Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Fransa’nın Tavrı
797 Okunma, 13 Yorum

24 Aralık 2011 Cumartesi

Fransa’nın Tavrı

 

Siyasetçiler tarihî geçmişi anlatmak için değil geleceğe yön vermek için yazarlar. Bu bakımdan soykırım iddialarını geçersiz kılmak ve onların yaptıklarından söz etmek anlamsızdır. Eğer bu kozu kullanmasalar başka şeyler bulur ve aynı sonuca varmaya çalışırlardı. Bu bakımdan yapılanın duygusal boyutunu bir yana bırakıp nasıl bir siyasi sonuca varılmak istendiği araştırılmalıdır.

- Fransa’da nasıl bir sonuca varılmak isteniyor.

- Sermaye Sarkozy’yi kullanarak Türkiye ile Fransa’nın arasını açmak istiyor. Ermenileri yok etmek istiyor. AB’yi zayıflatıyor. Avrasya ekonomisini de bozarak krizi büyütmek istiyor.

 

Eylemin günümüze rastlamasının anlamı nedir? Bu soruya cevap vermek için nasıl bir süreci yaşadığımıza göz atmak gerekir. Türkiye bölgesel bir güç olma yolunda ilerlerken bölge silahlı bir çatışmaya doğru hızla ilerliyor. Bu durumda Fransa ülkemizin geçmişinde kendinden saymadıklarına karşı soykırım uyguladığını ön plana çıkararak çevre ülkelere Türkiye’nin müdahalesini önlemek istemektedir.

- Fransa Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesini önlemek istiyor.

- Sermaye Türkiye’yi Suriye’ye saldırtıyor. Fransa’yı da onların yanına koyarak çatışmayı ayarlıyor. Kaç tut hikayesi.

 

Çevremizde bir Sünni-Şii çatışması tahrik edilmektedir. Irak’ta ABD’nin çekilmesinden sonra uç vermeye başlayan çatışmanın genişlemesi ihtimali büyüktür. Ayrıca bunun bölgeye yayılması sürpriz sayılmaz. Sünni Araplar İran’a karşı olacaklar ve İran’la çatışmaları da ihtimal dahilindedir. Fransa bu çatışmada İran’ın yanında olacaktır. Çünkü Fransa İran devriminin başından beri yeni rejimi desteklemektedir. Humeyni özel bir Fransız uçağı ile Tahran’a gelmiş ve ABD’nin desteklediği Şeriat Madari’yi bertaraf ederek İran’a egemen olmuştur.

- Şiî Sünnî çatışması söz konusu. Fransa İran’ı desteklemektedir.

- Sermaye Fransa’yı kullanmıştır. Fransa ABD’yi Körfez krizinde yenmiştir. Ondan önceyse çıkaramıyordu.

 

Fransa, Almanya ile birlikte, Türkiye’nin AB üyesi olmasına karşı çıkmıştır. Oysa İngiltere üyeliğimize tam destek vermekteydi. Bu fark Türkiye’nin yapısından kaynaklanmıyordu. Türkiye birliğe girince İngiltere ile birlikte hareket edeceği ve birlik içinde İngiltere’nin etkinliğinin artacağı hesaplanmıştı. Yani, her zaman, konumumuzun Fransa tarafından beğenilmemesi uyguladıkları politikaya neden olmuştur. Bu nedenle bugün Türkiye’yi birlik dışında tutmak için böyle davrandığı söylenemez.

- Fransa ve Almanya Türkiye’yi birliğe almak istemiyor. İngiltere istiyor.

- Sermaye başlangıçta İngiltere’yi etkin yapmak istediği için girmesini destekliyordu. Teskereden sonra sözde destekliyor. Fransa ve Almanya’ya cephe aldırıyor.

 

İran’a yönelik eylemlerin İsrail tarafından başlatılması düşünülemez. Çünkü böyle bir durumda tüm İslam aleminin İran’ın yanında yer alması doğaldır. Bu nedenle çatışmanın Körfez’deki Arap ülkeleri ile İran arasında olması planlanmaktadır.

Bu süreç içinde Kürtlerin desteksiz kaldığı görülmektedir. Bundan sonra ülkemizle ihtilaf içinde olmamaları beklenir. İran ya da Suriye ile işbirliğine giderlerse Fransa hariç Batının desteğini kaybederler.

