Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1007
Hac Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
30.3.2019
335 Okunma, 1 Yorum

HAC SÛRESİ - 9. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذَلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (36)لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنْكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ (37)إِنَّ اللَّهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ (38) أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَاتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا وَإِنَّ اللَّهَ عَلَى نَصْرِهِمْ لَقَدِيرٌ (39)

 

***

 

وَالْبُدْنَ

Va eLBuDNa (Va eLFuGLa)

“Ve budne de”

بَدَن canlı cesettir. Beden gövdede başa mukabil olarak kullanılır. بُدْن gövdeli büyükbaş inek ve develer için kullanılır.

ب geçidi, د duvarı çevreyi, ن belirsizliği ifade eder.

أَنَام geviş getiren çift tırnaklı hayvanlardır. Kur’an bunların 8 çift olduğunu söylemektedir. Deveden iki diyor. Tek hörgüçlü, çift hörgüçlü deve vardır. İnekten de iki tür diyor. Manda ve inek olarak anlayabiliriz. Koyun ve keçiden مَعْز diye bahseder. ضَأْن kelimesini ise ben zürafa olarak anlıyorum. Böyle olunca zürafadan da kurban olur demektir.

Hayvanlar ülkelerde yetiştirilecek. Yem ile değil saime mera hayvanı olarak yetiştirilecek. Mekke’ye sürüler halinde gönderilecek. Hayvanlar otlaya otlaya oraya varacak.

O halde Hac Yolları aynı zamanda mera alanı olarak oluşturulacaktır. Böylece yollardaki otlar da hayvanların bedenlerine girecektir. İki şekilde gönderileceklerdir. Biri koyun olarak verilecek, orada kilosu ona yakın koyun olarak alınacaktır. Diğeri ise boynuna kolye takılacak, orada o hayvan ona verilecektir.

Bunlar بُدْنdur. بُدْنhac kurbanıdır. Yalnız orada zibh edilir.

هَدْيise sıradan kurbandır. Her bucakta bucak sakinleri keser. Yahut ilde ve ülkede de ortaklaşa kesilip harman yapılır.

İlerde hayvanlar ve sağlık üzerinde ilmi araştırmalar ilerledikçe Kur’an’ın bu ayetleri daha iyi anlaşılacaktır. Belki binlerce yıl sonra şimdi burada yazdıklarımıza benzer inkılaplar olacaktır.

جَعَلْنَاهَا لَكُمْ

CaGaLNAvHAv LaKuM (FaGaLNAvHAv LaKuM)

“Onu sizin için ca’lettik”

Buradaki هَا zamiri müennestir, بُدْن kelimesine gitmektedir O halde بُدْن çoğuldur (Tekili بَادَنَة). Bedenin çoğulu ise büyük baş tabirimiz gibi bir kelimedir. Yani büyük baş enam anlamındadır.

Buradaki “Kum” zamiri kime gitmektedir, tüm insanlara mı yoksa yalnız müminlere mi? Ayete iki mana verilebilir. Müminlere farzdır. Diğerinin de iştiraki halinde kabul edilebilir.

مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ

MiN ŞaGAEiRi elLAHı (MiN FaGAEiLi elLAvHı)

“Allah’ın şeairindendir”

شَعْرَة saç telidir. İnsan beyninin içindeki inceliklerdir. Bilinç anlamına gelir.

ش dalga kümesidir, ع etkidir, ر tekrardır.

İnsanın dört ruhi melekesi vardır. Allah tarafından nefh edilen ruh bunu beyinden almaktadır. Bunlardan biri zevktir yani acı ve tatlı duygulardır. İkincisi zekâdır. İnsanın problemi çözmesi, bilgisayar programı yapmasıdır. İnsan beyni bilgisayar programıdır. Ona her şey yaptırabilirsiniz ama o program yazamaz. Programı insanın zekâsı yani ruhun kabiliyetinden biri yapar. Diğeri ünsiyettir. Diğer varlıklar da haberleşirler ama onlar haberleşme araçlarını kendileri oluşturmaz. İnsanda ise özel dalgalar özel manalar yükler ve karşıdaki benzeri ile haberleşir. İnsan dördüncü olarak şuur sahibidir. Kendi varlığını ve benliğini bilmektedir. Bilinçte birlik vardır. Bedenin atomları tamamen değiştiği halde insan ben dün ne isem bugün de oyum demektedir.

Topluluğun bilinci de kişilerin bir araya gelmesi ile oluşan bir bilinçtir. Beyindeki elektronik dalgaların yaydıkları dalgalarla topluluk birlikte bir duygu yaşar. Bir alanda toplanma, birlikte yürüme ortak bilinci oluşturduğu gibi, birlikte kurban kesme de ortak bilinci oluşturur. Savaş bu ortak bilinçler arasında olur. İki cephede oluşanlar çatışan iki bilinç oluştururlar ve insan artık kendi iradesi ile değil topluluğun ortak bilinci ile hareket eder. Hep birlikte topluluğun iradesi içinde olur. Meleklerin savaşta yardımı bu topluluk iradesinin etkileri ile olur.  Melekler cephenin bir tarafını korkuturlar diğer tarafını ise cesaretlendirirler.

Şimdi 31 Mart günü yapılacak seçimde de böyle meleklerin müdahalesi olabilir. Beklenmedik oy çıkabilir. Seçim mitingleri bu ortak bilinçle kişileri yönlendirmedir.

“Min” harfi ile getirilmiştir. Marifedir ve çoğuldur. Dört adet şeair olmalıdır.

 فَإِذَا أَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللَّهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ

Bunları şöyle sayabiliriz. Tavaf etmek, sa’y etmek, ifada etmek, vakfetmek hareketlerin meşairidir. Kurban kesmek. Kurbanı göndermek. Savaş görmemiş bir nesiliz. Hacca gidemediğimiz için hac meşairini de tatmayanlarımız vardır. Bayramlar, resmi geçitler bu duyguları uyandırmak için yapılmaktadır. Bunlar halkın kendi coşması ile oluşmamaktadır.

لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ

LaKuM FİyHAv PaYRun (LaKuM FİyHAv FaGLun)

“Onlarda sizin için hayır vardır”

Menfaatlerine şahid olsunlar diyor.

Burada da sizin için onlarda hayır vardır diyor.

Allah’ın şeairidir, aynı zamanda oraya katılanlar için hayır vardır.

İki türlü servet vardır. Biri yıllık yaşamamızı sürdürebilmek için sahip olduğumuz servettir. Diğeri ise üretimde sermaye olan servettir. Hayr sermaye demektir. Menfaat geneldir. Hayr ise üretme aracı olan imkânlardır.

Bizim için kurbanlarda bir hayır vardır. Yeryüzündeki et ticareti düzenlenecektir. Değişik yerlerde değişik hayvanlar yetiştirilecektir. Ama etler dünya pazarlarına gönderilecektir. Bu nasıl olacaktır? Hacdaki kurban müessesesi bunu sağlayacaktır.

Yeryüzünde 10 milyar insan varsa ve bunlar günde 100 gram et tüketecek olsalar, bin ton et tüketilecek demektir. Ortalama 100 kilo olsalar 10 bin hayvan kesilecek anlamı çıkar. Her hayvan için 10 metrekarelik yere gerek varsa, 1000 dönümlük alanı kaplayan mezbahaya ihtiyacımız vardır demektir.

Kesilecek hayvanlar Harem bölgesine gönderilecek, orada kesilecek, harman yapılacak, ambalajlanacak ve dünya piyasalarına gönderilecektir. Yahut kesilmiş hayvanlar soğuk depolu arabalarla gönderilecek ve orada harman yapılacak. Yahut önce bucaklarda, sonra illerde, sonra ülkelerde, en son hacda harman yapılacak demektir. Büyük paketler Haremde, orta paketler ülkelerde, toptan paketler illerde ve bucaklarda da perakende paketler olacaktır.

Bu etlerde böyle olduğu gibi diğer yiyeceklere kıyas yoluyla teşmil edilebilir.

Bundan 50 sene önce bunlar düşünülemezdi. Şimdi ise araba gemileri, araba demiryolları, belki araba uçakları devreye girecek. Çok ucuz nakliye ile bu sistemleri düşünebiliyoruz. “Sizin için onlarda hayır var” denmesi bize bunları düşündürtmektedir.

فَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا

FaÜZKüRu EiSMa elLAvHı GaLaYHAv (Fa üFGuLUv FıGLa elLAvHı GaLaYHAv)

“Üzerlerine Allah’ın ismini zikrediniz”

Allah’ı zikretmek Allah’ı hatırlamaktır.

Allah’ın ismini zikretmek demek Allah kelimesini yazmaktır.

