Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1015
Hac Suresi Tefsiri 72-76. Ayetler
25.5.2019
646 Okunma, 1 Yorum

HAC SÛRESİ - 17. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكُمُ النَّارُ وَعَدَهَا اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ (72)يَاأَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ وَإِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْئًا لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ (73)مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ (74) اللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ(75) يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ(76)

 

***

 

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا

Va EiÜAv TuTLAv GaLaYHiM EaYAvTuNAv (Va EiÜAv TuFGALu GaLaYHiM EaFGAvLuNAv)

“Ve onlara ayetlerimiz tilavet olunduğunda”

Buradaki آيَاتُنَا ifadesi ذَلِكَ’lere gider. ذَلِكَ ile başlayan o ayetlerimiz okunduğunda demektir.

Kim zalimdir?

ظُلْم kelimesi عَدْل karşılığı gelmektedir. “Adalet” dengeli bölüşümdür, dengeli yaşamadır. Dengeyi bozan davranışlar zulümdür. Ekseriyet oyu zulümdür, sadece bir fazlası ile terazi o tarafa aktarılıyor. İki yaya asılmış iki kuvvet adl içindedir. Ağır olan tarafın ağırlığı kadar fazla iner. Terazide ise bir fazlası kefeyi aşağı indirir. Ekseriyet oyu bir zulümdür. Faiz bir zulümdür, çünkü kazanan daha çok kazanır, servet bir tarafa akar, zulümdür. Zekât ise adldir, çünkü zenginin daha çok zengin olmasını önler, yoksulun da daha çok yoksullaşmasını önler.

“Ayet” kanıt demektir, doğru yönü gösteren kesin işaretlerdir. Kur’an’ın sözleri birer ayettir, insanları ve toplulukları selamete götürür, barışa götürür.

“Tilavet” kelime kelime aynen aktarmaktır, onun cümlesini yinelemektir, tekrardır.

“Kıraat”te ise ondan anladığınıza kendiniz cümle katarsınız.

Kur’an kıraat de edilir, tilavet de edilir. Hadisler de kıraat edilebilir, tilavet edilebilir. Onlarla ayetler anlatılacaktır. Kur’an’ın ayetleri anlatılacaktır. Kâinatın ayetleri anlatılacaktır. İlimle kitap birlikte anlatılacaktır. Akıl ile nakil birleşecektir.

بَيِّنَاتٍ

BayYıNAvTiN (FagGiLATin)

“Beyan edilmiş olanlar”

بَيِّنَاتٍ nekredir, ayetlerimiz (آيَاتُنَا) izafetle marifedir o yüzden beyyinata  sıfat olmaz, hal olur. Yani ayetlerin kendileri beyyine değil, bizim tarafımızdan açıklanmış, kanıtlanmış olanlar beyyinattır. Yani biz onlara bakıp “Kur’an’da böyle diyor, yapmamız gerek” demekle kalmayacağız, Kur’an’ın dediklerini de müsbet ilimlerle, sosyal ilimlerle kanıtlayacağız.

Biz “Ekseriyet oyu yanlıştır” dediğimizde sadece Kur’an reddettiği için demiyoruz, 17 kişiyiz, 9 kişi ile karar alıyoruz. Orada adil, bilgili kimse başkan seçilmiştir ama bir söz üstünlüğü yoktur. En bilgisiz adam ne derse onun kararı geçerli olur. O da her gün karar değiştirir, böylece kararlar kararsızlık halini alır, bir kişiye baskı yapılır ve çıkar sağlanır.

“Kanıtlar” (بَيِّنَاتٍ) nekre gelmiştir. Değişik yoldan kanıtlanabilir. Kurallı dişi çoğul gelmiştir. Kanıtlar aralarında çelişki bulunmayan varsayımlar sistemine dayanır. İlim budur. Bir varsayımı kabul ederseniz, aksine bir olay cereyan ettiği takdirde o kanıt olur.

تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا

TaGRiFu FIy VuCUvHi elLaÜİyNa KaFaRUv (TaFGıLU FIy VuCUvHi elLaÜIyNa KaFaRUv)

“Küfretmiş olanların vecihleri içinde örf edersin”

Örf vardır. İlim vardır. عَلَم sivri dağdır. عُرْف ise üstü düzlük dağdır. عَلَم aynı zamanda bayraktır.

İlim, alametlerle olanları bilmedir.

Örf ise orada buluşup insanların birbirlerini tanımasıdır.

İlimde bilinen şeyin varlığı ortaya çıkar, irfanda ise bilinmeyen şeyler orada öğrenilir. Yüzleri örf etmiyorsun, yüzlerin içinde olanları örf ediyorsun. 

Allah insanın yüzünü içini kastedecek şekilde yaratmıştır, gülen ve ağlayan varlık yalnız insandır. Kızması, sevinmesi, üzülmesi, sıkılması gibi özellikler yüzün üzerinde görülür. İnsanın yüzüne bakıp beynini okursun.

الْمُنْكَرَ

eLMuNKaRa (eLMuNKaRa)

Münkeri

نَكِرَةiltihaplı yaradan çıkan irin ve pis kokudur.

Kur’an’da نكر37, نكد1 defa geçer. Toplam 38 (2*19) eder.

Türkçede “inkâr etmek” itiraf etmemektir; Kur’an’da ise ‘bilinmeyen, tanınmayan’ anlamında olduğu gibi ‘istenmeyen’ anlamındadır da. 

Burada مُنْكَر demek, hoşlanılmayan şey anlamında olduğu gibi anlamadıkları şey anlamına da gelmektedir.

Psikolojik olarak bir şeyin olmasını istemezseniz, bile bile onu kapatmaya kalkışırsanız, zamanla onun doğruluğuna o kadar kötü bir şekilde inanmaya başlarsınız ki aksini anlamanız mümkün olmaz. Birisinden nefret ettikten sonra onun her iyiliğini kötüye yorar ve öyle inanmaya başlarsınız. Birisini sevince ve sayınca da o ne kadar kötülük yaparsa yapsın onun kötülüğünü görmezsiniz.

Mümin olan kimseler ise duydukları sözleri daima tartışarak anlamaya çalışırlar. Hiçbir söz yoktur ki büsbütün doğru olsun, mutlaka bir eksik tarafı, bir yanlış tarafı vardır. Hiçbir şey yoktur ki büsbütün yanlış olsun, mutlaka bir doğru tarafı vardır. Bu Kur’an’ın yorumu için de doğrudur. Her ayette sözün ayet tarafı olduğu gibi teşbih tarafı vardır.

Kur’an veya hadis ilk anlaşılır şekliyle uygulanmaz. İçtihat yapıp onun gerçek ifadesini bulmaya çalışmak gerekir. Bu sebepledir ki fukaha “Nasslarla amel edilmez, içtihatlarla amel edilir” derler.

Yasaları da kuru ifadelerle anlarsanız saçmalıklar ortaya çıkar. Yasaları ruhuyla anlayacaksınız. Genel varsayımlarınız olacak. O varsayımlar içinde anlayacaksınız, uymuyorsa tevil edeceksiniz. Kur’an’ın kendisi bu örneği versin diye müteşabihatı içermektedir. Allah müteşabih olmayan ifadelerle de Kur’an’ı indirebilirdi ama onlara sözleşme örneklerini vermemiş olurdu.

يَكَادُونَ يَسْطُونَ

YaKAvDUvNa YaSOVuNa (YaFGaLUvNa YaFGaLUvNa)

“Neredeyse setvet edecekler”

سَطَاdüşük demektir.

Kur’an’da سطو 1, سدي de 1 defa geçer. Toplam 2 eder.

س mekânda diziyi,  ط uyumluluğu, و beraberliği ifade eder.

“Satvet etmek” çocuk düşürmek anlamındadır. Bir kimsenin yapmaya başladığı işi bitirmesini, sonuçlandırmasını önlemek demektir.  

Akevler’i kurduk. 20 dönüm yer satın aldık. Kimseye bir zararımız yok. Kendimize evler yapacak ve içinde kendimiz istediğimiz gibi yaşayacaktık. 50 senelik hayatımız bizi engelleyenlerle mücadele etmekle geçmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemelerinde ifadeler vermekle ömrümüzü geçirdik. Bugün 100 milyon Dolar eden malımızı yani arazimizi “Burası ormandır” diyerek gasp ettiler; bu zulme hala devam ediyorlar. Kaç defa kanun değiştirdiler, sırf bizi kapatmak için. Biz onlara ne yaptık? Kur’an’ı anlattık, batışı anlattık.

Bu ayetin manasını kavramak için Akevler’in 50 senelik cihadını görmek yeterlidir.

بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا

Bi elLaÜIyNa YaTLUvNa GaLaYHiM EAvYATuNAv (Bi elLaÜIyNa YaFGaLUvNa EaFGAvLuvNAv)

“Ayetlerimizi onlara tilavet edenlere”

Buradaki بِ harfi ceri فِي manasındadır.

Onların içinde karışıklık çıkarmak isterler. İsterler ki birbirlerinin işlerini bozsunlar.

Akevler bunun tüm örneklerini yaşadı. Kurucuların en yakınlarını ayarladılar, onlara vaatlerde bulundular ve bize saldırttılar. Güçleri yetmediği için bir şey yapamadılar ama bizi öldürmeyi düşünenler bile oldu. Kendileri doğrudan saldırmazlar, sizin içinizde karışıklıklar çıkarırlar. Mesela, bugün Gülenciler ile partililer birbirlerine saldırmaktadırlar.

