Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ahmet Hakan - Hürriyet Lütfi Hocaoğlu
Bari “milli ibadet” deseydi
1016 Okunma, 12 Yorum

21.07.2011

AK Parti Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin, “Sayın Başbakanımıza dokunmak bile bence ibadettir. Ben bunu söylüyorum” demiş.

Bu açıklamadan yola çıkarak ben de şunları söylüyorum:

Her lider övgüyü sever ama her lider övgüde aşırıya gideni de tefrik etmesini bilir. Bu nedenle bu milletvekili kesin olarak amacına ulaşamayacaktır.

Kendisine dokunulmasını ibadet ile eş değer sayan bu milletvekiline en büyük tepki Başbakan Erdoğan'dan gelecektir.

Genellikle imam-hatip mezunlarının, İslami terminolojiye vakıf olanların yoğun olarak bulunduğu AK Parti'de Hüseyin Şahin'in pek rahat edemeyeceğini şimdiden söylemeliyim.

Bu milletvekili, Celal Bayar'ın ortaya attığı “milli ibadet” kavramından haberdar olsaydı, bu denli sıkıntıya düşmüş olmayacaktı. “Başbakanımıza dokunmak milli ibadettir” cümlesi, ulema tarafından hiç değilse tevil edilebilirdi.

Yazının tamamı için tıklayınız.

 

Yorum:

Putçuluk

Kuran'da bazı put isimlerinden bahseder. Bunlar özel isimdir. Ancak derinlemesine araştırdığınız zaman bu putların aslında daha önceden yaşamış insanlar olduğunu anlarsınız. Bu insanlar taraftarları tarafından o kadar çok sevilmişlerdir ki heykelleri yapılmış, o heykellerin karşısında durmak ibadet haline getirilmiş ve zamanla o heykellerin kendisi ilahlaştırılmıştır. İnsanların bu putlaştırma meyli o kadar şiddetlidir ki günümüzde bile devam etmektedir.

Bursa milletvekilinin hissettiği ile Kuran'daki putlaştırılan insanları put haline getirenlerin hissettikleri arasında bir fark yoktur. Mustafa Kemal'in heykellerinin karşısına dikilerek onu putlaştıranlarla henüz sağken Erbakan'ı putlaştıranlarla öldükten sonra resimlerini her yere asıp putlaştıranlar arasında da fark yoktur.

Bu insanlar bahsedilen kişileri o kadar çok sevmektedirler ki farkına varmadan o insanları putlaştırmaktadırlar.

Cahiliye döneminde insanların heykellere tapması bugünün insanına komik gelmekte ama aynı çağdaş insan bir heykelin karşısında saygıyla dikilmekte, bir mezarın önüne gelmekte, koskoca devlet adamı olduktan sonra o mezardaki ölünün huzurundan geri geri adımlarla çekilmektedir. Bu komik manzara o kadar içselleştirilmiştir ki farz haline getirilmiş ve bu ibadeti yapmadan kimse kendisinin başbakan veya cumhurbaşkanı kalabileceğine inanamamış, beş vakit namazlı başbakanlarımız ve cumhurbaşkanlarımızın tamamı bu ibadeti gerçekleştirmişlerdir ve halen gerçekleştirmektedirler.

Kimse kusura bakmasın, Kuran öncesi dönem Kuran'sız cahiliye dönemiyse günümüz de Kuran'lı ama Kuran'sız cahiliye döneminden başka bir şey değildir.

 

