EN'AM SURESİ TEFSİRİ(6.SURE)
Süleyman Karagülle
16 Okunma
74 VE 76.AYETLER TEFSİRİ

AÇIKLAMA

SÜLEYMAN KARAGÜLLE 2017 YILINDA EN’AM SURESİ 1-55’inci AYETLER ARASINI YAZMIŞTI…

10 HAFTA ONLARI YAYINA HAZIRLADIK VE SEMİNERLERİMİZİ YAPTIK, ELHAMDÜLİLLAH…

56-60. AYETLER ARASINI ONUN BİLGİSAYARINDA BULMAYA ÇALIŞIYORUZ; HENÜZ BULAMADIK!

2021 YILINDA EN’AM SURESİ 61’inci AYETTEN SONRA YAZDIKLARI İLE DEVAM EDİYORUZ… RNE

 

***

 

EN’AM SÛRESİ - 15. Hafta

 

***

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ آزَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا آلِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ (74) وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ(75) فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَا أُحِبُّ الْآفِلِينَ (76)

 

***

 

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ آزَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا آلِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ(74)

Va EiÜ QAvLa EiBRAHİyMu LiEBİyHIy EAvÜaRa Ea TatTaPlÜu EaÖNAvMan EAvLiHatan EinNİy ERaVKa Va QaVMaKa FIy WaLALin MüBIyNın(74)

“Hani İbrahim ebi olan Azer’e ‘Esnamı ilahlar mı ittihaz ediyorsun? Ben seni ve kavmini mübin bir dalalet içinde rey ediyorum.’ diye kavl etmişti.”

 

  1. وَإِذْ deki وَ nereye atfediyor?

Bu surede إِذْ ile başlayan başka ayet yoktur. Dolayısıyla sure başındaki الْحَمْدُ لِلَّهِ ye atfetmektedir. Sure ikiye ayrılmaktadır.

Bu sure İslamiyet’i anlatan ilk sekiz surenin beşincisidir.

İlk dört sure İslamiyet’in Kur’an’dan önceki gelişmesini anlatmıştır.

Son dört sure Kur’an’ın nazil olmasından sonraki İslamiyet’i anlatmaktadır.

İlk iki sure olan En’am ve Araf sureleri İslamiyet’in tebliğ tarafını, son ikisi olan Tevbe ve Enfal sureleri ise İslamiyet’in savunma tarafını anlatmaktadır.

Tebliğ surelerinin birincisi şeriat, ikincisi tarikat tarafını anlatmaktadır.

O halde bu sure Kur’an’dan sonra İslamiyet’in şeriatla ilgili tebliğ tarafını anlatmaktadır.  Şeriat akla dayanır, ilme dayanır.

İlimle İslamiyet’i savunan ve tüm insanlara hitap eden peygamber İbrahim olduğu için bu surede İbrahim Peygamber kıssasına önce yer vermiştir, وَ harfi ile sureyi ikiye ayırmıştır.

 

2- Buradaki إِذْ ne manaya geliyor?

Kur’an peygamberlerin kıssalarını anlatırken إِذْ ile başlar. Eğer geçmişten bir kıssa anlatılacaksa, o kıssa günümüzdeki bir olayı izah etmek için anlatılacaksa, olayın hala tesiri varsa إِذْ ile başlar. Bu kelimeyi Türkçeye de “Hani” diye tercüme ederiz.

İbrahim Peygamber akla dayanarak İslamiyet’i savunmuş, tüm insanlığa hitap etmiştir. Kur’an İbrahim Peygamberin başlattığı bir dini tanımlamıştır. وَ harfi ile atfederek, İslam dininin yeni bir din olmadığını, beşeri bir inancın kemale erdiği bir din olduğunu anlatır.

 

3- “İbrahim” kelimesini inceleyiniz.

بره kökü برق‘den dönüşmüştür. Âdem’e öğretilen esmada insanlar yakın mahreçli harfleri değiştirdiler ve farklı mana kazandırdılar. ق harfini ه harfine çevirdiler ve yeni mana verdiler. ق kuvveti, ه ise düşünceleri ifade eder.

Kur’an’da بره 77 , برق ise 11defa geçmektedir. Toplam 88 (23*11) eder.

Karanlıkta nerede olduğunuzu, çevrede neler olduğunu bilemezsiniz. Şimşek çakar, birden ortalık aydınlanır, her şey açık olur. Buna benzer şekilde aniden ortaya çıkan kesin delillere “burhan” denmektedir.

İlkyazı, matematik ve müspet ilimler Mezopotamya’da gelişmiştir.

Peygamber İbrahim’den önce peygamberler mucize göstermiş ve insanları mucizelerle çağırmışlardır. İlk olarak İbrahim Peygamber ilmi delillerle İslamiyet’i anlatmıştır. Bunun için “İbrahim” denmiştir. Sonuna م eklenmiştir. م suyu, dipsiz enginliği ifade eder.

Din beşerileştirilmelidir. Kur’an, Peygamber İbrahim’in başlattığı tüm beşeriyeti birleştiren ve savaşı savunma savaşı haline teşri eden bu düzeni kemale erdiren bir kitaptır.

 

4- لِأَبِيهِ’deki لِ ne “Lam”ıdır?

قَالَ kelimesi müteaddi bir fiildir. Mefulü ise söylenen sözdür. Genellikle cümle veya cümlelerden oluşur. Diğer fiillerden farkı vardır.