Bunları nasıl yenersiniz?

Sabırla.

Kendilerini nifaktan kurtardıklarımız bizim bütün mallarımızı elimizden almak istediler. Biz onları yendik ama nasıl? Onlara haklarını vermek istedik ama almadılar; hepsini istiyorlar! Oysa biz onların mallarına konabilirdik. Biz sonunda onların çocuklarını razı ettik de uzlaştık. Mahkemede kaybettikleri hakları olduğu için biz yine verdik.

قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكُمُ

QuL EaFa EuNabBiEuKuM BiŞarRin MiN ÜAvLiKuM (UFGuL EaFa EuFagGıLuKuM Bi FaGLıN MiN ÜAvLiKuM)

“ ‘Size bundan daha şer olanı tenbi edeyim mi?’ diye kavlet.”

Burada kavl eden yani söyleyen müminlerin imamıdır. Mübelliğ olan mümindir.

Bundan daha şerli yapılan nedir?

Bundan daha şer olan, o sadvetten daha şer olan denmektedir. Onlara yarattıkları fitneden daha şer olan ne der? Burada belirtilen ayetlere karşı onların yarattığı fenalıklardır.

Satvette engelleme vardır, saldırı yoktur. İç fitne var, soğuk savaş var ama sıcak savaş yoktur. İki devlet arasındaki savaşlar da şerdir ama asıl şer olan cihan savaşlarıdır.

Üçüncü cihan savaşı çok tehlikeli bir savaştır, çünkü sivil halk silahsız ve savunmasızdır. Askerler ve teröristler ise en üstün silahlarla teçhiz edilmektedir. Bu silahlarla dünyayı yok etmek çok basittir.  Terör veya silahlı güç bir yeri aldığı zaman basit dinamitlerle tüm yapıları yerle bir edebilir. Kimyasal ve biyolojik silahlar tüm yeryüzünü yaşanmaz hale getirir.

Normal durumlarda dünyayı yok edecek bir saldırıyı kimse yapmaz ama öleceğini anlayan güç -imanı da yoksa- acımasızca her şeyi yapabilir.

 

النَّارُ

elNAvRu (elFaGLu)

“Nâr”

النَّارُ burada marife gelmiştir, belli bir nâr kastedilmektedir. “Nâr” dendiği zaman müfessirler cehennemi anlarlar. Kur’an ise dünya savaşlarını da ifade edecek şekilde zikreder.

نَارًالِلْحَرْبِ (Maide 5/64) denmektedir. O zaman ateşli silahlar yoktu. Şimdi ise bütün silahlar ateşli silahlardır. Teröristler ormanları yakma şeklinde organize olsalar ve tüm dünya ormanlarını yaksalar, halk bir de savaş içindeyse, dünya neye döner?

Kur’an burada bizi uyarmaktadır.

Biz bunun için “Orman köylüsüne onar dönüm orman tahsis edilmelidir” diyoruz. Köylü ormandan yararlanmalıdır. O zaman köylü ormanında değil terörist, kuş bile uçurtmaz. Özel mülkiyet kişilere, ona baksınlar ve onu korusunlar diye tanınmaktadır.  

Bunun dışında halk silahlanmalıdır. Balistik özellikleri tespit edilmiş silahlar halka dağıtılmalıdır. Balistik olmadan silah taşıyanlara ağır ceza verilmelidir. Silah saldırma aracı olmaktan çok savunma aracıdır.

وَعَدَهَا اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا

VaGaDaHa elLAvHu elLaÜıNa KaFaRUv (FGaLaHa elLAvHu elLaÜIyNa FaGaLUv)

“Allah küfretmiş olan kimselere onu vadetti.”

Bu ayette الَّذِينَكَفَرُوا ifadesi tekrar edilmiştir. Söylenen kâfirler. Bu ya istiğrak içindir ya da ahd içindir. Başka bir grup kastedilmektedir. Ahiretteki ateş olarak alırsak istiğrak içindir. Eğer dünyadaki ateşten bahsediyorsak, o zaman belli bir tür ateştir. Nuh Tufanı olmayacak ama Nuh Tufanı yerine dünya yangınlarına dönüşebilir.

وَبِئْسَ الْمَصِيرُ (72)

Va BiESa elMaÖIyRu (Va FiGLa eLFaGIyLu)

“Ve bi’se masir.”

Nâr dönüşüm şekli olarak anlatılmaktadır. Yani kâfirler kendileri ateş olacaklardır. Ahirette, cehennemde molekül yapıdan atom yapısına geçilecek, insanlar cinler gibi ateşte yaşayacak hale getirileceklerdir. Yoksa cehennemde olan insan nasıl dayanacaktır.

صَارَ kelimesi bir şeyden başka bir şeye dönüşmedir. İnsan da molekül yapısından ateş yapısına dönüşecektir yahut mecazi olarak dünyada insanlar birbirlerini yakacaklardır.

Bugün teröristler azdır ama yarın kâfirler teşkilatlanırsa ordular terör olayları ile karşı karşıya kalabilirler. O zaman artık herkes teröristtir ve herkes yakıp yıkmaktadır.

 

YORUM

Kur’an bu ayetle üçüncü cihan savaşının şiddetini ve kötülüğünü anlatmaktadır.

Üçüncü cihan savaşının tek ilacı vardır, o da yüz lojmanlı işyeri apartmanlarıdır. İnsanlar eski çağlarda kuleler yapıyor ve orada barınıyorlardı. Fitne çıkaranları bastırıyor ve sonra yine kulelerine çekiliyorlardı. Bugünkü kuleler yüz lojmanlı apartmanlardır. Herkes silahlanacak. Fitne zuhur edince orasını bastıracak ve tekrar güvenli yere çekileceklerdir.

Semt kooperatifi apartmanlarının özelliği, kendilerini savunma gücüne sahip olmalarıdır. Dışarıdan gelenler elektronik olarak tespit edilecektir. Apartmanın içinde olan dışarı çıkamayacak ve sonunda imha edilecektir. Apartmana girebilmek için apartman içindeki halkın birinden izin almalıdır; gelen bir şey yaparsa sorumlu olan odur. Apartmanda herkes silahlıdır. Kapı girişleri sağlamdır. Alarma bastınız mı kapı kapanmaktadır. Apartman içindeki mücadele sona erinceye kadar kapı açılmamaktadır. Büyük yeri güven altına almak zordur ama bir semti güven altına almak ise imkân dâhilindedir.

Gelecek korkunç günler çok yakın değildir. Henüz silahlanma yeter seviyeye ulaşmamıştır. Bizim erken davranıp hazırlıklı olmamız gerekmektedir. Bilgisayar teknolojisi ile apartmana gelecek herhangi bir saldırıyı haber almak mümkün olacaktır. Ultrasonik dalgalar, ısı dalgaları ve lazer teknolojisini Ar-Ge çalışmaları ile geliştirmek zorundayız.

Sermaye ve terörden insaf beklemek, merhamet edeceğini ummak safdilliktir. Onlar sonunda insanlığa saldıracaklardır. Bizim halk olarak onlara karşı hazırlıklı olmamız gerekir.

Belki elli, belki yüz sene sonra olacakları söylüyorum.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve kanıtlanmış sözlerimiz onlara aktarıldığında kapatmış olan kimselerin yüzlerinde o tanınmazlığı tanırsın. Onlara kanıtlanmış sözlerimizi aktaranlarla neredeyse savaşırlar. ‘Size bundan daha kötüsünü bildireyim mi?’ de. Ateş, onu Allah kapatmış olan kimselere ayarladı, ne kötü dönüştür.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve onlara beyyinat ayetlerimiz tilavet olunduğunda, küfretmiş olan kimselerin vecihlerinde münkeri örf edersin. Onlara ayetlerimizi tilavet edenlerle neredeyse satvet ederler. Bundan daha şer olanı size tenbi edeyim mi diye kavlet. Nar, onu Allah küfretmiş olan kimselere vadetti, bi’se masirdir.”

 

Va EiÜAvTuTLAv GaLaYHiM EaYAvTuNAv BayYıNAvTin TaGRiFu FIy VuCUvHi elLaÜİyNa KaFaRUv eLMuNKaRa YaKAvDUvNa YaSOUvNa elLaÜIyNa Bi elLaÜIyNa YaTLUvNa GaLaYHiM EAvYATiNAv QuL EaFa EuNabBiEuKuM BiŞarRin MiNÜALiKuM elNAvRu VaGaDaHa elLAvHu elLaÜıNa KaFaRUv Va BiESa elMaÖIyRu

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكُمُ النَّارُ وَعَدَهَا اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ (72)

 

***

 

يَاأَيُّهَا النَّاسُ

YAv EayYuHa elNAvSu (YAv EayYuHav eEuFGAvLU)

“Ey Nâs”

Nuh Peygamber’den evvel insanlar yazıyı bilmiyordu. Tüm kabile reislerine peygamberler geliyor ve onları sözlü olarak uyarıyorlardı. “Şaman” veya “Kam” denen bu ilk nebiler ve onların vârisleri 50 000 yıldan fazla zamanda insanları uygarlaştırdılar.

