Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ruhat Mengi - Vatan Vahap Alma
İslamcı Yazar’ın tepkisi!
948 Okunma, 19 Yorum

 

‘İslamcı Yazar’ tanımı bana ait değil, okuduğum haberde böyle geçiyordu, zira ben aşağıdaki sözleri söyleyecek kadar demokrat düşünen, “din” konusunda saplantıya kapılmadan ve popülizme kaçmadan, inanç istismarı yapmadan gerçekleri gören ve yansıtan birine “kökten dinci, takıntılı, din devleti taraftarı” gibi anlamlar içeren “İslamcı” tanımını kullanmam.

Yazar İhsan Eliaçık Habertürk’te Balçiçek Pamir’in programında Başbakan Erdoğan’ın “Dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz” sözüyle ilgili şöyle konuşmuş; “Senin gö-revin inançlı nesil yetiştirmek değil, özgürlüklerin önünü açmak. Nesil yetiştirecek olanlar ailelerdir. İnsanları dönüştürmek iktidarın görevi değildir. Bu toplumda Müslüman var, Hristiyan var. Dindar demek inancını ve hayatını ona göre yaşayan kişi demektir. Erdoğan’ın sözlerini totaliter buluyorum (...) Bizim 28 Şubat’ta yaşadıklarımızı şimdi ulusalcılar ve BDP’liler yaşıyor. Hükümete söylüyorum, gidişatınız gidişat değil. Tepetaklak gideceksiniz”..

DİNDAR AYIRIMI KUR’AN’A AYKIRI

Burada benim değinmek istediğim bölüm “dindar gençlik yetiştirme” sözüyle ilgili yorum kısmı çünkü dün benim yazımda da hemen hemen aynı cümleler vardı. “Dindar genç yetiştirmenin ‘ailelere’, dindar olmanın ‘kişinin kendisine’ ait bir konu olduğunu, bunu ‘ülkeyi, devleti yönetenler söylediği anda’ ortaya kesinkes bir laiklik tartışması çıkacağını, öte yanda ‘imam hatipli olmayanların dindar olmadığı’ anlamı çıkacak sözlerin de kabul edilemeyeceğini” yazmıştım.

 

‘Laiklik tartışması çıkar’ vurgusuyla ben de “her dinden vatandaşı olan bir devletin, laik yani ‘herkesin inancında özgür olduğu, din baskılarının olamayacağı’ bir devletin tek dinden dindar vatandaş yetiştirme görevi üstlenemeyeceğini” anlatmaktaydım. Kaldı ki Yaşar Nuri Öztürk’ün açıkladığı gibi “laiklik” Kur’an’da da mevcut. Allah, Hz Peygamber’e bile “Sen ancak dini tebliğ etmekle görevlisin, kullarımın inancı hakkında kararı ben veririm” dediğine göre (buyurun, herkesi inancında özgür bırakıyor) birileri çıkıp “Biz daha dindarız, dindar bir gençlik yetiştireceğiz, siz dindar yetişsin istemiyorsunuz” benzeri sözler ettiğinde bu Kur’an’a aykırı değil midir, şirk koşmak sayılmaz mı?

CHP’NİN HAKLI TEPKİSİ

İhsan Eliaçık da “Bu toplumda Müslüman var, Hristiyan var” dediğinde laikliğe vurgu yapmış oluyor ve gerçekten de laikliği bu şekilde tırtıklamaya başladığınız anda önce toplum “çoğunluğun dini” üzerinden ayrıştırılmaya, sonra diğer din ve inançlar hızla dışlanmaya, dinle ilgili baskılar arka arkaya (ve ‘yeni projeler, buluşlar’ havasında) gelmeye başlar, sonu da birçok ülkede görüldüğü gibi hüsran olur. Demokrasiyi de tam “rüyamızda” görürüz artık.

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan da bir basın toplantısı ile; “iki CHP’li milletvekilinin” İHL’lerle ilgili yasanın iptali için Danıştay’a başvurması üzerine Başbakan’ın tüm partiye mal ederek kendilerine söylediği “Dindar bir nesil yetişsin istemiyorlar” sözüne cevap vermiş. Haklı olarak “toplumun ayrıştırıldığını” iddia ediyor, “sizde dindarlık ölçen bir cihaz mı var” diye soruyor.

