Lütfi Hocaoğlu
Mukayeseli Tefsir 5
Fil Suresi Tefsiri
3.06.2022
189 Okunma, 2 Yorum

 

FİL SURESİ

MUKAYESELİ TEFSİRİ

 

M. Lütfi Hocaoğlu

 

www.akevler.org

 

Editör: Tayibet ERZEN

 

 

سورة الفيل

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ (1)

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَابِ الْفِيلِ (1) أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِي تَضْلِيلٍ (2) وَأَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا أَبَابِيلَ (3) تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجِّيلٍ (4) فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ (5)

 

“Yaşatan, çalıştıran Allah’ın doğa ve sosyal kanunlarıyla;

Rabbinin güçlü görünüp görüşü zayıf olan topluluğa nasıl yaptığını görmedin mi? Onların kurgularını hedeften saptırma içinde kılmadı mı? Ve onlara cephanelikten bombaları atan hava kuvvetlerini onlara gönderdi de onları dağılıp başka topluluklardanmış gibi kıldı.”

 

 

ألم تر كيف فعل ربك بأصحاب الفيل  ألم يجعل كيدهم في تضليل وأرسل عليهم طيرا أبابيل  ترميهم بحجارة من سجيل فجعلهم كعصف مأكول

 

Sure Hakkında

Adı

Fil

Anlamı

Fil

Sınıfı

Mekki

Nüzul Sırası

19

Sure No

105

Ayet sayısı

5

Kelime sayısı

23

Harf sayısı

97

 

 

 

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَابِ الْفِيلِ (1)

“Rabbinin güçlü görünüp görüşü zayıf olan topluluğa nasıl yaptığını görmedin mi?”

Fiil cümlesi
Soru cümlesi

Mefûlun bih
Fiil cümlesi

Fâil

Fiil

Olumsuzluk
edatı

İstifhâm
edatı

Mefûlün bih GS

Fâil

Fiil

Mefûlun
mutlak
İstifhâm edatı

Mecrur

Cârr

Muzâfun
ileyh

Muzâf

Muzâfun ileyh

Muzâf

الْفِيلِ

أَصْحَابِ

بِ

كَ

رَبُّ

فَعَلَ

كَيْفَ

أَنْتَ

تَرَ

لَمْ

أَ

 

أَ

Soru hemzesidir. Soru hemzesi “Evet” ya da “Hayır” gibi cevap bekleme amacıyla gelmez. Başka bir amaçla gelir. Burada tefhim için gelmiştir. Amaç, olayın önemini ve büyüklüğünü kavratmaktır.

 

لَمْ

لَـمْ Olumsuzluk edatıdır, “Cehdi mutlak” da denir. Olumsuzluğa “hiç” manası katar. Geçmiş zamanın ve şimdiki zamanın olumsuzudur. Muzari fiille kullanılır ve muzari fiili cezmeder. لَـمْ تَرَ ile رَأَيْتَ fiilinin olumsuzunu elde ederiz.

لَـمْ تَرَ “Görmedin” demektir. لَـمْ olumsuzluğu geçmiş zamanın tamamında yapar. مَا mazi fiille geldiğinde olumsuzluk geçmiş zamanın belirli bir kısmını ilgilendirirken لَـمْ muzari fiille geldiğinde olumsuzluk geçmişte o fiilin hiç gerçekleşmediğini gösterir.

 

 تَرَ

تَرَ Muzari fiildir. Kökü رءي‘dir. 3. Babdan eril, ikinci şahıs çekimidir. “Görürsün” demektir.

Vezni تَفْعَلْ olduğu için aslında fiil çekiminin تَرْأَيْ olması gerekir ancak illet harfleri cezm olurken düşerler o yüzden تَرْأَ olması beklenir. Köküne özgü olarak fiil çekiminde bu kurala uyulmaz ve تَرَ olur.

أَلَمْ تَرَ “Hiç görmedin mi?” demektir. Bunun sebebi geçmiş zamanın tamamı için bu sorunun sorulmasıdır.

