Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1064
Şuara Suresi Tefsiri 34-44. Ayetler
16.5.2020
579 Okunma, 1 Yorum

ŞUARA SÛRESİ- 4. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قَالَ لِلْمَلَأِ حَوْلَهُ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ (34) يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ (35) قَالُوا أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ (36) يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ (37) فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ (38) وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ (39) لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ (40) فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ (41) قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ (42) قَالَ لَهُمْ مُوسَى أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ (43) فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ (44)

 

***

 

قَالَ لِلْمَلَأِ حَوْلَهُ

QAvLa LiLMaLaEi XaVLaHu (FaGaLa LiLFaGaLi FaGLaHu)

“(Kendi) Havlindeki meleine … diye kavl etti.”

مَلَّة içi dolu kapatılmış torba, إِمْلَاء içine koymak demektir. إِمْلَال tamamen doldurup çuvalın ağzını dikmek demektir. ملءKur’an’da 25 defa geçmektedir. مenginliği, لbelirliliği, ءgücü ifade eder.

حَوْلAğaçlık yerleri çevreleyen topraktan tümsek ve çukur demektir. حولKur’an’da 25, حورise 13 defa geçmektedir. Toplam 38 (2*19) eder.

حhareketi,  وberaberliği, لbelirliliği ifade eder.

 

Musa Firavuna ya ben bir delille gelmişsem demiştir. Firavun da getir öyleyse deyince Musa sopayı büyük yılan yapmış elini de koynundan beyaz olarak çıkarmıştır. Böylece Firavun işin ciddiyetini anlamış olur. Mısırda sahirler (büyücüler) halkın bilmediği teknolojiye sahip idiler, kendi çocuklarına öğretirler, başkalarına göstermezlerdi. Her biri yaptığı marifeti tanrının kendilerine verdiği güçle yaptıkları imajını verirlerdi. Yine bu sahirler Firavun ile bir olup onun etrafında, sihri tanrılık gücü olarak halka sunarlardı. Kendilerinden olmayan Musa’nın da marifet göstermesi karşısında onun da bir sahir olduğunu kabul ederek ne yapacağına karar vermek için çevredekileriyle istişare eder.

إِمْلَاءdoldurmak demektir. Türkçede zaten kullanıyoruz, imla diyoruz. Türkçede bir çukuru doldurmaya imla dediğimiz gibi yazdırmaya da imla diyoruz. Topluluk hiyerarşi içinde örgütlenir, hayvanlar dâhil birlikte yaşayan canlılarda alt üst sıralaması vardır. Topluluk içinde doğan çocuk kendisinden yaşlı olanları taklit etmeye başlar, böylece başlangıçta yaş bu sıralamayı sağlar. Yaş ilerledikçe becerikli olanlar kendiliğinden öne çıkarlar. Yaş daha da ilerleyince bilgili olanlar öne geçerler. Kalabalık topluluklarda bu öne geçenler topluluğu yönetmeye başlarlar. Alt kuruluşlar birkaç kademe olabilir. Türkiye’de iller ve ilçeler vardır, belediyeler vardır. En üst kuruluş “Mele” adını alır. Mısır büyük merkezi devlet haline gelmiştir. Firavunun Melei vardır, Mısır’ı onlar idare eder.

حَوْل kelimesi çevre demektir. Bu ayette, o sırada orada bulunanlar anlamında kullanılmıştır. Orada bulunanlara sorar, Musa ile görüşürken de onlar yanındadır. Demek ki ileri gelenlerle birlikte görüşüyorlar. Peygamberler bütün görüşmeleri açık yaparlar. Necva denilen kapalı yerlerde görüşme ancak bazı istisnai hallerde meşru olmuştur. İki çeşit zarf vardır fiillerin zarfı bir de isimlerin zarfı vardır. İsimlerin zarfı hal veya sıfat olur. Burada sıfat alırsak Melei olanların, çevrede olanlar olduğunu anlarız. Hal olarak alırsak الْمَلَأِolanların içinden o anda orada bulunanları anlarız. حَوْلَهُkelimesindeki zarfı müstekardır.

إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ(34)

EinNa HaÜAv LaSAvXiRun GaLİvMun (EinNa HaÜAv LaFAvGiLun FaGİyLun)

“Bu, âlim bir sahirdir.”

سُحَارَةKesilmiş koyunun akciğeri demektir. Bununla büyü yapmış olmalarından dolayı  سِحْdenmiştir. Sabahın alaca karanlığı ciğere benzediğinden dolayı سَحَر denmiştir.

سحرKur’an’da 63, سحل ise 1 defa geçmektedir. Toplam 64 (26) eder. س harfi mekânda diziyi ifade eder, ح harfi hareketi ifade eder, ر harfi tekrarı ifade eder.

عَلَمdağın sivri noktası demektir. İnsanlar o tepeye bakarak bulundukları yerleri belirlerler. Sonraları yeryüzü beyler arasında bölüşülünce, her bey hâkim olduğu çevrenin tepesine o çevrenin kendisine ait olduğunu belirleyen işaret koymuştur. Buna “alem” denir. Bugünkü bayrak o dönemin geleneği olarak devam eder. عَرَفَة üstü düzlük dağ veya yayla demektir. İnsanlar ilk zamanlarda burada yıllık veya daha kısa zamana ait toplantılar yaparlardı ve birbirleri ile tanışırlardı. عَرَفَة(Arafat) kelimesi buradan gelmektedir. Hala orada toplanılmaktadır. عِلْم varlıkları sınırlamak suretiyle tanımlamak ve aralarındaki ilişkileri riyazi bir şekilde belirlemektir. مَعْرِفَةise varlıkları diğerlerinden ayıracak özellikleri ile belirlemektir. عetkiyi, لbelirliliği, مenginliği ifade eder.

Burada iki tekit harfi vardır. Birisi başta إِنَّ ile gelirken diğeri ise سَاحِرٌ kelimesinin başında gelen لَ harfi (Lam-ul ibtida) olarak gelir. Firavun yanındakilere işin önemli olduğunu anlatmak ister. Bu sıradan değil, önemli bir durumdur, bu bakımdan ciddi bir şekilde düşünmemiz ve karar almamız gerekir demiş olur. Bunun için tekit harfini kullanır.

Sahirler iki gruptur.

Kendisine öğretilenleri icra edenlerdir, bunlar sıradan sahirdirler.

Âlim olanlar ise neden oluştuğunu, nasıl olup da öyle göründüğünü bilen sahirlerdir.

Burada Musa’nın bilen sahirlerden olduğu ifade edilir.

Meslek okulları vardır, bir de meslek fakülteleri vardır. Meslek okullarında, âlim olmayan meslek sahipleri yetişirler. Fakültelerde ise âlim meslek sahipleri yetişirler. Meslekle ilgili projeleri amil meslek sahipleri daha iyi yaparlar, proje hazırlamasını ise âlim meslek sahipleri yaparlar.

Kenan Evren, İmam Hatip Okulları mezunlarını da üniversiteye gönderebilmek için meslek liselerini kaldırmış, hepsini aynı statüye koymuştur. Yüksekokulları kaldırmış, hepsini fakülte yapmıştır. Bu uygulamalar yanlış olmuştur. İnsanların bir kısmı iş yapma konusunda mahirdir, bir kısmı ise düşünmede mahirdir. İnsanların nerede kabiliyetleri varsa orada çalışmaları gerekir.

Ayette Firavunun âlim sahir demesiyle bu ayırımı Mısır yönetiminin bildiğini ifade edilmiş olur. Kur’an’da bir şey ifade edilir, bir kelime veya kural geçerse var olan bir yapı anlatılır demektir.

 

YORUM

Mısır yönetimi merkezi devlet yönetimidir ve merkezi yönetimin ilkidir. Allah yönetimlerden merkezi olanlar ve olmayanlar olarak iki örnek uygarlığı insanlığa sunmuştur. Bu iki uygarlık sonraları da devam edecektir. Bugünkü kapitalist ve sosyalist düzenler o uygarlıkların bir devamıdır. Sosyalizm de Liberalizm de ömrünü doldurmuş ve merkezi olmayan uygarlığa zemin hazırlamıştır.

Üçüncü binyıl uygarlığı bu iki uygarlık sisteminin sentezinden oluşacaktır.

Devletler topluluğunda, ülkelerin bölgelerinde, ilçelerde ve semtlerde sosyalizm uygarlığının kuralları değerlendirilecektir.

İnsanlıkta, ülkelerde, illerde, bucaklarda ve ocaklarda ise Liberalizmin yerinden yönetim ilkesi uygulanacaktır.

Her iki uygarlığın sentezini Musa Peygamber yapmıştır. Musa Mısır’da doğup büyümüşse de kendisi Mezopotamyalı bir aileye mensuptur. Ayrıca yerinden yönetimi öğrenmek için 10 sene gurbette yani Peygamber Şuayb’ın yanında yaşamış, orada evlenmiş ve ailesini bir Mezopotamyalı olarak kurmuştur.

