Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Reşat Nuri Erol - Milli Gazete Ilker Ardic
Aman dikkat!
671 Okunma, 8 Yorum

 

Son olarak ne demiştik: İşte bütün mesele bu! Neye istinaden demiştik, kısaca hatırlayalım: Komünizm gitti... Kapitalizm gidici... İyi de; gidenlerin yerine ne gelecek, kim gelecek, nasıl gelecek, kim getirecek? Tamam, biliyor ve iman ediyoruz: Hak geldi, bâtı zâil oldu. Bâtılın zâil olması için Hakkı kim getirecek? İşte bütün mesele bu!

İnsanlığın ve insanlık tarihinin bütün güçleri ya yenilmiş, ya kenara çekilmiş, ya susmuş, susturulmuş; ya da her şey hazır da, müjdeli ve saadetli bir huruç hareketi ile Hakka ve adalete dayalı yeni bir medeniyetin henüz vakti gelmedi mi, ne?

Bence o vakit geldi ve geçmesine geçiyor da; sünnetullah gereği, boşluk kabul etmeyen tabiatta Hak gelinceye kadar envai çeşit bâtıllar var olmaya ve hükümranlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar!

Ne zamana kadar?

Hakkı hak bilip ona ittiba edenler onun önce 'bilgi'sine erişinceye ve o bilgiye eriştikten sonra onu 'amel'e dönüştürünceye kadar; yani hayatın ilmî, dinî, iktisadî ve özellikle idarî/siyasî her alanında 'ilim' ile 'amel', 'teori' ile 'pratik' bir araya gelip at başı bir arada hareket edinceye kadar.

Asıl mesele de işte budur ve son zamanlarda içimizde ve dışımızda gelişen bütün olayları bir de bu pencereden bakarak değerlendirmenizi tavsiye ederim.


Elbette biz kendi aklımızca bunları düşünüyor ve değerlendiriyoruz...

Bir de her şeyin Yaratıcısı, Yönlendiricisi, Hakimi, Sahibi var ve olan her şey O'nun hükümranlığında, kontrolünde ve yönetiminde cereyan ediyor...

Biz ise sadece 'Hak' ile 'bâtıl', 'adalet' ile 'zulüm', 'doğru' ile 'yanlış' denilen iki taraftan birini seçiyor ve o taraftaki yerimizi alıyor; aldıktan sonra da üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz...

Bâtılın beş asırdan beri çağımızdaki temsilcisi olan küresel tekel sömürü sermayesi planlamalar yapıyor ve bilinçli şekilde insanlığı istediği istikamete doğru sürüklüyor.

Onlar planlıyor... Allah da planlıyor...

Türkiye'de başlayan 'Millî Görüş ve Adil Düzen Hareketi' zamanla İran'a 'İslâm İnkılâbı' olarak, Rusya'ya 'Glasnost ve Perestroyka' olarak, dünyanın başka yerlerine de başka bir şekilde etki etmiş ve tekel sömürü sermayesinin gücü zayıflamıştır.

Çin güçleniyor: Sömürü sermayesinin Çin'e etkisi zordur, çünkü Yahudiler orada kendilerini istedikleri gibi kamufle edemiyorlar, Çinlilere istedikleri gibi hükmedemiyor.

Sovyetler yıkılmış ama sermaye düşmanlığı bitmemiştir. Eski Sovyet halkları uyanmakta ve tekrar Rusya'nın etrafında toplanmaktadırlar. Eskiden sömürü sermayesinin zoruyla 'kapitalizme' karşı oluşturulmuş bir güç olarak 'komünizm' temsilcisi gibi toplanıyordular; şimdi ise kendi arzuları ve iradeleriyle toplanıyorlar...

AB'de papalık yani dindarlık etkin rol oynuyor, orada yeni şeyler oluyor...

ABD'de halk beklenmeyen bir şey yaptı, Barack Hüseyin Obama başkan oldu!..

Malezya'dan Venezuella'ya, Afganistan'dan Sudan'a her yerde yeni şeyler oluyor...


Küresel tekel sömürü sermayesi bu durumda yeni planlar hazırlıyor ve bu planlara dayanarak yeni politikalar izliyor. Bizce dikkat edilesi planı şu: İslam âlemini organize edip dayanaksız olan süper güçlerle çatıştırmak istiyor. Bunu sağlamak için İran'a farklı baskılar uyguluyor ve kışkırtıyor... Bunu yaparken Türkiye ile Brezilya da devrede görünüyor...

I. ve II. Dünya Savaşları kim tarafından başlatıldı?..

III. Dünya Savaşı kim tarafından başlatılmak isteniyor?...

Aman, işte bu plana çok dikkat edelim ve oyuna gelmeyelim!..

Aman dikkat!

 

Ilker Ardic

Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
08.08.2010
22:38

Arif Abi’ye (ESAM Genel Sekreteri ARİF ERSOY) neler yapılması gerektiği ile ilgili bir mesaj gönderdim, önerilerimi sundum…

Cevap geldi.

Üstad’ın ve ilgili arkadaşların ilgisine sunarım…

Selam ve dua ile…

REŞAD

NE YAPILMALI?

Muhterem Kardeşim Reşat,

Mesajınızı aldım. Teşekkür ederim. Üstada ve arkadaşlara selamlarımı iletin.