Bir şeyin üzerine Allah’ın kelimesini zikretmek demek Allah kelimesini onun üzerine yazmaktır. Allah kelimesini değil de Allah’ı hatırlatan şeyleri yazmak demektir. O halde vasıfları yazmak demektir.

Kur’an’ı yorumlarken bize bir şey yapmamızı emretmektedir. Acaba bu ne diye düşünmemiz gerekir. Buna göre yorumlarsak şeriat ortaya çıkar, düzen ortaya çıkar.

İlk uygulamasını Resul yapmıştır, arkadaşları yapmışlardır. Örnek uygulamadır. Onların ihtilafsız yaptıkları şeyler bizim uymamız gereken şeylerdir.

صَوَافَّ

ÖaVafFa (FaVAGıLa)

“Saflar yaparak”

Herkes kurbanını kendisi kesecek. Hayvanlar yatırılacak. Bir tarafta kan oluğu, diğer tarafta dışkılık oluğu açılacak. Oluklar kıbleye doğru olacak, arka arkaya dizilmiş hayvanlar sağ elle kesilecek, sağ oluktan kanlar akacaktır. Sol tarafta ise pislik akacaktır. Kanlarla balık veya tavuk yemi yapılacak, sol taraftaki dışkılıklarla gübre yapılacak. Derilerin ve kemiklerin konacağı bantlar olacak. Yani olukların üzerinde hareketli banklar olacak ve böylece birlikte kurban kesilecektir. Etlerin parçalanması ve kavurma veya kıyma yapılması veya kuşbaşı yapılması bu bant üzerinde gerçekleşecektir. Bunların karışmasını sağlamak için parçaları bölüştüren sonra birleştiren mekanizmalar geliştirilecektir. Parçalar ona göre konacaktır.

فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا

FaEiÜAv VaCaBaT CuNUvBuHAv (FaEiÜAv FaGaLaT FuGUvLaHAv)

“Cenbleri vücub ettiğinde”

جَنْب yan demektir, yan taraf demektir. Bedenin yanıdır. Yabancı demektir.

جنبKur’an’da 33, وجب  1 defa geçer. Toplam 34 (2*17) eder.

ج toplanmayı, ن belirsizliği, ب geçidi, و ise beraber olmayı ifade eder.

جُنُوب çoğuldur. وُجُوب paketlemek demektir. جُنُوب da yabancı parçalar demektir. Yani değişik hayvanların parçaları bir araya getirilip paketler yapıldığında anlamındadır. Burada gaye değişik ülkelerden gelen ve değişik hayvanlardan oluşan etlerin karıştırılıp paket yapılmasıdır. Bu paketleme sistemi selem için de geçerlidir. Haftalık sipariş verilir, üreticilerin malları paketlenerek sipariş verenlere hafta hafta ulaştırılır.

Yabancı parçaların birleştirilmesi ve paketlerin yapılıp tüm insanlığa ulaştırılması konusunu kıyasla dörde çıkarıyoruz. Zemzem suyu, cemre taşları ve ticaret mallarına teşmil ediyoruz. Peygamber bunları yapmıştır ve tüm sahabeler de katılmışlardır. Fiili icma olmuştur. Tefese kelimesi bunları içermektedir.

فَكُلُوا مِنْهَا

Fa KuLUv MiNHAv (Fa UFGuLUv MiNHAv)

“Ondan eklediniz”

Burada da eklediniz demekle ondan yararlanınız demektir, meta mallarıdır.

Üretilen balık yemleri, derileri, kılları, kemikleri ve gübreler sizindir. Siz bunların mal belgeleri alın ve dünya piyasalarına pazarlayın demektir. Yarısı üretim giderleri olur, diğer yarısı sizin payınız olur. Başka oranlar da konabilir. 

Aynı zamanda burada bölüşme şeklini de öğrenmiş olursunuz. Buradaki فَ harfi mal senetlerinin hemen hacılara verileceğini ifade eder. Ekletme satabilme anlamındadır. Kurban kesen bunları orada pazarlayabilir, ülkesine döndüğünde de pazarlayabilir.

وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ

Va EaOGıMUv eLQAvNıGa (Va EaFGıLu eLFavGıLa)

“Ve kanii it’am ediniz”

Aynı kalıbı kullanıyor. Kurbanların yiyecek kısmı ise bölüşülecektir. “Behimetü’l-enam”da ikiye ayrılmıştı, orada الْفَقِيرَkelimesi الْبَائِسَ‘insıfatı yapılmıştı (28. ayet). Burada وَharfi getirilmiştir. Dolayısıyla etler üçe ayrılacaktır. Kurbanı kesenler üçte bir alacaklar, üçte biri الْقَانِع, üçte biri ise الْمُعْتَرّ verilecektir.

Şimdi قَانِع ve مُعْتَرّ manasını buna göre vereceğiz.

إِقْنَاعbir şeyi aramak ve sormak için başı kaldırmak demektir.

ق kuvveti, ن belirsizliği, ع etkiyi ifade eder.  

Bunlar Mekke’nin sakinleridir. Kani’dirler. Hacılara hizmet etmekte ve ilim yapmaktadırlar. Bunlar kanaatkârlardır. Çünkü servet edinme yoktur. Hareme gidenler orada yer içer ve yaşarlar. Ama orada biriktirdikleri malları ve serveti çıkarıp ülkelerine götüremezler. Mekke gayrizizerdir. Oradakiler ticaretle geçinirler. Üretim yapabilirler. Ancak orada çalışanlar orada zengin olmayı düşünmezler. Biz böyle mana veririz. Kanaatin iki manası vardır, ilgilenen demektir. Hacılarla ilgilenen manası vardır, bir de kanaatkâr olma manası vardır. Kur’an’da iki yerde geçer. Biri burada, biri de ilgilenenler anlamındadır. Kanaat anlamında mana taşıyan kelime Kur’an’da geçmemektedir. Dolayısıyla sadece ilgilenme manasını verebiliriz.

وَالْمُعْتَرَّ

Va eLMuGTaRa (Va eLMuFTaGaL)

“Ve mu’teri”

عُرْيَان çıplak, مُعْتَرّ yoksul anlamında çıplak demektir. اِعْرَوْرَى hayvanların uyuz olup tüylerini dökmesi demektir.

ع etkiyi, ر tekrarı ifade eder.

Burada الْمُعْتَرَّ ve  الْقَانِعَmarife gelmiştir. İnsanlıkta bir sınıf oluştururlar. Sakatlar anlamına gelebilir. Bunlar üzerinde şimdi düşünmeye başlayacaksınız. Yarın Adil Düzen tesis edilip Mekke bağımsız hale geldiği zaman bu ayetleri o zaman yorumlayacak ve o zaman size gelen vahiy ile amel edeceksiniz. Şimdi biz size sadece usulü anlatmaya çalışıyoruz.

İftial babı gelmiştir. Kendilerini tecrit edenler anlamına gelmiş olabilir. Bulaşıcı hastalığa sahip olanlar için o hastalığa mahsus semtler oluşturulur ve oraya tehcir edilirler. Cüzzamlılar semti örnek olarak alınabilir. Buraları desteklemek için buradaki etlerden pay ayrılır.

كَذَلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ

KaÜAvLıKa SapPaRNAvHAv LaKuM (KaÜAvLiKa FagGaLNAvHAv LaKuM)

“Böylece, size onları teshir ettik”

سَخْر kayalık sahadır. سَخْلَة‘kuzu’ demektir. سَخْر söz dinleyen uysal yabancı işçidir. Bir işten bedelsiz yararlanmak سُخْرَة olduğu gibi, böyle hor görülen yabancı işçinin alay edilmesine de سِخْر denir.

س mekânda diziyi, خ çökmeyi, ر tekrarı ifade eder.

Biri diğerine muhtaçsa sahr vardır demektir. Karşılıklı ihtiyaç şeklinde olur. Allah canlıları birbirlerine muhtaç olarak yaratmıştır Böylece birlik ve sistem oluşur.

Yeryüzünde insanları da böyle birbirine musahhar kılmıştır. Değişik yerlerde değişik maddeleri var etmiş. İnsanları ise bu maddelerin hepsine muhtaç etmiş ve birbirlerine musahhar kılmış, bu sayede iş bölümü doğmuştur. En az emekle en çok sonuç elde edilmiştir. Buradaki هَا zamiri الْبُدْنَ’ye gitmektedir.

لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (36)

LaG alLaKuM TaŞKuRUvNa (LaGalLaKuM TaFGaLUvNa)

“Şükredersiniz diye.”

“Şükretmek” nimetin karşılığını vermek demektir.