Bugün bizlere düşen görev Doğu sosyalizmi ile Batı liberalizmi/kapitalizmini sentez ederek yeni bir uygarlığı oluşturmaktır. Her iki uygarlığın olumlu deneyimleri vardır, o deneyimleri birleştirmemiz gerekir. Batı müspet ilimde ve sanayide tarihin en başarılı uygarlıklarından birini oluşturmuştur. İslamiyet ise hukukta ve yönetimde tarihin en büyük uygulamasını yapmıştır. Biz bu iki uygarlığı öğrenmek zorundayız. Bunun için Kur’an Arapçasının ve Matematiğin öğrenilmesi gerekir. Bu ilimle olur.

Akevler 50 senedir bu ilke içerisinde faaliyet gösterir.

 

Öz Türkçe ile

“(Kendi) Çevresindeki ileri gelenlere ‘Bu, bilgin bir büyücüdür.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“(Kendi) Havlinde olan meleiye ‘Bu, alim bir sahirdir.’ diye kavl etti.”

 

QAvLa LiLMaLAvEi XaVLaHu EinNa HaÜAv LaSAvXiRun GaLİvMun

قَالَ لِلْمَلَأِ حَوْلَهُ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ (34)

 

***

 

يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ

YuRİyDu EaN YuPRiCaKuM (YuFGiLu EaN YuFGiLaKuM)

Bizi ihraç etmeyi irade ediyor”

رِوَاد bir şeyi çevirmek için kullanılan koldur. Sonra mastar olarak bir iş yapanın o işi yamak isteğine isim olmuştur. Yani işleri döndüren beyindeki kol anlamına gelmiştir. رُوَيْدَةmaksatlı yani bir işin sonunu görmek için mühlet vermek demektir.

ر tekrarı, و beraberliği, د harfi çevreyi ifade eder.

خَرْج duvarın dışına sürülen harçtır. Sonra dışarı anlamı kazanmıştır. Mastar olarak dışarı çıkmak demektir. إِخْرَاج ise çıkarmak, kusmak demektir. خ çökmeyi, ر tekrarı, ج topluluğu ifade eder.

Tarihte savaşlar, artan nüfus, hastalıklar, yangın, zelzele, iklim değişiklikleri gibi afetler sebebiyle insanlar bir yerden diğer yere göç etmişlerdir. Zaman zaman göç veren ülkeler vardır, göç alan ülkeler vardır. İlk bakışta göç edenler, sıkıntı çekerler. Göç alanlar da göçmenleri yerleştirmede sıkıntı ile karşılaşırlar. Biraz sonra görülür ki göç verenler fakirleşmiş, göç alanlar zenginleşmiş hale gelirler. Orta Asya göç vermiş, fakirleşmiş, Avrupa göç vermiş aynı akıbete uğramıştır. Bizanslılar göç almış zenginleşmiş, Amerika göç almış abat olmuştur.

Musa ve Harun Firavundan İsrail oğullarını serbest bırakmasını istemiştir. Firavun büyük bir olasılıkla yukarıdaki kuralı bildiği için İsrail oğullarının Mısır’dan göç etmelerine izin vermemiştir. Bir fikre ancak başka fikirle mukabele verilebilir. Fikre silahla mukabele edilemez. Musa ordularla gitmiş olsaydı Firavunun işi kolaydı. Musa onların da anlayabileceği basit bir fikirle gitmiş, İsrail oğullarını serbest bırak demiştir. Firavun Musa’yı hapsedebilirdi, öldürebilirdi ama biliyordu ki fikir silahla defedilemez. Onun için Musa’nın fikrine karşı meleine yenileceğini düşünerek fikirle çıkmak istemiştir. Musa görüşlerini mucizeleriyle ispatlayınca, Firavun yanındakilere işin ciddi olduğunu belirterek onları yeni bir fikirle ikna etmeye çalışır. Diyor ki; bunlar görünüşte İsrail oğullarını istiyorlar ama onların esas fikri sizi buradan çıkarmaktır. Sizin ülkenizde ve iktidarınızda gözleri vardır.

Firavun İsrail oğullarının Mısır’dan gitmesiyle, Mısır ekonomisinin bozulacağını bildiği gibi gittikleri yerde yani göç alan ülkelerin güçlü olacaklarını ve kendi ülkesi karşısında güçlü ülkeler oluşacağını da biliyordu. Nitekim Endülüs’ten kovulan Yahudiler Osmanlıları gücüne güç katmıştır. Firavun yanındakilere onların gitmesiyle ülkemiz kötü duruma düşer demiyor da ülkemizden bizi çıkarmak istiyor diyor.

مِنْ أَرْضِكُمْ

MiN EaRWiKuM (MiN FaGLiKum)

“Arzımızdan”

سَمَاءhayvanın sırtı,  أَرْضda hayvanın karnıdır. Sırtın üst kısmına سَمَاء, alt tarafına da أَرْض denir. أَرْض toprak parçası ve yer küre, سَمَاء da gök küre demektir. Her tabakanın üst üste olmasından dolayı her birinin adı da semadır. سِيمَىçehre demektir. سَمَاء hayvan sırtı demektir. Görünen taraf demektir. وَسْم hayvanın sırtına vurulan damga demektir. سmekânda dizi yani sıralamayı, مenginliği, وberaberliği ifade eder. ءرضKur’an’da 461, جلسKur’an’da 1 defa geçmektedir. Toplam 462 (2*3*7*11) eder. ءgücü, رtekrarı, ضkatlamayı ifade eder.

 

İlk insanlık Nil’in yukarılarında ekvator bölgesinin serin olan yerlerinde oluşmaya başlamıştır. Sonra Nil’in denize ulaştığı yere varmışlar ve ilk topluluk Mısır’da oluşmuştur. Sonra Fırat’a geçmişler, ikinci topluluk da Irak’ta oluşmuştur. Fırat’ın bir kolu olan Murat ırmağının çıktığı Erzurum’un Palandöken dağlarına ulaşan insanlar Çoruh Vadisi yoluyla Batum’a inmişler ve oradan da Asya ve Avrupa’ya yayılmışlardır. Sonraları Kuzey’den gelen Sümerler aynı yolu takip ederek Irak’a ulaşmışlar ve Irak’ta Mezopotamya Uygarlığını kurmuşlardır. Mezopotamya Uygarlığını örnek alan Mısır yeni uygarlık kurmuştur.

Mısır kuvvet uygarlığının ilk merkezidir. Uygarlıkta ikinci derecede rolü vardır. Mısır uygarlığından sonra Mezopotamyalılar deniz yoluyla Hindistan’a ulaşmış, üçüncü uygarlık olan Hint Uygarlığını kurmuşlardır. Orta Asya’dan ve Hindistan’dan göç edenler dördüncü uygarlık olan Çin Uygarlığını kurmuşlardır.

Firavun burada birinci güç olarak Mısırlıların topraklarını Musa’nın istediğini söylüyor. Firavun, bu ikisi sizi çıkarmak istiyor demiyor da Musa çıkarmak istiyor diyor. Harun’u Musa’ya katmıyor.

Çatışmanın kuralıdır budur: Karşı tarafı bölmeye, düşmanı küçültmeye çalışman gerekir, bir tanesini ortadan kaldırdıktan sonra diğerini ortadan kaldırma kolaylaşır. Ak Parti bütüne karşı cephe alıyor. Diyelim ki, PKK ile HDP birbirinin kardeşi, önce birini ortadan kaldırıp sonra öbürüyle uğraşırız. Büyük ölçüde Sermaye’nin de etkisiyle HDP’lileri hapse atıyor, sonuçta karşısındakileri birleştiriyor. 15 Temmuz’u yapanın Sermaye ile Gülencilerin olduğunu varsayalım, önce birisi tam bertaraf edilir, sonra ikincisi ile uğraşılır. Ak Parti ikisini birleştirip, onları güçlendiriyor. Firavun böyle yapmıyor.

بِسِحْرِهِ

BiSiXRiHİy (BiFiGLiHİy)

“Sihri ile”

Her yönetim bir şeyi kendisine dayanak yapar ve onunla yönetimini sürdürür. Avrupalılar Sermaye’yi, Asyalılar sosyalizmi dayanak almışlar ve uygarlıkları böyle oluşturmuşlardır. Türkler ve Araplar ise İslamiyet’e dayanmışlardır.

Mısırlıların dayanağı sihir idi. Sihir, müspet ilime dayanıyordu. Halk ise bu yapılanları kişilerin kendi marifeti sayar sihir yapanların fizik ötesi bir güce sahip olduklarını kabul ederdi. Böylece sihir yapanlar yani âlim olanlar Mısır’ı idare ediyordu.

Firavun “sihri ile” derken, istismarı içeren ilmiyle demiş olur.

Evet, Musa’da ilahi güç yoksa da bilgisiyle/sihriyle bilgisi vardı demek istiyor. Yani Âlemlerin Rabbinden gelmiş değil ama bilgili demeye getiriyor.

فَمَاذَا تَأْمُرُونَ (35)

FaMAv ÜAv TaEMuRUvNa (FaMAv ÜAv TaFGuLUvNa)

“Ne emredersiniz?”

