacağız. Yüz dönümlük yer aldığımızda genel hizmete bir milyon para gelecektir. 10 elemanı çalıştırsak ve beşer bin lira versek senede altı yüz bin lira giderimiz olacaktır. Ahşap evleri yaparsak sürekli gelirimiz olacaktır.

 

  1. فَلَمَّاve فَإِنَّمَا‘daki Fe’leri açıklayınız.

- Yine burada hazf vardır. Süleyman bu öneriyi kabul eder. Alimin dediklerini uygular ve arş gelmiş olur. Ülkemizde çok güçlü ustalar olduğu için projeli iş yapmıyorlar. Yapamıyorlar. Usta olmayanlar da hiç yapamıyorlar. Devlet daireleri dâhil projesiz ilkel usulle imalat yapılıyor. Resmi işletmelerde de özel işletmelerde de bunu başaramadık. Ben çareyi dışardan, köyden köy ustalarını getirmede buldum. Onlar ustadırlar ama bizim işlerin ustası değildirler. Ona mühendis olarak ben öğrettim, onu işin ustası yaptım., başardım. Ben başka işçileri çalıştırmadım. Onlar da başka yerde iş bulmadılar. Böylece Akevler elli senedir yaşıyor. Yalova’da da yine bu sistemi getiriyorum. Hüseyin Usta’ya ahşap işlerini yaptırıyorum, bildiğini okuyor. Diğer işleri gayet iyi yapıyor. Onları bilmediği için benim dediğimi yapıyor.

 

  1. رَآهُderken neyi görmüş oldu?

- Arşı gördü. Tahtın projesi daha önce görülmüştür. Melek getirmiştir. Oradaki melekten almıştır. Âlim görev almadan incelemiştir. Âlime görev verilmez. Alim kendi kendine görev verir. Osmanlılarda dersiamlar vardı. Padişahtan maaş alırlardı. Nerde olduklarını ne yaptıklarını kimse bilmezdi. Şimdi ilkokul mezunu bakan oluyor, dekanlara rektörlere talimat veriyor. Buna demokrasi diyorlar. Bakan nerden bilip talimat verecektir. Londra’da ya da Washington’da hazırlanır, Türkiye’de bir memur imzalar, reis imzalar, bakan imzalar, Meclis’e gider, gece yarısı eller kalkar… Kur’an düzeninin içtihatlarını alimler yaparlar. Siyasiler bunlardan birilerinin içtihatlarını uygularlar.

 

  1. مُسْتَقِرًّاkelimesini inceleyiniz.

- قَرَارَةküçük derelerin toplanıp durgunlaştığı küçük göldür. قkuvveti, رtekrarı ifade eder. قَرْيَة’ye akrabadır.

 

  1. مُسْتَقِرًّا لَدَاهُdemeyip de مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُder. İnceleyiniz.

- عِنْدَهُ sarayın içinde demektir. Demek ki arş, tahtıdır. Odasına getirilip konmuştur. Dışarıda inşa edilip getirilerek yerleştirilmiştir. Böylece ileri ülkeleri geçme yolu öğretilmiş olur. Belkıs’ın işçilik sistemi yerine Süleyman’ın ortaklık sistemi işe yarar. İhale alan artırıp eksiltmez ihale veren artırıp eksiltir. Bu cümleler anlaşılırsa, diğer ayetler kolay anlaşılır.

 

  1. هَذَاneye işaret eder?

- Arşa işaret eder. Süleyman çağın teknolojisine ulaşmış olur. Onun sevinci içindedir. Bizim de çağın teknolojisine ulaşmamız için bilgisayar üretme teknolojisinde batılıların seviyesinde olmamız gerekir. Proje ve muhasebede ise onlardan ileri durumda olacağız.

 

  1. Batıdan teknolojiyi aldık mı?

- Batıdan teknolojiyi aldık. Daha projeli çalışma yapamıyoruz. Hala el yordamı ile iş yapıyoruz. Hala muhasebemiz yoktur. Bakkal defteri ile iş yapıyoruz. 55 de mühendis oldum 65 senedir projeli iş yapmak istiyorum. Başardım denemez.

