Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Muhalefetten beklenen
923 Okunma, 9 Yorum

Mahir KAYNAK

Muhalefetten beklenen

13 Kasım 2011 Pazar

 

Günümüzde dünyada ve bunun etkisiyle ülkemizde büyük bir değişim yaşandığı söylenebilir. Ekonomik krizin sadece ekonomiyle sınırlı kalmayacağı, siyasete de yön vereceğini söyleyenler var. Dünyanın en büyük güç odağı olmayı hedefleyen AB’nin dağılıp dağılmayacağı tartışılıyor.

- Dünyada ekonomik kriz siyaseti de değiştirecek.

- Dünya tarım döneminden sanayi dönemi düzenine geçiyor.

 

Bir siyasi partinin günü değil geleceği öngörüp politikalar üretmesi ve iktidarın yaptığı hataların düzeltilmesine katkıda bulunması yahut yeni politikalarla iktidara talip olması gerekir. CHP’nin bu konudaki düşünceleri bilinmiyor. Türkiye bölgesel bir güç olacak mı? Bu oluşumu destekleyenler ve karşı çıkanlar kimlerdir? Bunlar hangi gerekçelerle politikalarını oluşturuyor? Hedeflerine ulaşmak için kullandıkları metotlar nedir? Terör bu araçlardan biri mi ve bu örgütü hangi metotlarla kontrol ediyorlar? Karşıt güçler aynı örgütten faydalanıyor mu? Gibi soruların cevaplarını araştırmaları gerekir. Çünkü bir siyasi partinin asıl hedefi ülkeye hizmet etmektir ve iktidara gelmek sadece bu hedefe varmak için kullanılacak bir araçtır.

- Muhalefet durumu tespit etmeli.

- Yalnız muhalefet mi? Başta üniversite, ordu, iktidar partisi, muhalefet partileri, hükümet, dışişleri. Durumu tespit edip gelecek hakkında kararlar almalı. Ne gerek Sermaye onların adına tespit ediyor.

 

Ülkemizdeki siyasi tartışmalarda bu konulara yer verilmiyor. Ağız dalaşına dönen güncel konulardaki söz düelloları gündemin tamamını işgal ediyor.

- Bu konular tartışılmıyor.

- Kör sağır ve dilsizler nasıl tartışsın?!

 

Bir savaşa girildiğinde kayıp verilmemesi mümkün değildir. Yani ülkemize karşı terörü kullananların bazı başarıları olması kaçınılmazdır. Böyle bir mücadelede karşı tarafın ulaşmak istediği hedefi imkansız kılmak asıl amaç olmalıdır. Eğer karşı tarafın gerçek hedefini bilmiyorsanız bazı genel ifadelerle olayı açıklarsınız. Mesela terörün amacının ülkeyi bölmek olduğunu söylediğiniz zaman bunun yeni bir devletin kurulması olup olmadığını incelemek gerekir. Çünkü bu büyüklükteki hiçbir halk devlet kuramaz ve bunun büyük bir güç tarafından desteklenmesi gerekir. Ayrıca bu devletin ekonomik, askeri gücü ne olacaktır sorusu da cevaplandırılmalıdır. Şu anda cevap aranan soru şudur: İngiltere’nin dörde böldüğü Kürtler birleşirse nasıl bir yönetim oluşturulmalıdır? Bu birleşme geçmişte yapılan bir hatanın düzeltilmesini değil bölgenin yeniden nasıl şekillenmesi gerektiği sorusunun cevabıdır. Türkiye’nin bölgesel bir güç olmasını destekleyenler onların Türkiye etrafında bütünleşmelerine destek olacak ve bu durum Kürtler açısından büyük bir başarı olacaktır. Ama Kürt politikacılar olaya büyük ölçekten bakmıyorlar, sadece kendi çıkarları için mücadele ediyorlar.

- İngiltere’nin dörde böldüğü Kürtler kendi devletlerini kurabileceklerdir.

- Kürtler devlet kuracak topluluk halinde değildirler. Gaye devlet kurmaları değil mevcut devletleri dağıtmadır.

 

Bütün bunlara bakarak ülkemizdeki muhalefetin iktidar için büyük bir nimet olduğunu, ciddi hiçbir sorunla uğraşmadığını söyleyebiliriz. Ancak halkın içindeki muhalefet kendilerini temsil eden bir parti bulamamaktan şikayetçidir. Büyük çoğunluk ülkenin geleceğini merak ederken siyaset dedikodular üzerine inşa edilmektedir. Mesela Kürtlere özerklik tanınırsa halkın daha mutlu olacağının tek delili orayı Kürtlerin yönetmesidir. Bugüne kadar orada zaten özerk sayılabilecek bir yönetim vardı ve bölge büyük ölçüde ağalar tarafından yönetilmekteydi. Hiçbir Kürt politikacı ekonomik refahın artırılmasını, eğitimin sağlanmasını istemedi.

- Doğu Kürtler tarafından yönetiliyor.

- Biz borçlanıp yatırım yapıyoruz, onlar yörelerini pazarlıyorlar.

 

Bir yerlere bayrak dikilmesini isteyenler dünyada dalgalanan birçok bayrak olduğunu ama bu bayrağın altındakilerin bazılarını başkalarının yönettiğini akıldan çıkarmamalıdır.

- Bayrak bağımsızlık için yeterli değildir.

- Sorun düzen sorunudur.

 

Yorum: Yeni Dünya Düzeni

 

Gelecekte aile müessesesi var olmaya devam edecektir. Anne, baba, büyükanne büyükbaba 5 kişilik aile yapısı devam edecektir. Bir kadının aynı zamanda iki erkekle buluşması, yakınların cinsi ilişkide bulunması insanlık tarafından suç sayılacaktır.