İsmi değil de cümleyi meful alır ama kime söylenirse de لِ harficeri ile ikinci mefule teaddi eder. O halde bu “Lam” teaddi Lam’ıdır. لِ gelmiştir. Çünkü insan karşı tarafa bir şey söylerken onun lehine olan bir şeyi söyleme durumundadır.

 

5- أَب kelimesini inceleyiniz.

بَاب kapı demektir. Kapıyı tutturmak için konan direğe “Ebebe” denmiş, sonraları çatıdaki ana direkler için kullanılmıştır. Ailenin direği anlamında, babanın adı olmuştur.

“Baba” kelimesi Arapçanın dışındaki dillerde de ata anlamında kullanılmaktadır. Türkçedeki “bile” ve “ile”de olduğu gibi ب harfi ء’ ye dönüşmektedir.  Arapçada أَب olmuştur.

Oluşmaya sebep olan kimselere veya hayvanlara أَب/baba denmektedir

Kur’an’da ءبو 117, ءبي 13 defa geçer. Toplam 130 (2*5*13) eder.

ء gücü, ب geçidi, و beraberliği ifade eder.

 

6- آزَرَkelimesini inceleyiniz.

إِزَار belden aşağı sarılan etek, peştamal demektir.

أزر kökü 3, أصر kökü de 3 defa geçer. Toplam 6 (2*3) eder.

ء Gücü, ز zamanda diziyi, ر tekrarı ifade eder.

Peştamal örtünmek için kullanılır. Yük taşırken bedeni rahatsız etmemek için sırtına peştamala benzer kaba bir parça örtülür. Sırttaki örtüyü ifade eder.

Peygamber Musa Allah’a “Harun’u bana vezir kıl” diyor.

Buğday başakları önce dik dururlar. Olgunlaşıp ağırlaşınca eğilirler. Yük taşıyan insan nasıl eğilerek yürürse, başak da eğilmiş olur. Kur’an’da ona işaret edilmektedir.

 

7- آزَرَ kelimesinin i’rabdaki yeri nedir?

Türkçede “Âlim Ahmet geldi” derseniz âlim sıfat, Ahmet isim olur.

Türkçede “Ahmet âlim” derseniz, “âlim” bedel “Ahmet” isim olur.

أَبِيهِ لِآزَرَ denseydi أَبِيهِ atfı beyan olurdu. آزَرَ burada isim değil, sıfattır. “Azerli anlamındadır. Babasının adının “Tarah” olduğunda ittifak vardır. Sümerler Mezopotamya’ya Kafkasya’dan gelmişler. “Hazarel” Azerlerin adıdır. Hazar Denizi hala onların ismini taşıyor. Türk ırkından olan Azeriler bugün de aynı ismi taşıyorlar.  

 

8- أزر kökü Kur’an’da kaç defa geçer?

Kur’an’da kök olarak üç yerde geçer. Peygamber İbrahim’in babası olarak da yalnız bu surede ve bu ayette geçer.

Dünyada üç ırk vardır.

Sami ırkı savaşta aldıkları yerli halkı asimile edip Araplaştırdılar.

Hamiler ise sınıflar oluşturup kast usulünü kurarlar. Onlar aristokrat olur, yerliler ise parya olarak alt sınıf oluştururlar.

Türkler ise girdikleri yerin halkıyla kaynaşarak yeni ulus oluştururlar ve yeni uygarlık meydana getirirler. Hazarlar bunun örneğini vermişlerdir. Kendileri İsrail oğlu olmadıkları halde Yahudiliği resmi olarak kabul eden tek devlettirler. Bugünkü Rusya Yahudileri bunlardır. Lenin de bunlardandı. Peygamber İbrahim bu aileden yetiştiği için irsinde beşerilik vardır.

 

8- أَتَتَّخِذُ daki أَ neyi ifade ediyor?

أَ inkârı içeren soru edatıdır. Türkçedeki “mı?” karşılığıdır.

Türkçede olmayan, Arapça olan bir de هَلْ vardır. O da tasdiki tasvibi içerir. Gelmesini istediğiniz kimseye “Gelmez misin?” dersiniz. Bu durumda “Bugün buraya gelmesin” dersin. Yani geleni istemezsin.

Peygamber İbrahim de babasına ve kavmine “Neden ittihaz ediyorsunuz?” demiş oluyor. “İttihazınız yanlıştır” diyor. Onun için أَ gelmiştir.

 

9- أَصْنَامًا kelimesini inceleyiniz.

صَنَم bir şeyin çizilmiş şeklidir, benzeridir. Haç gibi sembolik şekillerdir. Şaman kelimesi ile akrabalığı vardır.

Kur’an’da 5 defa geçer. Üçü İbrahim’in kısasında geçer. صمم 15 defa geçer. Toplam 20 (22*5) eder. ص dayanıklılığı, ن belirsizliği, م enginliği ifade eder.

Dördü İbrahim kıssasında geçer. Biri de Musa’nın çölde bulunan kavmi için geçer.

Demek ki İslam’ın İbrahim Peygamber ile özel ilgisi vardır. Peygamber Musa’nın bulduğu esnam Peygamber İbrahim’in kalıntılarıdır.

Demek ki İbrahim Peygamber Şamanizm’le mücadele etmiştir.

Devletler aşaması önceki dönemlerde insanlar kabileler halinde yaşıyorlardı. Yazılı şeriatları yoktu. Her kabile kendi dilinde başlangıçta tek tanrıya tapıyordu. Sonunda anlaştılar, merkezi bir mabette her kabile kendi tanrısının sembolünü, haçını bırakıyor, buna ibadet ediyordu. İbrahim Peygamber bunların ayrı tanrılar değil de tek Tanrı olduğu tezini ortaya attı. İnsanlığı barışa çağırdı. Kur’an bu çağrıyı tekrarladı. O günkü teknoloji uygulamaya müsait olmadığı için uygulama zamanımıza kalmıştır. Bugünkü işçilikten ortaklığa geçme budur.

