Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.9.2020
195 Okunma, 7 Yorum

NEML SÛRESİ - 5. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ (20) لَأُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لَأَذْبَحَنَّهُ أَوْ لَيَأْتِيَنِّي بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ (21) فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَقِينٍ (22) إِنِّي وَجَدْتُ امْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ (23) وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ (24) أَلَّا يَسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ (25) اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ (26)

 

***

 

 

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ (20)

Kuşlara göz attı. Ne oldu?  Çavuş kuşunu göremiyorum. Yoksa yitti mi?

 

1- “Ve” nereye atfeder?

- Süleyman cülus gösterisini tamamlar, yeni hükümdar olarak burada cülus konuşmasını yapacaktır. Ordusunu gözden geçirir. Bakar ama hüthütü görmez. Orasını çalışma merkezi yapmayı düşünür. Rivayetlere göre karınca vadisinde su görünmez. Hüthütten suyun olup olmadığını araştırmasını ister. “Tefakkada”yı “Eta”ya atfeder. Menzile ulaşmışlar ve zayiat olup olmadığını kontrol etmektedir. Birliklerin sevkinde yapılan rutin işler yapılır.

2) فقدkökünüinceleyiniz.

- فقد dolu olması gereken bir yerin boş olanına FIKD denir. Dolu olmasını yanındakilerin dolu olmasından biliriz.

فقد 3 defa, فيق 9 defa geçer. 12=2*2*3

فkopmayı, ق etkiyi, د çevreyi ifade eder.

“Tafakkud” etmek demek yoklama yapmak demektir. Herkes yerine geçer oturur, bir yer boş olursa o olmamış olur.

Ben bakkalda malların olup olmadığını “tafakkud” yoluyla kontrol edelim demiştim. Taha Özket ise kamera ile kontrol edelim demişti. İkisi birleştirilebilir. Şöyle ki; kamera gözcü olur, muhasebe kayıtları ile kamera görüntüleri uyarsa kamera lambası yanmaz, yoksa kırmızı yanar. Taha, Dr. Lütfi ile birlikte bunu programlayacağına hala kardeşi Tarık ile ABD’de dolar peşinde koşuyorlar. Akevler beklemektedir. Maalesef torunlarım da oralarda benzer durumdadırlar.

“Tafakkud” kelimesinin derin manaları burada açıkça görülür, kıyasın gücü anlaşılır. Süleyman’ın kuşu nerede, Yenibosna’daki kapanmış market uygulaması nerede!

 

3) Tayr sürü adıdır. “Ma Liye” ile ne kastedilir.

- Tayr kuş sürüsüdür. Marife ve tekil geldiğine göre bir kuş sürüsü kastedilir. Sürü sadece çok kuş demek değildir, uçaklar filosu gibi filodur. Ortak hareket etme demek bilinç altında uygun hareketler yapmadır. Bu da bize kuşların birbirleriyle telsiz haberleşmelerini anlatır. Beklemedik bir şey olduğu zaman söylersiniz; yanlış mı görüyorum dersiniz. Hüthütü göremiyorum diyor. Şimdi bu kuşa ne yapayım diyor? Karşınızdaki beklenmedik uygun olmayan davranışlar yapar, siz de ona mukabele edersiniz. Bu mukabele çok önemlidir. İnsanlar arasındaki ilişkiler bu mukabeleye dayanır. Savaşlar ve barışlar, evlenmeler ve boşanmalar, küsmeler ve barışmalar hep bu zamanda alınan kararlara dayanır.

 

4) “مَا لِيَ” (Bana ne oluyor) der. Kendisini niye eleştirir?

- “Ma” soru “ma”sıdır. Türkçeye de “mı” olarak geçmiştir. Li temlik içindir. Y harfi ben anlamındadır. Benim ne yapmam gerekir veya benim neyim var, niye göremiyorum demektir. Yapmama olmaz veya yapmalıyım manasına da gelebilir. Hüthütü görmem lazım ama o yok.

 

5) “GAib” ile “Fakıd” kelimesini karşılaştırınız.

- “Ğayb”, Uzaktan bakıldığında arazide kapalı kalmış yere, dibi görünmeyen kuyunun içine bu ad verilir. Görünmeyen veya kaybolan için kullanılır.

غ değişmeyi, ي yarığı, boşluğu, ب de kapıyı ifade eder.

Varlığı bilinir ama görülmez. Gelecek gaip olduğu gibi geçmiş de gaiptir. Uzak olan da gaiptir, görülmeyecek kadar küçük olan da gaiptir.

 

6) Gaip kurallı ek çoğuldur, hangi topluluk kastedilir?

- Asker kaçakları, görev kaçakları ayrı bir topluluk oluştururlar. Birlikte firar ederler. Bugünkü hukukta suç örgütleri diyoruz. Yoksa kuş suç örgütüne mi katıldı diyor.

 

7) Asker kaçaklarına ne muamele edilir?

Bir kimse baştan askerliği kabul etmeyebilir, cizye denen bedeli verir. Katılır ama ülkesini değiştirebilir, askerlik yapmayabilir. Ülke değiştirmek serbesttir. Savaşa katıldıktan sonra savaştan kaçarsa onun cezası katledilmesidir diyoruz. Burada bu hüküm teyit ediliyor. Bununla beraber kendisi pişman olup geri gelirse şiddetli azaba uğrar; katledilmez.

 

8) Ehlileştirilmiş hayvana azap edilir mi? Kişiliği mi var?

Hayvanlar suç işledi denilmez. Hayvanlarda sorumluluk yoktur. Görünür varlıklarda sorumluluk yalnız ve yalnız insanlarda vardır.

 

***

 

لَأُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لَأَذْبَحَنَّهُ أَوْ لَيَأْتِيَنِّي بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ (21)

Onu ya iyi tadış ile tattıracağım veya keseceğim veya açıklayan bir erk getirir.

 

1- Cümle ne cümlesidir? Şartı nerededir?

- Cevap cümlesidir. Kendi kendine cevap verir. Ne yapmalıyım der. Elbette bunları yapmalıyım. Asker kaçaklarına uygulanacak hükmü uygulamalıyım.

2- Azap ne içindir?

- Azap caydırıcılık içindir. Başkaları dâhil bir daha benzer işi yapmasın diye azap cezası konur. Azabın kimseye bir yararı yoktur. Ama cezalandırılmazsa başkaları ve kendisi de o fiili tekrar eder. Ceza hukuku intikam hukuku olmayıp defi mazarrat hukukudur. Bu dünyada böyledir. Ahirette aynı şey söylenmez. O halde ahirette azap ne içindir?

Ahiretteki azap da dünyada insanları kötülükten caydırmak içindir. Eğer ahirette azap olmasa insanlar dünyada suç işlemeye devam ederler. Allah boş bir şey söylemez. Buna göre Allah ahirette azabını koymuştur. Bununla beraber zerre kadar fazla azap verilmediği gibi sevaplar günahları götürür. Hem de bir sevap on günahı götürür. Ayrıca kısmî aflar da yapılır. Azap çekenler mutlaka olur. Allah sözü mutlaka gerçekleşir.

Şöyle düşünelim. On kişi bir adamı öldürürse, karşılığında on kişi öldürülmez, bir kişi öldürülür. Öldürülecek kimseyi mağdur tarafı seçer. Caydırıcılık etkisi azalmaz çünkü seçilen kendisi olabilir. Diğerleri diyet öderler. Ahirette azap felsefesi budur.

 

3- Ahirette azap niye var?

- Ahirette azap hiçbir şeye yaramaz ama bu dünyada iman etmiş olanları suç işlemekten alıkoyar. Müslim ile kâfiri birbirinden ayırmak için cehennem azabı vardır. Başka türlü bu dünyada denge kurulamaz, iradeli insan var edilmez, Allah’ın halıkıyetinde eksiklik olur. Bu izah tam tatmin etmeyebilir. Ama Allah böyle bir düzen kurmuştur. Bizde cüzi irade O’nda ise külli irade vardır. Ayrıca insanlar O’ndan akıllı değillerdir ki O’na neden böyle yaptın diye soralım. Sorma gücünü de vermiş; soranlar verecekleri cevaplara ve uygulamalarına göre cennete veya cehenneme giderler.

 

4- Azap nekre gelir. Neden?

- Bu tür suç işleyip pişman olup geri gelenlere verilecek cezalar mukadder değildir. İşlediği suçla onun bundan ıslah olma derecesine ve bir kişideki caydırıcılık derecesine göre komutan belirler. Tekerrür olursa ceza şiddetlendirilir. Bu askeri düzende böyledir. Hukuk düzeninde azap nekre değildir.

 

5- Azabın teşdidi nasıl olur?

- Azap etkileyici olmalıdır, caydırıcı olmalıdır. İslam hukukunda cezanın verilmesi için kesin ispat gerektiği gibi azap da tam olmalıdır. En küçük şüphe cezayı düşürür. Ama sabit olduktan ve şartlar tam olduktan sonra cezalar şiddetlidir ve ağırdır. Asker kaçağına uygulanacak ceza şiddetli olur.

 

6- Neden kuşu misal olarak verir?

- Kuşun sorumluluğu en azdır. Hayvana bile ceza uygulanacaksa insanın en zayıfı da olsa ceza uygulanır. Kuşu onun için misal verir. Bu şekilde düşündüğümüz zaman kuş mecazi olur. Görevi istihbarat olan insan anlamında olabilir. Karine-i mania olduğu için hakiki mana terk edilebilir. Bunu bütün mecaziler için uygulayabilirsiniz. Kuş konuşamaz. O halde buradaki kuştan murat istihbarat görevlisi diyebilirsiniz. Kuşu misal seçmesi ileride kuş dilinin öğrenilecek olması da olabilir. O zaman kuş dili de istihbarat dili olur. Halkın anlamayacağı dildir. Şifre dilidir.

 

7- Neden zibh edilir? Zibh neden meşrudur?

- Cepheden firar eden kimse geri gelmez de biz onu bulursak onu orada zibh ederiz yani katlederiz. Yakalayıp tutuklama İslamiyet’te yoktur. Esirler dâhil teslim olurlarsa artık kısas dışında öldürme olmaz. Teslim olmayanlar yakalandıkları yerde öldürülürler. Bakara  191’ deki  “Haysu sakıftumuhum” ayeti budur.

 

8- İkinci “أَوْ” (veya) ile birinci “أَوْ” arasında ne fark vardır?

- İkinci “أَوْ” ayrı parantezdir, üçten birisinin tercihi değildir. Ya sultanı mübin ile gelir, veya katl ve tazip edilir.  Birinci “أَوْ”li kelimeler parantez içindedirler. İkisinde nefsi mütekellim, birinde gaiptir. Kalıplar değişince atıflar ona göre olur.

 

9- Üçü de “لَ” ile gelir, neden?

- Üçü de şer’i delillere dayanır. Uygulayıcının tercih yetkisi yoktur. “Le” harfi vücubu ifade eder. Seçme yetkiniz yok, bunlardan birini uygulamalısınız demiş olur. Sure Mekke suresidir. O günkü Araplara hitap etmez, Medine dönemine veya bugünkü Adil Düzen çalışanlarına hitap eder. Onun için kuş benzetmesi ile başlatır. Anlaşıldığı zaman uygulanır. Kıssalar uygulayıcılara uygun olan hükümleri uygulama serbestliğini verir.

 

10- “Sultan” kelimesini inceleyiniz.

- Salata, doğranmış sebze demektir. Halkına gücü ile söz geçiren hükümdar yani melik demektir. Kur’an’da 39 defa geçer. SRD 1 defa geçer. 40=2*2*2*5

س mekânda diziyi, ل belirliliği, ط de uyumluluğu ifade eder.

 

11- Sultanın mutlak sultandan farkı nedir?

- Sadece sultan kelimesi güç demektir. Mübin demek kanıtlanan bir güç demektir yani niçin geldiğini kanıtlayan güç. Kur’an’da diğer peygamberlerde mübin sultanın varlığını zikreder. Peygamber Muhammed’e sultan-ı mübin verdiğini zikretmez. Çünkü diğer peygamberlerin ayetler dışında mübin sultanları yani mucizeleri vardır, bizim için Peygamber Muhammed’in ise Kur’an’dan başka mucizesi yoktur.

Kur’an bize sultan-ı mübin verildiğini zikreder. Bu sultan-ı mübin, İslam düşmanı Prof. Dr. İlhan Arsel’in de beyan ettiği üzere, çobanlık döneminde yaşayan bir topluluğu yarım asır içinde süper güç hâline getirmekle kalmaz aynı zamanda en uygar bir halk hâline de geçirir.

Bugün de bize sultan-ı mübin verilir, Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası yarım asırlık süre içinde dünyanın düzenini tersine çevirebilir.

50 sene önce dinden bahsetmek ayıp sayılırdı. Şimdi herkes dinden bahsedip durur. Tüm Müslüman ülkeler esirken şimdilerde hemen hepsi bağımsızdır. Hıristiyanlar Sermaye’nin oyuncağı haline gelmişken bugün ise biz de varız derler.

 

12- Hayvanlara ve topluluklara ceza verilir mi?

- Hayvanlara ceza verilmez. Hayvanlar eğitilirken iki usul kullanılır; taltif veya tazip. Ata binen atı kamçılar. Süleyman Peygamber ise ceza veriyordu. Eğitilmiş hayvan ve diyalog kurulan hayvan. Topluluğa ceza verilir mi? Bir kurum bir suç işlemişse cezalandırılabilir mi? Kurum suç işlemeye devam ediyorsa kurum dağıtılır yani zebh edilir. Kurum suç işlemekten vazgeçmemişse kuruma ceza verilir. Kuruma verilen ceza ağır iş yaptırma veya paylarından kesinti yapmadır. Partilerin kapatılması, parti suç işlemişse, bu suç belvi umumi haline gelmişse yani o parti içinde olanların hepsi o suça iştirak etmişse, kavli ve fiili iştirak varsa, o parti kapatılır. Sükûti iştirak ya da önleme, karşı çıkmama gibi bir suç varsa, o zaman parti kapatılmaz ama partide o suçu işleyenler cezalandırılır.

 

13- Silahlara veya makinelere ceza verilir mi?

- Bir yapı veya bir silah örnek olarak birinin helakine sebep olursa o yapı yıkılır mı yahut onun kira değeri düşürülür mü?

Elbette eşya suçlu olmaz. Ancak o eşyaya sahip olanlar suçlu olmuş olurlar. Onlardan onların mülkiyeti alınır. Maliklere ceza verilmez. Kötüye kullanmışsın diye imha edilir.

Bugün kaçak malların iptal değil imha edilmesi de hukukta vardır.

Kuşlara ceza verildiğine göre eşyaya da kıyasla verilebilir.

Süleyman kıssası anlatılırken bize neler neler düşündürür ve hükümlerini ortaya koyar. Kur’an’ın icazı buradadır ve her şeyi böyle anlatır. Kur’an olayları anlatmaz, olaylar Kur’an’a göre oluşur.

 

14- Bir yapının zibhi ne demektir?  

- Yapıyı yıkma demektir. Yapıyı yıkmak için yeterli gerekçe olması gerekir. Bugün Sermaye’ye iş bulunsun diye sağlam binalar yıkılır ve çürük binalar yapılır ki bir müddet sonra bir daha yıkılsın istenir!

Bize göre ise önce yenisi yapılır, sonra eskisi yıkılır. Önce yüz lojmanlı işyeri apartmanları yapılır. Halk oraya taşınır. Artık eskisine ihtiyaç kalmaz. Güvenilir olmaktan çıkmıştır. Sağlığa müsait değildir, yıkılır. Bir ev yıkılmaz, bir semt yıkılır ve yeni semt kurulur.

 

15- Amortisman kavramı ile karşılaştırınız.

- Bir makinenin, bir yapının ömrü vardır. Yaşlandıkça masrafları artar. Gelirin gidere eşit olduğu yerde ömrünü tamamlamış kabul edilir. O makina hurda haline gelir, yenisi yapılır. Demek ki makinelerin, özellikle insan yapısı makinelerin veya yapıların ömürleri vardır. O halde hastalıkları ve tedavileri de vardır. Eskiden canlılarla insan toplulukları arasında analog olup olmadığı tartışılıyordu.  Şimdi canlı cansız bütün varlıkların analog olduğu biliniyor. Bu durum aynı matematik ile ifade edilir. Bu da Tanrı’nın tek olduğuna kesin delildir, varlığının da delilidir.

 

***

 

فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَقِينٍ (22)

Uzun olmadan bekledi. “Senin kuşatmadıklarını ben kuşattım da sana Sebeden kesin inanılır bir bilgi ile geldim.” dedi.

 

1- Buradaki “Fa” harfi ne harfidir?

- Bu fe takip fe’sidir.

Süleyman ne yapacaklarına karar verdikten sonra beklemeye geçer. Bu çok önemlidir. Bir şeye karar verdikten sonra hemen harekete geçilmez, beklenir.

Bu gibi durumlara zuhurat denir.

Süleyman da karar aldıktan sonra bekletir.

 

2- مكثkökünü inceleyiniz.

- مكث oturup bekleyen adam demektir.

مكث Kur’an’da 7 defa geçer. مكر 43 defa geçer. 50=2*52

Süleyman kararını verdi ve bekledi. 

 

3- Meks eden kimdir?

- Beklersiniz ama bekleme zamanı belirsizdir. Erken veya sonra gelir. Ne yapacağınıza karar verirsiniz. Ondan sonra beklemeye geçersiniz. İlk fırsatta harekete geçersiniz. Olay olduğu zaman artık tereddüt göstermezsiniz. Biz bunu istihare ederiz. Bir yeri almak mı isteriz. Kaparoyu verip bekleriz. İmkânlar doğarsa alır, imkanlar doğmazsa almayız. Meks kelimesi yerleşme manasına alınırsa meks eden kişi olabilir.

 

4- “Baid” kelimesi neden tercih edilir?

- “BAİD” uzak anlamındadır. Zaman ve mekân için kullanılır. بعد boyuttur. Yüksekliği, genişliği ve derinliği ifade eder.

 

5- “Ğayra” ile “dûne” arasında ne fark vardır?

- “Ğayra” ayrı demektir. “Dune” ise dışındaki demektir. Ayrıdır ama bitişiktir. Burada baid kelimesi kullanılır. Çünkü uzunluğu gösterir. Çok geçmeden tabiri kullanılır. Bekleme zamanını kısaltır. Sonunda beklemeden vazgeçebilir. Ama kuş da gelmemiş olur. Bekler ve kuş gelir anlamındadır. “إِلَّا” ile gelseydi, geldi anlamı çıkmazdı.   

 

6- Neden إِلَّاistisna edatı ile getirilmez?

- “Ma cae vahidun illa Ahmet” derseniz kimse gelmedi demiş olmazsınız. Ahmet’in dışındakilerin gelip gelmediğini belirtmemiş olursunuz. Ama “ğayre Ahmet” derseniz Ahmet’in geldiğini başkalarının gelmediğini söylemiş olursunuz.

 

7- İkici “فَ” neyin فَ’sidir?

- Hazfedilmiş cümle vardır, “tayr geldi” cümlesi “Fa” harfi ile ona atfedilir; gelir ve gelir gelmez bilgi verir.

Burada da önemli bir kural ortaya çıkar. Bir görev verildiğinde, görevi yapınca hemen haber vereceksiniz. Bugün biz bunu şöyle çözüyoruz. Herkes yaptığını telefonun duyurma alanına bilgi olarak sunar. Diyelim ki ben falanla görüştüm ve sonucu aldım. Sonra da rapor eder ve bilgisayara girerim.

“Qale” kelimesi bugünkü uygulamada buluşma alanına attı anlamındadır. Demek ki buluşma alanına bir şeyi yazarsanız söylemiş olursunuz. Kavildir. Gerekli sözlerdir.

 

8- Hangi cümle hazfedilir?

- “Kuş geldi” cümlesi hazfedilir.

 

9- “Kale”nin faili kim, kime söyler?

- Süleyman’a söyler, bir başka deyişle komutana söylemiş olur. Çünkü “أَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ” der. Yani ben senin bilmediklerini öğrendim diyerek komutan Süleyman’a tekmil vermiş olur.

 

10- İlmen ihata ile şey’en ihata arasında ne fark vardır?

- حيط sülasi fiildir. Çeper demektir İhata çeper yapmak demektir. “Ehattü dare” dediğiniz zaman “Dârı çeper içine aldım” demiş olursunuz. “Bi” harfi ile kül değil cüz kastedilir ve cüz belirlenmiş olur. İçinde olan bir şey demek olur. “Ehatee eddare bi main” derseniz “Darın etrafında (belli) su vardır” anlamı çıkar. “Ehatte bihi ilmen” derseniz bilgi bakımından ihata etmek demek olur. İlmin kapsamı içindedir anlamı çıkar.

 

11- Burada hangi ihata söz konusudur?

- İlmen ihata söz konusudur. İlmen kelimesi hazf olur. Yoksa senin fethedeceğin yere     girip fethettim anlamı da verilebilir. Burada karine-i mania yoktur. Karine-i daiye ise Süleyman’ “binebein yakîn” ile geldim demesidir. Süleyman kuştan haber bekliyordu, başka bir şey getirmesini beklemiyordu. Müşterek kelimelerde karine-i daiye yeterli olup karine-i maniaya gerek yoktur. Mecaz durumunda karine-i mania istenir.

 

12- “Bihi”deki “Bi” ne manadadır?

- Buradaki “Bi” “Fi” manasınadır. “Fi” de zarftır. İçindedir ama yeri belli değildir. “Bi”de ise yeri bellidir.

 

13- Zamir nereye gider?

- Buradaki zamir “bima”daki “ma’ya gider.

 

14- Gelen kimdir? Kime hitaptır?

- Gelen kuştur. Hitap edilen Süleyman’dır. Kıyasen İnternet anlaşmaları geçerlidir. Yüz yüze olunca muhatabın adı söylenmese de olur. Uzaktan görüşmelerde muhatap belirtilir. Baştan adı-soyadı yazılır. Sonra baş harfleri ile yetinilebilir.