Bir topluluk birbirleriyle anlaşan iki kişiyle başlar. İki kişi anlaştığı zaman insanlardaki birbirini çekme kuvveti dört misli olur. Eğer anlaşma sürerse üçüncü kişi bunlara katılır. Böylece anlaşan 10 kişi topluluğu oluşturur. Bunlar çevreye kendilerini kabul ettirebilmek ve aralarındaki iş birliğini yapabilmek için bir başkana tabi olurlar.

Bu başkan sadece toplantıları yöneten bir başkandır. Yani görevi, topluluğun istediklerini tespit etmekten ibarettir. Onun için devamlı istişarede bulunur, onlara emretmez, onlardan aldığı emri sentez ederek onlara geri iletir. Bunlar mukarrebun olan kimselerdir.

Firavun “Ne emredersiniz” diyor, aynı zamanda ne yapalım demektir bu. تَأْمُرُونَdekiت” harfinden dolayı “و” içinde kendisi de vardır. Kur’an Arapçasında ne yapalım denmez de ne yaparsınız denir.

 

YORUM

Ekoller oluşur ve ekoller birisinin adıyla oluşur.

Örneğin Hanefi Mezhebi deriz, Erbakan’ın partisi deriz, Mustafa Kemal’in Türkiye’si deriz. Bunların hiçbirisi kendilerinin oluşturduğu bir eser değildir. Herhangi bir sebeple bir araya gelen kişiler zamanla anlaşırlar ve bir topluluk oluştururlar. Topluluk bir başkan etrafında organize olur. Başkanın oradaki rolü topluluğa emretmek değildir, topluluğu oluşturmak da değildir. Başkanın görevi toplumun istediğini birlikte yapabilmedir.

Örneğin bir ağacı bir kişi sürükleyemez. Eğer o ağacın sürüklenmesine bir topluluk karar vermişse, aralarından birisini seyit yaparlar, o ‘hop hop’ der, hep birlikte iplere asılır ve ağaç sürüklenir. ‘Hop hop’ diyen kişinin diğerlerinden hiçbir farkı yoktur. Ağaç sürüklendikten sonra bütün görevleri biter, diğerleri gibi olur.

O halde, kişiler kişiye değil, topluluğa uymuş olurlar. Namaz bunu öğreten bir kurumdur. İmam öne geçer, kendisi için hareketler yapar, isteyenlerin uyabilmesi için de ‘Allahuekber’ der. Yüzü kıbleye dönüktür, kimin ne yaptığından habersizdir.

İşte, şeriat düzeninde başkanlık budur, yönetim budur.

 

Öz Türkçe ile:

“Bizi büyüsüyle yurdumuzdan çıkarmak istiyor, ne yapalım?”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Bizi sihri ile arzımızdan ihraç etmeyi irade ediyor. Ne emredersiniz?”

 

YuRİyDu EaN YuPRiCaKuM MiN EaRWiKuM BiSiXRiHİy FaMAv ÜAv TaEMuRUvNa

يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ (35)

 

***

 

 قَالُوا

QAvLUv (FaGaLUv)

“Kavl ettiler”

قَوْل Birlikte bir iş yapan kimselere, belli bir sesle kumanda eden kimsenin adından gelişmiş bir kelimedir. Bu sesten kinaye olunur. Kelamdan farkı bağlayıcı olmasıdır. Türkçedeki “söz” kelimesi de böyledir. O halde burada “söyledi” olarak tercüme edilir.

ق dayanma kuvvetidir, و beraberliği ifade eder, ل tekrarı ifade eder.

Firavun melei ile istişare etmiş, onlar istişarede çözüm bulmuşlardır. İstişare sonunda elde edilen sonuç topluluğun kararı olur. İstişarenin şartları vardır. O şartlara uyulduğunda istişare topluluğun kararı olur. Müminlerin istişaresi de Allah’ın kararı ve emri olur. Şartlara uyulmayan istişarelerle ve fasit ibadetlerle alınan sonuç topluğun kararı olmaz.

Bu şartlar şunlardır.

Birinci şart: İstişare edenin baştan bir kararı olmamalıdır. Merkezi sistemlerde istişare topluluğu merkezi kararlara uydurmak ve merkezi kararları halka kabul ettirmek için yapılır. Karar baştan alınmıştır. Amaç onu topluluğun kararı haline getirmedir. Ondan sonra da o kararları dayatmak için yapılır. Bunun için müzakere karar şekilleri vardır. Önce durum anlatılır, karar şekli ihsas edilir. Çoğunluk kabul edecekse karar alınır, kabul etmezlerse karar alınmaz ertelenir. Ertesi toplantılara karara müspet oy verecekler çağrılır ve onlar da onaylarlar. İşte, sağlıklı istişarede böyle oyunlar meşru olmadığı gibi istişare edenin baştan kararlı olması bir kararın alınmasında dâhil olmamalıdır.

İkinci şart: İstişareye katılanlar istişarede bulunurken başkaları ile o konuda konuşmazlar, onlardan görüş almazlar. O istişareye katılanların o istişare esnasındaki görüşleri önemlidir. Dışarıdan görüşler alınırsa istişarenin ciddiyeti ortadan kalkar.

Üçüncü şart: İstişareye katılanların peşin fikirleri olsa da kendi fikirlerini başkalarına kabul ettirmeleri istenmez. Yani herkesin fikri kendi fikridir. İstişarede fikirlere dayalı bir sentezin ortaya çıkması istenir. Topluluğun fikri onların fikirlerinin toplamı değildir, bileşkesidir. Nasıl kuvvetler toplanmaz birleşir, bazen sıfır olur. Topluluğun kararı da böyledir. Topluluğun kararı katılanların hiçbirisinin kararına uymayabilir.

Dördüncü şart: İstişare alınmış kararı empoze etmek için değil, kararsızlık halini ortadan kaldırmak için yapılır. Karar alındıktan sonra o karara uyulur. İstişare kararlarına kişiler uyuyorsa bir topluluk oluşturulmuş demektir, uymuyorlarsa oluşturamamışlar demektir.

İstişareye sıralamada sonuncudan başlanır. En sonunda en çok bilen fikrini söyleyerek kararı alacak olana yardımcı olur. Karar istişare sonunda alınır. Karar almamışlarsa istişare sonuçsuz kalır. Papa seçilmeden kimse dışarı çıkamaz. Halife Ömer de başkan/halife seçimi kararı alınmadan heyetten ayrılmak isteyenin başının kesilmesini ister.

قَالُوا burada çoğul gelmiştir. Çokların söylemesi bu kararlar içindedir. Son sözü istişare eden söyler ve artık tartışılmaz, uygulanır. Karardan mağdur olanlar sonra hakemlere gider ve mağduriyetlerini giderirler.

Karar yanlış da olsa uygulanır. Kararın bozulmayacağını herkes bildiği için herkes uyar. Yoksa kararlar uygulanmaz, topluluk dağılır.

أَرْجِهْ

EaRCiH (EaFGiLHu)

“Onu irca et”

رَجَا kuyunun çevresi, kenar duvarı demektir. “Reca etmek” bir şeyin çevresinde dolaşmak, ümit etmek demektir. ر tekrarı, ج topluluğu, و beraberliği ifade eder.

رَجْو bir şeyi beklemek demektir. “Rica ediyorum” demek senden bunu bekliyorum demektir. İf’âl babında ise bekletmek anlamındadır. Reddetmeyip “Bekle, halledersem istediğini yapacağım.” demektir.

Meleler Musa ve Harun’un bekletilmesini önerirler.

Özel kalemler yani sekreterler vardır. Görevleri yetkililerle görüşmeleri düzenlemek iken bugün görüşmeleri engelleme sistemlerini geliştirirler. Özel kalem müdürleri listeler yaparlar ama asıl liste ya Sermaye veya üst amirler/bürokratlar tarafından şekillenir. Bunun tezgâhı kurulur. Üzeri yani ismi çizilmiş kimseler görüşemezler, görüştürülmezler. Yazı bile yazamazlar. Firavunun çevresi bunları beklet diyerek görüşmelerin o mecraya sokulmasını istemiş olurlar. Demek ki bizler Sermaye’ye firavun derken yanılıyormuşuz. Oysa Firavunu çevresindekilerine göre Müslüman saymalıymışız.

Onu ve kardeşini derler. Firavun yalnız Musa için alim sahir dediği halde çevresindekiler bu bölme işine razı olmazlar. İkisini muhatap almalısın derler. Karar öyle çıkar, sonunda Firavun kararı öyle ifade etmiş olur. Toplulukta oluşmuş ne ise onu söyler.

Adil Düzen çalışmaları yaptığımız yıllarda Prof. Necmettin Erbakan “teşhis” çalışmasını bizden talep edince ben karşı çıkarak bu çalışmaya katılmak istemediğimi ifade etmiştim. Gerekçesini de bizim işimizin “tedavi”yi ortaya koymak olduğu şeklinde göstermiştim. Tamam “teşhis”i koyalım, ondan sonra tedaviye geçeriz sözünü verince bu ihtiyacını karşılamak üzere bir hafta arkadaşlar ile çalışmış ve ekmeğin fiyatındaki faizi ve miktarını hesaplayarak kendisine vermiştik. Seçimler sırasında konuşmalarında kullanmış olduğu “teşhis”i dahi sadece Akevlere hesaplatabilmiş ve etkili olmuştur.