Buradaki görme basardan farklıdır. Rey(رءي) ile basar(بصر) arasındaki farkın bilinmesi gerekir. Basarda beynin oksipital bölgesine göz vasıtasıyla gelen ışık sinyalleri ulaşır ve görme gerçekleşir. Reyde ise görme gözle görmeyi kapsayabileceği gibi göz olmadan da beyinle görme ifade edilir. Bu nedenle rüya kelimesi de bu kökten gelir. Rey kelimesi görüşü de ifade eder. Oy anlamında da kullanılmasının sebebi budur.

أَلَمْ تَرَ ile kastedilen gözle görme değildir. Görüşün oluşmasıdır. Burada soru, cevap beklendiği için değildir. Burada soru “görmen gerekir” anlamındadır.

 

كَيْفَ

كَيْفَ “nasıl” demektir. Soru edatıdır ama burada soru değildir, mef’ûlü mutlaktır. Fiilin işleniş şeklini göstermektedir.

 

 فَعَلَ

فَعَلَ  kökü فعل‘dir. 3. Babdan gelir, üçüncü şahıs, eril fiildir. “Yaptı” demektir, faili رَبُّكَ’dir. Allah için amel(عمل) kullanılmaz, sadece fiil kullanılır. Amel hukuki sonuç doğuran fiildir. Allah’ın yaptıklarından dolayı hukuki sonuç doğmayacağından, Allah la yüsel olduğundan amel kelimesi Allah için kullanılmaz. Fiil kelimesi kullanılır.

 

 رَبُّكَ

رَبُّكَ  “Senin rabbin” demektir. رَبُّ  kelimesi, ikinci şahıs eril zamire izafetle gelmiştir. Kökü ربب’dir.

Etimolojisi:

 

Resh (ر) harfi baş ile gösterilir ve başlangıç noktasını ifade eder. Başa dönüşle ‘tekrar’ manasına da gelir.

Bet (ب); ev, çadır, aile aynı zamanda içeride, ile, içerisi, dahilinde demektir.

Bu iki harften oluşan ana kök eski İbranicede ‘artmak, bereketli olmak’ gibi manalara gelmektedir. ب harfinin ‘aile’ manasına da gelmesi, üremeyle ilişkili olarak artış kavramını da izah etmektedir. İçerdeki artış olarak mana verirsek, kişinin bilgisinin artmasıyla eğitilmesi manası oluşabilir.

Diğer bir bakış açısıyla ب içeriyi ifade ederken ر da başı ifade eder. Yani içeride olan baş olarak bir toplulukta baş olarak görülen, sözü dinlenen eğitimciyi ifade eder.

Sure tekil ikinci şahısa hitap ederek başlamakta ve burada da “Senin rabbin” diyerek devam etmektedir. “Sizin rabbiniz/رَبُّكُمْ” dememektedir. “Allah yaptı” dememekte, “Rabbin yaptı” demektedir. Bu da yapılanın terbiye ile ilgili olduğunu, bir süreçle aşamalar içinde gerçekleştiğini göstermektedir.

 بِأَصْحَابِ

بِ Harfi ceri ile أَصْحَاب kelimesinden oluşur. أَصْحَاب kelimesinin kökü صحب‘dir. Çoğul bir kelimedir, tekili صَاحِب‘dir. “Aynı zamanda aynı mekân içinde bir arada olan” demektir.

Etimolojisi:

ص harfi birbirinden farklı elemanlardan oluşan diziyi ifade eder. ب harfi ev demektir. صب farklı elemanların aynı mekâna girmeleri demektir. Ortaya gelen ح hareket demektir. Üçü bir arada “aynı mekân içinde hareket edenler” demektir. صاحب demek “aynı zamanda aynı mekân içinde bir arada olan” demektir. “Dost” veya “arkadaş” demek değildir. “Aynı idealde olan kimse” demek de değildir. Sohbet demek aynı mekân içinde konuşmak demektir.

