Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
NAHL SÛRESİ TEFSİRİ-16.SURE

497 Okunma
ASPxHyperLink

NAHL SÛRESİ-36-39.AYETLER
Süleyman Karagülle

 

***

 

NAHL SÛRESİ - 9. Hafta

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

أَتَى أَمْرُ اللَّهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (1) يُنَزِّلُ الْمَلَائِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ أَنْ أَنْذِرُوا أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاتَّقُونِ (2) خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ تَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (3) خَلَقَ الْإِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ (4) وَالْأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (5) وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ (6) وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ إِلَّا بِشِقِّ الْأَنْفُسِ إِنَّ رَبَّكُمْ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ (7) وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ (8) وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ وَمِنْهَا جَائِرٌ وَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ (9) هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ (10) يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالْأَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ (11) وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِأَمْرِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ (12) وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ (13) وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (14) وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَنْ تَمِيدَ بِكُمْ وَأَنْهَارًا وَسُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ (15) وَعَلَامَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ (16) أَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ (17) وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللَّهِ لَا تُحْصُوهَا إِنَّ اللَّهَ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ (18) وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ (19) وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ (20) أَمْوَاتٌ غَيْرُ أَحْيَاءٍ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ (21) إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ (22) لَا جَرَمَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِينَ (23) وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ مَاذَا أَنْزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ (24) لِيَحْمِلُوا أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلَا سَاءَ مَا يَزِرُونَ (25) قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَأَتَى اللَّهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ (26) ثُمَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُخْزِيهِمْ وَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَائِيَ الَّذِينَ كُنْتُمْ تُشَاقُّونَ فِيهِمْ قَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ إِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّوءَ عَلَى الْكَافِرِينَ (27) الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ فَأَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُوءٍ بَلَى إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (28) فَادْخُلُوا أَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرِينَ (29) وَقِيلَ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا مَاذَا أَنْزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا خَيْرًا لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَلَدَارُ الْآخِرَةِ خَيْرٌ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّقِينَ (30) جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَاءُونَ كَذَلِكَ يَجْزِي اللَّهُ الْمُتَّقِينَ (31) الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (32) هَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا أَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلَائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ أَمْرُ رَبِّكَ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللَّهُ وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ (33) فَأَصَابَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ (34) وَقَالَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَا آبَاؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ (35)

 

***

 

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولًا أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللَّهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ (36) إِنْ تَحْرِصْ عَلَى هُدَاهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ (37) وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَا يَبْعَثُ اللَّهُ مَنْ يَمُوتُ بَلَى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ (38) لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي يَخْتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِبِينَ (39)

 

***

 

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولًا أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللَّهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ (36)

Va LaQaD BaGaÇNAv FIy KulLı EumMaTin RaSUvLan EaNı uGBuDuv elLAvHa Va iCTaNiBuv elOAvĞUvTa FaMiNHuM MaN HaDay elLAHu Va MiNHuM MaN XaqQaT GaLaYHı elWaLAvLaTu FaSIyRUv FieLEaRWı Fa uNJuRUv KaYFa KAvNa GaQıBaTu eLMuKaüÜıBIyNa

“Allah’a ibadet ediniz ve Tağuttan ictinab ediniz diye her ümmete bir resul ba’s etmekteyiz. Onlardan Allah’ın hidayet ettikleri vardır ve onlardan üzerine dalalet hak olmuş olanlar vardır. Yer’de seyr edin de mükezziblerin akıbetinin nasıl olduğuna nazar edin.”

Hazreti Muhammed’in son resul olduğu hususunda yaygın kanaat vardır. Oysa Kur’an Hazreti Muhammed’in bir resul olduğunu ve nebilerin de hatemi olduğunu bildirmektedir. Nebileri de hatemu’l-enbiya olarak değil, hatemu’n-nebiyyin olarak bildirmektedir. Hazreti Nuh peygamberden başlayıp uygarlaştıran nebiler silsilesinin hatemidir. Yoksa nübüvvet sona ermemiştir. Kur’an’dan sonra yeni kitap gelmeyecektir. Cebrail’den vahiy alacak bir nebi gelmeyeceği gibi bütün insanlığa Kur’an’ı tebliğ ile yükümlü bir resul de gelmeyecektir. Bu hususta mevcut Sünni ve Şii uleması ile beraberiz. Ama risalet de nübüvvet de devam edecek, her devirde ve her toplulukta nebiler de gelecek, resuller de gelecektir.

Bu ayet bu hususu çok açık bir şekilde ifade etmektedir.

Buradaki harfi atıf, “Ve kale ellezîne eşraku”ya atfedilmiştir. “Allah isteseydi biz şirk etmezdik” demelerine karşılık, Allah’ın ne yaptığını bildirmektedir. Allah müşrik veya mümin olmalarını kendilerine bıraktı. Ancak her devirde resuller ve nebiler geldiler ve insanları uyardılar. Kimilerine Allah hidayet etti. Çünkü resulleri ve nebileri dinlediler. Kimilerine dalalet hak oldu.

“Lekad” kelimesi ile başlamaktadır. Anlamı, şimdi de devam ediyor demektir. Yani Hazreti Muhammed ile ne nübüvvet ne de risalet son bulmuştur. Allah nebiler ve resuller göndermektedir.

Peki, bugünün nebileri kimlerdir, bugünün resulleri kimlerdir? İçtihat yapıp tebliğ yapanlar nebilerdir. Örnek olarak Bediüzzaman nebidir. Müçtehitlerin içtihatlarını Allah’ın vahyi kabul edip insanlığa tebliğ edenler de resullerdir. Örnek olarak Erbakan bir resuldür.

Bediüzzaman’ın nübüvvetini şimdi cemaat yaymaya devam etmektedir. Nur Risaleleri tüm dünyaya ulaşmış bulunmaktadır. Erbakan’ın risaletini Ak Parti devam ettirmektedir. İnsanlık bugün tebliğini almış bulunmaktadır. Buradaki ayet bunu ifade eder.

Burada “her ümmet” denmektedir. Ümmet, imamı olan topluluk demektir. İmam değişince ümmet de değişmiş olur. İmam nekredir ve külli kelimesi ile tamim edilmiştir. Yani her topluluğun bir resulü vardır. Biri çıkar ve onları uyarır. Biz en küçük topluluk olarak kabileyi yani bucağı kabul ediyoruz. Ama Kur’an “her kavmin hâdisi vardır” demekle, her ulusun bir hadisi yani resul ve nebileri vardır.

Kur’an’dan sonra vahiy içtihat ve icmadır, akıl ve müsbet ilimdir. Müçtehitler nübüvvet görevini yüklenmişlerdir. Uygulayanlar da risalet görevini yüklenmiş olurlar. Bunlar siyasiler ve iş adamlarıdır. Anadolu aslanları ve Anadolu kaplanları bunlardandır.

Burada bir itiraz söz konusu olabilir:

-Bunlar nasıl nebilerdir ki günah işlemekte, paraleller olup birbirlerine saldırmaktadır?

Allah’ın kurduğu düzen budur. Bugün yeryüzüne hâkim olan İsrail oğulları 11 hain kardeşin oluşturduğu ulustur. Hazreti Musa aralarından ayrılınca puta tapanların çocuklarıdır. Dolayısıyla gerek Gülen cemaatinin, gerekse Ak Parti’nin Bediüzzaman ve Erbakan’a karşı davranışları, onların risalet ve nübüvvet görevlerine mani değildir. Zaten içtihat müessesesi demek, hataların ve günahların olduğu müessese demektir.