وَأَخَاهُ وَابْعَثْ

Va EaPAvHu Va eBGaÇ (Va FaGLaHu Va eFGaL)

“Ve ehisini (irca et) ve ba’s et”

Hayvanları bağladıkları ipin iki ucuna konmuş kazıklardan her birine آخِيَّة denir. Sonra aynı anneden veya aynı babadan doğmuş kimseler أَخ olarak adlandırılmıştır. Kur’an’da dinde kardeşlik tabiri de geçmektedir. ء gücü, خ çökmeyi, و beraberliği ifade eder.

بَعْث içtima etmiş askeri birlik demektir. Uyanmak veya göndermek anlamlarına gelmektedir. بَعْثeşilen yer demektir. Eşmek, araştırmak ve ortaya çıkarmak anlamlarında kullanılmıştır. ب geçidi, ع etkiyi, ث dağınıklığı ifade eder.

“Ba’s etmek” yetkili görevlendirmedir. İki türlü görevlendirme vardır. Kişiye belli bir görev verilir. O onu yerine getirir, kendisi karar almaz. Resuller böyledir. Yahut sen onu vekil yaparsın, senin adına gider, hareket eder, gereği ne ise onu yapar.

Burada إِرْسَالdeğil بَعْثdenilmiştir. Buna göre gidecekler, sahirleri davet edecekler, gerekli kararları alacaklar, gerekli hazırlıkları yapacaklar, anlamına gelmiş olur. Sahir bir şey yapmak istiyorsa ona imkân sağlanır. İb’as ile sadece duyurmak değil sahirler tarafından gerekli hazırlıkları yapılması söylenmiş olur. Firavun bunu yapmış olur.

Koronavirüs ile mücadelede de böyle görevliler görevlendirilir. Belli veya yeterli bir fon ayarlanır, bilim adamları harekete geçirilir. Gerekli harcamalar yapılarak sonunda çözüm getirilmiş olur.

فِي الْمَدَائِنِ

Fİy eLMaDAvEiNi (Fİy eLMaFAvGiLi)

“Medain içine”

Dana inek yavrusuna denir. Anasına meme emmek için yaklaşması haline دَانَة denir. Yaklaşmak demektir veya borçlanmak demektir. دَيْن kelimesi دِين kelimesi ile aynı köktendir. Atomlarda da oksijen hidrojene elektron borçlanır borçlu ve alacaklı birbirlerinden ayrılmadıklarından su molekülü oluştururlar. Din/دِين, kişilerin birbirleriyle ayrılamaz şekilde borçlandıkları düzendir. Aynı zamanda borç ve alacak muhasebeye dayandığı için “din” hesap, muhasebe demektir. دِينَار kelimesi de دِين‘den gelir. Burada دِين düzen demektir. Allah’ın dinine girmek kişi olarak onun şeriatını kabul etmek demektir. Bunun hesabı ahirette görülecektir. Dinin dünyevi manası İslam düzeninde olan bir devletin vatandaşlığını kabul etmek demektir. د çevreyi, ي kolaylığı, ن belirsizliği ifade eder.

Demek ki Mısır bir tek medine değildir. Mısr/مِصْر yani büyükşehir küçük şehirlere ayrılmıştır. Devlet federe devlettir. Demek ki Firavunun merkezi bile belde yönetimlerine ayrılmıştır. Buradaki الْمَدَائِنِküçük şehirler demektir.

Kur’an Musa kıssası ile Mısır yönetiminin yapısını da anlatmış olur.

Farz edelim ki araştırmalar yaptık ve sonunda böyle küçükler yoktur. İşte o zaman Kur’an Allah’ın sözü olmaz veya tahrif edilmiş olur.

حَاشِرِينَ (36)

XAvŞiRİyNa (FAvGiLİyNa)

“Haşr edenler.”

حَشْر  bir araya toplanıp hareketli halde bulunan küçük böceklerdir. Sonra toplanma ve dirilme anlamları kazanmıştır.

ح boşluğu, ش aniden sıçramayı, ر tekrarı ifade eder.

حَشْر   bir yerde toplanmadır, نَشْر yayılmadır. Burada müteaddi olarak geçer. Halkı toplayacakları kimselerdir. Kurallı çoğul kullanılmıştır. O halde haşreden yani halkı toplayan bir örgüt vardır. Bu örgüt de tek değildir. Yahut bu iş için özel bir örgüttür. Bunlar halka giderler. Firavunun temsilcisi olarak halka tebliğde bulunurlar, bir yerde toplanırlar.

Genel hizmet içinde böyle kimseler vardır. Temsilciler bu işi görürler. Kamu halktan bir şey isteyeceği zaman bu isteğini temsilcilere ulaştırır. Temsilciler de temsil ettikleri kimselerle alınan görevi yaparlar.

Musa’nın kıssasını anlatırken aynı zamanda kâmil devlet yapısının kurallarını öğretmiş olur. Bir topluluk hangi rejimle idare edilirse edilsin hep aynı sorunlarla karşılaşır. Çözümler farklıdır. Bir sorunu çözmek için önce sorunu bilmek gerekir. Müspet ilimler bize sorunları öğretir. Bu sebepledir ki biz sorunları çözebilmemiz için batının müspet ilmini öğrenmekle yetinmeyip sosyalizmi, kapitalizmi ve diğer bütün -izmleri de yakından bilmemiz gerekir. Akevler dergisi bunun için çıktığı halde yeterli rağbeti gösteren olmamıştır. İlmi yollardan dünyayı öğrenme yerine oluşturulan algılar ile hep dünyayı ters görüyoruz.

Bu hususta Seminerleri takip edenler de görevlerini tam yapmış olmuyorlar.

Evet, Akevler Dergisi’nde yazmaya başlamalısınız. Bir yazarın görüşlerini bu dergide ele almalıyız. Ocak Medya bunu yapmakta ise de artık benim yazılarımı koyamaz hale gelmiştir. Yazarlara cevap verilmemektedir. Biz ayetlerimizi kendi dergimizde diğerlerine göstermeliyiz. Cevapları almalıdırlar.

 

YORUM

Sopa ve beyaz el Peygamber Musa’ya verilen iki mucizedir. Peygamber Muhammed’e de buna benzer bir mucize verilmiş olması gerekir. Çünkü Mısır’a gönderdiğimiz elçi gibi elçi gönderiyoruz denilmektedir.

Peygamber Musa’ya verilen en büyük mucize sopadır. Peygamber Muhammed’e verilen en büyük mucize ise Kur’an’dır. Peygamber Musa’ya verilen ikinci mucize beyaz eldir. Peygamber Muhammed’e verilen ikinci mucize nedir?

El iş yapmayı ifade eder. Peygamber Muhammed’in ikinci mucizesi İslam devletidir. Peygamber Musa bunu hayatında gerçekleştirmemiştir. Peygamber Muhammet ise Medine devletini kurmuş ve kurduğu devlet hala varlığını sürdürmektedir.  

Bugün bizim elimizde de iki mucize olmalıdır.

Kur’an’dan öğrendiğimiz iki şey olmalıdır.

Bunlardan biri Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası’dır.

Diğeri ise Semt Kooperatifleri’dir.

Semt Kooperatifleri “yed/يَد”, Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası ise “asa/عَصَا”dır.

Batı teknolojide bu kadar başarı göstermesine rağmen toplumsal düzen bakımından ise sınıfta kalmış ve başarısız olmuştur. Mısır sahirleri gibi hokkabazlar bugün cirit atıp dururlar. Karşılıksız çıkan Doların ortalığı kasıp kavurmasını seyrederler. Çok yakında Kur’an’ın karşılıklı olan Altın Bonosu, Demir Bonosu, Buğday Bonosu ve toprakla değerlendirilmiş Emek Bonosu, Yapı Bonosu Musa’nın asası gibi bunların yutturmaca sihirleri olan sopalarını ve iplerini yutacaktır.

 

Öz Türkçe ile:

“‘Kardeşi ile onu beklet, kentlere toparlayıcıları yolla.’ dediler.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“‘Onu ve ehisini irca et ve medain içine haşir olanları ba’s et.’ diye kavl ettiler.”

 

QAvLUv EaRCiH Va EaPAvHu Va eBGaÇ Fİy eLMaDAvEiNi XAvŞiRİyNa

قَالُوا أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ (36)

 

***

 

يَأْتُوكَ

YaETUvKa (YaFGiLUvKa)

“Sana ityan ederler”

أَتِيّçardağa doğru suyu getiren kanaldır. Tek yönden gelmeyi ifade eder. أَتِيّ Su kanalı demektir. Suyun akıp gelmesi manasında أَتَىya mastar olmuştur. Bir yönden gelişi ifade eder. جَاءise yönsüz gelişi ifade eder. Kur’an’da ءتي549, ءزفise 3 defa geçer. Toplam 552 (23*3*23) eder. ءgücü, تoluşu, يise kolaylığı ifade eder.

