Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ayşe Arman - Hürriyet Tayibet Erzen
Zulmün adı haşema
1207 Okunma, 2 Yorum

13.07.2009

AYNADAKİ suretim beni katıla katıla güldürüyor. Ben bir Ninja Kaplumbağa'yım! Alışık olmadığım bir görüntüyle karşı karşıya olduğu için abartıyorum ama öyle...

Tarifi yok komikliğimin. Maruz kaldığım zülmün adı haşema. Üzerimde şu anda...

Kat katım.

Altımda, dansçıların giydikleri gibi bir tight.

Üzerinde, alttan çıtçıtlanan, sadece ellerimi açıkta bırakan uzun kollu bir body.

Onun üzerinde yağmurluk gibi bir şey.

Kafamda bir bone. Bonenin üzerine de, bende kötü çağrışımlar uyandıran bir kukuleta.

Sosis gibiyim. Patladım patlayacağım!

Sinirimiz bozuldu, Demet'le gülüyoruz.

Onun haşeması biraz farklı bir model ama en az benimki kadar rahatsız. Ayağında büzgülü bir pantolon, üzerinde bir yağmurluk. Kafasında bir bone.

Bonenin tepesinde de boynu ve çene altını kapatan, yandan cırt cırtlı bir başlık.

Personel biraz fazla ilgili

Sabahın köründe İstanbul'dan İzmir'e uçtuk.

Uçakta da kapalıydık.

Biz artık böyle yaşıyoruz, her şeyi kafamız kapalı yapıyoruz, uyuyoruz, yiyoruz, içiyoruz...

Bir yüzmediğimiz kaldı! Şimdi onu deneyeceğiz.

Halka açık bir yerden girip, insanları rahatsız etmek istemedik. Kendimize, tesettürlülerin gittiği Ege'de bir otel seçtik. İzmir'e birkaç saat uzaklıkta, Çeşme yakınlarında... Rezervasyonu Demet yaptı, bir gecelik yer ayırttı.

Fatma Demet Kalender Şen adına.

"Göbek adın, olaya cuk oturdu..." diyorum, gülüyor. Personel gayet tatlı, biraz fazla ilgililer ama olsun... Nereden geldiniz? Türkiye'de mi yaşıyorsunuz? Otelimizi kimden duydunuz? Sordukça soruyorlar. Bizi getiren arabanın plakasına bile istiyorlar. Mail adresi, doğum tarihi, nüfus cüzdan örneği... Demet'in kimliğini resepsiyona bırakıyoruz. Benimkini bilahare vereceğiz, odaya yerleştikten sonra... Yani öyle diyoruz...

Haşemalarımızı üzerimize geçirip, fıştırı fıştırı oteli keşfe çıkıyoruz...

Sonrasında işte o hep beklediğim an geliyor:

Üzerimizdeki bu tuhaf şeylerle denize gireceğiz.


Bakalım n'olacak?

Önce bir tereddüt geçiriyorum, sonra kendimi suya bırakıveriyorum.

Girdim mi ben şimdi suya? Değiyor mu su vücuduma? İnanır mısınız, tam kavrayamıyorum, neyin ne olduğunu anlamıyorum. Lisede bir kere elbiselerimle suya düşmüştüm ben, öyle bir his. Birden ana rahminde bile suda olduğumuz geliyor aklıma, su öyle bir şey, bizim varoluşumuzun bir parçası, doğal olanı suyun tenimize değmesi, bizi sarıp sarmalaması...

Bir de şu halimize bak...

Acayip sinir oluyorum. Bu ne haksızlıktır. Ne saçmalıktır.

Ay o kadar üzücüydü ki, anlatamam.

Tüm tecrübelerimiz arasında, bizi en çok kahreden bu oldu.

"Karşı mahalle"nin kadınlarının bir kısmı hiç yüzmüyor ya, onları çok iyi anlıyorum.

Hak da veriyorum, bunu yaşamaktansa, yüzmemek daha iyi.

Yağmurlukla suya girer mi insan?

Sudan çıkması ayrı felaket

Üzerindekilerle duş alır mı?

Öyle bir şey işte .

Bir tek ayakkabı eksik ayağında.

O halde, kano da yapıyoruz.

Sudan bu haşema denilen şeyle çıkması da bir felaket. Mayo ya da bikini hemen kuruyor, bununla kalakalıyorsun, ne yapacağını bilmiyorsun. Öylece ıslak duruyorsun. Demet'in paçalarından kilolarca sular dökülüyor.

Şaşkın şaşkın birbirimize bakıyoruz.

