Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Lütfi Hocaoğlu
Mukayeseli Tefsir 2
Asr Suresi Tefsiri
1.4.2019
890 Okunma, 5 Yorum

سورة العصر

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 

وَالْعَصْرِ(1) إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ(2) إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ (3)

Yaşatan ve Çalıştıran Allah’ın doğa kanunlarıyla;

 “Her çağa yemin olsun, örgütlü bir şekilde güvenliği sağlayanlar ve projeli ortak iş yapanlar ve hakka dayalı hukuk sistemini kuranlar ve dayanışma sistemini kuranlar dışında İnsan türü potansiyelinin altındadır.”

 

 

Sure Hakkında

Adı

Asr

Anlamı

Çağ

Sınıfı

Mekki

Nüzul Sırası

13

Sure No

103

Ayet sayısı

3

Kelime sayısı

14

Harf sayısı

68

 

وَالْعَصْرِ(1)

Her çağa yemin olsun

وَالْعَصْرِ

 

Sure, yemin (kasem) harfi olan وَ ile başlamaktadır. Kur’an’da yemin için 3 tane harfi cer geçmektedir. Bunlar; Yemin Ba’sı (بِ), Yemin Ta’sı (تَ) ve Yemin Vav’ı (وَ)’dır. Bunlardan بِ aslında tadiye etkisi ile أُقْسِمُ fiiliyle gelir ve fiil olmadan da gelmesiyle, hem zahir isim hem de zamir ile gelebilmesiyle de en genel ve asıl olan yemin harfidir.

Ta ve Vav harfleri ise ancak fiil mahzuf ise gelirler ve Ta sadece تَاللَّهِ şeklinde اللَّه lafzıyla gelmesiyle Vav’dan ayrılır. Bu durumda Ta ile zaten gelemezdi ancak Ba ile de gelebilirdi diye bir çıkarım yapmak gayet yerinde olur.

Kur’an’da iki ayette (Şuara-44 ve Sad-82) بِ harfi cerinin kasem için mahzuf fiille müteallak olarak geldiğini görüyoruz. Ancak اللَّه lafzıyla mahzuf geçişi yoktur.

Kur’an ayetlerine bakıldığında Yemin Vav’ında üzerine yemin edilen şey, yeminin cevabının dayanağı olmaktadır, Yemin Ta’sında ise kaynağı olmaktadır. Bu sebepten, Yemin Vav’ının geleceğe, Yemin Ta’sının ise geçmişe yemin ettiğini söylemek mümkündür. Bu geçmiş ve gelecek kavramı zamansal değil de referans anlamındadır.

Şöyle ki; تَاللَّهِ olarak geçen tüm ayetlerde Allah kaynak olarak referans alınmıştır. وَاللَّهِ’de ise ortada bir iddia vardır ve iddianın dayanağı, üzerine yemin edilen şeydir. Kaleme, aya, güneşe, zeytine ve daha birçok şeye yemin edilmiştir. Bu yeminlerin açıklaması ise arkasından gelmektedir.

ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ إِلَّا أَنْ قَالُوا وَاللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ(Enam, 6/23)

Yukarıdaki ayet Yemin Vav’ının اللَّه lafzıyla geldiği tek ayettir ve رَبِّنَا’nın bedel olarak gelmesiyle tezimizi güçlendirmiştir çünkü burada وَرَبِّنَا olarak gelebilecekken Allah’ı rab olarak kabul ettiklerini belirtmek için bedel ile ifade genişletilmiştir.

Sure Asr’a yeminle başlar. الْعَصْرِkelimesinin kökü عصر‘dir.

 

Kökün etimolojisi:

Ayin (ع) harfinin piktografisi göz olup, bakmak ve izlemek aynı zamanda bilgi, gözün bilginin penceresi olması, görünürlük, açıklık manasındadır.

Tsade (ص) harfinin piktografisi bir varış yeri veya sığınağa doğru uzanan bir yol resmidir. Aynı zamanda avlanmak, avdaki gibi bir hedefe yönelmek anlamı da vardır ve çoğunlukla dağ kenarlarında inşa edilen sığınak ile de ilişkilendirilmiştir.

Resh (ر) harfi baş ile gösterilir ve başlangıç noktasını ifade eder. Başa dönüşle ‘tekrar’ manasına da gelir.

ص harfi de س harfi gibi zincir şeklinde birbirini tekrar eden dizileri ifade eder. س harfinde dizi düzenlidir, tekrarlar aynıdır. ص harfinde ise tekrarlar değişkendir. Bu nedenle hem سر hem de صر birbirinin üzerine bükülü ipi ve bükme sırasındaki sıkıştırmayı da ifade eder. Eğer bu sıkıştırma ile ortaya görünür bir şey çıkıyorsa bu görünürlüğü de ع harfi gösterir. Bu üç harf bir araya gelince ‘bir şeyi sıkarak suyunu çıkarmak’ anlamı ortaya çıkar.