Dikkatle düşündüğünüzde seçim propagandalarında da çok yapıldı, “din ve mezhep” üzerinden siyaset ve üstelik bunu hep “tribünlere oynayarak, şikayet ederek yapma” hızla sürüyor. Böyle giderse gelecek seçimlerde neler görecek, neler duyacağız kim bilir. Ama “İslamcı” diye anılan yazarların da artık “totaliter baskılarda görülecek söylemlere” ve “dinin siyasi istismarına” karşı çıkmaları ümit verici bir gelişme bence!

 

Yorum:

 

Yorum Yok

Ruhat Hanım’ın iki haftadır yazısı yok. Yeni bir yazar bulmam gerekecek. Fikri olan varsa yazsın lütfen.

 

Ruhat Mengi:

İzninizle kaçıyorum!

 

Sevgili okurlarım, yine aylardır hiç ara vermeden yazdım, o “haftada bir gün”ler bu “zamanla yarışma stresi”ne yetmiyor. İzninizle kısa bir süre dinlenmek için sizden ayrılacağım. Beni özleyeceğinizi biliyorum ama özleyin de zaten. Gerçek sevgi, ilgi böyle ayrılıklarda anlaşılır. Haydi tekrar kavuşuncaya kadar kalın sağlıcakla!

 

 

Vahap Alma

Yorumcu
Yorum
Ali Bülent Dilek
22.02.2012
12:07

lutfi kardeş ilgilendiğin için teşekkürler.

leyla hanıma mesaj atıpyazarlara yenişafaktan yusuf kaplanı ekletmek istiyorum.

ama mesajı atamadım.

leyla hanımın soyadı neydi?

veye mesajı nasıl atabilirim.

-birde daha önce Reşat abi ve Hasan özkete de sormuştum

sitede ve bende de eksik seminerler var.onları bulup hem tefsirleri tamamlamak hemde siteye girmek

istiyorum.

ne yapabiliriz.?

eksik seminerleri sana mail atıyorum.önemli çünkü kayıpsa yeniden tefsirleri gerekebilir.surelerin tamamlanması açısından.

Vahap Alma
22.02.2012
16:06

Reşat Abi yaptığını yorum ilginç geldi bana. Hiç böyle düşünmemiştim ve hala da sizin gibi düşünmüyorum. Yapılan çalışmalar kul tarafından icat edilmediğinden, eldekileri elde tutma çabası içinde olmamak daha mantıklı olur. Önemli olan Allah'ın yarattığından haberi olmayanları haberdar etmek. Bunu hangisinin daha kıymetli olduğu eksenine oturtmamak gerek. Yine de fikriniz için çok tşk ederim. Allah razı olsun.

Ali Bülent Bey size de çok teşekkür ederim. Ama galiba kararımı verdim. Ahmet Altan iyi gibi. Allah herkesten razı olsun inşallah....

Reşat Nuri Erol
22.02.2012
18:46

Vakap kardeş;

ne demek istediğim anlaşılmış, teşekkür ederim...

*

ben de bu konuda başından beri -ÜSTAD dahil birçok arkadaşımızdan- farklı düşünüyordum;

hala da öyle düşünmeye devam ediyorum...

*

BİR: -biz önce HAKKI yani ADİL DÜZENi kendimiz öğrenelim...

İKİ: -ondan sonra başkalarına öğretelim, tebliğ edelim ve BATIL düşüncelerle tartışalım, değerlendirelim vesaire...

bu merhalede öncelikle BİZE YAKIN OLAN YAZARLARLA İLGİLENELİM VE DEĞERLENDİRELİM...

*

bence yanlışımız veya eksiğimiz şu; biz henüz tam olarak" ADİL DÜZEN"i ortaya koyamamışken, "ONLARIN" düşüncelerini değerlendiriyor ve teşbihte hata olmazsa, yirmi yıl öncesinde olduğu gibi sloganvari "ADİL DÜZEN" gelmeli deyip geçiyoruz...!

Hangi Adil Düzen ve Adil Düzen hem de uygulamalı olarak nerede?!.

*

Acaba;

- ENERJİMİZİ YANLIŞ MI KULLANIYORUZ/DEĞERLENDİRİYORUZ..?

- "HAK" GELMEDEN "BATIL" ZAİL OLUR MU..?

- ÖNCELİK "HAK"TA MI "BATIL"DA MI..?

- YAPTIĞIMIZ "KUR'AN VE SÜNNET METODOLOJİSİNE" NE KADAR UYGUN..?

*

BEN BU KONUDA "TARTIŞMAYI" PEK SEV(E)MİYORUM...

SİTEDE YAPILANA DA BİR ŞEY DEMİYORUM...

AMA BEN BÖYLE DÜŞÜNÜYORUM...