 

15- Kuş biliyor, Süleyman bilmiyor? Kuş, peygamberden daha mı bilgilidir?

- İlim bakımından peygamberlerle diğer insanlar arasında hiçbir fark yoktur. Peygamberlere Cebrail öğretir, bize öğretmez; aradaki tek fark budur. Bazı kimseler peygamberin her şeyi bildiğini sanırlar; bu peygamberi tanrılaştırmaktır, şirktir.

 

16- “Min” ne minidir?  

- İbtidai gayedir. Sebe’den aldığı haberi getirir. Min’in özelliği çıktığı yerde bir değişiklik yapmaz. عَنْ ise orada değişiklik yapar.

 

17- سبء kökünü inceleyiniz.

- سبء şarap satan demektir. سَبَأüzüm bahçeleri olan yerin adıdır. Yemen’de Sana’nın kuzeyinde bir kenttir. Arabistan’da kurulan ilk devlettir. س mekânda diziyi, ب kapıyı, girişi, ء gücü ifade eder.

 

18- Sebe kelimesini inceleyiniz.

- سَبَأsabiinlerin bulunduğu yerin adı olabilir. Fiil kalıbında olmakla birlikte özel isimdir. Belki de ucme/yabancıdır. Gayri munsarif olması gerekir. Bu şekilde kıraat de vardır. Munsarif olarak da kıraat vardır. Bu şekliyle “Sebe” demekle bir yer kastedilmez. Bir türün adı ifade edilmiş olur. Herhangi bir kent türü anlaşılır.   

 

19- Sebe kelimesi neden yalnız bu surede geçer?  

ب بِهِ لَمْ َ مِنْ بِ ب    فَ فَمَا و   =3+3+3+1=10

مَكَثَ قَالَ جِئْتُكَ أَحَطْتُتُحِطْ               2+2+1=5

بَعِيدٍ يَقِينٍ        نَبَأٍ سَبَأٍ  غَيْرَ              2+2+1=5    (5+5)+10=20

(E4+ X2+ H1+G1+Ğ1)+(Q2+K2+Y2+I2+C1)=9+9=18

(R1+L2+N6)+(D1+T3+Ç1+S1+O2)+A2= 9+7+2=18

(M4+B7+F2+V1) =14  (18+18+14)=50

(M4+B8+F2+V1) =14  (19+18+14)=51=3*17

Her iki kıraatte de seçkin sayılara uyar. O halde SBE kelimesi munsarif de olabilir, olmayabilir de. Yemen’e uygarlığı getiren başka ulustan birileri olabilir. Ucmeden dolayı gayri munsariftir. Arap yarım adasındaki kavmin Arabistan’da olmasından dolayı kendi içinde olabilir. Bu takdirde muraptır. Bugün DNA’ların tahlili ile o yer halkının Arap olup olmadığı tespit edilebilir. Sabi kelimesi Sami kelimesinden de doğmuş olabilir.

 

20- “Sebe” nekre gelir, neden?  

- Alem olduğu için tenvinli olması nekre olduğunu ifade etmez. “Muhammedün resulullah” da marifedir.

 

21- Neden munsariftir?

- Sebe halkı Araplaşmıştır. Dolayısıyla yer değil de devlet kastedilecekse munsarif olur. Yer kastedilirse gayri munsarif olur.

 

22- Hangisi daha fasihtir?  

- İkisi de fasihtir.

 

23- “Binebein”deki “Bi” ne anlama gelir?

- Tadiye içindir. “Cae” kelimesi müteaddi olarak getirilir. Ayrıca iki harfi cer ile tadiye edilir. “Min” ile Sebe’den geliyorum diyor, oranın haberini getiriyorum diyor. Süleyman’ın yolculuğu esnasında kuş uçar, Yemen’e gider ve gelir.  Ayrıca gelmesini beklerler.  Bugün Yemen’e kuş uçuşu ne kadar sürede gidilir? Hesaplanabilir. Kara hareketi ile de o kadar mesafe her zaman vardır. Demek ki o zamanki kuşlar bugünkü uçakların uçtuğu hızlara yakın uçarlar yahut Hüthüt öyle uçar.

 

24- “Nebe” kelimesi neden nekredir?

Nekredir çünkü bilinen ve beklenen bir haber değildir. Sebe bilinir ama oradaki yönetimden bihaber olunur. Bir devletin varlığını koruyabilmesi için ülkenin içini bilmesi gerekir. Ulaşım ve haberleşme hizmetleri ve bu bilgileri sağladığı gibi muhasebe ve planlama da bu bilgileri sürekli sürdürür. Devletin bir de çevresi ile ilgili bilgisinin olması gerekir. Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası’nda bu sorun resmi elçilerle çözülür. Bölgelerde ülkelerde yabancı ülkelerin bucakları oluşturulur.

 

25- Yakîn nebe nedir?

- Yüz bucak bir ili oluşturur. Bu bucağın semtleri ilçelerde yer alır. İlçelerdeki semtler ülkenin mallarını bölgelere taşırlar. Ülke malları bölgelerde bulunur. Bunlar aynı zamanda ülkeleri temsil eder. Süleyman Peygamber yeni devlet başkanı olur. Bu vesile ile teşkilatlanır.

 

***

 

إِنِّي وَجَدْتُ امْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ (23)

“Onları yöneten bir kadın buldum. Her şeyden ona verilmiş. Onun büyük konağı var.”

 

1- Buradaki “İnniy” neden getirilir?

- Fiil cümlesi isim cümlesi yapılmış olur. Fiil cümlesi bir defa olan olayı ifade eder, isim cümlesi ise devamlılık ifade eder. Ben orayı bulan biriyim artık orası ile sürekli irtibatta olurum demektir. Gözetleme alanı içine aldım demektir.

 

2- Bugün bunu diyecek olan kimdir?

- Girişimciler henüz Türkiye’nin semti bulunmayan yerlere giderler. Orada semt kooperatifini kurma anlaşmalarını yaparlar. Oraya taşınacak göçmenler bulurlar. Sonra bankadan kredi devletten de izin isterler. Orada bulunan birini bulurlar, Türkiye semtlerinden birinde elçilik semtini kurdururlar. Elçilik semtleri resmi görevlilerce değil halktan girişimciler arasında yapılır, sonra resmileştirilir.

Biz Kırgızistan’a gittik. Önce Ahıskalılarla anlaştık. Sonra devletlerimiz arasında anlaşmalar yapıldı. Yahudiler ülkelerinden kovulunca gittikleri yerde yerleşirler. Sonra ülkeleri ile ilişki başlar. Bugünkü uygarlık böyle oluşur. Artık Yahudiler değil Müslimler bu görevi yapmalıdır. Kuş bunun için isim cümlesini kullanır.

Bugün elçiler tayin edilir ve merkezden aldıkları emirleri yerine getirirler.

Adil Düzende ise girişimciler karşılıklı semtler kurarlar ve devlet bu semtlerden birini elçilik semti olarak seçer.

 

3- مرأkökünü inceleyiniz.

- مرأمرر’den dönüşür. Boğazdan kolay geçen ve tıkanmayan demektir. Sindirilmesi kolay olan ve sağlanan demektir. Müruru olmayan kusma veya ishal ile dışarı atılır. حنء sindirildikten sonra kana karışan besinlerin sağlıklı ve yararlı şekilde sindirilmesidir. مرو yumuşak demektir. Memleketimde kaç kişidir anlamında kaç boğazdır derler. Yiyecekler boğaz sayısına göre bölüştürülür. Kişi anlamına gelir. Mer erkek, dişi mer’edir. Nisa’nın tekili yoktur. Mer’e kullanılır. Türkçede ilim adamı deriz. Arapça da ilim mer’i ve ünsâsı denir.

 

4- MRE neden nekredir?

- Bazı kelimeler ad olarak kullanılır. Bu kelimeler nekre olarak söylenir. Gramerciler buna tazim ve tahkik derler. Burada da Mere tazim için nekredir. Özel isimlerin bir kısmı bunun için nekredir. Onurlu Zeyt anlamındadır. Kuş Belkıs’ın saygın bir hanım olduğunu söyler.

 

5- “TemliküHüm”daki “Hüm” zamiri kimlere gider?

- “Sebe” kelimesi yer adı olarak değil de kavim adı olarak söylenmiş olur. Dolayısıyla “Hüm” zamiri gelir. Benim memleketimde tüm kabile adları ve soyadları Gürcücede yer adları olarak geçer. Baba soyadım Tsvinaridze’dir, anamın kızlık soyu Givyadze’dir; “dze” “zade” demektir. Bunlarda da kabile ismi ile yer ismi aynıdır. Bazılarında yerin adı kabile adı olur, bazen de tersi olur. Türkiye kabile adıdır.

Hasan Koç İrlanda’dan Keltler bu topraklara Türkiye ismi vermişlerdir, demektedir. Süleyman Akdemir de Keltlerin Sami diline yakın bir dil konuştuklarını söylemiştir.

 

6- “Temlikühüm” kelimesi sıfat mıdır?

- İmreeten nekre olduğuna göre “temlikühüm” hal değil sıfattır. İmreetenin kendisi özel bir varlığın manasal olarak sıfattır. Sıfatın sıfatı olması nedeniyle ve sıfatında da özel bir marife varlığa ait olması nedeniyle aslında hâl manasındadır ve bu nedenle malik olması geçicidir. Bu onun doğuştan melike olmadığını ifade eder. Genel olarak kadınlar saltanata vâris olmazlar, erkek bulunmadığı zaman vâris olurlar. Bu da böyle olmalıdır. Süleyman Peygamber mektup yazdığına göre ve o da okuduğuna göre okuma-yazması olan bir topluluktur. Süleyman Peygamber İbranice yazar. O da İbraniceyi okur veya okutur veya çevirtir. Demek ki gelişmiş bir ülkedir. Harf yazısı Musa’dan sonra yaygınlaşır. Filistin’den yayılır. O halde harf yazısı ile yazarlar.

 

7- Malik Allah olduğu halde burada neden temlik der?

- Mülkün maliki Allah’tır. Mülkün tasarrufunu halifesi olan insanlara bırakmıştır. Halifedir ama mülk onun değildir. Halifesi şeriata uygun karar verirse Allah onu yapar ve onu mükâfatlandırır. Halifesi şeriata aykırı bir şey isterse yine onu da Allah yapar ama cezalandırır. Burada mülkiyetin temliki değil itası söz konusu olur.

 

8- Başka yerde temlik kelimesi var mıdır?

- Kur’an’da hükümdarlar için temlik kelimesi bir yerde geçer, o da burada geçer.

Birçok ayette Allah’tan başka hükmeden malikin olmadığını ifade eder.

Allah mülkü ita eder, temlik etmez.

 

9- “Ve ütiyet”teki “Ve” nereye atfeder?

- Allah kâinatı insanlar için yaratmıştır. Ondaki varlıkları bölüştürür. Kimine şunu kimine bunu verir. Temlik etmez.  

 

10- Belkıs kadın olarak bugün neyi temsil eder?  

- Sermayeyi temsil eder. Kimine fazla kimine az verir. Kadına saltanatı vermiş diğerine ise ilmi itada bulunmuştur.

 

11- “Min Külli Şey”den kasıt nedir?

- ‘Kuş sütü eksik’ deriz kastettiğimiz istediği şeylerdir, yoksa güneşi de var denizi de var demek değildir. “Şey” dilenen, olması istenen anlamındadır. Allah’ın dilediği ve istediği varlıklar “şey” olduğu gibi insanın da kendisi için istediği varlıklara “şey” denir. Her istedikleri kendilerine verilmiş anlamındadır.

 

12- “Ve LeHa”daki “Ve” nereye atfeder?

- Ve onlara istedikleri her şey verilmiştir. O’nun arşı vardır demektir.

 

13- “Ha” zamiri nereye gidiyor?

- Melikeye gider.

 

14- “Azim arş” nekredir. Neden?

- Arş saray demektir. Her hükümdarın bir sarayı vardır. Onun sarayından bahsedilir.

 

15- Arşı azim bugün neyi temsil eder?

- Arşın iki manası vardır. Tahttır. Bir toplantıya katılanlar yerde, toplantıyı yöneten yüksek yerde oturur. Başkanlık koltuğu arştır. Bir de saray anlamındadır. Apartman arştır. Arşın meskenden farkı, arşta gerekli olan her şey sarayda depolanmıştır. Muhasara esnasında gerekirse aylarca bazen yıllarca kendi imkânları ile yaşarlar. Hükümdarlar böyle saraylar yaparlar. Burada muhafızlar da vardır. Bunun adıdır.

 

16- Yüz lojmanlı apartmanlar birer semt midir?

- Evet, her semt bir arştır. Eskiden saraylar arş idi. Artık her apartman saray gibi arş olacaktır. Azim kelimesi belirlemek içindir. Marifeli arş ise beş boyutlu uzayı gösterir. Gerçek arz odur. Mükemmeldir. Çünkü bütün gerekenler orada vardır. Dışarıdan bir şey alması veya vermesi gerekmez. عرش kelimesini tahlil edersek sürekli demek olduğunu görürüz. ع yüksek demektir, çok katlı binalar demektir. ر sürekli uzun ömürlü demektir. ش ise hareketliği ve birlikte etkiyi ifade eder.

 

17- Mülk ile hilafet arasında ne fark vardır?

- Mülk krallıktır. Hilafet ise başkanlıktır. Biri meclise dolayısıyla halka hâkimdir. Halifede ise meclis yani halk başkana hâkimdir. Krallıkta yargı başkanın emrindedir. Güçlüdür, güçlü kılmak için vardır. Hilafette ise hakemler vardır, yargı üstünlüğü söz konusudur. Batı’da her şey sahte olduğu için yargı üstünlüğü de sözde vardır. Yönetim yargıyı tespit eder. Atamaları o yapar. Tahkimde ise taraflar seçerler.

 

18- Birinci Kur’an uygarlığı neden mülke dönüşür?

- İnsanın baliğ oluncaya kadar birisinin velayetinde olması gerekir. İnsanlık da Kur’an’a kadar buluğ çağına ermez. Kendi kendisini yönetir durumda değildir. İnsanlar baliğ olunca evlenmek isterler. Ancak yeni ev kuruluncaya kadar kendi işlerini kendileri yapmazlar. Ancak topluluk onları evlendirmeli, iş ve aş yerlerini bulmalı, mesken temin etmelidir. İnsanlar ondan sonra bağımsız olurlar. Kur’an doğrudan bunu emreder, ‘evlendiriniz’ der. Birinci Kur’an uygarlığı fikren baliğ olmuş ama fiilen baliğ olmamış insanlardan oluşur. Bir düzenden yeni düzene hemen geçilemez. Geçiş döneminde eski kurallar geçerli olur. Birinci Kur’an uygarlığı ortaklık dönemine geçme hazırlığı dönemidir. İşçilik geçiş çözümüdür.

 

19- Bugün hilafete nasıl geçilir?

- Vahyin yerini ilim alır. İçtihat ve icmalar ile Kur’an yorumlanır. Semt kooperatifleri kurulur. Kurulan bir semt kooperatifi çoğalır ve farklılaşır. Çoğalanlar birleşirler, böylece ortaklık düzenine geçilir. Döllenen bir hücre iki olur, dört olur, sekiz olur. Birbirlerine komşu olan hücreler farklılaşır. İnsan olur. Önce bir semt oluşur. Sonra iki, dört, sekiz semt olur. Bölünürler ve oluşurlar. İnsanda farklı hücreler oluşur. Bugün Akevler değişik kooperatiflerden oluşur. Bunlar birbirlerinden ayrılarak veya benzerleri kurularak oluşur. İnsanlık tek sitenin bölünerek çoğalması ile oluşur. Şimdilik bu site Akevler’dir. Böylece semtler hep benzer olurlar ama ayrı varlıklarını korurlar. Benzer olması birliği sağlar, ayrı olması bağımsızlığı ve özgürlüğü getirir. Hizmet ve Dayanışma Kooperatiflerinin bunu bilmesi gerekir. Bundan dolayı Yenibosna’daki bütün hareketleri İzmir Akevler ile birlikte yapmalıyız. İstanbul İzmir’den ayrılmıştır. Yalova İstanbul’dan ayrılacaktır. Ayrıldıktan sonra biri ölebilir.

 

20- Bugünkü ortaklık düzenine geçerken tayr ne görevi görür?

- Uygarlaşmanın başında haberleşme gelir. Herkesin bir cep telefonu olur. Bu telefon topluluk tarafından bedava verilir. Haberleşme ücretsiz olur. Ayrıca açık istihbarat kurulur. Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası’nda bunlar hep yer alır. Kur’an’daki bütün hükümler o anayasadaki ilkeler içinde uygulama imkânı bulur. Bir apartmanda yerleşeceksiniz. Günün 6 saatini işyerlerinde üretici olarak, 6 saatini de mescitlerde Kur’an ilimlerinde geçirmeye başlayacaksınız. Eğer Kur’an seminerleri olmayıp da vaktimi Kur’an çalışmaları ile doldurmasam sıkıntıdan patlayabilirim. Emekli olanların çoğu başka meşgaleleri yoksa bir iki sene içinde ölürler.

 

21- Sermaye Kur’an düzenine nasıl teslim olur?

- Sermaye önce mallarını semt kooperatiflerine satmak zorunda kalır, sonra malları da semt kooperatiflerinden almak zorunda olur. Çünkü semt kooperatifleri takasla mal alıp satarlar. Onlara mal satabilmeleri için onlardan mal almak zorunda kalırlar. Böylece işçilik düzenindeki fabrikaları kapatmak zorunda kalırlar. Ortaklık sisteminde sermayeye gerek olmadan işletmeler ürettikleri için fabrikalar işçileri bulamayacakları için kapanırlar. Marks’ın dediği olur ama silahla ve isyanla değil, ortaklık sistemi bunu sağlar. Semtler kooperatifler olarak organize olduğu ve gerçek para devrede olduğu için Sermaye etkisini zamanla kaybeder. Böylece din, idare/siyaset ve ilimden elini çekmeye başlar.

 

***

 

وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ (24)

“Onu ulusu ile Allah’ın yanında güneşe de kapanıyor buldum. Çuput onların işlediklerini süsleyip yolu engelledi, onlar yolu bulmazlar da.”

 

1- Onu ve kavmini vecd ettim diyor.  Kavim içine kadın dâhil değil midir?

- Yalnız kavim zikredilirse kişiler ayrı ayrı secde etmiş olurlar. Yalnız başkan zikredilirse kavmin secde ettiği anlaşılır, ikisi birden zikredilirse halkla beraber yönetim içinde birlikte secde emiş olurlar. Halk iktidarın baskısıyla secde etmiyor, iktidar da halk istediği için secde etmiyor, hepsi kendi iradeleriyle secde ediyorlar.

 

2- “Vecedtuha” kelimesi neden tekrar edilir?

- Arada “vav” harfi getirilmez. Birincisinin eki olduğundan hiye ve kavmuha diyebilirdi. Birinci bulmada onların varlığı ifade edilirken, ikincisinde yaptıkları ifade edilir. Dikkati çeken bir vect olduğu için vecede kelimesini tekrar eder.

 

3- Allah’ın dununda diyor, Allah’ın gayrında demiyor, neden?

- Tamamen Allah’ı inkâr ederek tanrısız bir uygarlığı kurma girişimi yalnız yirminci yüzyılın münkirlerine aittir.

 

4- Şemse secde ediyorlar. Şems neyi ifade eder? Maddeye tapma nedir?

- Tanrı’yı inkâr etmeyip, onu da Tanrı’nın yanında tanrı gibi görürler. Aslında başlangıçta Tanrı’nın rabbi olarak secde ederlerken sonra onu tanrılaştırırlar. Kur’an yerine peygamberi ikame çabasına benzer. Önce güneşi tanrılaştırıp kralların atasını güneş yaparlar. Sonra hanedan tanrı haline gelmeye başlar. İsa’nın oğul olması da benzer mantıktan ileri gelir. Namaz Allah’a itaati ifade eder. İtaati bırakıp namazı esas aldığınızda hareketlere tapılmış olur.

 

5- Şeytan marife gelmiştir; kimlerdir?

- Canlılarda da hizbullah vardır. Bunlar canlının var olma hücreleridir. Hizbuşşeytan vardır. Bunlar da canlıları yok etmekle görevlidirler. Cinin çarpması demek mikropların, virüslerin çarpması demektir. Her iki hizbi de Allah yaratmıştır. Allah şeytan hizbini Allah hizbine hizmet etmesi için yaratmıştır. Gaye hizbullahtır, onun için Hizbullah denir.

Yapıcı olmak, dengede olmak demektir. Ortaklık sistemi denge sistemiyken işçilik sistemi dengesizlik sistemidir. Bunu en iyi şekilde Marks açıklar.

O halde dengesizlik demek olan kapitalizm ve sosyalizm birer şeytan hizbidir.

Denge sistemi olan ortaklık ise hizbullahtır.

Şeytan onların amellerini tezyin eder. Herkes sermaye sahibi olup başkalarını sömürmek ister, emeksiz rizikosuz kazanma peşinde koşar. Sermaye şimdi yeni pazarlama sistemini kuruyor. İnternette alıyorsun. Sonra satıyorsun. Sen oturduğun yerde kâr ediyorsun. Emeğin yok, rizikon yok. Sermayen yok, nasıl kâr edeceksin? Evini satıyorsun. Sonra kumar oynuyorsun ve iflas ediyorsun. Bazıları bunu yapmaya çalışıyor. Oturarak para kazanmak. Bu mümkün olabilir ama sürdürülebilir değildir.

Ortaklık sisteminde herkesin yaşama hakkı vardır. Yeryüzü insanlığındır, toprak kirası ile herkes yaşayabilir. Kazanç ise emek karşılığı alın teridir ya da rizikodur.

 

6- صددkökünü inceleyiniz.  

