Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ahmet Taşgetiren - Bugün Zübeyir Erol
Türkiye'nin rahatlaması
637 Okunma, 2 Yorum

01.08.2009

 

İmam hatip meselesi, başörtüsü meselesi, din dersi meselesi, Diyanet meselesi, Kürt meselesi, Alevi meselesi rahatlamadan Türkiye rahatlamaz.

 

Tüm bu alanlardaki rahatlama ise sistemin rahatlaması ile mümkün.

Mevcut durum şu:

Bütün kurumların misyonu, sistemin paradigmasına göre düzenlenmiş, sistem ise halk gerçekliğini kabullenmek yerine, yukarıdan aşağı tanzimleri gerekli görmüş.

Halk gerçeği ötelenebildiği ölçüde sistemin kuralları geçerliymiş gibi görünmüş ama çok partili hayata geçildikten sonra halk gerçeği bir ölçüde devreye girdikçe, bu sistemle bu halk arasında kan uyumsuzlukları ve bağlı olarak sistem sancısı ortaya çıkmış.

Bugün, tüm dünyada demokratikleşme en başat yöneliş. İletişim müthiş bir gelişme kaydetmiş. Dünyanın en ücra köşesindeki insan bile, evrende olan bitenden haberdar hale gelmiş. Nerdeyse kundaktaki bebeğin gözü açılmış. Bunun Türkiye'deki yansıması "Saf köylü" denilen vatandaşın bile çarıklı erkanı harp haline gelmesi olmuş.

Vaktiyle "Gözümün içine bak anlarsın" denilerek iletişim sağlanan bu ülkede, sistemin en mahrem alanları video görüntüsüyle faş edilmiş.

Şimdi soralım:

Yargının sistem içindeki misyonu ne?

Askerin sistem içindeki misyonu ne?

TBMM'nin sistem içindeki misyonu ne?

Cumhurbaşkanlığı'nın sistem içindeki misyonu ne?

Hükümetin sistem içindeki misyonu ne?

Medyanın sistem içindeki misyonu ne?

Hatta dinin sistem içindeki misyonu ne?

Cevap:

Bütün bu kurumların tek parti dönemindeki misyonları, sistemin halka empoze edilmesi ve bu empoze operasyonunun aksadığı her durumda yaptırım uygulaması idi.

O dönem, "halka rağmen halk için" mantığı geçerli olduğu için, halk, her itirazında, sistemin "Sus, sen ne bilirsin" tepkisi ile karşılaştı.

Ama demokrasi, halkın iradesinin belirleyici olması demek.

Ve Türkiye, 1950'de, dünyanın gittiği bu yola girmek zorunda kaldı.

1950'den beri de halk iradesi, sistemi daha kendi gerçeklerine uygun hale getirmeye zorluyor, sistem de kullanabildiği kurumları kanalıyla bunu engellemeye çalışıyor.

Demokratik süreçte, siyasetin, halka hesap verme gerçekliği karşısında, halka rağmenciliği sürdürme imkanı yok. Ciddi rol karmaşası yaşayan siyasi yapılar olsa bile, sonuçta her siyasi yapılanma, halk iradesini belirleyici gören bir dil üretmek zorunda. Meclis ve hükümetler de böyle bir gerçekliği önemsemek zorunda. Sistem içinde Cumhurbaşkanlığı'na özel bir misyon yüklenmişti, onun için Gül'ün seçiminde "Son kale" tartışmaları yaşandı. Gül'ün seçimi ile halk iradesinin bir adım daha ilerlediği söylenebilir.

Asker, kaynağını toplumdan alıyor, toplumun gücünden besleniyor. Ama sistem-halk ilişkisinde ortaya çıkan aksaklıklarda, ona, birçok kere, sistemin kutsallarını halk iradesine tercih eden roller verildi.

Yargı, yasal metinlerde "millet adına" görev yaptığı ifade ediliyor. Ama özellikle sistem-halk ilişkisindeki açmazlarda, kararların millet gerçeğini dikkate aldığı konusu çok tartışmalı.

Gelinen noktada, sancının keskinleştiği söylenebilir.

Çünkü bir yerde, Meclis, hükümet, Cumhurbaşkanı da sistemin kurumları, asker ve yargı da... Yani bir anlamda, halk iradesi ile sistem arasındaki sıkıntılı ilişki, sistemin kendi iç kurumları

arasında yaşanıyor. Kompleksli ilişkiler, uzun süre asker-siyaset ilişkisinin karakterini bozmuştu. Şimdi o alanda nispi bir durulma gözleniyor.

