Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1049
Furkan Suresi Tefsiri 4-9. Ayetler
1.2.2020
396 Okunma, 1 Yorum

FURKAN SÛRESİ- 2. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا إِفْكٌ افْتَرَاهُ وَأَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ آخَرُونَ فَقَدْ جَاءُوا ظُلْمًا وَزُورًا (4) وَقَالُوا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (5) قُلْ أَنْزَلَهُ الَّذِي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا (6) وَقَالُوا مَا لِهَذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشِي فِي الْأَسْوَاقِ لَوْلَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيرًا (7) أَوْ يُلْقَى إِلَيْهِ كَنْزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَالَ الظَّالِمُونَ إِنْ تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا (8) انْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا (9)

 

***

 

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا

Va QAvLa elLaÜIyNa KaFaRUv (Va FaGaLa elLaÜIyNa FaGaLUv)

“Ve küfreden kimseler kavl ettiler”

Diyenler ile ilahlar ittihaz eden kimseler ayrı kimselerdir. Bunun için َو ile atfedilmiştir. İlahlar ittihaz edenler ilkel topluluklardır.

Müspet ilmin gelişmesinden önce Tanrı’ya inanamayanlar veya inanmayanlar başka tanrılar edindiler. Müspet ilmin gelişmesinden sonra onların tanrı olmadığı sabit olunca, örnek olarak güneşin tanrı olmadığı sabit olunca, bu sefer Tanrı’yı inkâr yoluna gittiler. "Tanrı yoktur, peygamberler de yalan söylediler, uydurdular" demeye başladılar. Bugün heykeller dışında putlara tapanlar kalmadığı gibi o gün de peygamber başkalarından ders alıyor diyen yoktu.

الَّذِينَ kişileri ifade etmez, bir topluluğu ifade eder. Kur’an nazil olduğu zaman hele Mekke’de bunu söyleyen bir topluluk yoktu. Kişi olsa bile topluluk yoktu. 19 ve 20’nci asırda Avrupa, düşünceleri, sosyoloji ilminden öğrenmiş. Yeni uygarlık ancak eski uygarlık üzerine kurulur. İslam uygarlığı da Nuh, İbrahim, Musa, Davut ve İsa’nın uygarlığı idi. Ne var ki o uygarlıklar unutulmuştu. Tevrat ve İncil’de yazılanlardan başka bir şey bilinmiyordu. Ur şehri zikrediliyordu ama Ur şehri neresi idi bilinmiyordu.

Mekke’de Tevrat ve İncil de bilinmiyordu. Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da anlatılanlar ancak yirminci asırda tarihlendi. Mezopotamya tabletleri ile Mısır papirüsleri geçmişi aydınlattı ve Kur’an ile diğer ilahi kitapların söylediklerini onayladı. Ondan sonra Batılı âlimler Muhammed’e Kur’an’ı kimin öğrettiğini aradılar ve hala arıyorlar ama bulamıyorlar.

Buradaki الَّذِينَnin ال’i son asrın bile bile aksini iddia edenleridir. Buradaki الَّذِينَahd içindir. Bunlar Batı kâfirleridir.

إِنْ هَذَا إِلَّا إِفْكٌ

EiN HAvÜAv EilLAv EiFKun (EiN HAvÜAvFiGLun)

“Bu ifkten başkası değildir.”

Arapçada لَا, مَا,لَيْسَ kelimeleri fiilin menfisi değildir, isim cümlesinin menfisidir. Bunlara كَانَve كَادَfiillerini de ekleyebilirsiniz.

إِنْ isim cümlesinin başına gelecek, إِلَّا’dan önce olacak. Bu takdirde menfi manasını taşır. Yoksa şart edatıdır. ن harfi teşdidi ifade eder. مَاgeçmişi, لَاgeleceği, لَيْسَgeçmiş ve geleceğin nefyidir. إِنْise لَيْسَ’nin tekididir.

Buradaki هَذَاFurkan’a gitmektedir. Bizim Adil Düzen'i böyle görüyorlar. Onu siz Kur’an’dan istidlal etmediniz, siz kendi kafanızdan uyduruyorsunuz diyorlar.

افْتَرَاهُ

iFTaRAvHu (iFTaGaLaHUv)

“Onu iftira etti”

İftira etmek, olmayan bir şeyi zihinde oluşturmak demektir.

فَرْوَة, فَرْمَة olarak batıda kullanılan kelimedir. Elbisenin açılabilir olanıdır. İftira demek kendi kapalı dünyasında oluşturulan bir masalı ortaya koymak demektir. İçini açıp göstermek demektir.

            ف eklemi, ر tekrarı, ي kolaylığı gösterir.

Bugün bir Müslüman grubu vardır ki bizim Kur’an yorumlarımızın doğru olduğunu bilmektedir. Buna rağmen onlara sorulduğu zaman bizim yorumlarımızın uydurma olduğunu söyler ve halkı bu yorumlardan uzak tutmaya çalışırlar. Kur’an’da onların olmadığını, onları bizim icat ettiğimizi iddia ederler.

وَأَعَانَهُ

Va EaGAvNaHUv (Va EaFGaLaHUv)

“Ve ona iane etti”

Bugün Kur’an’a karşı iki yanlış tavır vardır.

Birinde Kur’an’ı binden fazla yılın ötesinde bugün uygulanamaz pratik olmayan bir kitap kabul ederler. Bizim yorumlara kulak vermezler. Bunları bu Furkan’ı siz uydurdunuz derler.

Diğerinde Kuran’ın ilahi kitap olduğunu kabul etmezler.

Zamirin Furkan’a gitmesi önemlidir. İftira edilen Kur’an değil onun beyanı furkandır. Kur’an’da bu yoktur siz uyduruyorsunuz diyorlar.

عَلَيْهِ

GaLaYHı

“Onun üzerine”

O zamiri Furkan’a gitmektedir.

Bizim Kur’an’ın manalarını bozduğumuzu, onu tahrif ettiğimizi iddia ediyorlar. "Bunu da Batılıların yararına yapıyorsunuz." diyorlar.

عَلَيْهِ kelimesini إِفْكٌ kelimesine gönderenler hata ediyorlar. “İfkin aleyhine iftira ediyor” demiyorlar. O zaman iftira ifki çürütme anlamında olur. Furkan’ın aleyhine iftira ediyor diyorlar yani Kur’an’ın geleneksel manalarını altüst ediyor diyorlar.

قَوْمٌ آخَرُونَ

QaVMun EAvPaRUvNa (FaGLun FAvGaLUvNa)

“Ahar bir kavim”

Buradaki “ahar kavm” nekredir.

Size falanlar bunu öğretiyor diyemiyorlar, çünkü bunları bilen Batıda kimse yok, bir başkaları deyip geçiyorlar. Bugün Batının oluşturduğu kurumlar vardır. Bunlar Kur’an’ı tarihsel görüp peygamberi tanrılaştırarak Kur’an’ı etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bu gerçeği örtmeye çalışan kimseler bizi de onlarla bir sayıyorlar. Biz müspet ilmin verilerine kulak veririz. Bu bir kavmin müspet ilmi değildir, İslamiyet’ten devralınan ve Batı'da geliştirilen ilimdir. Onlar ilmi kendileri için yaptıklarından müspet ilimde bilerek herhangi bir yanlış yapamıyorlar. Sonra Sermaye ve siyaset onları istismar edip kötüye kullanıyor.

Biz onların deney ve gözlemlerinden yararlanıyoruz. Çünkü onlar bunlarda yalan söylemiyorlar. İstinbatı biz yapıyoruz.

Bize muhalif olanların ise müspet ilimlerden haberleri yoktur. Batıl ile hakkı karıştırıyorlar. Batıdaki müspet ilimler bizlerin de ürünüdür, Haktır, hepimizindir. Onlar bizden öğrendiler, şimdi de biz onlardan öğreniyoruz, onların kâfirlerinden değil onların müminlerinden.

فَقَدْ جَاءُوا

FaQaD CAvEUv (FaQaD FaGaLUv)

“Şimdi ciet ettiler”

قَدْ geçmişte yapılıp şimdi devam eden fiillerin başına gelir. قَدْجَاءَ derseniz geldi ve şimdi buradadır demektir. Fa harfi ile getirirseniz şimdi geldi ve buradadır anlamı çıkar.

Evet, eskiden değil, bin sene önce değil, şimdi söylüyorlar, üçüncü bin yıla girerken söylüyorlar.