ALLAH DOĞRUSUNU BİLİR...

selam ve dua ile..

reşad

Lütfi Hocaoğlu
22.02.2012
22:00

Ali Bülen abi,

Üyeye özel -> Mesajlar -> Yeni mesaj -> Listeye yeni kişi ekle ->Leyla yaz, enter'a bas. Leyla Okta yazacak. Yanındaki kutucuğu işaretle ve tamam de. Sonra mesajını yaz ve gönder'e bas.

Ali Bülent Dilek
23.02.2012
11:08

teşekkürler Lütfi kardeş.

birde eksik seminerler konusuyla ilgili talebim vardı.

size eksik seminer numaralarından tespit edebildiklerimi

word dosyası olarak mail atmıştım.

seminerlerin sorumlusu hangi kardeşimiz ise onu bu konuda bilgilendirebilir misiniz?

Lütfi Hocaoğlu
23.02.2012
18:36

Eksik seminerlere baktım. Abi onlar yok. Onlar muhtemelen ilk yazıldıkları zaman Reşat abinin bilgisayarında kazaya kurban gidenler. Basılı olarak belki bir yerlerde vardır. Onları bulursak tarayarak ekleyebiliriz.

Reşat Nuri Erol
24.02.2012
04:59

Değrli ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI ve de DOSTLARI...

ÜSTAD ile birlikte kırk yıldır çalışan bendeniz ve en başta ÜSTAD daima bir nevi kabızlık hali yaşıyoruz, birçok yönden ıkına sıkına meramımızı anlatmaya çabalıyoruz ama hiçbir zaman tam rahat bir ortamı yakalayamadık, bulamadık, anlaşılamadık, bundan dolayı da belki tam anlatamadık... dolayısıyla belki de anlaşılamadık... ama olduğu kadarına da binlerce hamd/şükürler olsun... bu konuda yaşadıklarımızı ve hissettiklerimizi yazsam, şimdiye kadar yazdığımız kırkbin sayfanın üzerine nice kırkbin sayfalar yazılır... mesela, yazmasına yazıyoruz ama ilgi, alaka, ilgilenme, anlama, gereğini yapma yani uygulama nerde... her şeye ve herkese rağmen bir tek ERBAKAN ve sadece bir defa birlikte gittiğimiz gün Dr. Lütfi yaşadıklarımı ve birlikte yaşadıklarımızı çok iyi hatırlayacaktır... işte burada da ıkınma-sıkınma ve her şeyi yazamama hallerinden biri daha... buna benzer halleri daha dün köşe yazıma gelen telefonlara cevap verirken de yaşadım... bu konuda kırk kusur yıllık birikim olarak yaşadıklarımız ve yazabileceklerimiz o kadar çok ki; hiçbir zaman yazmayacağımız, anlatmayacağımız, ALLAH'a havale edeceğimiz... iyi ki ALLAH'a imanımız var da her şeyi "O"na havale ediyoruz... aslında çok şey anlatmak istiyorum ama yine pek bir şey anlatamıyorum durumunun var olduğunun çok iyi bir şekilde farkındayım... işte bir kabızlık hali daha... bugünlük benden bu kadar; anlayan anlasın, anlamayanlara bir şey yok!!!

*

bu hafta YUSUF KAPLAN örneğinden yola çıktım...

mesela, bu kardeşimiz de bildim bileli bizim gibi çok şey anlatmaya çabalıyor ama anlayan yok mu acaba...???!!!

nitekim bügünkü yazısına çok dikkatli bakılırsa, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır "ümidindeyim" diyeym de siz çok şey anlamaya gayret edin...

vaktiniz varsa yazının tamamını okuyun veya sadece "son paragrafına" bakıverin...

diyeceğini demiş ve NOKTA ile noktalamış...

*

VAHAP kardeşimize ve "herkese" bu vesileyle anlatmaya çalıştığım işte buydu...

durum bu olunca bazı "tartışmalar" tek kelimeyle beni boğuyor...

mesela, SAMA ADİAN konusunda diyeceklerim çok...

ama hem vaktim yok hem de kabızlık hali...

haftalık dersleri zor yetiştiriyorum...

böyle bir durum işte...

NOKTA.

*

ALLAH böyle dekdir etmiş, O'nun takdiri dışına çıkamıyor ve KULLUK görevimizi ifa etmeye çalışıyoruz...