Üstad’ın yazılarını okuyorum. Sağlıklı ömürler vermesi için Cenab-ı Hak’ka dua ediyorum. Allah ecrinizi ve gayretlerinizi artırsın. Hak ve adalette sabit-i kadem etmenizde sabır ve metanet versin.

Mesajınıza ilave olarak gönderdiğiniz 571 ve 572’inci seminerlerdeki açıklamaları defalarca okudum. Aynı yazıları daha öncede göndermiştiniz. Üstad’ın bu tefsirlerinde, yorumlarında ve yazılardaki tespitleri çok önemli.

Millî Görüş Hareketi tarihinin en önemli bir döneminden geçmektedir. Daha önce bu hadiseye benzer iki hadise yaşandı.

Binici Hadise:

T.Özal’ın öncülüğünü yaptığı hareket, Batılı bir yol izleyerek ülkenin sorunlarına çözüm bulma hareketi idi. Rahmetli Özal Millî Görüş ilkelerinin doğru olduğuna inanıyordu. Bu ilkelere dayalı olarak geliştirilecek bir sistemi bilmiyordu. O, ülkenin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine inanıyordu. Millî Görüş’ü tamamen reddetmiyordu. O daha çok Batı sisteminin nasıl çalıştığını bilmekteydi. Batı anlayışına dayalı bir politika izledi ve bazı alanlarda ülkenin önünü açtı. Özel hareketi “Millî Görüş”ün bir sistem olarak ortaya konmasını gerekli kılmaktaydı. Bu bölünmeyi kolay atlattık. Çünkü T. Özal ve ekibi farklı bir kulvarda hareket etmekteydi. O dönemde kendimizi halka anlatmada fazla zorlanmıyorduk.

1980’lı yıllarda Allah’ın yardımı, Üstat Süleyman Karagülle ve Necmettin Erbakan Hocamızın gayreti ile Millî Görüş düşüncesinden hareketle bir sistem geliştirme çalışmalarını yaptık. Bu çalışmalar 1980’li yılların sonunda “Adil Düzen Projesi” hâlini aldı. Bu proje ile “Millî Görüş Hareketi” içinde Erbakan Hocamızdan başka kimse ilgilenmedi ve anlayamadı. Hoca’mız anlattı ve onu dinleyenler anlamadıkları halde anlamış gibi davrandılar. Hoca’nın kasetlerini setrettiler. Ezbere anlattılar. Sorulan sorulara Abdüllatif Şener gibi yanlış cevaplar verdiler. Biz de yeterince anlatamadık. Buna rağmen “Adil Düzen”in bazı ilkeleri 1990’larda yerel yönetimlerde ve 1996’da 54. Hükümet döneminde uygulandı. Önemli başarılar elde edildi. Bu başarılar Adil Düzen’in ilkelerine mâl edileceğine kişilere mal edildi. 54. Erbakan Hükümeti’nde kısmen de olsa Adil Düzen’e dayalı politikalar geliştirilip uygulanacağına Adil Düzen tamamen kaldırıldı. 28 Şubat Adil Düzen’i terk etmenin bir cezası olarak başımıza geldi. Doğruları bildikleri halde uygulanmayanların cezası âhirete bırakılamaz, mutlaka bu dünyada da görevlerini yapmayanlar cezalandırılır

İkinci Hadise:

Ak Parti’nin öncü kadrosu, Adil Düzen çalışmaları ile ilgilenmedi, dinlemedi, anlayamadı ve biz onlara yeterince anlatamadık. Biz onlara ulaşmaya çalıştık ama onlar bizden kaçtılar, uzak durdular. Onların tâbi oldukları hocalar da onları Adil Düzen’e karşı tavır almaya sevk etti. Gizli toplantılarda içi boş raporlar hazırladılar. Bundan dolayı bu hareketin önderleri Millî Görüş’ü terk ettiler. Yerine Batılı politikaları izlediler. Sandılar ki mesele kişilerin değişmesi ve dindar olmasıyla çözülür. Halbuki yanlış sistemde iyi ve dindar insanlar yanlış uygulamaların uygulanma süresini uzatırlar. Yanlış sistemle doğru neticelere varılmaz. At arabasının üretildiği tezgâhta Mersedes araba üretilemez. Ak Partili arkadaşlar açıkça dediler ki "Biz Milli Görüş’ü terk ettik". Ayrıldılar, yeni bir parti kurdular.

Bu badireyi de atlattık. Bu durumu kitlelere anlatmada biraz zorlandık. Çünkü o arkadaşlar bizim arkadaşlardı. Ferden dindar ve iyi insanlardı. Biz beşeriyetin kurtuluşu için Millî Görüş’ün ve “Adil Düzen”in önemini yeterince anlatamadık. Meseleyi dindarlık meselesi saydılar. Bize değil, onlara oy verdiler. Çünkü onlar da ibadet ediyor ve onların hanımları da başörtülüydü. Meselenin sistem meselesi olduğunu açıkça ortaya koyamadık.

Üçüncü Hadise:

Bugün Millî Görüş’ün karşı karşıya bulunduğu hadisedir.

Şu anda karşılaştığımız hadise hem daha güç, hem de anlatılması çok zor bir hadisedir. Çünkü şu andaki arkadaşlarımız kendilerinin Millî Görüş’e bağlı olduklarını savunmaktadırlar. Millî Görüş ilkelerine dayalı olarak geliştirilen sistemi, “Adil Düzen”i bilmedikleri için dediklerinin “Adil Düzen” olduğunu sanıyorlar. Batılı çözümler ile “Adil Düzen”in getirdiği çözümlerin arasındaki farkın farkında değiller. Bu nedenle bugün geçmişte karşılaştıklarımızdan daha güç bir süreçle karşı karşıyayız.