 

Bu ayet dört kelimelik bir ayettir. Biri mebni üçü müştaktır. Mümtaz sayılar kuralına görünüşte uymamaktadır.

(Dört kelime de murabdır, mebni kelime yok. Biri fiil (يَأْتُوا), üçü isimdir. İsimlerden ikisi müştak (سَحَّارٍve عَلِيمٍ), biri camiddir (كُلِّ). Tayibet Erzen)

كُلِّ kelimesi müştak olmakla beraber,  الْكُلُّعَالِمٌdenmez. الْعُلَمَاءُكَانَكُلٌّdenmez. كُلٌّ kelimesi müştak olmakla beraber müsnedin ileyh olmaz. O halde بِ harfine de mebni olması bakımından yakınlığı vardır.

Harflere gelinirse (عءححككيي) (بماو) (للرلننست) = 8+4+8

بِكُلِّ سَحَّارٍ

BiKulLa SaxXAvRi (BiFuGLi FagGAvLiN)

“Sahharın küllü ile”

كَلَّة etrafı çevrilmiş çayırlık demektir. Etrafının çevrilmiş olmasından dolayı bütün anlamında kullanılır. Marifenin üzerine gelirse birinin bütün cüzleri anlamına gelir. Nekre üzerine gelirse türün bütün fertlerini kapsar.

سَحَّار mübalağa ile ismi faildir. Demek ki sahirlerin yanında bir de sehharlar bulunuyor. Mısır uygarlığında da sahirlerin bir kısmı üst mertebede alim sıfatı ile nitelendiriliyor.

سَحَّار meslekte mahir demektir عَلِيم ise teoride mahir demek oluyor.

İki grup ihtisas sahibi vardır. Biri uygulamada mahirdir, diğeri ise teoride mahirdir. İkisinin çalışma şekli farklıdır ama ikisi de aynı derecede önemlidir.

Bundan dolayıdır ki ilk ve orta eğitimde gençler her iki eğitimi almalı yani hem teorik hem pratik dersler yapmalıdırlar. Günün yarısını teoride, diğer yarısını uygulamada geçirmelidirler. Yetenekleri ve arzularına göre isterlerse fakültelere isterlerse yüksekokullara gitmelidirler. İlim adamları fakültelerde, sanat adamları yüksekokullarda yetişmelidirler.

عَلِيمٍ (37)

GaLİyMin (FaGİyLiN)

“Alîm.”

عَلَّام dememiş, عَلِيم demiştir. Meslek okullarında mübalağalı ismi fail getirilmiştir, fakülteler için alim sıfatı getirilmiştir.

Sehhar o işte mahir kimselerdi. Alimde ise kendileri genel ilme sahiptirler. Biri ihtisası ifade ettiği halde ilimde ihtisas yoktur. İlimde bir bütün içinde gelişme vardır. Sehharda yani meslekte ise derinlemesine ilerleme, iş bölümü içinde uzmanlaşma vardır.

Burada سَحَّارٍ عَلِيمٍdemekle Kur’an bize okullar ile fakülteler arasındaki farkları anlatmış olur. Aynı zamanda iki kalıp arasındaki farkları da öğretir.

 

YORUM

Canlılar hücrelerden oluşur. Bağımsız hücreler vardır. Sürüler halinde dolaşırlar. Bunlar daha ayrı varlık olmamışlardır. Zamanla hücreler farklılaşır ve aralarında işbölümü doğar. Her hücre ayrı iş yapar. Ancak öyle işler yaparlar ki sonunda ayrı bir varlık oluşur. 

Ben hücrelerden oluşmuşumdur ama ben hücreler toplamından farklıyım. Ayrı varlığım. Çünkü bir plan ve proje içinde hücrelerden oluşmuşumdur.

İnsanlar da başlangıçta ayrı ayrı hücreler olarak var edildiler. 60 bin sene içinde uygarlaşarak bugünkü duruma geldiler. Şimdi bir taraftan kişilerin özgürlükleri genişlerken diğer taraftan insanlık da bir varlık haline gelmiştir.

İnsanlığın bu duruma ulaşması ilim ve vahiy yoluyla olmuştur. Son beş yüz yıl ilmi ele geçirenler vahyi inkâr etmeye kalkışmışlar, ne var ki ilim onları vahyin söylediklerine getirmiştir. İlim vahyi onaylamıştır.

Bugün vahye sahip çıkan ilahiyatçılar cehalet içinde kendilerini savunamamaktadırlar.

Akevler bu cehaleti yenmeye başlamıştır. 50 yıllık çalışma bu seviyeye gelmiş, bugün meyvelerini vermeye başlamıştır. Siz bu seminerleri okuyanlar, vahiy ile ilim arasında tam bir uyum olduğunu artık hem biliyor hem de iyice görüyorsunuz.

 

Öz Türkçe ile:

“Sana bilgin büyücülerin hepsini getirirler.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Sana alim sahharın küllü ile ityan ederler.”

 

YaETUvKa BiKulLa SaxXAvRi GaLİyMin

يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ (37)

 

***

 

فَجُمِعَ السَّحَرَةُ

FaCuMiGa elsSaXaRaTu (FaFuGiLa eLFaGaLaTu)

“Sahara cem edildi”

جُمْعَةyumruk demektir. Sonraları toplama ve birleştirme anlamlarında kullanılmıştır. İnsanların ve develerin toplanmaları bu kelime ile ifade edildiği gibi mal stoku da bu kelime ile ifade edilmiştir. Mal ve para bir işte kullanıldığı zaman değerlidir. Onları hapsedip stoklamak kişiye bir fayda vermediği gibi topluluğun haklarını da gasp sayılır. Böylece bu sure bundan sonraki surelerin ortaya koyduğu ekonomik kuralların temelini atmış olmaktadır. Çalışıp kazanmak ve onu harcamak ne kadar ibadet ise stok yapıp elde tutmak da o kadar günahtır.

جمعKur’an’da 129, جمح1 defa geçmektedir. Toplam 130 (2*5*13) eder.  جtopluluğu, مenginliği, عetkiyi ifade eder.

فَ harfi getirilmiştir. Arada hazf edilmiş cümleler vardır. İstişare sonunda alınan kararlar uygulanarak haşirler medinelere dağılmışlar, alim sahharları bulmuşlar ve Firavunun huzuruna getirmişlerdir.

فَ harfi ile bu hazfedilmiş cümleye atıf yapılır. Aslında ثُمَّ‘dir. Olaylardan sonra gelmiş olurlar.

السَّحَرَةُ kelimesi السَّاحِرُ‘nun çoğulu olmuş oluyor.  Bütün سَحَّار lar aynı zamanda سَّاحِرُolduğu için السَّحَرَةُ kelimesi ikisini de kapsamış olur.  ة(السَّحَرَةُ) harfi çoğul harfidir. Bazı erkek çoğullar ة harfi ile yapılır.

لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ (38)

LiMİyKAvTi YaVMin MaGLUvMin (LiMiFGAvLi FaGLin MaFGUvLin)

“Malum yevmin mikatına”

مِيقَةBelli zamanlarda buluşulan yer, buluşma zamanı demektir. وقتKuranda 13, وقد 11 defa geçmektedir. Toplam 24 (23*3) eder. و beraberliği, ق kuvveti, ت oluşumu ifade eder.

يوم durgun akan su demektir. Kabarıp inmesi sebebi ile periyodik çağların adı olmuştur. Sonra bir gün ve geceye isim olmuştur. Kur’an’da أَيَّامًامَعْدُودَةًta olduğu gibi 24 saat için kullanılmaktadır veya تِلْكَالْأَيَّامُنُدَاوِلُهَاda olduğu gibi çağlar için kullanılmaktadır. يوم Kuranda 475, يمم ise 11 defa geçmektedir. Toplam 486 (2*35) eder. ي kolaylığı, و beraberliği, م enginliği ifade eder.

مِيقَةvaktin ismi zamanıdır. Haşirler dolaşırken hangi gün geleceklerini de biliyorlar. Demek ki toplanma günleri de istişare de kararlaştırılmıştır. Yahut buna Firavun sonra karar vermiştir. Ne yapılacağına meclis karar verir, istişarede kararlaştırılır. Nasıl yapılacağına ise uygulayıcılar karar verirler, malum günde günün hangi saatinde.

Kıyas yoluyla Cuma saatleri alınmaktadır. Bu da öğle ile ikindi arasıdır. مِنْيَوْمِالْجُمُعَةِde مِنْharfi ceri يَوْم‘in cüzünü ifade eder. Ayetlerde çalışma saatlerinin gündüz olacağı belirtilmiştir. O da gündüzün belli saatlerinde demektir. Bu da iki toplanma saati arası olan öğle ile ikindi arasıdır.