ر harfi tekrarı bildirir. ص ve ر birleşince periyodik tekrarlayan ama her tekrarın içeriği değişken olan diziyi ifade eder. Soyut olarak başka bir zamanın bitmesiyle başlayıp, kendisi sonlandığı zaman başka bir zamanın başladığı zamanı ifade eder. ع harfinin eklenmesi bunun gözlemlenebilir olduğunu gösterir. Bu üç harf bir araya gelince عَصْر olarak tekrarlanan, içerisinde farklı olayların gerçekleştiği zaman dilimini ifade eder. Çağ şeklinde ifade edilmesi en uygunudur.

 

 

 

إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ(2)

“İnsan türü potansiyelinin altındadır.”

إِنَّ

Sure Yemin Vav’ı ile başlamaktadır, إِنَّ ile başlamamaktadır.

إِنَّ kullanılması te’kîd içindir. Karşı tarafta bir şüphe varsa onu gidermek için te’kîd yapılır. Şüphe ne kadar şiddetli ise o kadar şiddetli te’kîd yapılır.

الْعَصْرِ‘çağ’ demektir. Harf-i tarifle gelmesi ahd, istiğrak ya da cins için olabilir. Burada, ayetin devamından istiğrak için olduğunu yani her çağa yemin edildiğini anlıyoruz.

Yemin edilen ile yeminden sonraki cümleler arasında bir bağ vardır. Bu bağ sonraki cümlenin herhangi bir parçası olma şeklinde olur. Bu ayette yemin edilen Asr sonraki iki ayetin mef’ûlün fihidir. O zaman şu soru sorulabilir, ayet إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ فِي الْعَصْرِşeklinde gelemez miydi?

 

Eğer o şeklinde gelseydi bu durumda hüsranda olunan zaman çağın bilinemeyen bir parçası olacaktı. بِالْعَصْرِ şeklinde gelseydi yine çağın içinde ama bilinen bir parçası olacaktı. Yemin Vav’ı ile başlaması sayesinde tüm çağı kapsadığını, harfi tarif ile gelmesiyle ise istiğrak etkisiyle tüm çağları kapsadığını gösterir. Yani “her çağda ve her çağın tamamında” olmuş oldu.

 

Eğer cümle إِنَّ الْعَصْرَ الْإِنْسَانُ لَفِي خُسْرٍ şeklinde gelebilseydi bu mananın verilebileceği söylenebilirdi ancak bu durumda الْعَصْرَ kelimesine dönen bir rabıt zamiri olmayacaktı. Bu nedenle Yemin Vav’ı ile geldiği mana verilemez. Eğer rabıt zamiri olarak فِيهِ deki هُ eklenseydi o durumda da yine Asrın bir kısmını kapsayacağından yine Yemin Vavı’ndaki mana gerçekleşmemiş olacaktı.

 

الْإِنْسَانَ

الْإِنْسَانَkelimesinin kökü ءنس‘dir. Kök aslen bir şeyin ortaya çıkması manasındadır. Okun sivri tarafına وَحْش, okçuya yakın tarafına إِنْسdenir.  Buradan hareketle her nesnede insana yakın tarafa إِنْسِيّdenmektedir.

 

Kökün etimolojisi:

Alef (ء) harfinin piktografisi öküz başı olup güç, kuvvet ve zorluğu ifade eder.

Nun (ن)çıkan tohum olup yeni bir nesil fikrini temsil eder. Tohumun toprak altında gizli olması sebebiyle üstü kapalı olmayı ve saklanmayı ifade eder. Bu şekliyle kişinin huyunu temsil eder. Huy tohumun toprak altında gizli olması gibi kişinin içinde gizlidir. Nasıl tohum filizlenip dışarı çıkıyorsa, kişinin huyu da davranışları ile ortaya çıkar. Buna ilaveten devamlılık anlamı içeren bu harf süreklilik, kalıcılık manalarına gelir. Aynı zamanda huy nesilden nesile geçtiğinden dolayı bu harfle ilişkilidir. Bu nedenle ن harfi içeride gizli durup dışarıya çıkma potansiyelini ve dışarıya çıkışı ifade eder.

Sin (س) ‘diş’ demektir. Harfin; diş, keskin ve baskı manaları vardır (bu manalar dişin çiğneme sırasındaki işlevleridir). Aynı zamanda iki, tekrar, her ikisi ve ikinci manaları da vardır. Dişlerin dizili olmasından dolayı diziyi de ifade eder.

Harfleri bir araya getirdiğimizde; ortaya çıkan, kalıcı, güçlü dizi manasında insan türünü ifade eder.

 

 

 

Kur’an’da ءنس kökü ile geçen ve meallerin neredeyse tamamında ‘insan’ olarak çevrilen kelimelerin aralarında farklar olduğu muhakkaktır. Biz bu farkları aşağıda yer alan tabloda göstermeye çalıştık.

 

İsm-i cem-i cins: Kelime hem topluluğu hem de cinsi bildirir. Eğer bu kelime ile ilgili zamir, işaret ismi ya da fiil müzekker ise cinsi, müennes ise topluluğu bildirir. Bu kelimenin sonuna يّ veya ة getirilirse kelimenin müfredi elde edilir. Bu tekil kelime tekrar çoğullaştırılabilir. Şimdi bu kuralı ayetler üzerinden tekrar gözden geçirelim.