Millî Görüş Hareketi 40 yılını geride bıraktı. Artık sloganlarla, yaldızlı konuşmalarla yetinilemez. Sistem bazında beşeriyetin karşılaştığı sorunlara yeni çözümler üretilmesi ve halka anlatılması gerekir. Hak ve adalet merkezli sistemi bilemeyen ve nasıl uygulanacağı hakkında bilgileri olmayanlar Millî Görüş çizgisinde birlik ve bütünlüğü sağlayamazlar. Ne yapmaya çalışsalar da Ak Parti’nin yaptığını yaparlar.

Temelde insanlık tarihi boyunca iki anlayışa dayalı olarak sistemler kurulmuştur. Kurulan sistem ya Tevhid ve adalet merkezli sistemdir, peygamberlerin öncülüğünü yaptıkları sitemlerdir; ya da kuvvet ve zulüm anlayışına dayalı sistemlerdir. Kuvvet merkezli zalim sistemlerin de önderleri Nemrutlar, Firavunlar, diktatör ve faşist liderlerdir. Bizim bildiğimiz son 7000 yıldan beri bu iki anlayışın dışında başka hiçbir sistem kurulmamıştır. Kurulan sistem ve medeniyetler bu iki dünya görüşünün farklı versiyonlarıdır.

Belediye başkanlığından ayrıldıktan sonra, son 8 yıl boyunca her toplantı ve platformda bu gerçekleri anlatmaya çalıştım. Müslümanların yeryüzünü imar ve ıslah etmeleri için Tevhid ve adalete dayalı bir sistem geliştirmeleri gerektiğini anlattım. “Adil Düzen”in bu doğrultuda atılmış tarihi bir adım olduğunu anlatmaya gayret ettim. İslâm dünyasının en deneyimli hareketi olan “Millî Görüş Hareketi”nin “Adil Düzen Projesi”ni geliştirmekle görevli bir hareket olduğunu izah etmeye çalıştım. Bu hususta yeterli derecede başarılı olamadık. Bizi dinleyenler bizi bir gurubun ve bir hizbin temsilcisi sandılar. Anlattıklarımızın Kur’an kaynaklı olduğunu onlara yeterince anlatamadım. Üniversiteye dönmememin tek gayesi bu gerçeği anlatmaktı.

11 Temmuz Kongresi’nden sonra Muhterem Erbakan Hocamızı evinde ziyaret ettim. Bu hususları kendilerine arz ettim. “Adil Düzen Çalışmaları”nın yeniden başlatılmasında ve bir sistem olarak beşeriyet sunulmasında kendilerinin tarihi bir sorumluluğunun bulunduğunu arz etmeye gayret ettim. Biz kendi çözümlerimizi ortaya koymadıkça iktidar olmamızın fazla bir şey ifade etmeyeceğini ifade ettim. Bugün karşılaştığımız sorunun benzerini, kendi siyasi modelimizi ortaya koyup uygulamaz isek, birkaç sene sonra tekrarlanacağını izah etmeye gayret ettim. Farkındayım, bu önemli hususu yeterince çalışıp bütün yönleri ile anlatamadığımı biliyorum.

ŞİMDİ NE YAPILMALI?

1- Üstat, siz ve yanınıza bir kaç kişi alarak Muhterem Hoca’mızı ziyaret ederseniz, iyi olur.

2- 571 ve 572’inci seminerlerde yer alan açıklama ve yorumların belli bir plan çerçevesinde Hoca’mıza anlatmanızın faydalı olacağı kanısındayım.

3- Anlatımı sadece sizin değil, bir heyet hâlinde yapmanız faydalı olacağı kanaatindeyim.

4- Yeni yapılacak kongre şahısları değiştirme amaçlı olmamalı. Yeni yapılacak Kongre Millî Görüş Hareketi’nin 40. yılında yeni bir anlayış ve sistemle beşeriyetin ve ülkemizin sorunlarını çözmeye aday olduğu açıkça ortaya konmalı. Kongre bir boy gösterme etkinliği değil, Hak ve adalete dayalı yeni bir modelin tanıtma ve duyurma etkinliği hâline getirilmeli.

5- Kişisel ihtilaflar bitmez. Sorunları kişiler değil, kişilerin inandığı, ilmen doğruluğunu ispat ettiği ilkeler ve bu ilkelere dayalı olarak geliştirilen sistemler çözer. Sadece kişi değiştirmekle uzun dönemde bir yere varılmaz.

6- Mesele şahıs merkezli bir mesele olmaktan çıkartılmalıdır. A şahsının veya B şahsının listede olması veya seçilmesi hiç bir şeyi değiştirmez.

7- Muhterem Hocamız “Millî Görüş Hareketi”ni önderidir. O’nun şahsının veya ailesinin yıpratılması fevkalade yanlıştır. O’nun şahsında Millî Görüş Hareketi zayıflatılmaya çalışılmaktadır. Yapılan saldırılar Erbakan Hoca’mızın şahsında “Millî Görüş”e ve “Adil Düzen”e yapılan saldırılardır.

8- Hocamızla görüşmeden önce bu hususları yine kapsamlı görüşür ve tartışırız.