ظُلْمًا وَزُورًا (4)

(JuLMan Va ZUvRan (FuGLan Va FuGLan)

“Zulüm ve zür olarak.”

ظُلْم haksızlık yapmak demektir, عَدْل‘ın karşılığıdır. عَدْل herkese hak ettiğini vermek demektir, denge demektir, ظُلْم dengeyi bozma demektir.

Fiyatlara müdahale ekonomik dengeyi bozar, onun için zulümdür. Boşanma yasağı aile dengesini bozar, onun için zulümdür.

Adil Düzen denge düzenidir. Onlar dengeyi bozmaktadırlar. Buradaki zulüm بِ harfi ceri ile teaddi etmemiştir. Zulmettiler demiyor. Bize zulmetmiyorlar. Piyasada kurulacak dengeyi önlüyorlar. Onun için ظُلْمًاkelimesiبِ olmadan gelmiştir. Hal olarak gelmiştir. Mefulu mutlaktır. جَاءُوا جَيْئَةً ظُلْمًا anlamındadır. Yani gelişleri zulümdür. Belki kendileri zulmü yapmadılar ama onların bu iddiaları sonucu zulüm oluşmuştur yahut oluşacaktır.

زِيَارَة ziyaret, “zira” ağacın güneş almasına mani olduğu yer, زَوْر ağaç veya ormanlıktaki gölgenin dolaştığı yer demektir. Sonraları kişilerin yakınlarını veya başkalarını dolaşmalarına ziyaret denmiştir. Ölü mezarlarının ziyaret edilip onlar için dua edilmesi veya onlara dua edilmesi bütün topluluklarda gelenek halindedir.

ز zamanda diziyi, و beraberliği, ر tekrarı ifade eder.

Bu suretle halkı Adil Düzen'den, Kur’an düzeninden, Hak düzeninden, ortaklık düzeninden uzak tutuyorlar.

 

YORUM

Bugün Kur’an kitabına kimse bir şey söyleyemiyor, Kur’an kıraatine de kimse bir şey söyleyemiyor. Kur’an’ın zikrini de herkes bol bol anlatıyor. Bugün Diyanet görevlileri dâhil, tarikat ehli dâhil, laikler dâhil, Sermaye veya siyaset dâhil herkes Kur’an’ın furkanına yani fıkhına cephe almıştır. Onun getirdiği düzenden rahatsızdır. Bugünkü AK Parti ve bugünkü Gülen ılımlı İslam adı altında Adil Düzen’e karşı, Furkan’a karşı organize edildiler, desteklendiler. Ne var ki kendileri işe yaramadı, kurdukları tuzağa kendileri düştü.

Bugün CIA’nın güdümünde kurulmuş olan Gülen’in okulları dünyanın her tarafına dağılmış ve yerleşmiştir. Bunlar bu yerlerde sadece okullar kurmakla yetinmeyip gittikleri yerlerde işyerleri de kurmuşlardır, oraların şartlarında yaşamayı öğrenmişler, varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Kurdukları okulları o yerlerin şartları içinde kendileri tarafından finanse edebilmişlerdir. 15 Temmuz’dan sonra cemaatin merkezi çökertilmiştir. Ancak bu insanlar dünyanın her yerinde yaşamaya ve kendi imkanları ile ayakta durmaya devam etmektedirler.  Merkezlerinin çökertilmesi kendileri için çok yararlı olmuştur. Şimdiye kadar CIA ajanları ile birlikte çalışmalarından dolayı başlarına geleni görerek ve pişman olarak kendilerine gelme ihtimalleri doğmuştur. Bu fırsatı değerlendirirlerse bundan sonra hem kendi ülkeleri hem de bulundukları ülkelere faydalı olabilirler.

AK Parti’yi de Adil Düzen’e karşı, Furkan’a karşı organize etmek istemişler ve ılımlı İslam’ın öncüsü olması için çalışmışlardır. Ama sonunda AK Parti güçlenmiş ve bugün Türkiye dünyayı ayağa kaldırmış durumdadır. Dolar iki liradan altı liraya çıkmıştır ama Türkiye ekonomisi hala ayaktadır, Batılıların istediği krize girmemiştir.

Mala-mal işletmeleri oluşmakta, uluslararası mübadele millî paralarla yapılmaktadır.

Fitne ise devam etmektedir. Hala Diyanet, hala AK Parti, Millî Görüş'e ve Adil Düzen'e kulak vermemektedir. Hele Temel Karamollaoğlu Adil Düzen'i tamamen unutmuş, hatırlayamaz hale gelmiştir. Fatih Erbakan ise babasının atmış olduğu temelin üzerine bina yapması gerekirken gezip durmaktadır. Zulüm ve zürün farkında değildirler.

Ayet bize bu durumu anlatıyor. Diyanet’in Kur’an’ı Akevler seminerleri usulü ile ele alması gerekir. Tarihi masallarla değil usulü fıkha göre bugünkü müspet ilme dayanarak yorumlama yolunu tutması, halka Furkan’ı anlatması gerekir. Üniversiteler de İslam medeniyetini öğretmelidirler. Önce Matematikte İslamiyet neler getirmiş, bunu tespit etmelidirler. Sonra Batı bunu nereye çıkarmış, onu anlatmalıdırlar. Hedef onlara anlatılmalıdır.

Matematikte iki metot vardır; hesabi metot ve hendesi metot. Bugün buna bir metot daha eklenmiştir; bilgisayarlı metot. Bu metodu acilen geliştirmeliyiz. Bunu Türk üniversiteleri yapmalıdır. Akevler’de bunlara katkı sağlamalıdır. Artık Türkiye devleti bunları benimsemelidir. Türk halkı çabasını buraya yönlendirmelidir. Bunu yapacakları için söylemiyorum. Allah'ın emrettiğini söylüyorum. Bize söylemek düşer, değerlendirmek onlara aittir.

 

Öz Türkçe ile:

“Kapatmış olan kimseler, ‘Bu bir düzmecedir. Onu uydurdu. Başka bir topluluk ona yardım etmiştir.’ dediler. Kestirme ve karanlık halde geldiler."

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve küfreden kimseler ‘Bu, ifkten başkası değildir. Ona iftira etti ve onun üzerine ahar bir kavim ona iane etti.’ diye kavl ettiler. Şimdi zulüm ve zür olarak ciet ettiler."


Va QAvLa elLaÜIyNa KaFaRUv EiN HAvÜAv EilLAv EiFKun iFTaRAvHu Va EaGANaHUv GaLaYHı QaVMun EAvPaRUvNa FaQaD CAvEUv JuLMan Va ZUvRan

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا إِفْكٌ افْتَرَاهُ وَأَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ آخَرُونَ فَقَدْ جَاءُوا ظُلْمًا وَزُورًا (4)

 

***

 

وَقَالُوا

Va QAvLUv (Va FaGaLUv)

“Ve kavl ettiler”

“Kavl ettiler” demeden de cümle devam edebilirdi. Arada وَقَالُوا gelmiştir, çünkü muhatapları değişmiştir. Bunların usulü vardır, muhataba göre konuşurlar.

Birinci muhataplar Müslümanların küfredenleri, gerçekleri örtenleri veya görmeyenleridir. Bunlar içtihatla elde edilen sonuçları reddederler. Kur’an’a göre değil de kendi heva ve hevesleri ile bunları söylerler.

İkinci muhataplar İslam’ın bağnazları değil de İslamiyet’e karşı olanlardır. "Bunlar eski uydurmalardır" derler. Tarihte Musa yoktur, İsa yoktur demeye getirirler. Hatta küstahça daha da ileri giderler, 2000 sene karanlıktır, Kur’an’dan başka hiçbir yararlı eser yoktur derler.

أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ

EaSAvOIyRu eLEavVaLIyNa (EaFAvGIyLu eLEaFGaLIyNa)

“Evvelkilerin satırlarıdır”

 “Satır” balta benzeri bir araçtır, onunla eti doğrarlar. İlk insanlar yazı tahtalarını oyarak yaptıklarından satırlar anlamında yazma eserlere denir. Eski yazılar demektir. Yeni bir şey yok demektir. Topluluklar olayları kendi istedikleri şekilde değiştirirler.

Değişe değişe zamanla eskisinden apayrı bir şey çıkar. Bunların da böyle esatir olduğunu söylemektedir.