Akevler cemaatine bakıyorum da, İstanbul’da Ahmet Uzun ve Ahmet Kırtekin, İzmir’de Emin Özdemir ve Hilmi Altın, akıl almaz hatalar içinde kendi görevlerini yapmaktadırlar. Ben bunlara bakarak adeta ümidimi keser gibi oluyorum. Ama bu ayet bize hatalı düşündüğümüzü bildiriyor. Kimse tam olarak görevini yapmayacak, Hazreti Muhammed’den sonra kimse tek görevli olmayacaktır. Her topluluğa ayrı resul ba’s edilecek. Ama yine de Kur’an nuru ile üçüncü binyıl Kur’an uygarlığı kurulacaktır. Günahkâr olmamız onun gelmesini durdurmayacaktır. Biz bir yapacağız, Allah on verecek, yüz verecek. Akevler’in, Millî Görüş’ün ve cemaatin yaptıkları böyle oldu.

Sabırla ve ümitle çalışmaya devam etmeliyiz.

Allah’a ibadet ediniz diye resuller gönderdik.

Allah’a ibadete etmek ne demektir?

Ben emeğimi birisinin emrine veririm, ücretimi alırım; bu ameldir. Allah insanlar arasında ameli salihatı emretmiş, birbirimizin amili olacağız.

İbadet ise başkasına iş yapmaktır. Yalnız benim işlerimi yapacaksın. Başarırsan ben ücretini ödeyeceğim. İşte bu Allah’tan başkasına ibadettir.

İş anlaşması hâlâ işçilik ise haramdır, faizdir. Yani ben bir iş yapmasam da maaş alıyorsam, ben ona ibadet ediyorum demektir.

İslâm ehli başkanlar, insanlara bunu tebliğ ettiler. Herkes Allah’ın halifesi olan topluluğun abdi olacaktır. Topluluk herkesin nafakasını temin edecek, herkes de tüm zamanını topluluğa verecektir. Bir berber beni tıraş ettiği zaman ödediğim ücret berbere değildir. Beni topluluk tıraş etmiştir ve ben o topluluğa borçlanmış olurum. Berber de topluluktan alacaklı olur. Bu sebepledir ki berbere ben para vermezsem veya veremezsem, berber alacağını topluluktan ister. Mahkemeler bunun için serbest sözleşmelerle yapılan davalara bakarlar.

Ben bir sözleşme yaptığım zaman, mesela Dr. Mete Firidin ile yapmamış, Allah’la yapmış olurum, O’nu temsilen akit yaparım. Dolayısıyla sözleşmeyi devlet güvence altına alır.

Roma’da böyle değildir. Roma’da kişiler devleti temsil etmezdi. Devlet görevlisi aracılığı ile akit yaparlardı. Bugün Batılılar hala nikâhta ve tapu işlerinde böyle yapıyorlar. İşte, Avrupa inkılâplar ile Roma’nın bu anlayışını terk edip serbest sözleşmeyi kabul etti, böylece Kur’an düzenine girdi ve bugünkü uygarlığa bu sayede ulaştı.

Tağuttan ictinab edilecektir.

Tuğyan etmek demek, yemek pişerken kabarır ve taşar, işte buna tuğyan denir. Yahut sel olur ve kanaldan, gölden taşar, su taştı tuğyan etti denir. Bir kimse şeriatın kuralları dışına taşarsa buna tuğyan denir. Bunu suç sayar ve tövbe eder. Tekrar şeriatın içine girerse, bu tağut değildir. O halde PKK tağut değildir, PKK’yı besleyen Sermaye tağuttur. Sermaye’nin taşeronu olarak PKK’yı azdırıp yöneten millî istihbaratlar tağuttur.

Bugün tağut Sermaye’dir ve demokratik olmayan yönetimdir. Her devrin nebileri ve yöneticileri hep bu iki güçle cihat yapmışlardır. Firavun ve Karunlar resullerin cihat yaptıkları kimseler olmuşlardır.

Ticaret de olacak, yönetim de olacaktır. Ticarette faizsiz serbest akit ilkesi ilahi düzendir. Bunlara göre hareket etmek, Allah’a ibadet etmedir. Faizli tekel işler tağuttur. Ondan ictinab etmek bizim görevimiz olduğu gibi insanlığa duyurmak da görevimizdir. Faizli karşılıksız dolardan uzaklaşmadıkça kendinizi pislikten kurtaramazsınız.

“Allah’a ibadet ediniz” diyor, sonra da “Allah” kelimesini iade ediyor. Birinci “Allah” O’nun halifesi olan topluluğu ifade ediyor. İkinci “Allah” ise âlemlerin rabbi ilahın düzen ve iradesini beyan ediyor. Dalaleti hak etti diyerek ilahi kanunların çarptığını söylemektedir.

Allah’ın hidayet ettiği kimseler hakem kararlarına uyan kimselerdir. Savaşsız düzen kurulmuş olur. Dalaleti hak edenler ise hakem kararları yerine para ve silahla birbirlerine saldıranlar demektir. Adil yargı sistemi kurulacak, herkes hakem kararlarına uyacak, uymayanlara karşı inananlar bir olup gereğini yapacaklar.

İşte, İslâm düzeninin dayanakları bunlardır.

“Yer içinde seyrediniz denmektedir, “ale’l-erdi” denmemektedir. Bu da uygarlıkların şimdi toprak altında olduğuna işaret etmektedir. Bugün yeraltı kazıları yapıp uygarlıkları ortaya çıkarmak insanlığın büyük uğraşı olmuştur. Her devlette kazı yapan teşkilat oluşmuştur. Yeraltı yazıtları ortaya çıkmaktadır. Burada “nazar ediniz” diyor. Yani topraktan çıkan belgeleri okuyunuz demektir. Bunun için o yazıların okunması gerekir. Sonra o dilin öğrenilmesi gerekir. Binlerce sene önce toprağa girmiş bir dili şimdi nasıl öğreneceğiz?

Allah her hususta bir ayet bırakmıştır. Bin Dil Üniversitesi’ni kuracak ve halkın konuştuğu yerel dilleri kitaplarda ortaya çıkaracağız. Sümerlerin kullandığı kelimeleri bugün kullanan topluluklar vardır. Belki bunlar bir işarettir. Bin dil üzerinde çalışma yapacağız. Kuracağımız binalarda her on ailelik kat bir dile sahip çıkacak. Ama onlar da o dile yakın on şive üzerinde duracaklar, böylece on bin dil üzerinde durmuş olacağız.

AKEVLER NE YAPIYOR?

Akevler bir uygarlık projesini hazırlıyor. Her konuda görüşleri ve tespitleri olmaktadır. Küçük çapta uygulamalarla bu işi yapmaktadır.

İlahi düzenin tohumu ortaya konmuştur. Birinci Akevler uygulamasında tohum ortaya kondu. Erbakan’ın ve Gülen cemaatinin büyük katkıları olmuştur. Şimdi bu tohumu dikip çimlendirme zamanıdır. Sizler “Adil Düzen” üzerinde çalışarak bu tohumun yeşermesi için zemin hazırlayacaksınız. Gelecek yıllarda bu düzen Kur’an düzeni olarak doğacak ve yeşerecek, üçüncü binyıl uygarlığı Kur’an nurunun tamamlandığı binyıl olacaktır.

Mukezziblerin durumu ele alınmıştır. Birisi bir şey söylediği zaman onu tekzib etmeyeceksin, tasdik de etmeyeceksin; tebeyyün edeceksin. Yanlış olduğuna kanaat getirirsen reddedeceksin. Doğru olduğuna kanaat getirirsen kabul edeceksin. Peşin reddetmek veya peşin kabul etmek küfürdür. Genel olarak peşin kabul edenler azdır, peşin reddedenler çoktur. Bu sebeple burada mükezziblerden söz etmektedir.