 

10- أَصْنَامKur’an’da kaç defa geçer?

Kur’an’da 5 defa geçer. Dördü kendisinin kıssasında, bir de Peygamber Musa’nın kıssasında ama Peygamber İbrahim’in kavminin kalıntıları anlatılırken geçer.

 

11- Esnamı ilah ittihaz etme ne demektir?

“Ahz etm”e avuçlamak demekti,r “kabz” tutmak demektedir. Buradaki avuçlama bedeldir. “Onları avuçlarına aldılar” demektir. Yani “mabetlere koydular” anlamındadır.

 

12- تَتَّخِذُ, يَعْكُفُونَ ve نَعْبُدُ kelimelerini karşılaştırınız.

Kur’an’da “Esnamı ittihaz ettiler” yalnız burada geçer. Bir yerde يَعْكُفُونَ kelimesi ile, bir yerde “keyd” kelimesi ile geçer. Diğerlerinde ibadet kelimeleri ile geçer.

“İttihaz etmek” demek, onları avuçları içine saklamak anlamındadır.

“Ukuf etmek” demek, onların konduğu yeri mukaddes sayıp oraya gidip ziyaret etme demektir.

“İbadet etme” ise onların temsil ettiği toplulukları yaşatma demektir.

Her kabile kendi topluluğunu yaşatmak ister.

Kapitalistler toplulukları dağıtıp tek topluluk haline getirmek isterler.

Sosyalistler topluluk hiç olmasın derler.

İslamiyet ise topluluklar olsun, her topluluk kendi çıkarlarını arasın ama bunu çıkar paralelliği içinde arasın, çıkar çatışması içinde yapmasın ister.

İbrahim Peygamber işte bunu anlatmaktadır.

 

13-  إِنِّي أَرَاكَ de neden fasl olmuştur?

İbrahim Peygamber babasının ve kavminin yaptıklarını yorumladığı, başka bir şey anlatmadığı için وَ veya فَ getirilmemiştir.

 

14- Neden “kavmimize/ قَوْمَنَا” demiyor da “kavmine/قَوْمَكَ” diyor? Onun kavmi değil mi, neden müfret?

“Kavmine” diyerek cephe aldığını bildiriyor. “Artık bu kavim bu gidiş ile benim kavmim değildir” diyor.

O kavmi terk edip ayrılmayı göze alamayanlar o kavmi uyaramazlar.

 

15- Dalalet nasıl görülür?

Buradaki görme gözle görme değildir, benim beynimdeki görüştür. Doğruluğunu gelecek yıllar ve asırlar gösterecektir demektir. Nitekim dört bin yıldır Peygamber İbrahim’in dedikleri gerçekleşiyor.

 

16- Dalalet içinde olmak ne demektir?

Hedeften ayrılmamış ve çabalamakta ama hedefe doğru ilerleyememektedir.

Buradaki “dalalet” mastar olarak alınırsa “dalalet yapma işiyle meşgulsünüz” denmiş olur yahut plan dışındasınız demektir.

 

17- “Dalalet” nedir?

ضَالِل eriyik demektir. ضَالِلُ الْمِلْحِ tuz eriyiği demektir.

Bir kimsenin veya bir hayvanın kaybolması da ضَلَّ fiili ile ifade edilir.

“Dalal içinde olmak” demek kaybolmuş durumda olmak demektir. Kendisinin nerede olduğunu bilmez durumda olmaktır. Gitmek istediğin yöne doğru gitmemek veya gidememek demektir.

 

18- “Mübin dalalet” nedir?

“Mübin dalalet” kendi kendisini kanıtlayan dalalettir.

“Mübin” kanıtlanan değil kanıtlayan demektir.

Bütün dinler ve mezhepler birbirinin yanlışını bulurlar ve böylece kendilerinin haklı olduğunu söylerler.

Bugün sosyalistler ve kapitalistler birbirlerini kötülerler, kendilerini savunmazlar. “Bizde de yanlışlıklar vardır ama daha azdır” derler.

Mübin dalalet işte bunu yani bu durumu ifade eder.

 

19- Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.

  1. QAvLa- ERaVKa/ قَالَ - أَرَاكَ

“Rey” görüşle, “kavl” sözle ifade edilir.

Söz hem görüşünü topluluğa aktarma aracı hem de aynı zamanda topluluğun reyini öğrenme aracıdır.

  1. TatTaPlÜu –Ea/ تَتَّخِذُ - أَ

“İttihaz etmek” demek, bir şeyi bir şey olarak edinmek demektir.

“Esnamı ilah ittihaz etmek” dağları ev olarak ittihaz etmek gibidir.

İnsanların en çok şaşırdıkları konu ittihazdır.

Ekseriyet oyunu hak ittihaz etmek, karşılıksız nakdi veya senedi semen olarak ittihaz etmek, yöneticileri tanrı ittihaz etmek gibi.

Buradaki sorun budur?

Her şeyi yerli yerinde kullanmak Hakkı ittihaz etmedir.

Olmayanı olan ittihaz etmek batıl ittihaz etmektir.

  1. EaÖNAvMan- EAvLiHatan / أَصْنَامًا - آلِهَةً

Heykeller ilah ittihaz edilmiştir. 20. yüzyılda insanlar açlık veya silah zoru ile heykellere taptırılmıştır. Hala sokaklar mabut heykellerle doludur.

