Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ebubekir Sifil - Milli Gazete Zafer Kafkas
Arap Baharı
472 Okunma, 0 Yorum

 

 

 

Ortadoğu'da olup bitenleri anlatmak için daha "objektif" ve "açıklayıcı" ifadelere ihtiyacımız var. Meseleyi başlıktaki gibi sübjektif bir ifadeyle nitelersek, mevcut hadiselerin tamamını aynı çizgide seyreden gelişmeler olarak olumlu bir değerlendirmeyle anlatmış olacağız. Oysa Libya'dan Mısır'a, Tunus'tan Bahreyn'e, Suriye'den Yemen'e kadar ayaklanmaların yaşandığı her bir ülkenin kendine mahsus dinamikleri, "halk hareketi" olarak görünen bu hareketlerin her birinin farklı başlangıç noktaları ve hedefleri var.

Kuş bakışı bakıldığında, bütün bu coğrafyadaki hareketliliğin belki de tek ortak paydası "baştaki diktatöre karşı ayaklanan halk" görüntüsü. Bunun dışındaki unsurlar hayli değişken. Söz gelimi Mısır'da Mübarek yönetimini deviren kitleler heterojen bir yapı arz ediyor. Her ne kadar Müslüman Kardeşler figürü öne çıkıyor gibi görünse de, Mısır'daki cephede liberaller, sosyalistler hatta Hristiyanlar da etkin biçimde rol oynuyor. Bu gevşek doku, Mübarek sonrası yönetimin çizeceği yol haritasının istikametine göre Batı tarafından kolaylıkla manipüle edilebileceğinin işaretlerini şimdiden güçlü biçimde veriyor.

Buna mukabil Libya'da çekişme, bir yandan Kaddafi'nin kabilesiyle diğer kabileler arasındaki mücadelenin yansıması gibi görünürken, diğer yandan Mısır'dakine benzer karmaşık yapının varlığını görmemek mümkün değil.

Suriye'de –ve kısmen Mısır'da– yönetim karşıtlığı Sünni bir karakter taşırken Yemen ve Bahreyn'de halk isyanı şii bir karakter taşıyor. Mısır'da Mübarek yönetiminin sünnilik-şiilik ya da Müslümanlık-Hristiyanlık diye bir derdi yoktu. Libya ve Tunus'un devrik liderleri için de aynı durum geçerli. Ancak Suriye'deki yönetim Nusayri. Hatta orada azınlık durumundaki Dürzilerle Hristiyanların halk karşısında Nusayri yönetimi desteklediği biliniyor.

Buna mukabil Yemen ve Bahreyn'de sözüm ona "Sünni" yönetimler işbaşında. Böyle olunca iktidar karşıtlığı kolaylıkla şii bir karakter arz edebiliyor…

Bütün bu hareketlilik içinde Batı nerede duruyor? Şüphesiz Libya'lı muhalifleri başta Fransa ve ABD olmak üzere Batılı ülkelerin destekliyor olması, oradaki petrolden pay alma mücadelesine indirgenemez. Elbette petrol önemli bir unsur; ama Sudan'ın başına gelenlerin, Batı'nın klasik "böl-yönet" politikasının hala devam ettiğini gösterdiğini unutmamak gerekiyor. Benzeri bir durum bugünlerde Libya için konuşuluyor.

Libyalı veya Mısırlı muhalifleri Batı'nın desteklemesi yeterince fikir verici.. Ya Suriye'yi –İran dışında– Rusya ve Çin'in desteklemesine ne demeli? Yemen ve Bahreyn sadece Suudi askerlerle halkların çatışmasına mı sahne oluyor?

Bütün bunların anlattığı nihai gerçek şu: Olup bitenlerin hiç birisi diğerinin tıpkısının aynısı değil. Her ülkenin farklı dengeleri ve dinamikleri var. Yani aslında "Arap Baharı" diye bir şey yok. Halk hareketleri dediğimiz şey, her ülkede farklı –ve kökü tarihte geriye doğru giden– bir hesaplaşmanın rövanşı olarak tezahür ediyor. Bu bir yerde kabile çatışmaları, bir yerde dinî ve mezhebî sürtüşmeler, bir yerde uluslar arası dengeler ve bir miktar da zulme tepki… olarak kendini gösteriyor.

Bütün bunların sonunda sular durulup her şey yerli yerine oturduğunda göreceğimiz, uluslar arası dengelerde kısmî oynamalarla, yer değiştirmelerle birlikte daha "yumuşak" yönetimler olacak muhtemelen.

Olup bitenlerin İslam nokta-i nazarından değerlendirmesini ise bir başka yazıya bırakalım.