Şu andaki kompleksli ilişki, "yargı"nın karakter kaybına ilişkin bir sonuç doğurma riskini taşıyor.

Mesela şu anda insanlarımız, meslek liseleri ile ilgili katsayı zulmünün kaldırılmasının Danıştay'a götürülmesinden neden endişe ediyor?

İstanbul Barosu'nun iptal davasındaki gerekçeler akla ziyan olmasına rağmen, neden yargının buna halkı tatmin edecek bir kararla cevap vereceği güvenini taşımıyorlar?

Bu bir kriter.

Çünkü yargının, yargıdan başka bir misyonu olabileceği endişesi var.

Ertosun, Paksüt gibi yargı simaları neden sık sık medyanın önünde? Neden yüksek yargı sık sık, hatta şimdilerde askerden daha çok tartışılıyor?

Son sözüm şu:

Türkiye'nin sistemi halkın gerçeğini tanımak ve kurumlarını bu halk gerçekliğine saygı gösterir hale getirmek zorunda.

Bu çerçevede ben, "katsayı zulmüne devam" kararı verecek bir yargıyı tahayyül edemiyorum.

 

 

Yorum:

 

Türkiye’deki sorun sistem sorunudur. Taşgetiren’in söylediği; katsayı meselesinin halka rağmen yargıya takılmasını tahayyül edemiyorum sözü, sorunu sistemde gören birini çokta şaşırtmaması gerekir. Sorunun çözümünde ise ‘mevcut sistem’ içindeki kurumların yeniden yapılanması gerekliliğine katılmakla birlikte, bunu bu sistemden beklemenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Sistemin orasına burasına yama yapmak şeklinde gerçekleşebilecek iyileştirmeler hiçbir zaman bizi ideale ulaştırmayacaktır.

 

Çok partili demokratikleşme süreci ile birlikte artık halkın sistemi sorgulayıp eskisi gibi güdülemediği ortamda, halk zamanla çözümün de yine kendisinin geliştirip uygulayacağı modellerle gerçekleşebileceğini anlayacaktır. Bu çözüme de gerek siyasi iktidar gerekse yargı açısından tek tip ve merkezi bir yönetimle asla ulaşılamaz. Çünkü bu kurumlar kendi varlıklarını sürdürme ve yerlerini güçlendirme gayreti içindeyken sistem değişikliklerine direneceklerdir.

 

Yaşanan özel olaylarla gündeme gelen problemler üzerinden tartışarak enerji harcamak yerine, genel bir yaklaşım sergileyip daha çok yeni modellerin tartışmasını yapmak gerekmektedir. Gerçekleştirilecek çoklu hukuk ve yerinden yönetim sistemi modelleri, halka gerçek anlamda tercih yapma imkanı sağlayacak ve demokratikleşme ancak bu durumda sağlanacaktır. Ancak henüz yeni bir model önermeyi rejimi tehdit eder düşüncesiyle, aman uzak durayım anlayışı ortadan kalkmamıştır. Sanki en ideal olan model bu imiş gibi düşünmekten vazgeçip alternatifleri üzerine kafa yordukça, sanıyorum Taşgetiren’de bir takım teklifler getirebilecektir.       

 

 

Zübeyir Erol

Yorumcu 
Yorum 
Lütfi Hocaoğlu
03.08.2009
09:32

Zübeyir ne güzel açıklamış. Allah razı olsun.

İnsanlar hala çözümleri akıllarından bulacaklarını sanıyorlar. Çözümler Kuran’dan akıl kullanılarak çıkarılmalıdır. Aksi halde sürekli yanlış yapılacaktır. Çünkü insan aklına hisleri ve nefsi karışır. Aklımızı Kuran’ı anlamak ve hayatımızı düzene sokmak için ondan yararlanmak amacıyla kullanırsak çözümleri buluruz. Kuran’ın kendisinde biz bu Kuran’da her meseleden darb ettik diyor. Yani hangi meseleniz olursa olsun çözümü Kuran’da vardır. Batılılar akıllarını her şeyden üstün tuttukları için batıdan batıyorlar, acaba farkındalar mı? Biz de onlar batıyor, bizde batarken onların kuyruklarından tutarak beraber batalım demek için AB’ye girmeye çalışıyoruz.