- İsrail Sünnileri kışkırtarak İran’la savaşabilir. Kendisi saldırmaz.

- İsrail’in bir gücü yok. Saddam’ın hezimeti gösterdi ki Arapların da yok. Gaye Türkiye ile İran’ı savaştırmak. Türkiye ve İran akıllı olacaklar ve Sermaye yenilecek.

 

Bunlardan çıkaracağımız sonuç tartışmanın sözde soykırımın varlığı ya da yokluğu üzerinde yoğunlaşmasının anlamsız olduğudur. Fransa’nın Türkiye ile birlikte olmayı çıkarlarına aykırı gördüğünü ve bu nedenle bizi zayıflatacak her şeyi yapacağını kabul etmek, siyasi ve ekonomik karşı tedbirler almak gerekir.

- Sorun soykırımı değildir. Sorun Fransa’nın saldırısı.

- Sorun Fransa’nın değil Sermayenin Sarkozy’yi kullanarak Türkiye’yi çıkmaza sokmasıdır.

 

İran ile çatışmada sadece Şii-Sünni farklılaşması ön planda tutulacak, yoksa Azeriler de tahrik edilecek mi bilmiyoruz. Bu durumda Türkiye’nin Azerilerin yanında yer alması beklenir. Yani bölgedeki gelişmeler tüm boyutlarıyla incelenmeli ve buna karşı politikalar üretilmelidir. Fransa’nın kararını Sarkozy’nin kişisel hesaplarına bağlamak yanlıştır. Çünkü  Fransa kurumsal bir devlettir ve alınan tüm kararlar kişisel değil kurumsaldır. Bu nedenle tepkilerimiz önceden hesaplanmış ve buna karşı politikalar hazırlanmıştır.

- İran Azeri çatışması ile de Türkiye’yi devreye sokabilirler.

- Humeynî’den sonra Sünniler ile Şiiler arasında Azeriler ile Persler arasında çatışma yoktur.

 

 

Yorum:

 

Mahir Kaynak, teşhisi doğru olarak koymaktadır. Ona göre tedbirleri önermektedir. Tedbirlerin ne olduğunu yazmamakta veya yazamamaktadır. Yazımı otuz kırk kişiden başkası okumayacak. Siz bilen olacaksınız. Onlar bilmez olacaklardır.

Bizim tek düşmanımız vardır. Amerika’daki tekel sermaye. Düşmanlığı da bize değil Kuran’adır. Faizi yasak ettiği ve faizin yerine selemi getirmiş olduğundan. Ölümünün selemle olacağını bilmektedir. Korkusu bundandır.

İsrail oğulları Türkleri severler. İsrail devleti daima Türkiye’nin yanında olmuştur. Filistin İsrail çatışması Sermayenin oyunu. Yapılacak iş çok basit aldırmamak. Arap aleminde olanlar kendi iç işleridir. Türkiye karışmaz. Sadece gelenleri misafir eder veya vatandaş yapar. Yahudiler de Ermeniler de bizim dostlarımızdır. Tarihî kardeşlerimizdir. Bizans devletini biz yıkmadık. Katoliklere karşı koruduk. Biz Rumlarla savaşmadık. Yaşlanmış Bizans’ın yerine geçtik. Yahudileri İspanya’dan biz kurtardık. Ermenilere İstanbul’da Patrikliği biz sağladık. Son yıllardaki kavgamız Batının kışkırtması ile olmuştur. Onun da cezalarını fazlasıyla çektiler.

Tarihte haksızlığımız varsa hesap vermeye her zaman hazırız. Hakemlere gideriz hükümlerine uyarız. Biz tehcir ettik. Bunda şüphe yok. Ama biz asla suçsuz insanı öldürmedik. Soykırım yapmadık. Ormanlarda ayı yakalar gibi zencileri yakalayıp köleleştirmedik. Bunu Avrupalılar yaptı.

Biz dünya ile Lozan’da anlaştık. Alacağımızı aldık vereceğimizi verdik. Fransa’da veya Amerika’da veya Rusya’da alınacak nesi varsa bizi hiç ilgilendirmez. Fransa gibi insanlık dışı kanunlar çıkarırlarsa yapacağımız iş basittir: Türkiye’nin ekonomisini Adil Düzen’e koymalıyız. Fransa’daki vatandaşlarımızı Türkiye’ye getirmeliyiz. Oradaki gelirlerden fazla gelir sağlamalıdırlar.