- سدد ile صدد aynı manadadır. Akarsuyun önüne baraj yapıp akmasını önlemektir. Seddede gaye akını durdurma iken صدد’de gaye akıntıyı veya kanalı başka yöne yönlendirmedir. د duvardır, durdurmadır. س ile mekândaki dizinin önü kesilir. ص de ise başka tarafa yönlendirilir. Şeytanın görevi hak yolda gidenleri hak yoldan saptırmadır.

 

7- “Essebil” marifedir. Daha önce sebilde miydiler?

- Sebil ağ yollardır. Çoklu bağlantılardır. Tedayün, tebayu ve teavün sebildir. Çoklu ilişkilerdir. İşte bu tür ilişkileri bozarlar. Bunlardan saptırırlar. Topluluğu ayakta tutan sözleşmelerdir. Sözde durmalarını engellerler. Bugünkü İslam âleminin, özellikle Türklerin, hatta Adil Düzencilerin diyebilirim ki tek hataları sözde durmamaktır, verdiği söze önem vermemektir. İnsan bir karar aldığı zaman o karar Allah’ın kararıdır. Artık karar alan da ona uymak zorundadır. İçtihat verilen sözdür. Herkes kendi içtihatlarına uymak zorundadır.

 

8- “Lem Yehtedu” demeyip de “La Yehtedun” der. Tayr bunu nereden bilir?

Sorunlarını çözmeyecekler demektir. Bu gidişle çözemeyecekler anlamına da gelir. Bugünkü dünyanın düzeni budur. Adeta sembol anlamındaki güneşe taparlar. Bugünkü güneş teknolojiyi kişilerin oluşturması iddiası şeklinde karşımıza çıkar. Edison eğer elektriği buldu ise de topluluk içinde bulmamıştır. Allah ona bildirmiştir. Kişilere değil Allah’a secde etmek gerekir. Bugünkü Sermaye yarın Adil Düzene böyle teslim olabilir.

 

9- Bugünkü Sermaye için bu nasıl yorumlanır?

- Doların gerçek karşılığı yeryüzü zenginliğidir. Doları elde etmek için değil, dolar aracılığı ile varlıklar elde etmeye çalışılması gerekir. Bir semtte semt sakinlerinin yüz lojmanı ile işyerleri de var diyelim. Bunun değeri 100 milyon dolar ediyorsa, semt sakinleri 100 milyon doları 200 milyon dolar yapmaya çalışmamalıdırlar. Yüz lojmanı ikiyüz lojman yapmalıdırlar. 500 kişiyi 1000 yapmalıdırlar. Bu gerçek olan ekonomidir. Dolara secde etmek demek Allah’ı bırakıp güneşe secde etmek demektir. Bu söylediklerim üzerinde düşünürseniz sizler de bulabilirsiniz. Sonra da bunları herkese anlatabilirsiniz Deyiniz ki, paraya para kazandırmak faizdir, haramdır, şirktir. Paraya mal kazandırmak ribhdir, kârdır, helaldir, imandır, İslam’dır.

 

أَلَّا يَسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ (25)

“Yerde ve göklerde çimi çıkaran hem de açıkladıklarını da gizlediklerini de bilen kimse olan Allah’a kapanmalıdırlar.”

 

1- Bu sözler kimindir?

- Bu sözler Allah’a aittir. Bir senaryoyu yazarken ve onu oynatırken, arada senaryonun akışını kesersiniz. Açıklama yaparsınız veya başka sahne gösterirsiniz. Bugün bu sanat çokça kullanılır. Kur’an da bunu yapar. Kıssaları anlatırken kıssayı keser, kendisi açıklama yapar. Burada da Allah artık Süleyman’ın kıssasını kesip tüm insanlara hitap ederek olması gerekenleri söyler.

 

2- Bu ayet bize ne söylemiş olur?

- Bu ayet bize söyler ki doların peşine takılıp sizin sırtınıza binmesine izin vermeyiniz. Dolara binip Allah’ın size verdiği rızka koşunuz. Sizler onu kullanınız. Güneşe secde etmek ile doların peşinden koşmak aynı anlama gelir. Allah’a secde etmek doların üzerine binip Allah’a doğru yol almaktır. Parayı artırmaya çalışmak haramdır. Malı mülkü artırmaya çalışmak ibadettir. Akevler ortakları nakit olarak ortak etmez. Onlar nakit verirler. Kooperatifteki temsilcileri onlar adına nakit alıp onların vekili olarak gerekli malları alıp kooperatif ambarına teslim ederler. Ortaklar mal ile ortak olmuş olurlar. Ayrılmak istedikleri zaman da temsilcileri kooperatiften malı çekerler vekaleten piyasada satarlar ve ortaklara nakit olarak verirler. Aradaki TL farkı paradan kazançtır, onun vergisi ve sigortası ödenir.

 

3- “Ella” kelimesini inceleyiniz.

- Bunun iki kıraati vardır. Biri “EanLA” kıraatidir. Diğeri “EaLA” kıraatidir. “EeLA” kıraati ayetin bağımsız kıraati “EanLA” kıraati ise “Layahtadun”un mefulü olarak ayetin gelmesidir.

Biz önce bağımsız ayet olarak ele alacağız.

أَ soru edatıdır. Türkçedeki mı karşılığıdır. La da nefy edatıdır, değil manasınadır, değil mi şeklinde manalandırırız. Araplar bunu uyarı harfi olarak kullanır. Babı mütenebbih şeklinde manalandırırlar. Uyarma edatıdır, dikkat edin demektir. Anons ederken dikkat dikkat deriz, ela onun yerinde kullanılır. Allah tüm insanların dikkatini çeker.

İkinci kıraate göre onlar gerçek Allah’a secde etmemek için hidayete ermezler. Bunun derin manası vardır. Türkiye’de Mustafa Kemal’e taptırılmak istenmiştir. Gaye olarak insanları Allah’a tapmaktan alıkoymak için yapılmıştır, yoksa Mustafa Kemal’i büyütmek için değildir. Lenin de öyledir. Sermaye insanları Allah’a tapmaktan uzaklaştırıp kendisinin sömürebilmesi için diktatör tanrılar üretir ve onlara boyun eğdirir.

Her iki kıraat da haktır ve aydınlatıcıdır.

 

4- Yescudunun nunu niye düşer?

- Birinci kıraate göre en’den dolayı düşer. İkinci kıraate göre hazfolmuş emir lamı nedeni ile düşer. La onun yerine geçer. Biz yorumlarımızı yaparken gramer kaidelerine dayanırız. Siz bunları anlayabilirsiniz. Ama birisine anlatırken ona bu yorumu da nakletmeniz gerekir. Siz o anlamaları önce kabullenin. Sonra tahkik edersiniz. Kur’an’da ki müteşabih kuralı budur. Anlayamadığını geçmek anladığın ile amel etmektir.

 

5- Allah kelimesi tekrar edilir, neden?

- Allah’ın yarattıklarına değil bizzat O’na ibadet edilmesi gerekir. Allah’ın halife kıldıkları kimselere de ibadet edilmez. Bundan önceki Allah ile halife olan topluluğa değil de maddi imkânlara secde etme anlaşılır. Doğan kimseler doğrudan bulunduğu topluluğun koyduğu kurallara göre hareket ederler. Oradaki Allah halife olan topluluktur. Burada ise doğanın var edicisi olan Allah’tır. Doların kıymeti yoktur. Doların temsil ettiği gerçek varlıkların önemi vardır. Nakit eğer gerçek bir değerin karşılığı ise değeri vardır. Kendisi değer değildir, kendisi değer ölçüsüdür.

 

6- “İhrac eder der de inbat eder demez, neden?

- İnbat etmek kökü yerinde kalmak şartıyla büyütmedir. İhraç etme ise tohumundan tohum çıkarmadır. حب tahıldır. Tahıldan tahıl yapar.

 

7- خبأ kökünü inceleyiniz.

- خبأ kelimesi tahıl anlamındadır. Ambara konup saklanan demektir. Derin manası ise DNA’larını gizleyen sonra o DNA’ları yeniden harekete getiren şey demektir. Bu ayet semavatta arzda bitkilerin tohumların olduğunu ifade eder. “Besse fihima min dabbetin” hayvanların olduğunu ifade eder. Emaneti insan yüklendiğinden göklerde de insan olduğunu ifade etmiş olur. Bunun anlamı diğer yıldızlarda da yere benzer gezegenler vardır ve orada da hayat vardır. En yakın yıldız dört ışık yılı uzaktadır. Alo desek sekiz sene sonra bize cevabı gelebilir.

 

8- Diğer gezegenlerde canlı var mıdır?

- Yıldızların çevresinde gezegenler olduğu da keşfedilmiştir. Yıldızların güneşe benzediklerini biliyoruz. Gezegenleri olduğu gibi hayat da olmalıdır. Kur’an bunu bildiriyor.

 

9- Burada bitkilere işaret eder. Hayvanlar yok mudur? İnsan yok mudur?

- Açıkladığım gibi kâinatın her yerinde galaksiler de dâhil her yerde bütün canlılar vardır. İnsan da her yerde vardır. Onlar sadece Âdemoğulları değillerdir.

 

10-Aralarında Fi getirilmez. Anlamı nedir?

- Yeryüzü canlıları ayrı gökyüzü canlıları ayrı olsaydı Fi harfini tekrar ederdi. Tekrar etmediğine göre gökyüzü canlıları ile yeryüzü canlıları aynıdır. Canlılarda evrim vardır ama yeryüzünde değil yıldızların birine uygun bir cennette (bahçede) fide olarak yetiştirilmektedir. Gerektiği zaman yere indirilmektedir. O halde Âdem Afrika’nın ormanlarında bir köyde çoğalmıştır. Ancak kendisi ve eşi başka yıldızdan gelmiş de olabilir. Evrim çizgisi de sıçramış olabilir. Başka yıldızdan getirilme ihtimali daha çoktur. خبأ kelimesi Kur’an’da yalnız bir defa geçer.

 

11-“Veyalemu”daki “Ve” nereye atfeder?

- “Yuhricu”ya atfedilir. İhrac eder ve ihraç ettiğini de bilir anlamındadır. Yirminci yüzyılın ulaştığı ilim kâinatta her şeyin içinde olduğunu ama farklı olduğunu ifade eder. Bizim için ihtimal dâhilinde olan Allah için ihtimal dâhilinde değildir. Hisabi olan her şey büyük matematikçi tarafından bilinir. Büyük matematikçi kimdir? Sonsuz bilinmeyeni sonsuz denklemleri çözen büyük matematikçidir ve tektir. Kâinatta her şey birbirine benzer ama hiçbir iki şey birbirinin aynı değildir.

 

12- Buradaki Ma’lar neyi ifade eder?

- Her şey anlamındadır. Gizlenenler ile açıklananlar ayrı şeyler olduğu için ma’lar tekrar edilir.

 

13- Buradaki “T” harfi ile kimleri kasteder?

- “Yescudu”da Y gaip harfi, burada T muhatap harfi olarak gelir. Allah doğrudan onlarla konuşmak istemediği için Y gelir. Tüm insanlara hitap ettiği için de burada T gelir. Kur’an müminler, Müslimler ve nâsa hitap eder. Diğerlerinde ise aracılarla hitap eder.

 

14- Her tarafta canlı var der, sonra da insanın bir özelliğinden bahseder, neden?

- Uzaydaki insanla yeryüzündeki insanların ataları farklıdır. Adem’in babası insan değildir. Ama yapıları aynıdır. Allah kâinattaki bütün insanların açık veya gizli yaptıklarını bilir.

 

15- Bugünkü insanların secde ettikleri güneş nedir?

- Bugünkü insanların secde ettikleri güneş dolardır. Nakit paradır. Doların sahibinden nefret ederler ama yine de dolara secde ederler. Akevler buna çare bulmuştur. Dolar veya TL yerine Demir-Çimentoyu (DÇ) kullanır. Cumhurbaşkanımız pratik değildir diyor. Göndersin bir iki kurmay başkanını, pratik olup olmadığını görsün. Kendisine sıradan biri izah edecektir.

 

16- Allah bugün insanlara Allah’a secde edin diyor. Nasıl ona secde edebilirler?

- Bugün Allah’a nasıl secde edeceğiz? Peşin ödemeleri Türk Lirası veya dolarla yapabiliriz. Çünkü günlük altın karşılığı bilinir. Ama TL veya dolarla borçlanmayız, çünkü karşılığı bilinmez. Borçlanmalar altın değeri üzerinden yapılır. Altın bonosunun değerini ilan etme bize farzdır; isteyen uyar. Tayibet Erzen bunu duymuş olup hazırlıklarını hızlandırmıştır. Yeni bir server alınmıştır. Artık altın bonosunun değeri her gün www.akevlerhizmet.site’de yayınlanabilir hale gelmiştir. Artık insanların güneşe/dolara değil de Allah’a secde etmeleri imkânı doğmuştur.

 

***

 

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ (26)

Allah kendisinden başka tanrı olmayandır. Büyük Konağın yetiştiricisidir

 

 

1- Harfi atıf yapmadan Allah kelimesini tekrar eder, neden?

- Yukarıda geçen Allah, halifesi olan Allah’tır. Burada geçen Allah, âlemlerin rabbi olan Allah’tır. Onun için tekrar eder ve bedel olarak değil de müpteda olarak getirir.

 

2- İlah la ve illa ile gelir, neden?

- Nefyi cinstir. O’nun dışında ilah yoktur. Diğer ilah diye ortaya çıkanlar gerçek ilah değillerdir.

 

3- Huve zamiri nereye racidir?

- Allah’a racidir. Kendisinden başka ilah yoktur demektir.

 

4- Rab kelimesini inceleyiniz.

- Rab kelimesi terbiye eden, geliştiren, büyüten demektir. Demek ki arşta da evrim vardır, arşta da gelişme vardır. O zaman arşın da bir zamanı vardır demektir. Bu durumda 6 boyutlu uzay da vardır demektir.

 

5- Azim arş marife gelmiş, neyi ifade eder?

- Nekre olarak semtler arştır. Semtlerin arş olması için dışarıdan hiçbir şey almaması gerekir. Yalnız beş boyutlu uzay bu özelliği taşır. El-arş el-azim beş boyutlu uzayın özel adıdır.

 

6- Arş ile beş boyutlu uzayı karşılaştırınız.

- Bizim uzayımız üç boyutludur. İki boyutlu uzayda sindirim olmaz. Sindirimin olması için en az üç boyutlu uzaya ihtiyaç vardır. Hareket edebilmek için de dört boyutlu uzay gereklidir. İradeli bir hareket istediği gibi hareket edebilmesi için beş boyutlu uzaya gerek vardır. Kur’an’da aktar-ı es-semavati diyor. O halde arz ve semavat en az üç boyutludur. Kürsüsü arz ve semavatı ihata etmiştir diyor. Demek ki kürsüsü dört boyutludur. Arş ise azimdir diyor. O halde o da beş boyutludur. Matematikten biliyoruz ki uzaylar çifttir, reel sayı kadar sanal sayı vardır. O halde uzayımız 5 reel, 5 de sanal olmak üzere 10 boyutludur.

 

7- Altıncı boyut uzayı var mıdır?

- Altıncı boyuta arşta evrim olması için ihtiyaç vardır. Rabbi dediğine göre evrim vardır. Altıncı uzay da vardır. Bu beşinci uzayın kâmil olmasına mani değildir. Kendi kendine yeterli bir semt dışarı ile ilişki kurabilir. Yaşamak için kendi kendine yeterlidir ama gelişmesi için başkalarından yararlanabilir.

 

8- Arşta da evrim var mıdır?

- Evet, Allah arşın rabbi olduğu için arşta da evrim vardır.

 

***

 

GENEL YORUM

1- Kuş gidip geldiğine göre Süleyman Sebe’den ne kadar uzaklıkta olabilir?

- Süleyman Kudüs’ten hareket eder ve güneye doğru gider. Birkaç günlük yol alır ve karınca vadisine varır. Kuş o esnada uçup Sebe’ye gider ve gelir. Hüthüt kuşu 150 kilometre yol alabilir. Yaya yolculuk günde 30 kilometre yol tutar. Bu zamanda kuş neml vadisine gidip gelir.

 

2- Karıncalar ve kuşlardan bahsedilir. Süleyman bunlarla konuşur mu? Yahut hüthüt kuşu daha hızlı uçar mı? Yahut Sasanilerdeki at postaları gibi midir? At kısa zamanda otuz kilometre koşar. Tatarlar evrakı alırlar, atı koştururlar, yorulduğu yerde koşan başka kimseye teslim ederler, böylece yirmi dört saat gidebilir 24*30=720 kilometre günde yol alabilirler. Bu şekilde bir servis tayr ile düşünülebilir. Bu ihtimal tayrın karada haber taşıyan bir insan olduğu düşünülerek de değerlendirilebilir.

 

3- Haberleşme kaç çeşittir?

Haberleşme gidip görme şeklinde olduğu gibi uzaktan da haberleşilebilir. Mors alfabesi ile birbirini gören tepeler yoluyla ilkel imkânlarla da haber ulaştırılabilir. Hâsılı bir taraftan teknoloji ilerlerken diğer taraftan eski teknoloji unutulur. Bugün kırıklar alçı ile tespit edilir. Oysa bizde kırıklar ağaç parçacıkları ile tespit edilirdi. Bel kaymaları basit hareketler ile tespit edilirdi. Eşimin böyle bel kayması olup Sarıyer’de bir sınıkçı vardı. Tedavi etti, ondan sonra hiç ağrımadan on yıllarca yaşadı. Bugün onlar yok. Piramitleri o günkü teknikle bugün dikemeyiz. Nasıl toprak altındaki bulgularla tarih yazılabiliyorsa sanayi tarihi de tam aydınlatılmalıdır. İlkel araçlarla neler yapabileceğimiz bilinmelidir.

 

4- Beyinde nasıl saklanır?

Beyinde harflere dönüşüyor ve 01 olarak depolanıyor. Buna hafıza diyoruz. Kuş ve karıncalarda nasıl depolanır, sonra nasıl kavram haline gelir konuları üzerinde şimdilik fazla bilgimiz yoktur. İnsan beyninin dördüncü boyutla ilişki kurduğu bugün bilinir. Işıktan hızlı dalgalar da bilinir. Beynimiz bunlarla ilişkilidir. Ama biz henüz o teknolojiye ulaşmış değiliz.

 

5- Bugünkü kuşlar ve bugünkü karıncalar günümüzde neyi temsil eder?

Bugünkü kuşlar istihbarat teşkilatı ve pilotsuz uçaklardır. Bugünkü karıncalar da planlama teknikleri ile planlama teşkilatıdır.

Bu söylediklerimi aynen kabul etmeniz gerekmez. Siz başka manalar verebilirsiniz. Gelecek âlimler sonunda bir uzlaşmaya varırlar yahut varamazlar. Çözüm dördüncü binyıla kalır. Tüm çözümler ahirette olur.

 

İstanbul, Yenibosna; 26 EYLÜL 2020

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayan Adil Düzen Çalışanları:

Yazar REŞAT NURİ EROL

Doç. Dr. SÜLEYMAN AKDEMİR

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Serkan Sönmez
27.09.2020
18:25
Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah 
Reşat Nuri Erol
28.09.2020
08:49


1967...1968...1969...AKEVLER 54 YILDIR ÇALIŞIYOR...2018...2019...2020

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1083

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1083. Hafta - 26 EYLÜL 2020 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1083. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?” (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.” (Hadis)

AdresAKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİZafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASIANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

***

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

BU HAFTA ÖZEL YORUM YAZILMADI

-DİĞER HAFTALIK YORUMLAR SİTEMİZDE-

Süleyman KARAGÜLLE

***

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

İmam Hatipler, Celaleddin Ökten, Arif Ersoy - 1

İmam Hatipler, Celaleddin Ökten, Arif Ersoy - 2

Arif Ersoy’u Süleyman Karagülle anlatıyor…-1

Arif Ersoy’u Süleyman Karagülle anlatıyor…-2

Arif Ersoy’u Süleyman Karagülle anlatıyor…-3

İnsanlığı yok etmeye çalışanlara dikkat edelim-1

İnsanlığı yok etmeye çalışanlara dikkat edelim-2

Reşat Nuri EROL

***

NEML SÛRESİ - 5. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

طس تِلْكَ آيَاتُ الْقُرْآنِ وَكِتَابٍ مُبِينٍ (1) هُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ (2) الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ (3) إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ (4) أُولَئِكَ الَّذِينَ لَهُمْ سُوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْآخِرَةِ هُمُ الْأَخْسَرُونَ (5) وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآنَ الْعَذَابِ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ (6) إِذْ قَالَ مُوسَى لِأَهْلِهِ إِنِّي آنَسْتُ نَارًا سَآتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ آتِيكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ (7) فَلَمَّا جَاءَهَا نُودِيَ أَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ (8) يَامُوسَى إِنَّهُ أَنَا اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (9) وَأَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَامُوسَى لَا تَخَفْ إِنِّي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَ (10) إِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُوءٍ فَإِنِّي غَفُورٌ رَحِيمٌ (11) وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ فِي تِسْعِ آيَاتٍ إِلَى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ (12) فَلَمَّا جَاءَتْهُمْ آيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُبِينٌ (13) وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا أَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ (14) وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُدَ وَسُلَيْمَانَ عِلْمًا وَقَالَا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي فَضَّلَنَا عَلَى كَثِيرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنِينَ (15) وَوَرِثَ سُلَيْمَانُ دَاوُدَ وَقَالَ يَاأَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ (16) وَحُشِرَ لِسُلَيْمَانَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ (17) حَتَّى إِذَا أَتَوْا عَلَى وَادِ النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَاأَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ (18) فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ (19)

***

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ (20) لَأُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لَأَذْبَحَنَّهُ أَوْ لَيَأْتِيَنِّي بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ (21) فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَقِينٍ (22) إِنِّي وَجَدْتُ امْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ (23) وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ (24) أَلَّا يَسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ (25) اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ (26)

***

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ (20)

Kuşlara göz attı. Ne oldu? Çavuş kuşunu göremiyorum. Yoksa yitti mi?

1- “Ve” nereye atfeder?