 

İFADE

MANA

أَصْحَابَ السَّبْتِ

Mola ashabı

أَصْحَابَ الْجَنَّةِ

Cennet ashabı

أَصْحَابَ النَّارِ

Nâr(Ateş) ashabı

أَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّقِيمِ

Kehf ve rakim ashabı

أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ

Karye ashabı

أَصْحَابَ الْيَمِينِ

Yemin ashabı

أَصْحَابَ الرَّسِّ

Ress ashabı

أَصْحَابَ السَّفِينَةِ

Gemi ashabı

أَصْحَابُ الْجَحِيمِ

Cehim(Yanıcı olanın) ashabı

أَصْحَابُ الْأَعْرَافِ

Araf ashabı

أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ

Eyke ashabı

أَصْحَابُ الْحِجْرِ

Hicr ashabı

أَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ

Normal yol ashabı

أَصْحَابُ مُوسَى

Musa’nın ashabı

أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

Sağ tarafın ashabı

أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ

Sol tarafın ashabı

أَصْحَابُ الشِّمَالِ

Solun ashabı

أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ

Hendeğin ashabı

أَصْحَابُ مَدْيَنَ

Medyen ashabı

أَصْحَابِ السَّعِيرِ

Yakıcı olanın ashabı

أَصْحَابِ الْقُبُورِ

Kabirlerin ashabı

أَصْحَابِ الْفِيلِ

Fil ashabı

TABLO-1

Tablo-1’de ashabın Kuran’daki diğer geçişleri yer almaktadır.

Kuran’da ashab manasına benzer manada olan bazı kelimeler vardır. Bunların ashabdan farkları aşağıda anlatılmaktadır.

Refik/رَفِيق: Kişinin yoldaşı olan, aynı amaç için hareket eden kimsedir. Günümüzde kullanılan refakatçi kelimesi bu kökten gelmektedir.

Kavm/قَوْم: Ashabdan farklı olarak aynı dönemde yaşamak gerekmiyor.

Ümmet/أُمَّة: Başkanı olan her büyüklükteki topluluktur.

Millet/مِلَّة: Aynı inanca sahip büyük topluluktur.

Ehil/أَهْل: Birbirinin sorumluluğunda olan topluluktur.

Eh (Çoğulu İhvan)/أَخٌ: Genetik kardeşin yanı sıra vatandaş anlamındadır.

 

الْفِيلِ

Camid bir kelimedir, kökü فيل‘dir, “Fil” demektir.

Lügat manalarına bakacak olursak;

الفاء والياء واللام أصلٌ يدلُّ على استرخاءٍ وضَعْفٍ. يقال: رجلٌ فِيلُ الرَّأْي.

Fâ, Ya ve Lam: rahatlık ve katlanmaya delalet eden köktür. Denilir ki: görmesi fîl olan adam. (Makayisu-l Luga)

Fil: görme zayıflığını ifade eder. Filler görmesi zayıf olan hayvanlardır.

فِى رَأْيِهِ فَيَّلَ [not فُيِّلَ] he was incorrect in his judgment, or opinion

O yargısı veya görüşünde yanıldı.  (Lexicon)

فيل kökü görüşte, yargıda yanlış yapmayı ifade eder. Muhtemelen İngilizcedeki fail, fault, false kelimeleri bu kökten gelmiştir.

Fil kelimesine فُعْل kalıbından sıfat-ı müşebbehe deyip أَفْيَل ’nun çoğulu olarak kabul edenler vardır. Tıpkı أَبْيَض, بِيض gibi. Bu sıfat-ı müşebbehe kalıbı renkleri ve kusurları ifade eden kalıptır. Buna göre fil kelimesi yargı kusuruna sahip kişileri ifade eder.

 

أَصْحَابِ الْفِيلِ

İsim tamlamasıdır. File izafe edilmiş ashab vardır. Ashab aynı zamanda, aynı mekânda bulunan topluluktur. İzafe edildiği kelime ashabın referans noktasıdır. Burada Fil kelimesini hayvan olan fil olarak anlarsak filin çevresinde bulunan kimseleri ifade eder. Fil kelimesini yanlış yargı olarak anlarsak, yanlış kararlar verme referans noktası olur ve yanlış kararlar veren topluluk ifade edilmiş olur. “Görüşü kusurlu olana eşlik edenler” olarak anlamlandırılabilir. “İleriyi göremeyen topluluk” şeklinde de mana verilebilir.

Burada fil, ashabın sıfat-ı müşebbehesi olmaz. Çünkü sıfat tamlaması olarak gelmemiştir.

