Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Askerî vesayet
1114 Okunma, 11 Yorum

Askeri vesayet

7 Ağustos 2011 Pazar

 

Ülkemizde askerî bir vesayet rejiminin olduğu ve bunun sona erdirildiği söyleniyor. Bu görüşe katılmıyorum. Geçmişte siyaseti baskı altında tutan ve isteklerini gerçekleştiren güç odakları vardı ve onlar ülkenin uçuruma yuvarlandığına halkı ve askeri inandırdılar ve birkaç işbirlikçi dışındaki askerler ülkeyi kurtarmak amacıyla müdahale ettiler. Yani Türkiye’de askeri bir vesayet değil askeri etkileyen güç odakları vardı ve biz onların yaptıklarını askere yükledik.

- Asker müdahale etmedi. Asker kurtardı.

- Kaza yapan sivil yönetimlere koştu ve kurtardı. Tedavi etti.

 

Geçmişte sermayeyi ve medyayı kontrol edenler, uluslararası ilişkilerin de etkisiyle ülkedeki siyaseti de yönlendiriyordu. Askere yönelik politikaları şöyle özetlenebilir: Askerin sadece kendi alanlarında değil her konuda bilgili ve etkili olduğu propagandasını yaptılar. Bunun doğal bir sonucu olarak emekli askerler birçok işletmede danışmanlık görevi üstlendi. Size birisi hem önem verse hem de yaşam düzeyini yükseltse onun görüşlerine daha fazla değer vermez misiniz?  Herkes kendisinin bir değer olduğuna inanır ve bunu takdir edenlere değer verir.

- İşbirlikçi sermaye ve medya askerleri etkin yaptılar. Emekliler, bundan yararlandı. Onların görüşünde oldu.

- Biz görevdeki askerlerle bunları görüşmeyiz. Ama emekli olanlarla görüşmeler yaptık. Emekli askerler yararlansa bile onların görüşünde olmazlar. Görüşler eğitimlerle ilgilidir. Hatalı olabilir.

 

Stratejinin ikinci boyutu karşı görüşte olanları askerle çatıştırmaktı. Bunu muhalif kesimdeki bazı insanları etkileyerek ya da işbirlikçi konumuna getirerek ve askere karşı tavır aldırarak sağladılar. Öyle bir hava yaratıldı ki askerin olumlu hiçbir yanı yoktu ve sürekli hata yaptığı hatta komuta ettiği  erleri feda bile edeceği izlenimi yaratıldı.

- Askerlerle karşı görüşleri çatıştırarak Orduyu yıprattılar.

- Biz İzmir’de 1960’ta bu oyunları görerek önce Remzi Güres’le ekonomik faaliyetlerle bu anlayışı düzeltmek istedik. Sonra Ahmet Tahir Satoğlu ile Akevler’i kurduk. Sonra Necmeddin Erbakan’la Millî Görüş partilerini oluşturduk. Fethullah Gülen bu anlayışla Akyazılı vakfını kurdu. Büyük ölçüde önlendi.

 

Şu anda bıçağın keskin ağzında yürüyoruz. Her ülkede asker vardır ve bu varlığını sürdürmenin tek aracı değilse bile önemlidir. Yanlışlıklar düzeltilir ama bir oluşumun doğru olan hiçbir yanı yoksa ne yapılır? Şimdi bu konuda görüş bildirenler iki uçta duruyor. Birileri her şey kötü derken diğerleri düzeltilecek bir şeyin olmadığını söylüyor. Bu önemli konuda tartışmalar öyle bir seviyeye indi ki hedefin düzeltmemi yoksa tasfiye mi  olduğu anlaşılamıyor. Mesela ben Genelkurmayın Başbakanın emrinde olursa askeri vesayet Savunma Bakanının emrinde olursa sivilleşme olacağı tartışmasını anlamıyorum. Başbakan asker mi ki onun emrinde olmak vesayet olsun? Ayrıca askerlik bir meslektir ve kendine özgü bilgilerle donatılır. Savaş kararı siyasetçiye aittir ama savaşın nasıl yapılacağına komutanlar karar vermelidir. Yani askerliği sivilleştirme çabası sadece komiktir.

- Genelkurmay başkanlığını başbakanın emrine verme veya Askeri sivilleştirme komiktir.

- Komik değil fecaattir. Türkiye’de Ordunun zayıflatılması Sevr’i getirir.