Ona yakın aile ocaklar oluşturacak ve birlikte yaşayacaklardır. Ocak başkanı mutlak otorite sahibi olacaktır. Ocak değiştirme yeni ocak kurma serbest olacaktır. Ekseriyet demokrasisinin yerini hicret demokrasisi alacaktır. Her ocağın kendi konuşma dili vardır. 3 senelik temel eğitim kurallarla kendi dilleri ile yapılacaktır.

Ona yakın ocak bir araya gelerek tarım veya sanayi kenti kuracaktır. Semt ortak  üretimin yapıldığı yer olacaktır. Semt yönetimi bucak merkezinden atanacaktır.

Ona yakın semt bir araya gelecek bucağı oluşturacaktır. Bucak hukuk düzenini oluşturacaktır. Her bucak kendisinin oluşturduğu düzen içinde varlığını sürdürecektir. Her bucağın kendi yazı dili olacaktır. 5 yıllık orta öğrenimini kendileri yapacaktır.

Ona yakın bucak bir araya gelerek bir ilçe merkez bucağını oluşturacaktır. Bucaklar genel hizmetlerin yapıldığı yerler olacaktır. Ürünler buradaki laboratuarlarda kontrol edilip ortak ambarlara verilecektir. Yönetim il merkezinden atananlarca yapılacaktır.

Ona yakın ilçe birleşip bir il oluşacaktır. İlin meclisi bakanları ve kanunları olacaktır. İç güvenliği il sağlayacaktır. İç güvenlik mahkemece öldürülmesine karar verilenleri il kolluk kuvvetinin öldürmesi ile sağlanacaktır. Her ilin kendisine özgü sanat dili olacaktır. 5 yıllık orta öğrenimini kendi dilleri ile yapacaklardır.

Ona yakın il birleşerek bir bölge oluşturulacaktır. Fabrikalar burada kurulacak. Markalaşmış mallar buralarda üretilecektir. İhtisas hizmetleri buralarda yapılacaktır. Buranın yönetimi devlet merkezinden atanan kimselerce yapılacaktır. Mal mübadelesi bölgeler arası olacaktır. Her ilin kendi dili olacak ve orta öğretimini kendi dilleri ile yapacaklardır.

Ona yakın bölge birleşerek bir ülke oluşturacak devlet kuracaktır. Devletlerin orduları olacak ve savunmalarını ordularla yapacaktır. Her devletin bir hukuk dili olacak ve 5 yıllık yüksek öğrenimlerini ülke dilleri ile yapacaklardır.

Bir kıtada yaşayan ülkeler birleşip Avrupa Birliği gibi birlik kuracaklardır. Buranın yönetimi insanlık merkezinden yönetilecektir. Araştırma merkezleri buralarda olacaktır. Uluslararası ekonomik ilişkiler ve ulaşım buralardan sağlanacaktır.

Tüm insanlar birleşerek insanlık merkezini oluşturacaklardır. Böylece gelecek dünya tek topluluk haline gelecek. Ancak iç içe bağımsızlık devam edecektir.

İnsanlığın ordusu olmayacaktır. Tek dünya devleti olmayacaktır. Devletler birliği olacaktır. Her kademede hakemlerden oluşan yargı olacaktır.

Bu insanlık teşkilatının dayandığı kurallar vardır:

a) İç içe teşkilat olacaktır. Ekonomik yapılar merkezi sosyal yapılar bağımsız olacaktır.

b) Merkez bucakların yönetimi taşradan gelen temsilcilerle olacaktır. Taşra bucaklar kendi yönetimlerini kendileri yapacaklardır. Merkez bucaklar taşra halklarına açıktır. Taşra bucakları yalnız onlarındır.

c) Her türlü gümrük vergileri kaldırılmış olacaktır.

d) Her türlü vizeler kaldırılmış olacaktır.

e) Ekseriyet demokrasisi yerine hicret demokrasisi olacaktır. Kişi her zaman yerini değiştirebilecektir. Taşınmazları cari değerle kalanlar almak zorundadırlar.

f) Yargı hakemlerden oluşacak ve yargı tüm kuruluşların üzerinde olacaktır. Silahlı güçler yargı kararlarını yerine getireceklerdir.

Yeni dünya böyle oluşacak. Kürtler doğuda ve İstanbul’da Kürt illerini kurarlar. Türkiye’nin her yerinde Kürt bucaklarını kurarlar. Kendi varlıklarını ve kültürlerini yaşatırlar. İran, Irak, Suriye’de de benzer yapılaşma oluşur.

Devlet olabilmeleri için Kürt illerinin daha adil daha müreffeh yönetimler getirmeleri ve il anayasalarının benzerlik göstermeleri gerekir. Kürt olsun olmasın halk Kürt yönetimi ister. O zaman özel kurallar içinde devlet olabilirler. Her gün Türkiye’den yardım isteyen Kürt halkı biz bağımsız olacağız diyorlarsa bunun manası yoktur.