مَعْلُومٍ kelimesi ile belirlenen gün ifade edilmiş olur. Nekre geldiğine göre toplanma gününü Firavun tayin etmiştir. Eğer şur’ada kararlaştırılsaydı يَوْمmarife olurdu.

 

YORUM

Bugünkü duruma gelelim.

Akevler öneride bulunmaktadır, Musa ve Harun’u temsil etmektedir. Elinde bulundurduğu mucize altın bono ve hakemlik sistemidir.

Firavunu bugün Trump temsil etmektedir. Erdoğan haşirin olabilir. Akevler’i temsilen Harun ve Musa’nın yerine geçebilir. Yani iki seçeneği vardır. Musa ve Harun’u temsil etme yahut Haman’ı temsil etme.

Çevredekiler onu Haman yapmak istiyorlar.

Akevler ise onu Musa yapmak istiyor. 

Bugünkü Türkiye’de çekişme budur.

Evet, hakemlik sistemi ile altın bono sistemi bin yılın sorununu çözmüş olacaktır.

İşte, saharanın toplandığı gün daha gelmemiştir. Trump’ın bunu idrak etmesi gerekir. Bu yayınları ABD Elçiliği okumalı ve onu haberdar etmelidir. Sermaye buna izin vermemektedir. Elçilik bu engeli aşmalı ve duyurmalıdır. Pentagon, Trump, aileler yani bugünkü firavun kavminin durumu o günkü firavundan çok daha karışıktır.

Biz üçüncü binyıl uygarlığına hazırlanmaktayız.

Zulümde ısrar eden insanlığın hesabını ise Âlemlerin Rabbi görecektir.

Kimi boğacağını kimi necata erdireceğini o takdir edecektir.

 

Öz Türkçe ile:

“Büyücüler bilinen günün sözleşmesine toplatıldılar.”

 

Kur’an kelimeleri ile

“Sahara ma’lum yevmin mikatına cem’ edildiler.”

 

FaCuMiGa elsSaXaRaTu LiMİyKAvTi YaVMin MaGLUvMin

فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ (38)

 

***

 

وَقِيلَ لِلنَّاسِ

Va QİyLa LilnNAvSi (Va FuGiLa LiLFuGAvLi)

“Ve nâsa kavl edildi”

Ok yayının iç tarafına أُنْس, dış tarafına وَحْش denmektedir. إِنْس kelimesi buradan gelmiştir. Cins isim olarak da “insan” olarak kullanılmaktadır. Ünsiyet ‘alışmak, alışmış olmak’ anlamındadır. Vahşi de yabani demektir. Sonunda insan kelimesinin kökü olmuştur. Cin karşılığı da kullanılmıştır.  إِنْس’in çoğulu أُنَاس ‘tır. Sonraları harf-i tarifle kullanımında baştaki hemze düşmüş, bağımsız kelime olmuş, النَّاسolmuş, çoğulluk manasını korumaktadır. Kişilerin bir arada bulunmasına delalet eder. Kişiliği olmayan toplulukların adıdır. Hitapta mevcut olan halkı veya bütün insanları içine alır. Kuran da beş vakit namaz topluluklarına, cuma namazı topluluklarına veya bütün insanlara hitap etmek için kullanılır. Burada bütün insanlar kastedilmektedir ve “herkes” anlamındadır. İnsan cins isimdir. ءgücü, ن belirsizliği, س mekânda diziyi ifade eder.

Firavun var, mele var, haşirin var, bir de nâs var. Halik var. Devlet yapısı böyle oluşmaktadır. Mele bugün meclistir, parlamentodur. Haşirin bürokratlardır. Firavun başkandır, süper gücün başkanıdır. Bu anda Trump oturmaktadır. Diğer devlet başkanları aradadırlar, isterlerse firavunun melei olurlar, isterlerse İsrail oğullarının yanında yer alırlar.

Burada halk da davet edilir. Demek ki halkın bulunması istenir. Asıl güç halktır. Mele arasında çekişme başlayınca halk ne tarafa yönelirse iktidar onun olur. Bugün oy sayısı ile bu meyil tespit edilir. Ne var ki oy sayısı yeterli olmaz. İktidarlar silah zoru ile devrilir.

هَلْ أَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ (39)

HaL EaNTuM MuCTaMiGUvNa (Hal EaNTuM MuFTaGiLUvNa)

“Muctemi’ler misiniz?”

Halkın da katılmaları istenir. Emir seslenerek karşılaşmaya gelmelerini duyurmuş olur, gelmeleri teşvik edilir. Karşılaşmanın seyirciler önünde olacağı ifade edilir.

Demek ki bugün ne varsa o gün de o vardır. Siyasi partiler miting yapar. Halkın toplanmasını ister. Bugün basın ve yayın ile herkese ulaşılır. Ama yine bütün partiler büyük toplantılar yaparlar.

Hac, cuma ve bayramlar bunun için teşri edilir.

Musa’nın kıssasını okurken sanki bugün o günleri yaşıyoruz gibi gelir. İnsanın yapısı değişmemiştir. Teknoloji insanın yapısını değiştirmez.

 

YORUM

Yunan klasiklerini okursunuz veya seyredersiniz. Sanki siz orada katılıyormuş gibi olursunuz. İlahi kitaplar okursunuz. Size yabancı söz gibi gelmez, katılırsınız, kendinizi orada bulursunuz. Sanki siz eskiden beri onlarla berabermiş gibi olursunuz. Oysa teknoloji size ne imkânlar sağlamıştır.

İnsanın ruhi ve içtimai yapısı değişmez. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin aynı duyguları yaşamaya devam ederiz. Aynı sosyal ilişkiler sürer.

Marks teknoloji ve ekonomi ile insanın ruhi yapısının değişeceğini ileri sürer ama yanılır. Sol bu yanlışlara kapıldığından uzun ömürlü olamaz, kısa sürede çöker.

Kur’an’ın ve diğer ilahi kitapların hak olduğu, ilahi olduğu buradan anlaşılır. Asla ütopik ve uygulanamaz hükümleri içermez. İnsanların ruhi ve içtimai yapısına aykırı hiçbir hükme yer vermez.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve ele ‘Siz de gelir misiniz?’ dendi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve nasa ‘Muctemi’ler misiniz?’ diye kavl edildi.”

 

Va QİyLa LilnNAvSi HaL EaNTuM MuCTaMiGUvNa

وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ (39)

 

***

 

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ

LaGalLaNAv NatTaBiGu elsSaXaRaTa (LaGalLaNAv NaFTaGiLu eLFaGaLaTa)

“Saharaya ittiba olabiliriz”

تَبِيعİnek yavrusu, dana demektir. Dana annesinin yaptığını yapar, peşinden dolaşır, buradan tabi olmak anlamına gelmiştir.

 

لَعَلَّcümlenin içinde meful veya haber olarak gelirse “beklenir” yahut “olabilsin” anlamlarındadır. لَعَلَّcümlenin başına gelirse إِنَّ, أَنَّ gibi uyarı harfidir. Olması istenmeyen bir şeyin olmakta olduğunu haber verir. Aslında لَأَنَّ’den dönüşür. Tekit tahkik harfleri birleşir.

Demek ki Mısır’da da bir çeşit demokrasi vardır. Halk sahirlere tabidir ama sahirlere ilimleri dolayısıyla galibiyetleri dolayısıyla tabidir. Silahlı savaş gibi ilmi savaş da vardır. Halk galip olanlara tabi olur.

Horozlar dövüşürler. Tavuklar galip gelene tabi olurlar. Doğada yarışı kazananlar döller. Benzer yarışlar siyasette olduğu gibi ilimde, ekonomide ve ahlakta da olur.

Firavun başkan olarak tarafsız gözükür. Halkın kendisine itaat etmesini ister ama o da kim galip gelirse onun emrine girer. Bugün de devlet başkanları tarafsızdır. Partiler yarışırlar, kim çok oy aldıysa cumhurbaşkanı o partiden başbakan atar. Sovyetler dikta rejimiyle yönetilmişse de her zaman tek de olsa bir parti olmuştur. Mustafa Kemal hiçbir zaman meclisi kapatmamıştır. Askerler de müdahale yapmışlarsa da en kısa zamanda meclisi açmışlardır.

إِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ (40)

EiN KAvNUve HuMu eLĞAvLiBİyNa (EiN FaGaLUv HuM eLFAvGiLİyNa)

“Onlar galip olursa”

Bugün tekel Sermaye dünyayı kutupları oluşturarak yönetirse de partileri yarıştırır. Kim galip gelirse ona tabi olur. İki parti vardır, ikisinin de yöneticilerini o atar ama sonunda oyu kim çok alırsa onu iktidar eder.

Bütün bu ilkelerin doğrularına yer verilmeye çalışılan Adil Düzen İnsanlık Anayasası bu ilkelere dayanılarak hazırlanmıştır.

Demokratik hareket demek adil hareket demek değildir. Adaletin tesisi için karşılığı olan paranın çıkması gerekir. Adalet için doğa imkânlarının ihtiyaçlara göre insanlar arasında adil bir şekilde bölüşülmesi şarttır. Emek sahibi olanlar ürünlerini adil bir şekilde bölüşmeleri olmadan sorunlar çözülemez. Bir başka deyişle demokrasi ancak adalet varsa iyidir.