Bu imkânları sağladı ancak bunu zorunlu kılmadı. İsteyenler bundan yararlanırlar. Ortaklık düzenini kurmak, ondan yararlanmak şükürdür.

Hac yollarını nasıl inşa edeceğiz?

Hacca gitme ehliyetine ulaşan kimse hac parası ile hacca gidemez. Çünkü bu para faizli düzende faiz ekonomisi ile kazanılmıştır. Helal nakit değildir. Bunun temizlenmesi gerekir. Bunun için kura çekeceğimize sıra konur. Peşin olarak alınır, beş sene faizsiz bankada mevduat olarak korunur.

 

YORUM

İncil’den: İsa dedi ki, günün derdi güne yeter.

Bugün hacca gidemeyeceğimize göre hac ayetlerimizi niye yorumluyoruz?

Bırakalım, o gün yorumlayalım diyebiliriz.

Hac günümüzün meselesidir. Önce hac aylarını tespit etmemiz gerekiyor, çünkü biz orucu hac takvimine göre tutuyoruz. Sonra hac yollarını tesis edebiliriz. Biz ülkemizden hac yollarını tesisle başlarız. Mekke’yi fethettiğimizde yolumuz hazır olur.

Mekke’yi fethetmeli miyiz?

Evet, Mekke şimdi Müslümanların elinde değildir. Sermaye ile bir olan Suudiler imparatorluğumuzu yıktılar ve şimdi onların emrinde yine de bizimle savaş hazırlığındadırlar. Osmanlıların yönetimi de bugün meşru değildir. Hicaz da Mekke de hiçbir devlete ait olmayacak ve bir dine bile değil tüm dinlere açık olacak, tüm dünyanın merkezi olacaktır. Bunu biliyoruz ama bütün Hicaz mı olacak, yalnız Mekke mi olacak. Bu soruyu çözmüş değiliz.

Biz birine talip olmak zorundayız. Tüm İslam âlemi, tüm insanlık Suudilere diyecek ki; eğer barış içinde Mekke’yi bize bırakırsanız ve hac yollarına izin verirseniz Mekke yeter, Medine sizin olsun. Muhammed hepimizin peygamberidir, kendisi de Araptır. Muhammed değil onun bedeni yatmaktadır. O da sizdendir. Yok, eğer barışla teslim etmez savaşmak zorunda bırakırsanız, o zaman Hicaz bizimdir.

Suudi rejimi Mekke’yi İslâm âlemine bırakmalıdır.

Bunu söylemek için şimdiden Kur’an’dan bunları öğrenmeniz lazımdır.

Onun dışında Hac merkezinde yapacağımız işleri şimdi dışarıda yaparız. Kurban merkezi kurarız ve işletmeye başlarız. Bu derslerde biz yalnız Haccı takip etmiyoruz, Hac Suresi’nde anlatılanları takip ediyoruz.

Bununla beraber bu surenin 2019’da yorumlama sırasının gelmesi bu yıl bununla ilgili bir şey olacağına işaret vardır. İsra Suresi’nde de 2019’u anlatmıştık.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve yinleri, onları sizin için Allah’ın bilincinden kıldık. Sizin için onlarda iyilik vardır. Dizi durumunda olan onların üzerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düştüklerinde onlardan yiyin ve yetineni ve yoksulluğunu açıklayanı doyurun. Böyle, onları sizin için atadık. Umulur ki karşılarsınız.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve budnu, onları sizin için Allah’ın şeairinden ca’l ettik. Sizin için onlarda hayr vardır. Saf halinde olan onların üzerine Allah’ın ismini zikedin. Cenbleri vucub ettiğinde onlardan ekledin ve kani’ ve mu’teri ita’m edin. Böyle, onları sizin için teshir ettik. Umulur ki şükredersiniz.”

 

Va eLBuDNa CaGaLNAvHAv LaKuM MiN ŞaGAvEiRi elLAHı LaKuM FİyHAv PaYrun Fa üÜZKüRuv iSMa elLAvHı GaLaYHAv ÖaVafFa FaEiÜAv VaCaBaT CuNUvBuHAv FaKuLUv MiNHAv Va EaOGıMUv eLQAvNıGa Va eLMuGTarRa KaÜAvLıKa SapPaRNAvHAv LaKuM LaG alLaKuM TaŞKuRUvNa

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذَلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (36)

 

***

 

لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا

LaN YaNALa elLAHa LuXUvMuHAv (LaN YaFGaLa elLAvHu FuGUvLuHAv)

“Ne lahmleri Allah’a nevl eder”

نَيْل haliç demektir. Suyun denize ulaştığı yerdir. Mısır’daki Nil nehri adını buradan alır. Ulaşmak anlamındadır.

ن belirsizliği, ي kolaylığı, لbelirliliği ifade eder.

Kurbanların etleri Allah’a ulaşmaz. Allah kurbanı kendisine bir yararı olduğu için emretmemiştir, insanların sağlıklı bir şekilde yaşamalarını sağlamak için emretmiştir. Kurban keserek insanlığın sağlıklı eti nasıl temin edeceği öğretilmektedir.

Bu kurbanı sadece usulüne göre kesmekten ibaret değildir. Merada yayılmasından ve ahırda beslenmesine kadar. Sonra kesilip ambalajlanmasına kadar. Sonra onun dünya piyasalarına ulaştırılmasını da içine alan bir üretim ve yararlanma mevzuatıdır.

Bugün devletler bunu yapmaktadır. Hayvanlar mezbahalarda kesilmektedir. Ne var ki bugünkü işçilik düzeni bunu sağlayacak seviyede bir düzen değildir. Kur’an belki ancak dördüncü binyılda uygulanacak incelikleri ile bunu tedvin etmektedir.

Kimi insanlar insanı kurban etmekte, Allah’ın gazabını bununla dindireceklerine inanmaktadırlar ama Allah bunu reddetmektedir.

وَلَا دِمَاؤُهَا

Va LAv DiMAvEuHAv (Va LAv FıGAvLuHAv)

“Ne de demleri”

Özellikle “kan” kelimesini eklemektedir. Batıl inanışta etlerin yanında kan akması için kesmektedirler. Kurbanın hiçbir kutsiyeti yoktur. Hele kan aynı zamanda pistir. Onunla Allah’a ulaşılacağına inanmak en iğrenç şirktir.

 

وَلَكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنْكُمْ

Va LAvKiN YaNAvLuHu elTaQVAy MiNKuM (VaLAvKıN YaFGaLuHu elFaGaLa MiNKuM)

“Lakin sizden takva O’na neyleder”

تَقْوَى kelimesinin kökü وقي’dir. وharfi ت’ye dönüşebilir. Ticaret böyledir. فَعَلْتُ’daki تaslında وden dönüşmedir.  وقي’nin sıfat olarak kullanılan mastarıdır. “Din” kelimesi bizim kullandığımız manada değildir. Takva kelimesi ile ifade etmeye çalıştık.

Haramlardan, yasaklardan, günahlardan korunmak anlamındadır. Şeriatın sınırları içinde kalmak, suç veya günah işlememektir. Laikleşmiş mantıklar suç ile günahı ayırmaktadırlar. Hâlbuki günah demek suç demektir, belki suçun bir türüdür.

“Sizden Takva” denmektedir.

Sigarayı canınız çektiği zaman Allah’ı akla getirerek içmemek; Allah’ın bizden beklediği budur. Bu Allah’a ulaşır. Sigara içip tövbe eden içmeyenden kârlıdır. İçmeyene sigara içmediği için günah yazılmaz ama sevap da yazılmaz. İçen bırakırsa çift kârdadır; içtikleri günahlar af olduğu gibi Allah rızası için bıraktığından dolayı da sevap yazılır.

كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ

KaÜAvLıKa SapPaRaHav LaKuM (FagGaLaHAv LaKuM)

“Böylece, onları size teshîr etti”

Harfi atıfla atfetmeden size teshir etmeyi tekrar etti. Yani birinci teshir ile bu teshir aynıdır, birinci teshirin bedelidir, başka yönünü açıklamaktadır. Aynı zamanda teshiri teyit ederek gayenin iş bölümü ve bölüşüm olduğunu teyit etmektedir.

Topluluk fertler içindir. Fertler de topluluk içindir. Fertler olmazsa topluluk olmaz, topluluk olmazsa fertler yaşayamaz. Topluluk ise iki şeyle oluşur, iş bölümü içinde üretme ve dengeli bir şekilde bölüşüp tüketme. Bu ilişkiye “teshir” denir.

Bu da bire 10, bire 100 kârlı kılmaktadır. Kurban en zor işletme olan hayvancılığı bize öğretmektedir. Aynı zamanda en büyük işletme olarak bize anlatmaktadır.

لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ

LiTuKabBiRalLAvHa (Li TuFagGıLı elLAvHa)

“Allah’ı tekbir etmeniz için”

كَبِير yaşça büyük olmadır. İnsanlar doğduktan sonra kendilerinden yaşlı olanlardan öğrenmeye başlarlar. Yaşlandıkça bilgileri artar. Kendilerinden yaşça küçük olanlara da örnek olurlar, öğretmen olurlar.

Bunu Türkler en iyi şekilde uygularlar. Abla ve ağabey yalnız Türk dilinde vardır. Benim bildiğim dillerde böyle kelimeler yoktur. Kur’an da yaşlı olmayı saygın olma anlamında kullanmaktadır. Burada “Tekbir” kelimesini kullanmaktadır.

Allah’ın ismi zikrediliyor. Burada ise Allah tekbir ediliyor. Allah kelimesi izmar değil izhar ediliyor; birincisi Allah’ın halifesi olan topluluktur, ikincisi alemlerin rabbi olan Allah’ın kendisidir.

Burada Allah denilecektir. Yani kurban kesenler saf olup hep birlikte tekbir getirip kurban keseceklerdir. Allahu ekber Allahu ekber la ilahe illallahu vellahu ekberdir. Bayramlarda namazların arasında tekbirleri bu ayete dayanarak getirmekteyiz.

عَلَى مَا هَدَاكُمْ

GaLAv MAv HaDAyKuM (GaLAv MAv FaGaLaHuM)

“Size hidayet ettiği üzerine”

Burada هَدَاكُمْifadesini هَدْي anlamında kullanabilirsiniz, o zaman kurban olur. Gönderdiğiniz hayvan değil de gönderilen hayvanlardan biri anlamındadır. Topluluk size vermiştir. O zaman buradaki zamir daha önceki ayetteki Allah’a gider. Yahut da size hidayet ettiği yani doğru yolu gösterdiği anlamındadır. O zaman da bu ayetteki Allah fail olur.

Tekbir kelimesi de şeairillahtandır. Her insandan ayrı ses çıkar topluca çıkarılan seslerde tüm dalgalarda neşriyat yapılmaktadır. Bizim bedenimize hangi sesin frekansını alırsak biz onu alırız. Böylece her frekansa yayın yapılmaktadır. Vücutta ondan kendisine uygun olanlar rezonans haline gelmektedir. Bundan dolayıdır ki müzik koro halinde söylenmektedir. Böylece tek bir koro haline getirilmektedir.

اللَّه kelimesi ل harfinin tekrarıdır. ل, ر ve ن harfler titrek harflerdendir. İnsan vücudu en çok bunları algılar. Çocukları ninnilerle uyuturuz. Benim memleketimde “ru ru ru” diye uyuturlar, “la la la” diye de söylenmektedir.  Allah kelimesi tekrar edilerek insan bedenindeki titreşimleri ile insan rahatlamaktadır.

Tarikatların zikirle insanları eğitmeleri bundandır. Kur’an müziğinin bir özelliği vardır. Kederli olanların üzüntülerini azaltır, sevinenlerin sevinmesini durdurur vasat durumda tutar. Oysa diğer müzikler üzüntüyü artırır sevinci daha da artırır.

İnsan üzüldüğü zaman vücuda özel bir salgı salar, sevindiği zaman da başka salgı salar. Bu salgılar ölçülerek duygular ölçülebilir. Böylece yukarıda söylediğim varsayımı ilimle kanıtlamış oluruz. Batı müziği ile doğu müziği böylece karşılaştırılabilir.

Bunları ölçmek için Yalova Teşvikiye köyündeki arsamıza inşa edeceğimiz binamızın iki katında laboratuvarlar düşünüyoruz.

وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ (37)

Va BAşŞiRi eLMuXSiNIyNa (Va FagGıLı eLMuFGıLIyNa)

“Muhsinleri tebşir et.”

Daha önce muhbitleri tebşir et, burada da muhsinleri tebşir et denmektedir. Tekbir getirenler muhsin oluyorlar. Allah’ın ismini zikredenler muhsin oluyorlar. Mukrim, muhsin, muhbit, muti var. Muhsinler de muhbitler de erkek çoğulla zikredilmişlerdir. O halde bunlar birer topluluktur. İhsan edenler topluluğu, ihbat edenler topluluğu. وَالْبُدْنَ‘deki و ile bu iki grup birbirinden ayrılmışlardır. Bunun anlamı şudur. Behimetü’l-enamı kesenlerle budneyi kesenler aynı kimseler değildir. Yani behimetü’l-enama katılanlardan bir kısmı budneye katılmayabilir. Katılsa bile ayrı ayrı katılmış olurlar. Behimetü’l-enamın katılanları başka olduğu gibi paylar ayrı dağıtılmakta ve birinde Allah’ın ismi zikrediliyor birinde tekbir getiriliyor.

İkisi arasındaki farkları böyle düşünmemiz gerekmektedir.

Sıradağlardan yan yana olan iki büyük dağın en büyüğüne حَسَن, küçüğüne حُسَيْن denir. “İhsan etmek” demek birini bir işte kardeş etmek, sende olanı onunla paylaşmak demektir. Behimetü’l-enamda ihsan vardır. Ürünler toparlanmaktadır. Amaç istihsaldir. Oradaki fakirden maksat ona muhtaç olan demektir. Kimin talebi varsa ona demektir. Baisde kim daha muhtaç ise ona demektir. Karşılıksız dağıtma bile gerekmez.

Sular bir havuzda toplanır. Buraya su verenlerden iki litre su alınır bir litrelik belge verilir. Diğer litre ise piyasaya satılır. Su piyasası böyle oluşur. Baise’l-fakir bunu anlatıyor.

Burada ise ihsan vardır. Üçte bir Mekke halkına ihsandır. Üçte bir kanıa, üçte bir de mutara. Muhbitler kaliteli üretim yapanlar demektir. Muhsinler ise kaliteli tüketimi sağlayanlardır. Arz ve talep piyasası böyle doğmaktadır. Satıcılar en pahalı olanı bulur ve ona satarlar, alıcılar da en ucuzu bulur ondan alırlar. İhbatın kuralı budur. İhsanın kuralı ise üründen diğer insanlara pay ayırırlar. Kira payını verirler, genel hizmet payını verirler.

 

YORUM

Bir kimse bir kasabaya gidiyor ve orada yatırım yapıyor. Kazanmak istiyor ama aynı zamanda ora halkına çalışma imkânını sağlıyor. Burada ihbat vardır. İmkânların ekonomik girdilerin en iyi şekilde değerlendirilmesidir. Oradaki yönetime, kamuya hiçbir pay vermese bile yaptığı ülke için yararlıdır. Buna ihbat denir.

Diğer taraftan oranın toprağını kullandığı için güvenliğini sağlayan kamuya pay verdiği için de ihsan yapmaktadır. Bundan dolayıdır ki biz yabancı sermayeye karşı değiliz, biz sermayeye karşı değiliz; biz sömürüye karşıyız, biz faize karşıyız, biz rüşvete karşıyız, biz hileye ve sahtekârlığa karşıyız. Biz baskıya ve sömürüye karşıyız.

Bugünkü Rothschild ile Rockefeller’in burada bir günahları yoktur. Devraldıkları düzeni sürdürmektedirler. Biz semt kooperatiflerini kurduğumuz zaman onlarla hesaplaşmamız çok kolay olacaktır. Sömürmeden insanlığın mübadelesine hizmet edeceklerse sorun yok, onlara o imkân sağlanacak ve varlıklarını devam ettireceklerdir. Yok, sömürülerine devam ederlerse biz kooperatif olarak da merkezi kooperatifler kurar onlarla alışverişi keseriz. Mevcut devletler güvenliği sağlıyorlarsa sorun yok, biz semt kooperatifleri olarak vergilerimizi onlara vermeye devam ederiz, onlar da güvenliğimizi korumuş olurlar.

Güvenliğimizi sağlayamazlarsa biz onları iktidardan indirmeyiz. Kendi acziyetleri onları iktidardan indirir, biz de o zaman Adil Düzen devletini kurarız.

Bu nokta önemlidir, aklınızda olsun, biz iktidarı indirmeyiz. Gücümüz yettiği kadar onu destekleriz. Gücümüz yetmediğinde onu kendi yaptıkları indirir. Biz yeni düzenle yeni iktidar oluştururuz. İstiklal Savaşı örneğimiz var. Ak Parti örneği var. Millî Görüş’ü Ak Parti yıkmadı, o yıkıldı, Ak Parti dökülen oyları topladı. Osmanlı İmparatorluğu’nu Mustafa Kemal yıkmadı, o yıkılan imparatorluğu yeniden toparladı. Osmanlılar da Selçukluları yıkmadılar, dağılan Selçukluları yeniden toparladılar.

