Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Oktay Ekşi - Hürriyet Vahap Alma
Her şey tartışılır mı?
565 Okunma, 1 Yorum

05.08.2010


SİZ eğer kendi kimliğinizle özdeşleşen değerlerinize sahip çıkmayı bilirseniz, kimse gelip onlar üzerine laf edemez. Etmeye kalkanın da zaten lafını ağzına tıkarsınız. Hani “Her şeyi tartışalım, ne var bunda” diyenler var ya... Onlara da gidip “Ailenizin sorununu komşunuzla tartışıyor musunuz?” diye sorun.

Eğer “Evet, eşimle aramızdaki ihtilafı biz herkesle tartışırız. Nitekim mahalleli, demokratik bir anlayışla hangimizin haklı olduğunu söyler” diyebiliyorsa, bizim de Osman Baydemir'den Mesut Barzani'ye kadar herkese “Türkiye'de federatif bir yapı olmalı mı olmamalı mı?” sorusunu yöneltip yanıt istememiz doğru olur.
Hemen belirtelim:
Türkiye'nin “federal” bir yapıya dönüşmesi doğru olur mu olmaz mı sorusunu tartışmıyoruz.
Nitekim dünya yüzünde “federal” yapıyla -hatta İsviçre gibi, konfederasyon halinde- yönetilen birçok ülke var. ABD öyle, Almanya öyle, Malezya, Kanada, Hindistan, Rusya, Brezilya öyle... Adı farklı olsa da İngiltere de öyle...
“Federal” sisteme geçmekle geçmemek arasında bocalayan, daha doğrusu bu yüzden parçalanma riski taşıyan Belçika ve İspanya gibi örnekler de var.
Biz 72 milyonluk Türk halkı, ülkemizin bölünmeyeceğine, ulus olarak çok daha iyi ve etkin şekilde yönetileceğimize, daha hızlı kalkınacağımıza inanacağımız koşullara kavuşuruz. O zaman hem “Federal sisteme geçmeyi” tartışırız, hem de ulusça vereceğimiz karar ne ise onu uygularız.
Ama Türkiye'nin koşullarının bugün buna müsait olduğunu söyleyebilir miyiz?
Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, yukarıda sözünü ettiğimiz tartışmayı acaba “Türkiye'nin bütünlüğünü korumak” adına mı açtı, yoksa “Türkiye'yi bölme sonucu doğuracak koşulların birinci basamağına ulaştık” düşüncesiyle mi?
Yeri gelmişken, Baydemir'in suret-i haktan (masummuş gibi) görünerek ortaya attığı “Özerk Kürdistan'da belediyemizin önünde Türk ve Kürt bayrağı yan yana dalgalansa fena mı olur?” sorusunu onun aklına “biz”lerin getirdiğimizi de belirtelim.
Nitekim Baydemir'den aldığı “gaz”la Bağımsız Demokrasi Partisi (BDP) Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın bir adım ileri gittiği ve Ağrı'da yaptığı konuşmada, Başbakan Tayyip Erdoğan'a:
“Norşin'e ‘Norşin' diyen sizsiniz. Şimdi bizim ‘Kürdistan' dememize niye kızıyorsunuz?” dediği bildiriliyor.
Eee... Sonunu düşünmeden konuşursanız, yeri gelince başınıza kakarlar.
1989-90 senelerinde “Kürt” kökenli bazı milletvekillerine “Türklerle Kürtlerden oluşan bir federasyon fikrini de tartışmaya açalım” diyen Turgut Özal da öyle yapmamış mıydı?
Eğer bir ülkenin Cumhurbaşkanı tutar da “aile içi” sayılacak konuların ortalık malı haline gelmesini teşvik ederse, varacağınız yer, bugünkünden farklı olamaz.
Biz bu kafayla gidersek sırada daha
beterleri var.

 

 

Yorum:

Bu Kafayla Giderseniz!


Turgut Özal’ın TBMM’de görev yapan ‘’seçilmiş’’ Kürt kökenli milletvekillerine, federasyon fikrini tartışmaya açalım demesi, ailenin dışına taşınmış ve ortalık malı haline gelmiş bir söylem olarak görülüyorsa, sırada daha beterlerinin olması gerçekten kaçınılmazdır. Kürt kökenli milletvekili ve vatandaşları ailenin dışında görüp kardeşlik nidaları atmak riyakârlıktır. Bu fikre sahip olanlar, Kürt sorununu bu şekilde nasıl çözeceklerini düşünüyorlar? Bu sorunun çözümü için ilk önce, Kürtlerin varlığını kabul edip, ortak yaşamlarına tahammül etmek gerekir. Yoksa ömür boyu bu kısır döngü devam eder.