Lütfi Hocaoğlu

Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
27.07.2011
05:02

Joost Lagendijk

Sorumluluktan kaçamazsınız

Norveç'te doğup büyümüş aşırı sağcı bir İslamofobiğin onlarca kişiyi katletmesinden sonra hem ABD'de hem de Avrupa'da bunun nasıl gerçekleşmiş olabileceğine dair büyük bir tartışma başladı. Bu tartışmadaki en hassas konulardan biri aşırılık yanlısı kişilerin gerçekleştirdiği şiddet eylemleriyle Avrupa'daki aşırı sağcı popülist partilere artan destek, yanı sıra ABD'deki İslam karşıtı ideologların artan etkisi arasında nasıl bir bağ olduğu. Diğer bir ifadeyle, Norveç'te tanık olduğumuz türden korkunç eylemlere zemin hazırladıkları için aşırılıkçı siyasetçileri ve köşe yazarlarını mı suçlamalıyız? Ya da, böyle bir bağlantı kurmaktansa herkesi kendi eylemlerinden sorumlu tutup 'Bunlar münferit olaylardır' mı demeliyiz? Amerikalı İslam karşıtı blogcuların Norveç'te yaşanan drama verdikleri tepkilerle başlayayım. Bombayı yerleştiren ve onlarca çocuğu soğukkanlılıkla öldüren kişinin sarışın bir Norveçli olduğu ortaya çıktıktan sonra İslam eleştirmenleri katili harekete geçiren sağcı ve İslam karşıtı ideolojiyi gözden uzak tutmaya çalıştılar. Anders Behring Breivik, kendi başına hareket eden meczubun tekiydi. Washington Post'un internet sitesindeki blogda bir okur, alışkanlık olduğu üzere İslamcı terörizmi tüm Müslümanlara mal eden bir tavırla, en tanınmış iki profesyonel İslamofobik Pamela Geller ile Robert Spencer'in tepkilerini Oslo'daki terörist saldırılarla karşılaştırdı. Geller, 'Atlas Silkiniyor' blogunun sahibi ve İslam'ı en yüksek sesle eleştirenlerden biri. Geller, kendi sitesinde, Breivik'in eylemlerinden onun ve onun gibi cihat karşıtı yazılar kaleme alan kişilerin de sorumlu olduğu iddiasının gülünç olduğunu belirtti. 'Jihad Watch' internet sitesini yöneten ve İslam'ı totaliteryen bir ideoloji olarak sunan birkaç kitap yayımlayan Spencer, büyük bir öfkeyle "Norveç'te olanların bizim savunduğumuz şeylerle uzaktan yakından ilgisi yoktur." diye yazdı. Washington Post blogcusu şunları söylüyordu: "Geller ve Spencer şimdi dünyanın kendi kariyerleri boyunca yaptıkları şeyi yapmamasını istiyor, yani bir terör eyleminin suçunu bütün bir topluluğa atfetmek ve yüklemek... Amerikalı Müslümanlardan gönül rahatlığıyla esirgedikleri hoşgörü ve anlayışın şimdi kendilerine gösterilmesi için ortalığı yıkıyorlar." Bu arada, bu blog yayımlandıktan sonra Breivik'in eylemlerinin nedenlerini açıkladığı bin 500 sayfalık bir manifesto yazdığı ortaya çıktı. Bu manifesto Geller ve Spencer'dan, ayrıca yıllardır insanları İslam tehdidine karşı uyaran diğer Amerikalı blogculardan ve yazarlardan onlarca alıntı ihtiva ediyor. Bu konu hakkında bilgili bazı Amerikalı uzmanlara göre bahsi geçen bu Amerikalı İslamofobiklerin sahip oldukları etkiyi hafife almamamız gerek. Nation Institute'da çalışmalar yürüten Max Blumental'a göre, "İslamofobik haçlı seferi sağcı İsrail yanlısı aktivistlerin, siber-bağnazların ve İslam düşmanlığı pazarlamacılarının ötesine geçmiş durumda. İslamofobi artık Cumhuriyetçilerin önde gelen başkan adayları, en çok izlenen kablolu televizyon haber programı yapımcıları ve Çay Partisi aktivistleri tarafından da benimseniyor." Aynı manifestoda Breivik Hollandalı popülist Geert Wilders gibi hayranı olduğu Avrupalı siyasetçilere defaten göndermede bulunuyor. Bir kitle katliamcısından gelen bu övgüler karşısında onlar da Amerikalı muadillerini taklit etmeyi seçtiler. Wilders, katilin 'şiddet yanlısı ve hasta bir şahsiyet' olduğunu ve 'Breivik'in hiçbir görüşünü paylaşmadığını' söyledi. Fransa'daki göçmen karşıtı Ulusal Cephe'nin lideri Le Pen, partisinin 'Norveç'teki katliamla hiçbir ilişkisi' olmadığını, bunun 'acımasızca cezalandırılması gereken bir meczubun' işi olduğunu söyledi. Washington Post'taki bloga geri dönelim. Amerikalı İslam karşıtı ideologları ikiyüzlülükleri ve çifte standartları yüzünden yerin dibine soktuktan sonra aynı yazar hepimizin çok iyi bellememiz gereken bir ders olduğunu yazıyordu: "Terörist eylemler bireyler tarafından gerçekleştirilir ve bu eylemlerden sorumlu tutulması gerekenler bu kişilerdir." Bu sonucu okuduktan sonra kendimi karmaşık duygular içinde buldum. Breivik ve onun beslendiği zehirli kaynaklar arasında bir bağ olduğunu inkar etmemiz mi gerekiyordu? Onların düşüncelerinden ve başarılarından ilham aldığını açıkça söyleyen bir kişinin eylemlerinden