Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ruşen Çakır - Vatan Tayibet Erzen
Maalesef bildiğimiz gibi değil!
428 Okunma, 0 Yorum

Ruşen Çakır - rcakir@gazetevatan.com

09.08.2011

 

Bugün bir kitaptan söz etmek istiyorum. Son derece başarılı ve çarpıcı bir kitaptan. Slavoj Zizek’in “Hikayelerini bilmediklerimizdir en çok düşman olduklarımız” sözleriyle başlayan bu kitap ayrı ayrı 19 gencin hikayesini anlatıyor. Bu gençlerin ortak özelliği Kürt olmaları ve çatışmaların en yoğun olduğu 1990’lı yıllarda Güneydoğu’da yaşamaları. Kendileri de o bölgenin insanı olan iki genç gazeteci Rojin Canan Akın ile Funda Danışman, kitaplarına “Bildiğin Gibi Değil” (Metis Yayınları, Siyahbeyaz Dizisi) adını vermişler. Bu cümle, konuştukları gençlerin herhangi birinin veya herbirinin ağzından çıkmış olabilir, çünkü onların anlattıkları gerçekten ve maalesef hiç de bildiğimiz gibi değil.

Kendimden örnek vermek isterim. Yaklaşık 25 yıldır Güneydoğu’ya gider ve Kürt sorununu
bir
gazeteci olarak yakından takip etmeye çalışırım. Bu süreçte nice olaya tanık oldum, tanık olmadığım nice olay hakkında dolaylı yollardan da olsa bilgi edindim. “Olay” derken esas olarak, özellikle 1980’lerin son, 1990’ların da ilk yarısında devletin bölge halkına reva gördüğü, sistemli baskı, sindirme ve zulüm politikalarının pratik karşılıklarını kastediyorum. Keyfi gözaltı ve tutuklamalar, acımasız işkenceler, yargısız infazlar, köy boşaltmalar, sürgünler ve daha bir sürü eziyet.

Ne var ki “Bildiğin Gibi Değil”i okumaya başladığımda daha bilmediğim nice olayın olduğunu, daha acısı, o ana kadar öğrendiklerimi de bilinçli bir şekilde unutmaya terk etmiş olduğumu fark ettim. Evet unutmak, bütün bu zulümler hiç yaşanmamış gibi hayatlarımızı sürdürmek istiyoruz. Fakat o acıları birebir yaşamış, örneğin babalarını, kardeşlerini, en yakın arkadaşlarını yargısız infazlarda kaybetmiş olanların; günlerce işkence görüp sudan sebeplerle hapis yatanların ve uğradıkları mağduriyetlerin sorumlularının cezalandırılması yolunda devletin hiçbir adım atmadığını görenlerin galiba unutmak gibi bir lüksleri yok. Hele bunlar birer çocuksa, kitaptaki anlatıların da çok açık bir şekilde gösterdiği gibi, değil bu acıları unutmak, onları düşünmeden bir an bile yaşayamamak gibi bir kader onları beklemektedir.

Hesaplaşma mı, helalleşme mi?

Kitabın yazarları, çoğu iş-güç sahibi olmuş, evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış 19 gence sadece dün neler yaşadıklarını değil yarına nasıl baktıklarını da sormuşlar. Bu noktada karşımıza iki anahtar kelime çıkıyor: Barış ve affetme.

 

Devamı için TIKLAYINIZ.

 

Yorum:

 

Bakış Açısı

 

Maalesef anlatıldığı gibi değil!

 

Uğradıkları haksızlıklar, dışlanma ve hor görülme sebebiyle dağa çıkan ve oradan bir milletin bağımsızlık mücadelesini başlatan ve yıllarca büyük zorluklara göğüs geren bir avuç kahramanın hikâyesi değil bizim gerçeğimiz. Bizim gerçeğimiz; bir milleti bölmek için kullanılabilecek en kaliteli malzeme olan insanın uygun hale getirilebilmesi için oluşturulan suni ayrımcılık ortamı, buna liderlik edecek bir maşa ve sponsor olacak Sam Amca. Bu üçü bir araya getirilerek dört-dörtlük bir Kürt Sorunu oluşturulur. Bu yıkım insanların bilinçaltlarına o kadar iyi empoze edilir ki artık bu, dışarıdan yakıta ihtiyaç duymadan kendi dinamizmiyle yaşamaya devam eden bir oyun haline gelir.  