الْأَقْدَمِينَ yerine الْأَوَّلِينَ denmektedir. Kur’an’da bir yerde الْأَقْدَمُونَ vardır, diğer yerlerde أَوَّلُونَ kelimesini beyan eder. İlkler değil öncekiler manasını taşır. Eğer ilkler dahilse أَوَّلُونَkelimesi kullanılır, o müşterektir.

اكْتَتَبَهَا

iKTaTaBaHAv (iFTaGaLaHAv)

“Onu kendisi iktitab etti”

“İktitab etmek” kopyalamak demektir. ‘Kopya çekti’ denilir. İktitap yalnız yazmayı içermez, başkasının bulduklarını ve söylediklerini kendin bulmuş, kendin söylemiş gösterirsen o da iktitap olur. Nasıl bir kimse yemeden içmeden karnını doyuramaz, bir anne süt veremezse, bilgiler de böyledir. Hiç kimse başkalarından almadığı bir bilgiyi üretemez. Herkes bir katkıda bulunur. Bazen biri meşhur olur. Halk ondan duymuş olur. Sonunda herkes kopya çeker. Bundan dolayıdır ki kimsenin "Bu benim eserimdir." deme yetkisi olmadığı gibi sen benden iktitap ettin diye telif hakkı istemeye hakkı yoktur. Her ilim sahibinin fevkinde bir bilen vardır.

فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ

FaHiYa TuMLAy GaLaYHı (Fa HiYa TuFGaLu GaLaYHi)

“O, ona imla edildi”

إِمْلَاء çuvalı doldurmak demektir. إِمْلَال ise çuvalı doldurup ağzını kapatmaktır. İmlalde biri söyler diğeri yazarsa imla ettirilmiş olur.

Birisine Adil Düzen’i anlattığın zaman hemen başka birisinin onu yaptığını size anlatmaya başlar. Senin yaptığını anlayacağına, senin yaptığını bir başkasının yaptığı olarak görür. Sen onu kopya ettin üslubunu kullanır.

Biz İslamiyet’i anlattığımızda; sen şimdi söylüyorsun ama Marks daha önce söylemişti, sizinki Marksizm’e benziyor derler. Onlar kopya ettiğimizi söylerler. Oysa Kur’an Marks’tan bin sene önce gelmiştir. Eğer Marksizm ile İslamiyet arasında bir benzerlik varsa kopya eden İslamiyet değil Marks’tır.

بُكْرَةً وَأَصِيلًا (5)

BuKRaTan Va EaÖIyLan (FıGLaTan Va FaGIyLan)

“Bükraten ve esilen.”

بُكْرَة günün erken saatleridir. أَصِيل da günün geç saatleridir. Sabahtan akşama manasında olduğu gibi tatil saatlerinde başkalarının görmediği saatlerde anlamı da çıkar.

Bu ayetin Kur’an’ın nazil olduğu zamandaki bir olayı anlatması çok uzak bir yorumdur. Mekke’de herkes herkesi tanıyordu. Bu gibi küçük bir yerde herkesin her hareketi çok kolaylıkla bilinir. Böyle bir imla var idiyse herkes zaten görmüş olur. O halde bu ifade o günden çok başka zamanları anlatır, bugünü anlatır.

Sermaye’nin metodudur; önce muhatap almaz, tanımaz, cevap vermez ve ilgilenmez. Bugün böyledir. Akevler ve Adil Düzen yokmuş gibidir. Onun ortaya koyduğu şeyi tartışmaz bile. Yarın kendisi Adil Düzen’i kopya eder, tahrif eder, kendi çıkarına çevirir ve gerçek Adil Düzencilere saldırır. “Bu adamlar size eksik öğretti veya öğretmedi.” derler.

Buna hazırlıklı olun.

Biz görüşler yayılsın da nasıl yayılırsa yayılsın diyerek işe başladık. Allah’ın bize öğrettiklerini ve bizden öğrendiklerini kendilerinin buluşları imiş gibi ortaya koymak istediler. Ilımlı İslam’ı onlar keşfetmişler gibi ortaya koymaya çalıştılar. Oysa Kur’an zaten ılımlıdır ve bunu Adil Düzen çalışanları ortaya koymuşlardır. Biraz sonra da siz bizden kopya ettiniz derlerse sakın şaşırmayın.

Sizin Adil Düzen Marksizm’e, sosyalizme benziyor diyorlar ya; işte bu ayetler onu ifade ediyor.

 

YORUM

Delilleri biz ortaya koymayız. Geçmişte söylenenlerin hepsi bizim için delillerdir. Marks’ın söyledikleri de bize delildir. Her söze kulak veririz. Ahsen olan tercih sebebimizdir. Tercihi yaparken kendi aklımızı kullanırız. Biz bizim için olanları seçeriz ve en uygun olanını uygularız. Hiç kimse yeniden bir şey icat edemez, bizim yaptığımızı yapar. O kendisinden öncekilerin söylediklerini alır ve borçlanır ama aldığı kimselere borçlanmaz, kendisinden alacaklara vererek borcunu öder.

Biz İslamiyet’i bizden öncekilerden aldık, Allah’a borçlandık, insanlığa borçlandık. Sonra medeniyetimizi Batı'ya aktardık ve borçtan kurtulduk. Batılılar da şimdi bize veriyorlar. Borçlanıyoruz ama Avrupalılara değil, dördüncü binyıl uygarlığını kuracaklara ve beşinci kuvvet uygarlığını kuracaklara.

Batıda birçok buluşu birbirinden habersiz iki veya daha çok kişi aynı yıllarda bulmuştur. Eğer buluşları kendilerinin olsaydı nasıl aynı zamanda bulabilirlerdi? İnsanlığa her şeyi Allah öğretmiştir. Onlar da bizim gibi Allah’ın kullarıdır. İyileri var, kötüleri var.

Düzen iyidir demek orada yaşayan insanların hepsi iyidir demek değildir.

Düzen kötüdür demek, orada yaşayanların hepsi kötüdür demek değildir. Her iki tarafta da iyi insanlar vardır, kötü insanlar vardır.

İyi şeyleri iyi insanlar yapar, kötü şeyleri kötü insanlar yapar demek de değildir. İyi insanlar iyi işler yapmaya çalışır ama iş kötü olabilir. Kötüler kötülük yapmak ister ama iş iyi olabilir. Ahirette herkes iyi-kötü olarak hesap verecektir. Bu dünyada ise düzen/sistem savaşları vardır. Şimdi işçilikten ortaklığa geçilmektedir. Bu da Allah’ın takdiridir.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve ‘İlklerin söylentileridir. Onları alıntıladı. Onlar ona tünü günü yazdırıldı’ dediler.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve ‘Evvelinin esatiridir. Onu iktitap etti. Onun üzerine bukren ve asilen imla edildi.’ diye kavlettiler."

 

Va QAvLUv EaSAOIyRu eLEavVaLIyNa iKTaTaBaHAv FaHiYa TuMLAy GaLaYHı BuKRaTan Va EaÖIyLan

وَقَالُوا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (5)

 

***

 

قُلْ

QuL (uFGuL)

“Kavl et”

Kail yani söyleyen Allah’tır. Muhatap kimdir?

Sıradan yorumlayıcılara göre muhatap vahyi alan Muhammed’dir. Bu takdirde işimiz kolay, o söylemiştir, biz okuruz yeter! Ama bize göre bu emir her müminedir. Söylemek zorundayız. On bin ortaklı Ar-Ge merkezini kurmak zorundayız. Semt kooperatiflerini kurmakla mükellefiz.  Semt kooperatiflerinde yaşayanlara söyleyin. İşçilik sisteminden ortaklık sistemine ancak yüz lojmanlı apartmanlarda geçilebilir.

Peki, kime söyleyeceğiz?

Önce biz kendimize söyleyeceğiz. Onların sözlerine kendi kitaplarımızda yer vereceğiz. Sonra bunu duyup bir kanaatleri olmayanlara söyleyeceğiz. Onlar kötüye çekecekler. Biz iyiye çekeceğiz. Sonra da karşı cepheden olanlara söyleyeceğiz. Onlara söylemesek bile olur. Çünkü onlar için söylesek de söylemesek de onlar yola gelmezler. Biz kendimizi ve kurtulmak isteyenleri kurtarmaya çalışmalıyız.

أَنْزَلَهُ

EaNZaLaHuv (EaFGaLaHUv)

“Onu inzal etti”

Neyi?