Kur’an’da marifeli olarak geçen erkek çoğullar toplulukları kurumları ifade eder. Kur’an’ı tarayıp bunları tasnif etmemiz gerekir. Yapacak çok şeylerimiz var. On bin ortaklı ar-ge ortaklığını bunları yapmak için kuruyoruz. Allah için yardıma çağırıyoruz. Havariler arıyoruz. Aramızda İsa yoktur ama aramızda Kur’an var, bütün usulü ile bizim imdadımıza koşuyor.

Hala siyasette veya faizli işletmelerde kazanç arayanlar vardır. Hala bir paket çay ile topladıkları oyla iktidar olma heveslileri aramızda. Biz kimseye bir şey vermiyoruz. Allah’ın yolunda bize katılsınlar. Ortak olmalarını istiyoruz, sadaka istemiyoruz.

 

Öz Türkçe ile:

“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a erişecek. Ancak sizden O’na korunma erişecek. Böyle, onları size yol gösterdiği için Allah’ı büyükleyesiniz diye sizin için atadı. İyi davrananları sevindir.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Onların ne lehmleri ne de demleri Allah’a neyl edecek. Velakin sizden O’na takva neyl edecek. Böyle, onları size hidayet etmesi üzerine Allah’ı tekbir edesiniz diye sizin için teshir etti. Muhsinleri tebşir et.”

 

 

LaN YaNALa elLAHa LuXUvMuHAv Va LAv DiMAvEuHAv Va LAvKiN YaNAvLuHu elTaQVAy MiNKuM KaÜAvLıKa SapPaRaHav LaKuM LiTuKabBiRulLAvHa GaLAv MAv HaDAyKuM Va BAşŞiRi eLMuXSiNIyNa

لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنْكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ (37)

EinNa elLAvHa YuDAvFıGu GaNı elLaÜIyNa EAvMaNUv EinNa elLAvHa LAvYuXıbBu KulLa PavVAvnın KaFUvRın

 

***

 

إِنَّ اللَّهَ يُدَافِعُ

EinNa elLAvHa YuDAvFıGu (EinNa elLAvHa YuFAvGıLu)

“Allah müdafaa eder”

Bundan önce “Allah’ı tekbir ederler” denmişti; âlemlerin rabbi olan Allah’ı tekbir ediyoruz. “Allah hevvan ve kefurleri sevmez” diyor, O da âlemlerin rabbini ifade ediyor.

Buradaki “Allah” kelimesi O’nun halifesi olan insanlığı ve insanlığı temsil eden devleti ifade ediyor. Devletin bizi koruyacağını haber veriyor. Nitekim elli senelik geçmişimizde bize çeşitli şekilde saldırılmıştır ama sonunda devlet bizi (yargılandığımız mahkemelerde) beraat ettirmiştir. Sonra yanımızda olmuştur.

Bugün de iktidardayız. Ak Parti iktidarı yanlışlar yapıyor, biz de uyarıyoruz. Temel Karamollaoğlu yanlış yaptı, biz de uyarıyoruz. Biz de uyarımızda hata etmiş olabiliriz. Hakkı tavsiyenin yanında sabır tavsiye edilmektedir.

Allah şimdiye kadar bizi hep korudu. Biz eğer gerçekten cihad ediyorsak O bizi korur. Korumazsa da cihada devam edeceğiz.

Benim temel kuralım şudur. Kanunlara uyarım. Suç işlemekten korkarım. Ceza almaktan korkmam. Çünkü cezayı ben vermiyorum. Ceza verenler zulmederlerse Allah izin verdiği için cezalandırıyorlar; ya hatalarım vardır ya da makamı mahmuda yüceltecektir. Her ikisi için hamd ederim. Hatta bazen kanunları yanlış bulur kesin kanaatim doğarsa kanunlara değil doğru ne ise ona uyarım. Bunu gizli yapmam, saklamam da; sorarlarsa doğrusunu söylerim. Cezamın affını da istemem. Allah için (topluluk için) o cezayı göze alarak işlersiniz. Ceza verirlerse başka bir eksikliğin karşılığı olur. Hiç cezalanmadığımı söyleyebilirim. Allah hep müdafaa etmiştir.

Sizin hayatınızı düşünün, sizde de durum budur. 

عَنِ الَّذِينَ آمَنُوا

GaNı elLaÜIuNa EAvMaNUv (GaNı elLaÜIuNa FaGaLUv)

“İman etmiş olan kimselerden”

Şunu hiç unutmamalısınız. Size bir musibet isabet ederse sizin bir hatanız var, eksiğiniz var, yanlışınız vardır. Onu düzeltmenizi istiyor Allah. Hiçbir zaman kusuru başkasına atmayacaksınız. Kendinizin ne hata ettiğinizi düşüneceksiniz.

Bu sebepledir ki biz bizden olan arkadaşlarımızı eleştiriyoruz.

Rahatsız olanları da bırakıyoruz.

Musibetin ikinci sebebi de şudur. Allah sizi deniyor. Musibetlere direnebiliyorsanız sizi daha yüksek dereceye çıkaracaktır. Direnemiyorsanız, o zaman size dur diyecektir. Emir gelmemişse o işe kalkışmayacaksınız. Ama eğer işe kalkışmış iseniz kararınızdan vazgeçemeyecek ve asla taviz vermeyeceksiniz. Gelecek her türlü musibeti göze alacaksınız. İman etmek bu demektir.

İmanı şöyle tarif ediyoruz: Uğrunda ölmeyi göze alıyorsan ona inanıyorsun demektir, ölümü göze alamıyorsan müslim olabilirsin ama mümin olamazsın.

إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ

EnNa elLAvHa LAvYuXıbBu (EnNa elLAvHa LAvYuFGıLu)

“Allah ihbab etmez”

“Muhabbet etmek” ne demektir? İnsanın içinde ona karşı bir zafiyet doğar. Kötülük yapsa da onu atamaz, ondan vazgeçemez. Allah’ın böyle bir zafiyeti yoktur. Layık olanları sever. Ama layık olmayanlara da acımaz.

حَبّ tane demektir. Su kaynarken çıkan hava taneciklerine de حَبّ denir. ‘İçim kaynadı’ deriz, ‘kanım kaynadı’ deriz. “Muhabbet” kelimesi insandaki bu duyguyu ifade eder. İnsandaki melekelerin ölçülmesi söz konusudur. İki kişi arasında ne tür melekeler doğar; kızmak, sevmek, özlemek gibi melekeler vardır. Bu duyguların hepsi vücutta özel salgılar salar. Bunları ölçmek suretiyle duyguları da ilmileştirebiliriz. Henüz bu alanda çok başlardayız. Bilgisayarların gelişmesi sayesinde bütün bunlar ölçülecektir.

Adil Düzen çalışanlarının ilk işi bir yazılım merkezi kurmaktır. İlk hedefiniz Kitabin Mesturin merkezini kurmak olmalıdır.

On bin ortaklı ar-ge merkezinin yapacağı ilk iş yazılım merkezini kurmak olmalıdır. Bu merkezleri kurmak için büyük bir ortaklık inşaatının kurulması gerekmektedir. Bunun için de bir doğrama atölyesine gerek vardır.

İzmir’de inşaata başlamadan önce doğrama atölyesini kurduk, arsayı sonra aldık. Yalova’da da şimdi bunu yaptık. Artık inşaata geçecek durumdayız.

كُلَّ خَوَّانٍ

KülLA PavVAvNın (FuGLAFagGAvLın)

“Küllü havvanı”

خَائِنşaşı gözdür. Birisiyle konuşurken seni dinlemeyip gözünü başka tarafa çevirmesi خَوَّانgözdür. İnsanın birine söz verdiği halde sonra başkası ile anlaşıp tersini yapması hıyanettir. Diyelim ki bir avukatla anlaştın, senin hakkını savunacak. Karşı taraf onu satın aldı, o da seni savunacağına hasmı kazandırdı; bu hıyanettir. Bir topluluktan görünüp karşı tarafla işbirliği yapmak hıyanettir. Allah hainleri sevmez.

O halde Türkiye’de yaşıyorsan Türkiye aleyhinde bir başka devlet veya kişilerle anlaşmak hıyanettir. Bizim için karşı tarafa hıyanet yapmalarını istemez ve sevmez.

