Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ahmet Hakan - Hürriyet Lütfi Hocaoğlu
Bende gerginlik yaratan 10 soru
1059 Okunma, 9 Yorum

20.12.2011

BİR: 7 yıl mı, 5 yıl mı?

İKİ: Yılbaşında ne yapıyorsun?

ÜÇ: En sevdiğin film hangisi?

DÖRT: Adnan Hoca beklenen Mehdi olabilir mi?

BEŞ: Fransız mallarının boykot edilmesi gerekmez mi?

ALTI: “Cemaat” ile “Fenerbahçe” arasında ne tür bir ilişki var?

YEDİ: Ne diyorsun Trabzonspor’un durumuna?

SEKİZ: Senin dünya görüşün ne?

DOKUZ: Şiir gerçekten öldü mü?

ON: Ay büyürken uyuyabilir misin?

Yazının tamamı için tıklayınız.

 

 

Yorum:

Mehdi bekleyenlerin hazin sonu

Daha öncede defalarca yazdık. Tembellik insanları kurtarıcı beklemeye götürür dedik.

23.12.2011 tarihinde bu konuda Hayrettin Karaman Yeni Şafak’ta bir yazı yazmış. İlgili kısmı alıntıladım:

Bu konulara giriş olarak yazdığım kısımda şu önemli kuralı zikretmiştim: "İslâm âlimlerine göre inanç konusunda bir hadîsin delîl olarak kabûl edilebilmesi için onun mütevatir olması (ilk nesilden itibaren birçok râvî tarafından aktarılması) gerekir". Hz. İsâ'nın yeniden geleceğini bildiren hadîslerden hiçbiri mütevatir değildir. Tamamında ortak olan "yeniden gelecek" kısmı için mütevatir diyenler vardır, onlara göre de -bu ortak kısım dışında kalan- detaylar mütevatir değildir, delîl olmaz. Bir iki kişinin rivâyet ettiği bir hadîsi, inanç konusunda delîl olarak kabûl etmemek, Hz. Peygamber'e (s.a.) muhâlefet değildir; "O'nun böyle bir söz söylediğine dair güçlü delîl yok, söylememiş olabilir" demektir. Böyle ihtimâlli sözler ile de kesin ve ortak bir İslâm inancı oluşmaz.

Bir Mehdî ve Îsâ Mesîh beklentisi, çeşitli zamanlarda birtakım sahtekârların ortaya çıkıp mehdîlik ve mesîhlik iddiasında bulunmalarına sebep olagelmiştir. Hz. Îsâ'nın, bir ıslâhat vazifesi ile dünyaya yeniden gelmesi mukadder ise bunun için gövdesini ölümsüz kılmak ve onu gökte bekletmek zarûrî değildir; bunun ilâhî takdir ve kudret ile başka şekillerde de gerçekleşmesi mümkündür. Müslümanların vazifesi de ıslâhat için Mehdî'yi veya Hz. Îsâ'yı beklemek değil, kötülüğü engellemek, iyilik ve güzellikleri yaymak, yaşamak ve yaşatmak için elden geleni yapmak, canla başla çalışmaktır. Müminlere bunu yapıp yapmadıkları sorulacak, mükâfat ve ceza da buna göre olacaktır. "Bir kurtarıcı gelecek diye bekledim, bu sebeple ben -gücüm yettiği kadar da olsa- dinin emirlerini yerine getirmedim" diyen bir kimsenin mazereti kabul edilmeyecektir.

Adnan Oktar cemaati bunun tipik bir örneğidir. Sadece onlar değil, başka mehdiciler de vardır. Ancak bu mehdiler birbirleri ile kesişmediği için bu gruplar birbirinden hoşlanmazlar.

Tarih bu mehdicilerin hikayeleri ile doludur. Sürekli beklemişlerdir. Ama bekledikleri gelmemiştir. Daha sonra gelenler öncekilerin yanlış mehdi beklediklerini düşünüp, delilleri yeniden yorumlayarak yeni mehdi beklemişlerdir. Ama burada asıl sorun mehdi beklemek değildir. Mehdinin kim olduğuna önceden karar vermek ve eldeki delilleri ona uydurmaktır.