Furkan’ı.

ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ(Kıyamet 75/19) diyor, Kur’an. O halde Fukahanın icma ettikleri hususlar Allah’ın münzelidir. Yani Ebu Hanife’nin kavli de Allah’ın kavlidir. Cebrail yoluyla vahyetmemiş de ona verdiği ilimle vahyetmiştir. Ayrı ayrı müçtehitlerin reyleri hatalı olabilir ama ona uyanlar ona göre amel etmelidirler. Allah o hatayı yapmaya izin verdiğine göre demek ki O’nun takriri vardır. Başka müçtehitlere delil değildir. Eğer icma hâsıl olmuşsa o zaman o da Kur’an seviyesinde değil ama Tevrat ve İncil seviyesinde katidir. Bugün de biz içtihat yapıyoruz, bizim için de doğru odur. Biz bizim içtihadımızla amel etmeliyiz. Hata etmiş olsak da bize emrolunanı yapmalıyız. İçtihadımıza aykırı amel edersek isabet etsek de sorumlu oluruz. Bunu iyi belirlememiz gerekmektedir. Ayet Kur’an’ın inzalinden değil Furkan’ın inzalinden bahsetmekte yani Usulü Fıkıh’tan bahsetmektedir. Eğer biz çalışır içtihadımızı yaparsak, icmalarımız hepimiz için içtihatlarımız içtihat yapanlar için münzeldir.

الَّذِي يَعْلَمُ السِّرَّ

elLaÜIy YaGLaMu elSırRa (elLaÜIy YaFGaLu eLFıGLa)

“Sırrı ilmeden kimse”

“Hafi” var olup olmadığını da bilmediğimiz bilgilerdir.

“Sır” ise varlığını bildiğimiz ama ne olduğunu bilmediğimiz şeylerdir.

Kâinat sırlardan ibarettir, var olduklarını biliyoruz ama ne olduklarını bilmiyoruz. Ben sizi tanıyorum ama içinizi bilmiyorum. Allah ise içeriğini de bilmektedir. Onun için yalnız sır olarak zikretti, aleniyeti eklemedi. İnsanlar eşyanın sırrını değil alenisini bilirler.

Bugün müsbet ilimler kâinatın sırlarını çözmüştür. Görmek suretiyle değil istinbat suretiyle çözmüştür. Bugün elektronun çekirdek çevresindeki ağırlığını biliyoruz, oysa ne elektron ne çekirdek ne de çekme ve itme kuvvetleri görülmüş değildir. Yarattığı kâinatta öyle ipuçları koymuştur ki biz anlayıp bilelim. Kur’an’ın ahkâmına uyarsanız, içtihat ve icma ile sabit olan ahkâma uyarsanız, sorunlarınız çözülmüş olur. 

فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ

Fıy elSaMAvVAvTı Va aLEaRWı (Fı elFaGaLAvTı Ve eLFaGLı)

“Semavat ve arzda”

Varlık beş boyutludur. Kâinatımız üç boyutludur. Dört boyut içinde zaman oluşmaktadır.  Bu semavat ile uzayımız anlaşılmaktadır. Üç boyutlu uzayın bütün sırlarını bilmektedir. Biz ilmi araştırmalarımızla bunların sırlarını öğrenmeye çalışıyoruz, perdeleri açıyor aleniyete çıkarıyoruz.

19’uncu asrın bilginleri tüm sırları çözdüklerini sanmışlardır. Oysa DNA’lar ondan sonra çıktı. Beynin bilgisayarı ondan sonra bulundu. Bugün sırların çoğunu bilmediğimizi biliyoruz. Kâinatın yıldız sayısını biliyoruz ama onların yalnız üçte birini görüyoruz. Her gün gördüğümüz galaksiler azalmaktadır. İnsanlık semavat ve arzın sırlarının binde birini bilmektedir. En büyük alim de bu binde birin binde birini bilemez.

İşte bu şaşkın akıl kalkıp da O’na akıl vermektedir, ahkâm kesmektedir. O’nun kitabına, şeriatına, furkanına karşı gelmektedir. Bugünkü insanlığın durumu budur. Kur’an düzeni uygulanamaz, ortaklık olamaz demektedirler.

Biz Kur’an’ı anlamadığımız için başarısız olabiliriz. Olgunlaşması için bugün tatbik edilmeyebilir. Ama Kâinatı Allah yaratmıştır, başıboş bırakacak değildir. Kur’an düzeni gelecektir. Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.

“Biz de cihad edenlere elbette yollarımızı göstererek gideceği yere götüreceğiz.” diyor Allah (Ankebut 29/60).

إِنَّهُ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا (6)

EinNaHUv KAvNa ĞaFUvRan RaXIyMan (EnNaHUv FaGaLa FaGUuLan FaGIyLan)

“O gafurdur rahimdir.”

2020 yılının başındayız.

Yarın Ocak ayının 1’inci günü. Şimdi saat akşam 8.30; 2020’nin müjdesini alıyoruz. 

Günümüzü anlattıktan, bugünkü insanların durumunu izah ettikten sonra ne beklerdik? Bu kadar şaşkınlıkta bulunan insanlara gelecek helakten ve ahiretteki azaptan bahsedecektir.

Öyle yapmadı; O’nun gafur ve rahim olduğundan bahsetti, müjde verdi. İnsanlığı mağfiret edecek bu vurdumduymazlıkta olan insanlara ceza vermeyecek. Kusurlarını ve günahlarını mağfiret edecek. Gelen on yılımızı müjdelemektedir. Sadece azap etmeyecek bir de merhamet edecek. Binlerce hamd olsun.

Allah bizim de kusurlarımızı, günahlarımızı örtbas edecek, ayrıca rahmet de edecek. Yalova’daki inşaatı yapacağız. On sene içinde yüz lojmanlı apartmanları kuracağız. Bu ayetin haberine göre Süleyman Akdemir evini satacak veya Allah başka yerden ihsanda bulunacak.

 

YORUM

Batı Mustafa Kemal ile anlaşmış; Türkiye dinsizleşecek ve Sermaye’nin tetikçi devleti olacaktı. Türkiye de bu sözü tuttu, inkılaplar yapıldı. Batı’ya ilk resti Mustafa Kemal çekmiştir. Onuncu yıl nutkunda; size verdiğim sözlerin hepsini yerine getirdim, bütün inkılapları yaptım ama ben sizin tetikçiniz olacağım demedim, olmayacağım. Türkiye’yi muasır medeniyetin fevkine çıkaracağım dedim. Elimizde tuttuğumuz meşale müsbet ilimdir dedi.

Bundan rahatsız olan Sermaye önce İsmet İnönü ile Mustafa Kemal’in arasını açtı, Celal Bayar’ı başbakan yaptı. Mustafa Kemal’i de içki ile zehirleyerek öldürdüler. 

Bu sefer Mareşal Fevzi Çakmak devreye girdi, Bayar’ı kenara itti, İnönü’yü getirdi.

II. Dünya Savaşı sonunda Sermaye İnönü’yü indirdi, Bayar’ı yine getirdi. Kredi verdi, haydi yol-su-elektrik altyapılarını yap dedi; ben artık geliyorum!

Bu sefer de Adnan Menderes ortaya çıktı, Türkiye’yi tarım döneminden sanayi dönemine geçirdi ama 1960 yılında Sermaye onu da indirdi. Askerlere ateist bir devlet kurduracak ve onlar tetikçilik yapma projesini yürütecekti.

Bu sefer Cemal Gürsel, İsmet İnönü ve Cevdet Sunay devreye girdiler, Türkiye’ye çok partili demokrasiyi getirdiler. Alpaslan Türkeş’in rolü de bu dönemde büyük olmuştur.

İşte…

Sermaye o tarihten itibaren siyasetini değiştirmiş, ateizmden ılımlı dindarlığa geçmiştir. Beklenmedik bir olay olmuş, Prof. Dr. Necmettin Erbakan ortaya çıkmış, ‘Millî Görüş ve Adil Düzen’ söylemleri başlamıştır.

Bu arada yine beklenmedik bir olay olmuş, Kenan Evren yönetime el koymuş, dinsizlik siyasetinden dindarlık siyasetine geçilmiş, İslam âlemi ile iş birliğine başlanmıştır.

Sermaye darbeyi 28 Şubat’ta da denemiş, Ordu bu sefer AK Parti olarak Millî Görüş'ü iktidar etmiştir.