 

 

Ashab/أَصْحَاب : filin çevresinde toplanan aynı zaman ve mekân içinde bulunan topluluktur. أَصْحَابِ الْفِيلِ hepsinin birden adıdır.

Fil/ الْفِيل: görüşü zayıf olup, güçlü görünenlerdir.

أَصْحَاب: Bu filin çevresinde olup onun öncülüğünde hareket eden topluluktur.

فَعَلَ fiili بِ olmadan da meful alırken, burada niçin بِ harf-i ceri gelmiştir?

فَعَلَ fiili iki mef’ûl alır. Bir mef’ûlünü doğrudan mensub olarak alır. Bu, yapılan fiildir. İkinci mef’ûlünü بِ ile alır. Bu da yapılan fiilden etkilenen mef’ûldür.

قَالُوا أَأَنْتَ فَعَلْتَ هَذَا بِآلِهَتِنَا يَاإِبْرَاهِيمُ

Dediler ki: Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın, ey İbrahim? (Enbiya 21/62)

Bu ayetteهَذَا yapılan fiildir, آلِهَتِنَا ise fiilden etkilenen mef’ûldür. Bu nedenle بِ ile gelmiştir.

فَعَلَ en genel fiildir. Fiilin kendisi yerine söylenir. Bunun kullanılma sebebi fiilin ne olduğunun bilinmesi ve ayrıntılı veya açıkça söylenmek istenmemesidir.

Diğer bir şekli Fil Sûresi’ndeki gibidir. Yapılan fiil söylenmemiştir. Sadece fiilden etkilenen mef’ûl söylenmiştir. Bunun sebebi sûrenin devamında nasıl yapıldığının açıklanmasıdır. Zaten soru cümlesi ne yaptığını değil, nasıl yaptığını sormaktadır.

 

أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِي تَضْلِيلٍ (2)

“Onların kurgularını hedeften saptırma içinde kılmadı mı?”

Fiil cümlesi (Soru cümlesi)

Mef'ûlun bih sâni

Mef'ûlun bih evvel

Fâil

Nâsih
Fiil

Olumsuzluk
edatı

İstifhâm
edatı

Mecrur

Cârr

M.İleyh

Muzaf

تَضْلِيلٍ

فِي

هُمْ

كَيْدَ

هُوَ

يَجْعَلْ

لَمْ

أَ

 

أَ

Soru hemzesidir. Soru hemzesi “Evet” ya da “Hayır” gibi cevap bekleme amacıyla gelmez. Başka bir amaçla gelir; inkar, kınama, şaşırtma, azarlama, korkutma ve takrir gibi. Burada takrir etkisiyle gelir. Sorudan maksat muhataba ikrar ve itiraf ettirmedir.

لَمْ

لَـمْ Olumsuzluk edatıdır, “Cehdi mutlak” da denir. Olumsuzluğa “hiç” manası katar. Geçmiş zamanın ve şimdiki zamanın olumsuzudur. Muzari fiille kullanılır ve muzari fiili cezmeder. لَـمْ تَرَ ile رَأَيْتَ fiilinin olumsuzunu elde ederiz.

لَـمْ تَرَ “Görmedin” demektir. لَـمْ olumsuzluğu geçmiş zamanın tamamında yapar. مَا mazi fiille geldiğinde olumsuzluk geçmiş zamanın belirli bir kısmını ilgilendirirken لَـمْ muzari fiille geldiğinde olumsuzluk, geçmişte o fiilin hiç gerçekleşmediğini gösterir.

يَجْعَلْ

Kökü جعل‘dir. “Kılma” manasında fiildir, muzari meczumdur.

كَيْدَهُمْ

كَيْد Kökü كيد olan camid bir isimdir. هُمْZamirine izafetle gelmiştir. Kuran’da geçtiği bazı ayetlerden keydin ne olduğunu anlamaya çalışalım.

AYET

ANLAMI

AÇIKLAMA

فَبَدَأَ بِأَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَاءِ أَخِيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَاءِ أَخِيهِ كَذَلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ

 

Kardeşinin kabından önce onların kaplarından başladı sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte böyle Yusuf için kurgu yaptık. (Yusuf 12/76)

Yusuf kardeşinin kabına melikin su kabını önceden koyduruyor ve orada bulduruyor. Böylece kardeşini alıkoyuyor. Bu keyddir.  Böylelikle kardeşinin yapmadığı hırsızlığı yapıyor gibi göstermiştir.

