Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ruşen Çakır - Vatan Tayibet Erzen
Hem İsrail’e, hem ABD’ye, hem kendi cemaatine sesl
611 Okunma, 0 Yorum

10.06.2010

 

GÜLEN’DEN FARKLI KESİMLERE FARKLI MESAJLAR/1

Bir süre sonra Deniz Baykal kasetiyle ilgili pek çok ayrıntı unutulacak ancak onun istifasını açıklarken “ABD’den Pensilvanya’dan aldığım destek mesajlarının samimiyetine inandığımı söylerim” sözleri, yani ABD’nin Pensilvanya eyaletinde yaşayan Fethullah Gülen’i bu olaydan sorumlu tutmadığını vurgulaması hep akıllarda kalacak.

İsrail devletinin Gazze’ye insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisinde düzenlediği katliamla ilgili pek çok ayrıntı unutulacak ancak Fethullah Gülen’in Wall Street Journal’a verdiği mülakatta, gemiyle yardımı organize eden İHH’nın İsrail ile uzlaşmamasını eleştirip yaptıklarını “faydalı sonuçlar doğurmayacak şekilde otoriteye baş kaldırmak” olarak tanımlaması ve yine İHH’nın “politik amaçları olabileceği”ni söylemesi hep akıllarda kalacak.

Neden böyle oluyor? Neden birbiriyle ilişkisiz gibi gözüken kriz anlarında Gülen’in ve cemaatinin duruşu, tarafların onlara bakışı birinci derecede önem arz ediyor? Bu sorular yıllardır gündemde. Örneğin üç yıl önce Org. Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olmasını engellemek için genellikle internet üzerinden yürütülen yoğun kampanya sırasında da Gülen cemaati belli ölçülerde mercek altına alınmıştı. Bu tartışmalar kapsamında 2 Nisan 2007 günü Vatan’da “Hükümet, ordu, cemaat üçgeni” başlıklı bir yazı kaleme almış ve şöyle yazmıştım: “Özellikle son iki yılda yaşananlar Türkiye’de iktidar çekişmenin iki değil üç ana aktörü olduğunu ortaya koyuyor: AKP hükümeti, TSK ve Fethullah Gülen cemaati.”

Daha sonra yaşananların, özellikle Ergenekon sürecinin, bu önermeyi fazlasıyla haklı çıkardığı kanısındayım.

Cemaate ayar

Evet, Gülen cemaatinin, Türkiye’nin son beş yılına damga vurduğunu rahatlıkla söyleyebilir ve yakın gelecek için de benzer bir durumun söz konusu olacağını öngörebiliriz. Bu noktada Gülen’in Wall Street’e söylediklerinin kesinlikle “irticalen”, diğer bir deyişle “ayaküstü” olmadığını düşünüyorum. Kendisinin sarf ettiği bir-iki cümlenin sadece ülkemizde değil dış dünyada da hızla dolaşıma girmesi ve geniş yankı bulması da kendisinin planlı bir şekilde mesaj vermek istediğini ve bu amacına ulaştığını kanıtlıyor.

Peki Gülen kimlere, nasıl bir mesaj vermek istemiş olabilir? Sırayla gidelim:

1) İsrail’e ve Museviler: Gülen ve cemaatinin geçmişinde İsrail aleyhtarı herhangi bir çıkış, söylem bulmak pek mümkün değildir. Tam tersine “dinler arası diyalog” kapsamında Musevilere de geniş bir şekilde kucak açmışlardır. Ayrıca İsrail ile çok iyi ve yoğun ilişki içinde olan bazı Türkiyeli Musevi işadamının cemaate çok açık ve güçlü bir destek verdiklerini de biliyoruz. Ne var ki ABD’deki kimi İsrail yanlısı düşünce kuruluşları son günlerdeki Türkiye analizlerinde, Ergenekon üzerinden cemaate yönelik eleştiriler yapar olmuşlardı. Bu durum, İsrail ve Musevi odaklarını karşısına alması durumunda tüm dünyaya yayılmış olan cemaat faaliyetlerinin riske girebileceği düşüncesiyle hiç kuşkusuz Gülen’i ürkütmüş olmalı. Bu yüzden Mavi Marmara olayıyla arasına belirgin bir mesafe koyduğunu söyleyebiliriz.

2) ABD’ye:

Devamı için TIKLAYINIZ.

