SAĞLIK AYETLERİ- 6. Hafta
Fesat
Analoji (benzeşim), iki farklı nesne, olay veya kavram arasındaki benzerliklerden yola çıkarılarak, birisi için geçerli olan bir yargının veya özelliğin diğeri için de geçerli olduğunu ileri süren bir akıl yürütme ve benzetme yöntemidir.
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ
Yerde ne bir dabbe ne de iki cenahıyla uçan tâir yoktur ki sizin emsaliniz ümmetler olmasın. (Enam 38)
Bu ayeti yorumlamıştık ve ümmet-beden analojisini açıklamıştık. Beden üzerinden toplulukları örneklendirmiştik. Şimdi topluluk üzerinden bedende analoji yapacağız.
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللَّهَ عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ (204) وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ (205)
İnsanlardan dünya hayatı hakkındaki sözü seni hayran bırakan ve hasımlıkta en karşıt olan olduğu halde kalbinde olana Allah’ı şahit gösteren vardır. Döndüğü zaman onun içinde fesat çıkarmak ve ekini ve nesli helak etmek için arzın içinde çaba gösterir. Allah fesadı sevmez. (Enam 38)
الْفَسَاد “fesat, bozukluk” demektir. فسد kökünden ikinci bâbdan mastardır. Bir işin veya bir şeyin yapısının bozulup daha kötü bir hale gelmesidir. صَلَاح ın zıttıdır. صَلَاح amellerinin, fiillerinin yaratılışına, yapısına uyumlu hale gelmesi, düzgünlük demektir. İkinci bâb if’âl bâbına (أَفْسَدَ – يُفْسِدُ) tadiye etkisi ile gelir. İfsad (إِفْسَاد) “bir işin veya bir şeyin yapısını bozup daha kötü bir hale getirmek” anlamına gelir. Islah (إِصْلَاح) ın zıttıdır.
قَالَتْ إِنَّ الْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا أَعِزَّةَ أَهْلِهَا أَذِلَّةً وَكَذَلِكَ يَفْعَلُونَ
(Sebe Melikesi) “Kesinlikle melikler bir karyeye girdiklerinde onu ifsad ederler ve onun ehlinin azizlerini zeliller kılarlar ve böyle yaparlar” dedi. (Neml 34)
Kuran’da ifsad ayetlerinden yalnızca bu ayette doğrudan mef’ûl vardır. Karye ifsad edilmekte, karye bozulmaktadır.
Diğer ayetlerde hep فِي الْأَرْضِ ile gelmekte sadece bir kere فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ şeklinde yine arzı ifade eder şekilde gelmektedir.
فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ أَنْ تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ | Sizden beklenir ki eğer dönerseniz arzın içinde fesat çıkarmanız ve rahmetleri kesmeniz. (Muhammed 22) |
وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْأَرْضِ مَرَّتَيْنِ | Kitapta İsrail Oğullarına kesinlikle arzın içinde iki kere fesat çıkaracaksınız diye kaza ettik. (İsra 4) |
قَالُوا تَاللَّهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الْأَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِقِينَ | “Allah’a yemin olsun ki kesinlikle siz biliyorsunuz, arzın içinde fesat çıkarmaya gelmedik ve biz hırsızlar değiliz” dediler. (Yusuf 73) |
وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ | Döndüğü zaman onun içinde fesat çıkarmak ve ekini ve nesli helak etmek için arzın içinde çaba gösterir. Allah fesadı sevmez. (Bakara 205) |
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا أَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ | Rabbin meleklere arzın içinde bir halife kılanım demişti. “Onun içinde fesat çıkaracak ve kanlar dökecek kimseyi onun içinde kılacak mısın?” dediler. (Bakara 30) |
وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ أَتَذَرُ مُوسَى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَيَذَرَكَ وَآلِهَتَكَ | Firavunun kavminden ileri gelenler “Musa’yı ve kavmini arzın içinde fesat çıkarsınlar ve seni ve senin ilahlarını bıraksın diye bırakıyor musun” dediler. (Araf 127) |
الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ | O’nun misakından sonra Allah’ın ahdini bozanlar ve Allah’ın birleştirilmesini emrettiğini kesenler ve arzın içinde fesat çıkaranlar, onlar, onlar hasarda olanlardır. (Bakara 27) |
وَالَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ أُولَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ | O’nun misakından sonra Allah’ın ahdini bozanlar ve Allah’ın birleştirilmesini emrettiğini kesenler ve arzın içinde fesat çıkaranlar, onlar, onlar için lanet vardır ve onlar için yurdun kötüsü vardır. (Rad 25) |
يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ | Arzın içinde fesat çıkarırlar ve ıslah etmezler. (Şuara 152, Neml 48) |