Biz şimdi ne Sermaye’ye ne de yöneticilere “İktidardan inin biz çıkalım” deriz. Dolar yerine bizim para önerimiz geçsin de demeyiz. Siz iktidarda kalın. Sermaye yine sizin olsun. İşletmeleri siz işletin ama adil olun deriz. Semtleri bağımsız hale getirin, emeğin hakkını verin. Siz makroda güvenliği sağlayın mübadeleyi sağlayın deriz.

 

YORUM

Buradan anlaşılıyor ki Mısır halkı yönetime hâkimdir. Fiili demokrasi vardır. Kim galip gelirse ona tabi olabiliyor. Buradaki لَعَلَّ galip geldiği halde tabi olmayabilir demektir. Firavun Musa ile Harun’u bunun için muhatap alır. Yoksa kendisi takiyye yapan olur.

Bugün Sermaye hâkimdir, insanlığı o yönetir. Doları ile siyasileri, ilim adamlarını ve din adamlarını satın alır. Ekonomi zaten onun emrindedir. Tüm firmalar onun birer şubesidirler.

Bu saltanatı sürdürmek istiyorsa Firavun gibi sahirlerini toplamalı bizim karşımıza çıkarmalıdır, halkı da bundan haberdar etmelidir. Bir başka deyişle Adil Düzen’i muhatap almalıdır. O bugün bunu yapmıyor, muhatap almıyor. Onun için ömrü sona ermektedir. Böyle devam ederse yarın Sermaye iktidarının yerine yeller esecektir.

 

 

Öz Türkçe ile:

“Yenerlerse ola ki büyücülere uyarız.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Saharaya ittiba edebiliriz, onlar galipler olurlarsa.”

 

LaGalLaNAv NatTaBiGu elsSaXaRaTa EiN KAvNUve HuMu eLĞAvLiBİyNa

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ (40)

 

***

 

فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ

FaLamMAv CAvEa elsSaXaRaTu (FaLamMAv FaGaLa eLFaGaLaTu)

“Sahara ciet ettiklerinde”

السَّحَرَةgelince Firavun ile pazarlık yapabilecek güçtedirler. O halde Firavun mutlak diktatör olamaz. السَّحَرَةbağımsız yani bugünkü deyişle özerktir. Firavunla pazarlık yapabilmektedir.

Adil Düzen Anayasası’nda devlet başkanı meclisin üstünde değildir. Devlet başkanı da yargılanabilir, azledilebilir. İlim adamları yasama işlevini görmeleri nedeniyle dokunulmazlıkları varsa da sınırlı olarak yargılanırlar. Kısasa tabi olmazlar. Diyetleri iki kattır.

Doğal olarak başkanlar da yargı denetimindedirler. İmtiyazlı kimseler başkanla eşit seviyededirler. Firavun yönetimi anlatılırken bize aynı zamanda devlet yönetiminin esasları da verilmiş olur.

قَالُوا لِفِرْعَوْنَ

QAvLUv LiFiRGaVNa (FaGaLa LiFiRGaVNa)

“Firavuna kavl ettiler”

Sihir marifetlerini göstermeden önce ücretlerini konuşurlar. Bunun anlamı şudur. Kamu işlerini yapanlar ücrete müstahak olurlar. Sözleşmeli olarak yaparlar. Halk kamu görevine zorlanmaz.

Kur’an bunu şöyle tanımlar. Bir toplulukta Müslimler ve Müminler vardır. Müslimler kamu görevine zorlanamazlar ama müminler zorlanabilirler. Bunun başka ifade ettiği mana, mümin olmayanlar da kamu görevlerini yüklenebilirler. Müslim olmak yeterlidir.

 

أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ (41)

EaEinNa LaNAv LaEaCRan EiN KunNAv NaXNu eLĞAvLiBİyNa (EaEinNa LaNAv LaFaGLan EiN FaGaLNAv FaGLu eLFAvGiLİyNa)

“Galipler olursak bize ecr var mıdır?”

كونtepe demektir. بَيْن’in karşılığıdır. Bunlara mukabil düz olan yere de هَوْنdenir. كَانَtepe manasından yararlanılarak “olmak” fiilini oluşturur. لَمْيَكُنْ “olmadı” veya “yok” anlamınadır. كَانَise “oldu” veya “-dır” anlamına gelir.

غَلْبَاءbahçenin etrafına dikilen ağaçlara denir. غلبKur’an’da 31, غلمise 13 defa geçer. Toplam 44 (22*11) eder. غdeğişmeyi, لbelirliliği, ب geçidi ifade eder.

Burada أَجْرًاnekredir. O halde ücret pazarlık konusudur. Demek ki pazarlık usulü ihale uygulanır. Görev yapılırsa ücreti hak edilir. Bugün kamu görevlileri akıl almaz derecede işleri yavaşlattıkları, güçlük çıkardıkları hatta suç işledikleri halde ücretlerini almaya devam ederler.

 

YORUM

Devlet başkanlığı bir kurumdur. Siyasi partiler, odalar, sendikalar, ordu, dinler, okullar birer kurumdurlar. Devlet başkanı ise bunların üstünde bir nevi geçici hakemdir. Onların işlerine karışmaz. Onları denetleyemez. Görevden almaz. Sadece aralarında çıkan ihtilafları geçici olarak çözer. Devlet çarkının aksamadan dönmesini sağlar. Mağduriyetler sonra hakemlerden oluşan yargı tarafından giderilir. Bu psikolojik ve sosyal kanunların gereğidir. Mısır yönetimi böylece büyük yönetim olmuştur.

 

Öz Türkçe ile:

“Büyücüler geldiğinde Firavuna ‘Yenenler olursak bize karşılık var mı?’ dediler.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Sahara ciet ettiğinde Firavuna ‘Bize ecr var mıdır, galipler olursak?’ diye kavl ettiler.”

 

FaLamMAv CAvEa elsSaXaRaTu QAvLUv LiFiRGaVNa EaEinNa LaNAv LaEaCRan EiN KunNAv NaXNu eLĞAvLiBİyNa

فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ (41)

 

***

قَالَ نَعَمْ

QAvLa NaGaM

“‘Evet’ diye kavl etti”

Buradaki “evet/نَعَمْ” ile aynı zamanda ücret de belirtilmiş olur. İhale yapılır. Bedeller belli olur yahut bedelsiz yapılmış olur. Akit gerçekleşir.

Bedel iki yolla tayin edilir: Ya resmi değerler vardır ya da hakemler karar verir.

Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası’nda mallarda semen belli değilse akit tamamlanmamış olur. Miras gibi akde dayanan malların bölüşülmesinde hakemlere gidilir. Emekte akitler geçerlidir. Ücretler resmi ücretler olur. Yoksa hakemler belirler.

وَإِنَّكُمْ إِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ (42)

Va EinNaKuM EiÜAv LaMiNa eLMuQarRaBİyNa

“Ve siz izen mukarrabînden olacaksınız.”

الْمُقَرَّبِينَ marife getirildiğine göre bir mukarrabîn kurumunun var olduğu ifade edilmiş olur. Kur’an’da müminlerin içinde mukarrabûn olanlar vardır. Demek ki Mısır’da da aynı kurum vardır. 

Başkanların yanında mukarrabundan olan bir cemaat vardır. Mukarrabûn kimseler dayanışma ortaklıklarıdır. Nâsı temsil ederler. Ayrıca başkanlara kontenjan tanınır. Yarısı da başkanın tayin ettiği kimselerden oluşur.

Firavun kendi kontenjanına onları alacağını söylüyor.

 

YORUM

Başkan dayanışma sorumluları ile görüşür. İlmî, meslekî, siyasî ve ahlâkî sorumlularla istişare eder. Başkan bir de kendisinin oluşturduğu danışmanlarla istişare eder. Bunlar ilmî, meslekî, siyasî ve ahlâkî dayanışma şurasında yer alırlar. Yani başkan ordu komutanlarıyla istişare etmek zorundadır. Bu istişare meclisinde istediği emekli ordu komutanlarını da bulundurur.

 

Öz Türkçe ile:

“‘Evet siz o dem yakınlardan olacaksınız.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“‘Evet, siz izen mukarrabindensiniz.’ diye kavl etti.”

 

QAvLa NaGaM Va EinNaKuM EiÜAv LaMiNa eLMuQarRaBİyNa

قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ (42)

 

***

 

قَالَ لَهُمْ مُوسَى أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ (43)

QAvLa LaHuM MUvSAy eLQUv MAv EaNTuM MuLQUvNa

“Musa onlara ‘Mulki olduklarınızı ilka edin.’ diye kavl etti.”

لَقَاةiki yerleşik bölge arasındaki buluşma yerinin adıdır. لِقَاء buluşmak, kavuşmak demektir. إِلْقَاء ise koymak, yerleştirmek anlamına gelir. ل belirlemeyi, ق kuvveti, ي kolaylığı ifade eder.