قَالُوا أَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ أَمْ أَنْتَ مِنَ اللَّاعِبِينَ (55) قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ الَّذِي فَطَرَهُنَّ وَأَنَا عَلَى ذَلِكُمْ مِنَ الشَّاهِدِينَ (56) وَتَاللَّهِ لَأَكِيدَنَّ أَصْنَامَكُمْ بَعْدَ أَنْ تُوَلُّوا مُدْبِرِينَ (57) فَجَعَلَهُمْ جُذَاذًا إِلَّا كَبِيرًا لَهُمْ لَعَلَّهُمْ إِلَيْهِ يَرْجِعُونَ (58) قَالُوا مَنْ فَعَلَ هَذَا بِآلِهَتِنَا إِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِمِينَ (59) قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ إِبْرَاهِيمُ (60) قَالُوا فَأْتُوا بِهِ عَلَى أَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ (61) قَالُوا أَأَنْتَ فَعَلْتَ هَذَا بِآلِهَتِنَا يَاإِبْرَاهِيمُ (62) قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَذَا فَاسْأَلُوهُمْ إِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ (63) فَرَجَعُوا إِلَى أَنْفُسِهِمْ فَقَالُوا إِنَّكُمْ أَنْتُمُ الظَّالِمُونَ (64)

Dediler ki: Bize hak ile mi geldin yoksa oyun oynayanlardan mısın? Dedi ki: Bilakis rabbiniz göklerin ve yerin rabbidir, onları yaratanıdır ve ben sizin üzerinize şahitlerdenim. Allah’a yemin olsun ki siz arkanızı dönünce putlarınıza kurgu yapacağım. Ve büyükleri hariç onları parçalara ayırdı ki ona dönsünler (başvursunlar). Dediler ki: Bunu ilahlarımıza kim yaptıysa o zalimlerdendir. Dediler ki: İbrahim diye anılan bir genç duyduk onlardan bahseden. Dediler ki: Onu insanların gözü önüne getirin ki onlar da şahit olsunlar. Dediler ki: Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın, ey İbrahim? Dedi ki: Bilakis bu büyükleri yaptı, sorun onlara eğer konuşabilirlerse. Nefislerine döndüler ve dediler ki: Şüphesiz siz zalimsiniz.  (Enbiya 21/55-64)

İbrahim Peygamber sanemlerin (putların) en büyüğü yapmadığı halde o yapmış gibi gösteriyor.

قَالَ يَابُنَيَّ لَا تَقْصُصْ رُؤْيَاكَ عَلَى إِخْوَتِكَ فَيَكِيدُوا لَكَ كَيْدًا إِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْإِنْسَانِ عَدُوٌّ مُبِينٌ

Dedi ki: Ey oğulcuğum, rüyanı kardeşlerine anlatma sana kurgu yaparlar. Muhakkak ki şeytan insana açıklayan bir düşmandır. (Yusuf 12/5)

Yusuf’u kurt yemiş gibi gösteriyorlar ama aslında olayın aslı öyle değil. Burada keyd yani kuğudan bu olay kastediliyor.

إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا

Muhakkak ki şeytanın kurgusu zayıftır. (Nisa 4/76)

Şeytanın keydi zayıftır.

فَلَمَّا رَأَى قَمِيصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ إِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّ إِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظِيمٌ

Gömleğini arkadan yırtılmış halde görünce dedi ki: muhakkak ki bu sizin(kadınların) kurgusundandır. Sizin kurgunuz kesinlikle büyüktür. (Yusuf 12/28)

Yusuf Peygamber’e yapılan keyd kadınların ortak keydidir.

وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى

Sağ elindekini koy onların yaptıklarını kapsın. Onlar ancak sihirbazın kurgusunu yaparlar ve sihirbaz her nereden gelirse iflah olmaz. (Taha 20/69)

Sihirbazların düzeneği keyddir. Olayın adı sihirdir.