Kamunun bir görevi ortaya çıkmakta, Akevler’de yetişenlerin dışında o işi yapacak kimse bulunmamaktadır. Mesela, Merkez Bankası’nı faizli düzenden ancak Akevler Ekolü kurtarabilir. Ak Partililer olmaz diyorlar! Neden? O zaman para politikası Akevler’in eline geçer. Bu kardeşlerimizin bu sözlerine ağlaması gerekir. Şimdi bu devlet Ak Parti’nin eline geçmiş değil midir; Akevler’in eline geçse ne olur? Biz Akevler olarak bu hesapları yapsaydık, şimdi ne Gülen Amerika’dan dünyaya buyurabilir, ne de Ak Parti ahkâm keserdi.

Her şey Allah’ındır. Ulusundur. Kim ona daha ehil ise emanet ona verilecektir. Bunu ben söylemiyorum, Kur’an söylüyor. Bugün puta tapan İsrail oğullarından daha beter bir durum vardır. Ama yine de Kur’an düzeni bunlarla gelmektedir.

وَلَقَدْ بَعَثْنَا

Va LaQaD BaGaÇNAv

“Ve ba’s etmekteyiz”

Kur’an’da resulün ba’s edilmesinden ve irsal edilmesinden bahsedilmektedir. Nebiler için ca’lettik denmektedir. Demek ki nebiler ca’lediliyor.

Herkes içtihat yapmakla ve amel etmekle yükümlü olur. İçtihat yapınca kendisi için vahiy almış oluyor. Bunun yanında bazı kimseler içtihatlarını başkalarına aktarmakla yükümlü oluyorlar, bunların nebilerdir. Görevleri Kur’an’dan ve dört delilden öğrendiklerini resullere aktarmaktır.

Resuller için ba’s ve irsal kelimeleri kullanılıyor.

Ba’s nedir, irsal nedir? 

Seni mahmud makama ba’sedebilir denmektedir.

Bir insan özel eğitim yaparsa âlim olur, fakih olur. Akevler’deki çalışmalar böyledir. Kendimiz için çalışırız, öğreniriz ve uygularız. Bunların içinde Erbakan ve Gülen gibi makamı mahmuda ba’s olunanlar vardır. Topluluklar onların dediklerini yaparlar. Topluluk içinde otoriteleri doğar. Halk onların çevresinde kümelenir. Parti başkanları, tarikat şeyhleri, büyük işletme patronları, ilmî otoriteler makamı mahmuda ba’s olunanlardır. Aristo ve Sokrat da böyledir. Newton ve Einstein de böyledir. Meşhur olmuşturlar ve halka tebliğde bulunurlar. Birçok ilim adamları, din adamları, siyaset adamları vardır ki, onlar da öbürleri kadar başarılı olmuşlardır ama halk onları tanımamış ve saymamıştır.

İrsalde ise halkın onları kabullenmesi gerekmez. Görevlerini yapmaya çalışırlar. Görevlerini halkla didişerek yaparlar ve hayatlarında başarıya ulaşamayabilirler.

Her ümmetin içinde ba’settik diyerek her toplulukta bu tür uyarıcıların olduğunu beyan etmiş olur.

Eğer buradaki “Na” harfini kamu olarak anlarsak, her topluluğun bir başkanı olacaktır demektir. Bucaklar başkanlarını atarlar. Topluluk ba’setmiş olur. Ocakların ve bucakların başkanları vardır. Ocaktakiler beş vakit namaz kıldırırlar. Bucaktakiler cumaları kıldırırlar. Ayrıca il merkez bucakları vardır, ülke merkez bucakları vardır, insanlık merkez bucağı vardır. Bunlar halk tarafından ba’s edilmişlerdir, yani seçilmiş başkanları vardır.

Demek ki bizim “İnsanlık Anayasası”nda bucak teşkilatını ve başkanların seçilmesini anlatmış olmaktadır.

فِي كُلِّ أُمَّةٍ

FIy KulLı EumMaTin

“Her ümmet içinde”

Her topluluk Allah’ın halifesidir. Ocak, bucak, il, ülke ve insanlık halkı Allah’ın yeryüzündeki temsilcileridir. Halk birleşir ve kendilerine başkan seçerler. Halkın seçtiği başkanlar Allah’ın seçtiği başkanlardır.

Halk bu seçimi nasıl yapar?

Önce halk İlmî Dayanışma Ortaklıklarını kurarlar. Bunların sorumluları İlmî Şurayı oluştururlar. İlmî Şura sıralama usulü ile askerlerden birini imam olarak seçer. İmam kendi bucağında, ilinde, ülkesinde veya insanlıkta ona yakın komutan atar. Komutanlar başkan adına biat alırlar. Yeter sayıda asker bulabilen komutan olmuş olur. Halk emirlerden birisine biat eder. Böylece başkana biat tamamlanmış olur. Başkan ülke içinde seçilmiş olur; bütün halk tarafından seçilmiş olur. Her taşra ve merkez bucağının başkanı vardır. Bunun için “her ümmet içinde” denmektedir.

رَسُولًا

RaSUvLan

“Bir resul”

Her bucakta veya ocakta, taşra veya merkez bucaklarında bir başkan vardır. İkinci başkanlık iddiası mescidi dırarla anlatılmıştır.

Arılarda bir tek anaç arı bulunur. Yedekler peteklerde yumurta halinde olurlar. Bazen ikinci anaç devreye çıkarsa işçi arılar onu hemen orada öldürürler. Kovan büyümüşse eski anaç arı kovanı terk eder. Kalanlar kendilerine bir tek anaç arıyı üretirler.

Evet, İslâmiyet’te başkanlık sistemi vardır ama merkezi yönetim sistemi yoktur. Başkan sorumlu değildir. Şuraların atadığı bakanlar sorumludur. Başkan bakanları atamaz. Başkanı bir parti değil, halk da değil, başkanı sıralama usulü ile ilmî dayanışma sorumluları seçerler. Atadığı emirlere tüm halk biat ederek tüm halkın seçtiği kişi tüm halkın başkanı olur.

أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ

EaNı uGBuDuv elLAvHa

“Yalnız Allah’a ibadet edeceksiniz”

Herkes topluluğun işçisi olacak ve geçimini de topluluk sağlayacak. Kişiler kişilerin hâkimi olmayacaklar. Başkan dâhil kişiler topluluğun işçileridir. Onlar çalışırlar ve ondan ücret alırlar. Aralarında çıkan nizaların son çözüm mercii hakemlerdir. Hakemlerin kararı Allah ve resulünün kararıdır.

Başkanların görevi halkı kendilerine ibadet ettirmek değildir, halkı topluluğa ibadet ettirmektir. Meclis kararlarına ve kurallarına uymalarını sağlarlar.

Başkan dâhil yöneticiler kanun vazedemezler, kanunları meclisler yapar. Yöneticiler kendi içtihatları ile bu kanunları uygularlar. Meclisin kanunlarına uymayanları muhakeme etmek de hakemlerden oluşmuş bağımsız yargıya aittir.

وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ

Va iCTaNiBuv elOAvĞUvTa

“Ve tağuttan ictinab ediniz”

Topluluğun yaptığı yasalar değil de ona karşı çıkan şeytan grubunun fitne kararlarından uzak olacaksınız. İşte düzen budur. Hakemlerin kararlarına uymayanlar tağuta uymuş olurlar. Müminlerden oluşan ordu bu tağut kararlarına uyanları yola getirir. Bir kısmının cezası burada verilir, bir kısmının ise ahirete kalır.

فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللَّهُ

FaMiNHuM MaN HaDay elLAHu

“Onlardan Allah’ın hidayet ettikleri vardır”

Yani kendi seçtikleri başkanların kanunlarına uyarlar veya gönderilen elçiler gönderenlerin istekleri doğrultusunda yönetirler. Bunlara Allah yani âlemlerin rabbi olan Allah hidayet etmiştir. Halkın iyi niyetle seçtiği yöneticiler de iyi yönetmektedirler.

