Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Zülfü Livaneli - Vatan Ali Bülent Dilek
‘Atatürk Seyit Rıza’yı affedecek’ korkusu
692 Okunma, 2 Yorum

‘Atatürk Seyit Rıza’yı affedecek’ korkusu

20.11.2009

Bugün bu köşeyi bir belgeye ayırıyorum. Son derece önemli bir belgeye... Dersim olaylarında rol oynamış bir görevli olan İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarına.

Bu belge Atatürk’ün idamlardan haberi olmadığını, tam tersine “Atatürk Seyit Rıza’yı affedecek” korkusuyla idamların alelacele ve her türlü kural çiğnenerek yapıldığını ortaya koyuyor.

Bu yüzden ne Sivas’ta insan yakanlar bu olaydan Atatürk’ü sorumlu tutsun ne de 2009 yılında Dersim metodu isteyenler onun arkasına saklansın.

Ve Aleviler cemevlerinde neden Hz. Ali’nin yanına Mustafa Kemal resmi asar bir kez daha düşünülsün.

***



Çağlayangil diyor ki:

Seyit Rıza ve çevresi yakalandı. Mahkemeleri sürüyor. İşte bu sırada Atatürk Diyarbakır’daki yeni yapılan Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Elazığ’a da gelecek, karayoluyla Singeç köprüsüne geçecek. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensuer bey bana diyordu ki “Atatürk Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Buna meydan vermeyelim”...

1937 yılında resmî tatil günü cumartesi öğleden sonra. Atatürk pazartesi günü Elazığ’a gelecek. Bizden istenilen “Asılacak asılsın!” ve Atatürk’ün karşısına beyaz donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun.

O dönemde Elazığ Valisi Şefik Bey, Savcı Hatemi Senihi bey, Emniyet Müdürü Serezli İbrahim bey, Savcı yardımcısı arkadaşım Şükrü Sökmensuer, “Emniyet Genel Müdürlüğü’nün siyasi şubesinden, sivillerden istediğini yanına al. Atatürk’ün istasyondan halkevine kadar korunması da size ait” dedi.

Başta Macar Mustafa olmak üzere altı kişi alıp yola çıktım. Trenle Elazığ’a vardım. Emniyet Müdürü İbrahim beye gittim. Savcı için “kuraldışı bir şey yapmaz, mümkün değil” dedi. Savcıya gittim. Durumu kendisine anlattım. Bana bu konuda hükümetten de şifre aldığını ama mahkemelerin cumartesi tatil olduğunu, tatilde sonuç almanın mümkün olmadığını bildirdi. Ve ekledi: “Ben de mahkemeleri etkileyemem.”

Oysaki biz Atatürk gelmeden önce mahkemenin kararını vermesini ve gereğinin yapılmasını, Atatürk geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için hükümet tarafından buraya gönderilmiştim. Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Bana “sen valiye söyle, savcı gitsin, rapor alsın. Ben senin istediğini yaparım” dedi. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk. Savcı rapor aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti.

Mahkeme hakiminin evine gittim. Gittiğimde hakim mahkemenin aldığı kararı evinde yazıyordu. Hakimle konuştuk. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. Devir CHP devri. Herkes çekiniyor. Hakim bana: “Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak pazartesi günü mahkemeyi toplar kararı veririz. Salı günü de idam hükümlerini yerine getiririz” dedi. O zaman dördüncü bölgede temyiz hakkı yoktu. Abdurrahman Paşa sıkı yönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek kişi idi. O da “Yukarıdaki karar tasdik olunur” demiş basmış boş kağıda imzasını. Yukarıya “Abdurrahman Paşa’nın idamı” diye yazsanız kendisi idam edilirdi.

Hakime dedi ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hasıl olmuyor ki. Hakim “Başkaca bir şey yapılamaz” diyerek kestirdi attı. Ben de kendisine sordum:

- Sizin saat beşten sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?

- Oooo, çok oluyor cevabını verdi.

- Eee sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz da, baştan beş saat ihlal etseniz olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. Elektrikler kesiliyor dedi, hakim. Ona çare bulduk. Otomobil farlarıyla hapishaneyi aydınlatırız. Halkevine lüksler koyarız.

Hakim bu defa : Samiin yok, dedi. Ona da çare bulduk. Samiin de getiririz.

- Kaç kişi asılacak?

- Onu karardan önce söyleyemem dedi. Ama ekledi: Savcı 27 kişinin idamını istedi.

- Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım?

- Bilmem dedi. Ceza İnfazı Kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene cellat buldu. Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı vardı.

BENİ ASMAYA MI GELDİNİZ?

Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi. “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıkladı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştı. Kararlar okununca sanıklar ilk anda anlamadılar. İdam “tunne” diye bir velvele koptu. Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza sehpaları görünce durumu anladı.

- Asacaksınız dedi ve bana döndü.

Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?

Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk.

- Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz dedi. Bu sırada Fındık Hafız asılırken görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi, sessizliğe ve boşluğa hitabetti.

- Evladi Kerbelayimi, be gunayimi, ayibo, zulimo, cinayeta. (Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir) dedi.

Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu.

 

YORUM:

KIRALDAN ÇOK KIRALCILARA DİKKAT…

Onlar her devrin adamıdırlar.Devamlı patronlara bakarlar.Ve devamlı havayı koklarlar.Profesyonel siyasetçidirler. Bürokratik oligarşiden daha tehlikelidirler.Çünkü halkın içinde halktan biri gibi görünürler.Fakat partileri işgal etmişlerdir.İsimleri farklı Partilerin anti-demokratik sultanları gibidirler.Onlardan kurtulmadan ne partiler demokratikleşir,nede ülke.Siz Atatürk te olsanız sizin adınıza ve bilginiz dışında işleri çevirirler.Çözüm,sadece halka dayanacak partilerin nasıl kurulacağını bulup onu kurmakta.Yani Adil Düzen Partisi biran önce kurulmalı    vesselam …

 

Ali Bülent Dilek

Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
23.11.2009
10:01

SEMİNERLER

537 haftadan beri var...

