KASAS SÛRESİ - 1. Hafta
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
طسم (1) تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ (2) نَتْلُو عَلَيْكَ مِنْ نَبَأِ مُوسَى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ (3) إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَاءَهُمْ وَيَسْتَحْيِي نِسَاءَهُمْ إِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ (4) وَنُرِيدُ أَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ (5) وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ (6)
طسم Kur’an Besmeleli 7*16 =112 sure ile, Besmelesiz Tevbe ve Fatiha ile 114 =6*19 sureden oluşur. 7 ondan küçük olan dört asal sayıdan biridir. 7+3 ve 2*5 10 eder. 9, kâmil sayı olan 10’dan bir eksik olan sayıdır. Surelerde ilk 8 sure 2’li surelerdir. Sonra gelen 12 sure üçlü surelerdir. Bu sure 7’li surelerdendir. 7’li 3+4 şeklinde sıralanır. طس sureleri 7’nin üçlü grubundandır. Bu son suredir. Orta sure (Neml) طس lidir. Birinci (Şuara) ve üçüncü (Kasas) sureler ise طسم lidir.
طسم tek başına ayrı ayet olarak gösterilmiştir. ط uyumluluğu, س mekânda diziyi, م ise enginliği, genelliği ifade eder. Üçüncü binyıl Allah ve Resulüne itaati ifade eder. Kur’an ıstılahında Allah ve Resul hakemlerden oluşan yargı kararları demektir. Üçüncü binyıl uygarlığı hukuk devleti ilkesine dayanır. Bu sureler üçüncü binyıl uygarlığına geçişi anlatır. Bundan sonra gelen dörtlü surede de konu değişir. Ondan sonra gelen üç sure Medeni suredir ve uygarlığın hükümlerini içerir. (Bkz. Kur’an surelerinin tasnifi)
Bundan önce gelen surenin son seminerlerinde yenilik yaptık.
Bu sure de inşallah bu yenilik içinde devam edecektir.
Surenin girişinde yeni uyguladığımız usulü tanıtmak isterim.
Yeni usulde lügat kısmı Akevler.org lügatinde anlatılacak, isteyen istediği kelimeye oradan bakacaktır. Akevler Lügati zenginleşmelidir. Herkes katkıda bulunursa zamanla genişletilerek Kur’an Ansiklopedisi’ne dönüştürülebilir.
- Kur’an ayetleri ikişerli sisteme göre inmiştir. Kelimeleri ve harfleri çifttir. Yalnız kelimelerin tasnif tablosu verilecektir. Tablo açıklanmayacaktır. İsteyenler tablodaki tasnife dikkat ederlerse ortak özellikleri kendileri bulacaklardır.
- Kur’an bir ayette iki kelimeyi birbirine eş yapmışsa aralarında bir ilişki var demektir. Bunu yorumcu bulacaktır. Biz ayette bu karşılaştırmaları yapmış olacağız.
- Metin şekli açıklanırken:
a) Metin bir kıssa şeklinde anlatılır, bu açıklanır.
b) Dünyada nasıl uygulanacağı ve anlaşılacağı hususu ele alınacaktır.
c) Ahiretteki oluşması anlaşılmış olacaktır.
d) Bunlardan üçü de ayrı manalandırılır. Ona göre tefsir yapılır. Karine varsa tahsis edilir. Yani haber olarak yorumlanır veya ahiret durumu anlatılmış olur. Dünya hayatına ise karine olmaksızın uygulanır.
Ayetlerin önce kelimeleri tasnif ediliyor sonra kelime kelime sorular soruluyor. Sonra da sorulara cevap veriliyor. Herkes her kademede katkıda bulunabiliyor.
***
طسم (1) تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ (2)
(1) OSM (2) TiLKa EAyYAvTi eLMüBIynin
“Ta Sin Mim. Bunlar mübin kitabın ayetleridir.”
طسم (1) تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ (2) |
الْكِتَابِ الْمُبِينِ | تِلْكَ آيَاتُ | | | | طسم |
(2+2) =4 |
الْكِتَابِ - الْمُبِينِ تِلْكَ آيَاتُ |
- Arapça dilinde kaç çeşit harf vardır? Türkçedeki harf anlayışıyla Arapçadaki harf anlayışı arasında ne fark vardır?
) harfi E hemzesinden dönüşmüştür. Ya da üstün halinin uzatılmış durumudur. Harfler sayılırken bu ikinci durumdan oluşan A’lar sayıya girmeyebilir. Bu harfi biz yalnız büyük A olarak gösteriyoruz. Eğer A harfi V’den dönüşmüş ise Av olarak gösteriyoruz. Eğer Y’den dönüşmüş ise Ay olarak gösteriyoruz. Böylece 3 çeşit A’yı birbirinden ayırıyoruz. Uv ve İy harfleri ile V ve Y’den dönüştüğüne işaret ediyoruz.
Bazen A, U, İ sesleri düşer, harekeye dönüşür. O zaman bunları küçük harflerle yazıyoruz; ay, av, uv ve iy şeklinde yazmış oluyoruz.
okunur. Ğunne ile beraber uzun harfler 4 ayrı harf olarak alınırsa 32 harf olmuş olur. Bunun 28 i yani 7/8’i sessiz harflerdir, 4 ü ise uzatılmış sesli harflerdendir.
Seminerlerimizde bunları iki sebepten kullanıyoruz. Biri Arapça yazamayanlar Kur’an’ı tahrif etmeden bununla yazsınlar ve okusunlar diye. Diğeri ise Arapçadaki tecvit kurallarını bu şekilde daha açık ifade edebiliyoruz diye.
Ekleyeceğimiz iki kural daha vardır. Bunlardan biri tenvindir. Arapçada kelimeler cümlede parçalanarak söylenmez. Fransızcada olduğu gibi cümle, arada duraklamalar olmadan söylenir. Cümlenin bittiğini ifade eden kurallar vardır. Tenvinli (nunlu) harfler cümlenin sonuna gelmişse esreli ve ötreli ise düşer, üstünlü ise elife dönüşür. Bundan dolayıdır ki Araplar tenvin nunlarını ayrı harf olarak yazmazlar. Çift üstün, çift ötre ve çift esre kullanırlar. Biz ise tenvinleri küçük nunlarla gösteriyoruz. Ayrıca Türkçede olduğu gibi Arapçada da 2 sessiz harf kelimenin başına gelmez. “Stop” Türkçe ve Arapçada söylenmez. Arapçada eğer cümlenin içindeyse, kendisinden önce gelen kelimeyle birleştirilir. Cümlenin başında ise bir sesli harf ilave edilir, “İstop” denir. Bu harfe “vasıl elifi” denir. Bunlar da küçük harflerle gösterilir; e, i, u şeklinde olur.
4 türlü dil ve yazı vardır. Harf yazısı Latincedir. Hareke yazısı Arapçadır. Hece yazısı Çincedir. Şekil yazısını Mısırlılar kullanmıştır. Bugün de rakamlar trafik işaretleri gibi pek çok yerde şekil yazısı olarak bütün dillerde kullanılmaktadır.
Kur’an hareke yazısıyla yazılmıştır. Diğer yazılarla da ileride yazılacaktır. Bunun anlamı şudur. Kur’an’ı açıp okuyanlar kendi dillerinde manalandıracaklardır. Kur’an yine Arapça sözler ile ifade edilecektir ama yazısı manasıyla yazılmış olacaktır.
Kur’an’ın, Kur’an nazil olduğu zamanki Arap yazısından başka bir yazı ile yazılması caiz midir?
Kur’an nazil olduğu zaman yazılan şekli Ruhu’l-Kur’an’da vardır (Kûfi font). Bakarsanız karşılaştırabilirsiniz. Bugün o yazı şekliyle yazılan Kur’an artık üretilmiyor. Demek ki Kur’an’ın Arap harfleri dışında da yazılabileceği hususu icma ile sabittir. Buna dayanarak biz diyoruz ki, Kur’an 4 çeşit yazı çeşidi ile de yazılabilmelidir. Arapçası ile yazılmaktadır. Latincesi ile de biz yazıyoruz ama mevcut Latin harfleri ile Kur’an’ın ayetlerini yazmayı meşru görmüyoruz. - Arapçadaki harflerin mahreçleri nelerdir?
Dilde kelimeler boğazın alt tarafından çıkar, dudağın ön tarafında şekillenmiş olarak uzaya yayılır. Bu arada sesler ağızda biçimlenir. Her dilin farklı sesleri vardır. Türkçenin de çok iyi düzenlenmiş sesleri var. Arapçadaki sesleri sırayla sunuyorum. - ء ve ه harfleri alt boğazdan çıkar.
- ح ve ع harfleri orta boğazdan çıkar. (Türkçede bu harfler yoktur. Bu harflerin mahreçleri Ruhu’l-Kur’an’da yüklenmeli, Latince ve Arapça harfleri olarak söylenmelidir. Herkes önce bu harfleri mahreçleri ile söylemesini öğrenmelidir.)
- غ ve خ harfleri üst boğazdan çıkar. (Türkçede Ğ var, kelimenin başında gelmez. Arapçada gelir. خ harfi ise bugünkü Türkçede kullanılmamaktadır.)
Bu 6 harfe boğaz harfleri denmektedir. Kendisinden önce gelen ن harfleri net olarak söylenir. - ق ve ك yutak harfleridir. Boğaz ile damak arasında çıkan harflerdir. Türkçede kalın ve ince olarak çıkarlar. ق ın telaffuzu Türkçedekinden biraz farklıdır.
- ج ve ي arka damaktan çıkar. Dilin orta kısmının arka damakta yapışmasıyla çıkarılır. ي harfi damağın yan taraflarından, ج harfi ortadan çıkar.
- İ ve U harfleri ve ي harfi arka damaktan çıkar. و harfi de dudaktan çıkar. A harfi ise ortadan çıkar. Bunlar ağzın diğer yerleri katılmadan çıkarlar. ي den İ oluşur. و dan U oluşur. ء den A oluşur. Bunlara med harfleri denir. Bu و ve ي aracılığıyla arka harfler dudak harfleri ile aynı özelliğe sahip olurlar. Bunlara “kameri harfler” diyoruz. Kameri harflerinde harfi tarif Lamı Lam olarak okunur. eLkamer (الْقَمَر) diye okursunuz.
- و ve ف harfi iç dudaktan çıkar. Türkçede dış dudaktan çıkar. Batıda hem iç hem dış dudaktan ayrı harf olarak çıkarlar. İç dudaktan çıkanı ض ile gösterirler. Arapçada ise yalnız iç dudaktan çıkan و harfi kullanılır. Biz و ile gösteriyoruz. ف harfi de iç dudaktan çıkar.
- ب ve م harfleri dış dudaktan çıkar.
- ن ve ğunneli ن harfleri diş dibinden çıkar.
- ل ve ر harfleri diş dibinden ve ön damaktan çıkar.
- ا ve ض harfleri orta damaktan çıkar.
- ظ ve ز harfleri ön damaktan çıkarlar.
- ذ ve ث harfleri diş ucundan çıkarlar.
- س ve ت harfleri ön damaktan çıkarlar.
- د ve ط harfleri ön ve orta damaktan çıkarlar.
- ص ve ش harfleri orta ve arka damaktan çıkarlar.
ı küçük yazıyoruz. - Arapçadaki harflerin huruçları nelerdir?
) da buraya koyuyoruz.
Örnek şekil: ön damak harflerinin yerleştirilmiş hali
- Arapçadaki harflerin tablosu nasıl yapılmıştır?
| UZUN | TİTREK | SERT SÜREKLİ | YUMUŞAK SÜREKLİ | YUMUŞAK SÜREKSİZ | SERT SÜREKSİZ |
Alt boğaz Orta boğaz | | | Gع | Xح | H ه | E ء |
Üst Boğaz | | | Ğغ | P خ | Kك | Qق |
Yutak | I ى | | Yي | | | C ج |
Arka Damak | A ا | | Wض | Şش | | |
Orta Damak | | Rر | Jظ | Ö ص | | O ط |
Ön damak | | Lل | Zز | S س | Tت | D د |
Üst diş | Gunne ن | N ن | Üذ | Çث | | |
Dudak | Uو | M م | V و | Fف | | Bب |
Bu tablo çok önemlidir. Kur’an’ın ilahi sözlerini gösteren tablodur. Nasıl markete gittiğinizde aldığınız malların barkotlarını bilgisayara gösterdiğiniz zaman size borcunuzu bildiriyorsa bu tablo da Kur’an’ın barkodudur. Her ayetteki kelimeler ve harfler bu tabloya göre okunduğunda o ayetin ilahi sözler olduğunu bildirir. Ayetin harf ve kelime tablosundaki rakamlar ihtimaliyat hesabına göre hesaplandığında ayetin rastlantı sonucu olabilmesi ihtimali milyarda birlere iner. Biz sadece kelimeleri sayıp tasnif ediyoruz. Harfleri bazen örnek olsun diye veriyoruz. Fatiha’nınkini verdik. Bunları tamamlamak size düşmektedir. Bunun için Kur’an Arapçasını ve Matematiği öğrenmemiz gerekmektedir. Bunun için Semt Kooperatiflerinin buluşması, Bin Dil Üniversitesi’nin kurulması gerekmektedir. Biz bu apartmanları yapmayı ve Bin Dil Üniversitesi’ni kurmayı hedef ediniriz, çalışırız. Ne zaman olacağı bizi ilgilendirmez. Onu Allah bilir.