İskeleye oturup, kurumaya çalışıyoruz…

 

 

Yorum:

Öncelikle bu kadar güncel meseleler arasından tesettürlülerin tatil fantezilerine de yer verdiği için Sayın Arman’a teşekkür etmek istiyorum. Sıradan bir vatandaş olan benim teşekkürüme ihtiyacı olmadığını düşünebilirsiniz çünkü yazar ne de olsa işini yapmaktadır. Ancak yanılıyorsunuz,  kendisi gazeteci-yazar kimliğiyle toplumla gayet ilgili olmasına rağmen öyle her konuya da el atmaz konularını özenle seçer, takip edenler bilir.

Sayın Arman daha önceki yazılarından birinde dindar bir adama aşık olan, genç laik bir kızın hikayesine yer vermişti. Arman kendince şöyle bir sonuca ulaşmış: eğer laik bir kız(bu arada yazarımız laikliği başı açıklık ve içki içmek olarak algılamış olmalı ki, genç kızın başka hiç bir meziyetinden bahsetmiyor) dindar bir erkekle evlenirse yanar, biter, kül olur, çünkü uzun ve bol giysiler giyer, saçları hava almaz, erkek doktora gidemez, çalışamaz, çocuk doğurur… Bu mısraların, okuyanları gülümsettiğini hayal edebiliyorum. Zira ben daha yazarken gülmeye başladım bile.

Olaya tek taraftan bakan yazarımız nedense dindar gencin kayıplarını sıralama gereği duymamış. Tabii canım ne de olsa modern kız alıyor, öpüp başına koysun, diye düşündü herhalde. Sonuçta eğer bu evlilik yanlışsa, iki taraf için de yanlış, doğruysa iki tafra için de doğru ancak, yazarın bunu kavrayabildiğinden şüpheliyim!

 Gelgelelim haşema muhabbetine. Özgürlükleri en uç sınırlarda yaşama delisi olan insanlar iş Müslümanlığa, kendi deyimleriyle dindarlara gelince bakın nasıl da yobaz oluyorlar.

Bu insanlara göre:

*Sevmek ve anlaşmak yeterlidir, çocuk olmayıncaya kadar evliliğe gerek yoktur, adı Özel hayata saygı!

*Cinsiyet tercih meselesidir, dolayısıyla değiştirebilirsiniz, kadın veya erkek olmanın ötesinde, gay veya lezbiyen de olunabilir, adı Özgürlük!

*İsteyen istediği gibi giyinebilir, çağdaş bir dünyada yaşıyorsak kimse kimsenin mini etekli veya bikinili olmasına aldırmamalı, adı Çağdaşlık!

*İsteyen istediği gibi yer içer, domuz eti yemek, şarap içmek gayet normaldir,  adı Beslenme Alışkanlığı!

Bir de diğer taraf bakalım:

*Diğerleri gibi inandığı şekilde yaşamak ister dolayısıyla flört etmeden doğrudan evlenmeyi tercih eder, adı Yobazlık!

*Örtü emrine iman eder, tesettüre bürünür bunun gerektirdiği gibi yaşar.  Her insan gibi tatil yapmak ister, bunun da şekli önemli olmadığından (özgürlükleri uçta yaşayanlar anlamış olmalı), mayo veya bikini yerine haşema giyer, adı Ninjalık!

*İçki içmez, domuz eti yemez, bunların bulunduğu sofraya oturmaz, bu da onun tercihi ve en az diğerleri kadar saygıyı hak ediyor, adı Bağnazlık!

Yukarıda sayılan maddeler çoğaltılabilir. Ben aklıma gelen ilk örnekleri sıraladım.

Özgürlükten bahseden insanların aslında konudan ne kadar da uzak oldukları belli. Çünkü önyargı perdesini aşamamışlar.

Namaza gericilik diyenler, yogayı öve öve bitiremiyorlar, neymiş efendim çok iyi bir meditasyon yöntemiymiş, rahatlatıyormuş falan. Ee namaz ne? Namaza eğil kalk, iki dua oku diyenler, bağdaş kurup transa geçmeye nirvana diyor. Hayda…

Ne bu şimdi, önyargı ve çifte standart değil de ne?

Tesettürlü olmak ve bunun gereği gibi yaşamak bir tercih meselesidir. Evlilik dışı birliktelik ve eşcinsellik gibi toplumun kabullenmek istemediği veya kabullenmekte zorlandığı konularda bile gayet rahat ve kendinden emin bir şekilde “Bunlar gayet doğal şeyler.” diyebilen insanların tesettürlülerin haşemayla yüzmesini manşet konusu yapması anlaşılır gibi değil?