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ (11) أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لَا يَشْعُرُونَ (12) | Onlara “arzın içinde fesat çıkarmayın” denildiğinde “biz yalnızca ıslah edenleriz” dediler. Dikkat edin, kesinlikle onlar, onlar fesat çıkaranlardır ve ancak şuurunda değillerdir. (Bakara 11-12) |
وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا | Islahından sonra arzın içinde fesat çıkarmayın. (Araf 56) |
فَأَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا | Ölçüyü ve tartıya vefa gösterin ve insanların eşyasını eksiltmeyin ve arzın içinde onun ıslahından sonra fesat çıkarmayın. (Araf 85) |
وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ | Arzın içinde fesadı aramayın. Kesinlikle Allah fesat çıkaranları sevmez. (Kasas 77) |
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونِي أَقْتُلْ مُوسَى وَلْيَدْعُ رَبَّهُ إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُبَدِّلَ دِينَكُمْ أَوْ أَنْ يُظْهِرَ فِي الْأَرْضِ الْفَسَادَ | Firavun “beni bırakın, Musa’yı öldüreyim ve rabbine dua etsin, kesinlikle ben sizin dininizi değiştirmesinden veya arzın içinde fesadı açığa çıkarmasından korkuyorum” dedi. (Mümin 26) |
ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُمْ بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا | İnsanların ellerinin kazanmasından dolayı onlara amel ettiklerinin bir kısmını tattırması için kara ve denizde fesat açığa çıktı. (Rum 41) |
الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ (11) فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ (12) | Beldelerde taşkınlaşanlar, onların içinde fesadı çoğalttılar. (Fecr 11-12) |
يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْأَرْضِ | Arzın içinde fesadı nehyederler. (Hud 116) |
إِلَّا تَفْعَلُوهُ تَكُنْ فِتْنَةٌ فِي الْأَرْضِ وَفَسَادٌ كَبِيرٌ | Eğer onu yapmazsanız arzın içinde fitne ve büyük bir fesat olur. (Enfal 73) |
مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا | Bundan dolayı İsrail Oğullarına “kim bir nefsin veya arzın içinde fesat olmadan bir nefsi öldürürse insanları topluca öldürmüş gibidir” diye yazdık. (Maide 32) |
يَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَادًا | Arzın içinde fesada çabalarlar. (Maide 33, Maide 64) |
الدَّارُ الْآخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَادًا | Ahiret yurdu, onu arzın içinde büyüklük ve fesadı irade etmeyenlere kılarız. (Kasas 83) |
قَالُوا يَاذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ | “Ey Zülkarneyn, kesinlikle Yecüc ve Mecüc arzın içinde fesat çıkaranlardır” dediler. (Kehf 94) |
وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ | Arzda müfsidler olarak işleyişi bozmayın. (Bakara 60, Araf 74, Hud 85, Şuara 183, Ankebut 36) |
Fesad ve arz arasındaki ilişki bu kadar ayette görülmektedir. Arzın tamamı fesat edilmemekte, arzın içinde bir bölge fesat edilmektedir.
Şimdi analojiyi yapmamız gerekir. Arz insan bedeninde neresidir? Fesat insan bedeninde nasıl olmaktadır? Salah nasıl olacaktır?
الْأَرْضَ
“Yer, arz” demektir. ءرض kökünden gelmiştir. Dördüncü bâbdan أَرَض mastarı bir mekânın bereketli, verimli olması, hayrının çok olması ve yerleşme ve ikamet için uygun olması manasındadır. Bu mastar manasından yerleşme için uygun olan manasında أَرْض “yer” anlamındadır. “Yeryüzü” manasına da gelir. Yerleşme için uygun olan her yer arzdır. Ay’a yerleşirseniz ve yaşam alanı oluşturursanız orası arz olur. Mars’a yerleşirseniz ve yaşam alaı oluşturursanız orası arz olur. Uzay istasyonuna yerleşirseniz, orası arz olur. Arzı yerküre olarak sınırlandırmak yanlıştır. Yerküre içindeki herhangi bir alan da arzdır. Türkçeye geçen arsa ve arazi kelimeleri, İngilizcedeki earth kelimesi buradan gelmektedir.
Buna göre arz yalnızca üzerinde yaşanılan fiziksel yüzey değildir, canlıların yaşamasına elverişli olan ve yaşamları için gerekli unsurları barındıran ortamı da ifade eder. Arz, canlıların içinde yaşadığı, beslendiği, geliştiği ve yaşamlarını sürdürdüğü bir ortamdır. Biyolojideki temel matriks kavramıyla arz arasında, bu işlevsel özellikler bakımından bir analoji vardır.
Biyolojik açıdan temel madde (Grundsubstanz, Ground Substance), hücrelerin dışında bulunan temel matriksin (extracellular matrix, ECM) lif içermeyen temel bileşenidir. Su, glikozaminoglikanlar, proteoglikanlar ve çeşitli moleküller içeren bu yapı, hücrelerin içinde bulunduğu mikroçevreyi oluşturur. Hücrelerin çevreleriyle madde alışverişi, mekanik etkileşimleri ve hücresel sinyal süreçleri bu mikroçevre içinde gerçekleşir. Temel matriks ise temel madde ve liflerin birleşiminden oluşur.