- Arapçadaki harflere Latincedeki hangi harfler tekabül ettirilmiştir?
harfi için P kullanılmasıdır. Bu çağrışımlarla bu harflerin ifade ettikleri sesleri belirlemek zor değildir. - Harekeler nasıl gösterilmiştir?
Harekeler üstün küçük “a” ile, esre küçük noktasız “ı” ile, ötre noktasız “u” ile gösterilmiştir. Vasıl harfleri “i, e ve u” ile gösterilmiştir. - ا harfi Latincede nasıl gösterilmiştir?
den dönüşmüşse “Ay” olarak gösterilmiştir. - Ğunne nedir?
dur. Kameriye harflerinden önce gelirse ğunne yapılmaz şemsiye harflerinden önce gelirse ğunne yapılır. - Arapçadaki toplam harf kaç tanedir?
Arapçada toplam med harfi ve ğunnenin dışında 28 harf vardır. Medler 3 tanedir. Ğunne ile 4 eder. Toplam 32 (25) harf vardır. - Surelerin başlarındaki harfler neyi ifade eder?
) - Sure başlarında kaçı zikredilmiştir?
) - طسم de geçen harflerin anlamı nedir?
Suresi’nin de incelenmesi gerekir.
Biriniz yapıp Ruhu’l-Kur’an’a eklemelisiniz. - Bu tablonun önemi nerededir?
Tablo ile harflerin yerleri tespit edilir ve akrabalıkları bulunur. Bizim sıralamada birbirine eş olan harfler beraber zikredilmiştir. Bunlar birleştirilerek 4’lü gruplar yapılır, ondan sonra da 8’li gruplar yapılır. Sonunda 2 tane 16’lı grup olur. Bu, 5 boyutlu uzayın beşlisini gösterir. Böylece her harfin başka bir harfle olan yakınlığı tespit edilir. Böylece 32 harfin her birinin birbirleriyle olan akrabalığı rakamlarla ifade edilir. Sonra geçen iki kelimenin kökleri arasındaki yakınlık bulunur, buna sıralama ile ilgili yakınlık da çarpılarak eklenir, sonunda 2 kelime arasındaki akrabalık bulunmuş olur. Ayette kelimeler ikişer ikişer dağılmış olduklarından ayetin kelime ve harfleri arasındaki akrabalık bulunarak ayetlerin nasıl oluşturulduğu ve akraba harflerden meydana getirildiği tespit edilerek Kur’an’ın o ayetteki mucizesi bulunur. Akraba olan kelimeler kâinatı ifade ettiklerinden bu sefer kâinatın da haritası çıkmış olur. Akrabalık dereceleri ayetler arasında da değerlendirilerek Kur’an’ın nasıl bir canlının hücreleri çoğaltılarak oluşturulmuşsa o şekilde oluşturulduğu bulunur. Bu hem Kur’an’ı anlamak için yararlı olur hem de kâinatın yaratılış felsefesi de daha kolay kavranır. - تِلْكَ de işaret edilen nedir? Hangi ayetlere işaret ediyor?
harfi Kur’an dilinde manaya işaret eder. “Bunlar” dendiğinde sözleri değil, manaları işaret etmiş olur. Böylece Kur’an’ın sözlerindeki ayetlere değil manasındaki ayetlere işaret yapmaktadır. “Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası” Kur’an’ın ayetlerindendir. Öncelikle düşüncede itiraz edilemeyecek mantığa sahiptir. Nitekim bize toplama hadislerle saldırıyorlar. Sözlerimizi ise ağızlarına bile alamıyorlar. Oysa biz, bütün yayın organlarımızla herkese açığız, kendimize ayırdığımız zamana eşit zamanı onlara da ayırıyoruz. Cevapları “Tartışmaya katılmamak.” şeklindedir! - Bu iki ayet, birinci طسم de de tekrar edilmiştir. طس de ise “Kur’an’ın ve mübin kitabın ayetleridir.” denmiştir. Neyi ifade eder?
‘de ise (Neml’de) “Bunlar Kur’an’ın ve mübin kitabın ayetleridir.” şeklinde ifade edilmiştir. Böylece Kur’an’la kitabın aynı varlık olduğunu beyan etmektedir. Kitabın yazılması ile Kur’an’ın okunması tevatür ile bize gelmiştir. Kitapta yazılmayan kelimelerin kıraati caiz olmadığı gibi kıraati bulunmayan yazı da ayet değildir. Kur’an kitap ve kıraat ile oluşmuş bir eserdir. - ‘Kur’an’ın ayetleri’ olmakla ‘kitabın ayetleri’ olmak arasında ne fark vardır?
Birisine bir mektup yazdığınız zaman, kişi o mektubu alır ve okur. Mektup sadece fikrine hitap eder, hissine hitap etmez. Oysa sizler, bir insanla konuşurken aynı zamanda duygularına da hitap etmiş olursunuz. Bu duygu sizin beyninizde oluşan ve dille ifade edilmeyen dalgaların onun beynine ulaşmasıyla sağlanır. Bu yüzünüzdeki çehre, sözünüzdeki ton ile belirlenmiş olur. Kur’an kitabı ile insanın fikirlerine hitap eder ve bu dille yorumlanabilir. Kur’an’ın kendisine has müziği vardır. Bu müziğe benzer bir müzik üretmemiz mümkün değildir. Kur’an dışındaki müzikler insandaki hisleri şiddetlendirirler. Üzüleni daha çok üzerler, sevineni daha çok sevindirirler. Kur’an’ın müziği ise aksini yapar. Üzülenin üzüntüsünü azaltır, sevinenin de sevincini dengeler. İnsanı normal hale dönüştürür. Bunun için Kur’an şifadır. Bir İngiliz yazarın yazısını okumuştum, yazıda “İnsanlar psikolojik hasta olmasalardı hastanede yatanların sayısı 10’da 1’e inerdi” deniyordu. Kur’an kıraati ile bize bu imkânı sağlar. Kitabını da fıkıh oluşturur. - Aşağıdaki kavramları karşılaştırınız.
- كتب-بين
Yasalar yazılı metinler halinde yapılır. Ancak hiçbir yasa yazılması ile uygulanamaz. O yasanın yorumlanması gerekir. Bunun için yasaların yanında tüzükler, yönetmelikler ve genelgeler yayınlanır. Bunlar yasaların yorumlarıdır. Kur’an ise yazısıyla bir yasadır ama aynı zamanda yorumdur da. Burasını şöyle anlamalıyız. İslamiyet’te aracı yorumcular yoktur, olmaz. Herkes kitabı kendisi yorumlar ve uygular. Bu yorumu yaparken eğer insan inanmışsa ve samimiyse onun aklına kendisi için doğru olan yorumlar gelir. Dolayısıyla Kur’an aynı zamanda beyan eden yani kendi kendisini yorumlayan bir kitaptır. Bundan dolayıdır ki kitapla mübin hep karşılaştırılır. Ayet, Kur’an’ın aynı zamanda kendisini yorumlayan bir kitap olduğuna bu surelerde işaret eder. - تِلْكَ- ءيي
ise görünmeyenlere işaret eder. Uzakta olsa ve görünmese de mecazi olarak görünür kabul edilerek işaret edersiniz. Konuşurken orada bulunmayanlara elinizle işaret ederek “Bunlar” dersiniz. Ayetlerin görünür olduklarını bildirmek için burada eşleştirilmiştir. “Adil Düzen” Kur’an’ın ayetlerindendir. Bu uygulandığında gösterilmiş olur. Demek ki bu ayetler bu surelerin başlarına gelmekle örnek uygulama yapmamızı hatırlatır.
Öz Türkçe ile:
“Ta Sin Mim. Bunlar açıklayan yazıtların kanıtlarıdır.”
Kur’an kelimeleri ile:
“Ta Sin Mim. Bunlar mübin kitabın ayetleridir.”
طسم (1) تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ (2)
***
نَتْلُو عَلَيْكَ مِنْ نَبَأِ مُوسَى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ (3)
NaTLUv GaLaYKa MiN NaBaEi MUvSAv Va FiRGaVNa Bi eLXaqQı LıQaVMın YuEMiNUvNa
“İman edecek bir kavim için Musa ve firavunun nebeinden sana hak ile tilavet ediyoruz.”
نَتْلُو عَلَيْكَ مِنْ نَبَأِ مُوسَى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ (3) |
نَتْلُو يُؤْمِنُونَ | نَبَأِ قَوْمٍ | الْحَقِّ | مُوسَى فِرْعَوْنَ | مِنْ بِ لِ عَلَيْكَ | وَ |
(2+2+1)+2+(4+1)=12= 8+4 |
نَتْلُو- يُؤْمِنُونَ نَبَأِ- قَوْمٍ مُوسَى- فِرْعَوْنَ الْحَقِّ- وَ مِنْ- بِ عَلَيْكَ- لِ |
- Birinci ve ikinci surelerde bundan önceki ayete benzer ayetleri zikrettikten sonra Kur’an okuyucularına ya da peygamberine hitap eder, sonra Musa’nın kıssasına geçilir. Musa’nın kıssasına geçerken إِذْ harfini kullanır. Burada ise نَتْلُو denir, وَ harfi kullanılmadan başlar. Birinci surede de وَإِذْ ile başlar, 2. surede ise إِذْ ile başlar. Burada da وَ harfi getirilmeden başlar. Bu hususta ne söylersiniz?
getirilmemesi, suredeki Musa kıssasının birbirinin devamı olduğuna işaret etmek içindir. Her 3 surede de Musa Peygamber anlatılır. 1. ve 2. surelerde onun yanında düzenle ilgili olan peygamberler de anlatılır. Bu surede yalnız Musa peygamber anlatılır. Böylece 3. binyıl uygarlığının Tevrat uygarlığına dayandığını beyan etmiş olur. Tevrat uygarlığı dediğimiz zaman İbrani uygarlığı ile o uygarlığın kuvvet uygarlığına dönüşmüş şekli olan Roma uygarlığını kastediyoruz. 3. binyıl uygarlığı Tevrat ile beraber Kur’an uygarlığı olacaktır. - نَقُصُّ demiyor da نَتْلُو diyor, neden?
“Kıssa etmek” demek sadece hikâye etmek demektir. Bilgi olarak verilir. “Tilavet etmek” demek, o uygarlığı bize uygulamamız için anlatıyor demektir. Nasıl Ay ışığı çevremizi aydınlatıyorsa, bu kıssalar da geçmiş uygarlıkları bize aktarmakla çevremizi aydınlatır, 3. binyılın sabahına doğru yol almamızı sağlar. - لَكَ demiyor da عَلَيْكَ diyor, neden?
gelir. - نَبَأِ nin başına مِنْ getirilir, neden?
nin konusu arasındaki ilişkiyi ortaya koymamız gerekir. Birinizin de bu işi yapması gerekir. - نَتْلُو muzari getirilir, neden?
Kur’an 1400 sene önce olanları bugün anlatmaz. Bugün yaşanıyormuş gibi bize anlatır. Yani Kur’an’ı her okuduğumuzda yeniden tilavet etmiş oluruz. Kur’an için “Biz indirdik” diyor, indiriyoruz” demiyor ama “Ayetleri tilavet ediniz” diyor. “Biz inzal ettik” demiyor. İşte size bir araştırma konusu daha. Ruhu’l-Kur’an’ı açacaksınız, “ayet” kelimesi ile “inzal” ve “tilavet” kelimelerini karşılaştıracaksınız, Kur’an ve kitap içinde bu karşılaştırmayı yapacaksınız ve benim yaptığım değerlendirmenin ne derece isabetli olduğunu göreceksiniz veya hatamı bulacaksınız. - نَبَأِ müfret getirilir neden?
lerden bazısını aktarıyoruz demektedir. - Musa ve Firavunu وَ ile atfeder ve نَبَأِ kelimesini tekrar etmez, neden?