Türkiye’de bu iyi gelişmeler olurken, “Adil Düzen” söylemi ile yalnız Türkiye’de inananlar iktidar olmamış; bunu örnek alan Humeyni İran'da benzer devrimi yapmıştır, devamında Türkiye ve İran’ı gören Gorbaçov Sovyetlerde dine dönüş yapmıştır.

Sermaye bu gelişmeler karşısında şaşkına dönmüştür!

Batı ne için ve kiminle savaşacak?

Amerika’da inkılap olmuş, zenci bir Müslümanın çocuğu başkan olmuştur. 

Gerginlik devam etmektedir.

Dünya ikiye ayrılmıştır; Devletler ve Sermaye.

Bugün Türkiye devletlerin yanında yer almıştır. Terörü bitirme görevi Türkiye’ye verilmiştir. 2020’ye girerken bu durumdayız. Devletler Sermaye’nin hâkimiyetini sona erdirme kararını almışlardır. Terör bitecek. Savaş bitecek. Üçüncü binyıla barış içinde gireceğiz.

Bu ayetin sonundaki “gafurdur rahimdir” bunları anlatmaktadır.

Bir eksikleri var, Dolar hala Sermaye’nin elinde ama o da bir gecede biter. Bunun için Erdoğan’ın Akevler’e kulak vermesi gerekir. Altın bonosunun ilanı ile Dolar sıfırlanır.

Dolar birden ortadan kalkmaz. Devletler Dolarları yavaş yavaş değerlerini düşürerek alırlar. Halkı mağdur etmezler. Sermaye’yi de çökertmezler. Sermaye de Dolarını altın bonosuna çevirir ve meşru ticaretine devam eder.

Allah gafur ve rahimdir, buna doğru gidilmektedir. Akevler’in Adil Düzeni'ni benimseyenler barış içinde kimseyi mağdur etmeden ortaklık düzenine geçişi sağlayabilirler.

 

Öz Türkçe ile:

“ 'Göklerde ve yerde saklı olanı bilen onu indirdi. O örtbas eden, yaşatandır.' De.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“ ‘Semavat ve arzda olan sırrı ilmeden onu inzal etti. O gafurdur rahimdir.’ diye kavlet.”

 

 

QuL EaNZaLaHuv elLaÜIy YaGLaMu elSırRa Fıy elSaMAvVAvTı Va aLEaRWı EinNaHUv KAvNa ĞaFUvRan RaXIyMan

قُلْ أَنْزَلَهُ الَّذِي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا (6)

 

***

 

وَقَالُوا

Va QAvLUv (Va FaGaLUv)

“Ve kavl ettiler”

Söyleyenler değişmiyor, söylenen değişiyor.

Topluluk değişik kimselerden oluşur. Üçüncü binyıla girerken hala ilkel düşünen insanlar vardır. İnsanlar değişik şekillerde yola getiriliyor. Sermaye inanmadığı halde halk ona inanıyor diye değişik tipte güçler ortaya çıkarmaktadır. Onlara öyle hitap etmektedir. Bu ayetlerdeki وَقَالُوا ‘ların tekrarı bunu ifade etmektedir.

Sıradan halk neye inanmaktadır?

Değişik kimseler değişik sözler söylemektedirler. Afganistan’da Taliban çıkarılıyor, ona güç veriliyor, halk ona inandırılıyor Vehhabiler, Kadıyaniler, IŞİD/DEAŞ ve benzerleri sanki böyle organize ediliyor. Kaviller ve harfi ile atfedilerek üç örnek vermektedir.

مَا لِهَذَا الرَّسُولِ

MAv LıHAvÜav eLRaSUvLı (MAv Li HaÜav eLFaGUvLı)

“Bu resulün nesi var”

Üniversitede öğrenci idim, arkadaşlarım beni tarikat toplantılarına götürdüler.

Hikâyeler dinledim.

Filan hanım kırk sene bir abdestle namaz kılmış. Yani yemiyor ve içmiyordu. Mevlana terliğin birini camide unutmuş, ertesi gün kırk terlik gelmiş, yatsıyı kırk yerde kılmış.

Üniversite öğrencilerine bunları anlatıyorlardı. 

İşte bunların yalan olduğunu herkes bilir ama hep birbirlerini kandırırlar.

يَأْكُلُ الطَّعَامَ

YaEKuLu elOaGAvMa (YaFGaLu eLFaGAvLa)

“Ta'amı ekleder.”

Tanrı yemez içmez, bunlar da Tanrı’nın cüzleridir, yemezler içmezler.

- Bu resul ise yiyor içiyor, o halde nasıl resul olabilir?

- Sıradan bir mühendis nasıl Kur’an’ı yorumlayabilir?

- Bir doktor nasıl Ruhu’l-Kur’an’ı yazabilir?

Böyle deyip insanları Kur’an’dan uzak tutuyorlar.

وَيَمْشِي فِي الْأَسْوَاقِ

Va YaMŞiy Fiy elEaSVAvQı (Va YaFGıLu Fiy eLEaFGAvLı)

“Ve esvakta meşyeder.”

Veli demek resul demek, tayyi mekân eder, yürümez, uçar demektir.

Hep bu hikâyeleri dinlersiniz.

Şeytan önce bu batıl şeylere inandırıyor. Sonra da öyle değildirler diye Kur’an ehlini devre dışı bırakıyor. Sahtelerini uçurarak insanları ifsat ediyor.

لَوْلَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ

LaVLAv EuNZiLa EiLaYHı MaLaKun (LaV LAv EuFGiLa iLaYHi MaLaKun)

“Ona melek inzal edilmeliydi”

“Melek” demek görevli demektir.

Yanında halkın göreceği melek olmalı, onun resul olduğunu o onaylamalıdır.

Söyleyenler hep aynı kimselerdir yani günümüzde Sermaye’dir. Tüm terör olaylarının finansörü odur. Herkesi ayrı yemle avlıyor. Kimine Kürt diyor. Kimine Türk diyor. Kimine Kemalist diyor ve işine gelmeyeni öylece kötülüyor. Vehhabileri Osmanlılara karşı böyle kışkırttı. Benim adım da Vehhabi olmuştu. Oysa ben Hac'a gitmiyorum. Çünkü bugünkü Suudi Arabistan iktidarına karşıyım. Benim, onun hükümran olduğu yerde olmam meşru değildir.

فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيرًا (7)

Fa YaKUvNu MaGaHUv NaÜIyRan (Fa YaFGuLu LaHUv FaGIyLan)

“Onunla beraber nezir olmalıydı.”

Kim neye inanacaksa Sermaye o kılığa bürünerek içinize girer ve onunla kendi adamlarını yüceltir, tanrılaştırır, istediğini de böylece muhalif olarak oluşturur.

Bugün Sermaye bunları Dolar ile yapmaktadır.

Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı artistlerini biliyorsunuz. Adam Kur’an okumayı bilmiyor ama veliyullah oluyor. Siz allame olun, size inanmazlar ama onlara inanırlar.

 

YORUM:

Bugünkü durum budur.

Kur’an bunlara karşı mücadele etmektedir.

Bediüzzaman’ın başarısı, Erbakan’ın başarısı Kur’an’ın başarısıdır.

Büyük başarı beklenmektedir.

Çok yakında Adil Düzen iktidar olacak, Sermaye’nin bu hokkabazlıkları ortaya çıkacak ve üçüncü binyılın bu tür saçmalıkların üzerinde oturmamasını sağlayacaktır.

Bunlar bugün olmazsa ve hiçbir silahı olmadan Kur’an bunları yenmezse, üçüncü binyılda bunlar hep varlıklarını ve etkilerini sürdüreceklerdir.

Allah bunlara izin veriyor, onlar da bu zulmü yapıyorlar. Böylece hem üçüncü binyıl bunlardan arındırılmış olacak hem de Kur’an’ın kudreti ortaya çıkacaktır. Son elli yıllık uygulama aslında bunları ortaya koymuştur.

Biz görevimize devam edeceğiz, bu dev gücü biz değil Kur’an kaldıracak.

Bediüzzaman ve Akevler çalışması bunları kökünden sarsmıştır.