 

  1. Ne eksiğimiz vardır?

- Ortaklık işletmesini kuruyoruz. Biraz sonra işletme işçiliğe dönüşüyor. Dönmeyen ortaklar ayrılıp gidiyorlar. 50 senedir proje yapmaya çalışıyoruz, bir türlü bitiremiyoruz. Hesapları cari sistemde tutuyor, adım adım fıkıh muhasebesine geçmeye çalışıyoruz.  Tayibet hanım Yalova’da benimle birlikte ATAK ekibi (Akdemir, Tayibet, Aydın ve Karagülle) olarak çalışmaya başladı. Biz çabamıza devam ediyoruz. Bunların olacağı kesin. Bizler asla yılmayacağız, yılmamalıyız. Yoksa Allah başkalarına bu görevi verir. Orası belli olmaz.

 

  1. Nasıl tamamlarız?

- Sizin bunu anlamanız gerekir. Projesiz, muhasebesiz hiçbir şey olamaz. Uygulama yapılmadan proje de muhasebe de kesinlikle anlaşılamaz, yapılamaz. Ayrıca proje ve muhasebeye gelir sağlanması gerekir. Elli yıldır uyguladığımız bu kurallara Yalova’da daha henüz yeni başlamış oluyoruz.

 

19. Süleyman neden “Rabbimin nimeti, rahmeti” demeyip “Rabbimin fazlı” der?

- Rahmet ve nimet insanın ihtiyacını gidermek içindir. Bu ise ihtiyacı olmayan, fazladan bir iyilik olduğu için gelmiş olur. Biz Allah’ın fazlını elde etmeliyiz. AR-GE çalışması budur. Gelir getirmeyen bir çalışmadır. İnşaat yapacağız, orada kazandıklarımızla ortak fayda ile AR-GE çalışmasına devam edeceğiz.

 

  1. Karar/قَرَرile bina/بِنَاءkelimelerini karşılaştırınız.

- Karar kelimesi ile bina kelimesi arasında şu fark vardır: Binada sabit temel vardır. Orada konan şey hareket etmez. Kararda ise biri merkezden uzaklaşır ama sonra yine merkeze dönmez, merkezin etrafında hareket eder. Arşın apartman değil de taht olduğunu ifade ettiği gibi bir de hareketli olduğunu göstermiş olur. Hareketli koltuk anlamındadır. Hükümdarlara mahsus koltuk manasına gelir.

 

  1. Buradaki لِ(لِـيَبْلُوَنِي) ne harfidir?

- Süleyman, yanındakilere fazlın hikmetini anlatır. Allah Akevler’e, Milli Görüş’e, AK Parti’ye, Cemaatlere fazlı vermiştir. Görev de vermiştir. Görevi yapmak şükür etmektir. Geriye dönüp elli yıl önceki halimizle bugünkü halimizi karşılaştırırsak bize de büyük imkânlar bahşettiğini hemen görürüz. Bizler Kur’an’ın anlaşılmasında ve uygulamasında neler yapmışızdır, onları karşılaştırmamız gerekir.

 

  1. بلوkökünü inceleyiniz.

- بَلِيَّة(bilye)bileme taşı’, sürterek keskinleştirmek için kullanılan taş demektir. Aletleri keskin yapar. İnsanları da sıkıntıya sokarak onları eğitir, terbiye eder. Varlık sahibi yapmayı, sıkıntıya sokmayı anlatmaktadır. Allah bu nimetleri bize verir ve bizleri de dener. Onu hayırda mı kullanırız yoksa sefahatte mi kullanırız? Böylece insanları olgunlaştırmak için sıkıntılara uğratmaya bela/بَلَىdenir. Kur’an’da بلو59, بلي1 defa geçer. Toplam 60 (22*3*5) eder.