Bu bakımdan temel matriks, hücrelerin yalnızca çevresinde bulunan pasif bir dolgu maddesi değildir. Hücrelerin yaşadığı ortamdır.
Canlıların yaşaması için arza ihtiyacı vardır. Arz olmadan canlılar yaşayamaz. Hücrelerin yaşaması için de temel matrikse ihtiyacı vardır. Temel matriks olmadan hücreler yaşayamaz. Arz canlıların içinde bulunduğu ve yaşamlarını sürdürmelerini sağlayan ortamdır. Temel matriks de hücrelerin içinde bulunduğu ve yaşamlarını sürdürmelerini sağlayan ortamdır.
Temel matriks, hücrelerin çevreleriyle madde alışverişi, moleküllerin dokuda yayılması ve hücre dışı sinyallerle etkileşim bakımından önem taşır.


وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا أَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ
Rabbin meleklere arzın içinde bir halife kılanım demişti. “Onun içinde fesat çıkaracak ve kanlar dökecek kimseyi onun içinde kılacak mısın?” dediler. (Bakara 30)
Bu ayette melekler kan dökmeyi (يَسْفِكُ الدِّمَاءَ) ve fesat çıkarmayı (يُفْسِدُ فِيهَا) iki ayrı fiil olarak ifade etmişlerdir. Bu nedenle arzın içinde kan dökmek arzın içinde fesat çıkarmak değildir. Bu şekilde geçiş, fesadın belirli bir zararlı fiilden daha geniş bir bozucu niteliğe sahip olduğunu gösterir.
Bir dokunun zarar görmesiyle, o dokunun içinde bulunduğu ortamın işlevsel düzeninin bozulmasını birbirinden ayırmak mümkündür. Tek bir hücrenin zarar görmesi, hücresel çevrenin bütünüyle bozulduğu anlamına gelmez. Buna karşılık, hücrelerin yaşamını destekleyen çevresel koşulların bozulması çok sayıda hücrenin fonksiyonunu etkileyebilir. Fesat, yalnızca tek tek unsurların zarar görmesi değil, onların yaşamlarını ve işlevlerini sürdürebilmelerini sağlayan ilişkilerin bozulmasıdır.
Analojik olarak değerlendirirsek kan dökmekle kastedilen canlı öldürmek fiilinin karşılığı hücrelerin öldürülmesidir ki bu fesat değildir. Hücreler temel matriksin parçası değildir. Temel matriksin içinde yer alır ve onunla etkileşim hâlindedir. Hücrelerin ölmesi, tek başına temel matriksin veya organizmanın işleyişinin bozulduğu anlamına gelmez. Hasarlı, enfekte veya anormal hücrelerin bağışıklık sistemi tarafından ortadan kaldırılması ve gereksiz hücrelerin programlanmış hücre ölümüyle yok edilmesi, organizmanın normal işleyişine katkıda bulunabilir. Bu nedenle ayetin ifade ettiği gibi fesat değildir. Topluluklarda Allah’ın bizden istediği cana can kısası da zararlı değil faydalıdır.
قَالُوا تَاللَّهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الْأَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِقِينَ
“Allah’a yemin olsun ki kesinlikle siz biliyorsunuz, arzın içinde fesat çıkarmaya gelmedik ve biz hırsızlar değiliz” dediler. (Yusuf 73)
Bu ayette fesat çıkarma ile hırsızlık ayrı ifadelerle belirtilmiştir. Bu da fesat ile hırsızlığın aynı kavram olmadığını gösterir.
فَأَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا
Ölçüyü ve tartıya vefa gösterin ve insanların eşyasını eksiltmeyin ve arzın içinde onun ıslahından sonra fesat çıkarmayın. (Araf 85)
Bu ayette üç ayrı emir vardır: Ölçüyü ve tartıyı tam yapmak, insanların eşyalarını veya haklarını eksiltmemek, ıslah edilmesinden sonra yerde fesat çıkarmamak.
Ölçü ve tartıda eksiklik yapmak ile insanların haklarını eksiltmek, fesat fiilinden ayrı olarak ifade edilmiştir. Bu nedenle onlar da fesat değildir. Ayetin sonundaki بَعْدَ إِصْلَاحِهَا (ıslah edilmesinden sonra) ifadesi önemlidir. Burada bir ıslah durumunun ardından fesat çıkarılmaması istenmektedir. Bu da başlangıçta fasit (bozuk) olan arzın düzeltildiğini ve bu ıslah edilmiş ortamın daha sonra tekrar bozulabileceğini gösterir. Arzın durumu yalnızca bir kez belirlenip değişmeden kalan bir özellik değildir, ortamın işleyişi korunabilir veya bozulabilir.