Allah bu seminer çalışmalarımızla ve sizin elinizle Kur’an düzenini getirecektir. Ordularla, Dolarla, üniversitelerle değil, aynı zamanda yatakhane olan Yenibosna’nın kalorifersiz odasında çalışan üç-beş kişi ve siz bu seminerleri takip eden bin civarındaki kimseler eliyle bu işleri yapacaktır. Sizi de me’cur edecektir.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve 'Bu elçiye ne oluyor? Yemek yiyor, ortalıkta dolaşıyor. Ona bir görevli indirilmeli ve onunla beraber bir uyarıcı olmalıydı.' dediler.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve 'Bu resule de ne oluyor? Ta'amı eklediyor, esvakta meşyediyor. Ona bir melek inzal edilseydi ve onunla bir nezir olsaydı ya.' diye kavlettiler.”

 

Va QAvLUv MAv LıHAvÜav eLRaSUvLı YaEKuLu elOaGAvMa Va YaMŞiy Fiy elEaSVAQı LaVLAv EuNZiLa EiLaYHı MaLaKun Fa YaKUvNu MaGaHUv NaÜIyRan

وَقَالُوا مَا لِهَذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشِي فِي الْأَسْوَاقِ لَوْلَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيرًا (7)

 

***

 

أَوْ يُلْقَى إِلَيْهِ كَنْزٌ

EaV YuLQAy EiLaYHi KaNZun (EaV YuFGaLu EiLayHi FaGLun)

“Veya ona kenz ilga edilmeliydi.”

Sıradan halkın derdi iktidar olmak yahut zengin olmaktır. Halk zenginliği ve iktidarı sıradan bir olay olarak görmez, bunların çalışarak elde edileceğine inanmaz. Buralara gelmek onun için tanrılaşmadır. Bundan önceki ayette yemek yememesini, sokakta dolaşmamasını ve yanında güçlü bir görevlinin olmasını ister. Oysa peygamberler ve şimdi siz sıradan birer kişisiniz.

Bu ayet birinci ayetin devamıdır.

Mademki o da yemek yiyor ve sokakta dolaşıyor, o halde maddi imkânları olmalıdır. Bu da iki şekilde mümkündür. Değerlerin temsilcisi olan Dolar stoku bulunmalıdır. Rockefeller olmalı yahut Rothschildler gibi olmalıdır. Paraya ve tarıma hâkim olmalıdır. Finans ekonomisine sahip olmalıdır. Sermaye dünyayı işte böyle kandırmaktadır. Parası olmayan bu inanmışlar nasıl olacak da dünyaya hükmedeceklerdir?

أَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ

EaV YaKUvNu LaHUv CanNaTun (EaV TaFGaLu LaHUv FaGLaTün)

“Veya onun cenneti olmalıydı”

Bu bugün söylenmiyor ama gelecekte söylenecek.

İki sebepten insanlık tarım krizine giriyor.

Biri, canlılık kirlenmesi vardır. Tüm canlılar ışığı sağa kıran molekülleri kullanırlar. Suni gübre ve ilaçlar ışığı sağa ve sola kıran moleküller üretirler ve bu, canlıları zehirler. Bunun etkisiyle besin yapan canlılar da hormonlu olmaya başlar.

Suni gübre ve ilaçlar da canlıları kirletmektedir. Bunun geri dönüşü de yoktur. Şimdiden insanlar doğal ürünler aramaya başlamışlardır. Bu durum böyle devam ettiği takdirde bir iki asır sonra dünyada kirlenmeyen yer kalmayacaktır.

O halde bunların özel bahçeleri olmalı onunla beslenmelidirler diyecekler.

يَأْكُلُ مِنْهَا

YaEKuLu MiNHAv (YaFGaLu MiNHAv)

“Ondan ekl eder”

Zenginler ve iktidarda olanlar buna malik olurlar.

Geleceğin fitnesi olarak insanları bununla kandıracaklar.

Bundan dolayıdır ki Yalova’da sağlıklı gıda üretimine çalışıyoruz. Yem fabrikasını, serayı, bal kovan ağacı çalışmalarımız vardır. Ama piyasada güya bozulmamış olduğu iddia edilen besinlere rağbet göstermiyorum.

وَقَالَ الظَّالِمُونَ

Va QAvLa elJAvLıMUvNa (Va QAvLa eLFAvGıLuvNa)

“Ve zalimler kavl ettiler”

Bundan önceki kailler hep aynı kimselerdi. Onlar küfretmiş olan kimselerdi. Söylenen kimseler değişik olduğu için وَقَالُوا denmişti. Şimdi ise farklıdır. Onlar görevlinin kişiliğine değil durumuna saldırıyor, halkı öylece uzak tutuyorlardı. Bütün bunlarla halkı ikna edemeyince bu sefer kişinin kendisine, görevliye saldırırlar ve kişinin sahir veya mecnun olduğunu söylerler.

إِنْ تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا (8)

EiN TatTaBıGUvNa EilLAv RaCuLan MaSXUvRan (EiN TaFTaGIyLuvNa FaGUvLan MaFGUvLan)

“Ancak meshur bir recule ittiba ediyorsunuz.”

Bülent Ecevit bir dönemde Erbakan için böyle demişti.

Uçak fabrikasını kuralım dediği için ona hayalperest demişti. 

Türkiye bugün insansız uçak sanayiinde öncülük yapmaktadır.

Elektrikli oto da üretilecektir.

 

YORUM:

Kur’an düzeni, Furkan’la yola çıktığınız zaman bütün bunlarla karşılaşacaksınız. Kur’an bunları sayarak bizi ümitsizliğe düşmekten korumaktadır. Şeytan ne diyor; onlara sağdan yaklaşırım, soldan yaklaşırım, korkuturum, vaat ederim, yoldan saptırırım.

Evet, bütün bunlar bize neyi anlatıyor?

Her şey Allah’ın elindedir ve O’nun bilgisi dâhilinde olmaktadır. Olan olacaktır. Teavün şirketleri kurulacak, Yüz lojmanlı apartmanlar yapılacak, Adil Düzen partisi kurulacak. Partiye üye olmak için bir semt kooperatifine ortak olma şartı getirilecek, semt kooperatifine ortak olmak için bir partiye üye olma şartı getirilecek. Böylece hem siyaset hem de ekonomi birlikte dayanışma içinde yol alacak.

Tekrar ediyorum; semt kooperatiflerine ortak olanlar partilerden birine üye olmak zorunda olacaklardır. Partilere üye olanlar da semt kooperatifine ortak olacaklar. Partileri semt kooperatifinin ortakları finanse edeceklerdir.

Partiler ortak bulacaklar. Kooperatifler finanse edeceklerdir. Siyaset Doların ve iktidarın etkisinden arındırılacaktır.

Şimdi kimileri diyecek ki; Kur’an’ı hep kendi konuları içinde yorumluyor, Kur’an yalnız Akevler’e mi hitap ediyor?

İşte Kur’an’ın mucizesi budur. Hitap ettiği zaman o yerin sorunlarını çözer. Elbette ordu da Kur’an’ın bu ayetlerini okuyacak ve ona başka şeyler söyleyecektir.

Kur’an’ı böyle yorumlamış olan bizler için bu şimdi bize bizim sorunlarımızı çözmek için gerekli Furkan’ı içeren bir Kitap, bir Kur’an ve bir Zikir’dir.

 

Öz Türkçe ile:

“Ya da ona gömü verilmeliydi ya da onun, ondan yiyeceği bağı olmalıydı. Ezenler 'Sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz.' dediler.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Veya ona kenz ilga edilmeliydi veya ona, ondan ekl edeceği cennet olmalıydı. Ve zalimler 'Ancak meshur bir recule ittiba ediyorsunuz.' diye kavl ettiler.”

 

 

EaV YuLQAy EiLaYHi KaNZun EaV TaKUvNu LaHUv CanNaTun YaEKuLu MiNHAv Va QAvLa elJAvLıMUvNa EiN TatTaBıGUvNa EilLAv RaCuLan MaSXUvRan

أَوْ يُلْقَى إِلَيْهِ كَنْزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَالَ الظَّالِمُونَ إِنْ تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا (8)

***

انْظُرْ

EuNJuR (EuFGuL)

“Nazar et”

رَايَة bir yere konmuş, oranın özelliğini gösteren işaret demektir. “Rey etmek" görmek anlamındadır. “Reyinde olmak” görüş sahibi olmak demektir.

رَايَة uzaktan görülebilen işaret demektir. “Basar” göz demektir. “Nazar” korkuluk demektir. “Nazar” bakmak, “re’y” ise görmek anlamındadır.