Bir cemiyet kurun, bir parti kurun; hemen gelip sizinle çalışmaya başlarlar. Başlangıçta kendilerini belli etmemesi için de onu gönderenler rahat bırakır. Sonra bir bakarsınız ki beklemediğiniz gün size ihanet ettiklerini görürsünüz.

Casuslukta bu ihanet gizlidir. Oysa hainlik birden karşı cepheye geçme şeklinde olur. Görüşleri farklı olan kimseler mensup olduğu topluluğu veya partiyi değiştirebilir. Ama bu iki devlet savaşta iken değil barışta iken olur. İki parti hayırda yarışıyorlarsa değiştirebilir. خَوَّان kelimesini ele aldığınızda hainleri Allah sevmez diyor. İmana hıyanet eden demiyor, genel söylüyor. Diğer taraftan da hicreti farz kılıyor.

Medine Anlaşması tarihi hicretten bir yıl sonra olmalıdır. Muhacirler Mekke’den ayrıldılar, bir daha Mekke’ye dönmeyi düşünmediler. Savaşlar hep Medine civarında Mekkelilerin saldırıları ile gerçekleşmiştir. Mekke savaşla alınmamıştır, muhacirler Mekke fethi sonrasında kendi eski evlerini bile onlardan almadılar.

كَفُورٍ (38)

KaFUvRin (FaGUvLin)

“Kefuru”

كَافِر ziraat yapan kimsedir. Tohumları toprağa gömer. Sonra şükretmeyen nankör olan kimseye كَافِرdenmiştir. “Hafretmek/hafriyat” kelimesi ile akrabadır.

Siyasette en önemli husus başkasının mirasına konanlar onları kötüler, onların yaptıklarını kendileri yapmış gibi göstermeye çalışırlar. Bu küfürdür. İlim insanlığın malıdır. Patent hakkı olmadığı gibi telif hakkı da yoktur. Bugün bütün Müslümanlar bilgisayarda haklarını ödemediğimiz programları kullanıyoruz. Bu nankörlük değil midir?

Olay şöyledir. Program yapanlar programı herkes öğrensin isterler. Çünkü bu sayede eleman yetişecek ve işyerleri eleman çalıştıracaklardır. Ama iş yapmasın isterler, bizim tekelimiz kırılsın istemezler. Bunun için bilerek kaçak çalışmasına izin veriyorlar. Üretim yapmadığınız ve ondan para kazanmadığınız takdirde bir şey demiyorlar. Hatta öğrencilere bedava kullandırıyorlar.

Biz de ar-ge çalışmasını yapıyoruz.

Eğer bir programı kullanmış ve ondan para kazanıyorsak hakkını vermemiz gerekmektedir. Program Ortaklığını kuracağız ve yüz civarında programcı çalıştıracağız, inşallah. Bu programları kullanan işletmeler bize program payı vereceklerdir. Biz pazarlık yapıp bu paydan onlara pay vermeliyiz, yoksa biz de kefur oluruz.

 

YORUM

Batıda bir hastalık vardır. Halkı kendisinden olmayan kimselerin mallarını ve buluşlarını kullanmak istemez. Onu kendisine mâl eder ve sanki o bulmuş gibi piyasaya çıkarır. Yunan felsefesi Mezopotamya ve İbrani uygarlıklarının sonucu olduğu halde hala sadece Yunan felsefesi olarak Batıda okunmaktadır. Bugünkü Batı uygarlığı bir İslam uygarlığı olduğu halde, okullarında ve üniversitelerinde Ortaçağa karanlık çağ deyip okutmamaktadırlar. Bize de kendi ilmimizi okutmamak için harf inkılabını yaptırdılar, medreseleri kapattırdılar.

Doğuda da bir hastalık vardır, kendi kavimlerini hakir görürler. Onu okumayı zül sayarlar. Başkalarını büyütürler. Akevler’in ortaya koyduğu Adil Düzen on Nobel mükâfatına değer. Ama Batılılar kendilerinden olmadığı için, Doğulular da kendilerinden olduğu için ele almıyorlar. Aslında bu bize yararlıdır. Onlar bu bilgileri gizli tutarlardı. Biz ise açıklıyoruz. Onlar kabul etmiyor patent hakkımıza saygı gösteriyorlar. Batılılar da Doğulular da yaşasınlar.

Biz ise tebliğ vazifemizi yapıyoruz. Herkese her şeyi anlatıyoruz. Bugün Adil Düzen’in duyulmadığı ülke yoktur. Onlar bunları gizlemekte veya başkalarına yaptırmaktadırlar. Oysa onları biz yapmadık. Sizi de bizi de var eden yaptı. Güneş balçıkla sıvanmaz diye bir atasözümüz var. Aklınızda tutarsanız yarın ağlamazsınız.

Tüm siyasetiniz hainlik ve nankörlük üzerine kurulmuştur ama bu siyasetinizin sonu gelmek üzeredir.

Öz Türkçe ile:

“Allah inananları destekler. Allah örten aldatan hiç kimseyi sevmez.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Allah iman edenleri müdafa’ eder. Allah kefur havvanın küllünü ihbab etmez.”

 

 

EinNa elLAvHa YuDAvFıGu GaNı elLaÜIyNa EAvMaNUv EinNa elLAvHa LAv YuXibBu KulLa PavVAvNın KaFUvRin

إِنَّ اللَّهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ (38)

 

***

 

أُذِنَ

EüÜiNa (FuGıLa)

“İzin verildi”

أُذُن kulak demektir. “Ezan” kulağa duyurmak yani çağırmak demektir. Sonra “izin” bir haberi bekleyen kimsenin kulağına gelen ses anlamından kinaye ruhsat anlamı kazanmıştır.

ء güçü, ذ işaret, ن belirsizliği ifade eder.

“İzin” onun bilgisi dâhilinde demektir. Onun kulağı ile anlamına gelir. Sülaside bablarla masdarlarla değişik manalar kazandığı gibi bablarla da değişik manalar kazanır. Ayrıca harfi cerlerle de değişik manalar alır. Böylece az saydaki köklerden birçok manalar üretilir.

Kur’an’da değişik anlamları ile ءذن kökü kullanılmaktadır. Burada لِharfi ceri getirilmektedir. Onlara izin verildi manasından ziyade onlar için izin verildi denmektedir. Yani örnek olarak günümüzde Türklere Suriye’ye girip oradaki mazlumları kurtarmaya izin verildi anlamındadır.

لِلَّذِينَ يُقَاتَلُونَ

LiLaÜIyNa YuQAvTaLUvNa (Li elLaÜIyNa YuFAvGaLUvNa)

“Onlara kıtal edilenler için”

Kıtal olunanlar için izin verildi.

Neye izin verildi?

Onlara yardım edilmesine izin verildi. Nasıl yardım edileceği hususu ise esseyyieyi en iyi şekliyle def etmekle tespit edilecek. Gaye ve maksat oraya hükmetmek, oraları sömürmek ve sonunda bir bahane bulup işgal etme olmamak şartı ile sadece zulmolunan kimseleri zulümden kurtarmak için gerekeni yapmaya izin verilmiştir.

Bugün Suriye’de birçok devletler vardır. Görünürde hepsi Suriyelilere yardım etmek içindir. Oysa asıl gayeleri orasını karıştırıp kendi ülkelerine yarar sağlamaktır. Yalnız Türk Ordusu Suriye halkını ölmekten kurtarma ve Türkiye’ye bulaşacak pislikleri temizlemek için oradadır.  Allah buna izin vermiştir.

بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا

BiEanNaHuM JuLiMUv (BiEanNaHuM FuGıLUv)

“Çünkü onlar zulmolunmuşlardır”

Buradaki هُمْ zamiri katledilenlere raci olduğu gibi katledenlere de raci olabilir yani izin verilenler de zulme uğramışlardır.

Yani Suriye’dekiler katl olunuyorlar. Oradaki terör Türkiye’ye saldırıyor. Bir de Türkiye mültecilerle doluyor. Bu sebeple izin verilmiştir. Bundan rahatsız olan Türkiye’den başka bir devlet yoktur. Suriye’den Washington’a terör gitmemektedir, iltica eden de yoktur.

Bu ayet başka bir kuralı da ortaya koymaktadır. Birleşmiş Milletler’in askeri gücü yoktur, olmamalıdır. O zaman tekel oluşur ve ulus devletler olmaz, uluslar olmaz. İnsanlığın ayrı ayrı devletler olarak teşkilatlanması için ulus ordularının üstünde ordu yoktur. NATO bunun için meşru değildir. Hakemlerin kararı ile girilmesine izin verilen ülkelere bu ayetin verdiği ruhsat seviyesi ile girerler. İnsanlık Anayasası’nda bunlar anlatılmıştır.