Nuh Nebi’den başlayarak kavimlere hitap eden, yazılı kitapları olan peygamberler gelmiştir. Nuh, İbrahim, Musa, Davut, İsa Peygamberler bunlardandır. Bunlar bugünkü uygarlığı oluşturdular. Ne var ki onlar tüm insanlığa uygarlığı hazırlıyorlardı, onların her biri uygarlığı kendi kavmi içinde hazırladılar. İlimde İbrahim, siyasette Musa, ekonomide Davud, ahlakta İsa Peygamber bu medeniyetlerin örneklerini kendi toplulukları içinde oluşturdular. Tüm insanlık için oluşturdular ama kendi kabileleri içinde oluşturdular.

Kur’an ise bunların oluşturdukları medeniyetleri birleştirdi ve hepsini birden insanlığa sundu. Kur’an hem ilim kitabıdır, hem ahlak kitabıdır, hem ekonomi kitabıdır, hem de siyaset kitabıdır. Kur’an bir bütün olduğu gibi aynı zamanda yalnız bir kavmin değil bütün kavimlerin kitabıdır. Kavimler ayrı ayrı var olacaklardır. Devletleri olacak ama Kur’an hepsinin ortak kitabı olacaktır; kendi kitapları ile birlikte Kur’an olacaktır. Kur’an eski kitapları nesh etmemiş, tam tersine onları tasdik ve teyit etmiştir.

İnsanlığın merkezi Mekke’dir ve Mekke bir devletin değil tüm insanlığındır.

يَاأَيُّهَا النَّاسُ/ Ey Nâs dendiğine göre orasını ziyaret etmek tüm insanlara farz kılınmıştır. Yani Hıristiyan, Budist, Hindu veya Müslim, kim olursa olsun oraya kim girerse güven içindedir.

Bu sure Hac Suresi’dir, uluslararası hukuku ve düzeni tanzim eder. “Ey Nâs” hitabı ile başlamış ve sure içinde bu hitap dört defa tekrar edilmiş, böylece sure dörde ayrılmıştır. Sizler buna göre sureyi inceleyin ve nerelerde يَاأَيُّهَا النَّاسُ/ Ey Nâs olarak tekrar ettiğine bakın.

ضُرِبَ مَثَلٌ

WuRiBa MaÇaLun (FuGıLa FaGaLuN)

“Mesel darb edildi”

“Ey Nâs” diyerek başladığına göre yeni konuya geçti demektir. Gerçek bir olay anlatılıyorsa ضَرَبَ مَثَلًاdenir. Eğer kurgu yani gerçekte olmayan ama zihnen düşünülmüş bir şey anlatılıyorsa, o zaman كَمَثَلِ der.

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا (Onların örneği ateş yakmak isteyen kimsenin örneği gibidir. Bakara 2/17)dediği zaman, gerçekte böyle bir ateş yakan anlatılmıyor, tasarlanan bir olay örnek veriliyor.

Tarih مَثَل‘dir, roman veya senaryo ise كَمَثَلِ‘dir.

Burada bir mesel darb ediliyor. Kıssadan farkı, “kıssa” bir defa olan olaydır, “mesel”de ise benzer olaylar hep cereyan etmektedir, onlardan birisi anlatılıyordur.

O halde tarih kıssadır. Mesel ise tarih değil sosyolojidir.

فَاسْتَمِعُوا لَهُ

Fa iSTaMiGUu LaHUv (Fa iSTaFGıLUv LaHUv)

“Onu istima’ ediniz”

سَمِعَ ‘işitti’ demektir. Biri bir şey söyler, sen de onu duyarsın. Sen duymayı talep etmezsin, o sana söyler ve senin işitmeni ister.

اَسْتَمَعَ ise sen kendin sorarsın veya dinlemeye gidersin, kulak verirsin, o manayı taşımaktadır. O halde mesel darb olunuyor. Darb edenin Allah olduğu söylenmiyor. Bu meseller darb edilecektir. Bizim gidip onu öğrenmemiz gerekmektedir.

Bugün insan aklının vardığı ilimler bu misali darb etmektedir. لَكُمْ kelimesi geçmemektedir Bize darb olunmuyor. Bize mesel anlatılmıyor. Bizim gidip o meseli dinlememiz gerekmektedir.

Bu durum bize aynı zamanda Batı’da gelişmiş olan ilimleri öğrenmemiz gerektiğini ifade etmektedir.

Osmanlıların Batı ilimlerini medresede okutmaları gerekirken, onlar ayrı okullar (mektepler) açmışlar ve medrese bin sene önceki ilimleri anlamadan okutmaya devam etmiş, öğrenciler de anlamadan Batı’yı ezberlemeye çalışmışlardır!

Akevler ekolünün özelliği Batı ilimleri ile İslami ilimleri birlikte ele almasıdır.

Herkes Matematiği öğrenmek zorundadır.

Herkes Kur’an Arapçasını öğrenmek durumundadır.

Buradaki “istima’ ediniz”in manası budur. Bizim için söylemeyecekler. Biz gidip onları duyacağız. Allah’ın darb ettiğini değil, kim darb ediyorsa etsin biz onu dinleyeceğiz.

إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ

EinNa elLaÜIyNa TaDGUvNa MiN DUvNı elLAvHı (EinNa elLaÜIyNa TaFGaLUvNA MiN FuGLı elLAvHı)

“Allah’ın dununda dua ettikleriniz”

Bundan önce “Allah’ın dununda ibadet ettikleriniz” olarak geçmişti.

Şimdi ise “Allah’ın dununda dua ettikleriniz” olarak geçmektedir.

“Dua” ile “ibadet” karşılaştırılmıştır.

Burada الَّذِينَ yani topluluk geçmiştir, مَا ile ise eşya ifade edilir. Yani âlemlerin rabbi Allah değil de O’nun halifesi olan topluluk kastedilmektedir. İlk bakışta insanlık dışında ibadet ettiğiniz şeyler veya topluluklar zor anlaşılır görülse de çok önemli bir hususu ortaya koymaktadır.

Bunu tam anlayabilmemiz için şeytanın durumunu anlamamız gerekir. Şeytan Allah’ın, insanları iğva etmesi için görevlendirdiği kimse midir? Allah ona bu görevi vermedi mi? O halde o da görevlidir, o da halifedir. Kelamcılar bunu şöyle açıklıyorlar. Şeytanın yaptıkları Allah’ın iradesi ile olmaktadır. Allah irade etmeseydi şeytan bunları yapamazdı. O halde şer ve hayrın müridi Allah’tır, faili Allah’tır, O’nun iradesi dışında hiçbir şey olmaz; ne var ki rızası yoktur. Rızası ise öyle yapılmamasıdır. Kumar oynayan kimse yek attığı zaman kaybeder. Bunu kendi iradesi ile yapar. İradesi olmasaydı kumar oynamazdı ama rızası yoktur. Yek gelseydi de şeş gelseydi de kendisi kazansın isterdi. Kötülük de Allah’ın iradesi ile olmaktadır ama rızası yoktur. Allah böyle irade etmiştir. O halde şeytan da Allah’ın halifesidir ama iradede halifesidir, rızada halifesi değildir.

Şimdi insanlara gelelim. Şeytana uyan insanlar şeytanın halifesidirler. Peygamberlere uyan insanlar Allah’ın halifesidirler. Böylece Dr. Mete Firidin’in iddiası olan ‘insan şeytanın halifesidir’ sözü kısmen doğrudur demektir. Yapmakla canlı hücreler görevlidir. Yıkmakla ise mikroplar görevlidir. İstenen yıkmak değil, yapmaktır. Yapmak için yıkmak vardır.

Demek ki insan Allah’ın halifesidir ama hangi insan?

Mümin olan insan Allah’ın halifesidir. Bilkuvve herkes mümin olabildiği için herkes Allah’ın halifesidir. Zalimler ise Allah’ın görevlendirdiği ama görevlerini yapmayan kimseler gibidirler. Onlar da secde etmeyen şeytanın halifesidirler.

لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا

LaN YaPLuQUv ÜuBAvBan (LaN YaFGaLu FuGAvLan)

“Bir zübabı halk edemezler”

Batı’da birçok ilim gelişmiştir. Sanayi çok ileri gitmiştir. Bilgisayar insanı en yüksek seviyeye çıkarmıştır. Seninle satranç oynuyor, seninle konuşuyor. Soruyorsun, cevap veriyor. Kur’an’da, arzın dabbesi çıkacak ve insanlarla konuşacak diyor.

(وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِنَ الْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَNeml 27/82)

Elektronik devreye hâkim bulunuyoruz ama DNA’lara hâkim değiliz. Bugün insanın genleri çözülmüştür ama bir hücreyi değil bir geni bile var etmiş değiliz. Canlıların üretmekte oldukları genleri kullanıyoruz. Ekliyoruz, çıkarıyoruz.

Bugün insanlık, ölümü önlemeyi bir tarafa bırakalım, yaşlanmaya bile bir çare bulamıyor; ümidini kesmiş olarak böyle bir şey aramıyor da. Hiçbir ilaç yaşlanmayı durduramıyor.

David Rockefeller organ nakli ile ömrünü uzatacağını zannetmiş, yüzüncü doğum yılında yüz sene daha yaşayacağına inandırılmıştır ama iki sene içinde 101 yaşında öldü.

وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ

Va LaV iCTaMAGUv LaHUv (Va LaV iFTaGaLUv LaHUv)

“Onun için içtima etseler de”

“İçtima” Arapçada Türkçede kullanılandan biraz farklı manadadır, bir araya gelmek demek değildir.