 

Bu konuda iki tarafı da eleştiriyorum. Yazarlar hiç  ilgilenmedikleri bir konuda yani askerlikte iddialı olmamalıdır. Ancak onları bu hataya süren askerlerin her konuda iddialı olmalarıdır. Mesela televizyon programlarında, siyasi tartışmalarda, bir askeri konuk etmek olağandır. Askerlerin askeri konularda, silahlanma politikalarında, izlenecek stratejilerde konuştuğunu hiç görmedim. Buna karşılık askerlikle ilgisi sadece yedek subaylıkta öğrendikleriyle sınırlı olup hiçbir savaş kitabı okumamışlar askerlik hakkında her şeyi yazabiliyor.

- Televizyonda askerlikle ilgili ciddi bir konuşma yok.

- Yalnız askerlikte değil tüm dinî konuşmalar esatirleri anlatır.

 

Dünyadaki gelişmeler Türkiye’yi merkezlerden biri haline getirirken askeri ihmal edemeyiz. Asıl önemlisi askeri sivilleştirme çabalarıdır. Askerlikte demokrasi olmaz ve olmamalıdır. Çünkü emir komuta dışına taşma olursa kaos olur. Yani, herhangi bir siyasi görüşe ya da topluluğun düşüncesine bağlı asker olmaz. Askerin tek sloganı “ Ülkeme saldıranı, pişman olmayı bırak, yok ederim” olmalıdır.

- Askerlikte demokrasi olamaz.

- Askerlikte komutanı seçme demokrasisi vardır. Ondan sonra komutanın astı öldürme yetkisi vardır. Kur’ân bunu açıkça ifade ediyor. İtaat eden ast şehit olur.

 

 

Ne Olacak?

13 Ağustos 2011 Cumartesi

 

Gelişmeleri anlamak için genelde ne oluyor sorusuna cevap aranır. Mesela son günlerde Suriye tankları Hama’dan çekildi mi, çatışmalar sürüyor mu, Esed ne dedi gibi sorular tartışmaların odak noktasını teşkil ediyor. Bu gibi olayların doğru yorumlanmasının meseleyi anlamamızı sağlayacağı düşünülüyor. Benim yaklaşımım farklı. Önce ne olabilir sorusuna cevap arıyorum sonra gelişmelerin bu modele uyup uymadığını araştırıyor ve gerekirse modeli değiştiriyorum. Bazen yanılıyorum. Mesela ABD’deki son seçimlerde Cumhuriyetçilerin kazanacağını söyledim ve yanıldım. Ancak ABD’yi yöneten güç odakları bir ara dönemi uygun gördüler, Obama’nın seçilmesini sağladılar ve doğru yaptılar. Obama’nın gelişi mücadelenin süreceği İslam dünyası ve Afrika’ya bir mesajdı ve ABD’nin bunlara düşman olmadığı mesajını veriyordu. Şu anda Afrika’nın birçok yerinde Obama’nın resimleri afiş halinde asılı duruyor ve İslam dünyasında onun Müslüman olduğu söyleniyor. Misyonunu tamamlayan Obama’nın gelecek seçimleri kaybedeceği genel bir kanı.

- Obama’yı derin güç Müslümanlara yaklaşmak için getirdi.

- Obama’yı ABD halkı getirdi. Ben zenci düşmanı değilim dedi. Ben İslam düşmanı değilim dedi. Sermaye bükemediği eli öpüyor.

 

Siyasi projeler halka anlatılmaz. Çünkü karmaşıktır ve günlük hayattaki kavramlarla açıklanamaz. Onun yerine bazı değerler ön plana çıkarılır ve mücadelenin bunlar için yapıldığı söylenir. Günümüzde demokrasi, insan hakları, eşitlik kavramları öne çıkıyor. Geçmişte sömürüye karşı olmak için savaşılırdı şimdi bu, etkili sayılmıyor ve yeni kavramlar kullanılıyor.  

Mücadelede söylenenler bir örtüdür ve halka bunların söylenmesi doğaldır. Bu nedenle medyada demokrasiden başka söz duyamazsınız. Dindar kesimler bile inançları adına değil demokrasi adına mücadele ederler. Yapılanların yanlış olduğunu söylemiyorum. Sadece bugün öne çıkan değerler yarın yerini başka değerlere bırakırsa bugünün kahramanları yarının suçlusu olabilirler. Bugün mahkemelerde hesap verenler geçmişte herkesin hayatına müdahale edebiliyor ve kahraman sayılıyorlardı.