Bu da yetmez oradaki Müslümanları da oradan kurtarmalıyız. Libya ve Suriye çöllerinde modern bir kent kurmalıyız. Buna tüm İslam alemi katılacaktır. Hatta çıkarları olacağı için Rusya ve Çin de katılır. Fransa’daki tüm yabancıları o kente taşıyıp onlara daha refahlı imkan sağlamalıyız.

Hiç kimseye karşı asla incitici söz söylememeliyiz. Amerika’daki Tekel sermaye yanlış yoldadır uyarmalıyız. Ona da yol göstermeliyiz. Faizden vazgeçsinler fitneden vazgeçsinler, Allah Kuran’da onlara büyük vaidler (tehditler) vermektedir.

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu
Yorum
Ali Bülent Dilek
29.12.2011
13:39

helalolsun el aziz net'e ve milliçözüm'cülere;

artık akevlerden,karagülle'den ve adil düzen'den bahsediyor gündemde tutuyorlar.

birer yorum bekliyorum o yazılarada sizlerden inşaallah

....

http://www.el-aziz.com/haber.php?id=5252

http//www.millicozum.com/mc/kasim-2011/yeni-anayasa-hazirliklari-ve-gercek-degisimin-esaslari.html

Reşat Nuri Erol
30.12.2011
10:09

bir haber...

"ADİL DÜZEN"in "HAKEMLİK SİSTEMİ" mi geliyor..

öyleyse "ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI olarak azim-sabır-sebatla çalışmaya devam...

*

Yeni yılda 'mahkemesiz adalet' geliyor

Yargı sürecinin hızlandırılması için yeni bir düzenleme daha geliyor.

Meclis Adalet Komisyonu, yeni yılın ilk toplantısında 'Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun Tasarısı'nı ele alacak. 4 Ocak'ta görüşülecek olan tasarı, yeni yılda Genel Kurul'dan geçirilecek. Yargıtay'ın Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia ettiği tasarı, 'mahkemesiz adalet' diye nitelendiriliyor. Hukuk uyuşmazlıklarında tarafları, mahkemelerden önce arabulucuların barıştırmasını öngörüyor. Tarafları arabulucuların barıştırmasını hedefleyen sistem, yabancılar dahil tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarında uygulanacak. Tasarıyla taraflar, dava açılmadan önce veya davanın görülmesi sırasında bu kişilere başvurabilecek. Gizlilik hükümlerine aykırı hareket ederek bir kişinin hukuken korunan menfaatinin zarar görmesine neden olan arabulucu, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Arabulucu olmak için 4 yıllık lisans eğitimi alma ve arabuluculuk eğitimini tamamlama şartı aranacak.

Reşat Nuri Erol
30.12.2011
11:48

Bugün posta kutuma Enver Ertürk kardeşimiz güzel bir hikaye gönderdi. Paylaşmak istedim. Hepimizin farklı ortamlarda, işlerimizde, günlük hayatımızda, mensubu olduğumuz kurumlarda, yönetimde, siyasette vs. yaşadığımız bir durum. Kendimizi muhasebe etsek çoğumuz yapıyoruzdur. Hatta benim kanaatim, bu bizde toplumsal bir hastalık. Çözüme ve üretmeye odaklanmak yerine, yıkıma odaklı acımasız eleştiri hastalığı. EKREM ARIKAN