Halk topluluk dışında kimsenin kulu olmamaktadır. Yöneticiler de tanrı olmadıklarını bilerek topluluğa bir kul olarak hizmet vermektedirler.

Yani buradaki “Hum” zamiri ba’s edilen resullere de gider, ba’s edilen halka da gidebilir. Yani Allah hak yönetimini kurmuştur. Halk kendilerine başkan seçer, ona itaat eder veya isyan eder. Seçilenler de halkın istediklerini yapar veya dalalete giderler.

وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ

Va MiNHuM MaN XaqQaT GaLaYHı elWaLAvLaTu

“Ve onlardan üzerine dalalet hak olanlar vardır”

Halk seçtiği kimselere itaat etmez. Başkanın topluluk lehine buyruklarını dinlemez. Topluluğun mallarını ve varlıklarını yağmalamaya devam ederler. Rüşvet verirler, vergi kaçırırlar, yolsuzluk yaparlar, hileler yaparlar. Başkanları da kendi çıkarları için seçerler.

Seçilenler de kendileri seçenlerin lehine değil de, kendi yakınlarına veya partilerine kamunun hukukunu aktarırlar.

Şimdi “Adil Düzen”in ne olduğunu anlamış oluyoruz. Önce başkan ekseriyet tarafından değil, tüm halk tarafından seçilmelidir. Başkanlar onları seçen azınlığın değil de tüm halkın başkanı olacaklardır. Bütün halk onun için tarağın dişleri gibi müsavi olacaktır.

Dün İslâmiyet’e karşı olanlar dalalette idiler.

Bugün İslâmiyet’te yer alanlar dalalettedirler.

Dündeki insanların bir ümidi vardı; iktidarı değiştirecekler ve işler düzelecekti.

İktidara gelindi ama işler düzelmedi. Hâlâ hizipçilik, hâlâ rüşvet, hâlâ yolsuzluk, hâlâ vergi kaçırma, hâlâ hile devam ediyor. Hâlâ bürokratik engeller ayyuka çıkmış durumda. Erdoğan’a muhalefet adeta millî şiar hâline geldi. Samimiler yanından uzaklaştı. Çıkarcılar onu yıkmak için destekliyorlar. Bütün bunlar Allah’ın haber verdiği şeyler.

فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ

FaSIyRUv Fiy eLEaRWı

“Seyr ediniz”

Sırf dolaşmak için dolaşırsanız bu “seyahat” olur. Bir şeyler elde etmek için dolaşırsanız “seyr” olur. Arzın içine seyr edin, hafriyat yapın ve yeraltı kalıntılarını ortaya çıkarın, uygarlıkların nasıl geliştiklerini ve nasıl battıklarını görün.

Bugün Batı bu görevi yapmaktadır. Ülkemiz de bu kazılara katılmaktadır. Eserler ortaya çıkmaktadır. Henüz layıkıyla incelenmemiştir. Bir de ateist bir mantık içinde tüm geçmiş, şirk içinde takdim edilmektedir. Örnek olarak, melekler olarak tercüme ederek tüm tarihi şirk batağında takdim etmektedirler. Allah’ın Tanrı gibi doğa isimlerini Tanrı’nın kendisi kabul ederek şafağa taptıklarını ifade etmektedirler.

Bin Dil Üniversitesi’ni kurarak geçmiş uygarlıkların dillerini yakalayacağız ve o sayede Kur’an’ın bu emrini yerine getirmiş olacağız.

فَانْظُرُوا  

FaNJuRUv

“Nazar ediniz”

Yani kalıntıları ve yazıları değerlendiriniz emri verilmektedir.

Bunu başaracak Bin Dil Üniversitesi’dir. Bin dil arasında geçmiş uygarlıkların dilleri de olacak. Böylece onları anlayacağız.

Yalnız yazılara değil; onların yapılarına, kullandıkları eşyalara, DNA’larına bakınız ve ibretler alınız. Tevrat’ın ve Kur’an’ın anlattıklarının tarihi gerçekler olduklarını görünüz.

Bu bir emirdir.

O halde Bin Dil Üniversitesi’ni kurmak bizlere farzdır.

Biz çalışırız...

Kurulup kurulamayacağı bize ait değildir.

1960’larda ‘kooperatif kuralım, parti kuralım’ dediğimiz zaman, herkes başaramayacağımızı söylüyordu. Onlara; ‘başarma bize ait değildir, kurma bize aittir’ dedik.

Başarıldı mı?

Evet, başarıldı.

Bugün de tekrar söylüyorum. Artık hedefimiz CHP ile yarışmak değildir. Hedefimiz kuracağımız firmanın Rockefeller gücünde firma olmasıdır. Bunun için nazar etmeliyiz. Üniversiteleri kurmalıyız. Medreseleri faaliyete geçirmeliyiz...

كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ (36)

KaYFa KAvNa GaQıBaTu eLMuKaüÜıBIyNa

“Mükezziblerin akıbeti nasıl oldu.”

Erbakan kırk sene kendi cemaati ile didişti. Cemaat güya Allah rızası için Akevler’e ve çalışmalarına karşı oldular. Erbakan gitti. Onlar da %22 oydan %1’lere düştüler. Hâlâ Akevler düşmanlığına devam ediyorlar! Hâlâ Erbakan’a karşı olmaya devam ediyorlar.

Mükezziblerin akıbeti böyle olmalıdır.

Onlar bizim doğru söylediğimizi biliyorlardı. Ama Sermaye’nin ayarlaması ile, tarikatların baskısı ile Erbakan’ı mürid-i mürted ilan ettiler!

Edenlerin akıbeti ne oldu?

Yeraltı kazıları yaptığımızda hep harab olmuş kentler göreceğiz.

Sonra ne göreceğiz?

Onun üstünde yeni kentlerin oluştuğunu göreceğiz.

Sonra ne göreceğiz?

Üst kentlerin alt kentlerden daha çok uygarlaşmış olduğunu göreceğiz. Katlar bize uygarlık tarihini verir.

Şimdi de sıra bizdedir. Yaşlanmış birinci Kur’an medeniyeti gidecek, yerine ikinci Kur’an medeniyeti gelecek. Zalim sömürü düzeni gidecek, “Adil Düzen” gelecek.

Bizim oralardan alacağımız ders uygarlaşma dersidir.

Bunları biz söylemiyoruz. Kazıları yapan Batılılar söylüyor. Münkirler söylüyor.

إِنْ تَحْرِصْ عَلَى هُدَاهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ (37)

Ein TaXRiÖ GaLAy HuDAvHuM FaEinNa elLAvHa Lav YaHDıy MaN YuWılLu Va MAv LaHuM MıN NaÖıRIyNa

“Onların hüdalarına hırs etsen de, Allah ıdlal edene hidayet etmez ve onların nâsırları da bulunmaz.”

Burada “men yadıllu” değil de “men yudıllu” gelmiştir. Dalalette olana hidayet etmez demiyor, başkalarını dalalete sürükleyene hidayet etmez diyor.

İsrail oğulları insanlığı idlal edip kendileri hidayet içinde olmayı istemekte, böylece Tanrı’nın has kulları olmayı tasarlamaktadırlar. Kendileri faizli iş yapmamakta ama insanları faizin içinde boğmaktadırlar. Allah başkalarını idlal edene hidayet etmez. Biz ne kadar istesek de, hidayet ermelerini sağlayamayız. Onlar başkalarını da idlal etmektedirler.

CHP zamanında kendileri içki içmişler, gayrimeşru hareket etmişler; bununla kalsalardı Allah onlara hidayet ederdi. Öyle yapmadılar, zorla başkalarını idlal ettiler. Başkalarının da şeriata aykırı işler yapmalarını istediler. Şeriata göre yaşamalarına mani olmaya çalıştılar. İşte, onlara hidayet nasip olmadı.