O hususta insanlar azmetseler ve karar alsalar, başka her işi bırakıp onun için çalışsalar bile yine de başaramazlar. Bugün insanlar birbirlerini öldürmek için atom bombası, kimyasal ve biyolojik silahları üretiyorlar ama insanları yaşatmak için ilaç fabrikalarını da kuruyorlar, insanları hasta hasta yaşatmak için! Bugün ilaç sanayii silah sanayii kadar gelişmiştir ama insanın genetik yapısında en küçük iyileşme sağlanamamıştır.

Evet, Batılılar ilimde çok ilerlediler, sanayide çok ilerlediler ama sağlıkta sadece yeni hastalıklar keşfediyorlar ve bir taraftan da üretiyorlar.

وَإِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْئًا

Va EiN YaSLuBHuMı eLÜuBAvBu ŞaYEan (Va EiN YaFGuLHuMu uLFuGAvLu FaGLan)

“Ve zübab onlardan bir şey selb etse”

سَلِيبyere dökülen yapraklardır. Budamak veya yaprakları almak سَلْب’dir. Düşük yapan سَلُوبolarak kullanılır.

سلب Kur’an’da 1, سلو 3 defa geçer. Toplam 4 (22) eder.

س mekânda diziyi, ل belirliliği, ب geçidi ifade eder.

Sineklerin deriye batırdıkları hortumları vardır, kanı emerler. “Kanı emse” denmiyor da شَيْئًا diyor. Burada anlatılan gerçek sinek değildir, Sermaye veya iktidardır. Çok güçlüdürler. Halk sinek kadar küçüktür ama sinek fili ısırırsa fil kendisini savunamaz. Küçüklük ondan emin olunacağı manasına gelmez. Terör ve yolsuzluklara ne Sermaye ne de devletler çare bulabiliyor. Bu, bir meseldir. Nasıl güçlü insan bedeni mikroplardan kurtulamıyor, hastane ile kendilerini korumaya çalışıyorsa, güçlü Sermaye de atomla donanmış devletle halkın fesadına çare bulamamaktadır. Bir taraftan ölümden kurtulma ümidini kesen insanlık, terör ve hırsızlıktan kurtulma konusunda da ümidini kesmiş durumdadır. Polis teşkilatı bunu önleyemiyor. O halde sineklerden korunmak için başka yollar bulunmalıdır. Bitkilerdeki hastalıklar da mücadelenin temelini teşkil eder. Bunları ortadan kaldıramayız. İlaç kullanıyoruz, bu sefer hormonlu oluyor ve kanser yapıyorlar.

İzmir’de domates yetiştiren biri anlatmıştı. İlaç yerine aşı durumunu yeğledim, domateste hastalık yapanları hastalıklı domateslerin içine yerleştirdim. Dolayısıyla ilaçsız sağlam oldular. İlaç fabrikaları bunu geliştirmediler.

Yalova Ar-Ge’sinde bunun Ar-Ge’si yapılacaktır. Sera yapılacak, mikroplardan tecrit edilmiş alan yerine mikroplara bulaştırılmış alanda bunlar yetişecektir. Arı çalışmalarında da bunlar yapılacaktır. Kovanlar her sene ilaçla değil ısıtılarak mikroplardan arındırılacaktır. Arılar temizlenmiş kovanlara katılacak. Arıların hastalık taşımalarına izin verilecek. Sağlıklı arı kovanları olacaktır. Sağlamları kalacak. İşçilik azaltılacak. Çok bal elde etme yerine sağlıklı bal elde etme cihetine gidilecektir. Bunlar ileride yapılacakların projesidir.

لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُ

LAv YaSTaNQıÜUuHuv MiNHuv (LAv YaSTaFGıLUuHu MiNHu)

“Ondan onu istinkaz etmezler”

نَقْذ rehinde olanı, bedelini verip almak demektir, hayvandır. Malın sahibi vardır, bedeli vardır. Hukuki sorun ortaya çıkmaktadır. Bunun için ona ayrı ad vermişlerdir.

نقذ Kur’an’da 5, نقض 9 defa geçmektedir. Toplam 14 (2*7) eder.

ن belirsizliği, ق gücü, ذ işareti ifade eder.

Buradaki (مِنْهُ) هُ zamiri الذُّبَابُkelimesine gitmektedir.

Ne terörden ne de yolsuzluk veya hırsızlık yapandan kurtarabilirler. Sinekle fil savaşamaz, fil kuyruğunu sallar kaçırır ama onunla savaşı bitmez.

O halde ne yapılmalıdır?

Nasıl sağlığımızı korumak için evler yapıyor, elbiseler giyiyor, böylece sineklerin bizi ısırmalarını önlüyorsak, benzer şekilde Semt Kooperatiflerini kurmalıyız, Dayanışma Ortaklıklarını kurmalıyız, Genel Hizmet Ortaklıklarını oluşturmalıyız, Mal Bonolarını çıkarmalıyız.

ضَعُفَ الطَّالِبُ

WaGuFa elOAvLiBu (FaGuLa eLFAvGıLu)

“Talib zayf oldu”

Teröristler veya mafya mensupları zayıftırlar, devletlere karşı çok küçüktürler. Bu bakımdan zayıftırlar.

Burada الطَّالِبُ kelimesi kullanılmıştır. Bunlar bir şey kazanmak istiyorlar ama ne teröristlerin ne de mafyanın zengin olduğu görülmüştür. İktidar olduğu görülebilir. Bunları her zaman Sermaye ve iktidar kullanmıştır.

الطَّالِبُ merfu gelmiştir.

وَالْمَطْلُوبُ (73)

Va eLMaOLUvBu (Va eLMaFGUvLu)

“Ve matlub”

Burada الْمَطْلُوبُolan sinek-fil misalindeki fil olabilir yahut kan olabilir.

Filin tonlarca kanı vardır. Sinek ondan küçücük miligram büyüklüğünde bir şey istemektedir ama sonunda rahatsızlıklar doğmaktadır.

حَثّ avcı kuştur. Birden saldırır. Acele etmek anlamına gelir.

Kur’an’da يَطْلُبُهُ حَثِيثًا(Araf 7/54) denmektedir.

Kur’an’da  حثث1, هششde 1 defa geçer. Toplam 2 eder.

ح hareketi, ثkümeyi ifade eder.

طِلْبHatunla evlenmek için talep eden kimsedir.

Bir şeyin yapılmasını istemek demektir.

Dua var, Sual var, Taleb var, Hitbe var. Hitbe çekim kuvvetini ifade eder. Potansiyel enerji maddeyi ona ivme verecek şekilde çeker.

ط uyumluluğu, ل belirliliği, ب geçidi ifade eder.

 

YORUM

Mekanik düzen vardır. Entropinin büyümesi ile sonuçlanmaktadır. Zamanla kâinatın ömrü sona erecektir. Peygamberler kıyametten bahsettikleri zaman filozoflar itiraz ediyorlar ama insanlar 19’uncu asırda entropiyi buldular. Kâinatın gittikçe bozulmakta olduğunu ilmen tespit ettiler. Kâinatın ömrü hesaplanabiliyor.

Canlılarda ise ömür söz konusudur. Her canlının bir ömrü vardır; doğar, gelişir, yaşar ve sonunda ölür. Bir tek canlı için söz konusu olduğu gibi canlı türleri için de doğrudur. Soyu tükenmiş birçok canlı vardır. İnsan yaratılmadan önce yeni türler ortaya çıkıyordu. İnsan yaratıldıktan sonra türler zamanla ortadan kalkıyor ve yeni tür ortaya çıkmıyor. Türün de ömrü vardır. İnsan da bir canlıdır, en son yaratılan ve en gelişmiş bir varlıktır. Onun da ömrü vardır. Yani insan türü de yaşlanmaktadır. Kromozomlardaki nesil sayacı gittikçe azalmaktadır. 33 nesilde bir genetik sayaç saymaktadır.

Topluluklar da böyledir; kurulurlar, gelişirler, yaşarlar, yaşlanırlar ve ölürler.

Birinci Kur’an uygarlığı doğdu, gelişti, yaşadı, yaşlandı ve tarih oldu.

Şimdi ikinci Kur’an uygarlığı doğmaktadır.

Ölüm daha iyi bir hayatın gelmesi içindir. Uygarlıklar da sona ererler ve yerlerine yeni uygarlıklar gelir. İşçiliğin ömrü bitiyor. Ortaklık doğuyor.

 

Öz Türkçe ile:

“Ey kişiler! Size bir örnek verildi, ona kulak verin. Allah dışında çağıran kimseler, onun için toplansalar, bir sinek bile yaratamazlar. Sinek onlardan bir nesne kapsa, ondan onu kurtaramazlar. Dileyen de güçsüz, dilenen de.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ey nâs! Mesel darb edildi, onu istima’a edin. Allah’ı dununda dua edenler, onun için ictima etseler, bir zübab bile halk edemezler. Eğer zübab onlardan bir şey selb ederse, ondan onu istinkaz edemezler. Talib de matlub da zayıftır.”