Musa Peygamber onlara ilka edeceğinizi ilka edin der. Peygamber Musa’nın bu yarıştaki üstünlüğü gündemi kendisinin belirlemesi olarak karşımıza çıkar. Sahirler Peygamber Musa’yı susturacak yeni şeylerle gelmezler. Biz bunu yaparız sen de yap demedikleri anlaşılır. Musa’nın yaptığının benzerini getirmek için çalıştıkları görülür.  

Adil Düzen karşısında da Tekel Sermaye yeni bir şeyle gelmez. Bizi gündem dışı bırakmak isterler ama kendileri bir gündem getirmezler.

İnsanlığın gündeminin Adil Düzen ekibi tarafından oluşturulacağı günler yaklaşmaktadır. Bizlerin Peygamber Musa gibi gündemi oluşturacak düşünce ve eylemler ile çıkacağı günler yakın gözükmektedir.

Örneğin bugün Corona virüs ortaya çıkmıştır. Bizim buna bir çare bulmamız gerekir. Doktorlarımız istişare etmelidirler. Kur’an’dan da yararlanarak çare bulmamız gerekiyor. Şimdi bizi dinlemezler ama günü gelince mecbur kalırlar.

 

YORUM

Virüsün ilacı neler olabilir?

1- Cemaatle günde beş defa namaz kılarak bu suretle doğal olarak virüsü bulaştırıp ağır hastalanmadan virüsten kurtulabiliriz.

2- Oruç tutuyoruz. Gündüz açlık esnasında fırsat bulan virüs vücuda girerse de akşamleyin karnımızı doyurunca, bir de sahurda da başlayınca akyuvarlar veya görevli hormonlar virüsleri tepelerler.

3- Kurbanlar keseriz. Etlerini çevreye hatta diğer ülkelere ulaştırabiliriz. Virüs yayılır. Virüslü etlerde anti virüsler de oluşur. Böylece kurban etleri ilaç olur.  

4- Akraba ziyaretleri yapabiliriz. Uluslararası seyahat yaparız. Bir yerden aldığımız virüsleri başka yerlere taşırız. Bizde virüs varsa anti virüs de vardır, dolayısıyla derdi götürürken devasını da götürmüş oluruz.

 

Öz Türkçe ile:

“Musa onlara ‘Koyacağınızı koyun.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

Musa onlara ‘Mulki olduklarınızı ilka edin.’ diye kavl etti.

 

QAvLa LaHuM MUvSAy eLQUv MAv EaNTuM MuLQUvNa

قَالَ لَهُمْ مُوسَى أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ (43)

 

***

 

فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ

FaEaLQaV XiBAvLaHuM GiÖiyYaHuM

“Habllarını ve asalarını ilka ettiler.”

حَبْلip demektir. Yük için kullanılan ipe حَبْل, ondan uzun olan ipe de طَوْلdenir. Kur’an’daحبل 7, حور13 defa geçmektedir. Toplam 20 (22*5) eder. حhareketi, بgeçidi, لbelirginliği ifade eder.

عَصَا sopa demektir. Değnek anlamındadır. ع etkiyi, ص dayanıklılığı, و beraberliği ifade eder.

Sonunda sihir dediğimiz şey karagöz oyunudur. Bugün daha alası televizyonlarda ve sinemalarda yapılır. O gün bu tekniği kullananlar, insanlara istediklerini gösterebilmişler, onları uyutabilmişlerdir.

Bu ayet büyücülerin ellerinde doğa kanunlarının dışında hiçbir güç olmadığını çok açık bir şekilde anlatır. Yaptıklarının hepsi göz bağcılıktan ibarettir. Aslında bugünkü sahirler televizyonu bunun için kullanır, böylece topluluğa olanları ters gösterir.

وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ (44)

Va QAvLUv BiGizZaTi FiRGaVNa EinNAv LaNaXNu eLĞAvLiBUvNa

“Ve ‘Ancak Firavunun izzetiyle biz galip gelenleriz.’ diye kavl ettiler.”

عِزّ Yağmur suyu ile doymuş topraktır. “Ta’ziz etmek” güçlendirmek veya yüceltmek anlamına gelir. ع etkiyi, ز zamanda diziyi ifade eder.

Sahirler Firavunda bir güç olmadığını bilirlerse de tüm maharetlerini Firavunun gücü ile yaptıklarını söyleyerek halkı Firavuna taptırırlar. Sonra da Firavunla pazarlık yaparak ücretlerini alırlar. Onlara istediğini yaptırmıştır. Oyun aynı oyundur.

“Biz galip geleceğiz” demişlerdir. Savaş silah savaşı değil bilgi ve beceri savaşıdır. Mısır sahirleri kim ilimde galip gelirse sonunda gerçekte onun galip olduğunu bilirler.

Bugün AK Parti hala öğrenememiştir. Kur’an düzeni dünyada galip olmuştur. Aslında Hitler yoktur, Mussolini yoktur. Çağın sahirleri onları ortaya koymuşlardır. Halkı onlara itaat ettirmişlerdir. Artık günümüzde silahla, soruşturmalar ile değil fikirle galip gelinir. 

Evet, Firavunun kavmine gelmiş olan yedi belanın benzerleri çağımızın insanlığının da başına gelecektir. Çare Kur’an düzeninde olacaktır. İnsanlık ister istemez anlamlarını bilip kavrayarak namaz kılmaya, oruç tutmaya, kurban kesmeye, hacca gitmeye başlayacaktır.

 

YORUM

Firavunun varlığı ehramlarla yani piramitlerle bilinir. Güçlü bir devlet olduğu da yine ehramlarla sabittir. Bize papirüsler üzerinde yazılar bırakmışlardır. Bunlar resmi gazete mahiyetinde olduğundan Mısır’ın hayatını tam olarak yansıtmazlar. Buna karşılık Tevrat, Kur’an, Herodot ve Roma tarihçileri bize bilgiler verirler.

Bugün yaşanılan dünya o günlerin bir tekrarı sayılır. Her peygamber bir kavmin bir kötülüğünü anlatır. Şimdi ise bu kötülüklerin hepsi birden karşımızda durmaktadır. İnsanlık tufanı atlatamazsa daha beter bir tufan karşı karşıya kalacak demektir.

Gelişmiş canlılarda hayat birden söner, bir kurşunla sapasağlam vücut hayatını kaybeder. İnsanlık uygarlaşmıştır. Birden ölüverir ve bütün hücreler birden işlevlerini yitirirler. İnsanlık bu tufanın eşiğindedir. Ancak semt kooperatifleri kuranlar ile insanlık anayasasını kendi yaşamlarında uygulayanlar kurtulacaklardır.

 

Öz Türkçe ile:

“Onlar ipleri ile sopalarını koydular ve ‘Ancak Firavunun saygınlığı ile biz yenenleriz.’ dediler.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Habllarını ve asalarını ilka ettiler ve ‘Ancak Firavunun izzetiyle biz galip gelenleriz.’ diye kavl ettiler.”

 

FaEaLQaV XiBAv LaHuM GiÖiyYaHuM Va QAvLUv BiGizZaTi FiRGaVNa EinNAv LaNaXNu eLĞAvLiBUvNa

فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ (44)

 

İstanbul, Yenibosna; 16 MAYIS 2020

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayanlar: ECE FERAH

REŞAT NURİ EROL

TAYİBET ERZEN

SÜLEYMAN AKDEMİR

resatnurierol@gmail.com

(0532) 246 68 92

 


YorumcuYorum
Serkan Sönmez
17.05.2020
15:50
Allah razı olsun hocam Allah'a emanet olun inşallah




Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1088
Neml Suresi Tefsiri 54-58. Ayetler
31.10.2020 11 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1087
Neml Suresi Tefsiri 45-53. Ayetler
24.10.2020 85 Okunma
2 Yorum 25.10.2020 11:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 83 Okunma
1 Yorum 19.10.2020 11:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 137 Okunma
1 Yorum 13.10.2020 10:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 191 Okunma
3 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.9.2020 247 Okunma
7 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.9.2020 228 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.9.2020 250 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1080
Neml Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
5.9.2020 240 Okunma
2 Yorum 06.09.2020 15:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1079
Neml Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
29.8.2020 295 Okunma
2 Yorum 30.08.2020 20:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.8.2020 337 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.8.2020 364 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.8.2020 411 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.8.2020 460 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.7.2020 454 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.7.2020 505 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1072
Şuara Suresi Tefsiri 141-159. Ayetler
11.7.2020 401 Okunma
2 Yorum 12.07.2020 15:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.7.2020 507 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1070
Şuara Suresi Tefsiri 105-122. Ayetler
27.6.2020 503 Okunma
2 Yorum 28.06.2020 18:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.6.2020 616 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1068
Şuara Suresi Tefsiri 83-91. Ayetler
13.6.2020 529 Okunma
1 Yorum 14.06.2020 16:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.6.2020 707 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.5.2020 769 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.5.2020 692 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1064
Şuara Suresi Tefsiri 34-44. Ayetler
16.5.2020 579 Okunma
1 Yorum 17.05.2020 15:50