وَأُمْلِي لَهُمْ إِنَّ كَيْدِي مَتِينٌ

Onlara süreyi uzatırım. Muhakkak ki benim kurgum sağlamdır. (Araf 7/183)

Allah’ın da keydi var.

TABLO-1

 

Bir olay üretmek ve olayın müsebbibini başka türlü göstermek keyddir. Bir organizasyon yapmak ve organizasyon değil kendiliğinden oluyor gibi göstermek keyddir. Bir düzen kurup birilerini bir işi yapmadığı halde yapıyor gibi göstermek keyddir.

Bir olay oluşturup bazı delillerle olayın sebebini, müsebbibini, olayın akışını ve olayın tamamını başka türlü göstermek keyddir.. Tüm bunları birleştirdiğimizde diyebiliriz ki keyd; kurgudur, düzenektir, entrikadır.

فِي

Harfi cerdir. Zarf ve mukayese gibi manalarda kullanılır. Burada mecazi zarf olarak ‘içinde’ manasındadır.

تَضْلِيلٍ

ضلل kökünden gelmiştir. ‘Saptırmak, hedeften uzaklaştırmak’ demektir. Tef’îl bâbından mastardır.

 

Etimolojisi:

ض harfinin ana manası katlanmadır. Katlanma bakış açısına göre artma ve azalma anlamlarına gelir.

Lamed harfi çobanın sopası demektir. Yönelme, ona doğru ilerleme, uzama manalarına gelir. Hedefe doğru yönelme manasındadır. Çobanın sopasını iterek veya çekerek koyunları kontrol etmesi, yaklaşma veya uzaklaşma olarak değerlendirilebilir.

ضَلّ bir şeyin kaybolması manasındadır. O yüzden ölünün gömülmesi anlamında kullanılır.

Buradaki manadan (sapmak) anladığımız kadarıyla ل harfi hedeften uzaklaşma manası vermiş ama bağlantı etkisiyle de tam olarak kopma gerçekleşmemiştir.

Bir başka bakış açısıyla ض harfinin azalma manası, ل harfinin hedefe yönelme manasına etki etmiş ve bağlantının azalmasıyla hedeften uzaklaşma (sapma) manası oluşmuştur.

ل harfi hedefe yönelmeyi ifade eder. Yönelinilen hedefle ilerlenilen yön arasındaki açıdaki artış ض ile ifade edilir. Bu haliyle hedeften sapmak, hedeften uzaklaşmak anlamına gelir.

Burada فِي تَضْلِيلٍ şeklinde gelmesi önemlidir. Doğrudan يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ تَضْلِيلًا şeklinde gelebilirdi. Başında فِي gelmesi onların yaptıkları kurguyu ta en başında itibaren hedefe ulaşamayacak şekilde kıldı demektir. Burada فِي gelmeseydi başlangıçta hedefe ulaşacak şekilde kurgu yapmışlar, sonradan hedeften saptırılmışlar olacaktı. فِي gelmesiyle en baştan beri hedefe ulaşamayacakları bellidir.

Burada تَضْلِيلٍ hedeften saptırma demektir. Kendileri sapmamış, doğal ve sosyal kanunlara uymadıklarından dolayı saptırılmış olmaktadırlar. Hayatın olağan akışına aykırı kurguları nedeniyle başarısız olmuşlardır.

 

وَأَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا أَبَابِيلَ (3)

“Ve onlara hava kuvvetlerini onlara gönderdi”

Fiil cümlesi

Mefûlun bih

Mefûlün bih GS

Fâil

Fiil

Sıfat

Mevsûf

Mecrur

Cârr

أَبَابِيلَ

طَيْرًا

هُمْ

عَلَى

هُوَ

أَرْسَلَ

 

وَ

‘Ve’ manasında atıf harfi yani bağlaçtır.

أَرْسَلَ

‘Gönderdi’ demektir. رسل kökünün İf’al babından mazi, malum, üçüncü şahıs, eril, tekil çekimidir. بَعْث’den farklı olarak genel bir göndermedir. بَعْث özel bir görevle göndermedir. Bu açıdan ba’s irsalin alt kümesidir.