9- “Millî Görüş Hareketi”nin karşılaştığı bu sıkıntıların atlatılması için hepimiz üstümüze düşen görevleri yapmalıyız. Müslümanlar arasında birlik ve bütünlüğü sağlamak için ortak gayret harcamalıyız. Bu hususta hepimize görevler düşmektedir.

10- Şüphesiz görevlerin en büyüğü peygamberlerin vârisleri olduklarını bilenlere düşmektedir.

Selam ve başarı dileklerimle, Allah’a emanet olun.

08.08. 2010, Pazar/Ankara

Arif ERSOY

Reşat Nuri Erol
09.08.2010
21:17

572. KUR’AN VE İLİM seminerleri, TEFSİR kısmı, 9. sayfadan, yukarıda anlatılan konu ile ilgili bir BÖLÜM:

Saadet Partisi Recai Kutan’ın başkanlığında uyumuştur...

Sermaye şimdi de onu canlandırıp AK Parti’yi parçalamayı hedeflemiştir.

Erbakan AK Parti’den daha tehlikeli olduğu için ona karşı bir cephe geliştirilmektedir. Önce Numan Kurtulmuş’a yol vermedi ama camiayı parçalamak için başkan yaptı. Numan Kurtulmuş ise sadece Erbakan’a muhalefetle yükselmekte olduğunu bildiği için ilk hedefi Erbakan’ı devre dışı bırakmaktı.

İran’a davet edilen Erbakan’ı uğurlamadı. İran’da devlet başkanlarının üstünde karşılanan ve İran’daki Türkiye büyükelçisinin de onuruna yemek verdiği bir lider Türkiye’ye dönerken de karşılanmıyor.

Erbakan bütün bu yapılanlara ses çıkarmadan sabretti.

Sonunda hiçbir mânâsı yokken Erbakan’a cephe aldı.

Fatih Erbakan çalışmıyormuş; sanki adlarını sanlarını bildiğimiz veya bilmediğimiz elliden fazla kişi çalışıyormuş gibi. Sırf Erbakan’ın oğludur diye devre dışı bırakmak için oyunlar oynanmıştır.

İşte buradaki yeni durum da bekleme durumudur. Demek ki gelişmeler yeni bir olaya gebedir. Böyle giderse Saadet Partisi batacak, Adil Düzen Partisi kurulacak ve “Akevler Adil Düzen Çalışanları”nın yanında yer alacaklar.

Erbakan, Akevler Adil Düzen çalışanlarıyla beraber olduğu için aziz oldu. Onları terk ettiğinde ise Allah da onları terk etti. Tek yol tekrar Allah’a dönmek, “Adil Düzen”e dönmektir. “Adil Düzen”in Cebrail’i Akevler’dir. Cebrail’e karşı olanların başarıya ulaşmaları mümkün değildir.

ESAM Genel Sekreteri Prof. Dr. Arif Ersoy bunu okumalı ve anlatmalıdır. Eğer Saadetçiler adam olmak istiyorlarsa, tevbe istiğfar etsinler, tekrar “Adil Düzen”e dönsünler, Adil Düzen Ekibi’ne dönsünler. Benzer hatırlatmayı Erbakan’a da yapmak durumundayım; “Adil Düzen”e karşı olan zavallılarla alabileceğiniz yol bu kadardır.

Reşat Nuri Erol
10.08.2010
06:21

-GERÇİ SEMİNER NOTLARINI HİÇ AKSATMADIK AMA ÜSTAD’IN TATİLİ(!) BİTİYOR, BU HAFTA KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM EDECEĞİZ, İNŞAALLAH...

-GEÇEN HAFTA BİR ŞEYE DİKKAT ÇEKMİŞTİM; TEKRAR HATIRLATIYOR VE NE DİYECEĞİNİ BİLMEKLE BERABER ÜSTAD’IN CEVABINI -BİRAZ DA SİZLER ADINA- BEKLİYORUM...

-ÜSTAD’IN ÖNDERLİĞİNDE İSTİŞARELERİN YAPILMASINI VE "GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ" DENİLEREK YAPILMASI GEREKENLERİN YAPILMASINI BEKLİYORUM...

-HEP BERABER -ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMAK ÜZERE- BEKLİYORUZ...

Ne demek istiyorum?

İki şey:

1. Arif Abi ile istişare ettiğimiz konular ve gereği...

2. Aşağıdaki konunun Üstad tarafından cevabı ve gereği...

VESSELÂM MEA’D-DUÂ...

RAMAZAN-I ŞERİFİNİZ MÜBAREK OLSUN.

Hazreti Muhammed aleyhisselamın yaşı ve sünneti...

Diğer ulu’l-azm yani azimet sahibi peygamberlerin yaşları ve sünnetleri...

Hazreti Nuh: 950 yaşında...

Hazreti İbrahim: 173 yaşında...

Hazreti Musa ve Harun: Biri 120, biri 123 yaşında...

Ve asıl önemli olan; Mısır’dan çıkıp Kızıldeniz’in öbür tarafına geçtiklerinde tam KIRK YIL ÇÖL ŞARTLARINDA -kanaatimce bugün bile bütün dünyaya hükmeden nesillerin atalarını- YETİŞTİRDİLER ve dikkat edilirse bunu her ikisi de SEKSEN (80) YAŞINDAN SONRA YAPTILAR...

Birkaç haftadan/aydan beri Yusuf Suresi’ni tefsir ediyoruz: Mısır’a hicret edinceye kadar aşiretini yöneten yaşlı Hazreti YAKUP kaç yaşındaydı?