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
20.11.2011
01:45

Erdoğan Putin gizli görüşmesi

Wikileaks belgeleri arasında Başbakan Erdoğan ile Rusya eski Devlet Başkanı Putin’in yaptığı “gizli” bir görüşme yer aldı. Wikileaks belgeleri arasında ABD Ankara Maslahatgüzarı Nancy McEldowney’in derlediği Başbakan Erdoğan ile Rusya eski Devlet Başkanı Putin’in 2005’te yaptığı bir toplantıyla ilgili “gizli” değerlendirme yer aldı. Putin Soşi’de bir yemekte biraraya geldiği Erdoğan’dan Mavi Akım doğalgaz boru hattının İsrail’e uzatılmasını istedi, Erdoğan gazı Türkiye’nin satması şartıyla önce kabul etti, Putin’in Türkiye’nin sadece nakliye parası alabileceğini söylemesi üzerine ise vazgeçti. 2005 yazına ait belgede “Türkiye ve Rusya arasında (ağırlıklı olarak ikincisi lehine) patlayan ticaret ve Türklerle Ruslar arasında büyüyen duygusal anlayış bağlamında Başbakan Erdoğan, Putin ile eşit ortaklık inşa ettiği duygusunda. Ancak Türkiye’de Rusya’nın Türkiye’yle ilgili hedefleri ya da Rusya’nın doğal gaz arzındaki hakimiyetinin siyasi maliyeti konusunda gerçekçi analiz yok” denildi.

ŞOŞİ TOPLANTISI

17 Temmuz gecesi Başbakan Erdoğan ve Putin’in bulunduğu yemek dâhil Soşi toplantılarından söz edilen belgede “Toplantılarla ilgili ayrıntılı bilgi edinmek katılımcılarının kısıtlanması nedeniyle zordu” denilirken Türk tarafının resmi tutanak tutmamaya devam ettiği kaydedildi. Belgeye şöyle devam edildi: “Bağlantımıza göre Erdoğan, akşam yemeğine sadece Enerji Bakanı Güler’i aldı, tercüme için Ruslara izin verdi. Putin’e dış politika danışmanı eşlik etti. Erdoğan’ın Mavi Akım (Kara Deniz) boru hattından geçen doğal gazın fiyatının indirilmesini istediği bildirildi. Putin Rusya’nın doğalgaz fiyatını Ukrayna ve Gürcistan’dan dolayı yükselttiğini söyleyerek reddetti ve Erdoğan, fiyatı Türkiye için yükseltmemiş olmasından dolayı kendisine teşekkür etmiş olmalı.

TRANSİT ÜCRETE RET

Putin’in daha sonra Türkiye’nin Mavi Akım boru hattının İsrail’e uzatılmasını kabul etmesi için bastırdığı bildirildi. Erdoğan’ın razı olduğu ancak; gazı İsrail’e Türkiye’nin satmasını istediğinde, Putin’in kabul etmemesi ve Türkiye’nin sadece transit ücreti almasında ısrarı üzerine geri çevirdiği belirtildi. (10 Ağustos tarihli gazete haberlerinde Rusya’nın İsrail’e teklif ettiği fiyatın Türkiye fiyatının altında bulunuyor.)

ŞANGAY BEŞLİSİ

Kaynağımıza göre Putin, Erdoğan’ın olumlu karşıladığı Türkiye’nin Şangay Beşlisi üyeliğini ortaya sürdü. Putin’in ABD’nin Kafkaslar ve Orta Asya’yı istikrarsızlaştıracak komplolar olduğunu söylediği demokratikleşme çabalarına karşı çıktığı belirtildi. Putin onun yerine Erdoğan’a Rusya ve Türkiye’nin Kafkaslar ve Orta Asya’da ‘yerel şartlara göre’ işbirliği yapmayı önerdi. Kıbrıs’ta sadece BM’ye destek olan standart Rus pozisyonunu tekrarlayan Putin kuzey Kıbrıs’ın izolasyonunun kaldırılmasıyla ilgili yorum yapmadı. Putin’in PKK konusunda Türkiye’ye işbirliğine yönelik belirsiz bir taahhütte bulunduğu; karşılık olarak Erdoğan’ın Türkiye’deki Çeçen etkinliklerinin daha sıkı denetimini taahhüt ettiği belirtildi.”

“RÜŞVET VE KOMİSYON İŞİN BİR PARÇASI...”

Rusya ile ilişkileri geliştirmek isteyen AKP yönetimi ve birçok Türk işadamı için ana konunun “para” olduğu dile getirilen belgede “Aynı şekilde rüşvet ve komisyon Türkiye’de iş yapmanın bir parçası olarak kabul edildiğinden bu yana, Türk işadamları Rusya’daki koşulları normal görüyor” denildi. Gizli belgede şu satırlar yer aldı: “Yenilik ve kazanç umudu Türkleri çekiyor ve aksi halde üzerinde durmayı tercih edecekleri geçmişin kötü anılarından alıkoyuyor: Rusya’yla ilişkiler yeni ve potansiyel olarak kazançlı ve böylece Türkler Rusların Tatarlara 1552’den bu yana yaptıkları, Putin’in Müslümanlara karşı davranışı ve Rusların Çeçenistan’da uygulamaları konularında düşünmek için bir sebep görmüyor. Duygusal tarafı da var. Türkler Rusları Kafkaslar ve Orta Asya’ya hakim büyük ve güçlü bir ulus olarak görüyor ve şimdilerde Batı’nın saygı duymadığı büyük imparatorluğa sahip olma gibi benzer duyguyu paylaşıyor. Erdoğan kendisini bir dünya devlet adamı olarak görüyor ve Putin’in kalın tüylü kırmızı halısından etkilenmiş. AKP’de ve -seyrek istisnalarla- Türk basını, akademik çevreleri, ‘think-tankları’nda eksik olan Rusya’nın Türkiye ve onun iç sorunlarına karşı hedeflerinin rasyonel analizi. Erdoğan Rusya’nın doğal gaz arzındaki dominant pozisyonunun siyasi etkileriyle dağıtım ağları satın alma ilgisine kayıtsız görünüyor.” Anka

