Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ahmet Taşgetiren - Bugün Zübeyir Erol
Ölülerin başlarına basarak...
538 Okunma, 0 Yorum

 

24.07.2011

 

Bugün size, bir yanlış hesaptan söz edeceğim.

Kürtçü siyasetin yanlış hesabından.

Bilen bilir. 68'li, 78'li yıllarda, yani sosyalist-komünist hareketin çıldırdığı yıllarda sokak gösterileri, üniversite amfilerindeki forumlar Nazım Hikmet'in "güneşi içenlerin türküsü" şiirinin şu mısraları ile çınlardı:

"Akın var - güneşe akın! - güneşi zaptedeceğiz - güneşin zaptı yakın!"

Bu mısralar şiirin nakaratı idi. Uzunca bir şiirdi ve devrim, kan, adanmışlık, yardan serden geçiş, ölümü kutsayan mısralar yüklenmişti. Mesela şöyle:

"Bu bir türkü:- toprak çanaklarda - güneşi içenlerin türküsü!

 Düşmesin bizimle yola: - evinde ağlayanların - göz yaşlarını - boynunda ağır bir - zincir - gibi taşıyanlar! - bıraksın peşimizi - kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

 Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk! - güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,

....

 Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak, - ölülerimizin başlarına basarak - yükseliyoruz - güneşe doğru!

Ölenler - dövüşerek öldüler; - güneşe gömüldüler. - vaktimiz yok onların matemini tutmaya!"

Evet işte böyle: "Ölülerin başlarına basarak yükseliyorlardı güneşe doğru! Ölenler dövüşerek ölmüşler; güneşe gömülmüşlerdi. Ve onların yasını bile tutmaya vakit yoktu! Çünkü güneşe akın vardı ve güneşin zaptı yakındı!"

Bu bir hesaptı, tutmadı. Kimi Marks'ın posterini taşıdı sokaklarda, kimi Lenin'in, Mao'nun hatta Stalin'in. Sosyalizm kurtuluştu.

Ama 1989'a gelindiğinde Gorbaçov "Biz tıkandık" diye seslendi Moskova'dan.

Perestroyka ve Glasnost, Sovyetler'in canına okudu birkaç yıl içinde...

Şimdi acaba o günün devrimcileri içinde hâlâ Nazım Hikmet'in "Güneşi içenlerin türküsü"nü okuma coşkusunu yaşayanlar var mıdır?

Şimdi Marksist-Stalinist Kürtçü siyasete bakıyorum, orada da geç kalmış bir "güneş türküsü" söyleyenler var. Esip savuruyorlar. Yok Bastil baskını, yok şehirlerin zaptı, yok tek taraflı özerkliğin içini doldurmak...

Ortada sanırsınız ki beleş buldukları bir Türkiye var.

Dünya onlara göz kırpıyor, "Hâlâ ne duruyorsunuz" gibi mesajlar veriyor ve onlar, bir an önce dağlardan, taşlardan sonra şehirleri de ateşe verip, zafer ilan etmeye hazırlanıyorlar!

Ümit "Fıretına çocuklar"da!

Kandil'in, İmralı'nın, şehrin "Baba"ları böyle söylüyor.

Bizi dinlemezseniz, fırtına çocuklar canınıza okurlar!

Bunun anlamı, sokağa çocukları süreriz!

Evet sürüyorlar da. Hatta kadınları da sürüyorlar.

Kadınların çocukların arkasında Marksist Stalinist bir oyun oynuyorlar.

Bence yanlış hesap!

Çok yanlış.

Ne dünya okumaları doğru ne Türkiye okumaları!

Hep diyorum. Başkasının yumruğunu görmeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış.

"Şehirleri yakar, yıkarız."

Başkalarının elleri de armut toplar öyle mi?

Bu hesap yanlış. Bu hesap, o çocukları da, o kadınları da, Türkler'i, Kürtler'i herkesi ateşe atma hesabıdır. Buna akıl da isyan eder yürek de. Türk'ün yüreği de, Kürt'ün yüreği de.

Yazık ki bedel ödeniyor. Binlerce can gidiyor. "Baba"lar orada duruyor, delikanlılar dağda, sokakta, orada burada can veriyor. Yazık.

Sovyetler dağılınca, bütün komünist ülkelerde, dünya çapında para babaları ortaya çıktı. Onlardan birisi İngiliz futbol takımı Manchester United'i satın aldı.