 

  1. Neden fazlı nimet kabul etmez?

- Muasır medeniyete ulaşma nimet değildir. Başkalarından bir şeyi alıp onu o haliyle kullanma kötülüklere sebep olur. Uygarlığı alırız ama onu kendi imkânlarımız ile değerlendiririz. Daha ileri götürürüz. Onlar zulüm içinde kullanırlarken bizler o imkânları adalet içinde dağıtırız. Sömürme aracı değil teavün/dayanışma aracı yaparız.

 

  1. أ أَمْcümle yapısını hatırlayınız.

- İki şıktan birisi olur. İkisi birden olamaz. Ya şükreder ya da küfreder. Fazl olduğu zaman ya şükür edersiniz ya da küfür edersiniz. Fazl olduğu zaman artık birini tercih etmek durumunda kalırsınız.  Fazl bu bakımdan nimet değil külfettir.

 

  1. Küfür/كُفْرile şükür/شُكْرkelimelerini karşılaştırınız.

- كَافِر‘çiftçi’ demektir. Sonra gerçekleri kabul etmeyen anlamını kazanır. Ayrıca kendisine sağlanan imkânları değerlendirmeyen anlamındadır. Nankör manasını taşır. Şükür kendisine sağlanan imkânları değerlendirmedir. Süleyman’ın şükretmesi gerektiğini anlatmış olur. Boş duran bir tarlayı birisi ortaklığa koyar da diğeri ekerse buğday oluşur. Her iki taraf da kazanır. Bir tarlayı kişi ekmez başkasının ekmesine de mâni olursa küfür etmiş olur. Allah’ın verdiği zamanı ilim tahsilinde harcarsa şükretmiş olur. Oyunda harcarsa küfretmiş olur.

 

  1. Belkıs da inanır, Allah’a şükür ediliyor. Bu ne demektir?

- Tekniği batıdan alırız ama biz Allah’a şükür ederiz yani insanlığın çıkarı ile kendi çıkarımızı birleştiririz. Üretiriz, piyasaya ürünleri satarız. Piyasadan da ürün alırız. Böylece piyasayı büyütürüz. İki kişi ayrı ayrı odalarda lamba yakarlarsa, giderleri 100 lira ise aynı odada çalışınca giderleri elli liraya düşer. Beraber olma ikisine de yüzde elli kazandırır.

 

  1. Batıdan aldıklarımız bizi batıya bağımlı kılar mı?

- Biz onların üniversitesinde mal üretiriz ama biz üretiriz. Ürün projesi tüm insanlar için bir olur. Daha az emekle daha çok ürün elde ederiz. Daha az ürünle daha çok insanı yaşatırız. Nasıl doğa tüm insanların ortak varlığı ise ilim de tüm insanlığın varlığıdır. Herkes her şeyi başkasından öğrenir. Karşılığında başkalarına öğretir. Herkes öğrenci olarak doğar öğretmen olarak ölür. Öğrenme karşılığı öğretme vardır.

 

  1. Ortaklık düzeninde şükür nedir?

- İsraf etmemektir. Emekleri, tesisleri, malları ve bilgiyi sonuna kadar kullanmaktır.  Bir Müminin boş vakti yoktur. Namaz ile vakitlerini tam olarak kullanır. Zekât ile de varlıklarını tam olarak değerlendirir.

 

  1. Ortaklık düzeninde küfür nedir?

- Zamanları oyun ve eğlencede geçirme maddi imkânları hapsetme, başkalarının emeğini gasp etme, insanların doğa imkânlarından yararlanmasını önleme…

 

  1. ‘Şükreden nefsine eder’ ne demektir?

- Hiç kimseye kendi zararına bir iş yapması emredilmez. İnsanlardan istenen çıkar paralelliği içinde hareket etmeleridir. Ekonomide rıza şarttır. İrade yeterli değildir. Satan maliyetinin üstünde satmalıdır. Alan da yararından daha ucuz almalıdır, ortaklık düzeni bunu sağlamalıdır. Bunu arz ve talep kanunları sağlar. İşçilik sisteminde arz ve talep kanunları yeterince çalışmadığı için ortaklık sistemine gerek vardır.