رَأْي derinlemesine görmek, نَظَر genişlemesine görmek, بَصَر uzağı görmek, شُهُود ise içinde bulunmak ve her yönüyle görmek demektir.

 رtekrarı, ءgücü, يkolaylığı gösterir.

Bir söz söylendiği, bir olay olduğu zaman o olaylar zincirinin bir parçasıdır. Olaylar zincirini takip etmek ve gelecekte olacakları görmek demektir. Ayrı ayrı nazar etmemizi emrediyor. Karşı tarafın söylediklerini tahlil etmemiz, ne yapmak istediğini anlamamız ve ona göre davranmamız gerekir.

Bir gerçeği bilmemiz gerekir. Biz dünyayı değiştiremeyiz, herkesi emrimize alamayız, onları etkileyemeyiz. Kişiler çevreyi değiştirmezler, kişiler çevreye uyum sağlarlar. Bu da çevreden gelen etkilere karşı koymak ve çevre ile ortak ilişkilere girişmekle olur.

Nazar bunun içindir. Onları değiştirmek, onları yenilemek değil, onlardan gelecek saldırıları geri çevirmek ve korunmak.

كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْأَمْثَالَ

KaYFa WaRaBuv LaKa eLEaMÇAvLa (KaYFa FaGALuv LaKa eLEaFGAvLa)

“Sana nasıl da emsal darb ettiler.”

Şimdi her biriniz kendinizi biliyorsunuz. Size neler neler söylüyorlar. Veysel İpekçi’yi Yenibosna’daki arkadaşlar ve Güngören’deki arkadaşlar çok iyi biliyorlar. İlk anda söylenenlere ben bile yanıldım.

İşte Sermaye budur. Aklına gelen her türlü etkileyici hileyi yaparlar.

Veysel İpekçi Bünyamin Demir’in ortağı çıkmış! Sanki ortaklığı gizli yapmışlarmış da suç işlemişler de sonra yakalanmışlar gibi yazılıyor. Veysel İpekçi Bünyamin Demir’in ortağı değil en yakın arkadaşıdır ve liseden beri yan yanadırlar. Bünyamin Demir askere gittiğinde onu vekil bırakmıştır. Bünyamin Demir’i partinin İstanbul il başkanı ısrarla yönetime aldı, partide Adil Düzen’i gerçekleştirme vaadi ile ama Demir gitti!  Ortak çıktı diyerek ortak olanlar birlikte devlet görevi alamazlar gibi.

Bunları nazar etmemiz ve birbirimizi aydınlatmamız gerekir.

Oynanan oyunları bilirsek kendimizi koruyabiliriz.

فَضَلُّوا

FaWalLUv (Fa FaGaLUv)

“Dalalet ettiler.”

Evet, bu oyunları ile dalalette bulundular, yollarını kaybettiler.

“Dalalet” yolu kaybetmek demektir.

“Saddetmek” demek yoldan çevirmek demektir.

Bunlar bu söyledikleri ve yaptıkları ile hiçbir zaman başarıya ulaşamazlar.

Bir zamanlar Adalet Bakanı Şevket Kazan’a karşı belli hareketleri yaptılar. Lambaları yakıp söndürdüler. Kimin lambası söndü? O günün kahramanları şimdi nerededirler? Ama Şevket Kazan’ın arkadaşları dünyayı etkiliyorlar.

فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا (9)

Fa LAv YaSTaOIyGUvNa SaBIyLan (Fa LAvYaSTaFGıLUvNa FaGIyLan)

“Bir sebile istit'a edemezler.”

Bugün artık insanlar bu oyunları görmekte, Sermaye’nin bu yalanları işe yaramaz hale gelmektedir. Bu da ikinci müjde olmaktadır.

Allah gafurdur, rahimdir müjdesinden sonra bu oyunların ve sözlerin bir işe yaramayacağını, bu sözleri ile bir şey yapamayacaklarını söylüyor Kur’an.

Veysel İpekçi bu oyunları sebebiyle gitmedi.

Onlara, seçimde ısrarla Adil Düzen’i anlatın dedim bir kelime söylemediler. Seçilince de cari yönetimi onlara bırakın, siz semt kooperatiflerini kurun dedim. Altı ayda bir şey yaparsak yaparız, sonra yapamayız dedim. Adil Düzen’e ait bir adım atamadılar. Bu olanlar onun sonucudur. Bir şey yapmayacaksanız oradan gidin demektir.

Eğer olayları tahlil eder de ona göre davranırsak bir şey yapamazlar.

Onlar bunu söylüyor, o halde onların ağzını kapatmak için şunu yapalım dersek onlarla bir oluruz ve yolu bulamayız.

 

YORUM:

Nazar et emri ile kâfirlerin ve zalimlerin yaptıklarını takip et, ne yaptıklarını bil ve dolduruşa gelme diyor Allah.

Adil Düzen’de bu nazar emri şöyle yerine getiriliyor.

Önce bir dergi çıkarılıyor. Haftalık olan bu dergi 32 sahifedir. 30 yazara derginin sahifeleri tahsis ediliyor. Derginin basım masrafları reklamlarla karşılanıyor. Dergi abonelere satılıyor yahut genel hizmetten karşılanıyor. Okuyucular kendilerine yazar seçiyorlar. Yazarlar okuyucuları nisbetinde pay alıyorlar.

Dergi bakkallarda ortaklara teslim ediliyor. Herkes her hafta dergi alırken isteklerini ve düşüncelerini yazarına bildiriyor. Yazar onların talepleri doğrultusunda yazı yazıyor. Bütün vatandaşlar, duyduklarını ve görüşlerini yazarlarına bildiriyorlar. Ayrıca yazarlar birer dayanışma ortaklığı tarafından güvenceye alınıyor. Bir de istihbarat merkezi var, bu dergi yazarlarının ortaya koydukları sorunları değerlendiren. Sonunda başkan her hafta haftalık konuşmasını yapar ve halkını bunların bu fitne söylemlerini kısaca değerlendirir. Halk da başkanlarının söylediklerine inanır ve ona göre hareket eder.

Bu haber alma teşkilatının temel kuralı şudur. Herkes gördüğünü ve bildiğini yazarına bildirir. Adı geçen kimselere duyurulur. Savunmaları ile birlikte her ikisinin muhbir ve haberde adı geçenin özel dosyalarına konur. Bu dosyalar yalnız dosya sahiplerine açıktır. Onlar istediklerine gösterirler, kendilerini savunmak için gösterirler.

Başkanın beyanatına karşı yazı yazılamaz, karşı iddiada bulunulamaz. Ülkeyi terk edip hicret edenler orada beyanatta bulunabilirler, orada takip edilmezler.

Başkan olayları gizlememelidir, yalan söylememelidir. Aksi takdirde güvenirliğini kaybeder. Bu başkanın devlet başkanı olması gerekmez; bucak başkanı, il başkanı da olabilir.

Mekke bucağının başkanı da insanlığın başkanıdır.

 

Öz Türkçe ile:

“Sana nasıl örnekler veriyorlar, bakıver. Şaşırdılar, bir yol bulamazlar."

Kur’an kelimeleri ile:

“Nazar et; sana nasıl da emsal darb ediyorlar. Dalalet ettiler ve bir sebile istit'a edemezler."

 

EuNJuR KaYFa WaRaBuv LaKa eLEaMÇAvLa FaWalLUv Fa LAv YaSTaOIyGUvNa SaBIyLan

انْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا (9)

 

İstanbul; 01 ŞUBAT 2020

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

resatnurierol@gmail.com

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
03.02.2020
07:09


1967...1968...1969...AKEVLER 54 YILDIR ÇALIŞIYOR...2018...2019...2020

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1049

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1049. Hafta - 01 ŞUBAT 2020 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1049. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?” (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.” (Hadis)

AdresAKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ, Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASIANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

***

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

Dersler ve yorumlar seminer notlarında…

Süleyman Karagülle bu hafta ayrıca yorum yazmadı!