- Süleyman cülus gösterisini tamamlar, yeni hükümdar olarak burada cülus konuşmasını yapacaktır. Ordusunu gözden geçirir. Bakar ama hüthütü görmez. Orasını çalışma merkezi yapmayı düşünür. Rivayetlere göre karınca vadisinde su görünmez. Hüthütten suyun olup olmadığını araştırmasını ister. “Tefakkada”yı “Eta”ya atfeder. Menzile ulaşmışlar ve zayiat olup olmadığını kontrol etmektedir. Birliklerin sevkinde yapılan rutin işler yapılır.


...

DEVAMI VE TAMAMI

"SEMİNERLER"DE... 




Sam Adian
03.10.2020
19:19

MAKRO FONKSIYONLAR

 

 

 

 

 

KUŞKU

 

Metinde kullanılan ve “Tarihi Şahsiyetler” olarak tarif edilen ve  anlaşılan isimler/kelimeler, metnin bütünlüğü ve metot bakımından tutarlı ve anlamlı değildir. Pratik uygulamalar bakımından metnin böyle bir yöntem izliyor oluşu, evrensel bilgi kaynağından beslendiği iddiasında olan bir metnin tutarlılığını/geçerliliğini kuşkulu hale getirir.

 

Eğer bu kavramlar, zannedildiğinden farklı olarak, rasyonel anlamlar veya tanımlar içeriyor ise, ne tür süreç ve fonksiyonları ifade ettiği anlaşılabilir olmalıdır. Tutarlı bir metin, her kavramı standart bir metot çerçevesinde açıklıyor veya tarif ediyor olmalıdır.

 

Gramerin bu tür kavramlara atfettiği ve kural olarak geliştirdiği “Tarihi şahsiyetler veya bilinen yerler için marife kullanım zorunluluğu yoktur” iddiası, metin açısından tutarsızlık oluşturmaktadır. Örneğin İncil ve Tevrat kelimeleri zaten bilinen kelimeler olmasına rağmen metinde nitelikli kavramlar olarak kullanılmakta, ama başka kelimeler niteliksiz/genel ifadeler olarak tarif edilmektedir. Bu hem metnin yaklaşımını, hem gramerin iddiasını kuşkulu hale getirmektedir.

 

Evrensellik, her alanlarda genel geçer ilkelerin var olmasını gerektiren ve her yerde geçerliliği olan ilkelerden oluşur. Fiziksel evren bir bütün olduğuna göre ona ait bilgisinin de bir bütün olarak varolması gerekir.

 

Daha anlaşılır bir ifade ile, bütün insanların benimsediği ya da benimsemek zorunda olduğu ilkeler içermesi gerekir.

  1. Bütün toplumlar için sabit evrensel yasalar
  2. Evrensel, yani herkes için nesnel/doğrulanabilir rasyonel bilgi,

 

Evrensel bir kaynağın sahip olması gereken en temel ilkelerdir. Buna göre, metnin önerileri, fiziksel evrende doğrulanabilir/test edilebilir ve beşeri yöntemlerle ulaşılmış bilgi ile eşdüzeyli olmasını zorunlu hale getirir.

 

Bağlam :

 

A.

وإذ اسْتسقى موسى لقومه فقلنا اضرب بّعصاك الحجر فانفجرت منه اثنتا عشرة عينا قد علم كلّ أناس مّشربهم كلوا واشربوا من رّزق الله ولا تعثوا في الأرض مفسدين

(Baqara : 60)

 

 

B.

وقطّعناهم اثنتي عشرة أسباطا أمما وأوحينا إلى موسى إذ استسقاه قومه أن اضرب بّعصاك الحجر فانبجست منه اثنتا عشرة عينا قد علِم كلّ أناس مّشربهم وظلّلنا عليهم الغمام وأنزلنا عليهِم المنّ والسّلوى كلوا من طيّبات ما رزقناكم وما ظلمونا ولكن كانوا أنفسهم يظلِمون

(A’raf : 160)

Her iki ayette kullanılan “12 göz(ler)” çerçevesinde, geleneksel anlayış ve anlamlandırma yöntemine göre ulaşılan sonuç tutarlı ve mantıklı değildir. Evrensel bir metin açısından, kişilere veya süreçlere, doğaüstü yeteneklerin veya fonksiyonların yükleniyor oluşu, ulaşılamaz, anlaşılamaz veya pratiğe indirgenemez.

 

Evrensel bir paradigmanın önerdiği herhangi bir şeyin, bizim dünyamızda, bizim bilgimizle pratiğe indirgenebilecek, uygulanabilecek ve anlaşılabilecek, tutarlı ve rasyonel bilgiler içermesi gerekir. Eğer metin gerçekten evrensel bilgiler içeriyor ise, kullandığı her ifadenin, her kavramın tutarlı ve anlamlı bir tanımı da olmalıdır. Bu hem metnin bütünlüğü içerisinde, hem de fiziksel dünyada karşılaştırılması mümkün olan olaylar üzerinde etkili önermeler şeklinde olması gerekir.

 

C.

ولقد اخذ الله ميثاق بنى اسرایٔل وبعثنا منهم اثنى عشر نقيبا وقال الله انّى معكم لئن اقمتم الصّلوة واتيتم الزّكوة وامنتم برسلى وعزّرتموهم واقرضتم الله قرضا حسنا لاكفّرنّ عنكم سيّپاتكم ولادخلنّكم جنّات تجرى من تحتها لانهار فمن كفر بعد ذلك منكم فقد ضلّ سواء السّبيل (Maide 12)

 

Bir üçüncü opsiyon olarak karşımıza çıkan ifadede değişken kelime “nakib” kelimesidir. Ancak “isna aşere” ifadesi diğerlerinden farklı kullanılmaktadır. Dolayısıyla fonksiyonu tanımlayan bir ifade olarak alınması gerekecektir. Bu bağlamda :

 

TOPLUMSAL GELIŞIM – KURUMSAL YAPILANMA

 

ولقد أخذ الله ميثاق بني إسرائيل

Öncelikli ve zorunlu yapılanma yönergesi

1

وبعثنا (Baas: Aydınlanma)

Aydınlatma / Intellectual

منهم

اثني عشر نقيبا : Oniki kaptan

Ar/ge, araştırmaya dayalı bilimsel fonksiyonlar

2

وقال الله إنّي معكم لئن

Yönergenin: Destek/kaynak/veri oluşturacağı uygulamalarda

3

أقمتم : Merkezi yapılanma

Planlama mekanizması

 

الصّلاة : İletişim / Koordiinasyon

Kurumlararası koordinasyon/direktif mekanizm

Yönerge ve talimat merkezi

4

اتيتم : Uygulama

Yönergeye göre sevk ve idare

 

الزّكاة :

İktisadi Yönetim Mekanizması

5

امنتم : Uzmanlaşma

ب

Neden

رسلي : Organize gurup

Toplumsal çekirdek organizasyon

6

عزّرتموهم : عزر : Motif, Çeşitlilik

أقرض : قرض : Finansman

الله

قرضا حسنا

Yatırım fonu /İşletme sermayesi

7

لأكفّرنّ :

عنكم

Üzeri

سيّئاتكم : Hatalar – Arızalar

 

 

أدخلنّكم : Katılım

جنّات

Unknown

تجري من تحتها الأنهار

İşletme sürekliliği/akışkanlığı

 

من كفر بعد ذلك منكم فقد ضلّ سواء السّبيل

Buna rağmen berbat bir durum oluşuyorsa, bu aptallıktan dolayıdır.

 

Buna göre, oniki fonksiyon, bilimsel dinamiklere sahip, bilgi paylaşımı ve koordinasyonu ile elde edilen veya yönetilen, kamu iktisadi yapılanmasını önceleyen veya uygulamasına zemin hazırlayan, uygulayıcı yürütücü profesyonel ekipten emin olan, yatırım fonlarının oluşmasını ve gelişmesini destekleyen ve bundan doğacak fayda ile mevcut kötü durumun ortadan kaldırılmasını hedefleyen sürdürülebilir/döngüsel bir akışkanlık içerisinde uygulanabilen bir yapı öngörmektedir. Öyleyse kavramın önümüze koyduğu perspektif, bu bağlamda değerlendirilmelidir. Dolayısıyla, bu ifade, kavramın niteliğini tanımlayan bir ifade olarak anlaşılmalıdır. Bu durum, varsayımsal gerekçeyi de tamamlamış olmaktadır.

 

İmkansızlık :   Üzerinde yaşadığımız dünyada veya evrende, herhangi bir sopayı, metali veya bir başka şeyi bir insan gücü ile bir kayaya vurmak suretiyle herhangi bir sonuç ortaya çıkmaz. Hiçbir kayadan veya taştan su fışkırmaz. Öyleyse :

 

  1. Metin imkansız olan bir şey anlatıyor, bu bağlamda tutarsızdır
  2. Metin, anlaşılan veya geleneksel çerçevede anlaşılmak istenenden başka bir şey anlatıyor olmalıdır.

 

İkinci varsayım, bir bilimsel çalışma için gerekli olan deneysel veya gözlemsel olasılık ihtimalini ortaya koyar. Araştırmaya değer bir kuşku ortaya koymaktadır. Bu durumda anlatımda kullanılan ifadelerden yola çıkarak varsayımları belirlemek ve bu varsayımların tutarlılığını metin içerisinde ve fiziksel evrende test etmek gerekmektedir.

 

Varsayım oluşturma :

 

Kural :     Bütün kavramlar, türetilmiş olduğu kök kelimenin anlamına bağlı olacak şekilde anlaşılmalıdır. Her kelimenin bir isimden türemiş olduğu ve her ismin bir anlam ifade ettiği açıktır. Eylemler anlamlarını buradan alırlar. O halde, bir kelimenin türevleri ne olursa olsun, mutlaka kök manası ile bağlı bir evrilme gösterecektir. Kök anlamdan bağımsız bir mana şekli kabul edilemez.

 

  1. “istesqa” (استسقى) :[1] Kelimenin aslı “SQY” (سقي) olup, genel manada “sulamak” anlamına gelen bir kavramdır. O halde, “neyi sulamak” ve “ne ile sulamak” sorularının cevabı olmalıdır.
  1. Cümlenin devamında “kulû veşrabû min rizqillâhi” (كلوا واشربوا من رّزق الله) ifadesiyle cevaplamaktadır. Yani, “Rızk” kaynaklarından sıvı veya sıvılaştırılmış veya sıvılaştırılması mümkün olan herhangi bir şey.
  2. Öyle ise, cümlenin başında ifade edilen sulama, doğrudan “su” ile yapılan bir eylem olmadığı gibi, hedeflenen şey de bir yerden suyun çıkması veya akması da değildir. Şu halde aramamız gereken şey, bir mucize değil, rasyonel bir şey olmalıdır.

  1. “Enbeceset” (انبجست) ile “Enfecret” (انفجرت) kavramsal tahlili sonucunda :
    1. “Enbeceset” (انبجست) :[2] Kelimenin aslı BCS (بجس) bir şeyin kendisine mecra bulup akması, suyun mecrasnı bulup akması, bulutun yağmur dökmesi gibi anlamlara gelen kelimeden türetilmiş olan kavram, pozitif bir akışkanlığı ifade etmektedir.
    2. “Enfeceret” (انفجرت) :[3] Kelimenin aslı FCR (فجر)’dir. Bir şeyi aydınlığa kavuşturmaktan gelen kelime, patlatılmış, infilak ettirilmiş şeyi ifade eder.

 

O halde, on iki göz veya kaynaktan kastedilen şey, bir suyun akması veya ortaya çıkması değil, kaynakların tesbit edilmesi ve bunların bilimsel altyapılarının hazırlanması olmalıdır.

  1. Kata (قطع) :[4] Kesme, parça, bölük, gibi anlamlara gelen kelime, birbiri ile ilişkili olan iki parçanın arasındaki ilişkiyi kesmek, birbirinden ayırmak anlamına gelen bir kavramdır. Örneğin elektrik düğmesini kapatmak veya segment gibi. Metinde teknik bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. (El kesme gibi anlaşılması son derece yanlıştır, çünkü metin zaten bir organı kesmek ifadesi kullanırken “biçak” da eklemektedir)

 

O halde, iki şey arasındaki ilişkiyi kesmekle ortaya çıkması muhtemel bir potansiyel aramamız gerekmektedir.

 

  1. Qavm ( قوم ) :[5] Etimolojik anlamda, bir ağacın gövdesini ifade eden kelimedir. Ikame, takvim, kiyam, kiyamet gibi kelimelerin tamamı bu kökten türetilmiştir.

 

O halde, fonksiyonlar veya kaynaklar ne olursa olsun, bir omurga etrafında toplanmış süreçler veya uygulamalar olmalıdır.Yani, yonetilebilir, profesyonel/rasyonel ve ölçülebilir nitelikte olmalıdır.

 

Kavramsal tanımlar, kavramın kullanıldığı olay veya tanım sebebiyle farklılık gösterebilir ancak kök anlamdan uzaklaştırılamaz. Kavram ve türevlerinin genel anlamları şu şekilde değerlendirilebilir :

 

قَوَّمَ  :       İleri almak, öne geçirmek, bir şeyi diğerine yaklaştırmak, düzeltmek, doğrultmak, paha kesmek

قَوْمٌ  :     Bir ağacın taşıyıcı gövdesi, dalları taşıyan gövde. Omurga.

 

Etimolojik anlamda,

 

أصل :     Köken, orijin, bir ağacın kökleri asl’dır

قوم :        Bir ağacın gövdesi, omurgasını ifade eder

شعب :     Bir ağacın dallarının her biri, gövdeye bağlı dal.

قتل :        Bir dalı ağacın gövdesinden koparıp ayırmak. Gövdeyi yok etmeden koparıp ayırmak.

 

Dolayısıyla “قوم” kelimesine verilecek olan anlamlar kök anlamına uygun olmalıdır.

 

(Ulus, millet, halk, kavim, budun, boyun, millet, bölük, cemaat, güruh, topluluk, kişi, birkaç kişi, eş, dost, akraba, kalkmak gibi anlamlar kelimenin diğer türevleri ile ve etimolojik manası ile örtüşmemektedir)

 

Türevleri açısından :

 

قَامَ  :      Ayağa kalkmak, durmak, kıyam etmek, başlamak, yükselmek, doğmak,yapmak, kopmak, dikilmek, devamlı ve sabit olmak, icra etmek, yapmak, doğrultmak, düzeltmek, düzelmek, kurulmak, doğrulmak

اِقامة :     Alaka kurmak, güvenli bölgeler inşa etmek, Barınmak, ikamet etmek, konaklamak, barikat kurmak, iddia etmek

أَقِمْ :       Doğrult, devam et!...

إِسْتَقَامَ :   Doğru olmak, dosdoğru olmak, doğrulmak, düzelmek, bir şeyi düzeltmek (إِسْتِقَامَةً)

قَائِمٌ :      Dik, kalkık, mat, dikgen, kalkıcı, brüt, ayakta, ayakta duran, dikilen, mevcut olan, direk, ayak, kaim, duran, var olan, durucu, bağ kütüğü, bağ özdeği

القَائِمٖين:  Merkezli, tabanlı, dayanarak, dayalı…

قِيَامٌ :      Kalkmak, örü durmak, kıyam etme, duruş

قَوَّامٌ :     Kuvvet, dayanımlı, Mukavemet, boyu ve endamı güzel ve ölçülü olan, işlere güzel bakan, vasi, veli

قَيُّوم :     Her şeyi koruyan, daima duran, tutan, kayyum, çok işler gören, kıymetlendiren

اَقْوَمُ :     Birbiri ardınca, arda arda , birbiri arkasında, sıra ile, birer birer, peşpeşe

مَقَام :      Durum, Statü, durmak, duracak yer, yapılan, kurulan

مُقٖيم :     Yerli, oturan, yerleşik, mukim, yerli duran, ikamet eden…

قَيِّمَة :     Tam, kamil, değerli, kıymetli, değer, eder

أَقَامَ :      İkamet etmek, oturmak, durmak, kurmak, dava açmak, kamet getirmek, doğrultmak, düzeltmek, tatbik sahasına koymak, yapmak, kılmak, yukarı kaldırmak, yükseltmek, tayin etmek, devam etmek, yerine getirmek

                   الاقَامَة : Ev, barınma yeri,

أقيم :      Süreli ve sıralı, nitelik ve kurallarına uygun olarak yapılan eylem. Bir şeyi kendi bütünlüğü içerisinde yapmak. Kelimenin kullanım ve tanım sebebiyle kavram olarak karşılıklı iletişim ifade eder.

تَقْوِيم :    Takvim, ajanda, çizelge

مُسْتَقِيم :  Düz, doğru, dik, düzgün, erdemli, dümdüz,

القيامة :   Kıyam, kıyam etme, diriliş, duruş

 

  1. Umema (امما) :[6] Kelimenin aslı EMM (امم)’dur. ön, ön taraf, ana, asli, çekirdek oluşum anlamına gelmektedir.

 

Ummu (امّ) :[7] Ana, esas

Emame (امام) : [8] Önde, öncül, ivme kazandıran kimse, ön tarafta

Imamen (امما) :[9] önder, lider, öncü, asli toplum (lar)

 

Buna göre kelimenin anlamı, bir öncüye tabi olan topluluk veya topluluğu geliştiren, ilerlemesini sağlayan yapı olarak anlaşılmalıdır.

 

Bu bir olasılık ortaya koyar; Cümlenin kurumsal nitelik taşıyan kavramı ile ortaya konulan yapı içerisinde toplumun pozitif yönde gelişmesi ve ilerlemesini sağlayacak nitelikli fonksiyonlar barındırması gerekli olur. Eğer bir kurum veya yapı, pozitif bir amaç veya değer taşımıyor ise, tanımlanmasının da gereği yoktur.

 

  1. İnase (اناس) :[10] Kelimenin aslı İNS (انس)’dir. Bir yerde mukim olan topluluk veya bir şeyi alıştırmak, yumuşatmak, fark edilir hale getirmek gibi anlamlara gelmektedir. Buna göre kelime, hareket ettirmek, oynatmak, şeklinde anlaşılmalıdır.

 

O halde, öncülük eden kurum, hareket ettiren mekanizma olmalıdır. Bu bağlamda, mekanizmanın fonksiyonel yapısı eylemsel nitelik kazanmaktadır.

 

  1. Nakiben (نقيبا) :[11] “Delmek veya bir şeyi derinlemesine araştırmak, hafiyelik” anlamına gelen NQB (نقب) kökünden türemiş bir kavramdır. Özelleştirilmiş kullanımı yoktur. Yani araştırmaya ve araştırmadan doğan bilgiye dayanan nitelikli bir uygulama perspektifi ortaya koymaktadır. O halde, araştırmaya dayalı fonksiyonel bir süreç olmalıdır.

 

Varsayıma esas kavramlar :

 

Kural :  Metinde geçen ve “marife” olan kelimeler, eğer kendi fiillerinden başka fiiller ile eylemleştiriliyor/açıklanıyor ise, bu kavram bir olgudan hareketle kurumsal bir anlam ifade eder.

 

İsneta Aşrete Aynen (اثنتا عشرة عينا) :[12] Oniki göz(ler) :  İfade metinde iki kez tekrar edilmektedir. Değişkeni olmadığına göre, bu ifadeye ait değişken/anahtar kelimenin varlığı gereklidir.

 

Öte yandan Pratikte bir asanın veya bir sopanın bir taşa vurulması ile yerden su fışkırmayacaktır. Böyle bir şey fizik kurallarına aykırı olur. Üstelik bunun “ilm” ile yapılıyor oluşu dikkat çekicidir. Ayette, genel olarak su kaynağı olarak anlaşılmaktadır ancak, ayetin geneli içerisinde bunun bir su kaynağı değil, yeryüzünün genel “rızk/girdi” türlerinden olduğu da açıkça anlaşılabilecek bir husustur.

 

İsneta Aşrete Esbaten (اثنتي عشرة أسباطا) :[13] İfade metinde bir kez varsayıma esas teşkil eden birinci cümle ile birlikte kullanılmaktadır. Değişken/anahtar kelime “esbaten”dir.

 

Birinci cümlede “göz/kaynak” olarak ifade edilen kelime yerine gelen “esbaten” kelimesi, genelde “bulaşık, birbirine girmiş, karmaşık veya kıvırcık saç” anlamına gelen “SBT”(سبط) kökünden türemiş bir kelimedir. Öyleyse bulmamız gereken şey, birbiri ile ilişkili ama farklı olaylar veya süreçler olmalıdır. Kelimenin kullanıldığı form (أسباطا) sebebiyle bu ilişkinin daha teknik bir boyutu ifade edilmektedir. Kısaca “inhibisyon” olarak tarif edilebilecek, meydana gelen bir tepkimenin bir başka tepkime ile engellenmesi veya dengelenmesi olarak ifade edilmesi mümkün olan bir anlam kazanmaktadır. Öyleyse varsayımın ihtiyacı olan şey, birbirlerini dengeleyecek nitelikte fonksiyonlar veya süreçler olmalıdır.

 

Olasılık Seçkisi/Tercihi :

 

“İsneta aşrete aynen” (اثنتا عشرة عينا) iki farklı yerde aynı şekilde tekrar edilmektedir. Ancak “isneta Aşrete Esbaten” (اثنتي عشرة أسباطا) cümlesinde bir değişken vardır. Dolayısıyla varsayıma esas teşkil eden kavram “Esbaten” kelimesi olmalıdır. Nekre kullanılmaktadır, bu nedenle “Ayn” kelimesinin tarifi niteliğinde alınması gerekir. Değişken/anahtar kavramın yapısı, çözümün niteliğini de ortaya koyacak ve tanımlanabilirliğini de sağlamış olacaktır.