 

  1. ‘Küfreden kendine eder’ demiyor. Neden?

- “Küfreden kendisine küfreder” demiyor. “Küfrederse Rabbim ğanidir.” diyor. Zarar eden kamu olmaz kendisi zarar eder. Kamu alt yapıyı, toprağı, doğa imkânlarını garanti koymuştur. Üretildiği zaman kamu, payını almazsa zarara da iştirak etmez. Kamu değerleri yıpranmadığı için o zaman küfreden zarar etmiş olur.

Kamu işletmelere sermayesi ile iştirak etmez. O yıpranmayan toprak ve faizsiz nakitle iştirak eder. Kur’an’ın ibarî, iş’arî, iktizaî ve delalî manaları vardır. Bir de kıyas vardır. Tefsir demek bu manaları ortaya çıkarmak demektir. Usulü Fıkıh bunun kurallarını ortaya koyar. Kuralsız tefsir haramdır. Hatta bazen şirke bile götürebilir. Kurallı tefsir ise farzdır. Tutucular kurallı tefsiri de inkâr ederlerken, modernistler kuralsız tefsir yapmaya çalışıp duruyorlar. Akevler ekolu Ehli sünnete uyarak kurallı tefsir usulünü benimser. Burada yapılanlar kuralları anlayarak, bularak, gerektiğinde usulüne uygun koyarak İslami yaşamayı çalışmaktan ibarettir.

 

  1. غَنِيٌّ kelimesi ileكَرِيمٌkelimesini karşılaştırınız.

- Bir misafir geldiği zaman ona ikram edersiniz. Muhtaç olana ihsan edersiniz. Bu ayetin delalet ettiği manaya göre çalışmayanlara da pay verirsiniz. Kamu mallarında her insanın payı vardır. Şimdi küfür içindedir ama ilerde şükür içinde olabilir. Kendisi küfür içindedir ama ileride şükür içinde olacaktır. Ayetin ne kadar derin manası olduğunu siz de araştırabilirsiniz.

 

YORUM

1- Belkıs hediye gönderir, Süleyman şiddetli bir şekilde reddeder. Biz de batı yardımlarını ret mi etmeliyiz?

- Hak uygarlıkları hukukta devrim yapar. Kuvvet uygarlıkları teknikte devrim yapar. Uygarlıklar eski uygarlıkların sentezinden doğar. Birbirlerine borçlu-alacaklı olurlar. İnsanlığa borçlanırlar ve insanlığa borçlarını öderler. Anne babalarla çocuklar arasında da durum budur. Biz insanlıktan öğreniriz. Bir başka deyişle bize öğreten batı değil insanlıktır. Allah’tır.

 

2- Barındırdığımız mültecilere karşı yardımlarımız yanlış mıdır?

- Türkiye’de belki on milyon yabancı vardır. Bu en az on vilayet eder. Bunlara hapiste olanları da eklersek semt kooperatiflerine müşterimiz hazır demektir. Yeter ki biz yerleri bulalım.

 

3- Mültecileri nasıl barındırmalıyız?

- Mültecilerin ülkedeki mallarını satın almalıyız. O devletten alacağımız ortaya çıkar. Biz onları yüz lojmanlı apartmanlarda yerleştirmeliyiz. Apartmanın kirasını işletme öder. Onlar o apartmanda iş yapar, işçi sermayelerini işletme sermayesi olarak değerlendirirler. Muhterem İstanbul valimiz Ali Yerlikaya bizim bu önerilerimizi dinlemişlerdir.

 

4- Süper güçler müttefiklere malen yardım etmeli midir?