çalışmak, çabalamak, ıkınıp sıkınmak, kul olmak bizden; tevfik sadece ve sadece ALLH'tan...

ve'süselam mea'd-dua...

reşad

*******

ve YUSUF KAPLAN'ın bugünkü yazısı:

Yusuf Kaplan ykaplan@yenisafak.com.tr

24 Şubat 2012 Cuma

Din dersleri kaldırılmadığı sürece, ayağa kalkamayız Dünyanın en kapalı toplumu biziz. Üstelik de, sadece dünyaya kapalı değiliz; kendimize de -kendi varoluşsal dinamiklerimize, tarihî derinliğimize, medeniyet iddialarımıza ve ruhumuza da- kapalıyız. Çift kapanma hâli yaşayan bizden başka toplum yok dünyada. Çift kişilikler üreten bir kültürel şizofreni hâli pürmelâli yaşadığımızı söylüyoruz ama sorun, bundan da vahim aslında: Bizim yaşadığımız macera, kültürel şizofreninin de ötesinde bir mecra'sını yitirme hâdisesi, bir kültürel intihardır: Bediüzzaman'dan Kemal Tahir'e, Ahmet Hamdi Tanpınar'dan Sezai Karakoç'a, Nurettin Topçu'dan Cemil Meriç'e, Oğuz Atay'dan Rasim Özdenören'e ve Mustafa Kutlu'ya kadar bütün çağdaş sanatçılarımızın, düşünürlerimizin eserlerine damgasını vuran anatema, bu kültürel intihar tema'sıdır o yüzden. *** Bediüzzaman, bu intiharı, felâket ve helâket tecrübesi olarak tarif eder; dünya tarihinin akışını değiştiren esaslı bir medeniyet tecrübesi geliştiren bu coğrafyanın insanlarının temel varoluş dinamiklerinin yerle bir edilişinin derinlikli bir dille hikâyesini anlatır ve bu yokoluş sürecinden nasıl çıkabileceğimizin varoluşsal silkiniş, toparlanış ve yeniden yola koyuluş haritasını sunar bize. Kemal Tahir, tarihî çözülmenin ve savrulmanın bizi nerelere fırlattığının melankolik hikâyesini anlatır. Tanpınar ve Atay, kültürel intiharın bizi hayatımızdan nasıl uzaklaştırdığının, hayatiyet damarlarımızı nasıl kuruttuğunun egzistansiyal macerasının, biri tarihî ve kültürel bir derinlikle, diğeri ironik ve parodik bir ürpertiyle tablosunu çıkarır. Sezai Karakoç, medeniyet iddialarımızı yitirişimizin, bastığımız toprakların ayağımızın altından hem fizikî, hem de metaforik olarak kayışının bizi kaygan zeminlerde patinaj yapmaya nasıl mahkûm ettiğini tasvir eder, bir diriliş umudu aşısı yaparak ve silkiniş ateşi yakarak. Rasim Özdenören, yaşadığımız çözülmenin, çarpılmanın, yokoluşun metafizik dehlizlerine kadar götürür bizi ve hastaların, ışık kaynağına ulaşmalarını sağlayacak kanatlandırıcı, ruh üfleyici bir işaret fişeği, bir varoluş şifresi yerleştirir güle hasret yüreklerimize. Nurettin Topçu, varoluş iradesini yitiren bir toplumun kendine gelişini, toparlanışını mümkün kılacak bir irade davasını nasıl güdebileceğinin zihnî yol haritasını sunar bize. Mustafa Kutlu'nun hikâyesi, aslında yokoluşun bütün enlemlerini ve boylamlarını tecrübe eden bu ülkenin insanlarının nasıl yeniden derin nefes alarak hayat bulabileceğinin yapı taşlarını döşer hayatımızın bütün bölmelerine. Cemil Meriç'se, hem hayatıyla, hem de eseriyle, yaşadığımız kültürel intihar faciasına atılmış diriltici k/öz'ün lavları bile sükûnete erdiren bir varoluş nefesi gibidir sanki. *** Bugün bu ülkede, "din dersi" gibi bir fenomenin varlığı ve bunun tartışmasının yapılıyor olması, bu ülke insanın, ruh derilerinin bile nasıl acımasızca yüzüldüğünü, nasıl bir yokoluş macerasına sürüklendiğini sözkonusu eden sanatçıların ve düşünürlerin neden yalnızca bu ülkeden, hem içine, hem de dışına kapatılan dünyanın tek ülkesinden çıkabileceğinin tipik bir göstergesidir sadece. Bu ülkede, "din dersi" gibi bir dersin varlığının ürpertici bir zihin kaymasına işaret ettiği tartışma konusu bile edil/e/miyorsa, bu ülke dünyanın en büyük ekonomik gücü hâline gelse bile, yine kendine gelemez, demektir. Hıristiyanlık, sadece bir kategori olabilir ama İslâm, kategorilerden bir kategori değildir: Bütün kategorilerin kaynağı, şemsiyesi; hayatın her alanını kuşatan ve ışıtan yegâne gökkubbesi'dir. O yüzden, "din dersi", "din eğitimi" gibi nitelemeler yanlıştır ve zihin kaymasının işaretidir. Yine İmam Hatip Liseleri de, din eğitimi veren kurumlar değildir. *** Bu ülkenin sorunu, "din dersleri"nin zorunlu veya sorunlu olması sorunu değildir. Bu ülkenin temel sorunu, hayatın her alanını kuşatan dinin bütün derslerden, müfredat programından çıkarılması sorunudur. Bu ülkede din dersleri kaldırılmadığı ve bütün eğitim sistemi, dinin sunduğu düşünce, sanat ve hayat tasavvuru ekseninde çocuklarımıza bir medeniyet fikri, ruhu ve iddiası kazandıracak, çocuklarımızın bu fikri her bakımdan özümseyecekleri, bütün yönleriyle kıran kırana tartışacakları bir niteliğe ve kimliğe kavuşturulamadığı sürece, bu ülke, dünyanın en güçlü ülkesi hâline bile gelse, kendine gelemeyecek, dünyaya Müslüman bir ülke olarak bilimde, sanatta ve düşüncede özgün şeyler veremeyecek, sadece Batılıların ikinci sınıf karikatürü olarak asalakça yaşamaya ve salakça yapay kavgalarla boğuşmaya devam edecek ve asla tarih yapacak bir özne konumuna yükselemeyecektir. Nokta.