Yeni gelenler de bu baskıyı, bu zorlamayı terk etmiyorlar. HDP’nin durumu da budur. PKK’lılarla bir olup baskı ile Kürt halkından oy almaya çalışıyorlar. Bunların hidayete varamayacaklarını söylüyor.

Sosyalistler silahla, kapitalistler para ile insanları idlal ediyorlar. Bunların hidayete ermeleri imkânsızdır. Sovyetleri Gorbaçov ve Şevardnadze o baskı rejiminden kurtardı. Şimdi onlar kenara itilmiş durumda.

Kur’an bunların nâsırının da olmayacağını söyleyerek mağlup olacaklarını bildirmektedir. Evet, tüm İslâm karşıtı olanlar, halkı zorla dalalete götürmeye çalışanlar mağlup olmuşlardır ve olmaya da devam edeceklerdir. Onları kimse kurtaramayacaktır.

İnsan kendisi günah işleyebilir ama başkalarının günah işlemesine sebep olmaz. Oysa çağımızda ağlanacak durumumuz var.

Akevler’de toplantı oldu, saatlerce herkes top/maç seyretti; Fransa ile Portekiz oynuyormuş! Ama cemaatle namaz kılmak kimsenin aklına gelmedi!

Kur’an okuyorum ve dolayısıyla iyilikler olacağını biliyorum. Ama kimlerin hidayete katılacağını ve kimin ne olacağını asla kestiremiyorum. Bir bakıyorum çağımızda hemen herkes cennetlik, bir bakıyorum herkes cehennemde...

“İza cae nasrullahi …” okumanın dışında bir çıkış yolu bulamıyorum.

Sizler de ne çok ümitli olun, ne de ümitsizlik içinde olun. Size düşen görevi yapın, sonrasını O’na bırakın. Siz hidayete ereceksiniz, size nâsır bulunacaktır.

إِنْ تَحْرِصْ عَلَى هُدَاهُمْ

EiN TaXRuÖ GaLAy HuDAvHuM

“Onların hidayetlerine hırs etsen de”

“Hars” se (ث) ile ekin demektir.

“Hars” sin (س) ile koruyan demektir.

“Hard” dal (د) ile hurda demektir.

“Hard” dat (ض) ile teşvik etme zorlama demektir.

Savaşa girdikten sonra artık gevşeme yoktur.

“Hırs” şiddetli şekilde arzu etmek demektir, bir şeyi birinci konu yapmak demektir. Kişi önce onu yapar, ondan artan zamanı olursa başka işlerle meşgul olur.

Onların hidayete gelmeleri için bütün çabayı göstersen de denmektedir.

Saadet Partililerin Ak Parti’yi yıkma hırsları vardır.

Bizim de bunların “Adil Düzen”e gelmeleri için hırsımız vardır. Ama bizim hırsımız boşunadır. Biz görevimizi yapacağız, sonrası onlara aittir. Biz Akevler olarak görevimizi yaptık. Kooperatifimizi kurduk. Sermaye’ye dayanmadan, bütün saldırılara ve sömürülere rağmen, faizsiz ve her şeyimizi kaydederek yarım asırdır yaşıyoruz.

Biz Risale-i Nur şakirtlerini destekledik, tüm dünyaya İslâmiyet’i yaydılar.

Biz Erbakan’ı destekledik, şimdi beş büyüklerle aşık atacak siyaset yapıyorlar.

Ama hidayete geldiler mi; o bizi ilgilendirmez.

Hesabı bize değil Allah’a vereceklerdir.

فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي

FaEinNa elLAvHa YaHDIy

“Allah hidayet etmez”

Çıkış yolunu göstermez, selamet diyarından zulumat dünyasına giderler.

Kimler?

Kur’an bunu bize bildiriyor. Bunların kim olduğunu bilemeyiz. Kimler paraleldir, kimler halis mümindir; biz bilemeyiz. Biz kişiler hakkında karar vermeyiz. Kişilerin yaptıklarından haberdarız, o hususta söz söyleriz.

Siyasetin dine karışıp cemaatin okullarını ve yurtlarını kapatması ne kadar yanlışsa, cemaatin de siyasete soyunup düşmanlarla işbirliği yaparak iktidarı uzaklaştırmaya çalışması o kadar veya onun on katı daha yanlıştır.

Biz siyasette Millî Görüşe, dinde cemaate tabiyiz; onların hatalarına karşıyız ama kendilerine karşı değiliz.

Allah idlal edenlere hidayet vermez.

Sermaye insanlığı idlal ediyor. Onlar hidayete eremezler. Allah Sermaye’ye bu kadar büyük nimet verdi. Allah Ak Parti’yi tek başına iktidar etti. Onlardan Allah’ın istediği vardır. Bu istek hidayete doğru yönelmeleridir. Akevler’e karşı ve “Adil Düzen”e karşı olmamalarıdır. Karşı olanlar varsa, Allah onlara hidayet etmez.

مَنْ يُضِلُّ

MaN YuWılLu

“Kim idlal ederse”

“Men Yedillu” değil, “Men Yudillu”.

Bugün millî eğitimimiz baştan sonuna kadar idlal yuvasıdır. Ne ilimle ne de fıkıhla hiçbir ilgisi olmayan derslerin içinde boğulan çocukları cahil bırakmaktadırlar. Okullar eğitme değil, eğitime mâni olma, yanlışları ilim diye öğretme merkezi hâline gelmiştir. Gençler de derslere çalışacaklarına, çalışmadan sınıf geçme sevdasındadırlar.

Akevler inkılâp yapacak, çalışarak okuma sistemini getirip geliştirecektir.

Yüz Lojmanlı İşyeri Apartmanları’nda bedelsiz özel dersler verilecek; Matematik öğretilecek, Kur’an Arapçası öğretilecektir.

Mevcut okullara devam edecek ve diploma alacaklar ama ilmi ve mesleği kooperatifte öğrenecekler. Çocukları idlal eden maarifin elinden onlardan ayırmadan kurtaracağız. Biz okullar açmayacağız, dershaneler açmayacağız, paralel olmayacağız. Biz kendi apartmanımızda kendi çocuklarımızı yetiştireceğiz. İslâm’ın Kur’an Arapçasını, Batı’nın Yüksek Matematiğini öğreteceğiz. Kapalı dershanelerimiz veya okullarımız veya yurtlarımız olmayacak. Her lojmanlı apartman kendi çocuklarına ne isterse ek olarak onu öğretecek.

وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ (37)

Va MAv LaHuM MıN NavÖıRIyNa

“Ve onların hiç nâsırları yoktur.”

Evet, kendileri hidayete eremeyecekler ama aynı zamanda onlara gelecek azabdan da onları kurtaracak olmayacaktır.

Buradaki “Hüm” kimlerdir?

Halkın seçtiği başkanlar ve başkanları seçen halktan idlal edenlerdir.

وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَا يَبْعَثُ اللَّهُ مَنْ يَمُوتُ بَلَى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ (38)

Va EaQSaMUv BilLAHi CaHDa EaYMANıHiM LAv YaBGaÇu elLAHu MenYaMUvTu BaLAy VaGDan elLAvHı XaqQan

“Ve mevt edeni Allah’ın ba’s etmeyeceğine yeminlerinin cehdi ile Allah’a iksâm ettiler. Hayır, aleyhine hak olarak vaad vardır. Velâkin insanların ekserisi ilm etmezler.”

Yemyeşil olan alanlar yaz gelince kurur ve hayattan eser kalmaz. Sonra gökten su iner, bitkilerin tohumlarını çimlendirir, köklerini filizlendirir, böylece ortalık yeniden yemyeşil olur. Kur’an bu oluşmayı defalarca anlatır ve ahiretteki dirilmeyi de buna benzetir. Dünya ile ahiret arasında büyük benzerlikler vardır. Sadece dünyanın ahireti başkadır.