 

 

YAv EayYuHa elNAvSu WuRiBa MaÇaLun Fa iSTaMiGUu LaHUv EinNa elLaÜIyNa TaDGUvNa MiN DUvNı elLAvHı LaN YaPLuQUv ÜuBAvBan Va LaV iCTaMAGUv LaHUv Va EiN YaSLuBHuMu eLÜuBAvBu ŞaYEan LAv YaSTaBNQıÜUuHuv MiNHuv WaGuFa elOAvLiBu Va eLMaOLUvBu

يَاأَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ وَإِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْئًا لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ (73)

 

***

 

مَا قَدَرُوا اللَّهَ

MAv QaDaRuv elLAvHa (MAv FaGaLuv elLAvHa)

“Allah’ı kadr etmediler”

Buradaki اللَّهَ âlemlerin rabbi olan Allah’tır.

O’nu takdir etmek ne demektir?

قَدْر miktar demektir. Plan yapmak takdirdir. Bir işi yapmak için gerekli malzeme, yapı, emek ve organizasyon takdirdir. Bunların değerlendirilmesi de takdirin içindedir. Mühendisler buna keşif diyorlar.

O halde “halk etmek” miktarları belirlemektir.

“Takdir etmek” ise onların fonksiyonlarını belirlemek, değerlerini göstermektir.

Bir elbise dikecekseniz bir takım eşyaları alırsınız, onları miktarları ile alırsınız, hepsinin değeri elbise içindir, elbiseye yeter kadardır. O halde onları elbise ile ölçmeniz gerekir. Elbise oluncaya kadar bir işe yaramazlar.

Allah’ı takdir etmek ne demektir?

Kâinatta oynadığı rolü ve gayesini belirleme yani hayat felsefesini yapmadır.

Allah bu kâinatı neden yarattı? Bizi niçin görevli kıldı? Bizim günah işlememize neden izin verdi? O işletti, O güç verdi, sonra bizi neden cezalandırıyor?

İşte bu hususları bilemediler, anlayamadılar. Allah’ın dununda dua eden kimseler, kâinatın büyüklüğünü, dört ve beş boyutlu uzayı kavradılar ama onları var edeni kavrayamadılar. Biz bugün ancak yeryüzünde bazı şeyler yapabiliyoruz. Yarın belki Güneş sistemine de geçeceğiz ama yıldızlara varmamız mümkün olmaz. Galaksi dışına gitmemiz düşünülemez bile. Hele dört boyutlu uzay, beş boyutlu uzay!

İnsan bu büyük kâinatı kavrıyor da onun halıkını bir türlü kavrayamıyor. O’nun emirlerini yerine getireceğine oyun peşinde koşuyor, Dolar peşinde koşuyor.

حَقَّ قَدْرِهِ

XaqQa QaDRiHIy (FaGLa FaGLiHIy)

“Kadrinin hakkı”

حُقَّة kova demektir, develere yemi paylaştırmak için kullanılır, onunla ölçülendirilir ve her birine onunla yem verilir. Herkese hakkını vermek demektir. Bir başka anlamı da boş kovayı yemle doldurmaktır. Kelimeyi boş kova olarak belirlersek, kelimenin manasını içeren şey dışarıda varsa o hak olur.  Birisinde mevcut olan özellikleri beynimizde bilirsek, onda olduğunu kabul edersek, hakkı takdir etmiş oluruz.

Allah’ı biz nerede görüyoruz?

Kâinatı yaratmasında görüyoruz. Kâinatı takdir ediyoruz da O’nu yaratanı inkâr edenlerimiz var. Allah’ı nerde görüyoruz? Kur’an’da görüyoruz. Kur’an’ı takdir ediyoruz da onu gönderene karşı saygımız yok, Cibril’e düşman kesiliyoruz. Kur’an’ı bilenler bizi rahatsız ediyor. Bediüzzaman’a saldıranların gayesi neydi? Kur’an’ı anlattı diye ona saldırıyorlardı; hala saldıranlar var!

Akevler’i büyütmemek için ona saldırmıyorlar ama onun faaliyetini engellemek için her şeyi yapıyorlar. En büyük silahları ise Akevler’de ortaklık düzenine hizmet edenlere cari sistemde cumhurbaşkanlığına varasıya kadar mevki veriyor ve Akevler camiasındaki bu hizmeti sekteye uğratmaya çalışıyorlar.

إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ

EinNA elLAvHa La QaVıyYun (EinNa elLAHa La QaViyYun)

“Allah kavidir”

Halatın her bir ipine قُوَّة denir. Gerilmeleri esnasındaki dayanıklılık hali kuvvettir.

ق kuvveti, و birlikteliği, ي kolaylığı ifade eder

قَوِيّ sağlam demektir, Türkçedeki “Kavramak, Kavuşmak, Kavun, Kavak” kelimeleri ile akrabalığı vardır.

Buradaki اللَّهَ topluluğu, barışçı olan topluluğu ve insanlığı ifade eder.

Beş altı ipliği birlikte çekerseniz kuvvetler onlara bölünür ve önce en zayıf ip kopar, sonra sıra ile hepsi birden koparlar ama onları birbiri etrafında sararsanız yükü birlikte yüklenirler, beraber uzayacaklarından zayıf olan uzamaz, kuvvetle yeteri kadar uzadıktan sonra zayıf olan da taşıyabileceği yükü yüklenir. Halat bin metreyi aşan köprüyü taşımaktadır.

Topluluk birbirine sarılmalıdır. Herkes taşıyabileceği kadar yükü yüklenmelidir. ‘Dayanışma Ortaklıkları’ budur. ‘Genel Hizmetler’ bunlardır. ‘Zekât Müessesesi’ budur. ‘Nöbetleşme (askerlik)’ budur. Burada bundan dolayı nekre gelmektedir.

عَزِيزٌ (74)

GaZIyZun (FaGIyLun)

“Azizdir”

قَوِيّ halkın güçlü olması demektir. Yani halk dayanışma ve yardımlaşma içinde güçlü olmaktadır. Yardımlaşma karşılıksız iyilik değildir. Emeklerin değiştirilmesidir. Ben bir saat başkalarına çalışırsam, başkalarından anlaştığım kimseler bir saat bana çalışır demektir. Emek ihsanı değil emek mübadelesidir. Bu sebeple teavün (تَعَاوُن) Tefa’ul babından gelmektedir.  

عَزِيز ise kanunun otoritesi olmaktadır. Halk ona korktuğu için değil sevdiği için uymakta ve dinlemektedir. Barış devletleri, ortaklık devletleri azizdirler. O devletteki bir sokakta yürüdüğün zaman herhangi bir endişen yoktur. Devletim var, beni her türlü saldırılara karşı korur demektir. Devletim var beni aç bırakmaz, beni işsiz bırakmaz, beni eşsiz bırakmaz demektir. İslam yani barış devleti işte bu devlettir.

Gerek kavi olmak gerekse aziz olmak için ‘Semt Kooperatifleri’ oluşmalıdır. Yüz civarında aile birlikte kavi ve aziz olmalıdır. Bunlar birer hücre olmaktadır. Sonra bunlar arasındaki ilişki bucakları, illeri, ülkeleri ve insanlığı oluşturacaktır.

Şeytanın halifeleri şeytanlıkta devam edecekler, Allah’ın halifeleri ise Allah’ın yeryüzündeki iradesini gerçekleştirmek için görev yapmaya devam edeceklerdir. 

 

YORUM

1900’lerde Osmanlı Devleti fiilen yok edilmeye başlanmış ve 1920’lerde (10 Ağustos 1920) Sevr imzalanmış, düşmanlar Ankara sınırlarına kadar gelmişlerdi.

Yenilen ve koskoca imparatorluğun koruyamadığı bir ülke nasıl oldu da dört sene içinde güçlü devlet haline geldi; kimse düşünmüyor!

Oysa gerçek üçüncü binyıl uygarlığını kurma görevi verilen Türkiye’nin kurulması için olanlar olmalıdır.

Allah’ın kavi ve aziz olduğu görülmüştür.

Türkiye koyu ateist, dikta rejimi ile yönetiliyorken yine askerler tarafından (Kazım Karabekir, Mareşal Fevzi Çakmak, İsmet İnönü tarafından) demokrasiye geçildi.

Yine askerler tarafından 1960’ta çok partili anayasaya geçildi.

Yine askerler tarafından 1980’den itibaren devlet yeniden İslamiyet’e dönmüştür.

Bugün AK Parti iktidardadır.

Said-i Nursi’ye bir mezar bile çok görülmüşken ne oldu, Gülen dünyanın en güçlü dershanelerini açıp İslamiyet’i dünyaya ulaştırdı.

Akevler kooperatifi kurulmuştu ve o günün inanmış insanları hep orada yer aldılar.

Bunları kim ayarladı?

Baştan beri içinde olan ben biliyorum ki katkım milyonda bir bile değildir. Düşünerek ve bilerek değil, o gün öyle aklıma geldiği için yaptım. Sadece ben yapmadım, tüm Türkiye yaptı. Necmettin Erbakan’ın katılması ile tüm dünya Akevler yani “Adil Düzen” ile meşgul oldu ve etkilendi. Bugünkü duruma böyle gelindi.

Bunları kim yaptı?

Kavi ve aziz olan Allah yaptı.

Bizim ne gücümüz var?

Üç beş kişi, üç beş yerde ayrı ayrı çalışıyoruz ama göreceksiniz, insanlık bunların çalışmaları sonunda oluşan ilmi eserler, uygulama kuruluşları ve burada yetişen kaçkınlar ile bu işi yapacaktır. Onlar yapmayacak, Allah onların eliyle yapacaktır; takdir edilmeyen Allah’ın kadri ortaya çıksın diye.