 

Varsayımı destekleyen kanıtlar :

 

On iki adet göz veya on iki adet etkin girdi kaynağı veya süreçleri veya türlerinin ne olduğunu tanılayacak, oniki kaynağın niteliklerini ve çerçevesini belirleyecek ve anahtar kelimenin yapısını belirleyerek tanımlanmasını sağlayacak başka ifadelerin metinde yer alıyor olması gereklidir. Eğer metin, bu varsayımı destekleyen bir açıklama getiriyor ise ve eğer anahtar kelimeyi “marife” yani özelleştirilmiş bir kavram halinde kullanıyor ise, hipotezin ihtiyacı olan verileri sağlamış olacaktır. Metinde bu olasılığı destekleyecen “Dört” kanıt bulunmaktadır :

 

 

 

قولوا امنّا باللّه وما أنزل إلينا وما أنزل إلى إبراهيم وإسماعيل وإسحق ويعقوب والاسباط وما أوتي موسى وعيسى وما أوتي النّبيّون من رّبّهم لا نفرّق بين أحد مّنهم ونحن له مسلمون

(Baqara 136)

 

 

أم تقولون إنّ إبراهيم وإسماعيل وإسحق ويعقوب والاسباط كانوا هودا أو نصارى قل أأنتم أعلم أم الله ومن أظلم ممّن كتم شهادة عنده من الله وما الله بغافل عمّا تعملون

(Baqara 140)

 

 

قل آمنّا باللّهِ وما أنزل علينا وما أنزل على إبراهيم وإسماعيل وإسحق ويعقوب والأَسباط وما أوتي موسى وعيسى والنّبيّون من رّبّهم لا نفرّق بين أحد مّنهم ونحن له مسلمون

(Al-i İmran : 84)

 

 

إنّا أوحينا إليك كما أوحَينا إلى نوح والنّبيّين من بعدهِ وأوحينا إلى إبراهيم وإسماعيل وإسحق ويعقوب والأَسباط وعيسى وأيّوب ويونس وهارون وسليمان وآتينا داوود زبورا

(Nisa : 163)

 

 

 

Anahtar kelimeye bağlı olarak açıklama getiren ve varsayımı destekleyen bu dört ifadede, farklı kavramlar tekrar edilmekte veya kullanılmaktadır. Tekrar edilen veya tekil olarak kullanılan ifadelerin ortalaması 12 adet ise, varsayımın ihtiyacı olan kanıt olasılığı da vardır.

 

Söz konusu ifadeler, basit bir karşılaştırma ile tasnif edildiğinde, tutarlı bir bütünlük oluşturduğu anlaşılmaktadır. Şöyleki :

 

 

 

TERMINOLOJIK KARŞILAŞTIRMA / SIRALAMA

 

 

  1. Ayet
  1. AYet
  1. Ayet
  1. Ayet

 

Baqara 136

Baqara 140

Al-i İmran 84

Nisa 163

Ayrışanlar Fonksiyonlar

 

 

 

Nuh (نوح)

Ortak Fonksiyonlar

İbrahim (برهم)

İbrahim (برهم)

İbrahim (برهم)

İbrahim (برهم)

İsmail (سمع)

İsmail (سمع)

İsmail (سمع)

İsmail (سمع)

İshak (سحق)

İshak (سحق)

İshak (سحق)

İshak (سحق)

Yakup (عقب)

Yakup (عقب)

Yakup (عقب)

Yakup (عقب)

Kurumsal Çerçeve

SBT (الاسباط)

SBT (الاسباط)

SBT (الاسباط)

SBT (الاسباط)

Ayrışanlar Fonksiyonlar

Musa (موسي)

 

Musa (موسي)

 

Ortak Fonksiyonlar

İsa (عيس)

 

İsa (عيس)

İsa (عيس)

Ayrışan Fonksiyonlar

 

 

 

Eyyub (اوب)

 

 

 

Yunus (ينس)

 

 

 

Harun (هرن - هير)

 

 

 

Süleyman (سلم)

 

 

 

Davud (دود) - Zebur (زبر

 

 

Bu çerçevede varsayımı destekleyecek yeni varsayımlar ortaya çıkar. Şöyle ki :

 

  1. Her dört cümlede/ayette anahtar kelimenin varlığı ve bu kelimenin yapısı varsayımın çerçevesini belirleyici unsur olacaktır.
  2. Her dört cümlede/ayette tekrar edilen kavramların nitelik bakımından guruplanması halinde tutarlı bir fonksiyon bütünü oluşturmalıdır
  3. Tekil kullanılan kavramların, metnin başka yerlerinde yapılan tariflerine göre tutarlı ve nitelikli fonksiyon olarak anlaşılabilecek veriler içermelidir.
  4. Her dört ifadede kullanılan kavramların bağımsız olması gereklidir.
  5. Bağımsız kavramların birbirleri ile gruplanmış olsalar bile farklı nitelikler/fonksiyonlar ifade etmelidir.

 

Şu halde, Varsayımı belirleyen anahtar kavram “Esbaten” kelimesi idi. Bu bağlamda varsayımı kesinleşmesi bakımından sonuçları çözümlemek gerekmektedir. Buna göre.

 

  1. “Esbaten” kelimesi 4 ayetin her birinde “Marife” yani özelleştirilmiş bir kavram olarak kullanılmaktadır. Öyleyse Bu kavram bir fonksiyon değil, bir denge mekanizması veya kurum olarak tarif edilmiştir.
  2. Her dört ayette “İbrahim, İsmail, ishak ve Yakup” aynı düzende ve sıralamada tekrar edilmektedir. Öyleyse bu dört kavram birbirinden farklı ama temel nitelikli fonksiyonlar veya birbirini destekleyici fonksiyonlardır.
  3. Dört ayetin ikisinde, “Musa ve İsa” tekrar edilmektedir, öyleyse bu iki kavram birbirini tamamlayıcı nitelikte fonksiyonlar olmalıdır.
  4. Her dört ayetin üçünde “isa” tekrar edilmekte, tekil kavramla ile de ilişkilendirilmekteir. Öyleyse “isa” aynı zamanda bütün fonksiyonlar arasında bir geçişkenlik sağlayan ara fonksiyondur.
  5. Tekil kavramlar, aynı kurumsal yapı içerisinde destekleyici fonksiyonlardır. Metnin başka yerlerdeki tariflerine göre şekillendirilmelidir.
  6. Her dört ayette, kavramların ortalaması 12 adet olmaktadır. Çünkü :
    1. “Esbaten” kelimesi marife/özelleştirilmiştir. O halde bu bir fonksiyon değil bir kurumdur.
    2. “İbrahim, İsmail, İshak, Yakub” her dört ayette de tekrarlanmıştır. Öyleyse bunlar 4 güçlü fonksiyonu oluşturur.
    3. Musa ve isa, iki ayette ortaktır. O halde bunlar 2 fonksiyonu ifade eder.
    4. Nuh, Eyyub, Yunus, Harun, Suleyman, Davud tekil olarak kullanılmıştır. O halde bunlar geriye kalan 6 fonksiyonu tanımlar. (Zebur davud ile ilişkili kullanılmaktadır, dolayısıyla Zebur bir fonksiyon değil, Davud’u destekleyen bir tanım olarak alınmalıdır)

 

Buna göre, varsayımın ihtiyacı olan Kurumsal çerçeve ve buna bağlı olarak 12 ayrı fonksiyon vardır. Şu halde, anahtar kelime olan “esbaten” kelimesi “el-esbat” olarak, yani kurumsal çerçevede  tanımlanabilir:

 

Kurumsal Çerçeve Tanımı :

 

Metinde El-Esbat kelimesi “qwm” ile tarif edilmektedir.[14] Öyleyse kavramın çerçevesi, taşıyıcı gövde niteliğinde olmalıdır. Yani bir toplumun sahip olması gereken profesyonel, uygulayıcı, dengeleyici bilimsel bir kurumu ifade etmesi gerekir. Topluma öncülük eden, başarıya kılavuzluk/rehberlik eden bir kurum olarak tanımlanmalıdır. Buna göre :

 

El-Esbat (الاسباط) :[15] Girdi ve Kaynak Yönetimi / Fonksiyon yönetimi :

Bilimsel veya teknik süreçlerin/fonksiyonların veya birbirleri ile ilişkili/etkileşimli fonksiyonların dengelenmesini sağlayan yönetimsel mekanizma, girdi/kaynak yönetimi veya fonksiyon yönetimidir.

 

Kelime anlamı itibariyle genel olarak düzleşmiş olan şeyi ifade eder. Tüyü çok bir deve veya, uzuvları veya azaları birbirine girmiş olan bütün haline gelmiş şeydir.

 

Tanım Gerekçesi :

 

Esbat kelimesinin “el-esbat” şekilnde özelleştirilmiş olarak kullanılıyor oluşu, kural gereği kurumsal bir nitelik taşımasını gerekli kılmaktadır. Ancak bunun için de metinde kanıta ihtiyaç vardır. Eğer metin, bu kurumsal yapının varlığını destekleyecek ifadeler kullanıyor ise, bu durumda varsayım kesinleşmiş olacaktır.

 

  1. Uzmanlık (amenu) :[16] Kesin sonuçlara dayalı bir yapı ortaya koymaktadır. Yani, bir varsayıma değil, deneysel süreçlerin sonunda elde edilmiş olan kesin verilere dayandırılmakta ve uzmanlık gereği ifade edilmektedir.

  2. Bilimsellik (ilm) :[17] Bir şeyin kanıtlanmış olması ve/veya uzmanlık “bilgi” ile mümkündür. Yani bilimsel yöntemler ile ortaya çıkmış olmalıdır. Tanım bilimsel yöntemlerle ortaya çıkmış bilimsel verilere dayandırılmaktadır.

  3. Kayıtlı Bilgi (Nebi) :[18] Var olan ve kesinliği kanıtlanmış olan bilgiden yararlanılarak elde edilmiş veya geliştirilmiş süreçlere dayandırılmaktadır. Yani, kontrollü ve kesinliği onaylanmış verilere dayanmaktadır. Bu aynı zamanda elde edilen yeni verilerin paylaşılmasını da zorunlu kılmaktadır.

  4. Denetimli Süreç (Rab) :[19] Kurumsal çerçevenin esasını teşkil eden, olayların veya süreçlerin denetimli bir şekilde yürütülmesi ve koordinasyon/denetim sorumluluğunun gereği ifade edilmektedir.

 

Buna göre, merkezi bilgi sistemine bağlı, kanıtlanmış verilerden yararlanan, bilimsel yöntemlerle yürütülen, denetimli ve kurallı süreçler tarif edilmiş olmaktadır. Bu tanım, kurumsal çerçeveyi ortaya koyar.

 

Öyleyse “El-Esbat”, bir kurumdur ve tüm fonksiyonlar bu kurum çatışı içerisinde, uzmanlar tarafından bilimsel yöntemlerle yürütülen veya yönetilen süreçlerdir. Barışık ve dengeleyici bir mekanizma olarak kurumsallaşmış bilimsel bir yapı vardır. Şu halde, kurumsal çerçeve ve fonksiyonların varlığı tutarlılık göstermekte ve varsayımı doğrulamaktadır.

 

Sonuç olarak, bir toplumun sahip olduğu makro planlama mekanizması içerisinde yer alan profesyonel/yapıcı kurumlardan biridir. Merkezi kurumsal yapı. Bilimsel veya teknolojik faaliyetlerin tümünü organize eden/içine alan kurumsal yapı olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Genel olarak Araştırma-geliştirme faaliyetlerine dayalı, bilgi ve teknoloji gerektiren tüm endüstriyel, teknik ve tarımsal uygulamaların birer fonksiyon olarak ayrıştırılarak her biri için uzman yönetim sistemi oluşturmayı ifade etmektedir. Bu kurum içerisinde 12 uzmanlık birimi olduğu yine ayetlerin ifade etitği bir durumdur.

 

Bu fonksiyonların, uygulamadan çok, altyapıya yönelik, uygulamaya bilgi ve teknik destek sağlayan fonksiyonlar olduğunu ifade etmek gerekmektedir. Doğanın veya doğal varlıkların veya sosyal varlığın ortaya çıkardığı ve verimli olması gereken fonksiyonların altyapısını oluşturmakla ilgili bir yapı olarak anlaşılmaktadır.

 

Bu noktada yeni bir varsayım daha ortaya çıkmaktadır; Tarif edilen kurumsal yapı ve bu kurumsal yapı içerisinde ifade edilmiş olan 12 farklı kavram hangi fonksiyonları veya süreçleri kapsamaktadır? Başlangıç varsayımının doğrulanmış olması, teorik sonuca ulaşmak için yeterli değildir. Kavramların nitelikli tanımlarının da var olması ve hepsi bir bütün olarak kesin teoriyi vermesi gerekir.

 

Kavramsal analiz :

 

Varsayıma kanıt olan ifadelerde tespit edilen kelimelerin/kavramların başlangıçta öngörülen sayıyı veriyor olması, varsayım için delil olmasını gerekli kılmıştır. Ancak bu yeterli olmayacaktır. Bu ifadelerin ne anlama geldiği ve bu kelimeleri tanımlayan diğer bağlantılı ifadelerdeki asli kavramların da tespit edilmesi, varsayımın doğrulanması açısından zorunludur. Şu halde, bu oniki kavramın tek tek tahlil edilmesi sonucunda ortaya çıkacak olan şey, fonksiyonları da tanımlamış ve kanıtlamış olacaktır.

Kural : Bir metnin tutarlı ve anlaşılabilir olabilmesi için :

 

  1. Evrensel veya bilimsel değeri olan bir metin, bütün kavramları özgün ve nitelikli anlamlarda kullanıyor olmalıdır. Buna göre, metindeki her kelime kendi anlamı ile tutarlı ve geçerli olacaktır.

  2. Evrensel veya bilimsel bir kaynak, mitolojik veya tarihsel şahsiyetlerden söz etmemelidir. Evrensel bir bilgi kaynağı, güncel meselelere çözüm üretebilecek, mevcut bilgi ile değerlendirilebilecek ve gelişmeyi sağlayabilecek nitelikte olmalıdır. O halde, metinde kullanılan kelimelerin tarihi şahsiyetlere ait isimler veya belirli yerlere ait isimler olması mümkün değildir. Her kelimenin, özellikli olsun olmasın mutlaka bir anlamı olmalıdır ve bu anlam ile birlikte değerlendirilebilmelidir. O halde metinde tarihsel şahsiyet, yer veya kutsal kimse/bölge ismi yer almaz.

 

Metodolojik kural gereği, kavramların incelenmesi sonucunda, varsayılan kurala yönelik tutarlı sonuçların ortaya çıkması, kuralın metot bakımından geçerli ve zorunlu olduğunu da kanıtlamış olacaktır.

 

Fonksiyonel kavramlar :

 

  1. Nuh (نوح) :[20] Teknoloji ve Doğa Bilimleri Fonksiyonu :

 

Bölge, bucak, uç veya uzak yer, kenar bölge gibi anlamlara gelen Nahiye (ناحية) kelimesinin köküdür. Menuh (منوح) kelimesi “diğerleri süt vermezken süt veren” anlamında değerlendirilmektedir.

 

Kelime anlamı itibariyle, (telaffuzdan bağımsız olarak) Yüksek sesle bir şeyi ifade etmek. Bir kuşun ötmesi gibi anlamlara gelmektedir. Zamanla ölülerin arkasından ağıt yakması için tutulan kadınlar için de kullanılan bir kelime haline gelmiştir.

 

Kelime fiil formunda, “şikayetçi olmak, sürekli sızlanmak” anlamına da gelmektedir. Dolayısıyla toplumsal destek mekanizması olarak tanımlanabilir. Ancak, Nuh kavramı ile ilgili olarak metinde anlatılan fonksiyon, teknoloji-sanayi fonksiyonu olmalıdır. Bu bağlamda kelimenin kök anlamı ile metindeki tarif uyuşmamaktadır.

 

Kavram ilişkileri :

 

Doğal Seçilim  -İstefa (اصطفى)[21] Doğal seçilim, bir evrim veya dönüşüm sonucu sıralamada bir öncekinin seviyesine yükseltme, Var olan şeyler arasında tercihte bulunarak yükseltme, doğal seçilim veya evrimsel dönüşüm. Öyleyse Nuh, İbrahim, Yakup, Musa, Adem, Meryem ve İmran doğal seçilim sonucu yükseltilmiş veya evrimleşmiş varlıklar, türler veya fonksiyonlar olmalıdır.

 

Kelimenin Aslı STF (صطف)’dir. Genel olarak, seçmek, seçmek veya tercih yoluyla yükseltmek veya sıralama bakımından üste çıkarmak. Dizilim veya sıra gibi anlamlara gelmektedir. İsm-i mef’ul formu “Mustafa” (مصطفى) dır. Seçen, tercih yapan, öne çıkaran veya sıralayan kimseyi ifade eder.

 

İlişkili kavramlar : Nuh, (Adem), İbrahim, Yakup, (İmran), (Meryem), Musa,

 

Fonksiyonel Gelişim - Adem (ادم) :[22] Kelimenin aslı EDM (ادم)’dir. Düzeltmek, bitiştirmek, barıştırmak, yapıştırmak, katkı yapmak, bir şeyin iç yüzünü dışarıya çıkarmak ve alt deri (anat) gibi anlamlara gelmektedir. Metinde özel isim olarak kullanılmamaktadır. Bu nedenle bir kimsenin veya türün adı değil, bir eylemi tanımlayan kavram olarak anlaşılmalıdır.

 

İlişkili kavramlar : Nuh,  İbrahim, (İsrail),  (İmran), İsa, Musa,

 

Öncül - Ale (اٰلَ) :[23] - Sürekliliği olan, devam eden veya yenilenen bir sürecin her aşamasında muhtaç olduğu bir önceki olay, olgu veya oluşum, Bir harekete neden olan bir önceki hareket,

 

Kelimenin aslı EVL (اول) olup, ilk, birinci, veya önce olan anlamına gelen bir kavramdır. “Evvel” kelimesi bu kökün türevidir. En son olan şeyin bir önceki şey, bir önceki versiyon anlamına gelmektedir.

 

İlişkili kavramlar : (Firavn) (Adem), Nuh, Musa, Harun, İbrahim, (İmran), Yakub, İshak, (Lut), Davud,

 

Standart Bilimsel Süreçler - El-Alemin (العالمين) :[24] Bilginin profesyonel anlamda geliştirildiği, oluşturulduğu veya kullanıldığı, benzer veya farklılaşan alanların hep birlikte ele alındığı ve başlangıç noktasını teşkil eden, yönetimsel, kurallı kurumsal yapı.

 

Kavram aynı zamanda, bir toplumun bilgi üreten, geliştiren veya deneysel/eylemlsel kesin sonuçlara ulaşan kurumsal yapısı, üniveristeler veya bilimsel kurumlarını ifade eder.

 

Kelimenin aslı “ilm” (علم) dir. Fen veya pozitif bilimler veya bilimsel bilgi anlamına gelen bir kavramdır. Kelimenin yapısı gereği, bilim dalları (matematik, fizik, kimya vs.) veya bilimsel araştırma alanlarına ait ve bilimsel yöntemlerle elde edilen bilgiler anlamına gelmelidir. “Alem” (عالم) bilgisi önce çıkan kimse veya belirli/bilinen bir şey anlamındadır.

 

İlişkili kavramlar : (İsrail), Davud, (Calut), (Adem), Nuh, İbrahim, (İmran), (Meryem), Musa, İsmail, (el-yesa), Yunus, (Lut), (Firavn),

 

Keşfedilmemiş Bilgi - El-gayb (الغيب) :[25] Yeryüzünde veya kainatta var olan, ancak henüz niteliği veya niceliği bilinmeyen, bilgisi açığa çıkmamış olan, varsayılabilen ancak henüz kanıtlanmamış olan her türlü bilgi, olay veya oluş. Keşfedilmeyi bekleyen her şey. Belli bir şey hakkında henüz bilinmeyen bir şey veya fonksiyon. Keşfedilmemiş bilgi veya kaynak.

 

İlişkili kavramlar : (Meryem), (Adem),  Yusuf, Musa, Süleyman

 

Profesyonel Ekip/organize grup - Er-Resul (الرسل) :[26] : Belli bir amaç için organize olmuş, birlikte hareket eden ve birlikte gelişen, kurallı ve kurumsal nitelikli küçük toplum veya gurup/ekip.

 

Kelimenin aslı RSL (رسل)’dir. Temelde, sürü/topluluk anlamına gelmektedir. Yani organize olmuş bir topluluğu ifade eden şeydir. Farklı formlarda kullanılmaktadır. Örneğin iki farklı gurubun birlikte organize faaliyet göstermesi/çalışması RSL kelimesi ile ifade edilir. - Bu bir elçi veya peygamber değildir.Metot açısından “elçi” anlamında anlamak da mümkün değildir çünkü metin bu anlama gelen başka kelime zaten kullanmaktadır.

 

Ersele (ارسل) :[27] Salıverip uzatmak veya salmak, -göndermek, vermek “örneğin postaya vermek veya posta ile göndermek”-

Mursel (مرسل) :[28] Verici – telgraf makinesi gibi- , gönderici, manipulatör

Mursilet (مرسلة) :[29] Manipüle edilmiş, yayınlanmış

 

İlişkili kavramlar : Musa, İsa, -nekre- (el-Zubur), (Adem), (Lut),  İbrahim, İsmail, (Yusuf), (ad), (Semud), (Lut), (ashab el-eyke), (İlyas), Yunus,  Harun, Süleyman

 

Bilgi Akış sistemi – Merkezi bilgi paylaşım mekanizması - El-Nebi (النبى):[30] : Her türlü bilimsel bilgi, buluş veya uygarlaşmaya dair her türlü pozitif bilginin paylaşımı ve değerlendirilmesini sağlayan mekanizma, bilgi bankası, bilgi akış mekanizması.

 

Kelimenin aslı “NBE” (نبا)’dir. Bir şeyin, açık, görülebilir bir yükseklikte olması veya haber alınan şey, haber vermek gibi anlamlara gelmektedir. Köken itibariyle, Genişçe yolları olan yüksek yer anlamına gelir. Bir network, haber merkezi niteliğindeki bir yapıyı ifade etmektedir. Resul ve Nebi, tüm fonksiyonlarda (Eyyub Hariç) ortak kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim, İsmail, ishak, Yakup, Musa,  isa, Harun, Suleyman, Davud

 

Astronomi - El-Fulk (الفلك) :[31] Yörüngesel veya gökcisimlerinin incelenmesi, bilgi ve bulguların değerlendirilmesi ve ilerlemenin sağlanması için var olan kurumsal mekanizma ve bu mekanizmaya ait olan şeyler, araçlar veya bilgiler. Astronomi veya uzay bilimi.