 

 Yorum:

Nabza Göre Şerbet

Bilenler bilir, Fethullah Gülen cemaati için en ufak bir tehlike gördüğünde hemen kendini temize çıkarma peşine düşer. Nitekim Baykal’ın kaset olayında da Mavi Marmara olayında da olan bundan ibarettir. Kaset olayında Gülen’e hesap soran olmadı ama nedense kendisi açıklama yapma gereği duydu. Tamam kendini sağlama almak istemesini kimse yadırgamadı zaten ehemmiyeti de yoktu. CHP Gülen cemaatini kolladıkça cemaat de ona itaat ederdi zaten. Mavi Marmara olayında ise İsrail’in arkasında durabilecek son insan bile olmaması gereken Gülen gerçekten şaşırttı.  Derin hoşgörüsü ve insan sevgisiyle de bilinen Gülen’in 9 Türk’ün uluslararası sularda katledildiği olayda nasıl bir otorite anlayışıyla yorum yaptığını anlamak çok güç. Kendisi İsrail’i otorite dolayısıyla kayıtsız şartsız boğun eğilen, itaat edilen olarak görüyor olsa gerek, ancak anlaşılan birileri onun kadar itaatkar olamıyor ve İsrail’e haddini bildirerek kafalardaki yenilmez İsrail imajını yıkıyor.

Dünyaya bu kadar hızlı ve etkin olarak yayılmasını şüphesiz çıkar ilişkilerinde yürüttüğü başarılı politikasına ve derin hoşgörüsüne borçlu olan Gülen’in acaba dünyaya Türkçe öğretmekten daha başka bir amacı da olamaz mı veya olmamalı mı? Mesela bu ders belki bir milletin onuru olabilir veya bir müminin zulmün karşısında duruşu veya bilemedin bir insanın ‘Kral Çıplak’ deyişi. Maalesef hiçbiri değil.

Geçtiğimiz hafta Türkçe olimpiyatlarında türküler söylendi, halaylar çekildi ve cemaat görevini eda etmiş oldu. Her milletten çocuğun, üstelik kendi ülkelerinde başarılı olan çocukların yabancı dil olarak Türkçe konuşabilmesi gerçekten çok onurlandırıcı, üstelik gelecek adına inanılmaz karlı bir yatırım. Ancak cemaatin etkinliği Turkish Time tadında kalıp, 23 Nisan şenliklerine dönüşürse hiçbir anlamı kalmaz.

Referansımız Kuran, modelimiz Hz. Muhammed ise şunu göreceğiz: Hz. Muhammed temel ilkelerden hiç taviz vermedi, öyle ki bir eline güneş diğer eline ay verilse gene de vazgeçmeyecekti. O dönemde de politik çıkarlar vardı. İstese takiye yapabilirdi. Müşrikler peygambere kendi putlarını kabul etmesi halinde mal, makam ve kadın teklif etmişlerken, bunu reddetmeyerek birçok insanın daha kolay Müslüman olmasını sağlayabilirdi veya başkan olduktan sonra siyasetini değiştirebilirdi; ama yapmadı. Çünkü dosdoğru olmakla emrolunmuştu. Nabza göre şerbet vermek El-Emin’in siyaseti olamazdı. Onun siyasetinden de emindi insanlar, elinden ve dilinden oldukları kadar. O yüzden bırakalım insanlık için kaygılanmayı ve kendimizi hidayet kapısı olarak görmeyi. Biz çalışalım, tebliğ edelim hidayet verenin Allah olduğunu hiç unutmayalım. ‘O gün gelecek ve işte o zaman…’ hayalleriyle yaşayan kardeşlerimiz bilsinler ki gün bugündür ve yarının olacağı meçhuldür.

 

Tayibet Erzen



YorumYap

Sayı: 53 | Tarih: 13.6.2010
Reşat Nuri Erol
İstanbul'a yağmur yağdı...
1056 Okunma
11 Yorum
Ilker Ardic
Mehmet Şevket Eygi
Kadından Cuma İmamı!..
769 Okunma
Emine Hocaoğlu
Nihal Bengisu Karaca
Hatlar karıştı ama manzara çok net
755 Okunma
Hakan Kandal
Ahmet Hakan
Hoca Efendi tartışılmaz mı?
737 Okunma
1 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Toktamış Ateş
Mavi Marmara'nın düşündürdükleri
711 Okunma
Osman Eskicioğlu
Mehmet Altan
Yunanistan 24, Türkiye 79. sırada
696 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Fikret Bila
Türkiye "hayır" demek zorundaydı
676 Okunma
Harun Özdemir
Oktay Ekşi
Hâlâ Batılı mıyız?
662 Okunma
Vahap Alma
Hayrettin Karaman
Asıl muhalefet İslam'a
662 Okunma
Hilmi Altın
Zülfü Livaneli
Batı’nın AKP aşkı, nefrete dönüştü
647 Okunma
Ali Bülent Dilek
Fehmi Koru
Muhalif olmak
640 Okunma
Ahmet Kirtekin
Mahir Kaynak
Anlamlı çelişkiler
630 Okunma
2 Yorum
Süleyman Karagülle
Ruşen Çakır
Hem İsrail’e, hem ABD’ye, hem kendi cemaatine sesl
611 Okunma
Tayibet Erzen
Derya Sazak
Şekil ve öz
610 Okunma
Serdar Turan