Emin olun, "Özerk Kürt yönetimi" de, bir yandan eli kanlı Pol Potlar üretecek, bir yandan kızıl milyarderler...

Kaç çocuğun cesedi üzerine kurulacak bu yapı? Kaç cesedin başına basılacak, kaç güneş zaptedilecek?

Alçakça bir hesap bu.

Bu hesap er geç duvara toslayacak. Ama dileyelim bedeli ağır olmasın. Dileyelim Ankara akilane davransın, dileyelim Kürtler arasından akil adamlar çıksın, dileyelim medyadan akıl dışı pohpohlamalar gelmesin.

 

Yorum: İlk taşı günahsız olanınız atsın

 

BDP’nin ısrarla “demokratik özerklik” talebinde diretmesi üzerinde durulması gereken esas noktadır. Dikkat edilirse demokratik özerkliği savunan kimselere “Tamam, doğuda bir Kürt devleti kurulmasına müsaade edeceğiz. Bu durumda bütün hepiniz kalkıp doğuya giderek Kürt devletinde yaşayacak mısınız?” diye sorduğunuzda; “Hayır, biz batıyı da (İstanbul, Ankara) istiyoruz. Bu devleti beraber kurduk, batıda da hakkımız var” gibi cevaplar veriyorlar. Devamında “Biz devlet kurmak değil, demokratik özerklik istiyoruz” taleplerini yineliyorlar. Dikkat edilirse bu zihniyetteki Kürtlerin asıl amacı mağdur edebiyatı yaparak bir takım imtiyazlar kazanmak ve bu suretle Türkiye devletinde Türklerin sırtından geçinmek... Yani çalışmadan yaşamak… Yani başkalarının emeğini sömürmek… Yani bedavacılık…

 

Buna müsaade edileceğini sanmaları bile çok abesken bu düşünceyi savunma gücünü nereden bulduklarını soralım? Cevap her zamanki gibi dış kaynaklı kışkırtmalar olacaktır. O halde Kürtlerin bu ülkede diğer ırklara mensup insanlarla karşılaştırınca herhangi bir hak mahrumiyetleri olmadığını da kabul edersek savunduğumuz tezin haklılığı ortaya çıkıyor demektir.  

 

Yazarın bahsettiği sosyalistlerin rejimi değiştirmek için başvurduğu yöntem evet, yanlış olsa bile varmak istedikleri netice herkes için eşit şartların oluşmasıydı. Bu haliyle sosyalistler, Kürtlerin varmak istediği sonuca göre çok daha masum talepler öne sürmekteydiler. Bir ayrıcalık talebi söz konusu değildi. Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir.

 

Kürtlerin özerklik talebini bu derece rahat bir şekilde dile getirmesi elbette sadece onların ve dış güçlerin kabahati değildir. Türk hükümetleri ve ordusu da Kürtlere kendilerinde özerklik talebi hakkı görecek bir takım uygulamaları devlet politikası şeklinde gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla öncelikle herkes kendi hatalarını kabul etme erdemini gösterip işe başlanırsa, sorunun çözüleceğine yönelik beklenti içine girebiliriz. Fakat bana kalırsa böyle bir beklenti fazla iyimser bir beklentidir. Artık ok yaydan çıkmıştır ve maalesef önüne geçmek pek mümkün değildir. İnşallah önümüzdeki süreç en az kayıpla sonuçlanır.

 

 

 

Zübeyir Erol



YorumYap

Sayı: 110 | Tarih: 24.7.2011
Ahmet Hakan
Bari “milli ibadet” deseydi
Putçuluk
1253 Okunma
12 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mahir Kaynak
Ekonomik kriz beklentisi
Merkez Bankası
672 Okunma
2 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Şevket Eygi
Gerçek Büyükler Övgü İstemez
Övülen Övüldüğünü Bilmez
643 Okunma
1 Yorum
Emine Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Silvan’dan sonra: Ne yapmalı?
Koruyamadığın yer senin değildir!
621 Okunma
Tayibet Erzen
Taha Kıvanç
Norveçli Haçlı'nın Manifestosu'nu sizler için inc
Savaş kızışırken barış için çalışmalı
600 Okunma
Ahmet Kirtekin
Ahmet Taşgetiren
Ölülerin başlarına basarak...
İlk taşı günahsız olanınız atsın
538 Okunma
Zübeyir Erol
Ebubekir Sifil
Refah Toplumları ve Terör
Batı Dünyasının Sahte Cenneti
535 Okunma
Zafer Kafkas