Günümüzde de halen devam eden bu davranış şeklinden kurtulmak gerekir. Çünkü bu beklenti insanı öyle bir hale getirir ki onun beklediği mehdiye inanmayanların dalalette olduğu düşüncesini doğurur. Tek gerçeklik vardır, kendi mehdisine inananlar hidayette, diğerleri dalalettedir. Hatta o kadar ilginçtir ki mehdisi son derece yaşlansa da onun yaşayacağını, güçleneceğini, dünyayı kurtaracağına kesin olarak inanır. O Allah’ın özel olarak seçtiği kuludur ve Zekeriya ve İbrahim peygambere nasıl ileri yaşta çocuk verilmişse, Eyüp peygamber nasıl yaşlılıkta güce kavuşmuşsa ona da güç-kuvvet verilecektir. Hatta Allah’ın mehdisinin yaşamına 100 yıl daha eklemesi işten bile değildir. Çünkü delilleri %100 olarak onu bu düşünceye götürmektedir. Aksi yanlıştır. %0.00000001 ihtimal bile yoktur, %100’dür. Kendisine düşüncelerinin yanlış olduğu söylenince, söyleyenin aslında şirk içinde olduğunu, düşüncesinin kesin olduğunu, %100 gerçekleşeceğini iddia eder.

Gün gelir, mehdisi hakkın rahmetine kavuşur. Önce bir sersemleme yaşar, afallar, şaşırır. Nasıl olur da dünyayı kurtaracak, orduları peşine takacak o büyük mehdisi ölmüştür? Böyle bir şey nasıl olabilir? Sonra psikolojik savunma mekanizmaları devreye girer. Bu durumda iki çözüm vardır kendini rahatlatmak için. Birisi eski mehdisinin büyüklüğünü devam ettirmek ve bütün insanları onun “görüş”ünün kurtaracağını iddia etmektir. Onun “görüş”ünde olmayanlar dalalettedir. İsterlerse gece-gündüz Kuran için, İslam düzeni için çalışsınlar, fark etmez. Mehdisinin ölen bedeni değil, “görüş”ü kurtarıcıdır artık. Yeni mehdisi artık mehdisinin “görüş”üdür. İkinci yol ise yeni bir mehdi bulmaktır. Bu mehdi önceki mehdisinden küçük bir mehdidir. Ama bu küçük mehdi büyük mehdisinin “görüş”ü üzerinedir. Bu nedenle küçük mehdiye uyulmalıdır. Çünkü küçük mehdi ölen büyük mehdisinin bir nevi temsilcisidir. Bütün iyiliklerin kaynağı ölen büyük mehdisi olduğu için, ondan sonrakileri de büyük mehdisi belirler. Onun “görüş”ü üzerinde olan küçük mehdiye uymamak dalalettir ona göre artık.

Böylece savunma mekanizmaları devreye girmiş, nefis rahatlatılmıştır. Bundan sonra artık bu psikolojik durumun güçlendirilmesi gereklidir. Mehdisinin “görüş”ünde olmayanlara çatmak farzdır. Onlara çatmak için sebepler üretmek ise en büyük sevaptır.

Bundan sonra tek kurtuluş vardır artık: Allah’ın hidayeti.

Bu yazı mehdi bekleyen insanların kendilerini toplaması için bir uyarıdır.

 

Bir nostalji:

- Birileri saplantı halinde Erbakan’ın hala büyük kurtarıcılık yapacağını, bu hasta halinden ayağa kalkıp dünyayı kurtaracağını düşünüyorlar. Çok saçma, teamüllere ve sünnetullaha aykırıdır. Bir insanın artık yaşlandığını ve daha fazla bir şey yapamayacağını artık anlayın.

- Erbakan yaşlı öldü bitti sünnetullaha aykırı derken size gaybın haberimi getirildi ya da melek mi geldi de bu kadar kesin konuşuyor sunuz ? deliliniz nedir? Mucize gibi görülen şeylerin aslında sünnetullahta olan olağan şeyler olduğunu düşünmek zor mu mesela ? ibrahime 100 yaşından sonra evlat verilmesi meryeme babasız bir erkek oğlan verilmesi yunusun balık tarafından yutulup hayata tekrar gelmesi musanın denizi yarıp içinden geçmesi zekeriyyaya çok yaşlı vaktinde oğul verilmesi gibi olaylardan çok daha mı sünnetullaha aykırı. siz sünnetullah sözünden istatistiki olarak ortalamanın bilgisini anlıyorsanız bunlar elbette zor sizin için. Eyüpte tüm gücü sıfırlanınca yeniden eskisinden güçlü çıkmadı mı. Yaşlı olan birine Allahın yine 100 yıl ömür vermesi çok mu sünnetullah dışı ? Bunları reddetmek yerine Allah bilir demek daha akıl karı değil mi...bu bilmediğin konuda ahkam kesmekten daha sağlıklı olurdu...

erbakan gibi bir hasta acuzun mehdiliğine inanmak ve beklemek şirktir ve saçmadır demek asıl şirkin kendisidir.