Bu ayette de iki dirilmeyi birden anlatmaktadır.

Onlar hem Allah’a kasem ederler, hem de yeminlerin cehdi ile¸öldükten sonra dirilme yoktur derler. Onlar aynı zamanda İslâmiyet öldü, din öldü, tarihe karıştılar, bir daha geri gelmezler derler. Allah’a inanmayanlar böyle yaparlar.

Bugün Akevler’e kafa tutanların hepsinin görüşü budur. Kur’an uygarlığı geldi geçti, o zaman için hak idi ama artık geri gelmesi imkânsızdır derler. Onun için “Adil Düzen”i terk eder, Avrupa sokaklarında kurtuluş ararlar.

Dikkat ettiniz mi?

Türkiye’de solculuk yapanlar solculuk yapamayınca, Rusya’ya veya Çin’e gitmezler, Avrupa ve Amerika’ya giderler!

Yine…

Türkiye’de İslâmî hayatı yaşayamayanlar İran’a veya Arap ülkelerine gitmezler, Pakistan’a, Endonezya’ya, Malezya’ya gitmezler; Avrupa’ya giderler, Amerika’ya giderler!

İşte, bunların solculuğu, bunların müminliği de bu kadardır.

Ayette teşabüh var. Allah’a yemin ediyorlar ama Allah’ın diriltmeyeceğini söylüyorlar. “Allah” kelimesi tekrar edilmiştir; biri topluluktur, diğeri ise âlemlerin rabbidir. Buna göre değişik manalar verilebilir. Yemin etme de yeni mana kazanır.

Topluluğa yemin etme ne demek, hem de eymanın cehdi ile yemin etme ne demektir?

Topluluğa kasem etmek şu demektir. Topluluk öyle bir durumdadır, o kadar dinden ayrılmıştır ki, onların bir daha yeniden Kur’an hayatı üzerinde dirilmeleri mümkün değildir. Herkes ümidini kesmiştir, bu durum düzelmez derler.

Adil Düzen çalışanı arkadaşlarımızdan bazıları bu görüştedirler. Kur’an düzeni mi, “Adil Düzen” mi, bu topluluk mu der ve topluluğun kötülüklerini sayarak “Adil Düzen” gelmeyecektir, Kur’an düzeni gelmeyecektir derler.

Bir şeyi anlatırsınız, bu iyi ama bu olmaz derler!

Bizim doktorlara “Adil Düzen Hastanesi” kuralım diyorum; olmaz diyorlar!

Bir hastane projesini yapalım diyorum; olmaz diyorlar!

Burada kanunları ortaya sürüyorlar, burada halkın tutumunu ortaya sürüyorlar...

İşte, Allah bunlara cevap vermektedir.

Öbür taraftan insanlara diyoruz ki: Birileri sizin hakkınızı gasp etmişse, fazla peşine düşmeyin. Haksızlığın yaygınlaşmaması için devlet gerekli cezayı versin ama siz hakkınızı ahirette Allah’tan alın dediğimizde, lisan-ı kal ile söyleyemezlerse de, lisan-ı hal ile böyle bir dirilme olmayacağını ifade ederler.

Hâsılı, ayeti topluluğa yemin etme şeklinde anladığımızda ayet açıktır. Ahiret olarak ve âlemlerin rabbi olarak anlamaya başlarsak, benim için müteşabihtir, açıklayamıyorum.

Hayır, tam tersine, bu bizim verdiğimiz hak sözdür, yerine gelecektir. Bu dünyada ikinci Kur’an uygarlığı kurulacak ve Allah’ın nuru tamamlanacaktır. Uygarlaşmış insanlar da Allah’a inanacaklar. Kat kat binalarda, elektrikle aydınlanmış lambalar altında onu tebliğ edeceklerdir Yüz lojmanlı işyeri apartmanları sizleri bekliyor. Bir gün gelecek, dünyada cennette yaşıyormuş gibi olacaksınız.

Evet, son senelerde uygulanacak proje hazırlığı içindeyiz. İstanbul Medhal’de ve İzmir Akevler çalışmalarında projeler yapılmaktadır. Şimdi Bünyamin Demir, Ahmet Kırtekin, Hira Karagülle, Hilmi Altın, Emin Özdemir ile proje çalışmaları yapıyoruz... Süleyman Akdemir ile sözleşmeler; M. Lütfi Hocaoğlu ve Tayibet Erzen’ler ile muhasebe çalışmalarımız devam ediyor... Veysel İpekçi de kredileşmede uygulamaktadır...

Kur’an yeniden dirilecek ve insanlığa nur saçacaktır. Ahşap evler imalathaneleri kurulacak, ahşap evler yapılacak, seralar yapılacak, depolar yapılacak, yüz lojmanlı apartmanın kalıp projeleri yapılacak, yüz lojmanlı apartman projeleri yapılacak...

Sonra ne yapılacak?

Fabrika projeleri yapılacak; tomruk girecek, ev çıkacak...

Biz Batı’nın yapmadıklarını yapacağız. Teknik yeniliklerden çok proje yenilikleri olacak ve işletme fıkhı ortaya çıkacak...

İnsanların çoğu Allah’ın bu vaatlerini bilmemekte, ümitsizlik içinde kıvranmaktadırlar.

Siz bu seminerleri okuyanlar! Sizler nura doğru koşuyorsunuz. Şimdi bizim yazdıklarımızı okuyorsunuz. Ama kısa zaman sonra artık kendiniz Kur’an’ı yorumlayacak ve anlatmayacaksınız, yapacaksınız. Yarın lambaların yandığı köylerin her birinde Adil Düzen işletmelerinin harıl harıl çalıştığını göreceksiniz.

وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ

Va EaQSaMUv BilLAHi

“Ve Allah’a iksâm ederler”

Topluluğun durumunu anlatırlar, onların tutumunu dile getirirler ve Kur’an düzeninin gelmeyeceğini ileri sürerler. Şirk etmiş olanlar; Allah istemeseydi biz şirk etmezdik derler, atıf ile bir de Allah’ın ölüleri diriltmeyeceğine yemin ederler diyorlar.

Allah’ı inkâr etme yerine Allah’ı kabul etme ama Allah’ın etkisini azaltmak için Allah’ı hakkıyla ilah olmanın dışına bırakmalar!

İki husus üzerinde dururlar.

Biri; Allah böyle istiyor da onun için yapıyoruz. O yaptırıyor, bizi neden sorumlu yapacaktı felsefesi budur.

Bir de; Allah vardır ama diriltmiyor derler.

Böylece keyfi hareket etme imkânlarını elde ederler.

Burada başka bir şeye de işaret etmektedir. Localarda insanlara derler ki; öldükten sonra dirilme yoktur, cennet ve cehennem yoktur. Bunlar insanları korkutmak veya doğru yola getirmek için peygamberlerin veya Allah’ın söyledikleridir.

Eğer Allah’ın yalan söylemeye ihtiyacı olsaydı, bu söylediklerine hak verilebilirdi. İnsanlar, insanları yola getirmek için birçok uydurmalar yaptılar. Örnek olarak şeyhlerin kerametleri böyledir. Müritler kerametler anlatarak müntesipleri kandırırlar. Peygamberler de böyle yapmış olabilirlerdi ancak ki Allah’ın böyle yalan söylemeye ihtiyacı yoktur. Allah isteseydi tüm insanları zaten mümin yapardı.

جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ

CaHDa EaYMANıHıM

“Yeminlerin cehdi ile”

“Yemin” sağ demektir, “şimal” sol demektir. Sağ elin adı yemindir.

“Yemin etme” söz verme demektir. Teminatlı söz söyledikleri doğrudur. Yanlış olursa sorumluluğunu yükleniyorum demektir.