İbrahim Peygamber ateşe atıldı, bugün de insanlar hapishanelerdedirler.

  1. WaLALin- MüBIyNın/ ضَلَالٍ- مُبِينٍ

“Mübin” kendi kendini kanıtlayan düzen demektir. İktidar ve muhalefet birbirinin kötülüklerini anlatırlar. Kendileri de “Biz iyiyiz” demezler “Biz daha az kötüyüz.” derler. Böylece sistem kendi kötülüğünü kanıtlamış olur.

  1. EiBRAHİyMu- EAvZaRa/إِبْرَاهِيمُ-آزَرَ

İbrahim Peygamber Azeridir. Bugünkü Azerilerin yapısında halkla kaynaşıp yeni uygarlık ve ulus ortaya çıkarmıştır. Osmanlılarda değişik ırklar yaşamışlardır. Türkiye hala değişik ırkların bir araya gelmesiyle yaşamaktadır. Türkiye’de ırk birliği yoktur.

Cumhuriyeti kuranlar devleti dört temele dayandırdılar.

  1. Vatan birliği: Sınırları çizilen Türkiye’de yaşayan herkes vatandaş olarak Türk’tür, Türk olduğunu kabul eder. Bunun için Mustafa Kemal “Ne mutlu Türk olana” değil “Ne mutlu Türküm diyene” diyor. İslam olmak için dil ile ırk gerekiyor. Başka şart yok. Mustafa Kemal bu ilkeyi esas almıştır.
  2. Türkçe bilen Türktür. Bu başka dili bilmemen anlamında değildir.
  3. Bir de Müslim olma şartı getirilmiştir. Gayrimüslimlere imtiyazlar tanınmış, onlara azınlık hakları verilmiştir. Müslimler ise mezhep farkı gözetilmeksizin Türk kabul edilmişlerdir.
  4. Peygamber İbrahim’in Azeri olduğu beyan edildiği gibi Azerilerin de İbrahim’in din anlayışına sahip olduğu beyan edilmektedir.
  1. EBİyHIy- QaVMaKa/ أَبِيهِ- قَوْمَكَ

İnsan babasının kavminde doğar. Babası hangi ulustan ise o da o ulustan olur. Baliğ olunca da istediği kavmi seçer. Bu durum ocak, bucak, il ve ülke şeklinde seçme olduğu gibi; ilmi, ahlaki, mesleki ve siyasi dayanışmalar şeklinde de olabilir. Buna “hicret demokrasisi” diyoruz. Ekseriyet oyları ile iktidar değişmez ama hicretle yeni iktidarlar doğar, kimi iktidarlar da bu şekilde tarih olurlar.

  1. EiÜ- EinNİy / إِذْ - إِنِّي

إِذْ geçmişi, إِنِّي ise “ben”i ifade eder. İnsan kişiliği geçmişi ile oluşur. Hatta ahiretteki benliği de dünyada kazandığı benlik olacaktır. Hak ve görevler insanın geçmişi ile oluşur.

  1. Va -Va / وَ- وَ
  1. Li- FIy/ لِ-فِي

فِي içindekileri gösterir لِ dışarda olup içindekilerin hedeflerini gösterir. İçinde olanlar dışında olanlara koşarlar. Dört boyutlu uzay böyle oluşur.

 

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ آزَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا آلِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ (74)

 

***

 

وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ(75)

Va KaÜAvLiKa NuRIy EiBRAHIyMa MaLaIUvTu elSaMAVATi Va eLEaRWı VaLYaKUvNa MiNa eLMUvQıNIyNa

“Böylece İbrahim’e semavat ve arzın melekütünü ira ederiz. Mukınlerden olsun diye.”

 

  1. وَكَذَلِكَ deki وَ ne Vav’ıdır?

Biz cümle kursak, alaka olarak kurarız وَ harfini de getirmeyiz. Kur’an’daوَكَذَلِكَ getirilmiştir. Demek anlattığı başka şeyler vardır. Bunun gibi başka ayetler de gösterilmiştir. Bu وَ o hazfedilmiş, zikredilmemiş ayetlere atıfta bulunmaktadır. Kur’an’ın diğer sureleri okunarak diğer kitaplar ve tarihi kalıntılar incelenerek o ayetlerden bazıları öğrenilebilir.

 

  1. ذَلِكَ deki ك ne kef’idir, işaret edilen nedir?

Türkçede “bu, şu, o” deriz. Araplar “bu” için ذَا, “şu” için ذَاكَ ve “o” için ise ذَلِكَ kullanırlar. “Za”yı yakındakilerde kullanırlar. Biraz uzakta olana “sen bak da gör ben gösteremem” demektir. ذَلِكَ çok uzaktakilere hatta görünmeyenlere işaret eder ama “anlattığım olaylara işaret ediyorum” demektir. Görünen şeylere değil demektir.

(Buradaki كَ Kafu’l hitaptır. Orta ve uzak işret isimlerinde kullanılır. Tayibet Erzen)

 

  1. Neden أَرَيْنَا demiyor da نُرِي diyor?

Fiili maziyi değil de fiili muzariyi kullanıyor. Fiili muzari her zaman geleceği ifade etmez. Tekrar edilirse muzari kullanılır. Başındaki إِذْ bunun mazide olduğunu gösterir.

Bu ve bunun gibilerle “Biz İbrahim’e semavat ve arzın melekütünü irade ettik” diyor.