 

Öz Türkçe ile:

“Allah’ı gerçek değeri ile değerlendirmediler. Allah sağlamdır, saygındır.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Allah’ı kadrinin hakkı ile kadr etmediler. Allah kavidir, azizdir.”

 

MAv QaDaRuv elLAvHa XaqQa QaDRiHIy EinNa elLAvHa La QaVıyYun GaZIyZun

مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ (74)

 

***

 

اللَّهُ يَصْطَفِي

EalLAvHu YaÖOaFiy (EalLAHu YaSTaFGıLu)

“Allah istifa eder”

Âdem zamanında da vergi vardı. Meyve topladıkları zaman önce kamu payı ayrılır sonra toplayan kullanabilirdi. Şimdi ganimetlerde de öyledir, önce beşte bir ayrılır, sonra bölüşülür. Vergisi ödenmiş mala صَافِي denir.

ص dayanıklılığı, فkopmadan ayrılmayı, يkolaylığı ifade eder.

İki türlü ayıklama vardır; pirinçten taşları ayırırsınız yahut taşlardan pirinci ayırırsınız. Birinde istediklerinizi alırsınız, diğerinde ise istediklerinizi atarsınız. Biri ihtiyar etmedir. Diğeri istifa etmedir.

Musa Peygamber 70 kişiyi ihtiyar etmiştir, çünkü oraya götüreceklerini seçmiştir.

اللَّهُ يَخْتَارُ demesi gerekirken اللَّهُ يَصْطَفِي demektedir. Yani bütün melekler resuldür, bütün insanlar resuldür. Onlardan resul olmayan cini ayıklamıştır. İnsanlardan da resul olmayan kâfirleri ve münafıkları ayıklamaktadır.

Herkes müçtehittir, kendi kendisine resuldür, içtihat yapar. İçtihatla Allah’ın emirlerini telakki eder ve sonra abd olarak O’nun emirlerini yerine getirir. Herkes görevlidir, görevini yapmaktadır. Kiminin görevi daha ağırdır. Kiminin görevi daha hafiftir ama tüm insanlar görevlidir. Görevi yapmayanlar tasfiye edilirler.

مِنَ الْمَلَائِكَةِ

MiNa eLMaLAEiKaTi (MiNa eLFaGAEiLaTi)

“Meleklerden”

Asıl görevli olanlar meleklerdir. Onlardan diğerlerini tasfiye etmelidir. Onun için önce onları zikretmiştir. Çoğul marife istiğrak içindir. مِنَالْمَلَكِ diyebilirdi. نَاس yerine de إِنْس diyebilirdi,  إِنْس وَجِنّ denebilirdi.

Cinsten istisna olmaz. Cinsten cins istisna edilir. Başka cins kastedilmiş olur. İstisnalar tekil veya çoğul istiğrak da olabilir. İstiğrak için çoğul ne zaman tekil ne zaman getirilir? الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ ayetinde (Nisa 4/34) الرِّجَالُ  istiğrak veya cins içindir. Cins için ise erkek kadına kavvamdır anlamındadır ama her kadının ayrı erkeği olacağı için çoğul çoğula gelmiştir. Bununla beraber erkekler kendi aralarında dayanışma içindedirler. Herkes kendi eşine kavvamdır ama diğerlerine de yardım etmektedir. Birlikte üretirler, ayrı ayrı evlerde tüketirler.

Melekler de değişlik görevler almışlardır ama aralarında dayanışma vardır, işbölümü vardır.

رُسُلًا

RuSuLan (FuGuLan)

“Resuller”

رُسُلًا nekre gelmiştir. İnsan yalnız kendisine resul değildir, değişik kimseler değişik kimselere resuldürler. Herkesin görevidir, kendi içtihadı ile kendisi amel edecektir. Ne var ki içtihatlarını diğerleri ile paylaşacak. Onların içtihatları ile uyum sağlayacak. Birlikte içtima edecekler. Aralarında ittifak olacak ve bu sayede birleşeceklerdir.

وَمِنَ النَّاسِ

(Va MiNa elNAvSi (Va MıNa FUGALı)

“Ve nâstan”

مِنْ harfini tekrar etmiştir. Seçiş şekilleri farklıdır. Burada nâs ve melekten bahsetti, cin ve ruhtan bahsetmedi. Oysa onların da düzenleri vardır. Ruhlar melek cinsinden olduğu için cinler de insan cinsinden olduğu için onlardan ayrıca bahsetmedi. Melekler ve ruhlar günah işlemezler. İnsanlar ve cinler ise günah işlerler. İkisinden birer misal aldı.

إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ

EinNa elLAvHa SaMIyGun (EinNa elLAHa SaMIyGun)

“Allah semi’dir”

İşitmek ve dinlemek anlamındadır. Arapçada “rey” (رَأْي) ve “basar” (بَصَر) vardır, Türkçede ikisi de görmek demektir. Türkçede “işitmek” ve “duymak” vardır, “dinlemek” de vardır.

Dillerde kelimeler başka başka manalar taşırlar. Onun için tam tercüme edilemezler. Anlatılanlar anlaşılır.

Allah’ın halifesi olan topluluğun tüm cemaatlere kulak vermesi, duyması gerekir. Halk dayanışma ortaklıkları ile halkın sesini duyar. Görevliler (Genel Hizmetliler) halka ulaşır. Görüşler bir araya gelir. Teklif olunur ondan sonra halka döner. Okullar, mabetler, kışlalar ve odalar hep bu sem’ görevini görürler. Kamu teşkilatı ise bu sem’i halka ulaştırırlar.

بَصِيرٌ (75)

BaÖIyRun

“Basirdir”

Sem’de insanların söylediklerini anlamak vardır. Basirde ise insanların yaptıklarını görmek vardır. Muhasebe kayıtları basiri ifade eder. Dayanışma ortaklıkları semi’i ifade eder.

 

YORUM

İnsanlar tek ümmettir ama kişiliklerini kaybetmemişlerdir. İnsanlık vardır ama devletler de vardır. Eşit kişiliklere sahiptirler. Devletler vardır, iller de vardır. İller vardır, bucaklar da vardır. Ocaklar vardır ve kişiler vardır. İnsanlar risalet bağları ile birbirlerine bağlıdırlar. Merkezi bağlar yanında komşuluk bağları vardır. Elçiler sadece merkezden taşraya gönderilmezler, bucaktan bucağa, kişiden kişiye, devletten devlete de elçilikler vardır.

Merkezden gelen elçinin hiçbir üstünlüğü yoktur. Şeriat karşısında herkes eşittir. Demek ki bu ayet bize aynı zamanda insanlıktaki teşkilatlanmanın amir-memur üzerinde oluşturulmadığını, risalet üzerinde oluşturulduğunu göstermektedir. Dayanışma üzerinde oluşturulur. Taşradan merkeze gönderme biat, merkezden taşraya gönderme risalettir.

Herkes kendi razı olduğu kimsenin imamlığını kabul edecek. İmam demek emreden demek değildir, önden giden demektir. Halkı götürmez, halk kendi isteği ile onun arkasından gider. Beğenmezlerse imamlarını değiştirirler.

Namaz en büyük demokrasi örneğidir.

 

Öz Türkçe ile:

“Allah kamlardan elçiler arındırır ve kişilerden de. Allah duyar, görür.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Allah meleklerden resuller istifa eder ve nâstan da. Allah semi’dir, basirdir.”

 

EalLAvHu YaÖOaFiy MiNa eLMaLAvEiKaTi RuSuLan Va MıNa elNAvSi EinNa elLAvHua SaMIyGun BaÖIyRun

اللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ (75)

 

***

 

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ

YaGLaMu MAv BaYNa EaYDIyHiM (YaFGaLu MAv FaGaa EaFGıLıHıM)

“Yedleri beyn’inde olanı ilmeder”

Semi’ ve basir olan topluluk, Allah’ın halifesi olan topluluk, silm topluluğu, içtihat topluğu bilir. عَلِمَ (bildi) denmesi gerekirken يَعْلَمُ (bilir) denmiştir. Çünkü topluluk zamanla öğrenir. Oysa âlemlerin rabbi olan Allah kâinatı var etmeden de biliyordu.

İnsan topluluğunu Allah’ın halifesi olarak kabul etmezseniz birçok ayeti açıklayamazsınız ve çelişkiler olur. يَد eldir, iki elin arasını bilir anlamında eller arasını bilir şeklinde söylenmiştir. يَد aynı zamanda güç demektir yani şimdi olanları bilmedir, gelecekte olacakları da bilmedir. Bu iki şekilde olur. Doğal ve sosyal kanunlar öğrenilmeli ve gerek doğanın gerekse toplulukların nereye gittiği bilinmelidir. Allah insanlara bu imkânları vermiştir.  

Elli senedir Akevler’de söylenenler olmaktadır. Makroda topluluk düzelmez. Eski köye yeni adet kurulmaz. Yenilik istiyorsanız gelin yeni köyler kuralım dedik. Akevler’den yararlanarak varlık sahibi olunca Akevler’i terk ettiler, Sermaye ile bir oldular. Başaramazsınız dedik. Aradan elli sene geçti, kimse “Başardık” diyemiyor. Bir diğeri de geleceğe ait planlarınız olacak, ne yapacağını halk bilmelidir. Mekânda planlama yapılmalıdır. İstanbul kanalı yapılmalıdır ama kimin ne zaman yapacağı ise tarihin akışına bırakılmalıdır.