عَلَى harfi ceri ile kullanılmıştır. عَلَى kullanıldığında bu harf-i cerden sonra gelenin aleyhine olarak bir gönderme vardır. إلَى ile kullanıldığında إلَى’dan sonra gelenin lehine bir gönderme vardır. بِ ile kullanıldığında, بِ’den sonra gelen gönderilenin beraberindedir. فِي ile geldiğinde فِي’den sonra gelenlerin içine göndermeyi ifade eder.

 

عَلَيْهِمْ

هُمْ Zamiriعَلَى harfi ceri ile gelmiştir. Fil ashabının aleyhine olan bir gönderilme söz konusudur. Buradaki هُمْ zamiri fil ashabına racidir.

 

طَيْرًا

 

طَيْر Kökü طير‘dir. Camid, çoğul bir isimdir. Tekili طَائِر’dir. طَائِر: kuşlar, böcekler gibi bütün uçanların adıdır.

طَيْرًا أَبَابِيلَ Sıfat tamlamasıdır. Sıfat tamlamalarında sıfat ile mevsuf arasında tekil-çoğul uyumu aranır. أَبَابِيلَ kelimesi طَيْرًا kelimesinin sıfatıdır. Bu sebepten أَبَابِيلَ çoğulsa طَيْرًا da çoğuldur, أَبَابِيلَ tekilse طَيْرًا da tekildir.

 

أَبَابِيلَ

أَبَابِيلَ kelimesi çoğul olarak أَفَاعِيلَ kalıbından gelirse kök ببل olur. Arapçada kökün ilk iki harfi aynı olmaz. Bu durumda kökün ya ilk harfi ya da ikinci harfi kelime içinde ibdale uğramıştır.

Kök أبل olabilir. Bu durumda أَأَابِيلَ olur. Okuma zorluğundan dolayı kökün ilk harfi olan hemze ب harfine dönüşmüş olur. Bu durumda آبال ın çoğuludur. آبال da آبِل in çoğuludur. آبِل ise dayanıklı, güçlü, cüzlerden oluşan, yetenekli olan demektir. إِبِل kelimesi de bu özelliği nedeniyle devenin ismi olmuştur.

Bu durumda طَيْرًا أَبَابِيلَ: Dayanıklı, güçlü, iç içe kümelenmiş, hiyerarşik yapı da oluşturan uçan cisimleri ifade eder. Nekre gelmiştir. Bunun nedeni farklı bir yapıyı ifade etmesidir. Nekre gelmenin amacı karşı tarafa bilinen ilk anlamı dışındaki anlamı ifade etmek olduğu gibi eğer cins isimse terminolojik bir anlamı yüklemektir. Buna göre طَيْرًا أَبَابِيلَ hava kuvvetleri olabileceği gibi bir uçak filosunu da ifade edebilir.

 

تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجِّيلٍ (4)

“Onlara cephanelikten bombaları atan”

Fiil cümlesi

Mefûlun bih

Mefûlün bih GS

Fâil

Fiil

Sıfat (Fiil cümlesi )

Sıfat

Mevsûf

Mecrur

Cârr

Mefûlün bih GS

Fâil

Mefûlun
bih

Fiil

Mecrur

Cârr

Sıfat

Mevsûf

Mecrur

Cârr

سِجِّيلٍ

مِنْ

حِجَارَةٍ

بِ

هِيَ

هُمْ

تَرْمِي

أَبَابِيلَ

طَيْرًا

هُمْ

عَلَى

هُوَ

أَرْسَلَ

 

تَرْمِيهِمْ

‘Onlara atar’ demektir. تَرْمِي Fiili هُمْ zamiri ile gelmiştir. Buradaki هُمْ zamiri أَصْحَابِ الْفِيلِ’e racidir.

Fiilin kökü رمي‘dir. تَرْمِي İkinci babdan, muzari, malum, üçüncü şahıs, dişil, tekil fiil çekimidir.

بِحِجَارَةٍ

‘Taşları’ demektir. حِجَارَةٍ kelimesi بِ harfi ceri ile gelmiştir.

Burada بِ harfi ceri tadiye etkisiyle gelmiştir, fiille ilişkilidir. رَمَى Fiili ikinci mefulünü بِ harfi ceri ile alır, atılan şeyi ifade eder.