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللَّهَ عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ (204) وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ (205)
İnsanlardan dünya hayatı hakkındaki sözü seni hayran bırakan ve hasımlıkta en karşıt olan olduğu halde kalbinde olana Allah’ı şahit gösteren vardır. Döndüğü zaman onun içinde fesat çıkarmak ve ekini ve nesli helak etmek için arzın içinde çaba gösterir. Allah fesadı sevmez. (Enam 38)
Arzda fesat çıkarma arzda bozucu alanlar oluşturmadır. Arzda fesat çıkarma ile ekin ve neslin helakı aynı şey değildir. Birbiri ile bağlantılı durumlardır. Toprağı bozma, suyu bozma, çevreyi bozma, doğanın dengesini bozma ile ekinler ve insanlar kötü yönde etkilenirler.
Arz ile temel matriks arasında kurulan biyolojik analoji:
Arz: Canlıların yaşamasını sağlayan ortam | Temel matriks: Hücrelerin yaşamasını sağlayan ortam |
الْحَرْثُ (ekin): Ekilen, yetiştirilen ve ürün veren şey | Hücrenin yaşamın sürdürülmesi için gerekli besin ve kaynaklar |
النَّسْلُ (nesil): Soy, nesil ve devamlılık | Hücresel devamlılık ve canlılığın sürdürülmesi |
Temel matriksin yapısının veya bileşiminin bozulması, hücrelerin çevreleriyle normal madde alışverişini, mekanik etkileşimlerini ya da sinyal süreçlerini etkiler. Dolaşımın bozulması da oksijen ve besinlerin dokulara ulaşmasını veya metabolik atıkların uzaklaştırılmasını güçleştirebilir. Böylece yalnızca tek bir hücredeki değişiklik değil, hücrelerin yaşadığı ortamla ilişkilerinin bozulması organizmanın işleyişini bozar. İşte organizmadaki fesat budur.
Onları dinlersin, seni hayran da bırakırlar. İnsanlık için ne güzel işler yaptıklarını ballandıra ballandıra anlatırlar ama kasti olarak bir çaba içindedirler. Kötü niyetle arzda fesat çıkararak çevreyi bozmakta, çevreye zarar vermektedirler. İnsanların yaşadıkları ortamla ilişkilerini, bu ortamın işleyişini bozarlar.
Bu ayetlerdeki fesat kasıtlı olarak yapılan fesattır.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ (11) أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لَا يَشْعُرُونَ (12)
Onlara “arzın içinde fesat çıkarmayın” denildiğinde “biz yalnızca ıslah edenleriz” dediler. Dikkat edin, kesinlikle onlar, onlar fesat çıkaranlardır ve ancak şuurunda değillerdir. (Bakara 11-12)
Bu ayette fesat çıkaranlar kendilerini ıslah edenler olarak görmektedirler. Bunun da farkında değillerdir. İman ettik deyip iman etmemişlerdir, yani Allah’a güvenmemişlerdir. Allah’ın dediklerini yapmayıp kendilerince doğru olanı yapmaktadırlar. Bu da fesada sebebiyet vermektedir. Farkında olmamaları onların iyi niyetli olduklarını göstermemektedir. Çünkü onların ıslah diye iddia ettikleri Allah’a iman etmemelerinden dolayı Allah’ın kurallarına aykırı şekilde hareket etmeleri kesinlikle kötü sonuçlar doğuracaktır. Allah’ın kurallarına uyan kimseleri sefihler sanan bu kimselerin aslında kendilerinin sefihler olduğu ayetlerin devamında ifade edilmektedir.
Allah’a değil AB’ye iman etmişlerdir. Düzenleme yani ıslah etme adı altında yapılan, AB’yi taklit eden bürokrasi üreten, işleri zorlaştıran kurallar kanunlar aslında fesattır. Onlara sorarsan düzenleme yapıyoruz yani ıslah edenleriz derler ama şuurunda olmadan müfsittirler.
الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ زِدْنَاهُمْ عَذَابًا فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ
Küfredenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar, onların azabını fesat çıkarıyor olmaları sebebiyle azabın üstünde artırdık. (Nahl 88)
وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ مَنْ آمَنَ بِهِ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًا وَاذْكُرُوا إِذْ كُنْتُمْ قَلِيلًا فَكَثَّرَكُمْ وَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ
Tehditler ederek her yolun üzerine oturmayın ve O’na iman edeni Allah’ın yolundan onda bir eğrilik arayarak alıkoymayın. Siz azdınız da sizi çoğalttı ve bakın fesat çıkaranların akıbeti nasıl olmuş. (Araf 86)
Bu ayetler arzda fesadın örneklerini vermektedir: tehdit ederek yol kesmek, Allah’ın yolundan alıkoymak, O’nun yolunu eğri göstermek. Yol üzerinde oturup tehditlerle geçişi engelleme davranışı toplulukta bir şeyin ulaşması gereken yere ulaşamamasıyken organizmada da bir şeyin ulaşması gereken yere ulaşmasının engellenmesi şeklinde analojiktir.