Süleyman KARAGÜLLE

***

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

FAİZ ile geçen nice yıllar, TOKİ-Diyanet ve...-10

Her şey Adil Düzen uygulamasını hatırlatıyor... - 1

Her şey Adil Düzen uygulamasını hatırlatıyor... - 2

Her şey Adil Düzen uygulamasını hatırlatıyor... - 3

Kudüs de Adil Düzen’in gerekliliğini hatırlatıyor-1

Reşat Nuri EROL

***

FURKAN SÛRESİ- 2. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا (1) الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيرًا (2) وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ آلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِأَنْفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَيَاةً وَلَا نُشُورًا (3)

***

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا إِفْكٌ افْتَرَاهُ وَأَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ آخَرُونَ فَقَدْ جَاءُوا ظُلْمًا وَزُورًا (4) وَقَالُوا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (5) قُلْ أَنْزَلَهُ الَّذِي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا (6) وَقَالُوا مَا لِهَذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشِي فِي الْأَسْوَاقِ لَوْلَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيرًا (7) أَوْ يُلْقَى إِلَيْهِ كَنْزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَالَ الظَّالِمُونَ إِنْ تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا (8) انْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا (9)

***


BU HAFTAKİ SEMİNERDEN BİR BÖLÜM:

YORUM

Bugünkü durum budur.

Kur’an bunlara karşı mücadele etmektedir.

Bediüzzaman’ın başarısı, Erbakan’ın başarısı Kur’an’ın başarısıdır.

Büyük başarı beklenmektedir.

Çok yakında Adil Düzen iktidar olacak, Sermaye’nin bu hokkabazlıkları ortaya çıkacak ve üçüncü binyılın bu tür saçmalıkların üzerinde oturmamasını sağlayacaktır.

Bunlar bugün olmazsa ve hiçbir silahı olmadan Kur’an bunları yenmezse, üçüncü binyılda bunlar hep varlıklarını ve etkilerini sürdüreceklerdir.

Allah bunlara izin veriyor, onlar da bu zulmü yapıyorlar. Böylece hem üçüncü binyıl bunlardan arındırılmış olacak hem de Kur’an’ın kudreti ortaya çıkacaktır. Son elli yıllık uygulama aslında bunları ortaya koymuştur.

Biz görevimize devam edeceğiz, bu dev gücü biz değil Kur’an kaldıracak.

Bediüzzaman ve Akevler çalışması bunları kökünden sarsmıştır.

Allah bu seminer çalışmalarımızla ve sizin elinizle Kur’an düzenini getirecektir. Ordularla, Dolarla, üniversitelerle değil, aynı zamanda yatakhane olan Yenibosna’nın kalorifersiz odasında çalışan üç-beş kişi ve siz bu seminerleri takip eden bin civarındaki kimseler eliyle bu işleri yapacaktır. Sizi de me’cur edecektir.

(11 ve 12. sayfalardan)

...





YorumYap

Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1058
Furkan Suresi Tefsiri 60-67. Ayetler
4.4.2020 28 Okunma
1 Yorum 06.04.2020 10:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1057
Furkan Suresi Tefsiri 53-59. Ayetler
28.3.2020 99 Okunma
1 Yorum 29.03.2020 08:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1056
Furkan Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
21.3.2020 117 Okunma
1 Yorum 22.03.2020 09:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1055
Furkan Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
14.3.2020 153 Okunma
1 Yorum 16.03.2020 07:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1054
Furkan Suresi Tefsiri 35-40. Ayetler
7.3.2020 245 Okunma
1 Yorum 08.03.2020 08:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1053
Furkan Suresi Tefsiri 30-34. Ayetler
29.2.2020 306 Okunma
1 Yorum 01.03.2020 21:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1052
Furkan Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
22.2.2020 404 Okunma
2 Yorum 23.02.2020 07:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1051
Furkan Suresi Tefsiri 17-20. Ayetler
15.2.2020 380 Okunma
1 Yorum 17.02.2020 08:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1050
Furkan Suresi Tefsiri 10-16. Ayetler
8.2.2020 478 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 11:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1049
Furkan Suresi Tefsiri 4-9. Ayetler
1.2.2020 396 Okunma
1 Yorum 03.02.2020 07:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1048
Furkan Suresi Tefsiri 1-3. Ayetler
25.1.2020 390 Okunma
1 Yorum 26.01.2020 06:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1047
Nur Suresi Tefsiri 62-64. Ayetler
18.1.2020 368 Okunma
1 Yorum 25.01.2020 07:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1046
Nur Suresi Tefsiri 61. Ayet
11.1.2020 470 Okunma
1 Yorum 13.01.2020 08:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1045
Nur Suresi Tefsiri 58-60. Ayetler
4.1.2020 412 Okunma
1 Yorum 05.01.2020 08:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1044
Nur Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
28.12.2019 486 Okunma
1 Yorum 30.12.2019 08:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1043
Nur Suresi Tefsiri 47-52. Ayetler
21.12.2019 532 Okunma
1 Yorum 22.12.2019 23:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1042
Nur Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
14.12.2019 582 Okunma
1 Yorum 17.12.2019 07:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1041
Nur Suresi Tefsiri 39-42. Ayetler
7.12.2019 748 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 00:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 934 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1039
Nur Suresi Tefsiri 32-34. Ayetler
23.11.2019 729 Okunma
1 Yorum 24.11.2019 08:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1038
Nur Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
16.11.2019 668 Okunma
1 Yorum 19.11.2019 12:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1037
Nur Suresi Tefsiri 27-29. Ayetler
9.11.2019 761 Okunma
1 Yorum 10.11.2019 05:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1036
Nur Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
2.11.2019 696 Okunma
1 Yorum 03.11.2019 07:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1035
Nur Suresi Tefsiri 19-22. Ayetler
26.10.2019 736 Okunma
1 Yorum 28.10.2019 13:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1034
Nur Suresi Tefsiri 12-18. Ayetler
19.10.2019 866 Okunma
1 Yorum 20.10.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 1139 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1032
Nur Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
5.10.2019 877 Okunma
1 Yorum 06.10.2019 23:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1031
Müminun Suresi Tefsiri 111-118. Ayetler
28.9.2019 862 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1030
Müminun Suresi Tefsiri 102-110. Ayetler
21.9.2019 799 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1029
Müminun Suresi Tefsiri 93-101. Ayetler
14.9.2019 891 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1028
Müminun Suresi Tefsiri 84-92. Ayetler
7.9.2019 743 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1027
Müminun Suresi Tefsiri 78-83. Ayetler
24.8.2019 781 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1026
Müminun Suresi Tefsiri 71-77. Ayetler
10.8.2019 684 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1025
Müminun Suresi Tefsiri 62-70. Ayetler
3.8.2019 822 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:58
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1024
Müminun Suresi Tefsiri 53-61. Ayetler
27.7.2019 732 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1023
Müminun Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
20.7.2019 762 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 11:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1022
Müminun Suresi Tefsiri 35-44. Ayetler
13.7.2019 856 Okunma
1 Yorum 15.07.2019 06:11
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1021
Müminun Suresi Tefsiri 28-34. Ayetler
6.7.2019 979 Okunma
1 Yorum 09.07.2019 15:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1020
Müminun Suresi Tefsiri 23-27. Ayetler
29.6.2019 928 Okunma
1 Yorum 02.07.2019 17:49
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1019
Müminun Suresi Tefsiri 17-22. Ayetler
22.6.2019 951 Okunma
1 Yorum 23.06.2019 10:22
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1018
Müminun Suresi Tefsiri 12-16. Ayetler
15.6.2019 1034 Okunma
1 Yorum 15.06.2019 22:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1017
Müminun Suresi Tefsiri 1-11. Ayetler
8.6.2019 1463 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1016
Hac Suresi Tefsiri 77-78. Ayetler
1.6.2019 1079 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1015
Hac Suresi Tefsiri 72-76. Ayetler
25.5.2019 1109 Okunma
1 Yorum 26.05.2019 02:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1014
Hac Suresi Tefsiri 67-71. Ayetler
18.5.2019 1090 Okunma
1 Yorum 20.05.2019 04:46
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1013
Hac Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
11.5.2019 1029 Okunma
1 Yorum 13.05.2019 09:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1012
Hac Suresi Tefsiri 58-62. Ayetler
4.5.2019 1128 Okunma
1 Yorum 06.05.2019 01:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1011
Hac Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
27.4.2019 1068 Okunma
1 Yorum 29.04.2019 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1010
Hac Suresi Tefsiri 49-52. Ayetler
20.4.2019 1231 Okunma
1 Yorum 23.04.2019 15:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1009
Hac Suresi Tefsiri 45-48. Ayetler
13.4.2019 1185 Okunma
1 Yorum 14.04.2019 06:28
Prev[1]234567192021Next