 

وَأَنَّا ظَنَنَّا أَنْ لَنْ تَقُولَ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا

“İnsan ve cin topluluğunun Allah’a yalan söylemeyeceğini zannettik.” (Cin, 72/5)

 

الْإِنْسُ وَالْجِنُّfâilkencümleninfiiliتَقُولَşeklinde müennes gelmiştir. Bu ayette bu nedenle insan ve cin cinsini değil, topluluklarını ifade etmektedir.

 

قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ إِنَّـهُمْ كَانُوا خَاسِرِينَ

“Onlardan önce cin ve insan topluluğundan geçenler oldu. Onlar kaybedenler oldular.”(Fussilet, 41/25)

Bu ayette de fiil خَلَتْ şeklinde müennes gelmiş ve cins değil, topluluk olduğunu göstermiştir. Buna ilaveten sonrasında إِنَّـهُمْ şeklinde gelen هُمْise bu kuralın topluluğu gösterdiğinin delilidir.

 

لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ

“Onlardan önce onlara(kadınlara) ne bir insan ne de cin türü temas etmiştir.” (Rahman, 55/74)

Bu ayette ise يَطْمِثْmüzekker fiili getirilerek bunların topluluk değil tür olduğunu göstermiştir.

 

Bu şekliyle bu kelimenin ism-i cem-i cins olduğu anlaşılmaktadır.

Bu kelime sonuna يّ gelerek müfredleşir. Bu şekliyle إِنْسِيّ ins cinsinden bir varlığın adı olur ve nekre çoğulu da أُنَاس dır. Marife çoğulu aslında الْأُنَاس dır ancak çok kullanılınca hemze düşmüş ve النَّاس şekline dönüşmüştür. Tablo-1’de bunlar gösterilmiştir.

 

 

Camid isim müfred

Camid isim cem

İsm-i cem-i cins

İsm-i cem-i cinsten müfred

İsm-i cem-i cins müfredden cem

Nekre

إِنْسَان

أَنَاسِيّ

إِنْس

إِنْسِيّ

أُنَاس

Marife

الْإِنْسَان

-

الْإِنْس

-

النَّاس

Tablo-1

 

إِنْسkelimesi وَحْش kelimesinin zıttı olarak kullanılır. Okun okçuya yakın olan ucuna إِنْس, sivri ucuna ise وَحْش denir. إِنْسinsana yakınlıkla ilişkilendirildiği için sosyal insanı ifade eder.

إِنْسَان kelimesi ise insanın türsel özellikleri, yaradılışsal özellikleriyle ilgilidir. Biyolojik insanı ifade eder. Eğer kastedilen Homo Sapiens ise الْإِنْسَان şeklinde gelir. Eğer kastedilen başka bir insan türü ise nekre olarak إِنْسَان şeklinde gelir. Nekre gelişin çoğulu olan أَنَاسِيّ ise biyolojik insan türlerini ifade eder.

 

لَفِي

 

لَİbtida Lamı’dır ve İnne cümlesinin haberinin başında gelerek te’kid etkisi yapar.

فِيZaman ve mekanda mecruruna zarfiyet kazandıran bir harfi cerdir. Türkçeye çoğunlukla ‘içinde’ şeklinde tercüme edilse de ‘hakkında’ manasına da gelmektedir. Zarfiyet bildiren بِ‘den farkı, بِ‘de fiilin gerçekleştiği mekân veya zamanın muayyen olmasıdır. فِي‘de ise zaman veya mekan, müphem yani belirsizdir. Sonrasında zarf değil de durum ifade eden bir kelime gelirse bu kelimenin ifade ettiği durumun içinde olmayı ifade eder. Burada da bu şekilde kullanılmaktadır.

 

خُسْرٍ

 

Kökün etimolojisi:

Hhet (خ) harfinin anlamı dışarı’dır, piktografisi duvardır. Duvarın içerde oturanları dış etkilerden koruması ve ortamı ayırarak farklı bir bölme oluşturması, duvarın kalıcı olmasından izin kalıcı olması manasına gelmektedir.

Sin (س) ‘diş’ demektir. Harfin; keskin, baskı, iki, tekrar, her ikisi ve ikinci manaları da vardır.

Resh(ر) harfi baş ile gösterilir ve başlangıç noktasını ifade eder. Başa dönüşle ‘tekrar’ manasına da gelir.

 

 

 

 

خ harfi duvar olarak bir varlığı bölmüş ve duvar da س harfi ile dizi şeklindedir. ر harfi ise tekrarı belirterek bu durumun kalıcılığını ifade eder.

خَسَار, Olması beklenen fonksiyonel özelliğin olmamasıdır (güç ve kuvvet kaybı).

خُسْر, Olması beklenen maddi veya fonksiyonel özelliğin olmamasıdır (güç kuvvet kaybı, mal kaybı).