Kur’an Musa’yı anlatırken Mısır uygarlığını anlatır. Orada yaşayan birisinin yaşadıklarını anlatarak o uygarlıkla ilgili bilgiler verir. Bütün peygamberlerin hikâyeleri böyledir. O peygamberlerin hikâyelerini anlatmak için değil, onların yaşadıkları çevreyi onun etrafında anlatmak için anlatır.
Bugünkü piyeslerde, senaryolarda, romanlarda ve filmlerde hayali bir kahraman seçilir, o kahramanın çevresinde bir dünya düşünülür, o dünya anlatılır. Allah da insanlığı anlatırken örnek kavimlerde birer kişiyi seçer, onlara o hayatı yaşatır, şimdi bize örnek toplulukları anlatmak için o topluluklar içinde oluşturduğu kahramanları anlatır.
Yani Firavun var olduğu için Musa var olmaz. Mısır uygarlığı takdiri ilahiyle oluşturulur, o oluşumu gerçekleştirmek için Musa ve Firavunu görevlendirir. Bize şimdi onların kıssalarıyla Mısır uygarlığını anlattığı için Musa ve Firavunun kıssası denir. Musa’nın iki kıssası vardır. Biri çöle gitmeden önceki kıssa, diğeri çöldeki kıssadır.
Mekke surelerinde çöle gitmeden önceki kıssa anlatılır. - بِالْحَقِّ daki بِ harfi ne Ba’sıdır?
manasında sebep Ba’sıdır. Yani kıssa değil, kıssadaki hükümleri aktarmış olur.
edilen beyanlar vardır. Kur’an onları da düzeltir. Bir incelemede Kur’an’da anlatılanlarla Tevrat ve İncil’de anlatılanlar arasındaki farkları ortaya koymamız ve bunlar üzerinde araştırma yapmamız gerekir. Bu araştırma tarihi ve arkeolojik araştırmalarla beraber yapılarak Tevrat'taki tahrifatın hangi zamanlarda ve kimler tarafından yapıldığının ilmen tespit edilmesi gerekir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, mensuplarına bunları yaptıracağına, peygamberin uydurma hayat hikâyeleriyle Diyanet görevlilerinin ve cemaatlerin hayatlarını boşa israf etmektedir. - Nereye taalluk eder?
Tilavete taalluk eder. Tilavetin hak içinde veya hak sebebiyle yapıldığını bildirir. Aktarmanın hukukla ilgili olduğuna işaret eder. - Hakkın manası nedir?
) dendiği zaman bu 4 mana ile kavramak gerekir. - “Senin aleyhine tilavet ediyoruz”, “iman eden kavmin lehine” denir, bunu açıklayınız.
Bir topluluk içerisinde görevliler vardır. Onlar görevleri yüklenirler ve hizmet etmek durumunda kalırlar. Kim için görevliler, neye hizmet ederler? İşte bu, Kur’an hikmetinde diğer insanlardır. Diğer bütün insanlardan çok Kur’an düzenini benimseyen kimselerdir. Biz bütün dünya ile barışığız. Onlarla her türlü insani ilişkiyi kurarız ama biz kendilerini kurtarmak için hak yolunu seçen kimselerin varlıkları ve iyilikleri için çalışırız. - قَوْمٍ nekre gelir, neden?
Bu surelerin uygulandığı dönemde henüz mümin kavim oluşmamıştır. Kimlerin ne zaman, nasıl oluşacağını bilmiyoruz. Bize verilen görev böyle bir kavmin oluşmasında zor ve baskı kullanmadan çalışmaktır. Biz 100 lojmanlı işyeri apartmanlarını yapacağız ve insanları oraya davet edeceğiz. Kimler gelirse gelecekte onlar iman etmiş kavmi oluşturacaklardır. Bunların kimlerden oluşacağı, ne zaman ve nerede oluşacağı bilinmez. Onun için nekre gelir. - İman edenler kavmin sıfatı olmuştur, muzari gelmiştir, ne anlamdadır?
Kur’an yalnızca inanmış olan insanlara hitap etmiyor, inanacak olan insanlara da hitap ediyor. Mekke sureleri, özellikle bu 3 sure, İslam (barış) devleti oluşmadan önceki geçiş dönemini anlatır. Adil Düzen geçmişteki hükümleri değil, gelecekteki Kur’an hükümlerini ortaya koyar. Diyanettekilerle olan ayrılığımız buradadır. Onlar Kur’an’ı geçmişi anlamak için ele alıyorlar, asırlar önceki hayatı inceleyerek günü unutuyorlar. Biz ise günümüzün sorunlarını bile çözmekle uğraşmıyoruz, çünkü bu sorunlar bizimle çözülmez, biz gelecekteki sorunları çözmeye çalışıyoruz. - Aşağıdaki kavramları karşılaştırınız.
- تلو-ءمن
ise ‘güven içinde oldu’ demektir. Eğer çevreniz aydınlık ise güvendesiniz, korkmanıza gerek yok, çünkü düşmanlarınız varsa görüyorsunuz. Karanlıksa korku var, çünkü kimin size çarpacağını göremezsiniz ve savunma imkânınız yoktur. Tilavet şeriat düzeninin oluşmasını sağlar. Eğer insanlar kurallar içinde hareket ederlerse ortalık aydınlık demektir, güven var demektir. Kurallara uymuyorlarsa, KDV zorunlu olduğu halde herkes kaçırıyorsa, o düzen karanlıklar düzenidir.
İşte, Kur’an bu ayette bu iki kelimeyi eşleştirerek bize bunları anlatır. - نَبَأِ-قَوْم
i Haldun tarihi savaş dışına çıkarır, yazdığı tarih kitabı ise yine savaş kitabı olur, kendi Mukaddeme’sinde söylediklerini tarih kitabında uygulayamaz.
eşleştirilerek bunlara işaret edilir. - مُوسَى - فِرْعَوْنَ
İki çeşit yönetim şekli vardır. Bunlar hak yönetimi ve kuvvet yönetimidir. Kuvvet yönetimleri en güçlü oldukları zaman zulümleri de en güçlü olur. İşte o zaman yeni hak uygarlığını kuracak kimseler ortaya çıkar ve onlarla mücadele eder. İki uygarlık iki lider arasında cereyan etmeye başlar. Başlangıçta kuvvet uygarlığının önderi hâkim iken, insanlar sonlara doğru hak uygarlığının önderi etrafında toplanır ve galip gelip yeni hak uygarlığını kurarlar. Bu, kıyamete kadar böyle olacaktır.
Kur’an’a kadar hak uygarlığının önderleri peygamberler olmuşlardır.
Şimdi ise müminlerin arasından sivrilen ve silahla değil, parayla değil, şeriatla etrafında müminleri toplayan kimseler olacaktır. Necmettin Erbakan bunun örneğini vermiştir. - الْحَقِّ-وَ
kavramı da buna dayanır. Birbirleri ile ilişkileri vardır ama hepsi ayrı kişilerdir.
Bunu şöyle ifade ediyoruz: Yalnız insanlar kişiliklerini koruyarak topluluğun üyesi olurlar. İnsanlar şeriat içinde özgürdürler. Şeriat herkes için ayrı kurallardır ama kurallardır. Herkes kendi koyduğu kurallara uymalıdır. Buradaki karşılaştırma bunu ifade ediyor. - مِنْ- بِ
de ise sonra gelen önce olanın sebebidir. İkisi de kısmen marifedir. Bu özelliklerine işaret etmektedir. - لِ –عَلَيْكَ
ise insana işaret eder. Dolayısıyla insanlar arasındaki hak ve görevi karşılaştırmamız için bu ayette bunlar eşleştirilir.
Öz Türkçe ile
“İnanacak bir ulus için Firavun ve Musa’nın geçmişinden gerçeklerle sana aktarıyoruz.”
Kur’an kelimeleri ile
“İman edecek bir kavim için Musa ve firavunun nebeinden sana hak ile tilavet ediyoruz.”
نَتْلُو عَلَيْكَ مِنْ نَبَأِ مُوسَى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ (3)
***
إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَاءَهُمْ وَيَسْتَحْيِي نِسَاءَهُمْ إِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ (4)
EinNa FiRGaVNa GaLAy Fiv eLEaRWı Va CaGaLa EaHLaHAv ŞıYaGan YaSTADGıFu OAvEiFatan MiNHuM YüÜabBiXa EaBNAvEaHüM VaSTaXYu NiSAEaHuM EinNaHuv KAvNa MiNa eLMufsiDIyna
“Firavun arzda âli oldu ve ehlini şia ca’l etti. Onlardan bir taifeyi istid’af ediyordu. İbinlerini tezbih ediyor, nisasını istihya ediyordu. O müfsitlerdendi.”
إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَاءَهُمْ وَيَسْتَحْيِي نِسَاءَهُمْ إِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ |
عَلَا جَعَلَ كَانَ يُذَبِّحُ يَسْتَضْعِفُ يَسْتَحْيِي | طَائِفَةً شِيَعًا | الْأَرْضِ الْمُفْسِدِينَ | أَبْنَاءَهُمْ نِسَاءَهُمْ | فِرْعَوْنَ | أنَّهُ إِنَّ أَهْلَهَا مِنْهُمْ | وَ وَ فِي مِنَ |
((3+3)+2+2+2)+1+(2+2)+2+2) =21=24-3=16+8-3 |
يَسْتَضْعِفُ يَسْتَحْيِي عَلَا -يُذَبِّحُ كَان –جَعَلَ شِيَعًا – طَائِفَةً الْمُفْسِدِينَ- الْأَرْضِ نِسَاءَهُمْ- أَبْنَاءَهُمْ أنَّهُ إِنَّ مِنْهُمْ- أَهْلَهَا فِي مِنَ |
- Ayet harfi atıf getirilmeden إِنَّ ile başlar, neden?
ile buna işaret etmiş olur. - Buradaki الْأَرْضِ nereyi kasteder?
kelimesi yer demektir. Bir ada arz olduğu gibi bir köy de arzdır. Bir kent de arzdır, bir ülke de arzdır. Harfi tarifle bunlardan birisine işaret edilmiş olur. Buradaki harfi tarif ahd içindir ve Mısır ülkesini ifade eder. - Mısır’ın yeryüzündeki konumu nedir?
Allah yeryüzünü var ettiğinde karaları ve denizleri öyle düzenlemiştir ki yağışları ve rüzgârları uygun şekilde olsun. Fiziki yapısı hikmetlere dayalı olarak oluşturulduğu gibi karaları da insanların uygarlık kurabilecekleri şekilde oluşturulmuştur. Nil Nehri sıcak bölgelerde, yüksek dağlarda doğar, bol yağışlıdır. Yaz-kış farkı olmadığı için senenin her döneminde meyveler yetişir.
İnsan başlangıçta imkânsızlıklar içinde yaratılmıştır, adeta zamanla uygarlaşsın diye yaratılmıştır. Buna en müsait yer Nil’in kaynadığı yüksek, soğuk yerlerdir. Orada yaratılan insan, tüyleri dökülünce üşümüş ve aşağıya inmek zorunda kalmıştır. İşte, Mısır insanlığın yaratıldığı ve ilk insan topluluklarının oluştuğu bir yerdir. Kur’an ve Tevrat’la bunlar kısmen anlatılmış ama bugün DNA denemeleri ve araştırmaları tamamen ilmen sabit olmuştur. Mısır’dan çıkan göçler ona paralel olarak yaratılmış olan Fırat’a gelmiştir. Fırat Vadisi’ni takip ederek bugünkü Irak’a ulaşmıştır. Fırat ve Dicle arasında Mısır’dan sonra ilk uygarlık kurulmuştur. Mezopotamya halkı yazın Murat ve Karasu ırmaklarının çıktığı yüksek yerlere çıkar, kışın tekrar Irak’a inerdi. Bir ara fırtınaya yakalanarak Çoruh vadisiyle Batum’a indiler. Kış bastırdığından o kış geri dönemediler. Orada da kışın yaşama imkânı buldukları için yerleştiler. Bütün Avrupa ve Asya’ya da oradan yayıldılar, Buzul dönemlerinde Bering Boğazı’nı geçerek Alaska yolu ile Amerika’ya göç ettiler.