Mısır’a hicret ettikten sonra acaba daha kaç yıl yaşadı ve aşiretini yönetmeye devam etti mi?

Tevrat’a bakmak lazım...

Yıllar önce TEVRAT’ı baştan sona dikkatlice okuduğumda gördüm ki:

-İlk on kadar nesil ortalama bin yıl yaşamışlar, elbette peygamberler de; Hazreti Nuh gibi; 950 yıl...

-Sonra yıllar düşüyor: 800, 600, 400, 200 yıl; mesela Hazreti İbrahim 173.

-Tamam, Hazreti Muhammed aleyhisselam ve birçok sahabe 63 ama Hazreti Osman 80 yaşında ve HALİFE!? Eba Eyyub El-Ensari 90 yaşında ve İSTANBUL FETHİNDE!?

-KARAGÜLLE ve ERBAKAN 80 kusur yaşında diye ne yapalım yani???!!!...

Karagülle 63 yaşımı doldurdum diye İzmir’de başkanlığı bıraktı ama; o yaştan sonra önce Kırgızistan’da, sonra İstanbul’da çok önemli çalışmalar yapmadı mı; hâlen de yapmaya devam etmiyor mu?!.

Yapmasa daha mı iyi olurdu; o zaman bu dergi, bu tefsirler ve AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ olur muydu???!!!...

Son yıllarda Türkiye’de nesiller daha çok yaşamaya başladı...

İçtihatlarımızı yeniden gözden geçirelim ve yeni duruma göre yenileyelim...

vesselâm mea’d-dua, dua..

reşad

Reşat Nuri Erol
10.08.2010
21:19

YORUMSUZ !!!

www.ajans5.com’ daki YORUMLAR’ DİKKAT !

... ... ...

İsim: Abdullah Sönmez | Şehir: | Tarih: 10.08.2010

Muhterem hocamız tensib buyururlarsa yeni Kongrede Genel Başkanımız Prof.Dr. Arif Ersoy Hocamız olsun.

Çünkü birinci vasfı sadakat ve ehliyet sahibi olması,

İkinci vasfı İlahiyatçı olması,

Üçüncü vasfı İktisat Prof’u olması,

Dördüncü vasfı uzun ÇORUM belediye başkanlığı yaptı, iyi bir idareci olması.

Beşinci vasfı Yine uzun dönemden beri (ESAM) İslam toplulukları birliği genel sekreteri olması.

Altıncı vasfı Toparlayıcı olması. Kimseyi kırıp dökmez.

Takdir elbette YİK ve Hocamızındır.

--------------------------------------------------------------------------------

İsim: salih önder | Şehir: kütahya | Tarih: 10.08.2010

s.a.ASRIN MÜCAHİTLERİ...

lütfen yönlendirme yapmayalım.şahıs ismi vermeyelim.hangi özellikte biri olmalıdır.tavsiyelerde bulunalım...teşekkürler ASRIN MÜCAHİTLERİ...

--------------------------------------------------------------------------------

İsim: aksel | Şehir: liege | Tarih: 10.08.2010

sa .butun bunlari bilip susanlara hakkimi helal etmiyorum.

--------------------------------------------------------------------------------

İsim: Furkan | Şehir: Muğla | Tarih: 10.08.2010

Genel Başkanlık için Prof. Dr. Mete Gündoğan ve Prof. Dr. Arif Ersoy biçilmiş kaftan. İkisinden biri olabilir. Bence İkiside davayı özümsemiş isimler

... ... ...

Süleyman Karagülle
12.08.2010
15:43

Benim için Saadet Partisi diye bir parti yoktur. Numan Bey seçilmeden önce Partide tanıdıklarıma bir mektup göndererek yeni seçilecek başkanın Adil Düzen karşı olmayan birini seçmelerini önerdim. Numan Beyi de listenin sonuna ekledim ve Numan Beyin Adil Düzene karşı olmadığını belirttim. Ayrıca o mektubumda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmak istediğimi bildirdim. Seçimden sonra bana cevap vereceklerdi. Seçimden sonra Numan Beyle görüşmek istedim görüşmedi. Merkezdeki arkadaşlarım bana cevap verme ihtiyacını bile duymadılar. Sonra benim yerime 2002 yılında seçim olamasın diye harekete geçen dış güçlerin önde gelen ismi Saadet kaçkını birini, Numan Bey Büyük şehir belediye Başkanlığına aday yaptı. Numan Bey Adil Düzeni ağzına almamakta yetinmiyor, Milli Görüş kelimesini bile kullanmıyor. Erdoğan Partiden ayrıldı. Partisini kurdu. Buna bir diyeceğimiz olamaz. Kurtulmuş ise Partide kalıp partinin hedefini değiştirmek istemesi hiç bir yönüyle izah edilemez. Ayrıl Partini kur. Milli Görüşü de terk et, Adil Düzeni de terk et. Erbakan’ın adını da anma. Ama hem Milli Görüşün ve Adil Düzenin varisi olacaksın onun nimetlerine konacaksın. Hem de temel anlayışlarına cephe alacaksın. Bu yetmiyormuş gibi Adil Düzenin liderliğine kalkışacaksın. Liderlik başka, başkanlık başkadır. Demokrat Partinin lideri Menderestir. Demirel bile değildir. Sen ne yaptın da lider oldun. Numan Bey kendi aklıyla hareket etmiyor ki… Onu buraya getirenlerin oyuncağı. Erbakan’ın oğlunu listeden çıkarmak demek Erbakan düşmanlığı demektir. Onun yerinde olsam daha akşam olmadan, o gün istifa ederim.