Şimdi Suriye’de ne olacak sorusuna cevap arayalım. Bu ülkedeki sorun demokrasi değildir. Bugüne kadar aynı rejim egemendi ve her yerde olandan daha fazla bir şikayet yoktu. Biz bile bu rejimle dostluğa büyük önem veriyorduk. Şimdi demokrasi arayışı olarak adlandırılan örtüyü kaldırıp gerçeği çıplak görelim.

- Ne Suriye’de ne de başka yerde mücadele edilen demokrasi değildir. Demokrasi asıl hedefi kapalı tutmak için kullanılan araçtır.

- Demokrasiden bahsedenler başka amaçlara hizmet ediyorlar. Kendiliğinden demokrasi gelişiyor.

 

Dünyada yaşanan büyük ekonomik kriz ve bunun Avrupa’yı salgın bir hastalık gibi sarması, Arap Baharı olarak adlandırılan olaylar bir bütünün parçalarıdır ve dünya yeniden şekillenmektedir. Yeni yapı kontrol edilmeyen olayların, her gücün kendi çıkarı için yaptıklarının üst üste gelmesiyle mi oluşacaktır yoksa bir ya da birkaç gücün planladığı bir süreci mi yaşıyoruz?

- Arap baharı ve Avrupa’da üretilen kriz, aynı senaryonun parçasıdır.

- Bize göre ABD’de mağlup olan tekel sermaye dünyayı karıştırıyor. Nereye varacağını kendisi de bilmiyor.

 

Ben dünyanın sahipsiz olmadığını ve büyük güçlerin gelecek için planlar yaptığını düşünüyorum. Bugün ABD ve Rusya dünyanın nasıl şekillendirileceği konusunda anlaşmış görünüyor. Buna göre AB bir bütün olamayacak ve Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi bu iki gücün etrafında kümelenecektir. Yeni bir güç odağı olmaya çalışan Çin sınırları içine hapsedilecektir. İran’la yakın ilişki içinde olan Suriye Sünni İslam coğrafyasıyla birleşecektir. Öyleyse oradaki rejimin yıkılması gerekir. Esed yeni durumda iktidarda kalamaz çünkü o Baas ile özdeştir. Yapacağı tek şey eşyalarını toplayıp gitmek ve yerini Sünni bir rejime bırakmaktır.

- Rusya ve ABD yeniden dünyayı dengeleyecekler. AB ve Çin İslam’la dengelenecek. Esed gitmek zorundadır.

- Yeni dünya düzeninde Tekel sermaye etkin olmayacaktır. Adil Düzen etkin olacaktır. III. bin yıl uygarlığı ulusal devletlerin dengesine dayanacak. Süper güçler etkisini kaybedecek.

 

 

Yorum: Askerî Düzen

 

Askerî düzende emir ve komuta zinciri vardır. Trafikte nasıl ışık sonra polis önce ise askerlikte de önce üstün emri ondan sonra kurallar geçerlidir. Hukuk düzeninde ise tam tersidir. Önce kurallar geçerlidir, sonra üstün talimatına uyulabilir. Askerlikte emre uyulur. Hukukta ise içtihada uyulur. Herkes kendi içtihadı ile hareket eder.

Askerî düzende sorumluluk üste itaat edip etmemek şeklindedir. Ve üste karşıdır. Dolayısıyla bir erin yaptığından genelkurmay başkanı sorumludur. O hukuka hesap vermekle yükümlüdür. Eri cezalandırmak ise komutanların yetkisindedir. Bir katilin cezalandırılması yerine terfi ettirilmesi hükmündedir. Onu katletmekle ülkeyi kurtarmış olabilir. Katledilenin suçlu olması gerekmez o da şehit olur cennete gider. Ölmüştür ama vatanı kurtarmıştır. Kurşunun düşmandan gelmesi veya üstten gelmesi fark etmez. Hasılı askerlikte sorumluluk kolektiftir ve üste karşıdır. Hukuk düzeninde ise sorumluluk şahsidir ve yargıya karşıdır.

Askerî düzenin başka bir özelliği de sonuçtan sorumlu olmadır. Hedefe varmak için kullanılan araçların meşru olup olmaması önemli değildir. Galip gelmişsen haklısın. Kahramansın. Mağlup olmuşsan ölmüşsen şehitsin yaşıyorsan hainsin. Ya istiklâl ya ölümün manası budur. Askerlikte mazeret yoktur. Oysa hukuk düzeninde tam tersidir. Herkes davranışlarından sorumludur. Kurallara uygun davranmışsa sonuç ne olursa olsun kişi haklıdır. Sonuç ortak üründür. Kişiler sonuçtan sorumlu tutulamaz.