Reşat Nuri Erol
20.11.2011
13:43

11 Eylül'ün kahramanı William Rodrigez'den saldırılarla ilgili ezber bozan açıklamalar...

11 Eylül'ün kahramanı William Rodrigez, olaydan 6 yıl sonra Müslüman olduğunu belirterek, ''11 Eylül saldırıları Amerika'nın Irak'a girmesini haklı göstermek için yapıldı. Saldırının Müslümanlara atılmaya çalışılmasına dayanamıyorum. Daha uçaklar binalara çarpmadan içerde patlamalar oldu'' dedi. Dünya, William Rodrigez adını ilk kez Amerika'daki Dünya Ticaret Merkezinin 11 Eylül 2001'de yıkılmasında duydu. İkiz kulelerde temizlik elemanı olarak çalışan Rodrigez, hayatını hiçe sayarak, çok sayıda insanı kurtardı. Gösterdiği cesaret nedeniyle ulusal kahraman ilan edilen Rodrigez, bir anda Amerika'nın en ünlü ismi oldu. Sinema ve siyaset dünyasından aldığı teklifleri, ''hayatını kaybeden insanların üzerinden para kazanmayı kendime yakıştıramıyorum'' diyerek, reddetti. Saldırının bir komplo olduğunu iddia etmesinin yarattığı şaşkınlık atılamamışken Rodrigez'in, Müslüman olduğunu açıklaması onu bir kez daha ülkesinin ve dünyanın gündemine taşıdı. Amerika'da 'Hero-kahraman'' ilan edilen William Rodrigez, eşi Elizabeth ile birlikte ilk kez geldiği Türkiye'de, AA muhabirine 11 Eylül'de yaşadıklarını ve hayatının nasıl değiştiğini anlattı. Rodrigez, Porto Riko'da doğduğunu, iyi bir sihirbaz olmak için 20'li yaşlarda Amerika'ya gittiğini söyledi. Umduğu gibi sihirbaz olamayınca, kendini Dünya Ticaret Merkezinde temizlik elamanı olarak bulduğunu kaydeden Rodrigez, 11 Eylül 2001 sabahı yaşadıklarını şöyle anlattı: ''Güneşli bir gündü. Havayı bu kadar güzel görünce içimden işe gitmek gelmedi. Şefimi arayıp hasta olduğumu, işe gelemeyeceğimi söyledim. Çok kızdı ve izin vermedi. İstemeyerek saat 08.30 da işe gittim. Saat 08.46 gibi zemin 2. kattan bir patlama sesi geldi. Ben ve 14 arkadaşım bu sırada zemin 1. kattaydık. Jeneratör patladı sandık, herkes panik oldu etrafa koşuşturmaya başladı. Aradan 7 dakika geçtikten sonra yukarıda bir patlama daha oldu. Bu patlamanın aslında binanın tepesine çarpan uçaktan kaynakladığını o sırada hiçbirimiz anlayamadık. Yani uçağın çarpmasından önce zemin katta bir patlama meydana geldi. Biz kuzey kuledeydik, Güneye geçmek isterken bir patlama daha oldu. Bu çok daha kuvvetliydi. Duvarlar yıkılmaya başladı. O panik haliyle içeri mi girsek, dışarı mı çıksak bilemedik. Alttan patlamalar devam ediyordu, deprem zannettik. Herkes lobiye çıkmak istiyordu. Ama bir arkadaşımız yüzü gözü kan içinde 'bomba' diye bağırarak, lobiden yanımıza gelince oraya gitmekten de vazgeçtik. Bütün binayı çok iyi bildiğim için etrafımda toplanan 14 kişiyi binadan çıkarmayı başardım. Bu sırada dışarda ambulansları gördüm yaralıları ambulansa kadar taşıdım. Dışarı çıkınca binaya uçak çarptığını söylediler. O zamana kadar ne olduğunu bilmiyorduk.''

...

*

11 Eylül'den sonra yaşadıklarını anlatmak için dünyanın dört bir yanından davet aldığını belirten Rodrigez, şunları kaydetti: ''Malezya Başbakanından davet aldığımda 'Malezya'ya gitme Müslümanlar seni öldürür' dendi. New York'ta da Müslüman arkadaşlarım vardı ama ilk defa İslamiyetle orada yakın temas kurdum. Malezya'da İslam'a duyduğum samimiyetten sonra Londra'da Şeyh Yusuf Estes ile tanıştım. Ondan sonra şahadet ettim ve 2006'da Müslüman oldum. Müslüman olduktan sonra herkes bana saldırdı ama ben Allah'ın dostluğunu kazandım. Hükümetle daha fazla problem yaşamaya başladım. Ulusal bir kahramandım, onlar benim siyasetçi olmamı istiyorlardı. Onların duymak istediklerini değil, doğru olanları söyledim. 11 Eylül'ün üzeri örtülmeye çalışıldı. Monica Lewinski davası için bile 35 milyon dolar harcanırken, 11 Eylül için 15 milyon dolar harcandı. 11 Eylül saldırıları Amerika'nın Irak'a girmesini haklı göstermek için yapıldı. Saldırının Müslümanlara atılmaya çalışılmasına dayanamıyorum. Daha uçaklar binalara çarpmadan içerde patlamalar oldu. Bu bir komploydu. Kurbanlar üzerinden bir siyaset yapıldı. Ama Amerikan halkı bunu biliyor artık. Ancak Amerikalılar koltuklarında oturur, 'bu kötü' der değiştirmek için bir şey yapmaz. Bugünün gençleri daha farklı. Wall Street olaylarında gördüğünüz gibi. Haksızlığa sessiz kalmıyor. Şimdi de İran'a karşı çok güçlü bir propaganda yapılıyor. Önümüzde seçim var bu da seçim için kullanılıyor. Ama benim umudum var sonunda gerçekler ortaya çıkacak. 11 Eylül'ün unutulmaması için bu konuyu gündemde tutmaya devam edeceğim.''