Bununla beraber Oğuzhan Asiltürk de doğru iş mi yapıyor. Her ikisi ya haindirler, ya da hainlerin oyuncağı olmuşlardır. Partiyi yok etmek için bunlardan daha iyileri bulunamaz. Partiyi bu gün yeniden kongreye götürmek demek oyunu sıfırlamak anlamına gelir. Oğuzhan’ın bulunduğu yerde ben yer almak istemem. Partimizi, kurduğumuz günden beri bana karşı saygısız davranmış ve ben onun tutumundan hoşlanmadığım için 1973 de seçimden sonra partiden ayrılmıştım. Hocayı dışarıdan destekledim. Numan Bey ise bana göre bir batağa düşmüş zavallıdır. Bugün Erbakan da muhasara altındadır.

Arif Ersoy ve Reşat Erol kardeşlerime.

Hayatta çok önerilerde bulundum. Benim önerilerimi Ahmet Tahir Satoğlu değerlendirdi ve Bugün Akevler hala varlığını sürdürmektedir. Önerilerimi Erbakan değerlendirdi, bugün dünya Adil Düzeni konuşuyor, ümidini ona bağlamış vaziyette. Arif ve Reşat ise benim siyasi önerilerimi değerlendirmediler. Zaman kaybediyorlar. Siyaset yapacaksanız, biraz sözlerime kulak verin:.

1- Saadet Partisi ve AK partiyi terk edeceksiniz. Bunlardan bir hayır gelmeyeceğini bileceksiniz. O oluşum ömrünü doldurmuş ve kendisini yenilemesi mümkün değildir.

2- Hemen acilen yeni bir parti kurulmalıdır. Bu partinin adı Adil Düzen Partisi olmalıdır. Adil Düzeni benimseyen kadro bu partiyi kurmalıdır.

3- Bu Parti Akevler ve Milli Görüş kurucularının yolundan gitmelidir. Onlara saygılı olmalıdırlar. Onların hatalarını eleştireceklerine onların hatalarını düzeltmeli daha ileri adımlar atmalıdırlar.

4- Bu partiyi Milli Görüşe hizmet veren yaşlılar organize etmelidir. Biz organize olmalıyız.

Ne ilçe, ne il, ne de merkez yönetim kurullarında yer almamalıyız. Biz kenara çekilip 40 yaşını geçmeyen gençlerden tüm örgütlenmeyi yapmalıyız. Millet vekilleri, de kırkın altından seçilmelidir.

4- Teşkilat, Parti tüzük ve programı Adil Düzene dayanmalıdır. Onu biz yaşlılar hazırlamalıyız. Ondan sonra temel, ilk, orta ve yüksek seviyede sorular kitabı hazırlayarak Milli Görüş kadrosunda yer almak isteyeni bu kitaplardan imtihan etmeliyiz. Ona göre görevler verilmelidir.

5- Gayemiz iktidar olmalıdır. Seçimlerde oy almak gayemiz olmamalıdır. Gayemiz Adil Düzeni öğrenmek ve anlatmak olmalıdır.

Bunları yapmak bizim görevimizdir. Ondan sonrası ise bize ait değildir Allah’a aittir.

Biz bunları Yaparken Erbakan’a sormamalıyız. Çünkü O muhasaradadır. Erbakan siyasi liderimizdir. Siyasi lider kalacaktır. Bin yıl sonra onun adı anılacaktır. Ama biz liderin değil Allahın askerleri olmalıyız.

Reşat Nuri Erol
14.08.2010
11:14

SAADET’TE KONGRE YAPILAMIYOR...

Saadet Partisi’nde 310 oyla seçilen Genel Başkan Numan Kurtulmuş ve GİK bugün yaptıkları toplantının ardından Olağanüstü Kongre’ye gitmeme kararı aldı.

Tarih: 14.08.2010

Saadet Partisi’nin 11 Temmuz’da gerçekleştirdiği olaylı kongrenin ardından 310 oyla seçilen Genel Başkan Numan Kurtulmuş ve GİK bugün yaptıkları toplantının ardından Olağanüstü Kongre’ye gitmeme kararı aldı.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın basın yoluyla açıkça talep ettiği Olağanüstü Kongre talebine rağmen kongre yapmama kararı...

Saadet Partisi’nde 1250 delegenin 850’sinin olağan üstü kongre talebine rağmen alınan kararla kongre yapılmaması tabanda geniş yankı uyandırdı...

