Şûralar ve “millî eğitimde reform” meselesi-2
Evet, Türkiye’yi ve dünyayı uçuruma götürmekte olan ve yanlışlığı da ilmen sabit olduğu halde, hâlâ o mantık içinde ilimleri geliştirmemekte devam edilen konulardan sadece dört tanesini hatırlatalım. 1) KIDEM NAZARİYESİ: Bugünkü Batı’nın dayandığı felsefeye göre; Kâinat’ın başlangıcı ve sonu yoktur, o halde yaratıcısız da olabilir varsayımıdır. Bu varsayım bugün bütünüyle ortadan kalkmıştır. Kâinat’ın başlangıcı vardır. Kâinat bundan 13,7 milyar yıl önce yaratılmıştır. Bunu Kâinat’ın ışık hızına yakın hızla büyümekte olmasından biliyoruz. Gelen ışıklarla yaratılıştan bugüne kadar geçen olayları tesbit edebiliyoruz. Kâinat’ın sonu vardır. Çünkü entropi büyümekte, faydalı enerji tükenmektedir. Bu enerjinin tükenmesi sonucu Kâinat küçülmeğe başlayacak ve günü geldiğinde Kâinat’ta hayat olmayacaktır. O halde yeni dersler Kâinat’ın başlangıcı ve sonu olduğunun bilinmesine dayanmalıdır. Bütün ilimlerden eskimiş kıdem nazariyesini yani varsayımını atmamız gerekmektedir. 2) ZAMAN VE MEKÂNIN HUDÛSU: Eski felsefede zaman ve mekân değişmez, azalmaz ve çoğalmaz, hızlanmaz ve yavaşlamaz, aksine madde ve enerji değişir. Oysa bugün müsbet ilimlerle sabit olmuştur ki Kâinat 13,7 milyar yıl önce yaratılmıştır. O zaman ne kadar parçacık var idiyse bugün de o kadar parçacık vardır ve o gün ne kadar enerji var idiyse o kadar enerji vardır. Madde ve enerji sakımı kanunları vardır. Buna karşılık mekân büyümekte, zaman uzayıp kısalmaktadır. Demek ki insanlığın bu varsayım üzerinde kuracağı felsefeye ilimlerini uydurması gerekmektedir. 3) Eski felsefede kâinatın birbirinden ayrı uyumsuz kanunları vardır. Bu kanunların çatışması sonucu yeryüzünde denge oluşmaktadır. Dolayısıyla değişik istikamette çeken kuvvetler birbirini dengede tutmaktadır. Oysa bugünkü ilimler ispat etmiştir ki Kâinat büyük bir düzen içinde tek oluşum içindedir. Kendi içinde yarış vardır, ayıklama vardır ama düzensizlik ve bozukluk yoktur. Kâinat’ta abes bir şey yoktur. Kâinat’ta yanlış bir şey yoktur. Yeni ilimleri buna göre ele almamız, bu istikamette okumamız ve okutmamız gerekir. 4) Eskiden makrodaki dengenin mikroda da sağlandığı zannedilmişti, Newton kanunlarının her yerde geçerli olduğu sanılmıştı. Bugün kesin olarak bilmekteyiz ki, makrodaki kanunlar mikroda geçerli değildir. Moleküller çok iken gaz kanunu geçerlidir. Ama moleküller azaldığı zaman artık gaz kanunu geçerli değildir. Hacim*basınç sabit değildir. Her tarafta basınç eşit ve değişmez değildir. Bundan dolayıdır ki eski ilimlerde sosyal olaylar ayrı, tabii ilimler ayrı düşünüldü. Oysa fark sosyal veya tabii olaylarda değil, makro ve mikro olaylarda böyledir. İhtimaliyat hesapları ile bunlar çok kolay anlaşılmaktadır. Yani yeni ilimler sosyal ve fen ilimleri olarak değil de, belki makro ve mikro ilimler olarak ayrılmalıdır.
Eğitimin içeriğinde büyük bir inkılâbın gerçekleşmesi gerektiği gibi… Eğitimin sisteminde de değişiklik yapmak zorundayız... Artık insanlara; “GERÇEK İLİMLERİ” öğretmemizin yanında, “UYGULAMALI İLİMLER” de öğretmek zorundayız.
BU SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İÇİN DÖRT ÖNERİMİZ VARDIR.
1- ÇALIŞARAK EĞİTİM: Öğrenciler çalışarak okumalıdırlar. Okulların yanında işyerleri kurulmalı, öğrenci ve öğretmen orada çalışabilmeli ve derslere öyle devam etmelidirler. Bu sayede hem ekonomik bakımdan eğitim yük olmaz, hem de insanlar uygulamalı eğitim almış olurlar...
2- BEŞİKTEN MEZARA EĞİTİM: Okuyup mezun olma yerine, beşikten mezara kadar eğitim yapmaktır. Çünkü insanlık devamlı ve süratli bir şekilde gelişmekte, yeni hayat başlamaktadır. Eski bilgiler bu yeni hayata yetmemektedir. Mesela, benim lisede ve üniversitede okuduğum zaman DNA’lar henüz keşfedilmemiş, bilgisayarlar henüz icat edilmemişti. Televizyon yoktu, cep telefonu yoktu. Ben şayet sonraki ilimleri ve ilmî gelişmeleri takip etmeseydim, şimdi hâlim ne olurdu? İnsanlar her gün çalıştıkları gibi her gün de okumalıdırlar. Bu onların hem çalışmalarını hem de bilgilerini bereketli kılar...
3- SERBEST EĞİTİM: Resmi okullar yerine “serbest dersler” olacaktır. Resmi okullar yerine “resmi imtihanlar” yapılacak, resmi imtihanları kazananlara “sertifika ve diplomalar” verilecektir. Bu sayede hem “birlik” sağlanır hem de “özgürlük” sağlanır. Bugün Türkiye’de bin sene önceki fıkıh ve yüz sene önceki fizik okutulmaktadır... Bunlar okutuluyor diyoruz ama ne gezer; okutulmuyor, ezberletiliyor!..
4- EĞİTİM DERECELERİ: İnsanlara “resmi ilmi dereceler” tanınmalıdır. Bunu kişiler her yıl imtihana giderek yenileyebilmelidir. Bu suretle elde ettikleri derecelere göre kendilerine avantaj sağlanmalıdır. Kamuda görev yaptıklarında buna göre ücretlenmeli, emekli oldukları zaman buna göre maaş almalıdırlar. Bunlara buna göre “faizsiz kredi” verilmeli, işlerde öncelik buna göre verilmelidir…