Damar lümeninin daralması veya tıkanması, kanın akışını azaltabilir ya da durdurabilir. Bunun sonucunda oksijen ve besinlerin dokulara ulaşması azalabilir; dokulardan atık maddelerin uzaklaştırılması etkilenir. Benzer biçimde mikrodolaşımın bozulması, büyük damarlar tamamen açık olsa bile dokuların yeterli kanlanmasını engeller ve hücrelerin fonksiyonları bozulmaya başlar ve bu durum devam ederse hücreler ölür ve doku bozulur.
Bu durumda yol kesme analojisinin karşılığı, kanın ve onun taşıdığı maddelerin hedef dokuya ulaşmasının engellenmesi, atıkların da lenf damarları yoluyla dokudan uzaklaştırılmasının engellenmesi olarak düşünülebilir.
Yol kesme analojisinin diğer karşılığı, hücrelerin çevreleriyle normal madde alışverişinin veya belirli sinyal etkileşimlerinin engellenmesi olarak düşünülebilir.
Dolayısıyla iki ayrı analoji söz konusudur. Dolaşımda kan akışının ve doku perfüzyonunun bozulması, temel matrikste hücre dışı ortamda madde yayılımının veya hücre–matriks etkileşimlerinin bozulması.
Allah’ın yolundan alıkoyma analojisi, bir organizmada hücrelerin ihtiyaç duydukları maddelere veya fizyolojik bir işlevin gerektirdiği sinyallere erişiminin engellenmesidir. Bir işlevin sürmesi için gerekli akışın veya etkileşimin bozulması, sistemin normal çalışmasını bozar.
Bu örneklerde ortak nokta, bir sistemin yalnızca tek bir parçasına zarar verilmesi değil, işlevin gerçekleşmesini sağlayan düzenin veya ilişkilerin bozulmasıdır.
Organizma, birbirinden bağımsız parçaların basit bir toplamı değildir. Hücreler, temel matriks, kan damarları, sinir sistemi ve diğer fizyolojik sistemler sürekli etkileşim içindedir. Bir bölgede meydana gelen değişiklik, koşullara bağlı olarak başka bölgelerin işlevlerini de etkileyebilir.
Örneğin dolaşımın bozulması bir dokunun oksijenlenmesini azaltabilir. Matriks yapısındaki değişiklikler hücre davranışlarını etkileyebilir. Bir dokudaki hasar da inflamasyon, onarım ve yeniden yapılanma süreçlerini başlatabilir.
Nasıl bir canlının yaşamı, yalnızca onu oluşturan unsurların varlığına değil, bu unsurların içinde bulunduğu ortamın uygunluğuna ve aralarındaki ilişkilerin işlevsel biçimde sürmesine bağlıysa bir hücrenin yaşamı da bulunduğu ortam olan temel matriksin bozulmadan sağlam kalabilmesine bağlıdır.

Arz canlıların yaşamını sürdürmesi için gerekli olan ortamdır. Biyolojide temel matriks ise hücrelerin yaşamını sürdürmesi için gerekli olan mikroçevredir. Bu çerçevede arzdaki fesatın analoğu, temel matriksteki fesattır. Arzda da temel matrikste de fesat canlıların/hücrelerin yaşamını destekleyen ortamın veya o ortam içindeki işlevsel ilişkilerin bozulmasıdır. Islah ise bu ilişkilerin yeniden düzenlenmesi ve ortamın işlevsel durumunun düzeltilmesidir.
Bütüncül Tıp
Modern tıp geçmişte enfeksiyon hastalıkları sorununu çözmede yararlı olan metotları, günümüzde yaygın olan birçok kronik ve dejeneratif hastalık için kullanmaktadır ama çözümler tedavi edici değil, durumu idare edicidir. Ancak tıp alanında yeni fikirlerin kabul edilmesi ve uygulanmasına karşı bir direnç bulunmaktadır. Bununla birlikte, farklı disiplinlerden tıp doktorları ve araştırmacılar yeni kavramlar benimsemiş ve bunları yeni bir tıbbi bakış açısı geliştirmek için kullanmaktadır. Bu yeni tıbbi dünya görüşü ile, günümüzün birçok tıbbi problemine yönelik yeni anlayışlar ve çözümler sunmada çığır açıcı başarılar elde etmişlerdir. “Bütüncül tıp” veya eski adıyla “Biyolojik tıp”, bu yeni kavramsal alanı tanımlamak için kullanılan genel terimdir. Klasik tıbbın aksine, bütüncül tıp artık Newtoncu “neden–sonuç” düşünce biçimini izlemez. Klasik tıp hastalığın tekil nedenlerini arar ve onlarla savaşır. Buna karşılık, bütüncül tıp kullanan doktor, sağlık sorununa neden olabilecek tüm olası faktörleri bir araya getirir ve analiz eder ve bunları olumlu yönde etkilemeye çalışır. Bütüncül tıp bütüncül (holistik) ve regülasyon (düzenleme) odaklı bir tıp yaklaşımıdır.
Klasik tıbbın teknikleri (cerrahi, kemoterapi, farmakoloji, hormon ve diğer biyokimyasal yerine koymalar), hastalığın görünen, yüzeysel nedenleriyle savaşmayı amaçlar. Bu tür yöntemlerde vücudun rolü daha çok pasiftir. Tedavi etkili olduğunda, vücudun hastalıktan “kurtarıldığı” söylenir. Bu yöntemlerin tümü hastalığa yöneliktir.