Roma döneminden beri yemin müessesesi vardır. Bir insan yeminsiz söz söylerse, yanlış çıktığı zaman yanılmışım der ve sorumluluktan kurtulur. Ama yeminli söz söylerse, yanılmışım diyemez, verdiği zararları tazmin etmek zorundadır.

Onlar da halka teminat vermektedirler; dirilme falan yoktur... “Adil Düzen” de gelmeyecektir… Artık insanlar akıllandılar, böyle kandırmacalara inanmamaktadırlar.

لَا يَبْعَثُ اللَّهُ

LAv YaBGaÇu elLaHu

“Allah ba’s etmeyecek”

Evet, öldükten sonra dirilme yoktur, sadece halkı kandırmak için din adamlarının uydurdukları masallardır, derler. Böylece güya seçkin olan kimseleri şeriata aykırı davranmaya ikna ederler. Halkı basit düşünen, kendilerini de yüksek anlayışa sahip kimse sanırlar.

مَنْ يَمُوتُ

MenYaMUvTu

“Mevt eden kimseyi”

Evet, ölen dirilmeyecek, ahiret yoktur, cennet ve cehennem yoktur; bunlar din adamlarının halkı korkutup yola getirdikleri uydurmalardan ibarettir derler.

بَلَى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا

Ba LAv VaGDan elLAYHi XaqQan

“Öyle değil. O’nun üzerine hak vaattir”

Allah söz vermiştir. Öldükten sonra sizi dirilteceğim, bu dünyada size yapılan zulmü dengeleyeceğim. Mazlumlara tazminat ödeyeceğim, onların derecelerini yükselteceğim. İyilik yapanlara da karşılığını on misli vereceğim.

O’nun üzerine yani Allah’ın üzerine vaattir. Allah vaatten dönerse, bir insan kadar haysiyeti olmamış olur. Dolayısıyla öldükten sonra dirilme olduğu gibi, müminlere de vaat etmiştir, Allah nurunu tamamlayacaktır diye.

Birinci Kur’an medeniyetinde vaadini yerine getirmedi mi?

Birinci Akevler ve Millî Görüş uygulamalarında vaadini yerine getirmedi mi?

Elbette, şimdi de yani bundan sonra da getirecektir.

وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ

“Velâkin nâsın ekserisi”

“Velâkin nâsın çoğu”

Allah insanları yaratmış, içlerinden bir kısmına zekâ vermiş. Bunlar fıkh ederler, hakkın bildiği şeyleri bilirler.

Mesela, kâinatın ömrü 13,7 miyar yıldır. O kadar yaşlanmıştır. Bundan sonra da bir o kadar daha yaşayabilir. Bunun Matematikte ispatı vardır. Şimdi insanlara sorsanız, kaç kişi bu ispatı bilmektedir? Çok boyutlu uzay geometrisini kaç kişi anlamıştır?

Allah’ın vaadini de idrak eden insan azdır. İlmetmezler ama inananlar çok olur.

لَا يَعْلَمُونَ (38)

“İlmetmezler.”

“Bilmezler.”

Herkesin ilmî hakikatlere delillerle varması mümkün değildir. Ancak içtihatlarla, zanni fıkıhla sonuçlar elde ederler ve onunla da amel ederler, hata etseler de sorumlu olmazlar.

Burada önemli olan idlal edenlerdir. Dalalette olanlar değil, dalalete götürenlerdir. Bilmeyenler cezalanmayacaklar, bilmek istemeyenler cezalanacaklardır.

İslâmiyet’te bilmemek mazeret değildir, bilememek mazerettir. Hata affedilmiştir. Ama içtihat yapmamak affedilmemiştir. Allah insanları içtihat yapsınlar diye böyle yaratmıştır. Hata edecekler ki hakkı öğrenmek için gayret etsinler.

لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي يَخْتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِبِينَ (39)

LiYuBayYıNa LaHuMu elLaÜIy YaPTaLiFUvNa FIyHı Va LiYaGLaMa elLaÜIyNa KaFaRUv EanNaHuM KAvNUv KavÜiBIyNa

“Hakkında ihtilaf ettiklerini onlara tebyîn etsin ve kâfirler onların kazibler olduğunu ilmetsinler diye”

Evet, dirilme haktır. Öldükten sonra ahirette dirilme hak olduğu gibi, birinci Kur’an uygarlığı inkıraz ettikten sonra ikinci Kur’an uygarlığının üçüncü binyıl medeniyeti olarak yeniden dirilmesi de haktır.

Bakınız, biz ayete çok açık iki mana veriyoruz. İkinci Kur’an uygarlığı yeniden filizlenecektir. Birinci Kur’an uygarlığından daha ileri bir uygulamaya ulaşacaktır.

İlimde ekoller oluşacak. Halk istedikleri ekolleri kabul edecek. İlim hükmetmeyecek ama ilme uyulacak. Din, ekonomi ve siyaset ilmin rehberliğinde ilerlemeye devam edecektir. İlmin temeli tartışma ve ekolleşmedir.

Dinlerde birlik ortaya çıkacak. Dinler mezheplerle farklı olacak ama aralarında çatışma değil hayırda yarış olacak, tam laiklik olacak, ilmin verilerini halka ulaştıracaklar. İlim öğretecek, din eğitecek (dini Türkçedeki manası ile kullanmıyoruz). Din sevgiye dayanır. Hak dinler ilmin verilerini halka götüren dinlerdir. İlme aykırı inanışlar şirktir, batıl dinlerdir.

Ekonomide tekellerin önlendiği, dolayısıyla faizin uygulanmadığı, karşılıklı paranın revaçta olduğu, arz ve talep kanunlarının çalıştığı bir ekonomi gelecektir. Yani ne siyasi tekel ne de sermaye tekeli olmayacak, serbest rekabete engel kalmayacaktır.

Siyasette ise hakemlerin denetiminde yerinden yönetimli siyaset gelecektir. Silahlı güçler hakem kararlarının bekçileri olacaklardır.

İşte, İKİNCİ KUR’AN MEDENİYETİNİN makro yapısı budur.

Mikro yapısına gelince, yüz ortaklı semt kooperatifleri kurulacak, üretim ve tüketim buralarda olacaktır. Tarım kooperatiflerinde yan sanayi olacak. Sanayi kooperatiflerinde dinlenme evleri olacak. İşyerlerinin olduğu yerlerde orada çalışanların lojmanları da olacak, işi bulan kalacağı yeri de bulmuş olacaktır.

Ahşap evler, seralar, iş hangarları, mala-mal marketleri, yüz lojmanlı apartmanlar geleceğin yapısını oluşturacaklardır. Akevler bunların projesini yapmakta, muhasebesini tamamlamakta, ÇAĞIMIZIN MEDİNE DÖNEMİ başlamaktadır.

Evet, Kur’an uygarlığı mevtinden sonra yeniden ba’s olacaktır.

İnsanlık kıyametten sonra yeniden ba’s olunacaktır.

İnsanlar öyle yaratılmıştır ki, kendilerine göre farklı sonuçlara varırlar. Bunlar samimidirler. Yanlış bildikleri için yanlışı savunurlar. Bunlar kâfir değildirler. Bunlar kazib de değildirler. İkinci Kur’an uygarlığı geldiğinde insanlar bu hatalı bilgileri düzeltmiş olacaklardır. Yanlışlarını anlayacak ve hak yola geleceklerdir. Ahirette de cennete gideceklerdir. Diğer bir grup vardır ki, bunlar bile bile aksini iddia etmektedirler. Bunlar kâfirdirler. Bunlar kazibdirler.

İkinci Kur’an uygarlığında bu yalancıların yalanları ortaya çıkacak, küfürlerini bilecekler ve göreceklerdir.

Bizimle görüşmekten kaçınan kardeşlerimiz küfür içindedirler. Öğrenmek istememek, gözleri kapamak, kulakları tıkamak küfürdür. Bundan mesul olacaklardır.