Bugün yapılan GİK toplantısında oluşturulan Başkanlık divanı ise şöyle şekillendi:

Genel Başkan: Numan Kurtulmuş

Teşkilatlanmadan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Lütfü Esengün

Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Ahmet Sünnetçioğlu

Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Ahmet Demircan

Saadet Partisi Genel Sekreteri: Kazım Arslan

Saadet Partisi Başkanlık Divanı Denetleyicileri: Turan Alçelik, Hüsamettin Korkutata

Gençlik Kadın ve Aliden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Nazım Maviş

Mahalli İdarelerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Mücahit Yanılmaz

Halkla İlişkiler ve STK’lardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Şeref Malkoç

Dışilişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Ertan Yülek

Ekonomik ve Sosyal İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Musa Demirci

Eğitimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Cafer Güneş

Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Akif Gürdoğan

İnsan hakları İzlemeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Ömer Vehbi Hatipoğlu

Tanıtmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Teoman Rıza Güneri

Oluşturulan yeni Başkanlık divanında tasfiye edilen isimler ise şöyle:

Saadet Partisi Kurucu Genel Başkanı: Recai Kutan

Eğitimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Prof. Dr. Mete Gündoğan

Dışilişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Temel Karamollaoğlu

Halkla İlişkiler ve STK’lardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Şevket Kazan

İşte GİK Toplantısında alınan karar:

-"31.07.2010 günü Nevşehir Kozaklı’da il başkanlarıyla yapılan istişarede bu talebin büyük ekseriyetle reddedilmesi,

-Olağanüstü kongreyi toplamayı gerektirecek hukuki ve siyasi sebeplerin olmaması,

-Ankara 63. noterliğinin 13.08.2010 tarih ve 16687 yevmiye numaralı tutanağı ile sabit olduğu üzere, olağanüstü kongre talep eden 650 delegeden 33 delegenin imzasını çekmesi sonucu parti tüzüğümüzün 12-B bendinde belirtilen seçimli kongre için aranılan delege sayısının salt çoğunluğunun altına düşmesi nedenleriyle olağanüstü büyük kongrenin toplanmasına gerek olmadığına karar verildi."

Reşat Nuri Erol
14.08.2010
11:52

SÜLEYMAN HOCAM!

-Bir ay önce yazdıkların ve söylediklerin ile bugün yazdıkların farklı; neden? Bir ayda ne/ler değişti?

-Bu bölümde yaptığım bazı değerlendirmeler ile sorduğum bazı sorular hâlâ cevaplanmamış; mesela ’YAŞ MESELESİ’.

-Diğer bazı konulara girmiyorum bile...

-Neden?..

SÜLEYMAN HOCAM ÇOK İYİ BİLİR; KIRK YILLIK BİRLİKTELİĞİMİZDE ZAMAN ZAMAN ÇOK ÖNEMLİ RADİKAL/REEL KARARLAR ALMIŞIMDIR, ’ELBETTE YAKIN ARKADAŞLARLA İSTİŞARELERE’ BAŞLADIM VE "YAPACAKLARIMIZI BERABER YAPALIM" DİYORUM AMA; SONUNDA TEK BAŞIMA KALSAM DA ’ALLAH İÇİN’ YİNE ÖYLE BİR KARAR ALACAĞIM VE GEREKİRSE YİNE TEK BAŞIMA UYGULAYACAĞIM; TEK BAŞIMA KALDIĞIMDA DA HESBI ALLAH’IMA TEK BAŞIMA VERECEĞİM...

-AYNEN GERİDE KALAN ÖMRÜMDE ZAMAN ZAMAN YAPTIĞIM GİBİ...

-GERİ KALAN ÖMRÜMDE DE İNŞAALLAH ÖYLE YAPACAĞIM...

-ÇÜNKÜ SONUNDA ALLAH’A HESAP DA TEK BAŞINA...

-ALLAH İÇİN BERABER OLABİLMEK NE GÜZEL...

VESELÂM MEA’D-DUÂ.. DUÂ.. DUÂ...

REŞAD

Uğur Tanış
15.08.2010
14:12

http://www.facebook.com/note.php?note_id=211945293581

kifayetsiz mensupları Millî Görüş’ü kavramada, anlamada ve anlatmada son derece yetersiz kalmaktadırlar. Erbakan bu yüzden hala Millî Görüş’ü anlatmada ve savunmada tek başınadır.

Bu satırları yazan bendeniz bir gün Refah Partisi Genel Merkezinde yapılan bir toplantıya katılmış ve bu keyfiyeti gözler önüne seren acı manzarayı bizzat müşahede etmiştim. Refah Partisi MKYK üyeleri, milletvekilleri, yetkilileri ve ünlü hatiplerinin birlikte katıldığı bu toplantıda Erbakan sözlerine şöyle başladı…

Şu elimdeki Adil Düzen kitapçığıdır. Bu kitapçığın konusunu teşkil eden bugüne kadar sayısız konferans verdim. Şimdi bu konuda bir imtihan yapmak istiyorum. Soracağım sorulara bu kitapçıktan cevap istiyorum. Başka türlü cevaplar kabul edilmeyecektir. Sorularıma cevap vermek üzere gönüllü olarak söz isteyenleri; elimdeki şu kitapçığı okumuş ya da konusuna ilişkin konferansı dinlemiş sayıyorum…

Sonra Erbakan soruları sorunca en başta yıllarca birlikte parti yönettiği arkadaşları art arda cevap vermek üzere söz istediler… Şevket Kazan, Oğuzhan Asiltürk, Yasin Hatiboğlu gibi önde gelen isimler bir bir kalkıyor söz alıyor ve Erbakan’ın sorduğu sorulara Adil Düzen kitapçığı ile alakası olmayan cevaplar veriyorlardı.