Robert Spencer ve Geert Wilders gerçekten sorumlu tutulamaz mıydı? NEFRET SÖYLEMİ, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEĞİLDİR Avrupalı liberallerin çoğunun verdiği tepkiye bakarsak bu sorunun cevabı kesin bir 'Hayır' olur. Bu kişiler Norveç'te olanları lanetliyorlar ve İslamofobik siyasetçi ve yazarların görüşlerine asla katılmıyorlar. Fakat Breivik'in şiddet eylemleriyle (ki bunlardan bir tek kendisi sorumlu tutulabilir) onu destekleyen ideologların saldırgan sözleri arasında net bir çizgi çekiyorlar (bu ideologlar aşağılık görüşlerini özgürce ifade edebilirler). Onlara göre eğer Wilders ve diğerlerini Breivik'in canice eylemlerinden herhangi bir şekilde sorumlu tutarsak, Usame bin Ladin'in terörist eylemleri yüzünden bütün Müslümanları suçlayanlarla aynı hataya düşmüş oluruz. Birilerine, bizzat işlemediği bir suçu isnat etmek her zaman yanlıştır. Doğrusu, sorumlulukların böyle katı bir şekilde ayrılmasını kabul etmekte zorlanıyorum. Breivik kesinlikle kontrolünü kaybetmiş bir meczup değil. Aksine, terörist eylemlerini titizlikle planlamış bir ideolojik aşırılıkçı, dünyaya ve taraftarı olduğu açık toplumu tehdit edenin ne olduğuna dair açık bir görüşü var. Breivik'in düşünceleri Avrupa ve ABD'de hızla büyüyen çok daha geniş bir sağ akımın parçası ve bana göre bu akım bütün yanlışı sözde deli bir şahsa yükleyerek kolayca aklanmamalı. Avrupa ve ABD'de bugün olanları anlamak istiyorsak, Türkiye'de sıklıkla yapılanın aksine, Breivik ve Wilders gibilerinin savunduğu yeni muhafazakarlığın 1930'ların faşist ideolojisinin bir kopyası olduğunu iddia etme hatasından kaçınmalıyız. Arada çok bariz farklılıklar var ve son dönemin sağcı hareketinin başarısını açıklamak için bunlara dikkat etmemiz gerek. Yeni popülistler kendileriyle geçmişin ırkçılığı ve otoriteryenliği arasına açıkça mesafe koyuyorlar. İsrail'deki Yahudi devletini ve eşcinsel haklarını savunuyorlar, ki bunlar 'eski' faşistlerin asla savunmayacakları iki konum. Odaklandıkları meseleler arasında çokkültürlülük ve İslam karşıtlığı ile onların tarifine göre Batı medeniyetine yönelik yakın tehditler yer alıyor. Her iki meselede de günümüz muhafazakârları, klasik muhafazakârlarla ve hatta savaş sonrası aşırı sağının hayal edemeyeceği ölçüde en uzak seçmen gruplarına bile ulaşmasını sağlayan bir grup sosyal demokratla örtüşebiliyor. Bu yeni hareketi diğerlerinden ayrıştırıp marjinalize etmek bu yüzden daha da zorlaşıyor. Artık kenarda duran zararsız bir hareketten bahsetmiyoruz. Görüşleri yaygın şekilde konuşulan ve etkisi özellikle kuzeybatı Avrupa'da hükümet düzeyine ulaşan bir hareket var karşımızda. Varlığı ve popülaritesi giderek daha fazla hissedilen bu akımın, aşırılık yanlısı bazı takipçileri üzerinde hiçbir etkisi olmadığını düşünmek bence tehlikeli bir safdillik olur. Amerikan dergisi Foreign Policy'nin internet sitesinde yazan iki araştırmacı bence Norveç'teki trajediyi doğru ve dengeli bir değerlendirmeyle ele alıyorlar: "Kimse aşırı sağcı hareketlerle siyasi şiddet arasındaki ilişkiyi tam olarak bilmiyor. Aslına bakarsanız akademisyenler hâlâ barışçıl fakat aşırı İslamcı örgütlerin İslamcı terörizme açılan birer yol olup olmadığını tartışıyorlar. Yine de bütün teröristler çok daha geniş bir kitleyi savunduklarına, diğerlerinin de hemfikir olduğu, ama ya cehaletten ya da korkudan uğruna eyleme geçemedikleri fikirler adına savaştıklarına inanıyorlar... Aşırı sağcı teröristler çoğu zaman, tıpkı El Kaide gibi, kendilerini kitleleri ayağa kaldıracak darbeler indiren öncüler olarak görüyorlar. Şüphesiz Anders Behring Breivik gibi birinin böylesi bir ortamı on yıl öncesinin Avrupa'sında bulması çok daha güç olurdu. Tek başına hareket etmiş olsa da onun endişelerini, ideolojisini, acil ve kapsamlı bir önlem alınmazsa Avrupa medeniyetinin kaybedileceği inancını paylaşan birçok insan var. Dünya giderek artan bu tehdidi görmezden gelemez." Hoşlarına gitsin ya da gitmesin, Pam Geller, Robert Spencer, Geert Wilders ve Le Pen artık şunun farkına varmalı: Breivik gibi insanların eylemlerinden doğrudan sorumlu olmasalar da, başvurdukları söylemler aşırılık yanlısı kişiler tarafından caniliklerini haklı göstermek için kullanılabilir ve kullanılacaktır. Nefret söylemine, ifade özgürlüğünün vardığı en uç nokta olarak tahammül edilemez. Bu söylem neyse o şekilde, yani çirkin ve tehlikeli bir kışkırtma olarak görülmelidir. Çünkü kelimeler önemlidir.