- Üreten ve tüketen, halktır. Ne Sermaye ne de yönetim üretim ve tüketim yapar. Onlar hizmet paylarını alırlar. Onlar bir pay vermezler. İşçilik düzeninde halk köledir, çalışır yaşar. Tasarruf hakları yoktur. Tasarruf edilen Sermaye’nin ve devletindir. Ortaklık siteminde ise devletin vergi payı vardır. Doğa ve kamu görevi karşılığıdır. O da görevlilerin payıdır. Onda eksiltip yardımda bulunamaz. Bunları iyi kavrayıp çevrenize anlatmalısınız. Dışarıdan hibe almak köle olmak demektir. Süleyman’ın o kadar kızdığı da bu yaklaşımdır.

 

5- Süper güçler nasıl müttefik bulurlar?

- Önce devletler ittifak ederler. Sonra da kim merkez olmaya layıksa o merkez olur. Tıpkı önce cemaat olup sonra aralarından imamı seçmek gibi. İmam olmanın kuralları vardır. İmam hâkim değil hadimdir. Kimse imam olmak istemez. Görev olduğu için kabul eder. Çünkü imam olmak demek hizmetçi olmak demektir.

 

6- Süleyman’ın Belkıs’tan istediği ittifak nedir?

- Önce yalnız Allah’a ibadet edilmesinde anlaşma yapılır. İnsana mı hizmet edeceğiz yoksa eşyaya mı? Kapitalistler insanı eşya kabul ederek eşya yaptılar. Güneş eşyadır güneşe tapılmayacaktır. Güneşin rabbine tapılacaktır. O da insanlığı kendisine yeryüzünde halife yapmıştır. Birlikte insanlığa hizmet edelim. Anlaşmazlıkları hakemler yoluyla çözelim. “Benimle barışın” diyor. “Hakem kararlarını kabul edin” demiş oluyor.

Adil Düzen de insanlığa bunu söylüyor. “Eşyanın hakkını değil, insanların haklarını koruyalım.” der. Demek ki insanlar eşya için değil, eşya insanlar için yaratılmıştır.

 

Öz Türkçe ile:

“Yazıdan bir bilgisi olan kimse ‘Ben onu sana ucun sana dönmeden önce getireceğim.’ dedi. Onu yanında yerleşmiş gördüğünde ‘Bu, Rabbimin beni sınaması içindir. Karşılayacak mıyım yoksa kapatacak mıyım? Kim karşılarsa kendisi için karşılar. Kim kapatırsa Yetiştiricim görkemlidir varlıklıdır.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“İndinde kitaptan ilim olan kişi ‘Ben, tarfın sana irtidad etmeden önce sana onunla ityan ederim.’ diye kavl etti. (Süleyman) onu indinde mustakarr halde rey edince ‘Bu, şükür mü edeceğim yoksa küfür mü edeceğim diye beni belv etmesi için Rabbimin fazlındandır. Kim şükrettiyse nefsi için şükretmiştir ve kim küfrettiyse, Rabbim ğanidir kerimdir.’ diye kavl etti.”

 

قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هَذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ (40)

 

İstanbul, Yenibosna; 10 EKİM 2020

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayan Adil Düzen Çalışanları:

Yazar REŞAT NURİ EROL

AYŞE AYDIN

Ecz. TAYİBET ERZEN

Doç. Dr. SÜLEYMAN AKDEMİR

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
13.10.2020
10:39


1967...1968...1969...AKEVLER 54 YILDIR ÇALIŞIYOR...2018...2019...2020

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1085

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1085. Hafta - 10 EKİM 2020 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1085. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?” (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.” (Hadis)

AdresAKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİZafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASIANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

***

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

GENEL DURUM VE YAPILMASI GEREKENLER

Süleyman KARAGÜLLE

***

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Koronavirüs vesilesiyle köyü yeniden hatırladık!