Mısır uygarlığı ile Mezopotamya uygarlığı birbirlerinin etkisiyle gelişmeye başladı. Ancak ulaşım zordu. Gelişen gemi teknolojisinden yararlanarak Kızıldeniz’i geçerek Irak’a ulaştılar. Çölde seyahat zor olduğu için bu ulaşımı Araplar sağladı. Mekke bir kervansaraydı. Yolcular orada konaklıyordu. Araplar uygarlaşamamışlardı. Ama iki uygarlığı da biliyorlardı.
İşte, İbrahim’in Mekke’de kurduğu kervansarayın içinde Kur’an inmiştir. Çünkü Kur’an hem Mısır medeniyetini hem de Mezopotamya medeniyetini sentez eden bir uygarlığı getirmiştir. Musa’nın kıssası bu tarihi akışın kıssasıdır. - Buradaki عَلَا kelimesinden kastedilenler nedir?
Topluluklar birlikte yaşarken aralarında başarılı olanlar sivrilirler. Belli bir zaman sonra biri, bir hanedan mensubu en başa çıkar. Herkes onun söylediklerine göre hareket etmeye başlar. Sürü halinde yaşayan hayvanlar için de durum böyledir. Mısırlılar Mezopotamya’daki peygamberlerden öğrendikleriyle sahirler aracılığıyla yeni düzen oluştururlar. Mezopotamya’nın hak düzeni Mısır’da kuvvet düzenine dönüşür. Mısırlılar hak düzeni Yusuf Peygamber’den öğrenirler. O sayede güçlü imparatorluk olurlar, süper güç haline gelirler.
kelimesi bunu ifade ediyor.
kelimesini yeryüzü olarak anlarsak Mısırlılar süper güç oldular anlamı çıkar. Bugünkü ABD başkanları olan Trump veya Biden’in durumuna geldiler demek olur. - Bugün Firavunun yerine geçenler kimlerdir?
İnsanlar Kur’an gelinceye kadar çocukluk devresini geçirmişlerdir. Peygamberler ve krallar toplulukları idare etmişlerdir. Kur’an insanlık erginlik yaşa ulaştığında nazil olmuştur ve 1. Kur’an uygarlığı Son Peygamber Muhammet tarafından oluşturulmuştur. Ancak kendisinden sonra yeni peygamber gelmeyecek ve yeni kitap indirilmeyecekti. Kendisinin yerini âlimler alacak, kitap da âlimlerin yorumladıkları Kur’an’ın tefsirleri olacaktı. Artık kişi yönetimi sona eriyordu. Bunun için bin seneden fazla zamanın geçmesi gerekiyordu.
Bugün yeni peygamber gönderilmesi durumu sona erdiği gibi krallıklar da sona ermektedir. Diktatörler biraz daha yaşadılar. Çekilip gittiler. Peki, şimdi Firavun yok mudur? Firavunluk sona mı ermiştir?
Firavunluğun sona ermesi kıyametin olması demektir. Şimdiki Firavunlarda tek kişi Firavun olan değildir. Nasıl peygamberlik kuruma dönüşmüşse Firavunluk da kurumlara dönüşmüştür. Bugünkü Firavun derin güçtür; sermayeyi de yönetimi de eline geçirenlerdir.
Kur’an’da İsrail oğullarının böyle bir güce ulaşacakları bildirilir. Bugünkü Musa “Adil Düzen ilim adamları”dır. Bugünkü Firavun ise “Derin Sermaye”dir, diyebiliriz. - شِيَع kelimesini inceleyiniz.
kelimesi gruplaşma anlamında olup bir tek grup oluşturma değil de gruplara ayrılma demektir. Sarmaşıkların bir özelliği vardır. Bitkinin etrafını sararlar, ona ortak olurlar ama bitkiye bir fayda vermezler. Bir topluluk içinde bulunup onların sırtında yaşandığı halde onlar için çalışmayan ve o topluluğa karşı olan grupların oluşmasıdır. Bugünkü partiler fırka değil şiadırlar. Her grup, topluluğun sırtından geçinmek ister ama topluluğu düşünmez.
hareketidir. - شِيَع ca’l etmek ne demektir?
Yöneticiler topluluğa hâkim olmak için topluluğu bölerler, ayrı gruplar haline getirirler, onlar arasındaki anlaşmazlıklara çare olarak varlıklarını sürdürürler. Bugün derin gücün marifeti budur. Bilgisayarla hemen herkesi tanır, zayıf noktalarını bilir, birbirleri ile çatıştırır, böylece onlara hükmeder. Bu metodu bugünkü Firavun o günkü Firavundan çok daha ileri bir şekilde uygular. - Bugün bu nasıl uygulanır?
Önce mafyalar oluşturulur. Bu mafyalar birer şiyeadır. Bunlar bulunduğu topluluklara karşı organize olurlar. Sovyetlerdeki mafyalar kapitalistler aleyhine organize olurlar. Kapitalistlerdeki mafyalar sosyalistler için organize edilirler. İkisinin kaynağı aynıdır. Bunların haberleri bile olmayabilir. Sonra da resmi gizli kuruluşlar oluştururlar. Bunlar da resmen devletin mafyasıdır. Yani mafya metoduyla devlet için çalışanlardır. Derin güç bunları da finanse eder. Devletlerarası iş birliği yaparak onlara katkıda bulunur. Böylece iki mafya insanlığı derin güç adına yönetir.
Bu husus Irak savaşına kadar böyle olmuştur. Irak savaşında CIA ile derin gücün arası açılmıştır. Bugün devlet örgütü ile terör örgütü arasında var olan gizli anlaşma son bulmuştur. Buna göre oluşmuş denge sarsılmıştır. Yeni denge ise kurulamamıştır.
İşte, şeriat düzeninde gizli örgüt yerine açık istihbarat örgütü vardır. İnsanlık buna geçmek zorundadır. Kanlı veya kansız buna geçilecektir. - يَسْتَضْعِفُ kelimesini inceleyiniz.
kelimesi katlamak demektir. Bir kâğıdı katlarsanız alanı küçülür ama kalınlığı büyür. Zafiyetin de bu iki anlamı vardır.
“İsti’daf etmek” demek insanları ikiye ayırmak demektir. Kimilerini zayıflatıp köleler ve işçiler haline getirmektir. Kimilerini ise kredi verip zengin etmek veya makam verip güçlü hale getirmektir. Yani her iki durum da olmaktadır. Topluluklar ikiye ayrılır ve sonuç olarak borçlular ve alacaklılar haline dönüşür.
Demek ki Firavun da böyle yapmıştır. Güçlü olanları daha güçlendirmiş ve sayılarını azaltmış, zayıf olanları da daha zayıflatmış, güçlü olanlarla zayıf olanları yönetmiştir.
Bugünkü durum ile ne kadar benzerdir. - طَائِفَةً kelimesi nekre gelir, neden?
kelimesi gizli olduğu için nekre gelir. Yani bir taifeyi yeraltı taifesi yapar. Burada Kur’an bize bir şeyi bildirmiş olur, o da bütün yeraltı kuruluşlarının birbirleri ile çatışmış görünseler de aynı tayfa içinde oldukları gerçeğidir. - Taifeden sonra gelen مِنْهُمْ daki هُمْ zamiri kimlere işaret eder?
zamiri taifeye işaret eder. Ancak taifenin sıfatı değildir. Bundan sonra gelecek olan “zibh ediyordu” fiilinin mukaddem mefulüdür. ‘O taifeden olan erkek çocuklarını öldürüyordu’ manasındadır. Yani ‘herkesi değil, belirlediği kimselerin çocuklarını zibh ediyordu’ anlamındadır. - Bugün bunlar kimlerdir?
Sermaye zaman zaman belli grupları isti’daf eder ve onlara zulüm eder.
Türkiye’de bir zamanlar tarikat mensupları sonra Risale-i Nur şakirtleri, bazen milliyetçileri isti’daf etmiştir. Sermaye’nin kendisi, mafyalarına istediklerini yaptırır ve isti’daf ettiği kimseleri suçlar ve onları ezer. Bunu iki sebeple yapar. Biri, böyle ezilen sınıf var olsun ve o sınıftan seçtiklerini terörist yapabilsin. Diğeri de, halka gözdağı verip onların isyan etmesini önlemektir. “Bunlara yaptığımı sana da yaparım ha” diyor.
Sovyetlerde her köyde her sene bir veya iki kişi bu amaçla kurban ediliyordu. - أَبْنَاءَ den kasıt nedir?
kelimesi geçmektedir. Bu gelenek, kâhinlerin haberi üzerine öldürme olayı değildir.
Bugün doğum kontrolleri yapılır. Buna işaret olabilir. Kadın hakları dediğimiz bir hakla kadınlar istismar edilir. Evlerinde ailelerine hizmet vereceklerine, onlardan erkekler gibi dışarıda iş yapıp evlenmeyerek veya çocuk yapmayarak yaşamaları istenir. Asıl plan, evlilik dışı ilişkilerle çocukları doğurup kreşlerde büyütmektir.
Marks’ın planında evlilik yoktur. Çocuklar kreşlerde büyüyorlar ve anne babalarını bilmiyorlar, milletlerini bilmiyorlar. Böylece güya özgür insan ortaya çıkıyor! Asıl gayesi Sermaye’ye aileye bağlı olmayan çocuklar yetiştirmektir. Firavunun buna benzer bir planı olup olmadığı hususunda bilgimiz yoktur ama Kur’an bunu ifade ediyor. - قطع kelimesini değil de ذبح kelimesini kullanmıştır neden?
kelimesi daha çok kurban edilen hayvanlar için kullanılır. İnsanların kurbanından bahsedilir. Marks’ın teorisinde bu ifade edilmemiş ama sistemde bu da yerini alabilirdi. Nasıl 10-15 tavuğa bir horoz yetiyorsa çok kadına da 1 erkek yeter.
“Kreşlere verilen çocukları zibh eder, erkeklerden çok kadınları çoğaltırsak, tek Sermaye devletini çok daha kolay idare ederiz. Kadınlar da kavga eder ama gruplar oluşturmazlar. Kavgaları ise kendi aralarında kalır. Cepheler oluşmaz. Oysa erkekler gruplanırlar ve cephe savaşları oluşur. Onları yönetmek zordur.” diye düşünürler.
Kur’an bu ayetleri, onların da o sistemi düşündükleri ama söylemedikleri hususunu bize bildirir. - Bugün bu ذَبْح nasıl gerçekleşir?
Normal düzende savaşlar olur, cephede olanlar ölür, ondan sonra barış dönemi gelir, ölenlerin sayısı yüzde olarak az olur.
Bugün ise mafya teşkilatında insanlar birbirlerini öldürüyorlar. Daha çok erkekler bu işi yapıyor. Yaşlanınca da işe yaramaz hale geldiği için belki de kendi arkadaşlarını kendileri öldürüyorlar. Sermaye bunları tasfiye etmek için uzlaşma yaptırıyor. Onları normal hayata iade ediyor, onun yerine yeni gençler alıyor. İade edemezse, onları bombalatıyor.
Bugünkü devletlerin mafyalara karşı aldıkları tedbir böyledir.
Bizim yapacağımız şey bu hususları iyice tespit ve teşhis ettikten sonra, genel af ile bu sisteme son vermek olmalıdır. Bunun da tek çözüm yolu vardır. O da 100 lojmanlı işyeri apartmanlarının ve semt kooperatiflerinin yaygınlaşmasıdır. Yaşlı da olsa sakat da olsa orada üretici olacak ve öldürmekle yaşamak zorunda kalmayacaktır. - بَنَاتَهُمْ demiyor da نِسَاءَهُمْ diyor, neden?
den kasıt güçlü kuvvetli savaşabilir erkeklerdir. Nisa ise kadın ve erkek ayırmaksızın savaşamayan zayıf halktır. Firavun böyle topluluk istemektedir. Böylece sözünü geçirecektir. Mısır toprakları çok verimlidir. Fazla emeğe ihtiyacı yoktur. Güçlü emeğe fazla ihtiyacı yoktur. Firavun böyle bir politika sürdürmüş olabilir.
Ben bunları düşünüyorum. Siz de düşüncelerinizle katkıda bulunun. Bunlar akla gelenlerdir. Gerçek ise zamanla daha çok araştırmakla elde edilecektir. - أَحْيَى demiyor da يَسْتَحْيِي diyor, neden?
kelimesini kullanır. - Müfsitler/ الْمُفْسِدِينَkurallı erkek çoğul getirilmiş, neden?