Zaman gazetesi, 27 Temmuz 2011, Çarşamba

Reşat Nuri Erol
27.07.2011
05:58

Aşağıda anlatılanlar Avrupa ve Batı için

"SOSYAL TUFAN"

değil mi?..

Peki,

AB ve Batı peşinde koşan Türkiye ve AKP bu tufanın dışında mı?!.

Önce aşağıdaki yazıyı okuyalım...

Sonra sorduğum sorunun cevabını düşünelim...

***

Abdurrahman Dilipak

- Yeni Akit

--------------------------------------------------------------------------------

Korku çağı

Gerçek şu ki hepimiz birbirimizden korkuyoruz.. Korku nefreti, nefret düşmanlığı getiriyor.. Amacı Avrupa’yı Müslüman işgalinden korumakmış. “Vahşice olsa da zorunlu” gördüğü eylemin gerekçesini böyle açıklıyor. Samast Dink’i, “Anadolu’nun Ermeniler tarafından işgalini önlemek için” vurmadı mı? Kimine göre “Rumlar Trabzon’da bir Pontus devleti kurmaya hazırlanıyor”lar.. Türkiye ha bölündü bölünecek.. Kimine göre AB bizi yuttu yutacak, kimine göre de Türkiye 2020’de Avrupa’nın hakimi olacak.. “Tarihin sonu” böyle geldi. “Medeniyetler arası çatışma” ise kimine göre eşikte gibi. Yıllar önce ünlü düşünür Peter Scholl-Latour ile birlikte Almanya’da ZDF’de “Kur’an, Konfiçyus ve Coca Cola” diye bir tartışma programına katılmıştım.. Batıda büyük tepki almıştı tartışma. Çünki batı Coca Cola ile temsil ediliyordu. Batıda müziğin süper starı Amy. Yurtsuz, evsiz, ileri derecede alkol ve uyuşturucu bağımlısı, mutsuz bir kız. Batı inancını, ahlakını, tarihini, mimarisini, kültürünü, sanatını, velhasıl her şeyini kaybetti.. “Artık hiçbir şeye inanmıyorlar, derin bir boşluğa düştüler, intihar için uygun hale geldiler.” Ekonomileri çözülüyor. Siyasetleri de öyle. En önemlisi öz güvenlerini ve saygınlıklarını kaybettiler, geleceğe ilişkin hayalleri de yok.. 5 kişilik bir aile düşünün. Biri uyuşturucu kullanıyor ya da ileri derecede alkolik. Biri en az bir defa intihara teşebbüs etmiş. Biri psikolojik destek almadan kendi başına ayakta durabilecek biri değil, biri cinsel sorunları var ensest ilişkiye kadar uzanan çarpık ilişkiler içinde.. Ve bir kişi yaşadığı terör ve şiddet sonucu ağır sağlık sorunları yaşıyor ya da sağlıksız fiziki ve psikolojik şartlar sebebi ile araz taşıyor. İşte batılı yaşam tarzının önümüze çıkardığı vahim tablo. Evlenmiyorlar, evlilikler uzun sürmüyor, çocuk yapmıyorlar. Yalnız yaşıyorlar ve aile bağları kopmuş durumda.. Batı yeni bir terör ve intihar salgınına hazır olmalı.. Hayat onlar için anlamını yitirdi. Hedonist, atomize olmuş, agnostik, popcorn akımların peşinde koşan fastfood tıkınan bir genç.. Sosyalizm çöktüğünde onun altında nasıl ırkçı faşist bir zihniyetin hayat bulduğunu Bosna Serebrenika trajedisi bize gösterdi. İsrail, Hitler rejiminden kaçanların aslında nasıl Hitlerleştiğini de gösterdi bize.. Hümanizm, liberalizm, demokrasi, insan hakları, katılımcı, çoğulcu, şeffaf, multi kültürel bir dünyanın hayallerinin kurulduğu bir dünyada ırkçıların nasıl boy verdiğini de gördük.. Faşizm, kapitalizm, komünizm, siyonizm.. Bir insan ömrüne 3 dünya savaşı sığdırdılar. 