خُسْرَان, خُسْرun mübalağalısıdır. خُسْر‘da kişi veya varlık kendi potansiyel gücünün (maddi/manevi) altındadır. Bu güce çıkıp düşmüş de olabilir, hiç ulaşmamış da olabilir.

Olması gereken özelliklerden birinin veya daha fazlasının olmaması demektir. O özelliğin ya da özelliklerin noksanlaşması da bu kökle ifade edilir.

 

Burada خُسْرnekre gelmiştir. Bunun sebebi her çağda ve her çağın tamamında insan türünün potansiyelinin farklı olmasıdır. İlk çağdaki insan tam potansiyelinde olsa bile günümüzün en belirgin husrundan daha geride olur. Bu nedenle خُسْرçağdan çağa değişir.

 

Buraya kadar sûrede 3 te’kîd vardır. وَالْعَصْرِ (1) إِنَّالْإِنْسَانَلَفِيخُسْرٍ (2)

Birincisi Yemin Vav’ıdır, ikincisi İnne’dir, üçüncüsü ise فِي’den önce gelen İbtida Lâmı’dır.

Bu güçlü te’kîd insanın husr içinde olmadığına olan yanlış ve kuvvetli inançtan dolayıdır. Bu inancı şiddetle reddetmek için üç te’kîd gelmiştir.

 

 

إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ (3)

Örgütlü bir şekilde güvenliği sağlayanlar ve projeli ortak iş yapanlar ve hakka dayalı hukuk sistemini kuranlar ve dayanışma sistemini kuranlar dışında

 

 

إِلَّا

إِلَّا İstisna edatıdır. ‘Ancak, dışında, hariç’ gibi manalara gelir ve fiil dışındaki bütün öğeleri istisna edebilir. Kur’an’da geçen diğer istisna edatı iseلَمَّا’dır. إِلَّا ile yapılan hasr en güçlüsüdür.

 

الَّذِينَ

Has ism-i mevsuldür. Kendisinden sonra gelen sıla cümlesi ile birlikte cümlede görev alır, marifedir. ال ile benzer marifelik yapar. Aradaki fark الَّذِينَ has ism-i mevsulünün organize, örgütlü bir yapıyı ifade etmesidir. Bu nedenle bu ism-i mevsulün sonrasında gelen cümle organizasyonu ifade etmektedir.

 

آمَنُوا

ءمن kökünden gelir. İf’âl bâbındandır. Kalıp olarak müfâele babına da uyar. (İf’al أَفْعَلُوا, Mufa’ale فَاعَلُوا) Sülasi fiil olarak dördüncü babdan gelir.

 

Kökün etimolojisi:

Alef (ء) harfinin piktografisi öküz başı olup güç, kuvvet ve zorluğu ifade eder.

Mem (م) harfi ise piktografisinden (dalga) de anlaşılacağı gibi ‘su’ manasındadır. Ayrıca, kargaşa, belirsizlik ve büyüklük manaları da vardır.

Nun (ن) harfi içeride gizli durup, dışarıya çıkma potansiyelini ve dışarıya çıkışı ifade eder. Bu nedenle dışarıya çıkma potansiyeli olan hisleri ifade eder.

ءve نgüçlü olma hissini, مise büyüklüğü ifade eder. Büyük bir güç hissi olarak güven anlamındadır.

 

ءمن kökünün Kur’an’da farklı bablardan ve farklı harfi cerler ile gelişleri Tablo-2’de yer almaktadır.

 

FİİL

BAB

H.CER

MANA

أَمِنَ

Sülasi Mücerred 4. Bab

 

Birine güvenmek, kötü bir olayın veya durumun gerçekleşmesinden emin olmak

أَمِنَ

Sülasi Mücerred 4. Bab

على

Birine bir şeyi/birini aynen geri almak üzere güvenmek (emanet etmek)

أَمِنَ

Sülasi Mücerred 4. Bab

بِ

Birine bir şeyi mislen geri almak üzere güvenmek

آمَنَ

Sülasi Mezid (Rubai)-İf’al

 

Güven vermek

آمَنَ

Sülasi Mezid (Rubai)-İf’al

لِ

Birinin geçmişine ve o anına güvenmek

آمَنَ

Sülasi Mezid (Rubai)-İf’al

بِ

Birinin o anı dahil geçmişine ve geleceğine güvenmek

Tablo-2

 

Kur’an’dan örneklerle iman kavramını anlamaya çalışalım.

 

AYET

ANLAMI

يُؤْمِنُ بِـاللَّهِ وَيُؤْمِنُلِلْمُؤْمِنِينَ

Allah’a iman eder ve müminlere iman eder. (Tevbe, 9/61)

Allah’a iman بِ ile müminlere iman لِ ile gelmiştir.

أُولَئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْإِيمَانَ

Onların kalplerine iman yazdı. (Mücadele, 58/22)

İmanın kalpler (beyinler) içinde olduğu gösterilmiştir. (Güven duygusu)

تَبَوَّءُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ

Onlardan önce yurda ve imana yerleştiler. (Haşr, 59/9)

Yurda ve imana yerleşme (Güvenlik işi)

مَا كُنْتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْإِيمَانُ

Sen ne kitabın ne de imanın ne olduğunu kavrar oldun. (Şura, 42/52)

İman bir kavramdır, kitap gibi. Kitap: Yasa koyma, İman: Güvenlik

بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ

İmandan sonra füsuk isim ne kötüdür. (Hucurat, 49/11)

İmandan sonra füsuk ismin ne kötü bir olduğu söylenmiştir. İman güvenliktir, füsuk ise ayrılıktır yani ayrılık güvenliği bozar demektir. Bu ayette bunun sebebi ayıplamak ve kötü lakaplarla çağırmak olarak gösterilmiştir. (Sağ-Sol, Alevi-Sünni vb.)

وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ

Kim küfrü iman ile değiştirirse yolun kötüsüne sapar. (Bakara, 2/108)

Musa’ya İsrail oğullarının ineği kesmemek için soru sorması gibi resule bir işi savsatmak için soru sormanın imanı küfürle değiştirme olduğu anlatılmaktadır. Yani başkana olan güvenin güvensizliğe dönüştürülmesidir.

وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ

Kim imana küfrederse ameli boşa gider ve ahirette kaybedenlerdendir. (Maide, 5/5)

Bu ayetin tefsirinde el-Halebi الْإِيمَانِ kelimesinin ism-i mekân manasında kullanıldığını söylemektedir. İmana küfreden kimse وَile öncekine atfedilmiştir ve gizli dost edinen kimse değildir. Gizli dost edinmenin kitaptaki cezasının uygulaması imandır. İmana küfretme demek yasadaki ceza uygulamasının üstünü örtmek, uygulanmamasını sağlamaktır, suça göz yummaktır, yasanın uygulaması yokmuş gibi davranmaktır.

مَنْ كَفَرَ بِاللَّهِ مِنْ بَعْدِ إِيمَانِهِ إِلَّا مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْإِيمَانِ وَلَكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْرًا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللَّهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

Kim imanından sonra küfrederse kalbi imanla mutmain olduğu halde zorlanması hariç velakin beyni küfre açarsa, ona Allah’tan gazap ve büyük azap vardır. (Nahl, 16/106)

İmanından sonra kalbi (beyni) imanla mutmain olarak Allah’a küfretmekten bahsetmektedir. Buradaki iman kelimesi kitabın uygulanmasını sağlamaktır. Kitaptaki emirleri yapmak, yasakları yapmamaktır. İmandan sonra değil, imanından sonra demekle İslam düzeni içinde olmayıp İslam düzenine iman eden yani güvenen kimsenin mevcut düzen içinde Allah’a küfretmesi yani Allah yokmuş gibi davranması ifade edilmektedir. Burada kişi düzenden dolayı ikrahla bunu yapmaktadır. İman: Güvenlik, yasanın uygulanması (güvenliğin sağlanması)

هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَانِ

Onlar o gün küfre imandan daha yakındırlar. (Ali İmran, 3/167)

Küfür ve imanın referans noktası olduğu bir durum gösterilmektedir. Bunun sebebi ism-i tafdilin لِharfi ceri ile gelmesidir. Burada iki durum vardır. Küfür durumu Allah’ın görmezden gelindiği, yokmuş gibi davranıldığı durumu, iman durumu ise Allah’a güvenilerek Allah’ın dedikleri ile yaşanılan durumu ifade eder.

الَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ أُولَئِكَ لَهُمُ الْأَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ

İman eden ve imanlarına zulmü karıştırmayanlar, emniyet onlaradır ve onlar hidayete erenlerdir. (Enam, 6/82)

Bu ayette İmana zulmü karıştırmayan örgütlü yapıyı ifade etmektedir. Bu durumda emniyetin olduğu söylenmektedir ve onlar yolu bulmuş olanlardır denmektedir. Buna göre iman örgütü yani güvenlik teşkilatı imana yani güvenliğe zulmü karıştırabilir (giydirebilir). Günümüzde pek çok ülkede bu şekilde çalışan emniyet teşkilatları mevcuttur. Bu ayette iman kelimesinin güvenlik olduğu açıkça görülmektedir.

فَلَوْلَا كَانَتْ قَرْيَةٌ آمَنَتْ فَنَفَعَهَا إِيمَانُهَا إِلَّا قَوْمَ يُونُسَلَمَّا آمَنُوا

Yunus’un kavmi hariç iman ettiklerinde imanı ona (karyeye) menfaat sağlayan bir karye olsaydı ya. (Yunus, 10/98)

Karyenin iman etmesinden bahsetmektedir, devamında ise karye halkının iman ettiğini göstermektedir. Burada da imanın güvenlik olduğu görülmektedir.

قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِيمَانُهُمْ

De ki, fetih günü küfredenlere imanları fayda vermez. (Secde, 32/29)

Bu ayette organize bir şekilde küfredenlerin imanlarının (güvenliğe girmelerinin) fetih günü fayda etmediği söylenmektedir.