...

ziya küçük
23.11.2011
13:07

Merhaba,

Geçen Hafta sorduğum sorulardan birine verdiğiniz cevapta şöyle diyorsunuz:

"Tüccar alıp satar. Az kârla çok devir yapar. Böylece yeter derecede kâr eder. Fazla sermayeye ihtiyaç yoktur. Kendi sermayesi varsa bekletir, pahalanınca satar. Bu ihtikar (karaborsacılık) değildir. Ama bizim kredimizle alır, bekletir fahiş kârla satarsa ihtikar yapmış olur. "

Kredi ile ya da kendi sermayesi ile karaborsacılık yapmak arasında ne fark var? Sonuçta ikisinde de mallar depolanacak mal olmadığı için fiyatlar artacak, serbest rekabet içerisinde değil tüccarın belirlediği fiyat gerçekleşecek. Bu tekele götürmez mi? Bunu nasıl engelleyeceksiniz? Karaborsacılık dinen haram değil mi?

Bir de selem işlemlerinde döngü nerde başlıyor? İlk adım ne? Üretici mi , tüketici mi başlatıyor döngüyü?

Reşat Nuri Erol
24.11.2011
07:25

HAYRETİN KARAMAN

birkaç gündür

FAİZ YAZILARI

yazıyor...

Bilginize...

Selam...

*

-

Faiz, enflasyon ve para

17 Kasım

-

Faiz ve enflasyon farkı

18 Kasım

-

Kağıt para, enflasyon ve ödeme

20 Kasım

*

Ve bugünkü (24 Kasım) yazısı:

Faizin tozu ve enflasyon farkı

İslam'ın faizi (azını ve çoğunu) haram kıldığında şüphe yok; bu yasağın bütün insanlığın menfaatine olduğunda da kuşku yok. Faiz ve karşılıksız para (borca dayalı para sistemi) yüzünden bugün bütün dünyanın "şeytan çarpmış gibi" sersemlediği, krizin pençesine düştüğü, kurtulmak için çırpındığı da apaçık ortada. İslam'ın bu üç kağıtçılığa karşı getirdiği sistem "reel karşılığı olan", "değeri ile oynamak mümkün veya kolay olmayan" sağlam para ve "sermayenin de riske (kara ve zarara) katıldığı ortaklık ile emeğin üretimden karşılığı" sistemidir. Ama bugün dünyada yerleşmiş ve ha deyince değiştirilmesi mümkün olmayan bir para sistemi var ve Müslümanlar da bu sistem içinde meşru işlerini yürütmek, ayakta kalmak, değerlerini korumak için yeterli miktarda maddi güce sahip olmak durumundadırlar. Mübarek dinimizi bize gönderen Rabbimiz, insanların yapıp edecekleri yüzünden yeryüzünde düzenin bozulacağını bildiği için "zaruret halinde yasakların, zaruret miktarı kalkacağı" hükmünü de vazetmiştir. Zaruretleri devreye sokmayan, sokanlarla uğraşan kimseler bir çeşit intihar teşvikçileridir. Doğru olan davranış bir yandan hak nizamı kurmak için durmadan çalışmak, bir yandan da gemiyi batırmadan su yüzünde kalmaya gayret etmektir. Bugün insanların alım-satımda, ödemelerde, borç ilişkilerinde kullandıkları bir para var. Bu parayı merkez bankası basıyor, kalpazanlığa karşı tedbir alıyor, karşılığını ve değerini de iç ve dış ekonomik durum ile devletin para politikası belirliyor. Bu süreçte yapılan haksız tasarrufların vebali bu parayı zaruret gereği kullananlara değil, onunla oynayanlara aittir. Tenkitte bir hadisin meali verilmişti: "İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, hiçbir kimse faiz yemekten kurtulamayacaktır. Kişi düpedüz faiz almasa da, faizin tozu ona erişecektir." Ebu Davud'un kitabına aldığı (nu. 3331) ve hadis alimlerinin sahih olmadığını tespit ettikleri bu rivayetin bize göre doğru tercümesi şöyledir: "İnsanlar üzerine kesin olarak öyle bir zaman gelecek ki, faiz yemeyen bir kimse kalmayacak; eğer faiz yemezse ona da buharı (bir rivayette tozu) dokunacaktır." Senedi itibariyle sahih olmadığı için bu rivayetin, bu kadar önemli bir konuda (hemen herkesin faiz yediğine hüküm konusunda) delil olarak kullanılması iabetli değildir. Ayrıca hadiste "eğer yemezse" deniyor; şu halde "tozu veya buharı dokunan" kimseler faiz yemiyorlar, faizin zararına maruz kalıyorlar. Bunu "borca ve dolayısıyla faize dayalı para sistemi"nin yaygınlaştığı zamanda faiz yemeyen kimselerin, paranın değeri ile devamlı oynandığı için bundan görecekleri zarar şeklinde anlamak daha uygun olur. Kağıt para birçok fakihe göre "faizlik mal ve faizlik bedel (semen) değildir. Bana göre piyasada geçerliği ve değeri bulunduğu sürece semendir (fiyat belirleme, tasarruf, ödeme... aracıdır). Ancak altın ve gümüş gibi kendine mahsus değeri olmadığı için, değerini mübadele edebildiği maldan aldığı için "eşit ve hakkaniyete uygun" ödeme, kağıt paranın sayısına göre değil, değerine göre olan ödemedir. Yüz lira borç, altı ay sonra enflasyon farkı ile 105 lira olarak ödendiğinde değer bakımından eşit ödeme yapılmış olur, yüz lira ödenirse borç eksik ödenmiş olur. Bir kilo iyi hurmanın değer bakımından eşiti olan iki kilo hurma ile değiştirilmesi hadiste faiz sayılmıştır. Ama hurma "faizlik mal/yiyecek" olduğu için böyledir. Kağıt paranın kağıdı faizlik değildir, o semen (ödeme aracı) olduğu için alabildiği, satabildiği mal kadar değeri vardır ve bu mallar arasında eşitlik olmazsa artı veya eksi faiz gerçekleşir; eşitlik de ancak enflasyon farkını ödemekle sağlanır.