Bu bize eğitim sistemimizin ne olacağını öğretmektedir. Yaşlılar gençlere beşikten mezara kadar arz ve semavatın melekütünü anlatacaklar demektir. Her gün beş vakit bu melekütü birbirimize öğreteceğiz demektir. Hedefimiz beş vakit namazı cemaatle, beşikteki çocuklarla, yatalak hastalarla beraber kılıp melekütü birbirimize irade etmek olmalıdır.

 

  1. İbrahim/ إِبْرَاهِيمُkelimesi neden tekrar edilmiştir?

İnsanın iki kişiliği vardır. Biri aile içindeki psikolojik kişiliğidir, diğeri ise topluluk içindeki sosyal kişiliğidir. Biri iç oluşu diğeri ise dışarıya olan etkileri ifade eder. Bunlar farklıdır. Aile içi mahremiyet aile içinde kalır. Dışarıda ise herkes sosyal kişiliği ile ortaya çıkar. Onun için burada “İbrahim” kelimesi tekrar edilmiştir. Şimdi görevli olan İbrahim muhataptır.

 

  1. Surenin başında semavat ve arzın hilkatinden, burada ise melekütünden bahsediyor, neden?

Surenin başında tüm insanlara hitap edilerek kâinatın var edilişi anlatılmıştır. Böylece insanların dikkati çekilmiştir. Şirke karşı cephe alınarak gündem maddesi yapılmıştır. İnsanların zihinleri konuya çekilmiştir. Şimdi artık dinleyenler vardır. Şimdi konu anlatılmalıdır. Şeriatın hikmeti anlatılmalıdır. Bu da melekûttur. Hilkat değil, hilkatten sonra onun değerlendirilmesidir. Ev yanarsa orada oturamazsanız, ne işe yarar? Kâinat yaratılmıştır, illetler ifade edilmiştir. Şimdi hikmetleri üzerinde durmaktadır.

 

  1.  وَلِيَكُونَ deki وَ nereye atfediyor?

Melekûtu gösterdik, onunla görevini yapacaktır.

“Başkalarını inandıracaktır ama önce kendisinin yakın getirmesini istedik” diyor.

Biz seçim konuşmalarımızı yapıyorduk. Şeriat düzenini anlatıyorduk. Yanımızda arkadaşlar vardı. Aslında onlar yakin getirmiyorlardı.

Biz bu seminerleri yazıyoruz, yayınlıyoruz. Onların bir işine yaramıyor ama seminerlere devam edenler yakin getiriyorlar.

Buradaki “Ve” bunu ifade ediyor.

 

  1. يَكُونَ muzari gelmiştir, neden?

Yakin içinde kalmak için devamlı namaz kılmak, devamlı seminerleri takip etmek gerekir. Eğer beş vakit namazı seminerleri takip edenlerle beraber kılarsanız zamanla sizde de rey oluşur. Aklınız bilse bile bir türlü kabullenemezsiniz.

Peygamber İbrahim’in yakin içinde kalması için sürekli olaylar olmakta ve sürekli olarak semavat ve arzın melekûtu gösterilmektedir.

 

  1. مِنَ الْمُوقِنِينَ deki مِن ne  Min’idir?

Teb’iz Min’i olabilir, Cins Min’i de olabilir. Onlardan biri olmak yahut onlar gibi olmak anlamındadır. Yakin getirenin, şartları içinde devamlı faaliyette olması demektir.

Diğer şart ise topluluk içinde olmaktır. Çevrenin yakini varsa senin de yakinin olur. Mevcut çevrenin dolara yakini olduğu için senin de ona yakinin var, onun için onun peşinde koşuyorsun. Çevre ekseriyet oyuna inandığı için sen de inanıyorsun.

O halde tek başına okuyup yazmakla yakinin gelmez. Yakini getiren bir topluluk oluşmalıdır. Onun için Yalova’ya taşınmak ve beş vakit namazı beraber kılmak gerekir.

AK Parti’ye Sermaye’nin ilk yaptırdığı iş milletvekili lojmanlarını dağıtmak oldu. Millî Görüş, Adil Düzen yakini ortadan kalktı.

 

  1.  الْمُوقِنِينَ kurallı eril çoğul gelmiştir, marifedir. Kimleri kastediyor?

Tek başına yakin gelmek mümkün değildir. Dolayısıyla önce yakin getiren cemaat oluşturmak gerekir.

Ben ömrüm boyunca cemaat oluşturmaya çalıştım. Pek çok cemaat oluşturduk. Hatam, sabırsız olmamdır. Durmadan yeni cemaatlerin peşinde koştum. Akevler’de sabretseydim, Millî Görüşe katılmasaydım, Risale-i Nurların peşine düşmeseydim yakin getiren bir cemaatim oluşurdu. Bu hatayı Allah bana yaptırdı. Olan olmuştur.

Ben sadece hatamın sonuçlarını anlatıyorum.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. NuRIy-YaKUvNa/ نُرِي -يَكُونَ

İdrak ile dışarıdakiler alınır, beyinde rey’e dönüşür. Sonra beynin talimatı ile beden harekete geçer, beden de çevreye etki eder. Söz veya fiil ile etki eder, o da olur.

  1. MiNa- ÜAv/ مِنَ- ذَ

ذَ varlığı gösterir. مِنْ ise varlığın cinsini gösterir. ذَ ile kendisini görürüz. مِنْ ile kendisinin yapısını biliriz. ذَ cinsinden tefrik eden fasıldır.

  1. EiBRHIyMa- MaLaKUvTe/ إِبْرَاهِيمَ- مَلَكُوتَ

“Burhan” kanıt demektir.

“Melekût” ise kâinata hâkim olan kurallar bütünüdür.