İfade nekredir. Mevcut, bilinen taş demek değildir. Terim anlamı verilmelidir. Çünkü bilinen bir taş cinsinden olsaydı başında harf-i tarif olurdu.

 

مِنْ سِجِّيلٍ

‘Kayıtlı depodan’ demektir. Atılan حِجَارَة bir tür depodan gelmektedir. Burada سِجِّيلٍ nekredir. Terim anlamı verilmelidir. Cephanelik olarak değerlendirilebilir.

Kuran’da üç şekilde gelmektedir. Hepsinde حِجَارَة şeklinde çoğul olarak gelmektedir. حَجَر şeklinde tekilini atma, yağdırma veya irsal gelmemektedir.

Hicareyi remy etmek (رَمْي): Potansiyel enerjiyi kinetik enerjiye çevirerek bir cismi atmaktır. Tabanca, tüfek gibi ateşli silahlar, ok atma, füze atma buna örmektir.

Hicareyi imtar etmek (إِمْطَار): Yağdırmak demektir. Yerçekimini kullanarak atmak demektir. Uçaklardan serbest düşme ile bırakılan bombalar buna örnektir.

Hicareyi irsal etmek (إِرْسَال): Hedefi bulan remy ve imtar irsaldir.

 

 

İtici güçle atmak

Yer çekimiyle bırakmak

Hedefi tutturmak

رَمْي ve إِرْسَال

إِمْطَار ve إِرْسَال

Hedefi tutturmak/tutturmamak

رَمْي

إِمْطَار

 

Burada taşlar/حِجَارَةٍ bildiğimiz taşlar değildir. Nekre gelmiştir. Kinetik enerji ile fırlatılan ve hedefe isabet ettirilen taş büyüklüklerinde cisimlerdir.

سِجِّيلٍ de bildiğimiz sıradan bir depo değildir. Giren ve çıkanın kayıtlı olduğu, bizim depolarımıza benzeyen ama bizim depolarımızın aynısı olmayan bir depodur. Bu taş büyüklüğündeki cisimler bu depodan alınıp uçan cisimler tarafından atılmıştır.

 

فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ (5)

“Onları dağılıp başka topluluklardanmış gibi kıldı.”

Mensuh fiil cümlesi

Fâ-u
isti’nâfiye

Mef'ûlun bih sâni

Fâil

Mef'ûlun bih evvel

Nâsih Fiil

Mecrur

Cârr

Sıfat

Mevsûf

مَأْكُولٍ

عَصْفٍ

كَ

هُوَ

هُمْ

جَعَلَ

فَ

 

فَ

Atıf harfidir. Takip için gelmiştir. ‘Ardından’ manasındadır.

جَعَلَهُمْ

‘Onları kıldı’ demektir. جَعَلَ nasih fiili هُمْ zamiri ile gelmiştir. Onların bir vasfını ya da tamamını değiştirerek yeni bir vasıf kazandırmıştır. Faili müstetir هُوَ dir. Birinci ayetteki رَبُّكَ kelimesine racidir. Onları kılan senin rabbindir. هُمْ zamiri أَصْحَابِ الْفِيلِ’e racidir.

كَعَصْفٍ

كَ “gibi” demektir. Harfi cerdir.

عَصْفٍ camid isimdir. Kökü عصف‘dir. ‘Ufalayan’, ‘ufalanan’ manasındadır.

Etimolojisi:

ع harfinin göz manasından açıklık, ف harfinin ise ayırma manaları عف şeklinde bir araya gelince ‘açıkça görünür bir şekilde ayrılmak, uzaklaşmak’ manası meydana gelir. ص harfi düzensiz rotayı izlemeyi ifade eder. Ortaya gelerek sürecin tamamında ayrılma olduğunu gösterir. عصف kökü gözle görünür biçimde ayrılarak düzensiz bir rota boyunca ilerlemeyi ifade eder. Bu şekliyle bu ayrılmaya neden olanın adı olarak ‘şiddetli esmek’ manasına gelmiş. Bu esme sonucu ayrılan tahıl parçacıklarının da adı olmuştur.