Bir hikâyeden; ‘şimdi bana duygularını söyle…’

Dünya düzeni ya düzelecek ya da batacak ve …

Dünya düzeni ya düzelecek ya da batacak ve...-2

Dünya düzeni ya düzelecek ya da batacak ve...-3

Dünya düzeni ya düzelecek ya da batacak ve...-4

Reşat Nuri EROL

***

NEML SÛRESİ - 7. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

طس تِلْكَ آيَاتُ الْقُرْآنِ وَكِتَابٍ مُبِينٍ (1) هُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ (2) الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ (3) إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ (4) أُولَئِكَ الَّذِينَ لَهُمْ سُوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْآخِرَةِ هُمُ الْأَخْسَرُونَ (5) وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآنَ الْعَذَابِ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ (6) إِذْ قَالَ مُوسَى لِأَهْلِهِ إِنِّي آنَسْتُ نَارًا سَآتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ آتِيكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ (7) فَلَمَّا جَاءَهَا نُودِيَ أَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ (8) يَامُوسَى إِنَّهُ أَنَا اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (9) وَأَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَامُوسَى لَا تَخَفْ إِنِّي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَ (10) إِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُوءٍ فَإِنِّي غَفُورٌ رَحِيمٌ (11) وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ فِي تِسْعِ آيَاتٍ إِلَى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ (12) فَلَمَّا جَاءَتْهُمْ آيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُبِينٌ (13) وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا أَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ (14) وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُدَ وَسُلَيْمَانَ عِلْمًا وَقَالَا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي فَضَّلَنَا عَلَى كَثِيرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنِينَ (15) وَوَرِثَ سُلَيْمَانُ دَاوُدَ وَقَالَ يَاأَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ (16) وَحُشِرَ لِسُلَيْمَانَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ (17) حَتَّى إِذَا أَتَوْا عَلَى وَادِ النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَاأَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ (18) فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ (19) وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ (20) لَأُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لَأَذْبَحَنَّهُ أَوْ لَيَأْتِيَنِّي بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ (21) فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَقِينٍ (22) إِنِّي وَجَدْتُ امْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ (23) وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ (24) أَلَّا يَسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ (25) اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ (26) قَالَ سَنَنْظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِبِينَ (27) اذْهَبْ بِكِتَابِي هَذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ (28) قَالَتْ يَاأَيُّهَا الْمَلَأُ إِنِّي أُلْقِيَ إِلَيَّ كِتَابٌ كَرِيمٌ (29) إِنَّهُ مِنْ سُلَيْمَانَ وَإِنَّهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ (30) أَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُونِي مُسْلِمِينَ (31) قَالَتْ يَاأَيُّهَا الْمَلَأُ أَفْتُونِي فِي أَمْرِي مَا كُنْتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّى تَشْهَدُونِ (32) قَالُوا نَحْنُ أُولُو قُوَّةٍ وَأُولُو بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ إِلَيْكِ فَانْظُرِي مَاذَا تَأْمُرِينَ (33) قَالَتْ إِنَّ الْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا أَعِزَّةَ أَذِلَّةً وَكَذَلِكَ يَفْعَلُونَ (34) وَإِنِّي مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ (35)

***

فَلَمَّا جَاءَ سُلَيْمَانَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَا آتَانِيَ اللَّهُ خَيْرٌ مِمَّا آتَاكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ (36) ارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَا أَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ (37) قَالَ يَاأَيُّهَا الْمَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ (38) قَالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ (39) قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هَذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ (40)

***

DEVAMI VE TAMAMI

"SEMİNERLER"de... 