Kelimenin aslı FLK (فلك)’dir. Yuvarlak olmak, yörünge, çarh, bir eksen etrafında dönmek, yuvarlak ve hareketli dalga anlamına gelen bir kelimedir. Bu bağlamda El-fulk, astronomi, uzay bilimleri olarak anlaşılmalıdır. (Yunus ile birlikte de kullanılan bir kavramdır)

 

                İlişkili kavramlar : Nuh, Yunus

 

Fonksiyonel değerlendirme :

 

  1. Taşıyıcı gövde/omurga (qawm) yönlendirilmiş bir verici veya manipülatör olduğu[32]
  2. Sistemin ana unsurları ile (melei) doğrudan bağlantı kuran (Beşer) bir mekanizma olduğu[33]
  3. Sistemin zorunlu dolaşım/sirkülasyonunu sağlamakla kesin olarak görevli olduğu (Zorlayıcı olduğu)[34]
  4. Planlı üretim süreçleri ve Endüstriyel (sanayi) üretim bilgisine ve yörüngede hareket edebilecek bir aracı üretebilecek proje bilgisine sahip olduğu, [35]
  5. Mühendislik bilgisine sahip olduğu ve böylece motor üretebildiği, bir aracı hareket ettirebilecek itiş gücünü elde edebildiği ve rota belirleyebildiği – küresel konum/konumlandırma (astronomi) bilgisine sahip olduğu-[36]
  6. Yer ve atmosferik olayları önceden hesaplayabildiği ve buna göre hareket edebildiği, bir dalga boyunda nasıl harekete etmesi gerektiğini bildiği[37]
  7. Bilimsel süreçlerin planlama. Uygulama ve sonuç aşamalarını başarıyla uygulayabildiği ve bundan elde elde edilebilecek katma değerin farkında olduğu[38]
  8. Qawm, Yani bir toplumun taşıyıcı mekanizması/omurgasını güçlendirmeye yönelik bir uygulama olduğu[39]
  9. Nuh’un, bilimsel süreçlerden/fonksiyonlardan (Alemin) biri olduğu[40] anlaşılabilmektedir.

 

Öyleyse Nuh, bilgiye dayalı geliştirilmiş olan fonksiyonel süreçler/bilimsel süreçlerden biri olmakla birlikte, fonksiyon bakımından çeşitli bilim dallarından da yararlanan ve bunlardan elde edilmiş bilgileri de uygulayarak katma değer üretebilen bir mekanizma olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Bu çerçevede “Nuh” kelimesi, gerek metnin tanımları ve gerekse ilişkili olduğu kavramlar nedeniyle, araştırmacı, geliştirmeyi hedef alan, yapıcı bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Fonksiyonel nitelik bakımından “Yer bilimleri” çerçevesinde teknoloji veya bilimsel araştırma/keşfetme gibi bir fonksiyon atfedilmelidir. Sanayi / Endüstriyel üretim ihtiva etmesi, tanımın böyle bir uygulamayı da kapsayıcı olmasını gerekli kılmaktadır.

 

Kavramın kişiselleştirilmesi için herhangi bir neden yoktur. Elbette bir fonksiyonun, bilimsel sürecin veya bir mekanizmanın uygulayıcıları olmalıdır. Bir kurum çatısı altında faaliyet göstermelidir. Ancak böyle olması, kavramın ortaya koyduğu fiilin gerçekleşmesi için veya kavramın ihtiva ettiği anlamı kişiselleştirmek için yeterli değildir. Yani örneğin Fizik, fizikçiler sayesinde fizik olur, ama fizik bir kimse değildir.

 

  1. İbrahim (ابراهيم) :[41] Ölçme ve Değerlendirme / Araştırma-Geliştirme/iyileştirme fonksiyonu

 

Kelimenin “BRHM” (برهم) veya (بره) kökünden geldiği düşünülmektedir. Hastalıktan kalkmış, iyileşmiş anlamına gelen bir mana ifade etmektedir. Hastalıktan kalkmış, sağlığına kavuşmuş kimseyi ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

BRHM kökünden geldiği varsayıldığında, gözleri açmak, göz açıp kapamak veya bir şeye dikkatlice bakmak anlamına gelen kelime olmaktadır.

 

Buna göre, “İbrahim” kavramı, iyileştirici, düzeltici bir mekanizma/fonksiyon olması bakımından “Ölçümleme/Onarma-Düzeltme” veya “AR-Ge, Geliştirme/iyileştirme fonksiyonu  olarak değerlendirilebilir.

 

Genel olarak “önderlik” veya programlanmış olan bir şeyin neden olduğu sonuçlara ilişkilendirilmekte, bir dönüştürme ve muhafaza etme mekanizması olarak tarif edilmektedir. Yazılı bilgi, bilginin çoğaltılması ve kullanılması ile elde edilecek faydanın sürekli hale getirilmesine atıf yapılan kavramda, daha çok onarıcı, tamir edici bir fonksiyon anlamı ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, toplumun geliştirilmesi, daha ileri bir seviyeye taşınması veya medeniyetin inşası için gerekli olan altyapının oluşturlması ve bilgi birikimi olarak anlaşılabilir.

 

Kavram İlişkileri :

 

Ayrıştırma Süreci  veya Fonksiyon Testi - İbtila (ابتلى) :[42] Kelimenin aslı BLV (بلو)’dir. Eski, çürümüş veya artık işe yaramaz hale gelmiş olan şeylerin vücuttan düşmüş olan anlamına gelen bir kavramdır. Bu bağlamda “ibtila” boğulmuş, rahatsız eden şey olmalıdır, ayıklanan şey olmalıdır. Belae (بَلاء) veba, bir elbisenin çürümesi veya kullanılamaz hale gelmesi, anlamına gelmektedir.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim,

 

Yazılım veya bilimsel standartlar - Kelimat (كلمات) :[43] Kelimenin Aslı KLM (كلم)’dir. Bir söz veya ses dizisi, Sembollerin anlamlı bir şekilde bir araya gelmiş hali. Bir metin veya yazılım. Standartlar veya standart işletim sistemleri

 

İlişkili kavramlar : (Adem), İbrahim, (Meryem), (İmran), İsa,

 

İçe yönelim veya Özkayak / Özgüven - Hanifen (حنيفا):[44] Kelimenin aslı HNF (حنف)’dir. Çarpık ayak, Pes Ekinovarus, İçe doğru kıvrılan ayak anlamına gelen bir kelimedir. Buradan hareketle, içe meyletmek, bir yöne meyletmek manası verilmektedir. Hunfae (حنفاء)[45] Eğri ayaklı kimse. Kelime temelde istem dışı çarpıklık, eğrilik anlamına gelmektedir. Buna göre asal yönelim, bir şeye veya içe yönelim olarak anlaşılabilir.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim,

 

Ölçüt veya uygunluk - Mesabe (مثابة) :[46] Kelimenin aslı SVB (ثوب)’dir. Elbise, giyim kuşam, giydirme kumaş gibi anlamlara gelmektedir. Pratikte bir şeyi saran şey, zar veya ambalaj korunması veya muhafazası için uygun olan şey niteliğinde görünmektedir. (Libas gibi kişinin giydiği veya sarındığı şey değildir), Mevzi, korunmak için uygun ve yeterli olan yer anlamı da verilmektedir. (Sevab (ثواب)’da bu bağlamda değerlendirilmelidir. Mevzi sahibi, uygunluk sahibi veya kumaşcı gibi anlaşılmalıdır.)

 

Bu bağlamda mesabe, kuyu bileziği veya bilezik taşı olarak değerlendirilmektedir. Bir şey için uygunluk sağlayan nesne veya ölçüt gibi. (Esvab (اثواب), yatırım için uygun olan yer, yatırım danışmanlığı veya yatırım rehberliği olarak anlaşılan bir kelimedir)

 

İlişkili kavramlar : İbrahim,

 

Kurum Çalışanlarının Tümü - Millet (ملّة) :[47]  Kelimenin aslı “MLL” (ملل) olup, bıkkınlık, usan, isteksizlik, bir nesneyi çevirmek veya devenin kulağının arkasına basılan damga anlamlarına gelmektedir. Kelimenin mevcut formunda “Bir ekmeği kaba ve sıcak küle gömüp pişirmek, veya hastalık ateşinden kaynaklanan ter” gibi anlamlara gelmektedir. Bazı durumlarda, dikişte teğellik, teğel dikiş, ilme, ilinti” gibi anlamlar da verilmektedir. Buna göre kelimenin asli anlamı, bir şey ile ilintili olan, bir kaynağa bağlı olan, dönüştürülmüş olan şey olarak anlaşılması gerekir. Kelimenin fiil formunda ise, üşendirmek, hastalıktan dolayı sağa sola dönüp kararsız kalmak gibi anlamlar verilmektedir.

 

Bu bağlamda, profesyonel olsun olmasın, bir kurumda, bir iş kolunda veya belli bir amacı gerçekleştirmek için çalışanlar “millet” olarak değerlendirilebilir.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim, İshak , Yakup,

 

Mühendislik - El-Hikmet (الحكمة) :[48] Kelimenin aslı “HKM” (حكم)’dir. Kural koşul, hüküm, bir şeye ait kuralları belirlemek veya yönetmek. Kavram bu bağlamda, bilgelik, bir şeye ait kural ve süreçleri rasyonel manada biliyor olmak anlamına gelecektir. El-hikmet ise, (الحكمة), kurumsal anlamda süreçlerin yönetilmesi ve standartlara ilişkin bilimsel, teknik veya sosyal kuralları ve koşulların belirlenmesi anlamını taşır. Yani bilgiyi kullanan ve buna göre karar veren, uygulayan, sonuçlar üreten kurumsal yapı olmalıdır. Bilimsel süreçlere göre hareket edebilen ve geliştiren kurum. Marjinal Fayda veya katma değer oluşturmak ve çoğaltmak amacı taşır.

İlişkili kavramlar : İbrahim, Davud (Calud), İsa, (Meryem), (Lokman),

 

Destek – Takviye / Güçlendirme - Azer (ازر) :[49] Bir şeyi sarmak, kuvvetlendirmek, zayıf olan bir şeyi güçlendirmek, Duvarın altını onarmak, takviye etmek anlamına gelen bir kelimedir. Buna göre, bir destek mekanizması veya uygulaması olarak anlaşılmalıdır.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim,

 

Nitelikli Görüş veya Görünüm – Bilimsel Analiz - Nuri (نَرَى) :[50] Kelimenin aslı “RAY” (راي)’dir. Işın, veya ışık huzmesi, gözle görülebilen sonuçları olan ışık gibi anlamlara gelmektedir. Kelime formu gereğiyle ışınlama veya bir ışık huzmesi ile işaretleme gibi anlamlar çıkarılmalıdır. Bu bağlamda X ışınları da bu kelime ile ifade edilir. Bir şeyin ışın yoluyla izdüşümü veya görüntüsünü almak da kelimenin ihtiva ettiği anlamlardandır. Buna göre bir şeyin içyüzünün anlaşılması, bilinir olması şeklinde anlaşılması gerekir.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim, Musa, (Firavn)

 

Egemenlik – Yetki/Sorumluluk Bölgesi - Melekut (ملكوت) :[51] Kelimenin aslı MLK (ملك)’dir. Kral, hükümran, bir şeye güç yetiren anlamına gelen bir kavramdır. Toprağa sahip olmak veya mülk sahibi olmak da bu kapsamda değerlendirilmiştir. Bu bağlamda kelime, krallık, hukumranlık alanı veya gücünün yettiği, içyüzünün derinlemesine bilindiği alan olarak tarif edilmektedir.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim,

 

Gelişim aşamaları veya kademelendirme - Semavat (السّموات) :[52] Kelimenin aslı SMV (سمو)’dir. Yükseklik, yükseliş, sosyal statü bakımından üstte olma gibi anlamlara gelmektedir. Bu sebeple krallara “exelansları” anlamında bir yücelik veya üstünlük ifadesi olarak kullanılır. Bazı durumlarda fiziksel yükseklik için de kullanılmaktadır. Yani ölçülemeyen veya ulaşılamayan yükseklik için de kullanılan bir kelime olmuştur. Yatak sofasının üst tavanı veya gökyüzü gibi. Bir şeyin derece bakımından yüksek veya üstte olması pratikte ölçülebilen bir şey değildir. Bu sebeple kelimenin asli manası, kurumsal olarak geliştirme veya yükseltme veya bir üst versiyona yükseltme gibi anlamlarda anlaşılmalıdır.

 

İlişkili kavramlar : (Adem), İbrahim, İsa, (Meryem), Davud, (Zebur), Musa, (Firavn),

 

Yükseltme / Miktar Bakımından Çoğaltma - Refa’ (رفع) :[53] Bir şeyi fiziksel manada yükseltmek, artış sağlamak, daha üstün bir seviyeye çıkarmak, halter gibi ağır bir şeyi kaldırmak, bir yükü veya ağırlığı yukarı kaldırmak gibi anlamlara gelmektedir. Bu bağlamda Üretim artışı (رَفْعُ الإِنْتَاجِ) da bu kelime ile ifade edilmektedir.

Öyleyse, yükseltme, güç veya miktar bakımından çoğaltma anlamında değerlendirilmelidir.

 

İlişkili kavramlar : Musa, İbrahim, İsmail, İsa, (Meryem), (Yusuf), 

 

Bağımsız Değişken / Sınırlı Kanıt - El-Huccet (الحجّة) :[54] Kelimenin aslı HCC (حجج)’dir. Pratikte bağımsız değişkenler, argümanlar anlamına gelen bir kelimedir. Bu bağlamda, bağımsız kanıtlar veya değişken kanıtlar/kurallar gibi bir çerçevede anlaşılamsı gerekir. Kurumsal düzeyde tüzük, yönetmelik veya koşullara göre uygulanan veya geçerli olan kurallar, kurumsal kurallar olarak değerlendirilmelidir.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim,

 

Donanım veya Teknik Destek - El-Eydi (الايد) :[55] Kelimenin aslı EYD (ايد)’dir. Güçlendirmek, tahkim etmek, pekiştirmek, teyit etmek  anlamlarına gelmektedir. Bu bağlamda kelime “müttefik, bir sürece gücüyle veya bilgisiyle katılım veya pozitif bir ittifak yapmak şeklinde anlaşılmalıdır.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim, İshak, Yakup, İsa, Musa, Davud,

 

Rasathane veya Bilimsel Gözlem Merkezleri - El-Ebsar (الابصارِ) :[56] Kelimenin aslı BSR (بصر)’dir. Gözetleme, dürbün ile bakma, gözle görmek, iki deriyi birbirine dikmek, bir şeyin ucundan bakarak görmek anlamlarına gelmektedir. Buna göre kelime, bir şeyi görmek suretiyle anlama, görerek test etme veya bir şeyin ayrıntılarını görerek bilgisine sahip olmak şeklinde anlaşılmalıdır. Bilimsel bir görüş niteliğinde olmalıdır. Gözleme dayalı istatistiki bilgi veya hesaplanabilir analiz bilgisi.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim, İshak, Yakup,

 

Mikro Hareket Alanı – Olay zemini - El-Arz (الارض) :[57] Genel olarak zemin, bir şeyin tabanı anlamına gelen bir kavramdır. Bu bağlamda yaşama zemin oluşturması bakımından yeryüzü için de kullanılmaktadır. Ancak yeryüzünün adı değildir.


Bu bağlamda Arz, yeryüzü olarak değil, olay zemini, olayların veya oluşların meydana geldiği asgari düzlem, mikro veya asgari koşulların var olduğu alan olarak anlaşılması gerekir. Asgari yaşam koşullarının veya asgari girdilerin var olduğu veya elde edilebildiği düzlem veya zemin. Bir olay veya hareketin başlaması için gerekli olan ve asgari şartları barındıran düzlem veya zemin.

 

İlişkili kavramlar : (Adem), İbrahim, Musa, (Firavn),

 

Merkezi Planlama - Qavm (قوم) : [58] İleri almak, öne geçirmek, bir şeyi diğerine yaklaştırmak, düzeltmek, doğrultmak, paha kesmek, Bir ağacın taşıyıcı gövdesi, dalları taşıyan gövde. Omurga. Bu bağlamda, reel süreç yönetimi, planlamaya dayalı süreçlerin yönetim mekanizmasını ifade eden bir kavram olmalıdır. (Bu kavram bütün fonksiyonlarda ortak görünmektedir)

 

İlişkili kavramlar : (Adem), İbrahim, Musa, (Firavn),

 

Dönüşüm Mekanizması - Ad (عاد) :[59] Kelimenin aslı AVD (عود)’dir. Geri döndürmek, dönüştürmek anlamlarına gelen bir kavramdır. Ibrahim olarak tanımlanan sürecin dönüştürme veya dönüşüm mekanizması ile de doğrusal olarak bağlantısı vardır.  (Lut ile de ilişkilendirilmektedir)

 

İlişkili kavramlar : Nuh, İbrahim, (Hud), (Firavn), (Evtad), (Lut),

 

Kaynak/Girdi Yönetimi/Planlama - Semud (ثمود) :[60] Kelimenin aslı SMD (ثمد)’dir. Kaynağı belli olmayan, yağmur sebebiyle birikmiş veya bir kabın dibinde kalmış olan su veya bir malın azlığı. Bu bağlamda sınırlı kaynakların planlanması ve yönetimi olarak değerlendirilmesi gereken bir kavramdır. (lut ile birlikte de kullanılmaktadır)

 

İlişkili kavramlar : (Salih), Nuh , İbrahim, (Resse), (Lut), (Eyke), (Firavn),

 

Kentleşme - Medyen (مدين) :[61] Kelimenin aslı MDN (مدن)’dir. Medenileşmek veya medenileştirmek, uygarlaştırmak, sivilleştirmek, şehir inşa ettirmek, uygarlık seviyesine çıkarmak gibi anlamlara gelen bir kavramdır. Bu çerçevede kelime “uygarlık” olarak anlaşılması gerekir.

 

İlişkili kavramlar : (Şuayb), Nuh , İbrahim, (Semud), (Ad), Musa,  

 

Fonksiyonel Analiz :

 

  1. Programın tamamlayıcı ve öncü mekanizması olduğu[62]
  2. Kurumsal düzeydeiletişim/bilgi paylaşımı sağlayan, yetki ve sorumlulukların belirlendiği veya yetki sınırlarının aşılmadığı güvenlikli bir merkez olduğu[63]
  3. Bölgesel girdilerin veya kaynaklardan elde edilen veya edilmesi muhtemel faydanın veya potansiyelin varlığından emin olmayı amaçladığı, olası yararların çoğaltılması ve verimli hale getirilerek yaygınlaştırılmasını amaçlayan kademeli bir uygulama olduğu[64]
  4. Sistemi onaylasın veya onaylamasın, barış ortamında, eld edilen faydanın herkesi kapsayacağı ve sonuçlarından yararlanabileceği[65]
  5. Başka kaynaklardan/kurumsal verilerden yararlanıyor olmasına rağmen, bağımsız ve merkezi bir karar ve uygulama mekanizması olduğu[66]
  6. Sorumluluk veya yetki bölgesi içerisinde, araştırma-geliştirme ve sonuç üretme yükümlülüğü olduğu[67]
  7. Amaç bakımından barışın sürekliliğini sağlamak, merkezi bilgi sistemine bağlı/paylaşımlı faaliyet gösteren profesyonel bir uygulama olduğu[68]
  8. Doğal kaynaklardan katma değer üretebilecek nitelikte olanların tesbiti ve bilimsel/teknik uygulamalar için hazır hale getirilmesi için yapılandığı[69] gibi temel ilkeler ortaya çıkmaktadır.

 

Genel olarak İbrahim, varsayımlardan yola çıkarak fiziksel süreçlerin olası sonuçlarının belirlenmesi veya olayların veya süreçlerin analiz edilmesi ile farklı olayların veya süreçlerin nitelik bakımından benzerlikleri ve buna bağlı olarak ortaya çıkması muhtemel olası sonuçların tesbiti veya anlaşılarak buna göre bir yöntem veya tavır geliştirmeyi öngören bir muhteva taşımaktadır. Daha çok “Yaşam Bilimleri” çerçevesinde bir çeşit “araştırma-geliştirme” ve “olayları veya süreçlerin rasyonel sonuçlarını tespit etme”ye yönelik bir tanım yapılabilir. Olay ve süreçlerin doğru anlaşılamsı, neden-sonuç ilişkisinde doğru analiz edilerek bilimsel veri haline getirilmesi, uygarlaşma için gerekli olan faktörlerden birisidir. Eğer rasyonel analiz yapılamıyor, süreçler pozitif bir düzlemde analiz edilemiyor ise, tahmin ve inançlara dayalı, gelişmeyi ve uygarlaşmayı önleyecek veya geciktirecek zorlukların ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.

 

Bu manada İbrahim, toplumsal barışın, bölgesel refahın geliştirilmesi için gözlem ve analize dayalı, bilimsel verilerle hareket eden, kurumsal ve merkezi bir mekanizma olduğu anlaşılabilmektedir.

 

  1. İsmail (اسماعيل) :[70] - Kurumsal/Bilimsel Danışmanlık :

 

Kelimenin Arapça kökenli olmadığı düşünülmektedir. “SM’A” (سمع) ile benzerliği göz ardı edilemez. Duyurmak, işittirmek, dinletmek gibi bir anlamı olabilir.

 

Bu bağlamda, “İsmail” basın veya yayın yoluyla bilginin aktarılması veya yayımı olarak değerlendirilebilir. Yani “Kurumsal haberleşme sistemi” veya “Enformasyon” fonksiyonu olmalıdır.