Onlara göre haşemayla yüzmek zavallı! kadınlara eziyetse, diğer kadınlara göre de mayo giymek gayet rahatsızlık veren bir şeydir. Eğer Sayın Arman’ın psikolojik savunmalar gibi ucu her tarafa açık olan savunmaları dışında görüşü yoksa, aslında söylenecek pek bir şey de yok demektir.

Herkesin istediği gibi inanmaya, inandığı gibi de yaşamaya hakkı vardır. Asıl laiklik budur.

Zulme gelinceyse, sakın asıl zulüm yazarın ve yazar gibi düşünenlerin bakış açısı olmasın?

 

Tayibet Erzen

Yorumcu 
Yorum 
Lütfi Hocaoğlu
02.08.2009
11:07

Hud 101’ de "Biz onlara zulmetmedik, onlar kendi kendilerine zulmettiler." diyor. Ayşe Arman Allah’tan korkup onun rızası dışında hareket etmemek için çaba sarfeden kimselerin kendilerine zulmettiklerini söylüyor. Ayette ise tersini söylüyor.

Allah’ın rızası dışında davranmaya çalışmak kendine zulmetmektir. Allah’ın rızası için başını örtenler kendilerine zulmetmiyorlar, onlar aydınlıktadır. Asıl Allah’ın rızasını zulüm olarak görenler kendilerini karartmaktadırlar. Zulüm karanlık demektir. Zulüm eziyet demek değildir.

Ayşe Arman mayo ile dolaştığı için değil, Allah rızasını isteyenlerin kendilerine zulmettiklerini düşündüğü için kendine zulmediyor, yani kendini karanlıkların içine atıyor.

Allah ona da hidayet nasip etsin.

Ilker Ardic
04.08.2009
12:57

Ne Hikmetse Ayşe Arman gibiler ayıp olan şeyleri normal normal olan şeyleride ayıp kabul ediyorlar. Bir bayan’ın soyunup bikiniyle denize girmesi normal ayıp değil çağdaşlık. Oysa Haşemayla girmek ayıp.Madem çağdaşız sanane Ayşe Arman ister Haşemayla girerler, ister elbiseyle sen bikiniyle gir sana karışan varmı?



YorumYap

Sayı: 8 | Tarih: 2.8.2009
Hayrettin Karaman
İHL meslek liseleri midir?
2102 Okunma
1 Yorum
Hilmi Altın
Ayşe Arman
Zulmün adı haşema
1207 Okunma
2 Yorum
Tayibet Erzen
Nihal Bengisu Karaca
Yeni açılım, eski soru: Anılara tutunmak mı, dalga
989 Okunma
11 Yorum
Hakan Kandal
Nazlı Ilıcak
Çocuklarımızı nasıl yetiştirelim?
829 Okunma
4 Yorum
Fatma Karuç
Murat Bardakçı
Hadımlık iğnesi yokken, orayı orakla keserlerdi
781 Okunma
Recep Yıldırım
Ahmet Hakan
Ertuğrul Özkök'le Umreye gidiyoruz
777 Okunma
5 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Oktay Ekşi
Gül'ün Yanıtı
670 Okunma
2 Yorum
Vahap Alma
Fikret Bila
"Çözüm'ün Dayandığı Sınır
667 Okunma
1 Yorum
Harun Özdemir
Bekir Berat Özipek
Milli görüş ve ‘necasetten temizlik’
660 Okunma
Bünyamin Demir
Mümtazer Türköne
'Türk sorunu' var mı?
657 Okunma
1 Yorum
Arif Ersoy
Mehmet Altan
Allah benzetmesin
651 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Reşat Nuri Erol
Sermayenin yaptıkları ve korkuları
651 Okunma
1 Yorum
Ilker Ardic
Ahmet Taşgetiren
Türkiye'nin rahatlaması
637 Okunma
2 Yorum
Zübeyir Erol
Mahir Kaynak
Türkiye'nin çözümü, Çözüme giderken
634 Okunma
1 Yorum
Süleyman Karagülle
Hakan Albayrak
Faiz Meselesi
618 Okunma
Veysel İpekçi
Yılmaz Özdil
Açılım
615 Okunma
Leyla Okta
Ahmet Turan Alkan
Plâjda yoğurt yeme hakkı engellenemez!
606 Okunma
1 Yorum
Emine Hocaoğlu
Toktamış Ateş
CHP ve "solcu olmak..."
586 Okunma
Osman Eskicioğlu