Reşat Nuri Erol
24.02.2012
05:08

Yusuf Kaplan "din dersleri" diyor ya...

siz çok geniş anlayıverin artık; "DİN/DÜZEN/ADİL DÜZEN/ADİL EKONOMİK DÜZEN dersleri" yani aslında bunların anlatılması, konuşulması, gündeme getirilmesi,ÜSTADımızın hasret/hararetle hatırlatıp isyediği "UYGULANMASI" ve çağımıza "BİR MEDENİYET PROJESİ" olarak sunulması gerektiği...

ama adamcağız yani YUSUF KAPLANbu kadar anlatabiliyor, yazabiliyor işte...

mübarek kardeşlerim, değerli çalışma arkadaşlarım; gerisini de siz anlayıverin ve tamamlayıverin işte...

bir büyük "NOKTA" daha...

NOKTA!

*

ALİ BÜLENT kardeşim, beni anladığın için binlerce teşekkür...

Allah kolaylık ve anlayış derinliği/feraseti versin...

selam, sevgi, saygı ve dua ile...

kardeşin/iz reşad

Reşat Nuri Erol
24.02.2012
05:17

eksik seminerlere gelince...

işte bu da ayrı bir mesele ve ilgisizlik...

bende olabildiğince "tamam" da yine de eksikler olabilir!..

ALLAH yar ve yardımcımız olsun...

eksiklerimizi tamamlasın...

inşaallah...

Sayfa: 2 / 2 (19 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 140 | Tarih: 19.2.2012
Ruşen Çakır
Kökleri derinlerde olan bir rekabet...
Erbakan-Gülen buluşması
1466 Okunma
18 Yorum
Tayibet Erzen
Ruhat Mengi
İslamcı Yazar’ın tepkisi!
Yorum Yok
948 Okunma
19 Yorum
Vahap Alma
Mahir Kaynak
Yanlış Teşhis
Çözümler
554 Okunma
8 Yorum
Süleyman Karagülle
Ahmet Hakan
Soru ve cevaplarla ‘Cemaat’ meselesi
Zalim düzende kavgalar
553 Okunma
3 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
Allah ile Barışık Olmak
Maun Suresini Unutmayalım
550 Okunma
2 Yorum
Emine Hocaoğlu
Nihal Bengisu Karaca
kamikaze ve harakiri
asıl intihar ahireti dünyaya satmak
545 Okunma
Hakan Kandal
Hüseyin Gülerce
Devlete Sızanlar
Hak Anlayışı
499 Okunma
1 Yorum
Zafer Kafkas
Zülfü Livaneli
Hayatımızı değiştiren moda kavramlar
Bizim imparatorluk hangi modelle yıkılacak?
450 Okunma
Ali Bülent Dilek