 

Yorum:

 

Adil Düzencilerin Başarısı, Dünya’nın Baharıdır

 

Ülkemizde iki ayrı kesim olarak boy gösteren liberaller ile İslamcılar aynı amaç doğrultusunda Akp’nin kuruluşundan beri ortak hareket etmektedirler. Akp ortak buluşma noktaları ve can simitleridir. Her türlü özgürlüğün savunucusu , insanların tercihleri ne ise ona göre yaşamalarını talep eden ve bunun için mücadele eden liberaller ile yıllarca sistem tarafından baskılara maruz kalmış İslamcılar için bu özgürlük talepleri yakınlaşmanın en bariz sebebidir. İlk bakışta olumlu görülen bu özgürleşme taleplerine yönelik yakınlaşma ayrıntılara girildikçe aslında bir unutturulma ve yok etme projesinin olduğu düşüncesini uyandırıyor. Bugün İslamcılarda , liberallerde insanların kıyafetlerine bakılmaksızın her türlü haktan faydalanması gerektiğini, inancı ,yaşayışı , cinsel tercihi ne olursa olsun hoşgörünün tesis edilmesinden bahseder,dururlar.

 

Bu yaklaşımla İslam’ın önündeki engeller kalkmış olacak , herkes istediği kıyafetiyle okuyacak, çalışacak, ibadetini yapacak,zikrini çekebilecek. İşte yıllardır süregelen mücadele sonucunda elde edilen başarı.  İstediklerimizi elde ettik daha ne olsun. İslamcılar! maalesef bu durumda, zafer sarhoşu.

 

Bunları kazanırken neyi kaybettik?  İslam’ı bir bütün olarak gören bizler , Kuran’ın da ifade ettiği gibi kitabın bir kısmını alıp bir kısmını bırakamayız. Allah kitabında inanç ve ibadet düsturlarını bizlere bildirirken bu düsturların doğru-düzgün yaşanabilmesinin ancak Kuran düzeni ile mümkün olacağını da bildirmiştir. Yani zinayı haram kabul eden bir mümin zinanın serbest olduğu bir toplumda yaşamayı kabul edemez veya içkiyi haram kabul eden bir mümin içki üretim ve satışının serbest olduğu bir yerde bulunamaz ya da faize haram deyip tüm ticaretini faiz temeline oturtamaz.  İşte liberallerle ortaklığın sonucunda kaybettiğimiz veya unuttuğumuz konu İslam inancının ancak İslam düzeni içerisinde yaşanabilecek olmasıdır. Oysa şimdi tüm televizyonlarda tartışma programlarında İslam ile liberalizmin veya kapitalizmin çatışmayacağı bu komple düzenler! içersinde Müslümanların özgürce inançlarını yaşayabilecekleri , ibadetlerini yapabilecekleri vurgusu yapılarak İslamın ekonomi , hukuk ve siyaset ile ilgili emir ve yasaklarının sanki birer tavsiyeymiş gibi düşünülmesine çalışılmakta ve bunda da başarılı olunmaktadır. Bir kapitalist veya liberal yazar çıkıp Akp’yi över , başörtüsünün serbest olması gerektiğinden bahseder vs. böylece bizim imanlı halkımızın yağları erir, onların gözünde kahraman hüviyetine bürünür. Aslında bu özgürlük savunucusu sahte kahramanların yaptığı gerçeğin üzerine toprak atmak İslam düzeninin olmadığını dimağlara yerleştirmektir.

 

Allah bunlara fırsat vermeyecektir. Bu da ancak Allah’ın düzeninin kurulması gerektiğini unutmayanların çabası ile olacaktır. Yüzyıllarca Hakka iman edenler, gerçeklerin üstünü örtmeye çalışanlara  karşı sayısal olarak az da olsalar mücadele etmişler ve başarılı olmuşlardır. İnancıma göre bu mücadele görevi şimdi Adil Düzencilerdedir. Her fırsatta gerçekleri dile getirmeye çalışarak, kimseye yaranma amacı gütmeden hem teorik hem pratik çalışmalarla muvaffakiyet sağlanacaktır, er ya da geç. İman edenlerin başarısı sadece Arapların gerçek baharı değil, Dünya’nın baharı olacaktır.

 

 

 

Zafer Kafkas



YorumYap

Sayı: 117 | Tarih: 11.9.2011
Mahir Kaynak
Olanların anlamı
Denge
569 Okunma
5 Yorum
Süleyman Karagülle
Zülfü Livaneli
edebiyat ölmüyor,öldürülüyor
tanrı insanlara neden kitaplarla hitap etti?
533 Okunma
Ali Bülent Dilek
Nihal Bengisu Karaca
Koyun can derdinde, erkek ontolojik krizde
Koyun can derdinde, yazar post peşinde...
514 Okunma
Hakan Kandal
Ruşen Çakır
Bu şiddet PKK’yı da tüketir
Susuzluğunu dinle!
507 Okunma
Tayibet Erzen
Mehmet Şevket Eygi
Zenginlik Arttıkça Azgınlık da Artıyor
Lüks Her Zaman Olacak
503 Okunma
Emine Hocaoğlu
Taha Kıvanç
Uçaklar neden düşer, PKK terörü neden tırmanır
Terör ekopolitik bir araçtır
474 Okunma
Ahmet Kirtekin
Ebubekir Sifil
Arap Baharı
Adil Düzencilerin Başarısı, Dünya'nın Baharıdır
472 Okunma
Zafer Kafkas
Ahmet Hakan
Başbakan ‘Cesaret Ödülü’nü iade etmesin
Mavi Marmara saldırısı bir proje mi?
451 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Ruhat Mengi
Kürt de olsam fark etmezdi!
Maalesef
437 Okunma
Vahap Alma