Allah önce melekûtu var etti. Sebep-sonuç kurallarını koydu. Onunla birlikte melekleri yarattı. Melekler melekût içinde kâinatı oluşturdular. Canlıların yaşayacağı durum ortaya çıktı. O zaman da cinler yaratıldı. En son insan var edildi.

İnsan da meleküte sosyal yönüyle hâkim olmaktadır. Tüm gezegenlerde insanlar vardır. Güneş sisteminde yalnız insan vardır.

Peygamber İbrahim’in oluşturmaya başladığı Kur’an düzeni sayesinde güneş sitemini insanlar ihya edeceklerdir. Güneş sisteminin melekûtu öğretilmiş olmaktadır.

Surenin birinci konusuna arz ve semavatın halkı ile başladı, burada ise arz ve semavatın melekûtu ile ikinci bölüme geçti.

  1. eLMUvQıNIyNa/الْمُوقِنِينَ

Eşleştirilmemiştir.

  1. elSaMAVATi- eLEaRWı/ السَّمَوَاتِ - الْأَرْضِ

“Arz” her elektrona bir pozitron tekabül eder, denge bunun üzerine kurulur.

“Sema” ise pozitif olan çekirdeklerin negatif olan elektronlar ile birbirlerini çekmesiyle oluşur. Aynı kanunlarla oluşur.

Cinler sema mahlûklarıdır. Melek ve ruhlar ise batın mahlûklaıdır. Bugün sanal (imajiner) diyorlar. Eskiden bunlar hayali sayılıyordu. Şimdi ise varlıkları kanıtlanmıştır. Fizikte karşılıkları vardır.  

  1. Va -Va /وَ- وَ
  2. Va –Ka/ وَ-كَ

وَ beraberliği, eşler arasındaki varlığı ifade eder. كَ ise batıni varlığı ifade eder.

Her zahiri varlığın karşısında batını varlık vardır.

Her insanın karşında onun simetriği olan meleği vardır.

  1. ZAvLiKa -Li / ذَلِكَ-لِ

ذَلِكَ bir şeyi ortaya koymaktır, var etmek demektir. Bunun sebebi vardır. Gereksiz bir şey yaratılmamıştır. Her şeyin bir görevi, bir fonksiyonu vardır demektir.

 

وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ(75)

 

***

 

فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَا أُحِبُّ الْآفِلِينَ (76)

FaLanMAv CanNa GaLaYHi elLaYLu RaEAyu KaVKaBan QAvLa HAvÜAv RabBIy FaLamMAy EaFa La QAvLa LAv EuXıbBu elEAvFiLIyNa

“Leyl ona cenn edince bir kevkebi rey etti. ‘Bu, Rabbimdir’ diye kavl etti. Uful ettiğinde ‘Afilleri hubb etmem’ diye kavl etti.”

  1. فَلَمَّا daki فَ ne Fa’sıdır, nereye atfediyor?

فَلَمَّا daki فَ beyan Fa’sıdır.

Esnama ibadetten beri olunca bunun yerine nereye gideceğini bulmaya çıkıyor.

O halde bir şeyin yenisini aramak için eskisinin yanlışlığını göstermek gerekir. Bu, genel kaidedir. Bulunulan durumun korunması istishab delili ile sabittir. Değiştirecekseniz, değiştirmenin sebebini göstermelisiniz.

Bundan dolayıdır ki Akevler iktidarda olan partiyi destekler. Değiştirmenin bir sebebi olmalıdır. Millî Görüş Demokrat Parti’nin yerine gelmiştir. Demokrat Parti’yi Millî Görüş göndermiştir. AK Parti’nin siyaseti bellidir, borçlanarak yaşamaktır. Ödemeyi düşünmediği için borç bulduğu takdirde başarılı yönetim kabul ediliyor. Muhalefet “ben daha çok borç bulabilirim” diyerek muhalefet ediyor. Bulan, daha az bulmuş olana tercih edilir.

 

  1. لَمَّا yı manalandırınız.

لَمَّا ile إِذَا ikisi de bekleneni ifade eder. إِذَا da aynı zamanda olma şarttır. لَمَّا da şart yoktur. Sadece beklenmektedir.

Akşam olacağını bilmektedir, yıldızları göreceğini bilmektedir. İbrahim akşamı beklemektedir. Yıldız göründüğünde onu tanrı olarak düşünmeye başlıyor. Gündüz düşünmüyor. Çünkü değişmeye sebep gerekir. Mevcut duruma sebep gerekmez. Allah değişmediği için onun varlığına sebep aranmaz.

 

  1. جنن kökünü inceleyiniz.

جَنَّة bahçe demektir. “Cennet” dışarıdan iç tarafı görünmeyen meyveliklerin adıdır. “Cenin” kelimesi buradan gelmektedir. Görünmeyen varlıklara “cin” denmektedir ve “inse” karşı kullanılmaktadır.

Kur’an’da جنن 201, جند 29 defa geçer. Toplam 230 (2*5*23) eder.

ج çekimi, ن belirsizliği ifade eder.

 

  1. جنن kökü Kur’an’da fiil olarak kaç defa geçer?

Kur’an’da fiil olarak yalnız bu surede, bu ayette geçer. “Gece oldu” deriz, “gece karanlığı çöktü” deriz. Kur’an’da bundan başka gecenin veya gündüzün gelmesinden bahsetmemektedir. Bu surenin özellikle bu ayetlerin özelliği ortaya konulmaktadır.

لَيْل gündüzün yokluğu değildir. Gündüzün ve gecenin iki ayrı oluşudur. Birbirlerini tamamlarlar. Madde ve enerji de böyledir. Enerji maddenin hızı ile ölçülmekle beraber potansiyel halinde hız yoktur. O da ayrı varlıktır.