 

Kavram İlişkilleri :

 

Kurumsal Sürdürülebilirlik - Akifine (العاكفين) :[71] Kelimenin aslı AKF (عكف)’dir. Bir nesneyi onarıp ıslah etmek, bir nesneyi sabit tutmak veya nesne üzerinde ısrarlı olmak, nesneye bağlanmak gibi anlamlara gelen kelimedir. Buna göre, “ithaf edilmiş, tahsis edilmiş” veya “çakışan şeylerin giderilmesi” anlamında anlaşılmalıdır.  Kurumsal anlamda, sürdürülebilirlik, anlamında değerlendirilmesi gerekir.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim, İsmail,  Musa,

 

Uygulama Dönemi - AHD (عهد) :[72] Temelde “Dönem, Çağ, devir” anlamına gelmektedir. Bir sözleşmenin kapsadığı dönem veya bir yetki/sorumluluk dönemi olarak anlaşılması gerekir.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim, İsmail,  Musa,

 

Değerlendirme/Çözüm Kurulu - El-Taif (الطّائفين) :[73]  Kelimenin aslı TVF (طوف)’dir. Sal kurtaran botu, karşılıklı iki sahil arası gibi anlamlara gelmektedir. Bu bağlamda, bir şeyin etrafını dolaşan veya her iki tarafını gören anlamında da kullanılmıştır. Buna göre kelime yöneliş bildiriyor olması sebebiyle karşı karşıya gelenler, her iki yakada olanlar şeklinde anlaşılmalıdır. Kurumsal anlamda, Yetki ve sorumluluk alanına göre müzakereci yapıcı guruplar veya uzman guruplar olarak anlaşılmalıdır. Pozitif yapıcı bir komisyon veya kurul.[74]

 

İlişkili kavramlar : İbrahim, İsmail,  Musa,

 

Uzmanlık/Uzman Departmanları - El-Qavaid (القواعد) :[75] Kelimenin aslı KAD (قعد)’dir. Bir şeyin temeli, oturulan yer kaide gibi anlamlara gelmektedir. Buna göre kelime, belirli kuralları veya temelleri olan şeyi ifade etmelidir. Kurumsal anlamda Profesyonel veya uzmanlık departmanları olarak anlaşılabilir.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim, İsmail,  ,

 

Haberalma - Değerlendirme - Es-Semi (السّميع) :[76] Kelimenin aslı SMA (سمع)’dir. Genel olarak işitmek, duymak anlamına gelen bir kavramdır. Buna göre kavram nitelikli işitmeyi ifade eden bir mekanizma olmalıdır. Metinde Semi-ul Alim (السّميع العليم) şeklinde kullanılmaktadır. Her iki kelimenin de belirli kullanılıyor olması nedeniyle, “bilimsel yöntemlerle işitmek” veya “Haberalma” anlamında değerlendirilmelidir. Bir çeşit iletişim/veri akış mekanizması şeklinde anlaşılabilir.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim, İsmail,  (İmran),

 

Yetki ve Sorumluluk Çerçevesini Kabul Etme - Rüku (ركع) :[77] Yetki ve sorumluluk sahibi olanların birbirlerinin yetki ve sorumluluklarına saygılı olmayı ifade eden bir kavramdır. Sorumluluk sınırlarını aşmayacağını ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir başkasının yetki ve sorumluluk alanına müdahale etmeyeceğinin göstergesidir.

İlişkili kavramlar : İbrahim, İsmail,  (Meryem),

 

Yetkiden Doğan Yaptırım Gücünü Kabul etme - Secde (سحد) :[78] Temelde Boyun eğmek, bir şeyin işlerliğini veya yetkisini kabul etmek, katılımcı ve sabit olmak gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Kullanım şekli itibariyle, otoriteyi tanımak, yetkiyi tanımak ve görevine bağlı olmak anlamında değerlendirilmelidir. Yetkilendirme konumunda olmayanların bir başkasının sahip olduğu görev ve yetkilere müdahale etmesi mümkün olmaz. Secde bu müdahaleyi ortadan kaldıran ve kurallı süreçlerin kabul edilmesini sağlayan bir kavramdır. Buna göre, Yetki ve sorumluluktan doğan yaptırım gücünün veya sınırlamaları kabul etmek anlamına gelecektir.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim, İsmail,  (Meryem)

 

Kurumsal Destek/Katkı Mekanizması - El-Nasara (النصارى) :[79] Kelimenin aslı NSR (نصر)’dir. Zafer veya başarı ifade eden bir kavramdır. Bir şeyi başarmak, bir mücadeleden zaferle çıkmak veya kazanmak gibi anlamlara gelmektedir. Bu bağlamda kelime, Başarıya veya zafere katkı sağlayanlar olarak anlaşılmalıdır.

 

Makam (مقام) :[80] Kelimenin aslı QVM (قوم)’dir. Taşıyıcı omurga, merkezi yapılanma anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, Ayak basılan yer, durulacak yer, yer, mevki, hareket noktası, ikamet edilen yer şeklinde anlaşılması gerekmektedir. Bir yönetim yeri olmalıdır.

 

İlişkili kavramlar : İbrahim, İsmail, İshak, İsa,

 

El-Yesa’ (اليسع) :[81] Kelimenin aslı YSA (يسع)’dır. Kabına sığan şey, kınına sığan kılıç veya sığan şey gibi anlamlara gelmektedir. Kelime sadece iki yerde geçmektedir ve yeterli tanım yoktur.

 

İlişkili kavramlar : İsmail, Yunus, (Lut), (El-kifl),

 

İdris (ادريس) :[82]  Kelimenin aslı DRS (درس)’dir. Öğrenim veya ders, harman veya ekinin sapını dovmek gibi anlamına gelmektedir. Buna göre zorunlu eğitim veya kurallı çalışma olarak anlaşılmalıdır.

 

İlişkili kavramlar : İsmail, Yunus, (Lut), (El-kifl),

 

El-kifl (الكفل) :[83] Dökülen saçın yerine çıkan saç, garanti etmek, sağlamak, hayvanın boynunu korumak amacıyla boyunduruğun altına konulan keçe gibi anlamlara gelen kelimedir. Buna göre belirli bir şeyi garanti altına almak, güvenliğini sağlamak, işlerliğinden emin olmak anlamında değerlendirilmesi gereken kurumsal bir fonksiyonu ifade eder. (Zülkifl olarak bilinen kelime metinde geçmemektedir)

 

İlişkili kavramlar : İsmail, ilyas,

 

Hadu (هَادُوا) :[84] Kelimenin aslı HVD (هود)’dir.Köken itibariyle sivri veya çıkıntılı şey, kukuleta gibi anlamlara gelmektedir. Genel olarak ise Yahudi ırkına veya dinine atfedilmektedir. Ancak kelimenin tutarlı anlam bütünlüğü sağlayacak bir manası bulunamamıştır.

 

Metinde çeşitli formlarda kullanılmaktadır. Kelimeye atfedilen anlamlar metinde tutarlı bir anlam bütünlüğü oluşturmamaktadır. Hadu olanların, Kelimeyi tahrif ettikleri, mecrasından çıkardıkları ifade edilmektedir. Yani, yazılımı bozmak ve değiştirmek suretiyle işleyişi dengesiz hale getirmekten söz etmektedir. “Kitap” ile ilgili bir ifade yoktur.  –Unknown meaning or meaningless-

 

Es-Sabiin (الصّابئين) :[85] Kelimenn aslı SBE (صبا)’dir. Gündoğusundan esen yel, Bad-ı Saba, Poyrazdan esen rüzgar, gençlik, çocukluk anlamları verilmektedir. Kelimenin metindeki formuna ise, “bir dinden çıkıp başka bir dine giren, lut kavmi” olarak anlamlandırılmaktadır. Ancak tutarlı bir anlam bütünlüğü oluşturmamaktadır.

 

Fonksiyonel Analiz :

 

  1. Genel olarak karar mekanizmalarına destek ve bilginin uyumlaştırılması niteliğinde olduğu[86]
  2. Hiyerarşik ve eşgüdümlü bir faaliyet niteliğinde olduğu, kurumsal düzeyde konumlandırıldığı[87]
  3. Bir yönetim mekanizması, başlangıç noktası niteliğinde destek sistemi olduğu[88]
  4. Kurumsal çağrı merkezi niteliğinde bilgi paylaşım ve çözüm mekanizması olduğu[89] anlaşılabilmektedir.

 

Genel olarak, İbrahim ve İsmail kavramlarını tanımlayan tali kavramlar büyük çoğunlukla ortak kavramlardır. Buna göre her iki kavram da uygarlaşma veya sivilleşme için gerekli olan teknik ve fonksiyonel unsurları tanımlamaktadır. 

 

Buna karşılık “İsmail” ile tanımlanan süreçlerin tamamlayıcı mekanizma olduğu, kurumsal ama kurumlalarası iletişim kadar potansiyel süreçler ve olasılıkların değerlendirilmesine ve verimliliğe katkı sağladığı anlaşılabilmektedir. Kavramın bu bağlamda değerlendirilmesi uygulama açısından tutarlı ve fonksiyonel olacaktır.



[1] Araf : 160

[2] Araf : 160

[3] Baqara : 60

[4] Baqara : 27, 166, Ali İmran  :127, Maide : 33, 38, Enam : 45, 94, Araf : 72, 124, 160, 168, Enfal : 7, Tevbe : 110, 121, Yunus : 27, Hud : 81, Yusuf : 31, 50, Rad : 4, 25, 31, Hicr : 65, Taha : 71, Enbiya : 93, Hac :15, 19, Muminun : 53, Şuara : 49, Ankebut : 29, Muhammed :15, 22, Haşr : 5, Hakka : 46

[5] Baqara : 54, 60, 67, 118, 164, 230, 238, 250, 258, 264, 275, 282, 286 vd. Metinde kök ve türev olarak toplam 378 ayette kullanılmaktadır.

[6] Araf : 160, 168

[7] Al-i İmran : 7, 13, En’am : 92, A’raf : 150, Meryem : 28, Taha : 38, 40, 94, Kasas : 7, 10, Şura : 7, Zuhruf: 4, Lokman : 14,

[8] Baqara : 124, Hud : 17, Furkan : 74, Ahkaf : 12, Isra : 71, Hicr  :79,

[9] A’raf : 160, 168, Kıyamet : 5

[10] Baqara : 60, Araf : 82, 160, isra : 71, Furkan : 49, neml, 56

[11] Maide : 12, Kehf : 97, Kaf : 36,

[12] Baqara : 60

[13] Araf : 160

[14] Araf : 160

[15] Baqara : 60, 136, 140, Al-i İmran : 84, Nisa : 163, A’raf : 160

[16] Baqara : 136, Al-i İmran : 84

[17] Baqara  : 140

[18] Baqara : 136, Al-i İmran : 84, Nisa : 163,

[19] Baqara  :136, Al-i İmran : 84,

[20] Al-I İmran : 33, En’am : 84, Nisa : 163, A’raf : 59, 69, Tevbe : 70, Yunus : 71, Hud : 4, 25, 32, 36, 42, 45,46, 89, Enbiya : 76,  İbrahim : 9, İsra : 3, 17, Meryem, 58, Hac : 42, Furkan : 37, Şuara : 105, 106, 116, Ahzab : 7, Saffat : 75, 79, Sad : 12, Mumin : 5, 31, Muminun : 23, Kaf : 12, Zariyat : 46, Necm : 52, Kamer : 9, Tahrim : 10,  Ankebut : 14, Şura : 13. Hadid : 26, Nuh : 1, 21, 26,

[21] Baqara : 130, 132, 247, Al-i İmran  : 33, 42, Araf : 144, Hac : 75, Neml : 59, Fatır : 32, Saffat : 153, Sad : 47, Zumer : 4

[22] Baqara : 31, 33, 34, 35, 37, Al-i İmran : 33, 59, Maide : 27, A’raf : 11, 19, 26, 27, 31, 35, 172, Isra : 61, 70, Kehf : 50, Meryem : 58, Taha : 115, 116, 117, 120, 121, Yasin : 60

[23] Bakara : 49, 50, 249, Al-I İmnran : 11, 33, Nisa : 54, Araf : 130, 141, Enfal : 52, 54, Yusuf : 6 vd.

[24] Fatiha : 2, Baqara : 47, 122, 131, 251, Al-i İmran  :33, 42, 97, Maide : 20, 28, 115, En’am : 45, 71, 86, 162, vd.

[25] Baqara : 3, Al-i İmran : 44, 179, Nisa : 34, Maide : 94, En’am : 50, 59, 73, Araf : 188, Tevbe : 94, 105 vd.

[26] Baqara : 143, 285, Al-i İmran : 32, Nisa : 42, 59, 64, 69, 80, 81, 83, 115, 170, vd.

[27] Tevbe : 33, Furkan : 48, Şuara : 53, Fatır : 9, Fetih : 38, Saf : 9, Hud : 25 vd.

[28] Araf : 75,

[29] Neml : 35,

[30] Al-i İmran : 68, Maide : 81, Araf : 157, 158, Enfal : 64, 65, 70, Tevbe : 61, 73, 117, vd.

[31] Baqara : 164, Araf : 64, Yunus : 22, 73, Hud : 37, 38, İbrahim : 32, Nahl : 14, İsra : 66, Hac : 65, Muminun : 22, 27, 28, Şuara : 119, Ankebut : 65, Rum : 46, Lokman : 31, Fatır : 12, Yasin : 41, Saffat : 140,

[32] Hud : 25,

[33] Hud : 27

[34] Hud : 28

[35] Araf : 69, Hud : 37, 38

[36] Hud  :40, 41

[37] Hud : 44

[38] Hud 45, 46, 47

[39] Araf : 69

[40] Saffat : 79,

[41] Bakara : 125, 126, 127, 130, 132, 133, 135, 136, 140, 258, 260, Al-i İmran : 33, 65, 67, 68, 84, 95, 97, Nisa : 54, 125, 163, En’am  : 74, 75, 83, 161, Tevbe : 70ş 114, Hud : 69, 74, 75, 76, Yusuf: 6, 38, İbrahim : 35, Hicr : 51, Nahl : 120, 123, Meryem : 41, 46, 58 Enbiya : 51, 60, 62, 69, Hac : 26, 43, 78, Şuara : 69, ANkebut : 16, 31, Ahzab : 7, Saffat : 83, 104, 109, Sad : 45, Şura : 13, Zuhruf : 26, Zariyat : 24, Necm : 37, Hadid : 26, Mumtehine : 4 Ala : 19.

[42] Baqara : 124, Fecr  :15, 16, vd.

[43] Baqara  : 37, 124, En’am : 34, Yunus : 64, Kehf : 109, Lokman : 27, Tahrim : 12

[44] Baqara  :135, Al-i İmran : 67, 95, Nisa  : 125, Enam : 79, 161, Yunus : 105, Nahl : 120,  123, Rum : 30,

[45] Hac : 31, Beyyine : 5

[46] Baqara : 215, Al-i İmran : 145, 148, Nisa : 134, Kasas : 80

[47] Baqara : 130, 135, Al-i İmran : 95, Nisa : 125 En’am : 161, Yusuf : 37, 38, Nahl : 123, Hac: 78

[48] Baqara : 129, 151, 231, 251, 169, Al-i İmran : 48, 81, Nisa : 54, 113, Maide : 110, Nahl : 125, İsra : 39, Lokman : 12, Kamer : 5, Ahzab : 34, Sad : 20, Zuhruf : 63, Cuma : 2

[49] En’am : 74

[50] Baqara : 55, 144, En’am : 94, Hud : 27, Furkan : 21, Sad : 62 vd.

[51] En’am : 8, 50, 75, Araf : 185, Hud : 12, 31, Yusuf : 31, Furkan : 7, Secde : 11, Necm : 26, Muminun : 88, Yasin : 83 vd.

[52] Baqara : 33, 107, 116, 117, 164, 255 284, Al-I İmran : 29, 83, 109, 129, 133, 180, 189, 190, 191, vd.

[53] Baqara : 253, En’am : 83, 165, Yusuf : 76, 100, Rad : 2, Naziat : 28, vd.

[54] Baqara : 250, Nisa : 165, Enam : 83, 149 , Şura : 15, 16, Casiye , 25, vd.

[55] Baqara : 87, 253, Enfal : 26, Tevbe : 40, Sad : 17, Saf : 14,

[56] Al-i İmran : 13, Enam : 103, Yunus : 31, İbrahim : 42, Nahl : 78, Hac : 46, Muminun : 78, Nur : 37, 43, 44, Secde : 9, Ahzab : 10, Sad : 45, 63, Haşr : 2, Mulk : 23,

[57] Baqara : 11, 27, 29, 30, 33, 36, 60, 107, 116, 117, 164, 168, 205, 255, 267, 273, 284, vd.

[58] Baqara : 54, 118, 164, 238, 264,282, 286, Al-i İmran  :117, 147, Nisa : 91, Maide : 8, ve diğerleri (378 kez kullanılır)

[59] A’raf : 65, 74, Tevbe : 70, Hud : 50, 59, 60 İbrahim : 9, Hac: 42, Şuara : 123, Sad : 12, Mumin : 31, Fussilet : 13 vd.

[60] A’raf : 73, Tevbe : 11, 70, Hud : 61 68, 95, İbrahim : 9, İsra : 59, Hac : 42, Furkan : 38, Şuara : 141, Neml : 45 vd.

[61] A’raf : 85, Tevbe : 70, Hud : 36, 84, 95, Taha : 40, Hac: 44, Kasas : 22, 23, 45

[62] Baqara : 124,

[63] Baqara : 125,

[64] Baqara : 126,127

[65] Baqara  :130, 131, 132

[66] Baqara  : 13, 136,

[67] Baqara : 260

[68] Al-i İmran : 68

[69] Nisa : 54

[70] Baqara : 125, 127, 133, 136, 140, Al-i İmran : 84, Nisa : 163, En’am : 86, İbrahim : 39, Meryem : 54, Enbiya : 85, Sad : 48,

[71] Baqara : 125, 187, Enbiya : 52, Taha : 91, Şuara : 71, vd.

[72] Baqara : 125, Al-i İmran : 183, Araf  :134, Taha  :115,  Zuhruf : 49,vd.

[73] Baqara : 125, Hac : 26

[74] Enfal : 7

[75] Baqara : 127, Nahl : 26, Nur : 60

[76] Baqara : 127, 137, Al-i İmran  :35, Maide : 76, En’am : 13, 115, Enfal : 61, Yunus  : 65, Hud : 24, Yusuf : 34 vd.

[77] Baqara 43, 125, Al-i İmran : 43, Hac: 26, 77, Fetih : 29, Murselat : 48

[78] Baqara : 34, 58, 144, 149, 150, 191, 196, 217,  Al-i İmran 43, 113, Nisa  :102, A’raf : 11, 12, 161, 206, Yusuf : 100, Rad : 15, Hicr : 30, 33, Nahl : 48, 49, Isra : 61, 107,

 Kehf : 50, Meryem : 58, Taha : 70, 116, Hac : 18, 77, Furkan : 60, 64, Neml : 24, 25, Secde : 15, Sad : 73, 75, Fussilet  : 37, Fetih : 29, Necm : 62, Rahman : 6, Insan : 26, Inşikak : 21, Alak : 19,

[79] Baqara : 111, 135, 140, Maide  : 14, 82 vd.

[80] Baqara : 125, Al-I İmran : 97, Şuara : 98, Saffat : 164, İsra : 79, Meryem : 73, Duhan : 26, 51, Rahman : 46, Naziat : 40,

[81] Enam : 86, Sad : 48

[82] Meryem : 56, Enbiya : 85

[83] Nisa : 85, Enbiya : 85, Sad : 48, Hadid : 28,

[84] Baqara : 62, 111, 135, 140, Nisa : 46, 160, Maide  : 41, 44, 69, Enam : 146, Araf : 156, Nahl : 118, Hac : 17, Cuma : 6,

[85] Baqara : 62, Maide : 69, Hac: 17,

[86] Sad : 48

[87] Baqara : 127

[88] Baqara  :125,140,  İsra : 79

[89] İbrahim : 39, Meryem : 54MAKRO FONKSIYONLAR

 

 

 

 

 

KUŞKU

 

Metinde kullanılan ve “Tarihi Şahsiyetler” olarak tarif edilen ve  anlaşılan isimler/kelimeler, metnin bütünlüğü ve metot bakımından tutarlı ve anlamlı değildir. Pratik uygulamalar bakımından metnin böyle bir yöntem izliyor oluşu, evrensel bilgi kaynağından beslendiği iddiasında olan bir metnin tutarlılığını/geçerliliğini kuşkulu hale getirir.

 

Eğer bu kavramlar, zannedildiğinden farklı olarak, rasyonel anlamlar veya tanımlar içeriyor ise, ne tür süreç ve fonksiyonları ifade ettiği anlaşılabilir olmalıdır. Tutarlı bir metin, her kavramı standart bir metot çerçevesinde açıklıyor veya tarif ediyor olmalıdır.

 

Gramerin bu tür kavramlara atfettiği ve kural olarak geliştirdiği “Tarihi şahsiyetler veya bilinen yerler için marife kullanım zorunluluğu yoktur” iddiası, metin açısından tutarsızlık oluşturmaktadır. Örneğin İncil ve Tevrat kelimeleri zaten bilinen kelimeler olmasına rağmen metinde nitelikli kavramlar olarak kullanılmakta, ama başka kelimeler niteliksiz/genel ifadeler olarak tarif edilmektedir. Bu hem metnin yaklaşımını, hem gramerin iddiasını kuşkulu hale getirmektedir.

 

Evrensellik, her alanlarda genel geçer ilkelerin var olmasını gerektiren ve her yerde geçerliliği olan ilkelerden oluşur. Fiziksel evren bir bütün olduğuna göre ona ait bilgisinin de bir bütün olarak varolması gerekir.