Bugün seminerlerimizi bin kadar insan takip etmektedir. Oysa Allah’a inanıp O’nun yoluna gitmek isteyenlerin sayısı ise ekseriyettedir ama fiilen onlarla beraberdirler. Koskoca Millî Eğitim Bakanlığı, Ordu, Basın-Yayın kulaklarını tıkamış, bizi duymak istememektedir. Çünkü dolar sahibi Sermaye böyle istiyor. İşte o dolar kör, sağır ve dilsizleri kurtaramayacaktır. Yanlışımızı düzeltsinler. Öyle yapmıyorlar, onlar ambargo koyuyorlar, bizi okumamakla ve dinlememekle uygar olduklarını iddia ediyorlar.

لِيُبَيِّنَ لَهُمُ

LiYuBayYıNa LaHuMu

“Onlara tebyîn etsin diye”

Bu dünyada bilmediğimiz için ihtilaf ettiğimiz kısımlar vardır. Ahirette öğreneceğiz.  Allah bize gerçekleri öğretecektir. Artık ahirette ihtilaf yoktur.

Nasıl Matematikte ispat edildikten sonra artık ihtilaf kalmazsa, ahirette de öğrendikten sonra yanlışlar ortadan kalkacaktır. Allah dünyayı ihtilaf etsinler diye var etmiştir. İhtilaftan sonra ittifaka gelinsin diye ahiret var edilmiştir. Bu dünyada da uygarlaşma demek, ittifakların çoğaldığı bir duruma geçmedir. Bilgimiz arttıkça bilmediklerimiz çoğalmakta, ihtilaflar artmakta ama ittifak ettiğimiz hususlar çoğalmaktadır. Ahirette ihtilaf kalmayacaktır.

Üçüncü binyıl uygarlığında bugün ihtilaf edilen konular, sosyalizm ve kapitalizm tartışmaları sona erecek, doğrular yerini bulacaktır. Barış düzeni olacak, denge düzeni olacaktır.

الَّذِي يَخْتَلِفُونَ فِيهِ

elLaÜIy YaPTaLiFUvNa FIyHı

“İhtilaf ettikleri hakkında”

Burada ihtilaf ettiğimiz konu çok değildir, tektir. “Ellezî” ile gelmiştir. Başka yerlerde “Mâ kânû yehtelifûn” olmuştur. Burada ihtilaf edilen nokta ikinci Kur’an uygarlığının gelmeyeceği hususudur.

Onlar, ‘şeriat dönemi bitti, artık yeniden gelmez’ diyorlar.

Biz de diyoruz ki; aslında Kur’an şeriatı birinci Kur’an uygarlığında uygulanamadı, çünkü şartlar müsait değildi. Birinci Kur’an uygarlığı şartları hazırladı. İkinci Kur’an uygarlığı da Kur’an’ın tam uygulandığı bir uygarlık olacaktır diyoruz. Tek ihtilafımız budur.

Ne yazık ki Sermaye’nin şaşaasına kapılan Millî Görüşçüler ve Gülenciler de bu hususta Akevler’i terk ettiler, onlar da onlar gibi düşünmeye başladılar. Makamları işgal edilince, zengin olunca bizden akıllı oldular!

Oysa biz aklımızla bir şey söylemiyoruz, sadece Kur’an’dan anladıklarımızı aktarıyoruz. Zengin oldukları için değil, makamları işgal ettikleri için değil, fıtraten bizden akıllı olabilirler. Ama biz doğru söylüyoruz. Hatalarımız daha azdır. Onlar Batı’nın safsatalarına dayanarak konuşuyorlar. Biz Kur’an’a dayanarak konuşuyoruz. Biz değil, söylediklerimiz doğrudur. Çünkü biz söylemiyoruz. Biz kötü tercümanız, tercümede hatalarımız vardır ama hatalı hali ile bile bizim söylediklerimiz, karşılıksız para olan doların aşkına söylenenlerin daima üstündedir.

وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا

Va LiYaGLaMa elLaÜIyNa KaFaRUv

“Ve küfretmiş olanlar bilsinler”

Küfredenler, bile bile gerçekleri gizleyenler veya Allah’ın nimetlerine şükretmeyenlerdir.

Kur’an Allah’ın insanlığa en büyük rahmetidir, nimetidir. Onu bırakıp kâfirlerin, bile bile aksini iddia edenlerin arkasından gitmek ne kadar acıdır.

Hele yirminci asrın müsbet ilimlerinden sonra her şey gün gibi aşikâr iken, hâlâ Sermaye’nin peşine takılıp Avrupa Birliği’ne girmek için uğraşanlar bilsinler ki kâfirdirler ve yalancıdırlar.

أَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِبِينَ (39)

EanNaHuM KAvNUv KaÜiBIyNa

“Onlar yalancıdırlar.”

İlim iki mef’ûl alır. Kafirler bilsinler ki onlar aynı zamanda yalancıdırlar. Yani onlara inanarak, doğru sanarak bunları iddia etmiyorlar.

Sosyalistler ve kapitalistler birbirlerini kötülerler. Sonunda derler ki; bizim sosyalizm de kötü, bizim kapitalizm de kötü ama ondan iyisi yoktur.

Evet, onlardan iyisi, hem de onların çok daha iyisi vardır; İSLÂM DÜZENİ.

İnsanlar duymasınlar diye medreseleri kapattılar, Arapça öğrenmeyi yasakladılar. Ama başaramadılar. Akevler “ADİL DÜZEN”i ortaya koydu, Millî Görüşçüler ve Nur şakirtleri dünyaya duyurdu. Onların yalancı olduklarını yirminci yüzyılın son yarısında ortaya çıkan ilimler apaçık ispat etti.

 

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org      (0532) 246 68 92

 


 


NAHL SÛRESİ TEFSİRİ-16.SURE
1-NAHL SÛRESİ-1-4.AYETLER
530 Okunma
2-NAHL SÛRESİ-5-9.AYETLER
464 Okunma
3-NAHL SÛRESİ-10-13.AYETLER
467 Okunma
4-NAHL SÛRESİ-14-18.AYETLER
545 Okunma
5-NAHL SÛRESİ-19-25.AYETLER
339 Okunma
6-NAHL SÛRESİ-26-29.AYETLER
408 Okunma
7-NAHL SÛRESİ-30-32.AYETLER
404 Okunma
8-NAHL SÛRESİ-33-35.AYETLER
323 Okunma
9-NAHL SÛRESİ-36-39.AYETLER
497 Okunma
10-NAHL SÛRESİ-40-44.AYETLER
358 Okunma
11-NAHL SÛRESİ-45-50.AYETLER
324 Okunma
12-NAHL SÛRESİ-51-57.AYETLER
465 Okunma
13-NAHL SÛRESİ-58-62.AYETLER
410 Okunma
14-NAHL SÛRESİ-63-67.AYETLER
367 Okunma
15-NAHL SÛRESİ-68-72.AYETLER
568 Okunma
16-NAHL SÛRESİ-73-77.AYETLER
321 Okunma
17-NAHL SÛRESİ-78-82.AYETLER
398 Okunma
18-NAHL SÛRESİ-83-88.AYETLER
323 Okunma
19-NAHL SÛRESİ-89-92.AYETLER
377 Okunma
20-NAHL SÛRESİ-93-97.AYETLER
410 Okunma
21-NAHL SÛRESİ-98-105.AYETLER
352 Okunma
22-NAHL SÛRESİ-106-111.AYETLER
408 Okunma
23-NAHL SÛRESİ-112-114.AYETLER
461 Okunma
24-NAHL SÛRESİ-115-118.AYETLER
440 Okunma
25-NAHL SÛRESİ-119-123.AYETLER
374 Okunma
26-NAHL SÛRESİ-124-128.AYETLER
359 Okunma