Bugünkü ceza kanunlarında örgütlü suçlar söz konusudur. Bir adam hırsızlık yapar, bu suçtur, cezası vardır. Ama birkaç kişi birleşip de suç işlerlerse bunlara verilecek ceza daha fazladır. Suç işlemek ayrı, suç örgütü kurmak ayrıdır.
Demek ki Firavun suç örgütünü kurmuş olup bu örgüt Mısır devletini yaşatan bürokrasi değildir. Bürokrasinin dışında oluşmuş devletin kanunlarına göre hareket etmeyen örgüttür. Gizli istihbarat örgütü onun için İslami değildir. Ajanlar kanunlara göre değil, şartlara göre hareket ederler. İslamiyet’te ise savaş dışında ancak kurallara göre hareket edilebilir. Hatta savaşın içinde çatışma anı dışında yine kurallara uyulur. Şeriat düzeni budur.
Evet, bugünkü düzende mafya ve gizli istihbarat örgütleri şeriat kurallarına göre hareket etmek durumunda olmadıkları için meşru değildir. - Aşağıdaki kavramları karşılaştırınız.
- حيي-ضعف
Toplulukta 3 grup insan vardır. Gruplardan birisi orta seviyenin altındadır. Topluluğun bir kısmı orta seviyenin üstündedir. Bu ikisi de zayıf gruplardır. Kuvvetli grup zayıfların karşıtıdır. Ortadaki grup ise normal hayat yaşayanlardır. Normal dağılım zayıfların yani kuvvetlilerin ve yoksulların az olduğu, orta derecede olanların oluşturduğu topluluktur. Faiz yasağı ve zekât bunu sağlar.
rdan vergi orta sınıfı çökertir, çok zenginlerle çok yoksullar kalır. Yoksul yerine borçlular kalır. Herkes ya alacaklı ya da borçlu olur. Bugünkü durum böyledir.
Kur’an bu iki kelimeyle bu karşılaştırmayı yapmaktadır. - ذبح-علو
(Hac 22/36) diyor. Etler üçe bölünür. Bir kısmı orada pişirilir ve yenir. Bir kısmı, kesenler tarafından alınır evine götürülür. Diğer kısmı da kesmeyenler arasında nüfus sayısına göre bölüştürülür. Benim köyümde bu uygulanır.
Biz de Kur’an’daki diğer ayetlere dayanarak bu hükmü benimsedik.
Kur’an bu iki kelimeyi karşılaştırarak bize bunları düşünmemizi sağlamaktadır. - جعل-كون
olur. İnşaat ve işletme ekonominin dayandığı iki temeldir. Kur’an buna işaret etmiş olur. - طوف-شيع
ise ayrışma demektir. Ayrışarak gruplanma demektir.
Bu iki kelimeyi eşleştirerek oluş hakkında genel kural koyar.
Ya pirinci taştan ayırırsın ya da taşı pirinçten ayırırsın.
Ya doğruyu yanlıştan ayırırsın yahut yanlışı doğrudan ayırırsın. - ءرض-فسد
nsan topluluklarında bozgunculuk vardır. Kanser hücreleri de bozgunculuk yapan hücrelerdir. Hayvanlarda bile kanser hastalığı vardır.
Yeryüzü insanlar için yaratılmış. Bir toplulukta o topluluk aleyhinde topluluğu bozmak isteyen fertleri olan yalnız insan vardır. Yani yeryüzünde ifsat eden yalnız insanlardır. Bunu melekler Allah’a söylüyorlar, “Neden insanları yani fesat yapanları var ediyorsun?” diyorlar.
Yeryüzünde müfsitler olduğu gibi muslihler de vardır. Bunların dengesiyle yeryüzünde dengeler oluşmaktadır. Kur’an bu ayette bunları eşleştirerek buna işaret etmektedir. - بنو-نسو
Bu iki kelime toplulukta iki grup insanlar olduğunu ifade eder. Ağır işleri yapamayan, avlanamayan, savaşamayan kimseler nisadır/kadınlar ve bunlar hafif ev işleri yaparlar. Bunların işyerinde bunların işi varsa güçlü olanlar burada çalışamazlar. İkinci grup ise ağır işleri yapabilen, savaşan, avlayabilen yetişkin erkeklerdir. Düzen tamamen bu ayrım üzerinde kurulur. Ergin erkekler çalışırlar üretirler, ürünlerinin yarısını emeklerinin karşılığı olarak alırlar, kendilerinin olur, yarısını da topluluğa verirler. Topluluk onları nisa içinde yer alanlara bölüştürür. İşte bu eşleşme buna işaret ediyor. - إِنَّهُ - إِنَّ
kelime olarak benzer manalar taşırlar. - أَهْلَهَا-مِنْهُمْ
kelimesi tekil olduğu halde çoğul manasını taşır ve yalnız şuurlu varlıklar için kullanılır. Bu karşılaştırma ile bize bu ilişki anlatılır. - فِي-مِنْ
getirilir.
Öz Türkçe ile:
“Firavun yerde yücelmişti ve orada olanları birbirinden ayırmış onlardan bir takımını düşkün görüyor, oğullarını kesiyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. O bozgunculardan idi.”
Kur’an kelimeleri ile:
“Firavun arzda âli oldu ve ehlini şia ca’l etti. Onlardan bir taifeyi istid’af ediyordu. İbinlerini tezbih ediyor, nisasını istihya ediyordu. O müfsitlerdendi.”
إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَاءَهُمْ وَيَسْتَحْيِي نِسَاءَهُمْ إِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ (4)
***
وَنُرِيدُ أَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ (5)
Va NUvRiWu EaN NaMunNa GaLay elLaÜIyNa uSTuGWiFUv FIy eLEaRWı Va NaCGaLaHuM EaEimMatan Va NaCGaLaHuM VAvRiÇIyNa
“Ve arzda istid’af edilen kimseleri memnun etmeyi irade ediyoruz. Onları imamlar ca’l edeceğiz ve onları varisler ca’l edeceğiz.”
وَنُرِيدُ أَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ |
نُرِيدُ نَمُنَّ نَجْعَلَهُمُ | اسْتُضْعِفُوا أَئِمَّةً | الْأَرْضِ الْوَارِثِينَ | الَّذِينَ أَنْ | علَى فِي | | وَ وَ وَ |
(2+2+1+1)+(1+2+2)+3=14= 16-2 |
نُرِيدُ نَمُنَّ اسْتُضْعِفُوا- أَئِمَّةً الْأَرْضِ- الْوَارِثِينَ الَّذِينَ- أَنْ علَى- فِي |
- Burada وَ harfi nereye atfeder?
ya atfediyor diyebiliriz. “Tilavet ediyoruz ve zayıfları memnun etmeyi murad ediyoruz” diyor. “Bu surelerde anlatılanlardan ders alınırsa, ders alanlar memnun olacaklardır” diyor. Böylece bu surede anlatılanlar sadece bir haber olarak ‘geçmişte böyle oldu’ anlamında değil, gelecekte ne olacağını bildirmek ve ona göre müminlerin davranışlarını ayarlamalarını sağlamak amacıyla indirilmiştir. - “Tilavet” ile “irade” birbirine atfediliyor, neden?
” diyor.
Allah Kur’an’la biz müminlere de tilavet ediyor. Biz de Allah’ın halifesi olarak insanlığa tilavet ediyoruz. Dolayısıyla tilavet eden O’dur.
der, o da olur. Demek ki bu ayet bize olacakları bildirir. - “Minnet” (نَمُنَّ) kelimesini inceleyiniz.
Dolu vermek anlamında memnun etme demektir. Verdiğinin ağzını dikerek kullandırmama ise “imlâl” demektir. - لِلَّذِينَ demiyor da عَلَى الَّذِينَ diyor, neden?
Bir görev birisine verildiği zaman onun o görevi yapacak gücünün olması gerekir, yoksa o görevi yapamaz. Bu kurala göre görev güçlü insanlara verilir. Oysa Allah peygamberleri güçlüler arasından seçmez, zenginlere veya iktidarda olanlara görev vermez. Peygamberlerin çevresinde toplananlar da ileri gelen kimseler değildir. İlahi görev zayıf olanlara verilir ki zayıflar güçsüz oldukları halde zafer kazansınlar.
Demek ki bu güçsüzlerin arkasında bir güç vardır.
harfi ceri gelmiştir. - Sadece “İsti’daf” demiyor da “Arz da isti’daf” diyor, neden?
Arzda kuvvetli olmak demek, iktidarda olmak demektir. Arzda kuvvetli olmak demek, zengin olmak demektir. Kişi olarak isti’daf edilmiyorlar, yani bunların sıhhatleri yerindedir, akılları başlarındadır, kişi olarak zayıf değiller. Bunların paraları yok, mevkileri yok. Bunu belirtmek için “Arzda yani toplulukta isti’daf ediliyorlar” denir. - Bugün isti’daf edilenler kimlerdir?
50 sene önce kooperatifi kurduğumuzda dünya üzerinde Müslümanlar ve Hıristiyanlar, diğer ilahi din mensupları isti’daf edilmişlerdir. Türkiye her alanda dünyada en geri bir topluluktu. Sıralamada hep sondan birinci veya ikinci gelirdi. Dünyada sözle de olsa bağımsız iki Müslüman devleti vardı, Türkiye ve İran. Dünya siyasetinde adları bile okunmazdı. Hristiyanların durumu da pek farklı değildi. Sosyalist ve kapitalistler dinlere cephe almışlardı. Planları şöyleydi: Gençleri dinden uzak tutarsak yaşlılar öldüğünde dünyada artık inanmış kimse kalmaz. Böylece 50 senelik sabır içinde siyasetlerini yürütüyorlardı. İşte isti’daf edilenler dindarlardı. Çin’de de dine cephe alınmıştı. - Bugünün arzı neresidir?
Bugünün arzı yeryüzüdür. 20. yüzyılın başına kadar yeryüzünde henüz devlet aşamasına ulaşamamış yerler vardı. 20. yüzyılın sonunda ise devletlerin hükmetmediği hiçbir toprak kalmamıştır. Karaları devletler bölüştüler, denizleri de bölüşmeye çalışıyorlar. Hatta Ay’da bile arsalar satmaya çalışılıyor. İnsanların bulunduğu her yer buradaki arzdır. - İsti’daf edilenler imam yapılırlar. Bugün bunun örneğini görüyor muyuz?
50 sene evvelki durumla bugünkü durum çok değişmiştir. Bugün Müslümanlar ve Hıristiyanlar bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Artık dünyaya hükmeden imparatorluklar yoktur. Osmanlı İmparatorluğu, Rus Çarlığı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ortadan kalkmış, İngiltere kendi adasına çekilmiştir. Sovyetler yıkılmış, Batı kapitalizmi de son nefesini vermektedir. Kur’an’ın haber verdikleri bir bir gerçekleşmektedir. - Vâris kılınanlar neye vâris kılınırlar?
Arza vâris kılınırlar. Yani 3. binyılda Hristiyanlar, Müslümanlar, Budistler ve Hindular iktidarda olacaklar ve bu dinlere sadakatle mensup olanlar zengin olacaklardır. Sermaye’nin 500 yıldır ürettiği uygarlığa bunlar vâris olacaklardır. Nasıl vâris olacaklarını da biz Semt Kooperatifleri ile anlatıyoruz. Semt Kooperatifleri kurulacak ve bu kooperatiflerde isteyenler istedikleri şekilde yaşayacaklardır. İnanmış olanlar zengin ve güçlü semtler oluşturacaklar, inanmamış olanlar ise kavgalı ve fakir semtler oluşturacaklar. Bugünkü seçim sistemi ile makroda da o semtlerin yani inanmış semtlerin seçtikleri hâkim olacaktır. - “Biz vâris ca’l ettik” der, neyi vurgular?
İnanmışlar zengin olacaklar. İktidara gelecekler ama bunlar kendi güçleriyle savaşarak değil yahut faizli sermaye ile değil, şeriat düzeniyle bu seviyelere ulaşacaklar. “Kendileri değil de biz onları ulaştıracağız” diyor. Yani şeriat sistemiyle güçlü olacaklardır.
AK Parti ve bütün partiler bu gerçeği bir türlü kavrayamıyor ve şeriat dışı usullerle kendi çabalarıyla iktidar ve zengin olacaklarını sanıyorlar. Oysa ancak Kur’an’ın ve diğer ilahi kitapların söylediklerini uygulayanlar başarılı olurlar. Kendi güçleri ile değil, düzen gereği olarak iyiler iktidar olur.