 

  1. Neden عَلَيْهِ ile teaddi ediyor, neden لَهُ gelmemiş?

جَنَّ لَهُ denmiyor da جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ diyor.

Cenne sosyal görevlerdir. Lazım bir fiil değildir, mecnun diyoruz. لِ veya عَلَى ile teaddi etmiştir. عَلَى ile teaddi etmesi insanın aleyhine kabul edilmiştir. Gece insanın hareket alanını sınırlar. Bir de insanın sosyal görevleri geceleyin daha fazladır. Üç veya dört saat süren yatsı toplantıları yer alır.

Tekrar hatırlatmak isterim. İnsanın 24 saati vardır. Yarısı evde ailesi ile geçer, yarısı toplulukta geçer. Toplulukta geçenin yarısı işte yarısı eğitimde geçer. Eğitimin yarısı zorunlu değildir. Fazla iş yapar, zekât verir. İsteyenler ikindiden sonra ilim yaparlar. Sabahları bir saat, yatsıları da iki saat herkes için zorunlu eğitim ve görüşme saatleridir. İkisi de geceden sayılırlar.

 

  1. نُرِي de muzari, burada mazi gelmiş. Neden?

نُرِي de tekrar vardır. Burada gece bir defa gelmiştir.

  1. كَوْكَبًا kelimesini inceleyiniz.

نَجْم gezegen, كَوْكَب sabit yıldız demektir.

Kur’an’da كوكب 5, كور 3 defa geçer. Toplam 8 (23) eder.

ك oluşu, و birliği, ب geçişi ifade eder.

كُوب büyük kazandır. Türkçedeki “kap” kelimesi buradan gelir. Gürcücede “kvabi” büyük kazandır, “kardala” küçük kazandır.

Yıldızlar güneştir. Kaynayıp helyum üretmektedir. Bize de ışık göndermektedir.

 

  1. كَوْكَبًا nekredir, neden?

Gece olunca birçok yıldız ortaya çıkar. Bunlardan birini kendi Rabbi olarak düşünmeye başlar. Kavmini düşündürmeye başlar. Önce onları hayali varlıklar yerine görünür varlıklara tapmaya davet eder.

Biz de altın bonosunu semen yapıyoruz, altına davet ediyoruz. Oysa para karşılığı altın değildir, mal da değildir. Ürün maldır, para ise emektir. Emek veririz mal alırız.

Rab olan yıldız değil yıldızı var edendir.

Önce altına inandırıyoruz, sonra emeğe geçiyoruz.

 

  1. Kavl eden kimdir, neden fasl olmuştur?

Kavl eden İbrahim’dir. Babasına ve kavmine diyor.

İnsanlara bir şeyi anlatmak için varsayımları ve kabulleri içinde başlamak gerekir.

Biz İslamiyet’te laiklik var diyoruz. Biz Türkiye’yi general kurtardı diyoruz. Önce görünür olanı anlatıyoruz. Sonra da onlara soruyoruz, “Generalleri kim yetiştirdi?” diye soruyoruz. “Ulus” diyeceklerdir. Sonra da diyoruz ki; “Ulusu var eden kimdir?” O halde O’nun şeriatı geçerli olmalıdır, diyoruz. Kredileşmeli ortaklık sistemine davet ediyoruz.

 

  1. هَذَا kime işaret ediyor?

هَذَا kelimesi yıldıza işaret etmektedir. Görüneni göstererek işaret ediyor.

 

  1. Neden “Rabbim/رَبِّي” diyor, “İlah’ım/إِلَهِي” demiyor?

Allah herkesin ve her şeyin birlikte ilahıdır. Göklerde başka ilahtır. Yerde başka ilahtır ama kişilere ayrı ayrı ilahtır. Oysa insanları yetiştirmede herkese ayrı ayrı Allah’tır. Nasıl doktor her hastaya farklı doktorsa, Allah da herkese farklıdır.

 

  1. فَلَمَّا daki فَ nereye atfediyor? Neden وَلَمَّا gelmemiş?

Herkes için farklı Rab’dır.

Ondan dolayı “Rabbim” diyor. خَلَقَهُمْ var ama خَالِقُهُمْ yoktur.

Benim bildiğim Rab kelimesinin dışında Allah’ın ismi insanlara hiç izafe edilmez. نَا kelimesi ile her topluluğun ayrı Rabbi olduğu için Allah’a ve Rabbe izafe edilir.

Ben her seminerde yeni şeyler öğreniyorum. Siz de dikkat ederseniz yeni şeyler öğrenirsiniz. Benim öğrenmediklerimi öğrenirsiniz. Çünkü O hepimizin ayrı ayrı Rabbidir.

 

  1. Uful eden nedir?

“Fani” çok yaşlanmış kimsedir, “pir-i fani” deriz. “Fena” ölmek anlamındadır. Canlılara “mevt”, diğer varlıkların yok oluşuna ise “fena” denir.

أَفَنَ kaybolmak anlamında kullanılmaya başlanmış, sonra ن harfi ل‘a dönüşmüştür. Hala aynı manada ن ile de kullanılmaktadır. Kaybolan, yok olan, görünmez olan anlamındadır.

أ nefyi, ف ayrılmayı, ل belirliliği ifade etmektedir.

أفل kökü Kur’an’da yalnız bu surede geçer.

İbrahim neden الْآفِلِينَ kelimesini kullanmıştır?