Buna karşılık, bütüncül tıbbın tedavi prosedürleri vücuda aktif bir rol verir (örneğin toksinlerin elimine edilmesinde). Öz-iyileşme süreçlerini desteklemeye ve uyarmaya yardımcı olurlar. Doğal biyolojik süreçlerin (uyku ve uyanıklık ritmi, vücut ısısı, sindirim vb.) yeniden kurulmasına özel önem verilir. Bu yöntemler iyileşme güçlerini ve hastalıklara karşı direnci güçlendirir. Bütüncül tıp, sağlığın desteklenmesi ve sürdürülmesine yöneliktir.
Özellik | Klasik Tıp | Bütüncül Tıp |
Bakış Açısı | Newtoncu “neden-sonuç” ilişkisi; tekil nedenleri arar. | Bütüncül; sağlık sorununa yol açan tüm olası faktörleri analiz eder. |
Odak Noktası | Hastalık odaklıdır; görünen ve yüzeysel nedenlerle savaşır. | Sağlık odaklıdır; sağlığın desteklenmesi ve sürdürülmesini amaçlar. |
Vücudun Rolü | Pasiftir; dışarıdan müdahale ile vücut hastalıktan “kurtarılır”. | Aktiftir; vücudun öz-iyileşme süreçleri ve direnci uyarılır. |
Yöntemleri | Cerrahi, kemoterapi, farmakoloji, hormon tedavileri. | Doğal süreçlerin restorasyonu, detoksifikasyon, regülasyon. |
Bütüncül Tıp yöntemlerinden bazıları şunlardır:
- Bütünsel Tıp Sistemleri (Whole Medical Systems): Yüzyıllardır kendi felsefesi, tanı ve tedavi teorisi olan köklü sistemler.
- Örnekler: Geleneksel Çin Tıbbı, Ayurveda, Naturopati, Homeopati.
- Biyolojik Tabanlı Uygulamalar (Biologically Based Practices): Doğada bulunan maddelerin, bitkilerin ve besinlerin kullanıldığı yöntemler.
- Örnekler: Fitoterapi (bitkisel tedavi), fonksiyonel beslenme, mega-vitamin terapileri, diyet takviyeleri.
- Zihin-Vücut Tıbbı (Mind-Body Medicine): Zihinsel ve duygusal kapasitenin, vücut fonksiyonlarını ve organ regülasyonunu etkilemesini sağlayan teknikler.
- Örnekler: Psikoterapi, meditasyon, yoga, hipnoterapi, biofeedback (biyolojik geri bildirim).
- Manipülatif ve Beden Tabanlı Yöntemler (Manipulative and Body-Based Practices): Vücudun yapısal sistemlerinin (kemik, kas, doku) hareket ettirilmesine dayanan tedaviler.
- Örnekler: Fizyoterapi, osteopati, kiropraktsi, masaj terapisi.
- Temel Regülasyon Sistemini (Pischinger) Spesifik Olarak Etkilemeyi Amaçlayan Yöntemler: Vücudun etrafındaki veya içindeki enerji alanlarını (biyoalan) dengelemeyi amaçlayan uygulamalar.
- Örnekler: Akupunktur, biyorezonans, nöral terapi.
Bütüncül tıbbın tüm teknikleri aynı amaca sahiptir: temel maddenin işlevini iyileştirmek. Bütüncül tıbbın çok boyutlu yaklaşımında, temel maddeyi etkileyen tüm çeşitli faktörler, herhangi bir hastalık için tanı koyma ve düzeltici önlemleri belirleme sürecinde dikkate alınır. Bu yöntemler, bireye ve onun yaşam durumunun tüm yönlerine kişisel dikkat göstererek temel maddenin sağlığını ve optimal işlevini destekler.

Bütüncül tıp, yapı ve fonksiyon örüntüleri arasındaki bağlantılara da bakar. Sağlık; besin ve su alımının, egzersizin, elektromanyetik alanların, sosyal durumun ve temel maddeyi etkileyen tüm iç ve dış faktörlerin sürekli izlenmesine ve düzeltilmesine bağlı olarak değerlendirilir. Böylece semptomlar yerine nedenleri tedavi etme konumuna gelir. Terapist yalnızca anında düzeltici önlemler almakla kalmaz, aynı zamanda bütüncül tıp kavramlarıyla her gün temel maddenin kalitesini iyileştirme yöntemlerini hastaya öğreterek genel sağlığın nasıl sağlanacağını da hastaya öğretir.
Temel matriksin (içindeki temel maddenin) bozulması fesat, bunun düzelmesi salahtır.
Bedende bozulma temel matrikste başlar, iyileşme de temel matrikste başlar.