Kur’an çok açık olarak der ki iyiler iyi düzende başarılı olurlar, kötüler de kötü düzende başarılı olurlar. O halde bizim kötü düzende iyi olmak için değil, kötü düzeni değiştirmek için çalışmamız gerekir. - Vârisler/ الْوَارِثِينَkurallı erkek çoğul getirilir, anlamı nedir?
Topluluk topluluğa vâris olur. Mevcut olan bir toplulukta ayrı ayrı kişiler vâris olamazlar. Yani kötü bir düzende bir insan iyi bir şekilde yaşayamaz. Kötü düzende iyi olan bir şey onlara vâris olamaz. Millî Görüşçülerin ve cemaat mensuplarının hataları bunlar olmuştur.
Biz kendilerine Kur’an’ın bu hükümlerini anlattığımızda onlar bizi devre dışı bırakarak biri mevcut düzende siyasetle, diğeri ise bürokrasiyle uygarlığa vâris olmak istemiş ama bugün görüyoruz ki vâris olamıyorlar. - Üçüncü bin yıl uygarlığında kimler neye vâris olurlar?
İki çeşit uygarlık vardır, bunlar kuvvet uygarlıkları ve hak uygarlıklarıdır. Hak uygarlığı miras yoluyla yeni uygarlıklara geçer. Yani eski uygarlıklar ortadan kalkmaz, eski uygarlığın üzerine yeni uygarlık bina edilir, kat çıkılır. Batı uygarlıkları ise yapıcı değil yıkıcı uygarlıklardır. Kendileri yıkarak iktidar olurlar. Sonra da yıkılarak yok olurlar. Yeni kuvvet uygarlığı eski kuvvet uygarlığının devamı olmaz. Yani kuvvet uygarlıkları miras yoluyla intikal etmez. Kuvvet uygarlıklarının mirası da hak uygarlıklarına kalır. - Aşağıdaki kavramları karşılaştırınız.
- رود-منن
“İrade etmek” demek, bir şeyin olmasını istemek demektir. “Memnun etmek” ise bir kimsenin razı olacağı bir şeyi başkasının irade etmesi demektir. İnsanın kendi çabasıyla istediği seviyeye gelmesi ile başkasının iradesiyle istediği seviyeye gelmesi farklıdır. Müminlerin kendi çabalarıyla değil de Allah’ın iradesiyle memnun olmalarına Kur’an defalarca işaret eder. Allah’ın Rahman ve Rahim sıfatları bu iradeyi ifade ettiği gibi istiane ve hidayet de insanların memnuniyetini gösterir. Şeriat ve saadet birlikte varlıklarını sürdürürler. Bu iki kelime ile bize bunları düşündürtmektedir. - ضعف-ءمم
Canlılar ayrı ayrı yaşıyorlarsa çok kuvvetlidirler, kendi kendilerini yaşatacak şekilde var edilmişlerdir. Hâlbuki insan cehul ve zayıf yaratılmıştır. Ancak bir imamın çevresinde ümmet olarak toplandıklarında güçlü olurlar. Tek başlarına diğer canlıların en zayıfı ama birleşince de en kuvvetlisi olurlar. Buna işaret edilir. - ءرض-ورث
İnsanlar yeryüzünde yaşayacak şekilde yaratılmışlardır. Kendileri yeryüzünden yararlanarak yaşarlar, ona karşılık yeryüzünü imar ederler. Yani yere kira paylarını verirler. Böylece bir taraftan insanlar uygarlaşarak çoğalırlar, diğer taraftan da yeryüzü imar edilerek daha çok insanın yaşayabileceği yer haline gelir. İmar edilmiş yerler yeni gelen nesle devredilir, onlar hem bundan yararlanır hem de burasının imarını korurlar ve imarına katkıda bulunurlar.
Bu sistem miras müessesesini ortaya koyar.
Kapitalistler mirası yalnız kişilerin kazançlarını çocuklarına bırakması şeklinde anlarlar, sosyalistler ise mirası kabul etmezler.
İslamiyet ise mirası yalnız çocukların yararlanması için değil, imar edilen yerlerin imarlarını korumaları için çocuklara bırakır. Bundan dolayıdır ki taşınmazların tasarrufu plan ve proje içerisinde yapılır. Plan ve projeyi ise kişiler değil topluluk yapar. - الَّذِينَ - أَنْ
ise cümleyi isme dönüştürür, mastar yapar. Görevleri benzer olduğu için Kur’an bunları eşleştirir. - عَلَى - فِي
da üstüne konan şey konduğu yere etki eder. İkisi de zarfı ifade ettiği için bu iki kelime eşleştirilir.
Öz Türkçe ile:
“Ve yerde düşkün görünen kimseleri sevindirmeyi diliyoruz. Onları başkanlar yapacağız, onları bıraktıklarına konduracağız.”
Kur’an kelimeleri ile:
“Ve arzda istid’af edilen kimseleri memnun etmeyi irade ediyoruz. Onları imamlar ca’l edeceğiz ve onları varisler ca’l edeceğiz.”
وَنُرِيدُ أَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ (5)
***
وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ (6)
Va NuMakKiNa LaHuM Fıy eLEaRWı Va NUvRiYa FiRGaVNa Va HAvMAvNa Va CNUvDaHuMAv MiNHuM MAvKAvNUv YaXÜaRUvNa
“Ve onları arzda temkin edeceğiz ve Firavuna, Hamana ve ikisinin cundlarına onlardan hazer etmiş olduklarını irae edeceğiz.”
وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ |
كَانُوا يَحْذَرُونَ | نُمَكِّنَ نُرِيَ | الْأَرْضِ جُنُودَهُمَا | هَامَانَ فِرْعَوْنَ | لَهُمْ مِنْهُمْ | مَا فِي | وَ وَ وَ وَ |
((2+2)+(2+2)) (2+2+4)=16 |
كَانُوا- يَحْذَرُونَ نُمَكِّنَ- نُرِيَ الْأَرْضِ- جُنُودَهُمَا هَامَانَ- فِرْعَوْنَ لَهُمْ – مِنْهُمْ مَا- فِي |
- Buradaki وَ nereye atfeder?
ye atfeder. Bundan önceki ayet sosyal yapıyı anlatmıştı. Daha çok insanların görevleri üzerine işaret etmişti. İktidar olmak veya zengin olmak bir taraftan insanlara yük yüklemektir. Görev vermektir. Aynı zamanda o görevden kendileri yararlanmış olur. Çıkar paralelliği vardır. Zengin olan zekât verir, insanlığa hizmet eder. İktidar olan da görevini yerine getirir, güvenliği sağlar. Buna mukabil zengin servetini arttırır, iktidar da gücünü arttırır.
Bundan önceki ayet insanın görev tarafını anlatmıştır.
Bu ayette ise insanların bundan yararlanması anlatılır.
Sosyalistlerde özel mülkiyet yok. Kapitalistlerde de kamu mülkiyeti yok.
Şeriatta ise kamu mülkiyeti içinde özel mülkiyet vardır. Bir semtte bütün varlıklar semt kooperatifine aittir. Başka semtlerle ilişki kurarken semtlerin öz mülkiyetiymiş gibi ilişki kurarlar, tek bir mamelektir. Ama semt içinde herkes ayrı ayrı kendi mülklerine sahiptir. Böylece iki mülkiyetin de yararları sağlanmış olur. - Tilavet etme, irade etme, temkin etme kelimelerini karşılaştırınız.
“Tilavet” şeriatı ortaya koyar yani insanların davranış kurallarını ortaya koyar. İnsanlar o kurallar içinde hareket etmekte serbesttirler, özgürdürler. Şeriat dışına çıkma yasaklanmıştır. Çıkmaya kimse mani olmaz ama çıktıktan sonra doğacak zararlar tazmin edilir veya caydırıcılık olmak üzere cezalandırılır. İşte bu “irade”dir. Yani insanlar kendi iradelerini gerçekleştirirler sonra cezalandırılırlar.
Batılılar buna “hukuk düzeni” diyorlar. Onların tanımında bir de polis düzeni vardır. Polis düzeninde iktidarlar insanların şeriat dışına çıkmalarına izin vermezler. Polis, bekçi görevini görmektedir. Hukuk düzeninde ise polis, özgür olan insanın işlediklerinden dolayı yaptıkları hakemlerin tespit ettikleri zararları ödettirme görevindedir.
İslamiyet askerlikte polis düzenini, sivil hayatta ise hukuk düzenini teşri etmiştir. Şeriat düzeninde herkes isterse cezasına katlanmak şartıyla suç işleyebilir. - Burada لَهُمْ gelmiş değerlendiriniz.
gelmiştir. Böylece önceki ayette yaptığımız yorumun isabetli olduğunu teyit etmiş olur. - Yine الْأَرْضِ tekrar edilir, neden?
Sosyalistler özel mülkiyeti kabul etmediklerinden kişilerin gayrimenkulleri o düzende yoktur. Kapitalistler kamu mülkiyetini kabul etmediklerinden özel mülkiyete konu olmayan hiçbir şey yoktur. Karma ekonomistler ise kamu mülkiyeti ile özel mülkiyeti birleştirirler. Bir mülkte bir kısmı özele, bir kısmı da kamuya aittir.
Şeriat düzeninde ise alanlar ayrılmıştır. Sokaklar, denizler, meralar, ormanlar kamuya aittir. Bunun dışında tarlalar, fabrikalar, oturulan evler özel mülktür.
tekrar edilir. Yani kamunun mülkü olan arz ile özelin mülkü olan arz birbirinden ayrıdır. - نُرِيَ fiili nereye atfeder?
‘in etkisiyle mensuplar. Tayibet Erzen). - İrae edilenler kimlerdir?
ile takyit etmesiyle Firavun ve Haman’a gösterilmemiş, Firavun ve Haman gösterilmiş. Gösterilenler ise istida’f edilen kimselerdir. Böylece ayet bize onların geçmişte yaptıklarını şimdi görme imkânımız olacağını bildirir. Bugünkü arkeolojik araştırmalar ile Mısır ve Mezopotamya medeniyetleri büyük bir kısmı ile bilinir. Burada bahsedilen Firavun, Haman ve cunudun kendileri değil de yaptıklarını gösterir. - Firavun, Haman ve orduları tabiriyle kastedilen kimlerdir?
Surenin başında “Musa ve Firavunu tilavet edeceğiz” der. Burada ise Musa’yı değil de “Firavun, Haman ve cunudunu size irae edeceğiz.” der. Orada tilavet burada irae zikredilir. Firavun orada Musa ile burada ise Haman ve ordularıyla zikredilir.
Musa Peygamber, Mısır’da 20 sene gibi uzun zamanda görevini yerine getirdikten sonra Mısır’dan ayrılır. Musa’nın bundan sonraki kıssası başka surelerde anlatılır ama Musa’nın dışında Mısır’ın kıssası devam eder.
Uygarlıklar ikiye ayrılır demiştik; hak uygarlıkları ve kuvvet uygarlıkları. Kuvvet uygarlıklarında da uygarlık oluşur ve hak uygarlıklarına miras bırakılır. Onların mirasını alabilmemiz için onları da öğrenmemiz gerekir. İşte bu ifade ile “size onların uygarlığını da göstereceğiz” der.
Biz de şimdi deriz ki İkinci Kur’an uygarlığını kurarken Batı’yı da öğrenmemiz gerekir. Bundan dolayıdır ki Türkiye’de yapılan inkılapları uygun görüyor, Arapça kadar Batı’da gelişmiş olan matematiği de öğrenmeyi bir vecibe olarak kabul ediyoruz. - مِنْهُمْ deki هُمْ zamiri nereye gider, neye taalluk eder?
gelir. - Onları biz şimdi nasıl görürüz?
kelimesi gözle görmeyi gerektirmez. Bir de Mısır’ın ve diğer kadim devletlerin bıraktıkları yazılarda görürüz. Bunlar kayaların üzerinde yazılar yazmışlar, hala mevcuttur ve okuyoruz. Aynı zamanda yazılı belgeler bırakmışlardır, çözerek okuyoruz. Bu ayet aynı zamanda bizim onların yazılarını çözeceğimize de işaret eder. - Hazer ettikleri nedir?
savaşta kullanılan savunma aletidir, zırh gibi.