Askerî düzenin başka özelliği galip gelenin haklı olmasıdır. Savaşı kazanan kaybedene istediğini dayatabilir. Başkalarının desteğiyle yapamadığı zaman da destekleyenlerin istediğini yapmak durumunda kalır. Mustafa Kemal’in açık ifadesi vardır: Hakimiyet-i milliye ama kuvvây-ı milliye ile hâkimiyet-i milliye. Başkalarının müzaharetini kabul etmemek. Oysa hukuk düzeninde dünya ile yardımlaşma esastır.

Bu sebepledir ki askerlerin sivil mahkemelerde muhakemesi güçtür. Ceza mahkemeleri, idare mahkemeleri, hukuk mahkemeleri, ticaret mahkemeleri ayrılmış da askerî mahkeme ile sivil mahkemenin birleştirilmesi intihardır. Millî intihardır.

Evet Türkiye yaşamak istiyorsa şunları yapmalıdır:

a) Gelecek yılda yapılacak cumhurbaşkanı seçimlerinde devlet başkanı askerlerden biri seçilmelidir. AK Parti buna yanaşmazsa bütün muhalif partiler birleşerek bir asker üzerinde anlaşmalıdırlar.

b) Türkiye 12 bölgeye ayrılmalıdır. Ve 12 ordu oluşturulmalıdır. Ordu komutanlarını başkomutan Cumhurbaşkanı atamalı. Halk kendi bölgesi dışında bölgeden istediği orduyu seçebilecektir. Orada da komutanın kendisi seçecektir.

c) Genelkurmay başkanı orgeneral seviyesinde ama ordu komutanlarından sonra gelmelidir. Her ordu kendi bölgesini kendisi yönetmelidir. Doğrudan başkomutana cumhurbaşkanına bağlı olmalıdır.

d) Orduların bütçeleri bağımsız olmalıdır. Bütçenin beşte biri, gümrükler, askerlik edenlerin askerin olmalıdır. Ayrıca askerler bazı vakıf işletmeleri oradan gelir temin etmelidir.

 

Savaşa girme ve çıkma kararını meclis almalıdır. Ama savaşı askerler yapmalıdır. Askerliğin başladığı yerde hukuk biter, demokrasi biter.

Güçlü ordumuz olmazsa yeni anayasayı yapamayız. Dış dayatmaların ışığında yapılan anayasanın hedefi Anadolu da Müslümanların soykırımına uğratacak bir anayasa hazırlanmış olacaktır. Ordumuzu güçlendirdikten sonra iç ve dış direnmelere karşı koyacak bir milli anaysa hazırlanabilir. Orduyu zayıflatmak değil orduyu güçlendirip Milli iradenin uygulayıcısı güç yapmak gerekir.

Süleyman Karagülle

Yorumcu
Yorum
ziya küçük
19.08.2011
11:55

Yazınız siteye eklenmiş , en çok şu kısma eleştiri geldi. AIDS'ın hormon çatışması ile geçeceğini söylemeniz hatalı görülmüş. Diğerleri dediğiniz gibi önyargılı yaklaşımlar, kadının çocuk doğurması ve bakması aşağılık bir davranışmış gibi algılanıyor. Teknolojini bu kadar geliştiği ortamda kadın-erkek ayrımı olmadan her türlü işin yapılabileceği düşüncesi var. Bazı noktalarda bende katılıyorum bu düşünceye.

"Bir kadının iki erkekle birleşmesi hormonlarda çatışma meydana getirmektedir. Hatta AIDS virüsü böylece yayılmaktadır. Bir kadının başka erkekle buluşması için birleştiği erkeğinin hormonlarının boşalması gerekir. Bir kaba yeni yiyecek koymak için eskisini boşaltır, yıkar ondan sonra koyarsın" (eleştirilen kısım)

Sayfa: 2 / 2 (11 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 113 | Tarih: 14.8.2011
Mahir Kaynak
Askerî vesayet
Askerî düzen
1114 Okunma
11 Yorum
Süleyman Karagülle
Ahmet Hakan
Bravo Başbakan'a
Somali'ye palyatif yardım
780 Okunma
10 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
Müstehcen Seks ve Şehvet Azgınlıkları
Doğrular Anlatılmalı
533 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ahmet Taşgetiren
Başbuğ ne yapacak?
Ordu vs İktidar
447 Okunma
Zübeyir Erol
Zülfü Livaneli
yaşam tarzı
medeniyetler ve kültürler
412 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ruşen Çakır
Maalesef bildiğimiz gibi değil!
Bakış Açısı
405 Okunma
Tayibet Erzen