Gönüllü birlikler oluşur. Uluslararası askeri birlik sadece burası için oluşturulur. Birlik kendiliğinden oluşur. Komutanı kendileri seçmiş olurlar. Hakemlerin kararı ile ülkeye girilebilir. Uluslar bu kurallara uymasalar bile biz kurallarımızı ilan edip uygulamalıyız.  Ülkemiz bunu yapmaktadır. Biz ordumuzu bundan dolayı destekliyoruz.

وَإِنَّ اللَّهَ

Va EinNa elLAvHa

“Ve Allah”

Buradaki اللَّهَ kelimesi ile âlemlerin rabbi olan Allah değil de O’nun yeryüzündeki halifesi olan insanlık kastedilmektedir.

Önce hakemler karar alır. Suriye’ye girilmesi meşrudur şeklinde karar alınmış olur. Beşşar Esad eğer kendi halkının güvenliğini sağlayamıyorsa buna izin verilmektedir. O da ordusunu silahlandırıp ülkesinin güvenliğe kavuşmasını sağlamalıdır. Hakemlerin kararı bu sınırları belirler. Hakem kararlarına uymayan kim ise ona karşı savaşılır.

Hakemi seçmeyen yöneticilerin yerine hakemi seçme konusunda çeşitli yöntemler geliştirilebilir. Afrin’e girmeden önce Suriye devleti hakem seçmelidir. Seçmezse, girecek olanın hakemi karşı tarafın da hakemini seçer ve Afrin’e girilir. Afrin halkına hakem seçtirilir. Hakemler temsil yoluyla seçilir. Sonunda tekrar muhakeme edilir. Seçilen hakemin iştiraki ile başhakem seçilir. Haksız girmişse giren ordu tazmin eder.

عَلَى نَصْرِهِمْ

GaLAy NaÖRiHiM (GaLAy FaGLıHıM)

“Onlara nusret etmeye”

Buradaki هُمْ (onlar) mazlum olanlara gittiği gibi o ülkeye giren kuvvetlere de gidebilir. İnsanlık bu yolla yardıma muktedir olur. Güvenliğin sağlaması halinde hakem kararları ile gerekenlere ceza verilir. Hendek savaşında böyle bir uygulama yapıldı.

Burada لِنَصْرِهِمْ yerine عَلَى نَصْرِهِمْ getirilmiştir.

Yardımın yapılması kadar yapılmaması üzerine de karar verilebilir. Yani insanlık icmaları veya hakemler savaşın sınırlarını çizebilir. Savaştan sonra yapılacak uygulamalar da şeriata uygun olmalıdır.

لَقَدِيرٌ (39)

LaQaDIyRun (La FaGIyLun)

“Kadirdir”

Yetkilidir demektir. Yani bu tür işgallerin tespit ve sınırlaması insanlığın yetkileri içindedir. İnsanlık siyası dayanışma ortaklıkları vardır. Ahlaki dayanışma ortaklıkları vardır. İnsanlığın ordusu yoktur ama ulus orduları üzerinde hükmetmeleri vardır. Böylece insanlıkta hakemlerin kararını uygulayacak güç oluşmaktadır.

Biz bu manaları اللَّه kelimesine insanlığı koyarak verdik. Böyle koymak zorunda kaldık. Çünkü kendisinden önce ve kendisinden sonra “Allah” kelimesi âlemlerin rabbi olarak gelmiştir. قَدِيرٌ kelimesinin nekre olması bizim verdiğimiz manaları teyit etmektedir.

Bazen لِ manasına عَلَى gelmiş olur. Orada bir incelik vardır demektir. Ona göre yorumlamamız gerekecektir.

 

YORUM

Haccın arkasından hemen bu ayetlerin gelmesi ilk bakışta ilgisiz görünür. Oysa bu sure devlet üstü bir teşkilatın insanlık hükümlerini anlatmaktadır. Harem ile ilgili hükümlerin arkasından Harem dışı hükümleri de anlatmaktadır.

Üçüncü binyıl uygarlığı gelmeden bunlar uygulanmamıştır. Bugün ise insanlık bunları uygulama durumuna geçmiştir. Adil Düzen’in gelmesi için bilgilerimiz tamamlanmıştır. Biz âlimlerden oluşmuş yüz âlimin çalıştığı bir semti kurmadıkça insanlığı ortaklığa geçiremeyiz. Bu ayetler bize bunları söylemektedir.

Bin Dil Üniversitesi kurup insanlığa bunları anlatmalıyız.

10000 ortaklı ar-ge ortaklığı kadar Bin dil üniversitesi önemlidir. Yüz profesörü bir araya getirdiğimiz zaman Bin Dil Üniversitesi kurma işi kolaylaşır. Üniversite kurmak demek binalar yapmak demek değildir. Üniversite demek orada ders verecek hocalar yetiştirmek demektir. Bin Dil Üniversitesi’ni kurmadan önce yüz lojmanlı bir apartman yapmalıyız. Oraya yüz ilim adamı yerleştirmeliyiz. Onlar Bin Dil Üniversitesi’nin programını hazırlayacaklar. Kur’an Arapçası ile tüm ilimlerin metinleri ve şerhleri yazılmaya başlanmalıdır. Önce bu seviyeye gelen profesörleri yetiştirmeliyiz. Biz yetiştirmeyeceğiz, onlar yetişecekler. Biz onları bir araya getirip çalışma yapmalarına imkân sağlayacağız.

 

Öz Türkçe ile:

“Ezildikleri için savaşılanlara olur verildi ve Allah onlara yardıma güç yetirendir.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Zulm edilmeleri sebebiyle kıtal edilenlere izin verildi ve Allah onlara nusrete kadirdir.”

 

EüÜiNa LiLaÜIyNa YuQAvTaLUvNa BiEanNaHuM JuLiMUv Va EinNa elLAvHa GaLAy NaÖRiHıM LaQaDIyRun

أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَاتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا وَإِنَّ اللَّهَ عَلَى نَصْرِهِمْ لَقَدِيرٌ (39)

 

İstanbul; 30 Mart 2019

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

resatnurierol@gmail.com

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 

 

 


Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
02.04.2019
09:26


1967...1968...1969...AKEVLER 53 YILDIR ÇALIŞIYOR...2017...2018...2019

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1007

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1007. Hafta - 30 MART 2019 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1007. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M  TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI,ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

ÜRETIM YATIRIM DENGESI

***

BEKA VE İTTİFAKLARIN İTTİFAKI

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

94 ruhu ‘Halka Hizmet Hakka Hizmet’ ruhudur

Belediye işi gönül işi mi yoksa Millî Görüş işi mi?

Sayın Cumhur-Başkanına son hatırlatmalar…

Yeni Zelanda; ‘Yeni Adil Dünya Düzeni’ gerekli

Reşat Nuri EROL

 

***

 

HAC SÛRESİ - 9. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ (1) يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلَكِنَّ عَذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ(2) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَرِيدٍ (3) كُتِبَ عَلَيْهِ أَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْدِيهِ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ (4) يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْ وَنُقِرُّ فِي الْأَرْحَامِ مَا نَشَاءُ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفَّى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْئًا وَتَرَى الْأَرْضَ هَامِدَةً فَإِذَا أَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَأَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ (5) ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّهُ يُحْيِي الْمَوْتَى وَأَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (6)وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ (7) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ (8)ثَانِيَ عِطْفِهِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذِيقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَذَابَ الْحَرِيقِ (9) ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ (10) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَى حَرْفٍ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِهِ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلَى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ (11) يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُ ذَلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ (12) يَدْعُو لَمَنْ ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهِ لَبِئْسَ الْمَوْلَى وَلَبِئْسَ الْعَشِيرُ (13) إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ (14) مَنْ كَانَ يَظُنُّ أَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ (15) وَكَذَلِكَ أَنْزَلْنَاهُ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَأَنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يُرِيدُ (16) إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئِينَ وَالنَّصَارَى وَالْمَجُوسَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا إِنَّ اللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ (17) أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَنْ يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ (18) هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُءُوسِهِمُ الْحَمِيمُ (19) يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ (20)وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ (21) كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ (22) إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ (23) وَهُدُوا إِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ وَهُدُوا إِلَى صِرَاطِ الْحَمِيدِ (24) إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذِي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَاءً الْعَاكِفُ فِيهِ وَالْبَادِ وَمَنْ يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ (25) وَإِذْ بَوَّأْنَا لِإِبْرَاهِيمَ مَكَانَ الْبَيْتِ أَنْ لَا تُشْرِكْ بِي شَيْئًا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْقَائِمِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ (26)وَأَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ (27) لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي أَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلَى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ(28) ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتِيقِ (29) ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ الْأَنْعَامُ إِلَّا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ (30) حُنَفَاءَ لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ (31) ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ(32) لَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَا إِلَى الْبَيْتِ الْعَتِييقِ (33) وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتتِينَ (34)الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ (35)

 

***

 

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذَلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (36) لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنْكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ (37) إِنَّ اللَّهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ (38) أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَاتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا وَإِنَّ اللَّهَ عَلَى نَصْرِهِمْ لَقَدِيرٌ (39)

 

***

 

وَالْبُدْنَ

Va eLBuDNa (Va eLFuGLa)

“Ve budne de”

بَدَن canlı cesettir. Beden gövdede başa mukabil olarak kullanılır. بُدْن gövdeli büyükbaş inek ve develer için kullanılır.