>>> Hindistan’da çok ünlü bir ressam varmış. Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve ona “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Guru derlermiş. Ranga Guru’ya öğrenci olabilmek için yüzlerce insan kapısını aşındırmış ama o istediği yetenekte kimseyi bulamadığından kabul etmemiş kapısına gelenleri. Bir gün Raji isimli bir genç çalmış ünlü ressamın kapısını. Ranga Guru birkaç testten sonra Raji’nin aradığı yetenek olduğunu anlamış ve kabul etmiş öğrenciliğe. Aradan aylar geçmiş. Çok şeyler öğrendiğini düşünen Raji, öğrenciliğinin ne zaman sona ereceğini sormuş Ranga Guru’ya. Ranga Guru ona eğitimini tamamladığını, son sınav için hayatının en güzel resmini yapıp getirmesini istemiş. Raji ömründeki en güzel resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş. Ranga Guru ise, “Sen artık ressam sayılırsın Raji. Artık senin resmini halk değerlendirecek” diyerek, resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini, en görünen yere koymasını ve resmin yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raji hocasının dediğini yapmış. Akşamüstü resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüş. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablonun her tarafı kırmızı çarpılarla dolu! Raji hayal kırıklığı içerisinde üstü kırmızı çarpılarla dolu resmi alıp Ranga Guru’ya götürmüş ve nasıl böyle başarısız olduğunu sormuş. Ranga Guru üzülmemesini, aynı resmi tekrar yapmasını istemiş. Raji resmi istemeye istemeye yeniden yapmış ve yine ustasına götürmüş. Ranga Guru yeni resmi de tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Ama bu defa resmin yanına, kullandığı her renk yağlı boyanın olduğu bir paket ve birkaç fırça bırak demiş. Bunların yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raji denileni yapmış. Akşamüstü karamsarlık içinde meydana gittiğinde resmine hiç dokunulmadığını görmüş. Fırçalar da, boyalar da hiç kullanılmamış. Çok sevinmiş. Koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resmi göstermiş. Ranga Guru ise, “Sevgili Raji, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. Oysa ikinci konumda, onlardan hatalarını düzeltmelerini, yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi… “Sevgili Raji, mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Onlara göre senin emeğinin hiçbir değeri yoktur. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma…” Ranga Guru öğrencisine bilgeliğin anahtarını sunarken, gelecek nesillere de nasihatini bırakmış aynı zamanda. İnsanoğlu bazen fikri olmasa bile, sırf eleştirmek için eleştirir. Garip bir mutluluk duyar bu davranışından. Bazen haklıdır eleştirisinde, ama düzeltmek için eline fırça almaya korkar. Çözüm üretmeden eleştirmek… Çözüm sunmadan eleştirmek… Muhalefet etmek için karşı çıkmak, bizlere göre bir davranış olmasa gerek. Eleştiriyorsanız yanında çözümüyle gelmelisiniz... Çözüm ile birlikte sunulmayan eleştiri, sadece kuru gürültüdür. Mümin Sekman’ın dediği gibi: “Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil”. Eğer bir yol bulmuyorsanız, eğer bir yol açmıyorsanız, yapmanız gereken tek bir şey kalıyor: Yoldan çekilmek! <<< KISSADAN HİSSE: 1- Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Onlara göre senin emeğinin hiçbir değeri yoktur. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma! 2- Sırf nefsini (egonu) tatmin için muhalefet olsun diye peşin hükümle başkalarının yaptıklarını eleştirme. Çalışarak ortaya birşey koymuş kişinin geçtiği yolu tahmin et, emeğini düşün ve ürününü anlamaya çalış.

Sayfa: 2 / 2 (13 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 132 | Tarih: 25.12.2011
Ahmet Hakan
Bende gerginlik yaratan 10 soru
Mehdi bekleyenlerin hazin sonu
1059 Okunma
9 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mahir Kaynak
Fransa’nın Tavrı
Soykırım meselesi
797 Okunma
13 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Şevket Eygi
Hâindir Merduttur
Bayat Ekmekli Köfte
454 Okunma
Emine Hocaoğlu
Nihal Bengisu Karaca
Başımıza gelmeyen işler
Emanet Anadolu
446 Okunma
Hakan Kandal
Ruhat Mengi
Fransa’ya hakaretinin cevabı verilmeli!
Dayatma
426 Okunma
Vahap Alma
Ruşen Çakır
Özgür medyaya kimsenin tahammülü yok
Emrolunduğun gibi Dosdoğru ol!
423 Okunma
Tayibet Erzen
Zülfü Livaneli
Lahey'den başka çare yok
Devenin boynu
414 Okunma
2 Yorum
Ali Bülent Dilek
Hüseyin Gülerce
Ergenekon Davalarının Üstü Örtülebilir mi?
Sistemi Değiştirmek Gerek
407 Okunma
1 Yorum
Zafer Kafkas