- İnsanlar görünenle ve kurallarla hareket eder. Peygamberler vahiyle hareket eder. Biz bir insanın uçmasını beklemeyiz. 100 yaşındaki adamın futbol oynamasını da beklemeyiz.

- Erbakana uyguluyoruz ve delilleri görüyoruz, hayatını okuyoruz ihtimaliyat hesabıyla 100 % uygun düştüğü için buna inanıyoruz.

 

Lütfi Hocaoğlu

Yorumcu
Yorum
Lütfi Hocaoğlu
25.12.2011
13:41

Alay etmek amaçlı bu yazı kaleme alındı, ama uyarı diye yutturulmaya da çalışıldı.

Kendi bildiğinin % 100 doğru olduğunu iddia edenlerin nasıl yanıldıklarını hatırlatmak için yazıldı. Kendilerini toplamaları için şu anda da yanlış yolda oldukları hatırlatıldı. Yazının içinde isim verilmedi. Üstüne alan aldı.

Hayrettin Karamanı delil kabul ediyorsanız, Adil Düzene karşı necva grubu içindeki çalışmalarını da hatırlayın. Ben bu çalışmalar içine girmiş bir kimsenin hiçbir sözüne güvenmem, içtihadına şüphe ile bakarım.

Söyleyene değil, söylenene bakın.

Bunun siyasi temsili Milli Görüştür.

Biz inanıyoruz ki Erbakana iman etmeyen delalettedir, nedeni onun her içtihadı icmadır. Bugün değilse yarın öyle olacaktır. Milli Görüş ise siyasi icmalardır, ileride tüm siyasilerin icması olacaktır. Buna muhalefet edilmez.

Bunlarda ileride bir nostalji olacak.

Lütfi Hocaoğlu
25.12.2011
14:34

İnançlar alay konusu olmaz, siz inanırsınız ya da inanmazsınız. İnanırsanız gereğini yaparsınız, inanmazsanız bu benim konum değil der diğer inananlarına asgari saygıyı gösterirsiniz. Erbakana iman etmeyen delalettedir.

Çelişki !!!

Lütfi Hocaoğlu
25.12.2011
14:59

Biz milli görüşün bu olduğunu iddia ediyoruz. O görüşü benimsemeyen ateştedir diyoruz.

uyarı da inançlarla alay olmaz.

Ama kendi görüşünde olmayanların cehennemde olması kesindir.

Lütfi Hocaoğlu
25.12.2011
15:16

Çelişki üzerine çelişkiler.

Kendi inancında olmayana saygı gösterilmesini isteyip, sonra kendi görüşünde olmayanları kâfir, müşrik, dalalette, hezeyan içinde görmek ve daha niceleri.

Yazı gayet açık.

Lütfi Hocaoğlu
25.12.2011
15:30

Siz bizim inancımıza saygı gösterin ve bu inanç içindeki tanımladığımız kavramlara göre kritik edin, yoksa frekanslarımız başka başkadır.

Bu da bizim görüşümüz, biz inanıyoruz ki bizim gibi inanmayanlar gerçek demokrat olamayacağı için ateştedir.

Bir çelişki daha: Bana saygı gösterin, ben size göstermek zorunda değilim, çünkü siz ateşe girecek olan kafirlersiniz. Çünkü siz Milli Görüşçü değilsiniz.

Lütfi Hocaoğlu
25.12.2011
18:56

Milli görüşün 40 tane organizasyonu vardır. Bunların herbiri kendi alanında çalışmalar yapar.

Hangisi Adil Düzen alanında çalışma yapar? Merak ettim. Ben göremedim. Ama doğru ya ben küfürdeyim, göremem.