Reşat Nuri Erol
24.11.2011
07:47

Aylar öncesinde ( 8 Ağustos 2011)

"Sıra Türkiye ve İran'a gelmeden uyanalım..."

başlıklı bir yazı yazdım...

Ali Bulaç,

bugünkü yazısını (

Yine Suriye

, Zaman, 24.11.2011) şöyle bitiriyor:

"Ne karamsar olmaya ne Polyannacılık oynamaya gerek var. "Anglosakson-Yahudi ittifakı" küresel güç olarak gözünü İslam dünyasına dikmiş bulunuyor. Ülkeleri tek tek sıraya koymuş; önce işgal ediyor veya bombalıyor. Yerleşim birimlerinin altyapılarını tümüyle tahrip ediyor, bu arada direnen despot yöneticileri öldürüyor, kalanları değiştiriyor. Karşılığında istediği şudur: 1) Kullandığım silahların parasını verin. Petrol veya başka yoldan. 2) Yıkılan şehirleri ben inşa edeceğim. 3) Sizi despot rejimlerden ben kurtardım, sözümden dışarı çıkmayın, benim çizgimdeki gruplara iktidarın yolunu açın.

Bugün gündemde Suriye var, şartlar elverirse İran sıraya girecek, arkasında Türkiye'nin ajandada olmadığını kimse iddia edemez

."

Reşat Nuri Erol
24.11.2011
09:39

Malum...

10 yıl sonra...

40 yıl sonra...

100 yıl sonra...

500 yıl sonra...

Dünyanın, dünya düzeninin alacağı şekil üzerine...

Biz "Adil Düzen Çalışanları" yazılar yazıyoruz...

"Adil Düzen Medeniyetti" de diyoruz...

*

Başkaları da bir şeyler yazıyor...

Aşağıda yeni bir örnek bulacaksınız...

"Adil Düzen Çalışanları"na selam ve sevgiler...

*

**

Berlin süper güç

Londra Çinlilerin

Türkiye laik değil

Dünyanın en saygın tarihçilerinden Niall Ferguson, Amerikan Wall Street Journal gazetesi için Avrupa’nın yaşadığı mali krizden yola çıkarak 10 yıl sonra kıtanın ne durumda olacağı üzerine bir ütopya kaleme aldı...

*

Ferguson’un yazısı şöyle:

Yeni merkez Viyana

(

İSTANBUL

olmasın? Reşad) 2021’in Avrupa’sına hoşgeldiniz. İspanya ve Fransa da dahil yaklaşık 10 hükümetin kafa derisini yüzen 2010-2011 büyük krizinden beri on yıl akıp geçti. Bazı şeyler aynı kaldı, ancak çok fazla şey değişti. Euro hala tedavülde, ancak banknotlar artık nadiren görülüyor. Brüksel, Avrupa’nın politik idare merkezi olmaktan çıktı. Viyana büyük bir başarı oldu.

Güney hizmetçi gibi

Avrupa Birleşik Devletleri’nin (Euro Bölgesi artık böyle biliniyor) çevre ülkeleri için hayat hala kolay olmaktan çok uzakta. Yunanistan, İtalya, Portekiz ve İspanya’da işsizlik yüzde 20’yi aştı. Ancak 2012’de yeni mali federalizm sisteminin yaratılması kuzey Avrupa merkezinden fonların sağlam akışını sağladı. Daha önce Doğu Almanya’da olduğu gibi, Güney Avrupalılar bu takasa alıştı. Bölgenin nüfusunun beşte biri yüzde 65’in üzerinde ve beşte biri işsizken, insanlar hayattaki güzel şeylerin de tadını çıkarmaya zaman buluyor. Hepsi güneşli güneyde ikinci evlerine sahip olan Almanların hizmetçisi olarak çalışıyor.

İngiltere AB’den çıktı

Şimdi İngiltere Başbakanı olarak dördüncü dönemine başlayan David Cameron, kendi partisindeki Avrupa-şüphelilerinin baskısına gönülsüzce teslim olarak AB üyeliğini referanduma götürme riskini aldığı için şanslı yıldızlarına teşekkür ediyor. Kavgacı Londra tabloidlerinin kışkırttığı halk, ayrılmak için yüzde 59’a yüzde 41 oy kullandı. Brüksel’in bürokrasisinden kurtulan İngiltere, şimdi Çinli yabancı doğrudan yatırımının Avrupa’daki en sevdiği yer. Zengin Çinliler Chelsea’deki apartmanların bayılıyor, görkemli İskoçya av malikanelerinden bahsetmeye bile gerek yok.

‘Euro’nun laneti

2021 yılındaki Avrupa Birleşik Devletleri, 2011’de çöken Avrupa Birliği’nden oldukça farklı. George Papandreou ve Silvio Berlusconi, ‘euronun laneti’ denilebilecek bu şeyin kurbanı olan ilk Avrupa liderleri değildiler. 2011 yılında mali korku euro bölgesinde yayılırken Hollanda, Slovakya, Belçika, İrlanda, Finlandiya, Portekiz ve Slovenya’da hükümetler düşmüştü.