Bir şey hep görünür olur veya görünmez olur, varlığı etkileri ile bilinir. Etki ettiği kimse onu görmez. Atomu kimse görmez ama etki göründüğü için o varlık vardır.

“Uful” kelimesinin özelliği buradadır, bir kayboluyor bir görünüyor. İbrahim buna dikkat çekiyor. Başka bir açıklama ile kendisi yok olmuyor ama etkisi yok oluyor. Eli kolu bağlanıyor, etkisiz hale geliyor.

Mezopotamyalılar astronomiyi biliyorlardı.

“Uful” kelimesinin yalnız bu surede geçmesi bize yapacaklarımızın ve söyleyeceklerimizin ipucunu vermektedir. Seçimle iktidara gelip seçimle gitme anlamındadır. İktidarlar değişmez, kişiler istedikleri iktidara taşınabilirler.

 

  1. قَالَ neden fasl olmuştur?

لَمَّا nın cevabı olduğu için وَ harfi gelmemiştir.

 

  1. “Muhabbet” kelimesini inceleyiniz.

حَبَّة tane tanesi demektir, dane demektir.

حَبَّ fiil olarak buğdayın başak bağlaması demektir.

İnsanın içinde de başka şeye veya kimseye neşeli meylin doğmasına muhabbet denir.

Kur’an’da حبب 95, حفي 3 defa geçer. Toplam 98 (2*72) eder.

ح hareketi, ب geçişi ifade eder.

“Muhabbet” sevme anlamına geldiği gibi hoşlanmak anlamına da gelir. İnsan sevilir, hayvan sevilir, eşyadan hoşlanılır. Arapçada ikisi de aynıdır.

 

  1. الْآفِلِينَ kelimesi kurallı erkek çoğul gelmiştir, neden?

Topluluklarda makamlar boş tutulmaz, sıra ile gece gündüz faaliyettedir. Birinin bulunması yeterli sayılır.

Bundan dolayıdır ki semtlerde nöbet beklenir. Herkes evinde yatağında yatar. Yalnız nöbetçilerin telefonları hazır bulunur. Nöbetçiyi her zaman uyandırabilirsiniz. Nöbetçi oranın yöneticisidir, bir başkanın bütün görev ve yetkilerine sahiptir.

 

  1. Allah da uful değil mi?

Görünmezdir, ancak yaptıkları ile bilinir ve her zaman yapacaklarını yapar. Uyku ve uyuklama O’nu yakalamaz.

Demek ki Allah uful etmez. Kelimenin seçilmesi ne kadar önemlidir.

Yılda bir mabetleri ziyaret edip bağlılığını beyan etme yeterli değildir. Günün her saatinde onu hatırlama demektir. Onun için her işin başında “Bismillah” deriz.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. RaEAyu – CanNa/ رَأَى- جَنَّ

“Rey” görmektir. جنن gözle değil de beyinle görmedir. Reyler dışarıdan alınan algılarla oluşmaktadır. Cennet ise dışardan görünmeyendir. Kapalı bahçedir.

Şöyle ifade edebiliriz: Gözde görmeler vardır, beyindeki elektrik devreleriyle görünen varlıktır. Bir de ruh tarafından algılama vardır. O kısım bizim bilgimizin dışındadır. Batın âleme aittir. Can dediğimiz şeydir.

  1. QAvLa –QAvLa/ قَالَ-قَالَ
  2. EuXıbBu –KaVKaBan/ أُحِبُّ- كَوْكَبًا

كَوْكَبًا ile “muhabbet” kelimesi karşılaştırılmıştır.

كَوْكَب maddi varlığı ifade eder.

“Muhabbet” ise maddenin olmayan özelliğidir.

İnsanda bilinç, zevk, irade ve ünsiyet olmak üzere nadir olmayan meleke vardır. Ruh bu melekeleri ile bedenle ilişki kuruyor. Bu eşleştirme ile buna işaret ediyor.

  1. elLaYLu-  elEAvFiLIyNa/ اللَّيْلُ- الْآفِلِينَ

الَّذِينَ topluluğu, لَيْل maddeyi ifade eder. Toplulukta beden لَيْل ile oluşur.

Ekonomisi sermaye ile emekten oluşur.

Yapılar geçmiş ameldir.

Hizmetler gelecek emektir.

Babalar çalışırlar çocuklar yetişsin diye.

  1. RabBIy/ رَبِّي

Eşleştirilmemiştir.

  1. HAvÜAv-GaLaYHi/ هَذَا - عَلَيْهِ

هَذَا görevleri ifade eder.

Görev açık bir şekilde olmalı, yetkiler imkânlar sınırlandırılmalıdır. Görevli listelenmiş görevleri yapar. Görevin sınırlarını aşmak başkasının görevine tecavüzdür. Görev yapmamak da suçtur.

Sadece bu iki kelime bir doktora tezidir.

  1. LamMAy- LanMAv/ لَمَّا-لَمَّا
  2. Ea- Fa /أَ-فَ

أَ soru edatıdır. İstenmeyenler sorulur, “niçin oldu?” denir. Sebep sorulur. فَ de sebep Fa’sıdır. Sebepteki yakınlıktan dolayı eşleştirilmiştir.

 

  1. La- Lav/لَ- لَا

لَ artıyı, لَا eksiyi gösterir.

 

فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَا أُحِبُّ الْآفِلِينَ (76)

 

***

 

 

***

 

NOT:ENAM SURESİ 165 AYETTİR FAKAT 76.AYETTEN SONRASI YAPILAMADI

ÖNCE YAPILMIŞ BURAYA KADAR ATLANMIŞ

 



© 2026 - Akevler