فَأَمَّا الَّذِينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

Yüzleri kararanlara gelince, imanınızdan sonra küfür mü ettiniz? Küfretmeniz sebebiyle tadın azabı. (Ali İmran, 3/106)

Bu ayette أَمَّاالَّذِينَاسْوَدَّتْوُجُوهُهُمْile bu topluluğun örgütlü olduğu anlaşılmaktadır. أَكَفَرْتُمْبَعْدَإِيمَانِكُمْ diyerek de küfrün ve imanın topluluk halinde olduğunu göstermektedir.

يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا

Rabbinin bazı ayetleri geldiğinde önceden iman etmemiş nefse ve imanında hayr kazanmamış nefse imanı fayda vermez. (Enam, 6/158)

İmanın (güven duygusunun) bireysel de olduğu görüldü.

İman: inanıp güvenmek, Küfür: İnanıp güvenmemek. Önceden hiç iman etmemiş (güvenmemiş) nefse imanının fayda etmemesi, imanında hayır kazanmamış nefse imanının fayda etmemesi.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ

Ey iman edenler, mümin kadınlar muhacir olarak size gelirlerse, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. (Mümtehine, 60/10)

İmanın ölçülebildiği, bilinebildiği (tam bilinmeyebileceği durum da dahil)

وَمَا زَادَهُمْ إِلَّا إِيمَانًا وَتَسْلِيمًا

Onları ancak teslim ve iman olarak artırdı. (Ahzab, 33/22)

İman teslimi kapsamaz. Teslim: sağlamlaştırma, sağlam olarak ulaştırma

Tablo-3

 

يَقِين-إِيمَانFarkı

يقنkökünün etimolojisi:

Yud (ي) harfinin piktografisi Ybir kol ve eldir. Bu harfin anlamı çalışmak, yapmak ve fırlatmaktır, elin işlevlerinde olduğu gibi.

Kaf (ق) harfinde bir daire veya devir vardır. Yuvarlaklık, çember, güneş, yatay, zaman ve yoğunlaşmak, gruplaşmak, yüzey ya da hacim oluşturmak gibi manaları da vardır. ق harfi yüzey oluşturmayı ifade eder.

Nun (ن) harfi içeride gizli durup, dışarıya çıkma potansiyelini ve dışarıya çıkışı ifade eder. Bu nedenle dışarıya çıkma potansiyeli olan hisleri de ifade eder.

Bu üç harfin bir arada olmasıyla ي harfi fonksiyonel bir durum olduğunu, ق harfi yoğunluğu ve ن harfi ise açığa çıkmayı ifade ederek bir konuda yoğunlaşıp açığa net bir fikrin, inancın, düşüncenin çıkmasını ifade eder. Kişiye özeldir. Kişinin bir konuda net bir inanca sahip olmasını ifade eder.

وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ (Bakara-4)

Bu ayette إِيمَانve إِيقَانbirlikte geçmektedir. İlk başka indirilene iman yani güvenme anlatılırken, sonunda ahirete ikan yani inanma anlatılmaktadır.

 

اِتِّقَاء-إِيمَانFarkı

İttika (اِتِّقَاء) وقيkökünden gelmektedir. Sülasisi korumak iken, İfti’al babında korunmak için sığınmak (koruması altına girmek) anlamı vardır.

وقيkökünün etimolojisi:

Vav (و) çadırın kancasıdır. Eklemek, emniyete almak, çengelle tutmak, bağlamak anlamlarına gelmektedir.

و bağlantı, ي işlev, ق ise yoğunlaşma, gruplaşma demektir. Üçlü kök birbiriyle bağlantılı olarak bir iş yapmak sebebiyle bir araya gelme, gruplaşma demektir. 

 

الْمُتَّقِينَ Kur’an’da tekil olarak gelmemektedir. Bunun sebebi; ittika edenlerin tek başına ittika edemeyecekleri, ittika etme sıfatının kazanılmasının topluluk olarak gerçekleşeceğini göstermek içindir.

 

إِسْلَام-إِيمَانFarkı

İslam, esenlik içinde, barış içinde olmak; iman ise güvenlik anlamındadır.

 

وَعَمِلُوا

Kökün etimolojisi:

Ayin (ع) bakmak, izlemek, görünürlük anlamlarındadır.

Mem (م) harfi piktografisinden (dalga) de anlaşılacağı gibi su manasındadır. Ayrıca, kargaşa, belirsizlik ve büyüklük manaları da vardır.

Lamed (ل) harfi çobanın sopası demektir. Yönelme, ona doğru ilerleme, uzama manalarına gelir. Hedefe doğru yönelme manasındadır. Çobanın sopasını iterek veya çekerek koyunları kontrol etmesi, yaklaşma veya uzaklaşma olarak değerlendirilebilir.

عم kökü büyük kitleyi, topluluğu, halkı ifade ederken ل harfi ise bu topluluğa yönelmeyi, onunla ilişki halinde olmayı ifade eder. Bu nedenle عمل toplulukla ilişki halinde olmayı ifade ettiğinden hukuki sonuç doğuran fiil demektir.