İsrail ve İran savaşta

2011’de Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun parlak bir demokrasi çağına girdiğine inanalar vardı. 2012’de yaşanan olaylar sadece Avrupa’yı değil, tüm dünyayı sarstı. İsrail’in İran’ın nükleer santrallerine olan saldırısı Arap Baharı’nın barut fıçısına bir kibrit attı. İran, Gazze ve Lübnan’daki müttefikleri aracılığıya karşı saldırıya geçti. İsrail’in hareketini veto etmeyi başaramayan ABD, bir kez daha arka planda kaldı, en alt düzeyde yardım önerdi ve sonuçsuz bir çaba ile Hürmüz Boğazı’nı açık tutmaya çalıştı. Amerika savaş gemisinin tüm mürettebatı İran Devrim Muhafızları tarafından esir alınınca Başkan Barack Obama’nın yeniden seçilme şansı buharlaştı. Türkiye artık laik değil Türkiye anı yakalayarak İran’ın tarafını tuttu, aynı zamanda Atatürk’ün Türk devletinin İslam’dan ayırışını geri çevirdi. Seçim zaferi ile cesaretlenen Müslüman Kardeşler Mısır’da gücün dizginlerini yeniden eline aldı, İsrail ile olan barış anlaşmasını geri çevirdi. Ürdün Kralı’nın aynısını yapmaktan başka şansı kalmadı. Suudiler yürekten bir şekilde nükleer bir İran’dan kaçınmış olmayı dileseler de İsrail’i destekler gibi gözükmediler.

İsrail yapayalnız kalıyor

İsrail tam olarak yalnızlaştı. ABD’de Başkan Mitt Romney, federal hükümetin bilançosunu yeniden yapılandırmaya odaklanmıştı. Avrupa Birleşik Devletleri’nin Almanların özellikle korktuğu bir senaryoyu engellemek için müdahale etmesinin tam zamanıydı: İsrail’in çaresizce nükleer silahlara başvurması. Avrupa Birleşik Devletleri’nin Ringstrasse’deki yeni şık Dışişleri Bakanlığı’nda konuşan Avrupa Başkanı Karl von Habsburg El Cezire’ye şöyle açıkladı: ‘Önce, yeni bir petrol fiyarı yükselişinin sevgili euromuza etkisi konusunda endişelendik. Ancak en sevdiğimiz tatil bölgelerine radyoaktif madde yağması hepsinin önüne geçti.’

Niall Ferguson kimdir?

Niall Ferguson, Harvard Üniversitesi’nde tarih profesörü. Aynı zamanda Stanford Üniversitesi ve Oxford Üniversitesi’nde öğretim üyesi. Ekonomi ve tarih alanlarında 9 kitabı bulunan Ferguson, beş önemli belgesel çekti. Bunların arasında 2009’da En İyi Belgesel dalında Emmy ödülü alan ‘Paranın Yükselişi’ de bulunuyor. 2004 yılında Time dergisi Ferguson’u dünyanın en etkili 100 isminin arasına almıştı.

Süleyman Karagülle
24.11.2011
19:10

Ziya Küçük'e

Geçen Hafta sorduğum sorulardan birine verdiğiniz cevapta şöyle diyorsunuz:

"Tüccar alıp satar. Az kârla çok devir yapar. Böylece yeter derecede kâr eder. Fazla sermayeye ihtiyaç yoktur. Kendi sermayesi varsa bekletir, pahalanınca satar. Bu ihtikar (karaborsacılık) değildir. Ama bizim kredimizle alır, bekletir fahiş kârla satarsa ihtikar yapmış olur."

Kredi ile ya da kendi sermayesi ile karaborsacılık yapmak arasında ne fark var? Sonuçta ikisinde de mallar depolanacak mal olmadığı için fiyatlar artacak, serbest rekabet içerisinde değil tüccarın belirlediği fiyat gerçekleşecek. Bu tekele götürmez mi? Bunu nasıl engelleyeceksiniz? Karaborsacılık dinen haram değil mi?

Malları bol zamanında tüccarlar alırsa fiyat düşmez, sattığı zaman da satarsa fiyatların yükselmesini önler. Tekel oluşmamışsa yararlıdır. Karaborsayı önler. Fiyatlar arasındaki değişikliği azaltır. Kredileşme rekabetsiz sermayeyi sağlar ve tekelleştirir. O zaman çok ucuz alır sonra da çok pahalı satarlar. Fiyatların daha düşmesine sonra da daha çok yükselmesine sebep olur. Bununla beraber karaborsayı haram saymayanlar vardır. Fazla mal alınca sonra ucuz satmak zorunda kalır demektedirler. Biz mevcut malın bitmesi şartı ile ihtikar haram değildir diyoruz.

Bir de selem işlemlerinde döngü nerde başlıyor? İlk adım ne? Üretici mi, tüketici mi başlatıyor döngüyü?