Erbakan onlara her seferinde tekrar tekrar büyük bir nezaketle hatırlatıp verilecek cevabın Adil Düzen kitapçığı içinden olmasını istiyordu… Onlar ise geniş bir topluluk içerisinde Adil Düzen’i bilememenin verdiği mahcubiyeti gidermek için ısrarla bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı. Erbakan’ın o gün birine verdiği söz hakkını geri almak için neler çektiğini bir bilseniz…

En ilginci de Erbakan’ın sorduğu bir soruya cevap vermek üzere söz alan Millî Görüş’ün teorisyeni diye lanse edilen Prof. Dr. Arif Ersoy’un verdiği cevabın Erbakan tarafından kabul görmemesi idi. Erbakan, “Arif Bey, kaç kere tekrarladım, verilecek cevabın Adil Düzen kitapçığı içinden olması gerektiğini ifade ettim. Bunun dışındaki cevapları doğru saymıyoruz” diye bir sürü dil döktü ama o yine de koca profesör Adil Düzen’i bilmiyor dedirtmemek için ısrar edip durdu.

O toplantıyı izleyen diğer milletvekilleri ve yetkililer bu manzarayı görünce köşelerine sindiler, bunlar da bilmiyorsa Millî Görüş’ü kim biliyor diye büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar.

Tabii, bendeniz de hayretle karşıladım ama yine de biraz şerbetliydim. Çünkü Erbakan’ın kurmaylarının ne kadar kof olduklarını bir ölçüde daha önce de biliyordum. Adil Düzen kitapçığını okumamış olmaları çok enteresan değildi. Ama Erbakan’ın Adil Düzen konferanslarını protokol gereği en ön sırada ve mecburen sayısız kere dinlemek zorunda kalan bu kurmay ekibinin Adil Düzen konusunda bunca cahil olmaları şaşılmayacak bir durum değildi.

Peki, bu neden böyleydi?

Çünkü Millî Görüş ve Adil Düzen öğrenilip ezberlenecek bir bilgi yığını olmaktan daha çok bir hidayet ve inanç manzumesiydi.

http://www.facebook.com/note.php?note_id=211945293581

01 Aralık 2009

Hoca’ya SADAKAT Şerefimiz’dir ! tarafından eklendi

http://yenisafak.com.tr/arsiv/2001/agustos/18/p3.html

SP, ’Âdil Düzen’i tartıştı

SP’nin Abant toplantısında, "Âdil düzen başta olmak üzere özeleştiri yapalım" diyen Bekaroğlu’na Asiltürk sert çıktı: "Bizim temel ve değişmez doğrularımız var, tartışılmaz!"

Saadet Partisi’nin Abant toplantılarında "Millî Görüş" ve "Âdil Düzen" konuları gündeme geldi. Genel Başkan Yardımcısı Bekaroğlu, "Âdil düzen başta olmak üzere özeleştiri yapma zamânı geldi" dedi.

Âdil düzen başta olmak üzere özeleştiri yapma zamânı geldi" dediği öğrenildi.

Asiltürk tepki gösterdi

Çorum Belediye Başkanı Ârif Ersoy’un da Bekaroğlu’na destek vermesi üzerine Malatya Milletvekîli Oğuzhan Asiltürk’ün, "Bazılarının ayrılması moralimizi bozmaz. Bizim temel doğrularımız vardır ve değişmez. Kimseye de tartıştırmayız. Tek kişi kalsak da bu mücâdelemiz devâm edecektir" dediği bildirildi.

Mustafa Kamalak’ın ise "Âdil düzen ve Millî Görüş’ün değişmesini istiyorsunuz. Biz bunların değişmesini istemediğimiz için SP’deyiz. Yoksa burada olmayız" dediği öğrenildi.

http://yenisafak.com.tr/arsiv/2001/agustos/18/p3.html

http://www.el-aziz.com/arsiv/sayi292/yazarlar_dosyalar/ismail.htm

Şu sözleri ise Ankara adayı Ârif Ersoy sarfetmiş: “Bugün bu ülkeyi yeni sömürgecilerin açık sömürgesi hâline getiren bugünkü iktidârın önde gelen kadrolarının öne çıkarılmasında parlatılmasında benim de katkım oldu. Bu işlediğim günâhtan dolayı çok pişmanım. Bunun için Allah’a tövbe ettim.” Bir toplantıda, Kütahya teşkîlâtından bir partilinin bi’z-zâtihi kendisinden dinlediğine göre; Ersoy bu günâhının affı için Hacca gidip duâ bile ettiğini ifâde etmiş.

http://www.el-aziz.com/arsiv/sayi292/yazarlar_dosyalar/ismail.htm

17 Mart 2004



YorumYap

Sayı: 61 | Tarih: 8.8.2010
Ruşen Çakır
Fethullah Gülen neden kendini riske atıyor?
1516 Okunma
Tayibet Erzen
Dücane Cündioğlu
Müslüman Ateistle Diyalog
807 Okunma
Abdülkadir Altınhan
Mehmet Şevket Eygi
Cehennem Ebedîdir
681 Okunma
Emine Hocaoğlu
Reşat Nuri Erol
Aman dikkat!
671 Okunma
8 Yorum
Ilker Ardic
Nihal Bengisu Karaca
Dağılan Yugoslavya’dan Türkiye’ye uyarı: Bölünmek
631 Okunma
Hakan Kandal
Zülfü Livaneli
Anlayanlar için bir pazar fıkrası
572 Okunma
1 Yorum
Ali Bülent Dilek
Oktay Ekşi
Her şey tartışılır mı?
565 Okunma
1 Yorum
Vahap Alma
Ebubekir Sifil
Ölçü Kaybolunca
541 Okunma
Zafer Kafkas
Ahmet Hakan
Hiç tatmin edici değil kumandan
526 Okunma
Lütfi Hocaoğlu