 

 Allah La Yüs’el olduğu için amel etmez, عَمِلَ fiili Allah için kullanılmaz. Allah’ın yaptıklarından dolayı Allah’a karşı bir hukuki sonuç doğmaz. Hac Suresi 14. ayette olduğu gibi Allah fiil eder. (إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُHac, 22/14)

 

Etimolojik olarak bu sonuca vardıktan sonra Kur’an’da amel (عَمَل) kelimesinin nasıl geçtiğini inceleyelim.

 

İFADE

AÇIKLAMA

AYET

لَهُمْ أَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذَلِكَ 

لِ harfi ceri ile amellerin birine ait olduğu anlaşılmaktadır. Yani amel birinin üzerine kayıtlıdır.

Müminun, 23/63

وَلَا تُبْطِلُوا أَعْمَالَكُمْ

Amelin iptal edilebilir (batıl) olduğunu, geçersiz kılınabildiğini göstermektedir.

Muhammed, 47/33

وَلَنْ يَتِرَكُمْ أَعْمَالَكُمْ 

Kişinin amellerinden ayrılıp tek bırakılması (amelleriyle bağının koparılması)

Muhammed, 47/35

يُرِيهِمُ اللَّهُ أَعْمَالَهُمْ

Amellerin gösterilebilir olması

Bakara, 2/167

زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ

Amellerin süslenilebilir olması

Enfal, 8/48

نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالَهُمْ

Amellerin ödenmesi

Hud, 11/15

فَأَحْبَطَ اللَّهُ أَعْمَالَهُمْ

Amellerin boşa giderilmesi (İşe yaramaz hale getirilmesi)

Ahzab, 33/19

الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ أَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ

Amelleri kaybetmek (hedefinden sapması)

Muhammed, 47/1

وَإِنْ تُطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُمْ مِنْ أَعْمَالِكُمْ شَيْئًا

Allah ve resulüne itaat edilince amellerin eksiltilmemesi

Hucurat, 49/14

قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالًا

Amel olarak hüsrana uğramak

Kehf, 18/103

لَا أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ

Amilin amelinin ziyan edilmemesi

Ali İmran, 3/195

إِنَّ اللَّهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدِينَ

Amelin salih hale getirilmesi

Yunus, 10/81

إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْأَنْصَابُ وَالْأَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ

Şeytanın ameli

Maide, 5/90

زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُوءُ عَمَلِهِ

Amelin kötülüğü

Mümin, 40/37

لِنَبْلُوَهُمْ أَيُّهُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا

Daha iyi amel

Hud, 15/7

نِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ

Amillerin ecri

Zümer, 39/74

Tablo-4

 

عَمَل kelimesi صَالِح kelimesi ile birlikte çok fazla geçmektedir. Ancak bu geçişler الصَّالِحَاتِ kısmında incelenecektir.

 

الصَّالِحَاتِ

Kökün etimolojisi:

Tsade (ص) izlenilen yolu ifade eder. İçinde farklı yöntemler vardır. Av manasıyla hedefe ulaşma vardır.

Lamed (ل) harfi yönelme, itme veya çekme ile bağlantı kurmaktır.

Hey (ح) harfi açığa vurmak, ortaya çıkarmak manasındadır. Bu kökün nefes almak manası taşıması ve piktografisinin de kollarını yukarı kaldıran bir adam olması bize hareket ve canlılığı düşündürebilir.

ص harfinin dizi manası ve bu dizinin aynı şeylerin tekrarı olmaması ile birlikte ل harfinin bağlantı kurması ve ح harfinin hareket etkisi ile uyumluluğu ifade eder.

 

 Kur’an’da عَمَل ile beraber çok fazla geçtiğini söylemiştik, şimdi bunlardan bazılarını inceleyelim.

عَمِلَ عَمَلًا صَالِحًاşeklinde iki kere geçer (Kehf/110, Furkan/70). Bunun dışındaعَمِلَ  fiili ile beraber صَالِحveالصَّالِحَات şeklinde doğrudan mef’ûl olarak gelir. Bu durumda iki mana da korunmuş olmaktadır. عَمَلkelimesi hem mastardır hem de camid isimdir. Mastar olarak kabul edildiğinde amel fiil olarak uyumludur, camid isim olarak kabul edildiğinde ise ortaya çıkan ürün uyumludur. İki mana da bu şekilde korunmuştur.

Kur’an’da عَمِلَfiilinin صَالِح kelimesi ile geçişlerine baktığımızda; عَمِلَ صَالِحًا,عَمِلَالصَّالِحَاتِ, صَالِحًااعْمَلُواve عَمِلُوا الصَّالِحَاتِolduğu halde عَمِلَصَالِحَاتٍveya صَالِحَاتٍعَمِلُوا şeklindesalihatınnekre çoğul geçişinin olmadığını görüyoruz. Salihat, proje içinde hareket etmek demektir. Bu nedenle fâilin çoğul geldiği ayetlerde الصَّالِحَşeklinde tekil değil, الصَّالِحَاتِşeklinde çoğul olarak gelmiştir.