ADİL DÜZEN DERGİSİ

de kervana katıldı ve yoluna devam ediyor...

MAKALELER

de farklı bir şekilde varlıklarını sürdürüyor...

RUHU’L-KUR’AN

penceresi de aralandı ya; arkası gelir, geliyor, gelecek inşaallah...

Geriye ne kaldı?

KİTAPLAR.. KİTAPLAR.. KİTAPLAR...

KİTAPLAR da kendileriyle ilgilenecek

Yiğit Bir Adil Düzen Çalışanını

BEKLİYOR.. BEKLİYOR...

Bu Çalışan Yiğit Adil Düzen Çalışanı

ALİ BÜLENT DİLEK olamaz mı?

Bence olur;

hem de bal gibi olur...

Ve de çok çook da iyi olur...

Öyle değil mi?

Ali Bülen DİLEK Kardeşim!

Senden DİLEĞİMİZ budur...

Dualarımız seninledir...

Kitaplar zaten hazır...

Eksik ne?

Lütfi Bey’in "KİTAPLAR" penceresini açması...

O da olur inşaallah; bir el atarsa...

Mesela, bu bayramda böyle olsa...

Çifte BAYRAM olur inşaallah...

Haydi,

Lütfi Bey Kardeşimiz;

BİZLERE BÖYLE BİR ÇİFTE BAYRAM YAŞAT!

Herkese selam, sevgi ve dualarımla...

Adil Düzen Çalışanı

REŞAT NURİ EROL

Reşat Nuri Erol
26.11.2009
12:11

KURBAN BAYRAMI

VE

CUMA BAYRAMI

Cuma dostlarım;

Yarın

KURBAN BAYRAMI

ve

52 bayramdan bir olan

CUMA BAYRAMI...

KURBAN BAYRAMINIZI VE

CUMA GÜNÜNÜZÜ TEBRİK EDİYORUM...

Kurban, yakınlaşmaktır. Yaratana yaklaşmaktır. O’na sığınmak ve O’nda huzura ermektir.

En değerliyi O’na hediye olarak sunmaktır. En değerliye, en değerli hediyeyi sunmaktır.

Bu bayram da en değerlinin en değerlilerini de unutmamalıdır.

Bilir misiniz ki;

Allah’ın masum, mazlum ve mahkûm kullarını yalnız bırakmamak gerektir.

Yoksul ve gönlü kırıkları unutmayalım.

Kurbanlarınızı üçe ayırınız.

Biri size, biri akraba ve komşularınıza ve biri de garip gurebaya olsun.

Eğer karnınız etle doyuyorsa, size olanı da verin gitsin.

Kime diye bilemezseniz, sorun be dostlar. Sorun size söyleyelim.

Kimsesiz ve fakirlerin kimsesi var. O yücedir. Ama sizleri de vesile kıldı.

Sizler de kimsesizlerin kimsesi olabilirsiniz.

Kurbanlarınız kabul,

Hacılıklarınız Haccı makbul,

Bayramınız huzurla dolu ve

Cumanız mübarek olsun;

Gönlünüz Hakka ve halka

Hizmet aşkıyla dolup taşsın.

Selam, sevgi ve dualarımla...

Cuma, İstanbul, 26.11.2009

Reşat Nuri EROL



YorumYap

Sayı: 24 | Tarih: 22.11.2009
Fikret Bila
Halil İnalcık'ın uyarısı
2258 Okunma
3 Yorum
Harun Özdemir
Toktamış Ateş
Çığırından çıkanlar
861 Okunma
Osman Eskicioğlu
Mahir Kaynak
Dış güçler
820 Okunma
3 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Niyazi
Ey adalet!..
777 Okunma
2 Yorum
Abdurrahman Erol
Ruşen Çakır
Sol bir an önce aslına dönmek zorunda
757 Okunma
Tayibet Erzen
Hayrettin Karaman
Paket tartışması, demokratikleşme paketi
725 Okunma
Hilmi Altın
Nihal Bengisu Karaca
Anketten 'Allah baba' çıktı
717 Okunma
2 Yorum
Hakan Kandal
Mehmet Altan
Avukatlar ne zaman yürür?
715 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Mehmet Şevket Eygi
Kurban Parasıyla Hayır Yapılmaz Sadece Kurban Kesi
709 Okunma
1 Yorum
Emine Hocaoğlu
Bekir Berat Özipek
Sabetaycı olsam ne, olmasam ne?
698 Okunma
1 Yorum
Bünyamin Demir
Zülfü Livaneli
‘Atatürk Seyit Rıza’yı affedecek’ korkusu
692 Okunma
2 Yorum
Ali Bülent Dilek
Ahmet Hakan
Hadi daha açık konuşalım
689 Okunma
4 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Fehmi Koru
'Yan hasar'
666 Okunma
Ahmet Kirtekin
Yılmaz Özdil
Uzanın şöyle iyi edecekler
656 Okunma
Leyla Okta
Reşat Nuri Erol
Ekmek partisi 2
640 Okunma
2 Yorum
Ilker Ardic
Oktay Ekşi
Havanda su dövdük
636 Okunma
Vahap Alma