Topluluklarda insanların topluluk oluşturmasına uygun melekeler vardır. Bu melekeler içinde bir de başkanda büyük bir güç hissetmeleri vardır. O güçten dolayı herkes ona itaat eder. Başkanlar da bu itaat özelliklerini kullanır ve toplulukları yönetirler. Bütün başkanlar gerçekte kendilerinin bir gücü olmadığını bildikleri için kendi otoritelerini sarsacak tüm davranışlardan kaçınırlar. Kim olursa olsun, en zayıf kişi de olsa, eğer onlara karşı çıkarsa, ona tüm yöneticiler hasım kesilir, onu itaate zorlarlar. Topluluğun dağılmaması için başkanın otoritesinin sarsılmasını istemezler.
Musa Peygamber Allah’ın emrini Mısırlılara tebliğ eder. İsrail oğullarını alıp Mısır’dan götürmek ister. Mısırlılar bunun ekonomiye getireceği zararları bildikleri için buna izin vermek istemezler. Hazer ettikleri budur.
Bizim ortaklık sistemine de Sermaye bunun için karşı çıkar. Ortaklık işletmeleri kurulursa o kendi fabrikalarına işçi bulamaz. - Hazer ettiklerini nasıl görürüz?
Hazer ettikleri İsrail oğullarının Mısır’dan çıkmalarıdır. Çıkarlar, dünyaya yayılırlar, uygarlıklar kurarlar, şimdi de başımızda boza pişirip dururlar. Herkes her gün onların parasını kullanır. Her zaman görüyoruz demektir. - Kur’an’da anlatılan kıssaların buna göre anlamı nedir?
“Onların hazer ettiklerini size göstereceğiz.” diyor. Yani geçmişte cereyan eden olaylar uygarlığa bir katkıda bulunur, kendisinden sonra gelenlere belgeler bırakır.
Firavun ve ordusunu örnek olarak burada anlatıyor ama tarih ilmi geçmişi bugüne getirir. Tevrat bir tarih kitabıdır. Kur’an da tarihi içinde şeriatı ve kâinatı anlatır.
Kıssalar hükümleri içerir. Anlayalım diye örneklerle anlatılır. İçtihat ve icma sistemiyle de Kur’an’da şeriatın tamamı anlatılır. Kıssalar ile de toplulukların yapıları ve varlıkları anlatılır. - Bu ayet üçüncü bin yıl uygarlığını nasıl anlatır?
Üçüncü bin yıl uygarlığının Batı uygarlığı ile İslam uygarlığının sentezi ile oluşacağına işaret eder. Batı uygarlığını Musa, Doğu uygarlığını ise Kur’an temsil eder. Bu surelerde peygamberler Musa merkezli anlatılır. Kur’an’da içtihat merkezli anlatılır. Bunun için Muhammet Peygamber’in adı geçmez. - Aşağıdaki kavramları karşılaştırınız.
- كون-حذر
fiili yardımcı fiildir. Diğer fiili muzarilerin başına gelerek onu geniş zamana tahsis eder. Fiili muzari geçmişte, gelecekte ve şimdiki zamanda olan olayları anlatır. Yalnız geçmişteki olayların şimdi devam etmesi gerekir, etmiyorsa fiili mazi gelir. Sadece fiili muzari söylendiğinde bu 3 manadan her biri ayrı ayrı ifade edilir. Bazı harfler getirilerek tahsis yapılır. Kâne fiili geçmişte, gelecekte ve şimdi o fiilin oluştuğunu ifade eder. İsim cümlelerinden farkı, kâne ile gelen fiillerin bir başlangıcının olmasıdır. - مكن-رءي
Ayette “temkin etme” ile “irae etme” eşleştirilir. İmkân fiille ilgilidir. Rey ise fikirle ilgilidir. Fikir ve fiil insanda birbirlerine dönüşürler. Fikirler fiil olur, fiiller yeni fikirler üretirler. Böylece insan fikirler ile fiillerin peş peşe döngüsüyle hayat sürer. Uygarlıklar da böyledir. Her şey döngü içindedir. Bunu bize hatırlatır. - ءرض-جند
güvenliği sağlanan yerlerdir. Güvenlik sağlanmazsa insanlar yararlanamazlar. - همن-فرع
Burada Firavun ile Haman eşleştirilir. Biri vezir diğeri başkandır. Devlet vezirler tarafından yönetilir. Başkanlar ise vezirlerle halk arasında denge kurarlar. Bürokratların halkın yararına iş yapmaları, halkın da şeriata aykırı iş yapmamaları gerekir. Bunun için yargıya ihtiyaç vardır. Yargı hükümler verir, başkan da ordusuyla bu hükümleri icra eder. Başkan kendisi uygulama yapmaz. Çünkü o zaman tarafsızlığını yitirir, kendi yaptıklarını zorla halka kabul ettirmek durumunda kalır. Yargı da tarafsız olamaz. Bundan dolayıdır ki Türkiye’deki veya Amerika’daki başkanlık sistemi çalışmaz.
Kur’an bunların üzerinde düşünmemiz için bu kelimeleri eşleştirir. - لَهُمْ - مِنْهُمْ
ise gayeyi gösterir. Sebep gaye için vardır. Yani, Allah da insanlar da bir sebebi oluştururken bir sonuç elde etmek için oluştururlar. Bu iki kelimenin karşılaştırılması sebep-sonuç ilişkisidir ki tüm yeryüzü, tüm kâinat buna dayanır. - مَا- فِي
ise kendisinden sonra gelen kelimenin ifade ettiği yerin hepsini içerir ama ikisinde de istiğrak yoktur. Her yerde bulunabilir ama her yerde vardır anlamında değildir. Nerede olduğu belirsizdir. Bu özelliklerinden dolayı burada zikredilir.
Öz Türkçe ile:
“Ve onları yerde yerleştireceğiz, Firavun, Haman ve ikisinin ordularına onlardan kaçınmış olduklarını göstereceğiz.”
Kur’an kelimeleri ile:
“Ve onları arzda temkin edeceğiz ve Firavuna, Hamana ve ikisinin cundlarına onlardan hazer etmiş olduklarını irae edeceğiz.”
وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ (6)
KUR’AN SURELERİNİN TASNİFİ
NO | SURE | GEÇİŞ/GRUP | GRUP TOPLAM/KONU | TOPLAM |
1 | Fatiha (Fihrist) | 1 | 1 | 1 |
2 | Bakara | 2 | الم | 8 | İslamiyet'i anlatır | 64+1 Kur’an Hükümlerini Anlatır |
3 | Âl-i İmrân |
4 | Nisâ | 2 |
5 | Mâide |
6 | En'âm | 2 |
7 | A'râf (المص) |
8 | Enfâl | 2 |
9 | Tevbe (Besmelesiz) |
10 | Yunus | 3 | الر | 12 | İslamiyet'in tarihi evrimi ve içtihat dönemi |
11 | Hûd |
12 | Yusuf |
13 | Ra'd | 3 | المر ve الر |
14 | İbrahim |
15 | Hicr |
16 | Nahl | 3 |
17 | İsrâ |
18 | Kehf |
19 | Meryem (كهيعص) | 3 |
20 | Tâ-Hâ (طه) |
21 | Enbiyâ |
22 | Hac (Medeni) | 1 | 4 |
23 | Mü'minûn (Mekki) | 1 |
24 | Nûr (Medeni) | 1 |
25 | Furkan (Mekki) | 1 |
26 | Şuarâ | 3 | طسم | 3 |
27 | Neml | طس |
28 | Kasas | طسم |
29 | Ankebût | 4+3 | الم | 28 |
30 | Rûm |
31 | Lokman |
32 | Secde |
33 | Ahzâb | |
34 | Sebe' |
35 | Fâtır |
36 | Yâsin (يس) | 4+3 | |
37 | Sâffât |
38 | Sâd (ص) |
39 | Zümer |
40 | Mü'min | حم |
41 | Fussilet |
42 | Şûrâ |
43 | Zuhruf | 4+3 | حم |
44 | Duhân |
45 | Câsiye |
46 | Ahkaf |
47 | Muhammed | |
48 | Fetih |
49 | Hucurât |
50 | Kaf (ق) | 4+3 | Kasem |
51 | Zâriyât |
52 | Tûr |
53 | Necm |
54 | Kamer | |
55 | Rahmân | |
56 | Vâkıa | |
57 | Hadid | 10 | 10 |
58 | Mücâdele |
59 | Haşr |
60 | Mümtehine |
61 | Saf |
62 | Cum'a |
63 | Münâfikûn |
64 | Teğabün |
65 | Talâk |
66 | Tahrim |
67 | Mülk | 32 | 32 | 32 |
68 | Kalem (ن) |
69 | Hâkka |
70 | Meâric |
71 | Nuh |
72 | Cin |
73 | Müzzemmil |
74 | Müddessir |
75 | Kıyamet |
76 | İnsan |
77 | Mürselât |
78 | Nebe' |
79 | Nâziât |
80 | Abese |
81 | Tekvir |
82 | İnfitâr |
83 | Mutaffifin |
84 | İnşikak |
85 | Bürûc |
86 | Târık |
87 | A'lâ |
88 | Gâşiye |
89 | Fecr |
90 | Beled |
91 | Şems |
92 | Leyl |
93 | Duhâ |
94 | İnşirâh |
95 | Tin |
96 | Alak |
97 | Kadir |
98 | Beyyine |
99 | Zilzâl | 16 | 16 | 16 |
100 | Âdiyât |
101 | Kâria |
102 | Tekâsür |
103 | Asr |
104 | Hümeze |
105 | Fil |
106 | Kureyş |
107 | Mâûn |
108 | Kevser |
109 | Kâfirûn |
110 | Nasr |
111 | Tebbet |
112 | İhlâs |
113 | Felâk |
114 | Nâs |
1+(2*4+3*4)+(1+1+1+1)+3+4*(4+3)+10+32+16 | 114 |
1 + 112 +1 = 1 + 16*7 + 1 = 6*19 |
1095. SEMİNER LÜGATI |
NO | Kelime | Kök/Vezin | Açıklama |
| أَبْنَاءَ | أَفْعَالَ/بنو | اِبْن kelimesi بنو kökünden gelir. Yapı anlamındaki “bina” بني kökünden gelir. Sonunda canlılar ölürler, yerlerine çocuklarını bırakırlar. Çocuklar babalarını yaşatırlar. اِبْن kelimesi oğul demektir, aynı zamanda Türkçedeki ilim adamı yerine kullanılır. Biz “ilim adamı, iş adamı, din adamı” deriz. Kur’an dilinde bunlara اِبْن denir. ب geçişi, ن belirsizliği, و bağlanmayı ifade eder. |
| الْأَرْضِ | الْفَعْلِ/ءرض | سَمَاء hayvanın sırtı, أَرْض da hayvanın karnıdır. Sırtın üst kısmına سَمَاء, alt tarafına da أَرْض denir. أَرْض toprak parçası ve yer küre, سَمَاء da gök küre demektir. Her tabakanın üst üste olmasından dolayı her birinin adı da semadır. سِيمَى çehre demektir. سَمَاء hayvan sırtı demektir. Görünen taraf demektir. وَسْم hayvanın sırtına vurulan damga demektir. س mekânda dizi yani sıralamayı, م enginliği, و beraberliği ifade eder. ءرض Kur’an’da 461, جلس Kur’an’da 1 defa geçer. Toplam 462 (2*3*7*11) eder. ء gücü, ر tekrarı, ض katlamayı ifade eder. |
| آيَاتُ | فَعَلَاتُ/ءيي | أَوْيَة kuş yuvası demektir. Türkçedeki “yuva” kelimesi de buradan gelir. Sonra و harfi ي’ye dönüşmüş أيي olmuştur. Yüksek yerlerdeki yapılar, işaretler ayettir. Türkçedeki ay da buradan gelmiş olabilir. آيَة işaret, alamet, delil demektir. Başına أَ harfi getirilirse “Delil mi? Hangi delil?” anlamlarına gelir. Sonraları ismi mevsul olarak veya soru edatı olarak “hangi” anlamında أَيُّ kullanılmaya başlanmıştır. أَيَّانَ“ أَيُّ آن” demektir. حَان su kenarındaki konaklama yeridir. Hayvanlar belli saatlerde buraya gelip su içerler. Bu esnada bunların sütü sağılır. حَانَة mastarı develerin suya gelmesi zamanının yaklaşması demektir. Sonra حِين herhangi bir işin yapılması için ayrılan zaman olmuştur. Sonra ح düşmüş آن olmuş. Şimdiki zaman için kullanılmıştır. ء güç, ي kolaylık demektir. |