وَمَا خَلْفَهُمْ

Va MAv PaLFaHuM (Va MAv FaGLaHuM)

“Ve halflerinde olanı”

خَلْف ‘arka’ demek olduğu gibi ‘aks’ demektir de. Biz ileriye gidiyoruz, tarih ise geçmişte kalıyor. İstanbul’dan bakana giden yolcunun önünde Bolu vardır arkasında Sapanca vardır, sen Ankara’ya giderken Anadolu da tersine gitmektedir, tersinde kalmaktadır. Kâinatta geçmiş ile dört boyutlu uzay da arkada bırakılmıştır. Gelecek de vardır, daha biz oraya varmadık. O halde geçmiş ve gelecek bilinmektedir. Geleceğin bütçesi ve planları yapılacağı gibi geleceğin muhasebesi ve denetimi de yapılacaktır. Yani ortaklık teşkilatından ve devlet muhasebesinden bahsetmektedir.

وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ (76)  

Va EiLay elLAHi TuRCaGu elEuMUvRu (Ve İELay elLAHi TufGaLu elFuGUvLu)

“Ve emirler Allah’a rücu edilir.”

اللَّه kelimesi burada izhar edilmiştir. Yani biz planlamayı yaparız, geçmişin muhasebesini yaparız ama bizimki tam değil nakıstır. Geçmiş ve gelecek hep Allah’a raci olmaktadır, takdiri ilahi ile olmaktadır. Onun içinالْأُمُورُ marife gelmiştir. Müfred gelmeyip cem gelmesinin hikmeti, takdiri ilahi ile gerçekleşenlerin bir kısmının insanların iradesine bağlanmasındandır, farklılıklar vardır. Onun için marifeli çoğul gelmiştir.

 

YORUM

Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası’nda Kur’an’ın ayetlerini delil getirdik. Böyle değil de Kur’an’ı yorumladığımız zaman buna anayasamızda şu maddede yer verdik dememiz gerekir. Evrak kaydı, zimmet kaydı, envanter kaydı ve demirbaş kaydı geçmişi bize bildirir. Sözleşmeler, planlama, sağlık, bakım ve güvenlik geleceği bildirir. Hakemler geçmişteki olaylar hakkında kararlar alırlar, yürütme ise gelecekte yapılacaklar hakkında karar alır. İnsanlık anayasasında anlatılan Hizmet ve Dayanışma kooperatiflerinde yer alanlar hep bu ayetin uygulamasıdır.

Yüz lojmanlı apartman yapıp 200 işçisi olan bir işletmeyi işletmeye başardığımız zaman Kur’an’ı daha iyi anlayacağız ve yaparak öğreneceğiz, öğrenerek yapacağız.

 

Öz Türkçe ile:

“Geçmişlerini de geleceklerini de bilir. İşler Allah’a vardırılır.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Eydlerinin bey’ninde olanları ve halflerinde olanları ilmeder. Emirler Allah’a rücu edilir.”

 

YaGLaMu MAv BaYNa EaYDIyHiM Va MAv PaLFaHuM Va EiLay elLAHi TuRCaGu elEuMUvRu

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ (76)

 

İstanbul; 25 Mayıs 2019

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

resatnurierol@gmail.com

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
26.05.2019
02:33


1967...1968...1969...AKEVLER 53 YILDIR ÇALIŞIYOR...2017...2018...2019

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1015

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1015. Hafta - 25 MAYIS 2019 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1015. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

Tefaul Babı VE ÖNEMLİ KONULAR

***

TeAVÜn; EMEK ORTAKLIĞI

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Bir şehir kurmak; ‘Adil Düzen’ Medine’sini…-1

Bir şehir kurmak; ‘Adil Düzen’ Medine’sini…-2

İran-ABD gerginliği ve ‘Unutulan Beka Sorunu’

Teşhis var ‘tedavi’ yok! ‘Unutulan Beka Sorunu’

İBB Seçimi vesilesiyle neler oluyor neler?!.

Adil Düzen’siz İslam ülkeleri ne kadar İslami?-1

Reşat Nuri EROL

 

***

 

HAC SÛRESİ - 17. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ (1) يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلَكِنَّ عَذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ (2) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَرِيدٍ (3) كُتِبَ عَلَيْهِ أَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْدِيهِ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ (4) يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْ وَنُقِرُّ فِي الْأَرْحَامِ مَا نَشَاءُ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفَّى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْئًا وَتَرَى الْأَرْضَ هَامِدَةً فَإِذَا أَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَأَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ (5) ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّهُ يُحْيِي الْمَوْتَى وَأَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (6) وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ (7) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ (8)ثَانِيَ عِطْفِهِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذِيقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَذَابَ الْحَرِيقِ (9) ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ (10) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَى حَرْفٍ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِهِ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلَى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ (11) يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُ ذَلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ (12) يَدْعُو لَمَنْ ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهِ لَبِئْسَ الْمَوْلَى وَلَبِئْسَ الْعَشِيرُ (13) إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ (14) مَنْ كَانَ يَظُنُّ أَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ (15) وَكَذَلِكَ أَنْزَلْنَاهُ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَأَنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يُرِيدُ (16) إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئِينَ وَالنَّصَارَى وَالْمَجُوسَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا إِنَّ اللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ (17) أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَنْ يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ (18) هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُءُوسِهِمُ الْحَمِيمُ (19) يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ (20) وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ (21) كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ (22) إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ (23) وَهُدُوا إِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ وَهُدُوا إِلَى صِرَاطِ الْحَمِيدِ (24) إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذِي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَاءً الْعَاكِفُ فِيهِ وَالْبَادِ وَمَنْ يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ (25) وَإِذْ بَوَّأْنَا لِإِبْرَاهِيمَ مَكَانَ الْبَيْتِ أَنْ لَا تُشْرِكْ بِي شَيْئًا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْقَائِمِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ (26)وَأَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ (27) لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي أَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلَى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ (28) ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتِيقِ (29) ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ الْأَنْعَامُ إِلَّا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ (30) حُنَفَاءَ لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ (31) ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ (32) لَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَا إِلَى الْبَيْتِ الْعَتِييقِ (33) وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتتِينَ (34) الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ (35)وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذَلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (36) لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنْكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ (37) إِنَّ اللَّهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ (38) أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَاتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا وَإِنَّ اللَّهَ عَلَى نَصْرِهِمْ لَقَدِيرٌ (39) الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ إِلَّا أَنْ يَقُولُوا رَبُّنَا اللَّهُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فِيهَا اسْمُ اللَّهِ كَثِيرًا وَلَيَنْصُرَنَّ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ (40) الَّذِينَ إِنْ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ أَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِ وَلِلَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ (41) وَإِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُ (42) وَقَوْمُ إِبْرَاهِيمَ وَقَوْمُ لُوطٍ (43) وَأَصْحَابُ مَدْيَنَ وَكُذِّبَ مُوسَى فَأَمْلَيْتُ لِلْكَافِرِينَ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ (44) فَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَشِيدٍ (45) أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا أَوْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ (46) وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ وَعْدَهُ وَإِنَّ يَوْمًا عِنْدَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ (47) وَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ أَمْلَيْتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ أَخَذْتُهَا وَإِلَيَّ الْمَصِيرُ (48) قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا أَنَا لَكُمْ نَذِيرٌ مُبِينٌ (49) فَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ (50) وَالَّذِينَ سَعَوْا فِي آيَاتِنَا مُعَاجِزِينَ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ (51) وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ إِلَّا إِذَا تَمَنَّى أَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي أُمْنِيَّتِهِ فَيَنْسَخُ اللَّهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللَّهُ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ (52)  لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ (53) وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَيُؤْمِنُوا بِهِ فَتُخْبِتَ لَهُ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ اللَّهَ لَهَادِ الَّذِينَ آمَنُوا إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (54) وَلَا يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي مِرْيَةٍ مِنْهُ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً أَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَقِيمٍ (55) الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ (56) وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ (57) وَالَّذِينَ هَاجَرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ قُتِلُوا أَوْ مَاتُوا لَيَرْزُقَنَّهُمُ اللَّهُ رِزْقًا حَسَنًا وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ (58) لَيُدْخِلَنَّهُمْ مُدْخَلًا يَرْضَوْنَهُ وَإِنَّ اللَّهَ لَعَلِيمٌ حَلِيمٌ (59) ذَلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنْصُرَنَّهُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ (60) ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَأَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ (61) ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ هُوَ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ (62) أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَتُصْبِحُ الْأَرْضُ مُخْضَرَّةً إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ (63) لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ (64) أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ وَيُمْسِكُ السَّمَاءَ أَنْ تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِ إِنَّ اللَّهَ بِالنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ (65) وَهُوَ الَّذِي أَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ إِنَّ الْإِنْسَانَ لَكَفُورٌ (66) لِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِي الْأَمْرِ وَادْعُ إِلَى رَبِّكَ إِنَّكَ لَعَلَى هُدًى مُسْتَقِيمٍ (67) وَإِنْ جَادَلُوكَ فَقُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ (68) اللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ (69) أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِنَّ ذَلِكَ فِي كِتَابٍ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ (70) وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَمَا لَيْسَ لَهُمْ بِهِ عِلْمٌ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ نَصِيرٍ (71)

 

***

 

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكُمُ النَّارُ وَعَدَهَا اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ (72) يَاأَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ وَإِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْئًا لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ (73) مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ (74) اللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ (75) يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ (76)

 

***

 

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا

Va EiÜAv TuTLAv GaLaYHiM EaYAvTuNAv (Va EiÜAv TuFGALu GaLaYHiM EaFGAvLuNAv)

“Ve onlara ayetlerimiz tilavet olunduğunda”

Buradaki آيَاتُنَا ifadesi ذَلِكَ’lere gider. ذَلِكَ ile başlayan o ayetlerimiz okunduğunda demektir.