Temel maddenin bir düzenleme sistemi vardır. Herhangi bir stres etkeni (belirli bir organdaki hastalık, travma, odak) temel madde düzenleme sistemini uyarır ve bu sistem temel maddenin işlevini sürdürmesini sağlayan sistemdir. Bu lokal stres devam ederse, diğer sistemler de etkilenir ve sonunda tüm vücutta genel olarak temel madde düzenleme sistemi sürece dahil olur. Hans Selye tarafından tanımlanan adaptasyon yanıtında olan da budur. Vücut artık stres altındadır. Bu stres altındaki vücut, ilave olan yeni herhangi bir stresle karşılaştığında artık çökmeye yatkın hâle gelir. Temel madde düzenleme sistemi genel bir stres altındaysa ve dengeden çıkmışsa kronik hastalıkların ortaya çıkma olasılığı artar.
Temel madde düzenleme sistemi kavramını ortaya atan Pischinger’dir. Temel madde düzenleme sisteminin işlevini engelleyen başlıca faktörlerden birinin enfeksiyon olduğunu saptamıştır. Tıpta yaygın kullanılan terim “enfeksiyon odağı”dır. Tipik enfeksiyon odağı bölgeleri bademcikler, dişler, apendiks ve safra kesesidir. Pischinger’in daha ileri deneyleri, temel düzenleme sisteminin işlevini engelleyen odakların enfeksiyon içermeyen bölgeleri de kapsadığını ortaya koymuştur, bunlara skarlar ve ölü dişler dahildir. Böyle bir diş çürümüş olabilir ancak muayene edildiğinde artık aktif bir enfeksiyon içermediği görülür. Bu nedenle Pischinger, 1960’lı yıllarda “enfeksiyon odağı” terimini terk etmiş ve bunun yerine “odak” terimini kullanmaya başlamıştır.
Odaklar temel madde düzenleme sistemine ve dolayısıyla organizmanın sağlığına müdahale ettiğinden, odakların ortadan kaldırılması iyileşme sürecinde son derece önemlidir. Bu, ölü dişlerin ya da bir organın cerrahi olarak çıkarılmasını veya ince bağırsak gibi bir organdan patojen etkenlerin ve zararlı maddelerin uzaklaştırılarak normal işlevine kavuşturulmasını içerebilir. Bunlara bozucu alanlar diyoruz. Bozucu alanlar temel maddeyi etkileyerek normal fonksiyonların bozulmasına neden olurlar.

Kollajen lifleri ile şeker-protein komplekslerinin birleşimi, 37 °C’de (insan vücut sıcaklığında) en yüksek piezoelektrik enerji değerlerini üretir. Ayrıca suyun sıvı kristal moleküler yapısı da 37 °C’de yüksek derecede düzenlidir ve minimum enerjiye sahiptir. Bu birleşim, sinyallerin insan vücudunun temel maddesindeki sulu ortamdan neredeyse hiç enerji kaybı ve buna bağlı ısınma olmaksızın kolayca geçmesine olanak tanır. Böylece vücudun herhangi bir yerindeki bir bozukluk, vücudun her yerinde neredeyse anında kaydedilir.

Temel madde yoluyla enerjinin bu aktarımı, tüm vücut boyunca bilginin iletilmesini sağlar. Bu olmadan yaşam sona ererdi. Ayrıca yaşamın mümkün olabilmesi için hücre ile temel maddenin doldurduğu hücrelerarası boşluklar arasında bir sıcaklık farkı olması gerekir. Gerçekte hücreler, temel maddeden daha sıcak olmalıdır. Bu fark küçük olduğunda metabolik süreçler daha uzun sürer. Fark sıfır olduğunda ise metabolik süreçler hiç gerçekleşmez; bu da ölüm anlamına gelir. Tüm yaşam süreçleri temel madde aracılığıyla gerçekleştiğinden, temel maddenin enerji ve ısı üreten kimyasal süreçlerinin hücreninkilerden daha az enerji gerektirmesi önemlidir.
Bozucu Alanlar: Bedenin geçirdiği travmalar sonucunda ortaya çıkan, iyileşmesini tamamlayamamış, temel maddeyi bozarak vücutta uzak bölgeleri de etkileyerek fonksiyonları ve zaman içinde yapıyı bozan odaklardır. Bozucu alanlar müfsittirler. Temel maddede (arzda) fesat çıkarırlar.
Bozucu Alanların Etkisi
- Regülasyon Bozukluğu: Bozucu alanlar temel maddede regülasyon bozukluğuna neden olurlar. Temel madde düzenleme sistemi artık temel maddenin fesada uğramasına engel olamamaktadır. Bedenin otonom sinir sistemi ve temel matriks seviyesindeki ince uyum ve kendini iyileştirme yeteneği (homeostazis-denge) bozulmuştur: Fesat.