| أَئِمَّةً | أَفْعِلَةً/ءمم | Kele etrafı çevrilmiş çayırlık demektir. Etrafının çevrilmiş olmasından dolayı bütün anlamında kullanılır. Marifenin üzerine gelirse birinin bütün cüzleri anlamına gelir. Nekre üzerine gelirse türün bütün fertlerini kapsar. Kur’an’da كلل 379, كلء 1 defa geçer. Toplam 380 (22*5*19) eder. ك oluşmayı ل belirlemeyi ifade eder. |
| جَعَلَ | فَعَلَ/جعل | جِعَال ele pisliğin veya sıcaklığın bulaşmaması için tutulan deri veya bez parçası demektir. Sonraları kılmak anlamında kullanılmıştır. Kılma ile yapma arasındaki fark, yapmada yeniden var etme, ca’lde ise var olan bir varlığı yeni bir işe koymak anlamı taşır. ج toplanmayı, ع etkiyi, ل belirliliği ifade eder. |
| جُنُودَ | فُعُولَ/جند | جُنْد orduyu oluşturan savaşçılar demektir. Böylece ordu anlamına da gelir. İlk topluluklar meyvecilikle geçinmişler, güçlü erkekler koruma nöbetlerini tutmuşlardır. Bunlara cünd denirdi. Sonra ordu anlamı kazanmıştır. جند Kur’an’da 29, جلد ise 13 defa geçer. Toplam 42 (2*3*7) eder. ج topluluğu, ن belirsizliği, د çevreyi ifade eder. |
| شِيَعًا | فِعَلًا/شيع | شَيْع Sarmaşık demektir. Kur’an da 12 defa geçer. ش ani sıçramayı ي kolaylığı, ع üstünlüğü ifade eder. |
| طَائِفَةً | فَاعِلَةً/طوف | طَوَاف Çeper demektir. Çeper yapmak el ele vererek halka oluşturmaktır. Bir iş yapmak için oluşmuş gruba taife denir. Kur’an’da طوف 41, طوي 5 defa geçer. Toplam 46 (2*23) eder. ط uyumluluğu, و beraberliği, ف kopmadan ayrılmayı ifade eder. |
| فِرْعَوْنَ | فِعْلَوْنَ/فرع | فَرْع ağaç dalıdır. Kişinin anne baba ve onların anne babalarına usul, çocukların ve onların çocuklarına da furu’ denir. Firavun soy anlamında hanedan demektir. Kur’an’daفرع 1, فرج 9 defa toplam 10 (2*5) eder. ف kopmadan ayrılmayı, ر tekrarı, ع üstünlüğü ifade eder. |
| قَوْمٍ | فَعْلٍ/قوم | قَائِمَة Hayvanların ön ayaklarına denir. قَوْم ise ağacın gövdesi demektir. Kıyam etmek (قِيَام), kalkmak veya ayakta durmak anlamındadır. قَائِم ayakta durandır. Mecazi olarak sağlam, bozulmamış veya bozulamayacak anlamındadır. ق dayanıklılık manasında güçlü olmayı, و beraberliği, م ise hava, su, atmosfer gibi enginliği ifade eder. |
| كَانُوا كَانَ | فَعَلُوا/كون فَعَلَ/كون | كَوْن tepe demektir. بَيْن’in karşılığıdır. Bunlara mukabil düz olan yere de هَوْن denir. كَانَ tepe manasından yararlanılarak “olmak” fiilini oluşturur. هَوْن yokluğu bildirir, uzaktaki veya görünmeyen anlamındadır. بَيْن insanın kendisini bildirir. كَوْن de ortada olan, görünen anlamındadır. Oluşu ifade eder. لَمْ يَكُنْ “olmadı” veya “yok” anlamınadır. كَانَ ise “oldu” veya “-dır” anlamına gelir. ك oluşu, و beraberliği, ن belirsizliği ifade eder. |
| الْكِتَابِ | الْفِعَالِ/كتب | Derinin deri ile dikildiği sırım, iptir. Deriyi deri ile dikiş demektir. Sözleşmelerin yazılmasına kitap denir. Yani kitap sözleşme değeri taşıyan yazıdır. Hattan (خَطّ) farklıdır. “Ehli Kitap” sözleşmeleri olan topluluktur. “Kitap verilenler” ise Yahudiler ve Hıristiyanlardır. Kur’an’da كتب 319, كتم 21 defa geçer. Toplam 340 (22*5*17) eder. ك dağı, oluşu ve hitapta seni ifade eder. ت de dağı oluşu ve hitabı ifade eder. İki harf de şemsidir. Birisi arka damaktan, diğeri ön damaktan çıkar ت faili, ك ise mefulü ifade eder. ك kâinatı, ت tepeleri, ب geçidi ifade eder. |
| الْمُبِينِ | الْمُفْعِلِ/بين | بَيْن topraktaki yarık demektir. بين Kur’an’da 523, بور 5 defa geçer. Toplam 528 (24*3*11) eder. ب geçiş, ي kolaylığı, düzlüğü, ن belirsizliği ifade eder. |
| الْمُفْسِدِينَ | الْمُفْعِلِينَ/فسد | وِسَاد yıkılmış uzanmış ağaç parçası, yastık anlamında kullanılmaya başlanır ve bu yılmış anlamından و'nin ف’e dönüşmesiyle bozulmuş anlamı kazanır. ف ayrılmadan kopmayı, س mekânda diziyi, د çevreyi ifade eder. |
| نَبَأِ | فَعَلِ/نبء | نَبَء doğurmadan evvel devenin memesinde görülen süttür. Doğuracağının habercisi olur. Sonra gelecekte olacak olaylar hakkında verilen bilgilere خَبَر denir. نَبِيّ tepe üzerinde oturan gözcüye denir. Geçmişten bilgi vermeye de نَبَء denir. ن belirsizliği, ب geçidi, ء de gücü ifade eder. |
| نَتْلُو | نَفْعُلُ/تلو | تِلْو toklu demektir. Tabi olma, peşine koşma, arkasından gelme, aksettirme anlamlarını almıştır. Sütten kesilen ve anasının peşinde koşan yavru demektir. Arkasından gitmek anlamındadır. Sonra aksettirme anlamına gelmiş ve başkasına okuma anlamı kazanmıştır. Kur’an’da تلو 63, تلل ise 1 defa geçer. Toplam 64 (26) eder. |
| نُرِيَ | نُفْعِلَ/رءي | رَايَة bir yere konmuş, oranın özelliğini gösteren işaret demektir. Uzaktan görülebilen işarettir. رَأْي ise görmek anlamındadır. رَأْي derinlemesine görmek, نَظَر genişlemesine görmek, بَصَر uzağı görmek, شُهُود ise içinde bulunmak, her yönüyle görmek demektir. رَايَة uzaktan görülebilen işaret demektir. بَصَر göz demektir. “Nazar” korkuluk demektir. ر tekrarı, ء gücü, ي kolaylığı ifade eder. |
| نُرِيدُ | نُفْعِلُ/رود | رِوَاد bir şeyi çevirmek için kullanılan koldur. Sonra mastar olarak bir iş yapanın o işi yamak isteğine isim olmuştur. Yani işleri döndüren beyindeki kol anlamına gelmiştir. رُوَيْدَة maksatlı yani bir işin sonunu görmek için mühlet vermek demektir. ر tekrarı, و beraberliği, د harfi çevreyi ifade eder. |
| نِسَاءَ | فِعَالَ/ نسو | نِسَا kalçadan ayak topuğuna kadar olan damarın adıdır (siyatik). Arkada kalan, geride olan manasındadır. Unutmak manasında olan نسي kökü ile akrabadır. Kur’an’da نسي 45, نسو 59 defa geçer. Toplam 104 (23*13) eder. ن belirsizliği, س mekanda diziyi, ي kolaylığı, و beraberliği ifade eder. |
| نُمَكِّنَ | نُفَعِّلَ/مكن | كَوْن tepe demektir. مَكَان yer anlamına gelir. İsmi mekânın sülasileşmesi ile مكن kök olmuştur. مَكْن çekirge veya kertenkelenin yumurtası, yumurtladığı yere de مَكَان denir. Kur’an da 50 defa geçer. م enginliği, ك oluşmayı, ن belirsizliği ifade eder. |
| نَمُنَّ | نَفْعُلَ/منن | مَلَّة içi dolu kapatılmış torba, إِمْلَاء içine koymak demektir. إِمْلَال tamamen doldurup çuvalın ağzını dikmek demektir. إِمْلَاء yazdırmak, إِمْلَال imzalamak demektir. Burada ل ن’a dönüşmüş olabilir. Dolu (bolluk) vermek anlamında memnun etmek; verdiğinin ağzını dikip kullandırmamak ise minnet demektir. م enginliği, ن belirsizliği ifade eder. Kur’an’da منن27, مني 21 defa geçer. Toplam 48 (24*3) eder. |
| هَامَانَ | فَاعَالَ/همن veya فَعَلَانَ/هوم | هَامَانَ Arapça değildir, acem bir kelimedir o yüzden vezni Arapçaya uymaz. Bu kelimenin kökü için 2 teori vardır: 1.Teori: Kök همن dir. Aslen ءمنkökünden dönüşür. Aynen şahit olan, üstün olan anlamındadır. 2. Teori: Kök هوم dir. Baş, başın orta kısmı anlamına gelir. هَامَة başa konan taç, هَام lider, şef demektir. ه derinliği, içtenliği, م genelliği, ن nekreliği, و beraberliği ifade eder. |
| الْوَارِثِينَ | الْفَاعِلِينَ/ورث | إِرْث ateş söndükten sonra kalan kül ve kömür atıklarına denir. Ölülerin bıraktıkları mallara “miras” denir. Bunlara sahip olmaya da “vâris” denir. Kur’an’da ورث 35, ورد ise Kur’an’da 11 defa geçer. Toplam 46 (2*23) eder. و beraberliği, ر tekrarı, ث dağınıklığı ifade eder. |
| يَحْذَرُونَ | يَفْعَلُونَ/حذر | حِذْر Savaşta kullanılan savunma aletidir, kalkan gibi. حذر Kur’an’da 21, حثث 1 defa geçer. Toplam 22 (2*11) eder. ح hareketi, ذ işareti, ر tekrarı ifade eder. |
| يُذَبِّحُ | يُفَعِّلُ/ذبح | ذَبِيح kesilmiş hayvan demektir. Kur’an’da ذبح 9, ذوق 63 defa geçer. Toplam 72 (23*32) eder. ذ işareti, ب geçişi, ح hareketi ifade eder. |
| يَسْتَحْيِي | يَسْتَفْعِلُ/حيي | Kış uykusundan uyanmış yılana حَيّ, kış uykusundaki yılana da مَوْت denir. Kur’an’da حيي 189. حير 1 defa geçer. Toplam 190 (2*5*19) eder. ح hareketi, ي kolaylığı ifade eder. |
| يَسْتَضْعِفُ اسْتُضْعِفُوا | يَسْتَفْعِلُ/ضعف اُسْتُفْعِلُوا/ضعف | ضِعْف katlama demektir. Kâğıdı ikiye katladığınız zaman alanı küçülür, kalınlığı artar. Bu sebepledir ki zaif iki manayı da taşır, küçülme veya büyüme anlamlarını taşır. Zaifler gücü yetmeyenlerdir. Bir iş yapamazlar. Katlanmış deri demektir. Yarıya indirmek veya iki kat yapmak anlamına gelir. Kur’an da 52 defa geçer. ض katlamayı ع üstünlüğü ف kopmadan ayrılmayı ifade eder. |
| يُؤْمِنُونَ | يُفْعِلُونَ/ءمن | أَمَنَة kapıları karşı karşıya olan evlerin ara yeridir. İlk topluluklar evleri bitiştirerek kale gibi yerleştirirdi. Kapılar ara sahanlığa açılır. Bu yerin adı أَمَنة idi. Buraya bir şey konulması o şeyin güvene alınması demektir. أَمَانَة buraya konmuş olan şeydir. أَمِنَ güven içinde olma, أَمَنَة karşı karşıya bulunan evlerin arasındaki yer demektir. Eskiden evleri bitiştirerek bir duvar meydana getirirler ve kapılarını orta boşluğa açarlardı. Orta boşluğa bir kapıdan girilirdi. Böylece orası güven altında olurdu. Oraya bir mal koymak veya oraya girmek أَمِنَ kelimesi ile ifade edilirdi. أَمِنَ emniyet ve güven altına almak demektir. Kur’an’da ءمن ,71 يمن ise 879 defa geçer. Toplam 950 (2*52*19) eder. ء gücü, م enginliği, ن belirsizliği ifade eder. |
***