Kim zalimdir?

ظُلْم kelimesi عَدْل karşılığı gelmektedir. “Adalet” dengeli bölüşümdür, dengeli yaşamadır. Dengeyi bozan davranışlar zulümdür. Ekseriyet oyu zulümdür, sadece bir fazlası ile terazi o tarafa aktarılıyor. İki yaya asılmış iki kuvvet adl içindedir. Ağır olan tarafın ağırlığı kadar fazla iner. Terazide ise bir fazlası kefeyi aşağı indirir. Ekseriyet oyu bir zulümdür. Faiz bir zulümdür, çünkü kazanan daha çok kazanır, servet bir tarafa akar, zulümdür. Zekât ise adldir, çünkü zenginin daha çok zengin olmasını önler, yoksulun da daha çok yoksullaşmasını önler.

“Ayet” kanıt demektir, doğru yönü gösteren kesin işaretlerdir. Kur’an’ın sözleri birer ayettir, insanları ve toplulukları selamete götürür, barışa götürür.

“Tilavet” kelime kelime aynen aktarmaktır, onun cümlesini yinelemektir, tekrardır.

“Kıraat”te ise ondan anladığınıza kendiniz cümle katarsınız.

Kur’an kıraat de edilir, tilavet de edilir. Hadisler de kıraat edilebilir, tilavet edilebilir. Onlarla ayetler anlatılacaktır. Kur’an’ın ayetleri anlatılacaktır. Kâinatın ayetleri anlatılacaktır. İlimle kitap birlikte anlatılacaktır. Akıl ile nakil birleşecektir.

بَيِّنَاتٍ

BayYıNAvTiN (FagGiLATin)

“Beyan edilmiş olanlar”

بَيِّنَاتٍ nekredir, ayetlerimiz (آيَاتُنَا) izafetle marifedir o yüzden beyyinata  sıfat olmaz, hal olur. Yani ayetlerin kendileri beyyine değil, bizim tarafımızdan açıklanmış, kanıtlanmış olanlar beyyinattır. Yani biz onlara bakıp “Kur’an’da böyle diyor, yapmamız gerek” demekle kalmayacağız, Kur’an’ın dediklerini de müsbet ilimlerle, sosyal ilimlerle kanıtlayacağız.

Biz “Ekseriyet oyu yanlıştır” dediğimizde sadece Kur’an reddettiği için demiyoruz, 17 kişiyiz, 9 kişi ile karar alıyoruz. Orada adil, bilgili kimse başkan seçilmiştir ama bir söz üstünlüğü yoktur. En bilgisiz adam ne derse onun kararı geçerli olur. O da her gün karar değiştirir, böylece kararlar kararsızlık halini alır, bir kişiye baskı yapılır ve çıkar sağlanır.

“Kanıtlar” (بَيِّنَاتٍ) nekre gelmiştir. Değişik yoldan kanıtlanabilir. Kurallı dişi çoğul gelmiştir. Kanıtlar aralarında çelişki bulunmayan varsayımlar sistemine dayanır. İlim budur. Bir varsayımı kabul ederseniz, aksine bir olay cereyan ettiği takdirde o kanıt olur.

...




YorumYap

Son Yorumlanan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1041
Nur Suresi Tefsiri 39-42. Ayetler
7.12.2019 276 Okunma
1 Yorum 08.12.2019 13:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 336 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1039
Nur Suresi Tefsiri 32-34. Ayetler
23.11.2019 334 Okunma
1 Yorum 24.11.2019 08:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1038
Nur Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
16.11.2019 283 Okunma
1 Yorum 19.11.2019 12:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1037
Nur Suresi Tefsiri 27-29. Ayetler
9.11.2019 396 Okunma
1 Yorum 10.11.2019 05:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1036
Nur Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
2.11.2019 334 Okunma
1 Yorum 03.11.2019 07:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1035
Nur Suresi Tefsiri 19-22. Ayetler
26.10.2019 378 Okunma
1 Yorum 28.10.2019 13:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1034
Nur Suresi Tefsiri 12-18. Ayetler
19.10.2019 451 Okunma
1 Yorum 20.10.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 580 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1032
Nur Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
5.10.2019 476 Okunma
1 Yorum 06.10.2019 23:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1023
Müminun Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
20.7.2019 365 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 11:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1024
Müminun Suresi Tefsiri 53-61. Ayetler
27.7.2019 356 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1025
Müminun Suresi Tefsiri 62-70. Ayetler
3.8.2019 406 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:58
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1026
Müminun Suresi Tefsiri 71-77. Ayetler
10.8.2019 321 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1027
Müminun Suresi Tefsiri 78-83. Ayetler
24.8.2019 401 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1028
Müminun Suresi Tefsiri 84-92. Ayetler
7.9.2019 357 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1029
Müminun Suresi Tefsiri 93-101. Ayetler
14.9.2019 374 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1030
Müminun Suresi Tefsiri 102-110. Ayetler
21.9.2019 423 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1031
Müminun Suresi Tefsiri 111-118. Ayetler
28.9.2019 452 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1022
Müminun Suresi Tefsiri 35-44. Ayetler
13.7.2019 429 Okunma
1 Yorum 15.07.2019 06:11
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1021
Müminun Suresi Tefsiri 28-34. Ayetler
6.7.2019 591 Okunma
1 Yorum 09.07.2019 15:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1020
Müminun Suresi Tefsiri 23-27. Ayetler
29.6.2019 556 Okunma
1 Yorum 02.07.2019 17:49
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1019
Müminun Suresi Tefsiri 17-22. Ayetler
22.6.2019 557 Okunma
1 Yorum 23.06.2019 10:22
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1018
Müminun Suresi Tefsiri 12-16. Ayetler
15.6.2019 616 Okunma
1 Yorum 15.06.2019 22:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1016
Hac Suresi Tefsiri 77-78. Ayetler
1.6.2019 632 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1017
Müminun Suresi Tefsiri 1-11. Ayetler
8.6.2019 870 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1015
Hac Suresi Tefsiri 72-76. Ayetler
25.5.2019 646 Okunma
1 Yorum 26.05.2019 02:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1014
Hac Suresi Tefsiri 67-71. Ayetler
18.5.2019 681 Okunma
1 Yorum 20.05.2019 04:46
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1013
Hac Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
11.5.2019 615 Okunma
1 Yorum 13.05.2019 09:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1012
Hac Suresi Tefsiri 58-62. Ayetler
4.5.2019 734 Okunma
1 Yorum 06.05.2019 01:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1011
Hac Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
27.4.2019 670 Okunma
1 Yorum 29.04.2019 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1010
Hac Suresi Tefsiri 49-52. Ayetler
20.4.2019 784 Okunma
1 Yorum 23.04.2019 15:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1009
Hac Suresi Tefsiri 45-48. Ayetler
13.4.2019 771 Okunma
1 Yorum 14.04.2019 06:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1008
Hac Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
6.4.2019 796 Okunma
1 Yorum 08.04.2019 08:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1007
Hac Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
30.3.2019 743 Okunma
1 Yorum 02.04.2019 09:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1006
Hac Suresi Tefsiri 31-35. Ayetler
23.3.2019 858 Okunma
1 Yorum 24.03.2019 11:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 1046 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 1110 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1003
Hac Suresi Tefsiri 18-22. Ayetler
2.3.2019 926 Okunma
1 Yorum 03.03.2019 08:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1002
Hac Suresi Tefsiri 14-17. Ayetler
23.2.2019 892 Okunma
1 Yorum 25.02.2019 11:40
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1001
Hac Suresi Tefsiri 9-13. Ayetler
16.2.2019 972 Okunma
1 Yorum 17.02.2019 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1000
Hac Suresi Tefsiri 5-8. Ayetler
9.2.2019 938 Okunma
1 Yorum 11.02.2019 07:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 1139 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 998
Enbiya Suresi Tefsiri 105-112. Ayetler
26.1.2019 975 Okunma
1 Yorum 29.01.2019 10:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 1165 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 997
Enbiya Suresi Tefsiri 101-104. Ayetler
19.1.2019 999 Okunma
1 Yorum 20.01.2019 09:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 995
Enbiya Suresi Tefsiri 89-94. Ayetler
5.1.2019 1084 Okunma
1 Yorum 06.01.2019 17:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 994
Enbiya Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
29.12.2018 1021 Okunma
1 Yorum 30.12.2018 20:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 1208 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 992
Enbiya Suresi Tefsiri 71-75. Ayetler
15.12.2018 1078 Okunma
1 Yorum 16.12.2018 08:21