Ötekileştirme politikalarıyla yola çıkıp, ülkenin bütünlüğünü Kürtler olmadan sağlamaya çalışıyormuş gibi görünmektir asıl ihanet. Bu ülke, bu topraklar üzerinde yaşayan bütün T.C vatandaşlarınındır. Bütünlüğü sağlamak adına herkesin fikri önemlidir. Dinlemek, anlamak ve de anlatmak, çözümde etkin rol oynar. Kendini ülkenin asıl sahibi görüp başka grupları dışlamak egoist ve ırkçı bir davranıştan başka bir şey değildir.

Merhum Turgut Özal ve Başbakan Erdoğan’ın izlediği yol son derece idealist fikirlerinin sonucudur. Hatalarının olmadığını söylemek fanatik bir söylem olsa da, mevcut siyasetçilerin en iyi fikir savunucuları oldukları da kesindir. Birleştirici çabaların en makul yolunun sahiplenme olduğunun farkındalar. İnsanların yaradılış haklarına saygı gösterip, sağduyuya yöneliş eğilimleri akıllıcadır. Fikir ve söylemleri ütopik olmayıp, gerçeklerle örtüşüyor ve Kur’an’a uygunluk konusunda pek de aykırı değildir.

Sonuç olarak, ’’çözümde rol almayanlar sorunun parçasıdır’’ sözünden hareketle, herkesin üzerine düşen vazifeyi hakkıyla yapması ve kişilik haklarına azami saygı göstermesi gerekir. Bu hakların başında, özgürce yaşam hakkı bulunmaktadır. Çözüm için hiçbir çaba sarf etmeyip, dışarıdan boş nutuklar atmanın hiç kimseye çözüm adına bir faydası olmaz.

Allah, doğruyu söyleyip,  doğru yaşamayı nasip etsin…

 

Vahap Alma

Yorumcu 
Yorum 
Vahap Alma
10.08.2010
02:05

İnsan Hakları ve Adil Düzen konusunda sizinle hemfikirim... Yalnız unutulmaması gereken şey, Kürtlerin yaşam standartları ve etnik kültürleri çok geride. Eğitim, sağlık başta olmak üzere bütün sosyal hizmetlerin ilk önce aynı standarda oturtulup eşitlenmesi gerekir. Bunda Kur’an’a ters bir durum yok. Kastettiğim Kürt Hakları bunlar. Bu aşamadan sonra, beyinlerden ayrı etnik kimliğe sahip insanların olumsuz görüntüleri silinmeli. İnsan olarak görünmeli. Beyinlerde insan olarak yer bulamayan bir halk için insan haklarından söz edilemez. Bunun için de insan hakları tabirinden çok bu bölge için ilk önce Kürt Hakları tabirini kullanıyorum. Özal ve Erdoğan’ın bu konudaki politikaları eksik olsa da yanlış değildir. Daha önceleri bırakın açılımları, Kürtlerin varlığı bile kabul edilmiyordu. Varlıklarının kabulu konusundaki tahammülsüzlükleri ortadan kaldırmak çok da basit değildi ve hala da sürüyor.

Sizden birazcık empati rica ediyorum. Sİz bir Kürtsünüz ve size ’’aslınız yok’’ deniyor. Diliniz yasaklanıyor. Aşağılanıyorsunuz. Kültürünüzü özgürce yaşayamıyorsunuz. Kendi bölgenizden başka yerlerde doğulusunuz diye işe alınmıyorsunuz. Bölgede okul, öğretmen ve öğrenci orantısızlığıyla beraber, bir doktora düşen hasta sayısını rakamlara dökemiyorsunuz. Bölgenizin yollarında kullandığınız arabanızın ön takımlarını her ay yeniletiyorsunuz vs vs...

Bu psikolojiyi taşıyan bir insan, hakları çiğnenmiş bir halk için insan hakları tabirini kullanıp ne yapsın. Ama adını değiştirmek bir işe yarayacaksa sizi kıracak da değilim. Varsın sizin hatırınız için ’’Kürt Hakları’’ değil ’’İnsan Hakları’’ olsun...



YorumYap

Sayı: 61 | Tarih: 8.8.2010
Ruşen Çakır
Fethullah Gülen neden kendini riske atıyor?
1516 Okunma
Tayibet Erzen
Dücane Cündioğlu
Müslüman Ateistle Diyalog
807 Okunma
Abdülkadir Altınhan
Mehmet Şevket Eygi
Cehennem Ebedîdir
681 Okunma
Emine Hocaoğlu
Reşat Nuri Erol
Aman dikkat!
670 Okunma
8 Yorum
Ilker Ardic
Nihal Bengisu Karaca
Dağılan Yugoslavya’dan Türkiye’ye uyarı: Bölünmek
631 Okunma
Hakan Kandal
Zülfü Livaneli
Anlayanlar için bir pazar fıkrası
571 Okunma
1 Yorum
Ali Bülent Dilek
Oktay Ekşi
Her şey tartışılır mı?
565 Okunma
1 Yorum
Vahap Alma
Ebubekir Sifil
Ölçü Kaybolunca
540 Okunma
Zafer Kafkas
Ahmet Hakan
Hiç tatmin edici değil kumandan
526 Okunma
Lütfi Hocaoğlu