1, 2 yetmedi, adına soğuk savaş dedikleri bir dünya savaşı daha. Yetmedi, 4’üncüsü için çalışıyorlar.. Buraya gelirken Kızılderilileri yok ettiler, kara derilileri köleleştirdiler, sarı ırkı soyup soğan çevirdiler.. Dört ırktan 3’ü batı uygarlığına kurban edildi.. Batı uygarlığı, bu kan ve gözyaşı, çalınan alın terleri üzerinde yükseldi.. Batının zenginliği doğunun ve Afrikalıların yoksulluğu kadar büyük. Korku filmleri, çığlık sesli müzikler, makine homurtuları. Salgın bir hastalıkla mı, tabii bir afetle mi yıkılacak dünya. Yoksa nükleer bir felaket mi kapımızı çalacak. Armagedon mu ya da melhame-i Kübra mı eşikteki savaş? Çevre felaketi ile dünya son bulacak, Uzaylılar mı işgal edecek dünyayı, ya da Yecüc Mecüc ve cinler mi? Genetik bilimi insan neslini mutasyona mı uğratacak? Yeni dünya savaşı bir nükleer savaş mı, biyolojik savaş mı, yoksa kimyasal savaş mı? Ya da esoterik bir savaş mı olacak? İpnozla birileri beynimizi ele geçirecek.. Bu insanlar neden kaçıyorlar ve neye sığınacaklar?.. Norveçli mavi gözlü sarışın korkuyor.. Bu korku onu bir terminatöre dönüştürüyor. O işaret fişeğini ateşledi.. Batının ekonomisi giderek kötüleşiyor. İşsizlik artıyor. Bu da onları çıldırtıyor.. Bütün bunların sorumlusu olarak Müslümanları, Afrikalılar, Asyalıları, yabancıları görüyorlar.. Gelecek günler geçen günleri aratabilir obez ekonomileri ve geriatri hastası para babaları ile batı dünyası için. Birileri çaresizlik duygusuna kapılıp, kendine zarar verebilir. Mesela intihar dalgasına hazır olması gerek batının. İsrail de bunlara dahil!. Bir kısmı ötekilere saldıracak.. Bir kısmı unutmak için içki, uyuşturucu ve fuhuş bataklığına saplanacak.. Bana kalırsa bu kriz, ekonomik krizden daha tehlikeli ve öncelikli bir konudur. Papa, Patrik Hıristiyan demokratlar, liberaller, laikler, sosyal demokratlar şimdi ne diyecekler bu durum karşısında.. Batı için sonun başlangıcı. “Hasta adam”ın çaresizliği. İhtişamdan sefalete doğru sürüklenen hayatlar. Yarın bu konuya yine devam etmek istiyorum.

Selâm ve dua ile..

Sayfa: 2 / 2 (12 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 110 | Tarih: 24.7.2011
Ahmet Hakan
Bari “milli ibadet” deseydi
Putçuluk
1016 Okunma
12 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mahir Kaynak
Ekonomik kriz beklentisi
Merkez Bankası
566 Okunma
2 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Şevket Eygi
Gerçek Büyükler Övgü İstemez
Övülen Övüldüğünü Bilmez
517 Okunma
1 Yorum
Emine Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Silvan’dan sonra: Ne yapmalı?
Koruyamadığın yer senin değildir!
497 Okunma
Tayibet Erzen
Taha Kıvanç
Norveçli Haçlı'nın Manifestosu'nu sizler için inc
Savaş kızışırken barış için çalışmalı
472 Okunma
Ahmet Kirtekin
Ebubekir Sifil
Refah Toplumları ve Terör
Batı Dünyasının Sahte Cenneti
425 Okunma
Zafer Kafkas
Ahmet Taşgetiren
Ölülerin başlarına basarak...
İlk taşı günahsız olanınız atsın
418 Okunma
Zübeyir Erol