ب geçidi, د duvarı çevreyi, ن belirsizliği ifade eder.

أَنَام geviş getiren çift tırnaklı hayvanlardır. Kur’an bunların 8 çift olduğunu söylemektedir. Deveden iki diyor. Tek hörgüçlü, çift hörgüçlü deve vardır. İnekten de iki tür diyor. Manda ve inek olarak anlayabiliriz. Koyun ve keçiden مَعْز diye bahseder. ضَأْنkelimesini ise ben zürafa olarak anlıyorum. Böyle olunca zürafadan da kurban olur demektir.

Hayvanlar ülkelerde yetiştirilecek. Yem ile değil saime mera hayvanı olarak yetiştirilecek. Mekke’ye sürüler halinde gönderilecek. Hayvanlar otlaya otlaya oraya varacak.

O halde Hac Yolları aynı zamanda mera alanı olarak oluşturulacaktır. Böylece yollardaki otlar da hayvanların bedenlerine girecektir. İki şekilde gönderileceklerdir. Biri koyun olarak verilecek, orada kilosu ona yakın koyun olarak alınacaktır. Diğeri ise boynuna kolye takılacak, orada o hayvan ona verilecektir.

Bunlar بُدْن dur. بُدْن hac kurbanıdır. Yalnız orada zibh edilir.

هَدْي ise sıradan kurbandır. Her bucakta bucak sakinleri keser. Yahut ilde ve ülkede de ortaklaşa kesilip harman yapılır.

İlerde hayvanlar ve sağlık üzerinde ilmi araştırmalar ilerledikçe Kur’an’ın bu ayetleri daha iyi anlaşılacaktır. Belki binlerce yıl sonra şimdi burada yazdıklarımıza benzer inkılaplar olacaktır.

...

*






YorumYap

Son Yorumlanan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1019
Müminun Suresi Tefsiri 17-22. Ayetler
22.6.2019 28 Okunma
1 Yorum 23.06.2019 10:22
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1018
Müminun Suresi Tefsiri 12-16. Ayetler
15.6.2019 143 Okunma
1 Yorum 15.06.2019 22:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1016
Hac Suresi Tefsiri 77-78. Ayetler
1.6.2019 178 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1017
Müminun Suresi Tefsiri 1-11. Ayetler
8.6.2019 300 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1015
Hac Suresi Tefsiri 72-76. Ayetler
25.5.2019 250 Okunma
1 Yorum 26.05.2019 02:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1014
Hac Suresi Tefsiri 67-71. Ayetler
18.5.2019 252 Okunma
1 Yorum 20.05.2019 04:46
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1013
Hac Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
11.5.2019 195 Okunma
1 Yorum 13.05.2019 09:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1012
Hac Suresi Tefsiri 58-62. Ayetler
4.5.2019 295 Okunma
1 Yorum 06.05.2019 01:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1011
Hac Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
27.4.2019 268 Okunma
1 Yorum 29.04.2019 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1010
Hac Suresi Tefsiri 49-52. Ayetler
20.4.2019 357 Okunma
1 Yorum 23.04.2019 15:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1009
Hac Suresi Tefsiri 45-48. Ayetler
13.4.2019 321 Okunma
1 Yorum 14.04.2019 06:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1008
Hac Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
6.4.2019 354 Okunma
1 Yorum 08.04.2019 08:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1007
Hac Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
30.3.2019 335 Okunma
1 Yorum 02.04.2019 09:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1006
Hac Suresi Tefsiri 31-35. Ayetler
23.3.2019 410 Okunma
1 Yorum 24.03.2019 11:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 502 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 538 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1003
Hac Suresi Tefsiri 18-22. Ayetler
2.3.2019 447 Okunma
1 Yorum 03.03.2019 08:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1002
Hac Suresi Tefsiri 14-17. Ayetler
23.2.2019 463 Okunma
1 Yorum 25.02.2019 11:40
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1001
Hac Suresi Tefsiri 9-13. Ayetler
16.2.2019 489 Okunma
1 Yorum 17.02.2019 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1000
Hac Suresi Tefsiri 5-8. Ayetler
9.2.2019 519 Okunma
1 Yorum 11.02.2019 07:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 637 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 998
Enbiya Suresi Tefsiri 105-112. Ayetler
26.1.2019 555 Okunma
1 Yorum 29.01.2019 10:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 658 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 997
Enbiya Suresi Tefsiri 101-104. Ayetler
19.1.2019 562 Okunma
1 Yorum 20.01.2019 09:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 995
Enbiya Suresi Tefsiri 89-94. Ayetler
5.1.2019 634 Okunma
1 Yorum 06.01.2019 17:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 994
Enbiya Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
29.12.2018 591 Okunma
1 Yorum 30.12.2018 20:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 722 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 992
Enbiya Suresi Tefsiri 71-75. Ayetler
15.12.2018 645 Okunma
1 Yorum 16.12.2018 08:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 991
Enbiya Suresi Tefsiri 61-70. Ayetler
8.12.2018 642 Okunma
1 Yorum 09.12.2018 18:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 990
Enbiya Suresi Tefsiri 51-59. Ayetler
1.12.2018 674 Okunma
1 Yorum 02.12.2018 12:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 736 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 988
Enbiya Suresi Tefsiri 37-43. Ayetler
17.11.2018 791 Okunma
1 Yorum 18.11.2018 02:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 987
Enbiya Suresi Tefsiri 30-36. Ayetler
10.11.2018 692 Okunma
1 Yorum 11.11.2018 12:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 986
Enbiya Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
3.11.2018 686 Okunma
1 Yorum 04.11.2018 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 985
Enbiya Suresi Tefsiri 14-20. Ayetler
27.10.2018 698 Okunma
1 Yorum 29.10.2018 09:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 984
Enbiya Suresi Tefsiri 7-13. Ayetler
20.10.2018 740 Okunma
1 Yorum 22.10.2018 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 983
Enbiya Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
13.10.2018 779 Okunma
1 Yorum 14.10.2018 15:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 982
Taha Suresi Tefsiri 133-135. Ayetler
6.10.2018 797 Okunma
1 Yorum 07.10.2018 18:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 981
Taha Suresi Tefsiri 128-132. Ayetler
29.9.2018 813 Okunma
1 Yorum 29.09.2018 21:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 980
Taha Suresi Tefsiri 122-127. Ayetler
22.9.2018 801 Okunma
1 Yorum 23.09.2018 12:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 979
Taha Suresi Tefsiri 115-121. Ayetler
15.9.2018 856 Okunma
1 Yorum 16.09.2018 17:34
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 978
Taha Suresi Tefsiri 108-114. Ayetler
8.9.2018 887 Okunma
1 Yorum 10.09.2018 11:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 977
Taha Suresi Tefsiri 100-107. Ayetler
1.9.2018 907 Okunma
1 Yorum 03.09.2018 09:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 976
Taha Suresi Tefsiri 95-99. Ayetler
18.8.2018 1028 Okunma
1 Yorum 19.08.2018 06:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 975
Taha Suresi Tefsiri 89-94. Ayetler
11.8.2018 891 Okunma
1 Yorum 13.08.2018 16:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 974
Taha Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
4.8.2018 996 Okunma
1 Yorum 05.08.2018 12:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 973
Taha Suresi Tefsiri 77-82. Ayetler
28.7.2018 1003 Okunma
1 Yorum 29.07.2018 06:03
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 972
Taha Suresi Tefsiri 72-76. Ayetler
21.7.2018 925 Okunma
1 Yorum 22.07.2018 09:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 971
Taha Suresi Tefsiri 65-71. Ayetler
7.7.2018 1140 Okunma
1 Yorum 08.07.2018 07:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 970
Taha Suresi Tefsiri 59-64. Ayetler
30.6.2018 1023 Okunma
1 Yorum 01.07.2018 14:44