Temel maddede biriken ve regülasyon bozukluğuna neden olan faktörler
Fıçı teorisi bedeni bir fıçıya benzetir. Bedenin ana yapısı olan temel madde toksik maddelerle dolarsa fıçı taşar. Gereksiz kullanılan ilaçlar, ağır metaller, kirli hava, parfümlerle veya yiyeceklerle alınan kimyasallar, sudaki toksik ve kimyasal maddeler, sigaradaki toksik maddeler, kafein, şeker, alkol, uyuşturucular, fiziksel ve ruhsal travmalar, amalgam ve diğer kimyasal diş malzemeleri, sentetik kıyafetler, makyaj malzemeleri, elektromanyetik kirlilik, radyoaktivite ve başka pek çok nedenle fıçı dolar.

Temel madde toksinlerle dolunca hücreler kirli bir akvaryumdaki balıklar gibi sağlıksız hale gelirler. Fonksiyonlarını yapamamaya başlarlar. Artık kişi hastalıklara kolay yakalanır. Hafif bir sinirlilik ve gerginlik, kendini kötü hissetme olabilir. Altta yatan bozucu alan sessiz bozucu alandır. Bozucu alanlar vücudun fazla enerji kullanmasına sebep olurlar ve böylece immün sistem enerjiyi kullanamaz hale gelir, vücuttaki önemsiz bir uyarı bile abartılı belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur.
- MSS’nin (Merkezi Sinir Sistemi) Ortaya Çıkardığı Semptomlar: Periferik uyarının sürekli otonom sinir sistemi üzerinden omurilik ve beyine aktarılarak merkezin duyarlılaşması (santral sensitizasyon). Hasta artık bir basamak daha kötüdür. Hastada yorgunluk gibi semptomlar ortaya çıkar. Kolay yorulur. Herhangi bir hastalık geçirirken daha agresif olurlar. Psikosomatik hastalık tanısı alırlar ve antidepresanlarla tedavi edilmeye çalışılırlar.
- Speranski’ye Göre İkinci Vuruş: Speransky'nin teorisine göre, vücutta önceden sessiz/tolere edilen bir bozucu alan veya yüklenme (birinci vuruş) varken, araya giren yeni bir stresörün (travma, enfeksiyon, duygusal stres vb. ikinci vuruş) bardağı taşırması ve sistemi kilitlemesi. Fıçı taşmıştır. Sinirlilik, gerginlik, yorgunluk yanında ikincil semptomlar ortaya çıkar. Örneğin bir jinekolojik op sonrası baş ağrısı olur. Klima altındayken boynu tutulur. Hava değişikliğinde şikayetler ortaya çıkar. Hava akımı olan yerlerde ağrılar, baş ağrıları ortaya çıkar. Hasta öne eğilir ve tekrar kalkamaz.
- Bozucu Alan Hastalığının Tezahürü: Tolerans sınırının aşılmasıyla birlikte, uyarı kaynağından bağımsız veya uzak bir bölgede klinik belirtilerin ve ağrı/hastalık tablosunun belirginleşmesi. Bu evrede şikayetler fonksiyoneldir. Baş ağrıları, yaygın ağrılar vardır. Radyolojik görüntüler ortaya çıkmıştır. Muhakkak bozucu alan tedavisi uygulanmalıdır. Bozucu alan tedavi edilmezse iyileşme şansı yoktur. Bu basamak yıllar içinde ortaya çıkar.
- Organik Değişiklikler: Fonksiyonel bozukluğun uzun süre devam etmesi sonucu hücresel ve dokusal düzeyde kalıcı, yapısal (organik) hasarların meydana gelmesi. Yapısal hastalıklar, otoimmün hastalıklar ortaya çıkar. Artık adjuvan olarak yardım edilebilir. Sorunlar otonom olarak ortaya çıkar. Bozucu alan tedavisi tam iyileşme sağlamaz.
Vücutta Görülen Bozucu Alanlar (Fesat Alanları)

- Kafa bölgesi: Tüm bozucu alanların yaklaşık %70’i buradadır. Dişler, gömülü dişler, implantlar, dolgular, çene eklemi, sinüsler, tonsiller (bademcikler), mastoid (kulak kemiği), burun
- Tiroid
- İnce bağırsaklar
- Her tür cerrahi skar (yara izi): Sezaryen yara izi, apendektomi yara izi, kolesistektomi (safra kesesi alınması) yara izi, fıtık ameliyatı yara izi ve her tür ameliyatın yara izi
- Elektromanyetik bozucu alanlar (yüksek gerilim hatları, baz istasyonları, trafolar)
- Aşı izleri (Çiçek aşısı gibi)
- Göbek
- Kronik stres
- Kaza ve yaralanma izleri
- Dövmeler
- İç organların kendisi (Mide, bağırsaklar, karaciğer, uterus, yumurtalıklar)
- Eklemler
Bozucu Alanların Tedavisi
- Nöralterapide lokal anestezik enjeksiyonu
- Applied Kinezyolojide injury recall-memory recall tekniği
- Odağın cerrahi olarak ortadan kaldırılması (gömülü dişin çekilmesi, kanser dokusunun uzaklaştırılması)
- Yanlış yerdeki bakteri, mantar gibi zararlı organizmaların ve parazitlerin uzaklaştırılması
Dr. M. Lütfi Hocaoğlu
19.10.2026
Online