 

Doğu halkı öyle bir hale getirilmiş ki artık Sam Amca oyunu bitirmek istese bile, bu olay bölge halkı için ölüm-kalım hesabına dönüşmüş durumda, onları ikna etmek neredeyse imkansız.

 

Arada, yıllarca bıkmadan usanmadan Türkiye gündemine ısıtılıp, ısıtılıp servis edilen bu sorunun kabak tadından rahatsız olan akıllılar da çıkar amma ne çare onların da damgası hazırdır: Faşistler!

 

Yazarımızın dağdakileri mazlum göstermeye yönelik yanlı yazılarının sebebini anlamak güç. Niye hiç bakış açısını değiştirmeden olayları aynı pencereden izlediği, bunu yaparken gazetecilik perspektifini sorgulamadığını fark edip etmediği de ayrı bir konu. Hâsılı, hüsn-i zanı elden bırakmamak adına ben Çakır’ın saplantıları olduğunu düşünüyorum ancak ne vahimdir ki bir gazeteci olarak böyle bir eksikliği tolere etmesi yani tarafsız bakış açısı melekesini yitirmesi gibi bir lüksü yok.

 

Mesela niye hiç şehitlere de yazılarında yer vermez? Onların ailelerine, sahipsiz kalan çocuklarına niye köşesinden teselli kalemini uzatmaz? Temelde şehit haberlerinin de tabiri caizse ballandıra ballandıra servis edilmesinden rahatsızlık duyuyorum çünkü bu durum sadece PKK’ya değil maalesef ki Kürt halkına olan tepkiyi arttırıyor ki, zaten asıl amaç da budur. Herkesin içine bir öfke yerleştiriliyor ve bu haberlerle bu kin ve düşmanlık diri tutuluyor. Halk psikolojik olarak parçalanmayı yaşamış aslında, neredeyse herkes beyninde bir harita çizmiş, sınırlarını belirlemiş. Bu saatten sonra coğrafi yıkım için istenen zemin zaten hazırlanmış oluyor.

 

Şu an Türkiye gündeminde Avrupa krizi ve Somali var. Niye?

Bizim derdimiz bize yetiyorken, ordu-hükümet kızışması devam ediyorken, şehit haberleri her gün manşetlerde yer alıyorken, niye dış dünyayı kurtarmaya soyunduk? Belli ki gündemimizi sulandırmaya çalışıyorlar. Erdoğan’ın haftaya Somali'ye düzenleyeceği gezinin ne anlamı ve amacı olabilir? Bu kadar hümanist ise lütfen patlamaların olduğu Şırnak’a, Diyarbakır’a gitsin.  Önce farzı gerçekleştirsin!

 

Dış dünyaya duyarsız kalalım demiyorum ama şu anda yapılan bana sadece komik görünüyor. Başbakanımız adına gururlanamıyorum!

 

 

Tayibet Erzen



YorumYap

Sayı: 113 | Tarih: 14.8.2011
Mahir Kaynak
Askerî vesayet
Askerî düzen
1147 Okunma
11 Yorum
Süleyman Karagülle
Ahmet Hakan
Bravo Başbakan'a
Somali'ye palyatif yardım
810 Okunma
10 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
Müstehcen Seks ve Şehvet Azgınlıkları
Doğrular Anlatılmalı
557 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ahmet Taşgetiren
Başbuğ ne yapacak?
Ordu vs İktidar
464 Okunma
Zübeyir Erol
Zülfü Livaneli
yaşam tarzı
medeniyetler ve kültürler
433 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ruşen Çakır
Maalesef bildiğimiz gibi değil!
Bakış Açısı
428 Okunma
Tayibet Erzen