 

Daha anlaşılır bir ifade ile, bütün insanların benimsediği ya da benimsemek zorunda olduğu ilkeler içermesi gerekir.

a.       Bütün toplumlar için sabit evrensel yasalar

b.      Evrensel, yani herkes için nesnel/doğrulanabilir rasyonel bilgi,

 

Evrensel bir kaynağın sahip olması gereken en temel ilkelerdir. Buna göre, metnin önerileri, fiziksel evrende doğrulanabilir/test edilebilir ve beşeri yöntemlerle ulaşılmış bilgi ile eşdüzeyli olmasını zorunlu hale getirir.

 

Bağlam :

 

A.

وإذ اسْتسقى موسى لقومه فقلنا اضرب بّعصاك الحجر فانفجرت منه اثنتا عشرة عينا قد علم كلّ أناس مّشربهم كلوا واشربوا من رّزق الله ولا تعثوا في الأرض مفسدين

(Baqara : 60)

 

 

B.

وقطّعناهم اثنتي عشرة أسباطا أمما وأوحينا إلى موسى إذ استسقاه قومه أن اضرب بّعصاك الحجر فانبجست منه اثنتا عشرة عينا قد علِم كلّ أناس مّشربهم وظلّلنا عليهم الغمام وأنزلنا عليهِم المنّ والسّلوى كلوا من طيّبات ما رزقناكم وما ظلمونا ولكن كانوا أنفسهم يظلِمون

(A’raf : 160)

Her iki ayette kullanılan “12 göz(ler)” çerçevesinde, geleneksel anlayış ve anlamlandırma yöntemine göre ulaşılan sonuç tutarlı ve mantıklı değildir. Evrensel bir metin açısından, kişilere veya süreçlere, doğaüstü yeteneklerin veya fonksiyonların yükleniyor oluşu, ulaşılamaz, anlaşılamaz veya pratiğe indirgenemez.

 

Evrensel bir paradigmanın önerdiği herhangi bir şeyin, bizim dünyamızda, bizim bilgimizle pratiğe indirgenebilecek, uygulanabilecek ve anlaşılabilecek, tutarlı ve rasyonel bilgiler içermesi gerekir. Eğer metin gerçekten evrensel bilgiler içeriyor ise, kullandığı her ifadenin, her kavramın tutarlı ve anlamlı bir tanımı da olmalıdır. Bu hem metnin bütünlüğü içerisinde, hem de fiziksel dünyada karşılaştırılması mümkün olan olaylar üzerinde etkili önermeler şeklinde olması gerekir.

 

C.

ولقد اخذ الله ميثاق بنى اسرایٔل وبعثنا منهم اثنى عشر نقيبا وقال الله انّى معكم لئن اقمتم الصّلوة واتيتم الزّكوة وامنتم برسلى وعزّرتموهم واقرضتم الله قرضا حسنا لاكفّرنّ عنكم سيّپاتكم ولادخلنّكم جنّات تجرى من تحتها لانهار فمن كفر بعد ذلك منكم فقد ضلّ سواء السّبيل (Maide 12)

 

Bir üçüncü opsiyon olarak karşımıza çıkan ifadede değişken kelime “nakib” kelimesidir. Ancak “isna aşere” ifadesi diğerlerinden farklı kullanılmaktadır. Dolayısıyla fonksiyonu tanımlayan bir ifade olarak alınması gerekecektir. Bu bağlamda :

 

TOPLUMSAL GELIŞIM – KURUMSAL YAPILANMA

 

ولقد أخذ الله ميثاق بني إسرائيل

Öncelikli ve zorunlu yapılanma yönergesi

1

وبعثنا (Baas: Aydınlanma)

Aydınlatma / Intellectual

منهم

اثني عشر نقيبا : Oniki kaptan

Ar/ge, araştırmaya dayalı bilimsel fonksiyonlar

2

وقال الله إنّي معكم لئن

Yönergenin: Destek/kaynak/veri oluşturacağı uygulamalarda

3

أقمتم : Merkezi yapılanma

Planlama mekanizması

 

الصّلاة : İletişim / Koordiinasyon

Kurumlararası koordinasyon/direktif mekanizm

Yönerge ve talimat merkezi

4

اتيتم : Uygulama

Yönergeye göre sevk ve idare

 

الزّكاة :

İktisadi Yönetim Mekanizması

5

امنتم : Uzmanlaşma

ب

Neden

رسلي : Organize gurup

Toplumsal çekirdek organizasyon

6

عزّرتموهم : عزر : Motif, Çeşitlilik

أقرض : قرض : Finansman

الله

قرضا حسنا

Yatırım fonu /İşletme sermayesi

7

لأكفّرنّ :

عنكم

Üzeri

سيّئاتكم : Hatalar – Arızalar

 

 

أدخلنّكم : Katılım

جنّات

Unknown

تجري من تحتها الأنهار

İşletme sürekliliği/akışkanlığı

 

من كفر بعد ذلك منكم فقد ضلّ سواء السّبيل

Buna rağmen berbat bir durum oluşuyorsa, bu aptallıktan dolayıdır.

 

Buna göre, oniki fonksiyon, bilimsel dinamiklere sahip, bilgi paylaşımı ve koordinasyonu ile elde edilen veya yönetilen, kamu iktisadi yapılanmasını önceleyen veya uygulamasına zemin hazırlayan, uygulayıcı yürütücü profesyonel ekipten emin olan, yatırım fonlarının oluşmasını ve gelişmesini destekleyen ve bundan doğacak fayda ile mevcut kötü durumun ortadan kaldırılmasını hedefleyen sürdürülebilir/döngüsel bir akışkanlık içerisinde uygulanabilen bir yapı öngörmektedir. Öyleyse kavramın önümüze koyduğu perspektif, bu bağlamda değerlendirilmelidir. Dolayısıyla, bu ifade, kavramın niteliğini tanımlayan bir ifade olarak anlaşılmalıdır. Bu durum, varsayımsal gerekçeyi de tamamlamış olmaktadır.

 

İmkansızlık :   Üzerinde yaşadığımız dünyada veya evrende, herhangi bir sopayı, metali veya bir başka şeyi bir insan gücü ile bir kayaya vurmak suretiyle herhangi bir sonuç ortaya çıkmaz. Hiçbir kayadan veya taştan su fışkırmaz. Öyleyse :

 

a.       Metin imkansız olan bir şey anlatıyor, bu bağlamda tutarsızdır

b.      Metin, anlaşılan veya geleneksel çerçevede anlaşılmak istenenden başka bir şey anlatıyor olmalıdır.

 

İkinci varsayım, bir bilimsel çalışma için gerekli olan deneysel veya gözlemsel olasılık ihtimalini ortaya koyar. Araştırmaya değer bir kuşku ortaya koymaktadır. Bu durumda anlatımda kullanılan ifadelerden yola çıkarak varsayımları belirlemek ve bu varsayımların tutarlılığını metin içerisinde ve fiziksel evrende test etmek gerekmektedir.

 

Varsayım oluşturma :

 

Kural :     Bütün kavramlar, türetilmiş olduğu kök kelimenin anlamına bağlı olacak şekilde anlaşılmalıdır. Her kelimenin bir isimden türemiş olduğu ve her ismin bir anlam ifade ettiği açıktır. Eylemler anlamlarını buradan alırlar. O halde, bir kelimenin türevleri ne olursa olsun, mutlaka kök manası ile bağlı bir evrilme gösterecektir. Kök anlamdan bağımsız bir mana şekli kabul edilemez.

 

1.       “istesqa” (استسقى) :[1] Kelimenin aslı “SQY” (سقي) olup, genel manada “sulamak” anlamına gelen bir kavramdır. O halde, “neyi sulamak” ve “ne ile sulamak” sorularının cevabı olmalıdır.

1.       Cümlenin devamında “kulû veşrabû min rizqillâhi” (كلوا واشربوا من رّزق الله) ifadesiyle cevaplamaktadır. Yani, “Rızk” kaynaklarından sıvı veya sıvılaştırılmış veya sıvılaştırılması mümkün olan herhangi bir şey.

2.       Öyle ise, cümlenin başında ifade edilen sulama, doğrudan “su” ile yapılan bir eylem olmadığı gibi, hedeflenen şey de bir yerden suyun çıkması veya akması da değildir. Şu halde aramamız gereken şey, bir mucize değil, rasyonel bir şey olmalıdır.

 

2.       “Enbeceset” (انبجست) ile “Enfecret” (انفجرت) kavramsal tahlili sonucunda :

a.       “Enbeceset” (انبجست) :[2] Kelimenin aslı BCS (بجس) bir şeyin kendisine mecra bulup akması, suyun mecrasnı bulup akması, bulutun yağmur dökmesi gibi anlamlara gelen kelimeden türetilmiş olan kavram, pozitif bir akışkanlığı ifade etmektedir.

b.      “Enfeceret” (انفجرت) :[3] Kelimenin aslı FCR (فجر)’dir. Bir şeyi aydınlığa kavuşturmaktan gelen kelime, patlatılmış, infilak ettirilmiş şeyi ifade eder.

 

O halde, on iki göz veya kaynaktan kastedilen şey, bir suyun akması veya ortaya çıkması değil, kaynakların tesbit edilmesi ve bunların bilimsel altyapılarının hazırlanması olmalıdır.

3.       Kata (قطع) :[4] Kesme, parça, bölük, gibi anlamlara gelen kelime, birbiri ile ilişkili olan iki parçanın arasındaki ilişkiyi kesmek, birbirinden ayırmak anlamına gelen bir kavramdır. Örneğin elektrik düğmesini kapatmak veya segment gibi. Metinde teknik bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. (El kesme gibi anlaşılması son derece yanlıştır, çünkü metin zaten bir organı kesmek ifadesi kullanırken “biçak” da eklemektedir)

 

O halde, iki şey arasındaki ilişkiyi kesmekle ortaya çıkması muhtemel bir potansiyel aramamız gerekmektedir.

 

4.       Qavm ( قوم ) :[5] Etimolojik anlamda, bir ağacın gövdesini ifade eden kelimedir. Ikame, takvim, kiyam, kiyamet gibi kelimelerin tamamı bu kökten türetilmiştir.

 

O halde, fonksiyonlar veya kaynaklar ne olursa olsun, bir omurga etrafında toplanmış süreçler veya uygulamalar olmalıdır.Yani, yonetilebilir, profesyonel/rasyonel ve ölçülebilir nitelikte olmalıdır.

 

Kavramsal tanımlar, kavramın kullanıldığı olay veya tanım sebebiyle farklılık gösterebilir ancak kök anlamdan uzaklaştırılamaz. Kavram ve türevlerinin genel anlamları şu şekilde değerlendirilebilir :

 

قَوَّمَ  :       İleri almak, öne geçirmek, bir şeyi diğerine yaklaştırmak, düzeltmek, doğrultmak, paha kesmek

قَوْمٌ  :     Bir ağacın taşıyıcı gövdesi, dalları taşıyan gövde. Omurga.

 

Etimolojik anlamda,

 

أصل :     Köken, orijin, bir ağacın kökleri asl’dır

قوم :        Bir ağacın gövdesi, omurgasını ifade eder

شعب :     Bir ağacın dallarının her biri, gövdeye bağlı dal.

قتل :        Bir dalı ağacın gövdesinden koparıp ayırmak. Gövdeyi yok etmeden koparıp ayırmak.

 

Dolayısıyla “قوم” kelimesine verilecek olan anlamlar kök anlamına uygun olmalıdır.

 

(Ulus, millet, halk, kavim, budun, boyun, millet, bölük, cemaat, güruh, topluluk, kişi, birkaç kişi, eş, dost, akraba, kalkmak gibi anlamlar kelimenin diğer türevleri ile ve etimolojik manası ile örtüşmemektedir)

 

Türevleri açısından :

 

قَامَ  :      Ayağa kalkmak, durmak, kıyam etmek, başlamak, yükselmek, doğmak,yapmak, kopmak, dikilmek, devamlı ve sabit olmak, icra etmek, yapmak, doğrultmak, düzeltmek, düzelmek, kurulmak, doğrulmak

اِقامة :     Alaka kurmak, güvenli bölgeler inşa etmek, Barınmak, ikamet etmek, konaklamak, barikat kurmak, iddia etmek

أَقِمْ :       Doğrult, devam et!...

إِسْتَقَامَ :   Doğru olmak, dosdoğru olmak, doğrulmak, düzelmek, bir şeyi düzeltmek (إِسْتِقَامَةً)

قَائِمٌ :      Dik, kalkık, mat, dikgen, kalkıcı, brüt, ayakta, ayakta duran, dikilen, mevcut olan, direk, ayak, kaim, duran, var olan, durucu, bağ kütüğü, bağ özdeği

القَائِمٖين:  Merkezli, tabanlı, dayanarak, dayalı…

قِيَامٌ :      Kalkmak, örü durmak, kıyam etme, duruş

قَوَّامٌ :     Kuvvet, dayanımlı, Mukavemet, boyu ve endamı güzel ve ölçülü olan, işlere güzel bakan, vasi, veli

قَيُّوم :     Her şeyi koruyan, daima duran, tutan, kayyum, çok işler gören, kıymetlendiren

اَقْوَمُ :     Birbiri ardınca, arda arda , birbiri arkasında, sıra ile, birer birer, peşpeşe

مَقَام :      Durum, Statü, durmak, duracak yer, yapılan, kurulan

مُقٖيم :     Yerli, oturan, yerleşik, mukim, yerli duran, ikamet eden…

قَيِّمَة :     Tam, kamil, değerli, kıymetli, değer, eder

أَقَامَ :      İkamet etmek, oturmak, durmak, kurmak, dava açmak, kamet getirmek, doğrultmak, düzeltmek, tatbik sahasına koymak, yapmak, kılmak, yukarı kaldırmak, yükseltmek, tayin etmek, devam etmek, yerine getirmek

                   الاقَامَة : Ev, barınma yeri,

أقيم :      Süreli ve sıralı, nitelik ve kurallarına uygun olarak yapılan eylem. Bir şeyi kendi bütünlüğü içerisinde yapmak. Kelimenin kullanım ve tanım sebebiyle kavram olarak karşılıklı iletişim ifade eder.

تَقْوِيم :    Takvim, ajanda, çizelge

مُسْتَقِيم :  Düz, doğru, dik, düzgün, erdemli, dümdüz,

القيامة :   Kıyam, kıyam etme, diriliş, duruş

 

5.       Umema (امما) :[6] Kelimenin aslı EMM (امم)’dur. ön, ön taraf, ana, asli, çekirdek oluşum anlamına gelmektedir.

 

Ummu (امّ) :[7] Ana, esas

Emame (امام) : [8] Önde, öncül, ivme kazandıran kimse, ön tarafta

Imamen (امما) :[9] önder, lider, öncü, asli toplum (lar)

 

Buna göre kelimenin anlamı, bir öncüye tabi olan topluluk veya topluluğu geliştiren, ilerlemesini sağlayan yapı olarak anlaşılmalıdır.

 

Bu bir olasılık ortaya koyar; Cümlenin kurumsal nitelik taşıyan kavramı ile ortaya konulan yapı içerisinde toplumun pozitif yönde gelişmesi ve ilerlemesini sağlayacak nitelikli fonksiyonlar barındırması gerekli olur. Eğer bir kurum veya yapı, pozitif bir amaç veya değer taşımıyor ise, tanımlanmasının da gereği yoktur.

 

6.       İnase (اناس) :[10] Kelimenin aslı İNS (انس)’dir. Bir yerde mukim olan topluluk veya bir şeyi alıştırmak, yumuşatmak, fark edilir hale getirmek gibi anlamlara gelmektedir. Buna göre kelime, hareket ettirmek, oynatmak, şeklinde anlaşılmalıdır. 

 

O halde, öncülük eden kurum, hareket ettiren mekanizma olmalıdır. Bu bağlamda, mekanizmanın fonksiyonel yapısı eylemsel nitelik kazanmaktadır.

 

7.       Nakiben (نقيبا) :[11] “Delmek veya bir şeyi derinlemesine araştırmak, hafiyelik” anlamına gelen NQB (نقب) kökünden türemiş bir kavramdır. Özelleştirilmiş kullanımı yoktur. Yani araştırmaya ve araştırmadan doğan bilgiye dayanan nitelikli bir uygulama perspektifi ortaya koymaktadır. O halde, araştırmaya dayalı fonksiyonel bir süreç olmalıdır.

 

Varsayıma esas kavramlar :

 

Kural :  Metinde geçen ve “marife” olan kelimeler, eğer kendi fiillerinden başka fiiller ile eylemleştiriliyor/açıklanıyor ise, bu kavram bir olgudan hareketle kurumsal bir anlam ifade eder.

 

İsneta Aşrete Aynen (اثنتا عشرة عينا) :[12] Oniki göz(ler) :  İfade metinde iki kez tekrar edilmektedir. Değişkeni olmadığına göre, bu ifadeye ait değişken/anahtar kelimenin varlığı gereklidir.

 

Öte yandan Pratikte bir asanın veya bir sopanın bir taşa vurulması ile yerden su fışkırmayacaktır. Böyle bir şey fizik kurallarına aykırı olur. Üstelik bunun “ilm” ile yapılıyor oluşu dikkat çekicidir. Ayette, genel olarak su kaynağı olarak anlaşılmaktadır ancak, ayetin geneli içerisinde bunun bir su kaynağı değil, yeryüzünün genel “rızk/girdi” türlerinden olduğu da açıkça anlaşılabilecek bir husustur.

 

İsneta Aşrete Esbaten (اثنتي عشرة أسباطا) :[13] İfade metinde bir kez varsayıma esas teşkil eden birinci cümle ile birlikte kullanılmaktadır. Değişken/anahtar kelime “esbaten”dir.

 

Birinci cümlede “göz/kaynak” olarak ifade edilen kelime yerine gelen “esbaten” kelimesi, genelde “bulaşık, birbirine girmiş, karmaşık veya kıvırcık saç” anlamına gelen “SBT”(سبط) kökünden türemiş bir kelimedir. Öyleyse bulmamız gereken şey, birbiri ile ilişkili ama farklı olaylar veya süreçler olmalıdır. Kelimenin kullanıldığı form (أسباطا) sebebiyle bu ilişkinin daha teknik bir boyutu ifade edilmektedir. Kısaca “inhibisyon” olarak tarif edilebilecek, meydana gelen bir tepkimenin bir başka tepkime ile engellenmesi veya dengelenmesi olarak ifade edilmesi mümkün olan bir anlam kazanmaktadır. Öyleyse varsayımın ihtiyacı olan şey, birbirlerini dengeleyecek nitelikte fonksiyonlar veya süreçler olmalıdır.

 

Olasılık Seçkisi/Tercihi :

 

“İsneta aşrete aynen” (اثنتا عشرة عينا) iki farklı yerde aynı şekilde tekrar edilmektedir. Ancak “isneta Aşrete Esbaten” (اثنتي عشرة أسباطا) cümlesinde bir değişken vardır. Dolayısıyla varsayıma esas teşkil eden kavram “Esbaten” kelimesi olmalıdır. Nekre kullanılmaktadır, bu nedenle “Ayn” kelimesinin tarifi niteliğinde alınması gerekir. Değişken/anahtar kavramın yapısı, çözümün niteliğini de ortaya koyacak ve tanımlanabilirliğini de sağlamış olacaktır.

 

Varsayımı destekleyen kanıtlar :

 

On iki adet göz veya on iki adet etkin girdi kaynağı veya süreçleri veya türlerinin ne olduğunu tanılayacak, oniki kaynağın niteliklerini ve çerçevesini belirleyecek ve anahtar kelimenin yapısını belirleyerek tanımlanmasını sağlayacak başka ifadelerin metinde yer alıyor olması gereklidir. Eğer metin, bu varsayımı destekleyen bir açıklama getiriyor ise ve eğer anahtar kelimeyi “marife” yani özelleştirilmiş bir kavram halinde kullanıyor ise, hipotezin ihtiyacı olan verileri sağlamış olacaktır. Metinde bu olasılığı destekleyecen “Dört” kanıt bulunmaktadır :

 

 

 

1.        

قولوا امنّا باللّه وما أنزل إلينا وما أنزل إلى إبراهيم وإسماعيل وإسحق ويعقوب والاسباط وما أوتي موسى وعيسى وما أوتي النّبيّون من رّبّهم لا نفرّق بين أحد مّنهم ونحن له مسلمون

(Baqara 136)

 

 

2.        

أم تقولون إنّ إبراهيم وإسماعيل وإسحق ويعقوب والاسباط كانوا هودا أو نصارى قل أأنتم أعلم أم الله ومن أظلم ممّن كتم شهادة عنده من الله وما الله بغافل عمّا تعملون

(Baqara 140)

 

 

3.        

قل آمنّا باللّهِ وما أنزل علينا وما أنزل على إبراهيم وإسماعيل وإسحق ويعقوب والأَسباط وما أوتي موسى وعيسى والنّبيّون من رّبّهم لا نفرّق بين أحد مّنهم ونحن له مسلمون

(Al-i İmran : 84)

 

 

4.        

إنّا أوحينا إليك كما أوحَينا إلى نوح والنّبيّين من بعدهِ وأوحينا إلى إبراهيم وإسماعيل وإسحق ويعقوب والأَسباط وعيسى وأيّوب ويونس وهارون وسليمان وآتينا داوود زبورا

(Nisa : 163)

 

 

 

Anahtar kelimeye bağlı olarak açıklama getiren ve varsayımı destekleyen bu dört ifadede, farklı kavramlar tekrar edilmekte veya kullanılmaktadır. Tekrar edilen veya tekil olarak kullanılan ifadelerin ortalaması 12 adet ise, varsayımın ihtiyacı olan kanıt olasılığı da vardır.

 

Söz konusu ifadeler, basit bir karşılaştırma ile tasnif edildiğinde, tutarlı bir bütünlük oluşturduğu anlaşılmaktadır. Şöyleki :

 

 

 

TERMINOLOJIK KARŞILAŞTIRMA / SIRALAMA

 

 

1.       Ayet

2.       AYet

3.       Ayet

4.       Ayet

 

Baqara 136

Baqara 140

Al-i İmran 84

Nisa 163

Ayrışanlar Fonksiyonlar

 

 

 

Nuh (نوح)

Ortak Fonksiyonlar

İbrahim (برهم)

İbrahim (برهم)