Adil Düzene en çok çalışan putperest Akevler ekibi olamaz, çalışmalardaki tüm bereket Milli Görüşten kaynaklanır. Siz bunun sermayesini ziyan etmekle meşgulsünüz ve buna da çalışma diyorsunuz.

Hezeyanlara bir örnek

Ama Erbakan bir Milli Görüşçü olarak çalışır iken Adil Düzen çalışmalarında patlama olmuştu bunu da bilirim. Tüm dünya salsılmış ve çalkalanmıştı.

Ben hiç badmingtonda yenilmedim. Çünkü hiç oynamadım. Milli Görüşte Adil Düzen uygulamalarında hiç başarısız olmadı.

Bizimle hiçbir meseleyi sonuna kadar tartışacak cesaret ve birikim göremiyoruz.

Sizinle sadece ben tartışıyorum ama diğer insanlar cesaret gösteremiyor. Niye biliyor musunuz? Sizin dediklerinizi haklı buldukları için değil, sizinle tartışana hemen kafir, müşrik, sen yanlışsın, sen şu tarihte şunu demiştin, sen şöylesin vs vs demenizden dolayı. Onlar susunca da siz kendinizin haklı çıktığını sanıyorsunuz. Her cümleye uzun uzun ve içinde çelişkilerle dolu cevaplar yazınca galip geldiğinizi zannediyorsunuz. Biz cidal yapmıyoruz, cihad yapıyoruz. Kimse ile bu şekilde tartışmamışımdır. Sizinle sevmediğim bu uslupla tartışmamın tek sebebi vardır: Elhurumatu kısas.

Eğer bende birikim yoksa niçin bu kadar çırpınıyorsun. Benim birikimsizliğim ve bilgisizliğim, cahilliğimi niye ciddiye alıyorsun? İşte bir çelişki daha.

Ve daha nice çelişkiler...

Reşat Nuri Erol
25.12.2011
22:16

geçen haftaki ne kadar "güzel" bir tartışma idiyse..

bu haftaki de okadar "gereksiz" bir tartışma...

bir o kadar da "zararlı" gibi geliyor bana...

yanılmayı çok isterdim ama ... ... ...

maalesef...

*

hep söylüyor ve hatırlatıyorum:

- bu kadar enerji, yazı, emek, fikir "menfi/eksi" konularda değil de "müsbet/artı" konularda/alanlarda değerlendirilse, daha iyi değil mi...

yaptığınız bu şey "israf" değil mi...

ve israf da "haram" değil mi...

haram iş yapmayın!..

...

*

Allah ıslah etsin...

Allah doğru ameller lutfetsin...

Selam ve dua ile...

reşad

Ali Bülent Dilek
29.12.2011
13:57

helalolsun el aziz net'e ve milliçözüm'cülere; artık akevlerden,karagülle'den ve adil düzen'den bahsediyor gündemde tutuyorlar. birer yorum bekliyorum o yazılarada sizlerden inşaallah .... http://www.el-aziz.com/haber.php?id=5252 http//www.millicozum.com/mc/kasim-2011/yeni-anayasa-hazirliklari-ve-gercek-degisimin-esaslari.html

Reşat Nuri Erol
30.12.2011
11:46

Bugün posta kutuma Enver Ertürk kardeşimiz güzel bir hikaye gönderdi. Paylaşmak istedim. Hepimizin farklı ortamlarda, işlerimizde, günlük hayatımızda, mensubu olduğumuz kurumlarda, yönetimde, siyasette vs. yaşadığımız bir durum. Kendimizi muhasebe etsek çoğumuz yapıyoruzdur. Hatta benim kanaatim, bu bizde toplumsal bir hastalık. Çözüme ve üretmeye odaklanmak yerine, yıkıma odaklı acımasız eleştiri hastalığı. EKREM ARIKAN