 

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ

“İman eden, salihatı amel eden, salatı ikame eden ve zekatı verenlere Rablerinin indinde ecirlerivardır.” (Bakara, 2/277)

Bu ayetle salatı ikame etmenin, zekat vermenin ve iman etmenin salih amelden farklı olduğuanlaşılmaktadır çünkü hepsi ayrı ayrı zikredilmiş ve atıf harfi (وَ) ile bağlanmış.

 

الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ

“İman edenleri ve salihatı amel edenleri cennetlere koyacağız.” (Nisa, 4/57)

İman etmek ve salihatı amel etmek cennete girme kriteri

 

وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ

“Erkek veya kadından kim mümin olarak salihattan amel ederse onlar cennete girecekler.” (Nisa, 4/124)

ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَىve salihattan önce مِنْharfi ceri getirerek salihat sisteminde bireysel olarak bir görev almayı ifade eder.

 

مَنْ يَأْتِهِ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَأُولَئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلَى

“Kim O’na Mümin olarak gelmişse, salihatı amel etmiştir. Onlara yüksek dereceler vardır.” (Taha, 20/75)

Mümin gelmenin şartının salihatı amel etme olduğu anlaşılmaktadır. Burada مَنْumumi ismi mevsulü kullanıldığı için bireysel veya grup halinde olmayı da kapsar. Bu nedenle عَمِلَ müfred olarak gelmiştir.

 

يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ

“Onlara amellerini ıslah eder.” (Ahzab, 33/71)

Amellerin salih hale getirilebildiğini görüyoruz.

 

مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزَى إِلَّا مِثْلَهَا وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ

“Kim kötülük işlerse ona misliyle karşılık verilir ve erkek veya kadından kim mümin olarak salih amel ederse cennete girecek.” (Mümin, 40/40)

Burada salihi amel etme ile seyyieyi amel etme aynı ayette kullanılmıştır. Bu da salih amelin seyyie olmaması gerektiğini göstermektedir.

 

Ayetleri bütün olarak düşündüğümüzde görüyoruz kiالصَّالِحَاتِsistemli uyumluluğu ifade ediyor. Proje içinde hareket etmek demektir. Bu nedenle fâilin çoğul geldiği ayetlerde الصَّالِحَ şeklinde tekil değil, الصَّالِحَاتِ şeklinde çoğul olarak gelmiştir.

 

وَتَوَاصَوْا

Kökün etimolojisi:

Vav (و) çadırın kancasıdır. Eklemek, emniyete almak, çengelle tutmak, bağlamak anlamlarına gelmektedir.

Tsade (ص) izlenilen yolu ifade eder. İçinde farklı yöntemler vardır. Av manasıyla hedefe ulaşma vardır.

Yud (ي) el demektir, fonksiyonu gösterir.

Üçü bir arada bir fonksiyon, bir işi gerçekleştirmek için bağlayıcılığı olan metodoloji, yöntemler bütünüdür.

Bu haliyle kök zorunluluk bildirir, bağlayıcıdır. Türkçedeki “tavsiye” kullanımı bu nedenle galattır.

 

 Tefâ’ul babından gelince bu babın özelliğinden dolayı müşareket (ortaklık) etkisiyle gelen bir fiilin fâilleri ve mef’ûlleri ortaktır. Gramer olarak fâil içindedirler. İkinci bir mef’ûl eklenecekse harf-i cer ile gelir ve bu mef’ûl yine fâilin içindeki fâiller ve mef’ûller için ortak olur.

 

وَتَوَاصَوْابِالْحَقِّ  ifadesinde تَوَاصَوْاfiilinin fâili olan cem vavı bir topluluktur ve bu topluluğun üyeleri birbirlerine vasiyet etmektedirler. Buradaki vasiyet topluluk içindeki bağlayıcı kural koymayı ifade eder. Burada bağlayıcı kural konulan, haktır.

 

بِالْحَقِّ

Kökün etimolojisi:

Hey (ح) harfi hareket ve canlılığı düşündürür.

Kaf (ق) harfinde bir daire veya devir vardır. Yuvarlaklığı, çember şeklinde olması gruplaşmayı ifade eder. ‘Gruplaşma’ manasına gelir.

ح’nın hareket manası ile ق’ın gruplaşma manası birleşir ve gruplaşan şeylerin hareketi manası ortaya çıkar. Bu haliyle insanlar arasında hareket eden pay manasında hak ortaya çıkar. Hukka (حُقَّة) ‘küçük kutu’, ‘kova’ demektir. İçinde gruplaşmış malzeme hareket ettirilmektedir. Belli sınır içindeki bir durumun ortaya çıkması da حَقَّfiilidir.

حَقَّfiil olarak; geçerli olmak, gerçek olmak, gerçekleşmek anlamındadır. İsim olarak gerçek ve geçerli demektir. Buradaki hak Allah’a göre olan haktır.

Hakkı ihkak etmek demek Allah katında geçerli olanı geçerli kılmak, batılı iptal etmek, Allah katında geçersiz olanı geçersiz kılmak demektir.