Tek çözüm var: çözümleri Kuran’da aramak.

Reşat Nuri Erol
03.08.2009
12:52

İHL, din, diyanet, Kürt, Alevi vs. Türkiye’nin, dolayısıyla dünyanın pek çok "meseleleri" var; bunlar çözüm bekliyor...

Üstadım Süleyman Karagülle ile kırk yıldır yazdığımız on binlerce sayfadan oluşan ÇÖZÜMLER de ilgililerden İLGİ bekliyor...

KUR’AN çözümler için tek çözüm kaynağı...

Biz, "KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ"nde işte o ÇÖZÜMLERİ üretmeye çalışıyoruz...

Mehmet Aâkif ERSOY’un dediği gibi;

Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı...

[Asrın idrakine söyletmeliyiz "Adil Düzen"i.

Lütfi Kardeşim;

Hatırlarsan, yedi yıl önce AKP iktidarında sana bir soru sorduğumda, şu cevabı vermiştin: "Abi, Allah bu millete meselelerin bir de AKP ile çözülemeyeceğini gösterecek!"

Aynen öyle olmadı mı?

Bütün TEMEL MESELELER çözüm bekliyor...

Bizm kırk yıllık "ADİL DÜZEN" ve "ADİL EKONOMİK DÜZEN" projemiz de GERÇEKTEN BU ÜLKENİNN SORUNLARINI SAMİMİ OLARAK ÇÖZMEK İSTEYENLERDEN ilgi bekliyor...

Üstadım Süleyman Karagülle’nin bu bölümde MAHİR KAYNAK’ın yazılarına yazdığı YORUMLARI daha dikkatli okumanızı tavsiye ederim.

Lütfi Hocaoğlu Kardeşime aynen katılıyorum:

Evet, tek çözüm yeri var: ÇÖZÜMLERİ KUR’AN’DA ARAMAK...

Onun da çağdaş yorumu "ADİL DÜZEN PROJESİ"dir...

Reşat Nuri EROL



YorumYap

Sayı: 8 | Tarih: 2.8.2009
Hayrettin Karaman
İHL meslek liseleri midir?
2102 Okunma
1 Yorum
Hilmi Altın
Ayşe Arman
Zulmün adı haşema
1206 Okunma
2 Yorum
Tayibet Erzen
Nihal Bengisu Karaca
Yeni açılım, eski soru: Anılara tutunmak mı, dalga
989 Okunma
11 Yorum
Hakan Kandal
Nazlı Ilıcak
Çocuklarımızı nasıl yetiştirelim?
829 Okunma
4 Yorum
Fatma Karuç
Murat Bardakçı
Hadımlık iğnesi yokken, orayı orakla keserlerdi
781 Okunma
Recep Yıldırım
Ahmet Hakan
Ertuğrul Özkök'le Umreye gidiyoruz
777 Okunma
5 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Oktay Ekşi
Gül'ün Yanıtı
670 Okunma
2 Yorum
Vahap Alma
Fikret Bila
"Çözüm'ün Dayandığı Sınır
667 Okunma
1 Yorum
Harun Özdemir
Bekir Berat Özipek
Milli görüş ve ‘necasetten temizlik’
660 Okunma
Bünyamin Demir
Mümtazer Türköne
'Türk sorunu' var mı?
657 Okunma
1 Yorum
Arif Ersoy
Mehmet Altan
Allah benzetmesin
651 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Reşat Nuri Erol
Sermayenin yaptıkları ve korkuları
651 Okunma
1 Yorum
Ilker Ardic
Ahmet Taşgetiren
Türkiye'nin rahatlaması
637 Okunma
2 Yorum
Zübeyir Erol
Mahir Kaynak
Türkiye'nin çözümü, Çözüme giderken
634 Okunma
1 Yorum
Süleyman Karagülle
Hakan Albayrak
Faiz Meselesi
618 Okunma
Veysel İpekçi
Yılmaz Özdil
Açılım
615 Okunma
Leyla Okta
Ahmet Turan Alkan
Plâjda yoğurt yeme hakkı engellenemez!
606 Okunma
1 Yorum
Emine Hocaoğlu
Toktamış Ateş
CHP ve "solcu olmak..."
586 Okunma
Osman Eskicioğlu