>>> Hindistan’da çok ünlü bir ressam varmış. Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve ona “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Guru derlermiş. Ranga Guru’ya öğrenci olabilmek için yüzlerce insan kapısını aşındırmış ama o istediği yetenekte kimseyi bulamadığından kabul etmemiş kapısına gelenleri. Bir gün Raji isimli bir genç çalmış ünlü ressamın kapısını. Ranga Guru birkaç testten sonra Raji’nin aradığı yetenek olduğunu anlamış ve kabul etmiş öğrenciliğe. Aradan aylar geçmiş. Çok şeyler öğrendiğini düşünen Raji, öğrenciliğinin ne zaman sona ereceğini sormuş Ranga Guru’ya. Ranga Guru ona eğitimini tamamladığını, son sınav için hayatının en güzel resmini yapıp getirmesini istemiş. Raji ömründeki en güzel resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş. Ranga Guru ise, “Sen artık ressam sayılırsın Raji. Artık senin resmini halk değerlendirecek” diyerek, resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini, en görünen yere koymasını ve resmin yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raji hocasının dediğini yapmış. Akşamüstü resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüş. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablonun her tarafı kırmızı çarpılarla dolu! Raji hayal kırıklığı içerisinde üstü kırmızı çarpılarla dolu resmi alıp Ranga Guru’ya götürmüş ve nasıl böyle başarısız olduğunu sormuş. Ranga Guru üzülmemesini, aynı resmi tekrar yapmasını istemiş. Raji resmi istemeye istemeye yeniden yapmış ve yine ustasına götürmüş. Ranga Guru yeni resmi de tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Ama bu defa resmin yanına, kullandığı her renk yağlı boyanın olduğu bir paket ve birkaç fırça bırak demiş. Bunların yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raji denileni yapmış. Akşamüstü karamsarlık içinde meydana gittiğinde resmine hiç dokunulmadığını görmüş. Fırçalar da, boyalar da hiç kullanılmamış. Çok sevinmiş. Koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resmi göstermiş. Ranga Guru ise, “Sevgili Raji, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. Oysa ikinci konumda, onlardan hatalarını düzeltmelerini, yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi… “Sevgili Raji, mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Onlara göre senin emeğinin hiçbir değeri yoktur. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma…” Ranga Guru öğrencisine bilgeliğin anahtarını sunarken, gelecek nesillere de nasihatini bırakmış aynı zamanda. İnsanoğlu bazen fikri olmasa bile, sırf eleştirmek için eleştirir. Garip bir mutluluk duyar bu davranışından. Bazen haklıdır eleştirisinde, ama düzeltmek için eline fırça almaya korkar. Çözüm üretmeden eleştirmek… Çözüm sunmadan eleştirmek… Muhalefet etmek için karşı çıkmak, bizlere göre bir davranış olmasa gerek. Eleştiriyorsanız yanında çözümüyle gelmelisiniz... Çözüm ile birlikte sunulmayan eleştiri, sadece kuru gürültüdür. Mümin Sekman’ın dediği gibi: “Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil”. Eğer bir yol bulmuyorsanız, eğer bir yol açmıyorsanız, yapmanız gereken tek bir şey kalıyor: Yoldan çekilmek! <<< KISSADAN HİSSE: 1- Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Onlara göre senin emeğinin hiçbir değeri yoktur. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma! 2- Sırf nefsini (egonu) tatmin için muhalefet olsun diye peşin hükümle başkalarının yaptıklarını eleştirme. Çalışarak ortaya birşey koymuş kişinin geçtiği yolu tahmin et, emeğini düşün ve ürününü anlamaya çalış.



YorumYap

Sayı: 132 | Tarih: 25.12.2011
Ahmet Hakan
Bende gerginlik yaratan 10 soru
Mehdi bekleyenlerin hazin sonu
1059 Okunma
9 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mahir Kaynak
Fransa’nın Tavrı
Soykırım meselesi
796 Okunma
13 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Şevket Eygi
Hâindir Merduttur
Bayat Ekmekli Köfte
454 Okunma
Emine Hocaoğlu
Nihal Bengisu Karaca
Başımıza gelmeyen işler
Emanet Anadolu
446 Okunma
Hakan Kandal
Ruhat Mengi
Fransa’ya hakaretinin cevabı verilmeli!
Dayatma
426 Okunma
Vahap Alma
Ruşen Çakır
Özgür medyaya kimsenin tahammülü yok
Emrolunduğun gibi Dosdoğru ol!
423 Okunma
Tayibet Erzen
Zülfü Livaneli
Lahey'den başka çare yok
Devenin boynu
414 Okunma
2 Yorum
Ali Bülent Dilek
Hüseyin Gülerce
Ergenekon Davalarının Üstü Örtülebilir mi?
Sistemi Değiştirmek Gerek
407 Okunma
1 Yorum
Zafer Kafkas