Selem döngüsü iki yerden başlayabilir:

a)Mesleki dayanışma ortaklıkları işletmeler üretecekleri mal senetleri verirler. Tüccarlara konsinye olarak verirler. Onlar mağazalara konsinye bırakırlar. Mağazalarda veya borsada sipariş senetleri satılmaya başlanır.

b)Dini dayanışma ortaklıkları halka sipariş verem kredisini verirler. Konsinye senetler mağazalarda yahut bakkallarda satılır. Böylece toplanan para sipariş alanlara gider ve onlar da üretirler.

c) Bu arada tüccarlar sipariş senetleri satın alırlar bankaya götürüp mevduat olarak koyarlar. Onun karşılığı ithal edecek malların senedini çıkarırlar. Onları mağazalarda konsinye bırakıp satarlar.

d)Satılmayan senetler işletmelere iade ederler, işletmeler de bankaya iade ederler.

e)İşletmeler malları üretip hafta hafta ambara teslim ederler ve bankalara kredilerini kapatırlar.

f)Tüccarlar da üretilmiş malları alır dışarıda satarlar, sipariş ettikleri malları satın alıp ambara koyarlar.

g)Halk hafta hafta çalışır, aldığı ücreti bankaya yatırarak sipariş belgesini imzalatırlar.

h)Ödenmiş belgeleri nakliyeciye verirler ve nakliye malları yerinden alır.

i)Sipariş edilen mallar, bakkallarına veya evlerine teslim edilir.

Reşat Nuri Erol
25.11.2011
09:45

Hayrettin Karaman Hoca "FAİZ" konusunu bugün de işlemeye devam ediyor...

*

Bugünkü yazı başlığı şöyle:

Katılım bankaları, kâr payı ve faiz

*

Devamı yazıda...

"... Hıristiyan dünyasında faiz için kullanılan İngilizce'deki "usury" kelimesi daha cazip olan "interest" kelimesiyle, İslam Dünyası'nda ise "kâr payı" ile yer değiştirdi. Neticede faiz içselleştirildi. Papalık bizzat faizin içerisinde yer alan bir kurum haline geldi. İslam Dünyası'nda ise İslam bankacılığı veya katılım bankacılığı adı altında kısmi rezerv esaslı sistem küresel bankacılık güdümünde yürütülür oldu."

Yukarıdaki paragraf da "faiz ve enflasyon konularında bizden farklı düşünen" zata ait. "Papalık faizin içinde yer alan bir kurum" haline geldi ve "faiz" manasına gelen usury, interest kelimesiyle yer değiştirdi diye "kâr payı"nı faiz saymak, faiz içinde görmek, bunun da faiz olduğunu ima etmek hatalı ve haksızdır. Faizci bankalar kısmi rezerv esasına göre çalışırlar; yani bu bankalar, mevduat borçlarından çok daha az miktarda bir parayı kendilerinde rezerv olarak tutarlar, borçlarının daha fazlasını kredi olarak verir ve böylece borca dayalı para üretir, daha çok faiz kazanır ve bunun azını mevduat sahiplerine verirler. Katılım bankaları ise fıkıhta adı "mudarabe" olan ortaklık esasına göre faaliyette bulunurlar. Bunun manası "Bankaya para yatıranların sermaye sahibi, bunu meşru (helal) olan yollardan (alım-satım, kiralama, ortaklıklar ve meşru banka hizmetleri ile) nemalandıran, kârın %20 sini veya daha azını alan, geri kalanının sermaye sahiplerine dağıtan banka ise "işi yürüten ortak (mudarib)"tır. Bu bankalar, merkez bankasının mecbur tuttuğu munzam karşılık dışındaki bütün katılım paralarını imkan ölçüsünde ve talebe bağlı olarak kullanır, kazanç sağlamaya çalışırlar. Bu bankaların çalışma sistemlerini, karşılıksız para üreterek faizcilik yapan "kısmi rezerv bankacılığı" sistemi ile aynılaştırmak isabetli değildir. Katılım bankaları "özel finans kurumu" adıyla kurulduğu günden beri iki grup muhalif kaldı, bu bankaların aleyhinde propaganda yaptılar: "Şeriat geliyor" diyen laikçiler, "aldatılarak faiz yediriyorlar, diğer bankalardan farkı yok" diyen bazı Müslümanlar. Bu bankaların diğer bankalardan üç önemli farkına işaret etmekte fayda var: 1. Bu bankaların ülkemizde ve/veya bir İslam ülkesinde şer'i heyetleri vardır, yapacakları işlemlerin dine uygun olup olmadığını bunlar açıklarlar ve bankalar da bu açıklamalara uyarlar. 2. Bu bankalar faizle ödünç para vermez, ortaklık, kiralama ve alım-satım yaparak ticaret ve sanayii destekler. 3. Yaptığı işlemlerin konuları "helal ve caiz" olmak durumundadır; bu bankaların katkısı ile mesela sigara ve içki alıp satmak veya üretmek mümkün değildir.

Süleyman Karagülle
26.11.2011
13:06

Katkılarından dolayı Ceng Demirciye dualar.



YorumYap

Sayı: 127 | Tarih: 20.11.2011
Mahir Kaynak
Muhalefetten beklenen
Yeni Dünya Düzeni
923 Okunma
9 Yorum
Süleyman Karagülle
Ahmet Hakan
Bende neden padişah sevgisi yok
Ata’lara sevgi ve saygı
607 Okunma
1 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Ben de bedelliydim
Müslim-Mümin
603 Okunma
2 Yorum
Tayibet Erzen
Zülfü Livaneli
biz manyaklar
biz manyak kelaynaklar
545 Okunma
Ali Bülent Dilek
Nihal Bengisu Karaca
Liderin yolu
Uçuruma giden yol
494 Okunma
Hakan Kandal
Ebubekir Sifil
Resmi İslam-Halk İslamı
İslam'a Çizilen Sınır
471 Okunma
Zafer Kafkas
Ruhat Mengi
‘Küresel gücü’ neden istemiyorlar?
Tamamen Duygusal
448 Okunma
Vahap Alma
Mehmet Şevket Eygi
Müslümanları Uyarmazlarsa Vebal Altında Kalırlar
Aşırıya Gitmemek Şartıyla Uyarmalı
441 Okunma
Emine Hocaoğlu