YorumYap

Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 38 Okunma
1 Yorum 19.10.2020 11:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 118 Okunma
1 Yorum 13.10.2020 10:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 162 Okunma
3 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.9.2020 194 Okunma
7 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.9.2020 188 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.9.2020 221 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1080
Neml Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
5.9.2020 221 Okunma
2 Yorum 06.09.2020 15:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1079
Neml Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
29.8.2020 264 Okunma
2 Yorum 30.08.2020 20:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.8.2020 296 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.8.2020 325 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.8.2020 367 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.8.2020 426 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.7.2020 411 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.7.2020 460 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1072
Şuara Suresi Tefsiri 141-159. Ayetler
11.7.2020 368 Okunma
2 Yorum 12.07.2020 15:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.7.2020 471 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1070
Şuara Suresi Tefsiri 105-122. Ayetler
27.6.2020 476 Okunma
2 Yorum 28.06.2020 18:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.6.2020 582 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1068
Şuara Suresi Tefsiri 83-91. Ayetler
13.6.2020 487 Okunma
1 Yorum 14.06.2020 16:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.6.2020 669 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.5.2020 730 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.5.2020 659 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1064
Şuara Suresi Tefsiri 34-44. Ayetler
16.5.2020 545 Okunma
1 Yorum 17.05.2020 15:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1063
Şuara Suresi Tefsiri 23-33. Ayetler
9.5.2020 719 Okunma
1 Yorum 10.05.2020 08:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1062
Şuara Suresi Tefsiri 10-22. Ayetler
2.5.2020 715 Okunma
2 Yorum 13.05.2020 21:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1061
Şuara Suresi Tefsiri 1-9. Ayetler
25.4.2020 837 Okunma
2 Yorum 14.05.2020 18:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1060
Furkan Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
18.4.2020 812 Okunma
2 Yorum 15.05.2020 16:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1059
Furkan Suresi Tefsiri 68-72. Ayetler
11.4.2020 877 Okunma
3 Yorum 16.05.2020 16:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1058
Furkan Suresi Tefsiri 60-67. Ayetler
4.4.2020 781 Okunma
2 Yorum 18.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1057
Furkan Suresi Tefsiri 53-59. Ayetler
28.3.2020 968 Okunma
5 Yorum 19.05.2020 16:27
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1056
Furkan Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
21.3.2020 875 Okunma
2 Yorum 20.05.2020 16:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1055
Furkan Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
14.3.2020 896 Okunma
2 Yorum 21.05.2020 16:36
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1054
Furkan Suresi Tefsiri 35-40. Ayetler
7.3.2020 1018 Okunma
2 Yorum 22.05.2020 16:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1053
Furkan Suresi Tefsiri 30-34. Ayetler
29.2.2020 1117 Okunma
2 Yorum 23.05.2020 15:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1052
Furkan Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
22.2.2020 1181 Okunma
3 Yorum 24.05.2020 16:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1051
Furkan Suresi Tefsiri 17-20. Ayetler
15.2.2020 1128 Okunma
2 Yorum 30.05.2020 17:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1050
Furkan Suresi Tefsiri 10-16. Ayetler
8.2.2020 1270 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 11:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1049
Furkan Suresi Tefsiri 4-9. Ayetler
1.2.2020 1046 Okunma
1 Yorum 03.02.2020 07:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1048
Furkan Suresi Tefsiri 1-3. Ayetler
25.1.2020 1048 Okunma
1 Yorum 26.01.2020 06:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1047
Nur Suresi Tefsiri 62-64. Ayetler
18.1.2020 985 Okunma
1 Yorum 25.01.2020 07:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1046
Nur Suresi Tefsiri 61. Ayet
11.1.2020 1142 Okunma
1 Yorum 13.01.2020 08:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1045
Nur Suresi Tefsiri 58-60. Ayetler
4.1.2020 1041 Okunma
1 Yorum 05.01.2020 08:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1044
Nur Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
28.12.2019 1104 Okunma
1 Yorum 30.12.2019 08:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1043
Nur Suresi Tefsiri 47-52. Ayetler
21.12.2019 1162 Okunma
1 Yorum 22.12.2019 23:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1042
Nur Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
14.12.2019 1234 Okunma
1 Yorum 17.12.2019 07:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1041
Nur Suresi Tefsiri 39-42. Ayetler
7.12.2019 1553 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 00:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 1906 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1039
Nur Suresi Tefsiri 32-34. Ayetler
23.11.2019 1373 Okunma
1 Yorum 24.11.2019 08:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1038
Nur Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
16.11.2019 1318 Okunma
1 Yorum 19.11.2019 12:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1037
Nur Suresi Tefsiri 27-29. Ayetler
9.11.2019 1452 Okunma
1 Yorum 10.11.2019 05:24
Prev[1]234567192021Next